MK ULTRA PROJESİ : ARAŞTIRMACI YAZAR Ali Selman Demirbağ ZİHİN KONTROLÜ PROJESİNİ ANLATIYOR !!


ARAŞTIRMACI YAZAR Ali Selman Demirbağ ZİHİN KONTROLÜ PROJESİNİ ANLATIYOR !!

Ali Selman Demirbağ kimdir, nerelidir, kaç yaşındadır, ne iş yapıyor, uzmanlık alanı nedir? İşte Ali Selman Demirbağ biyografisi:

Google Haberlere Abone ol

14 Mayıs 2020 00:48 Son Güncelleme: 14 Mayıs 2020 00:56

Ali Selman Demirbağ kimdir, nerelidir, kaç yaşındadır, uzmanlık alanı nedir, ne mezunudur? Son dönemlerde televizyon ekranlarında ve bazı dergilerde röportajları yayınlanan Ali Selman Demirbağ, merak edilen isimler arasında yer alıyor. İşte Ali Selman Demirbağ biyografisi:

39 yaşında olan Ali Selman Demirbağ, Kütahya’da dünyaya geldi. Biyomedikal uzmanıdır.

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi’nde biyomedikal cihazlar üzerine eğitim gördü ve yine İzmir’de uzun yıllar biyomedikal cihaz teknikeri olarak çalıştı.

2012 yılı içerisinde (Hakan Yılmaz Çebi ile birlikte) Anatolia Yayınları arasından ilk eseri “BEYNİMDEKİ YABANCI –Kuantum Evreninde Elektromanyetik Beyin Kontrol-”, Profil Yayınları arasından ise bir grub yazarla birlikte hazırladığı “ZİHİN KONTROL OPERASYONLARI” adlı ikinci eseri çıktı.

Ali Selman Demirbağ’ın 15 Kasım 2012 tarihinde Baran Dergisi’ne verdiği bir röportajını sizler için paylaşıyoruz:

– İlk olarak, uzuvların beyin tarafından kontrol edilmesini sağlamakta aracı vazifesi gören sinir sisteminin çalışmasından bahsedelim ki, bundan sonra söyleyeceklerimiz havada kalmasın.

– Bizim vücud sistemimiz elektrikle çalışır. Kalbimizdeki kas hareketleri elektrikî uyarımlarla çalışır, kol kaslarımız elektirikî uyarımlarla çalışır… Beynimiz bu elektrik sinyallerini üretir ve sinir sistemi vasıtasıyla iletir. Bizim hücrelerimiz tıpkı pillerde olduğu gibi kimyevî enerjiyi elektrik enerjisine çevirir. Zihnin çalışması, kan deveranı, uzuvların hareketleri, kasların kontrolü hep bu elektrik sinyalleriyle gerçekleşir. Elektrikle çalışmamız ve elektriğin olduğu her yerde elektromanyetik bir alan olması hasebiyle aynı zamanda da elektromanyetik canlılarızdır. Bu sebeble elektrikle etkileşimimiz söz konusudur, meselâ elektriğe tutulduğumuzda kaslarımızın tamamı kasılır ve kendimizi kurtaramayız. Elektromanyetik alana gelecek olursak, bu da bizim auramızdır, bizim bedenimizin dışına kadar sarkan elektromanyetik alanımız, ezoterik tabirle auramızdır.

– Kirlian fotoğrafçılığında görülen o hâle, değil mi?

Aynen öyle, o hâle bizim elektromanyetik alanımızı ifade eder. Bütün canlı varlıklarda bu şekildedir; kiminde daha az, kiminde daha yüksek. Meselâ bitkilerde yapraklarının etrafında çok dar bir seviyededir, hemen sathında-yüzeyindedir. Çünkü bitkilerde hareket çok azdır… Zihnî ve fiilî hareket arttıkça bu hâle yâni manyetik alan genişlemekte, hareket azaldıkça daralmaktadır. Bu enerji türü, kötü düşünce sahiblerinde negatif, iyi düşünce sahiblerindeyse pozitif ve daha güçlü durumdadır.

– Peki, bu frekanslar ölçülerek insan beynine müdahale edilebilir mi? Edilebilirse hangi teknik kullanılarak nasıl müdahale edilir?

– Bizim her algımızın bir frekansı var, gözümüzün gördüğü ışığı algıladığı bir frekans aralığı var, kulağımızın işittiği bir frekans aralığı var.

– Bu idrak kuvvetlerinin, müşahede ettiklerini beyne iletmelerinin de ayrıca frekansları var değil mi?

– Tabiî, göz, burun, kulak, dil ve derimiz aslında aynı zamanda birer transmitter yâni dönüştürücüdür. Müşahede ettiği imaj, ses, koku, tat ve dokunma duyularını beynin idrak edeceği cinsten elektrik sinyallerine dönüştürür. Ayrıca bizim beş duyu haricinde hissettiğimiz bazı şeyler vardır. Meselâ ardımızdan biri geçse, bir kedi geçse, duymasak da onun oradan geçtiğini hissederiz. Yani idrak kuvvetlerimizle direkt olarak müşahede edemesek de, tıpkı elektromanyetik bir yayınımız olduğu gibi, diğer canlıların elektromanyetik alanlarını da hissederiz. Beşerî sevgi ve aşk gibi hususlar da buna tâbidir. Bunu vücudumuz hormonlar vasıtasıyla kendisi üretir. Daha evvel de bahsettiğimiz üzere, kimyevî enerjilerden üretilen elektrik enerjisinin diğer insanlarla olan etkileşimi uyum ve uyumsuzluk gibi durumların temel kaynağı durumundadır. Aynı zamanda duygu, düşünce yâni ruh hâlimizi belirleyen temel faktör de bu enerjilerdir.

– Yâni bizim beş idrak kuvvetimizin idrak edemediklerini de müşahede ediyor ve buna göre davranıyoruz.

– Aynen bu şekilde ve bu bizlerin metafizik canlılar olduğumuzun da delilidir.

– Göz örneğinden gidecek olursak; göze gelen bir imaj, göz bu imajı beynin idrak edeceği bir sinyale çevirerek beyne iletiyor. Peki bu irtibata müdahale etmek, bu irtibatı manipüle etmek mümkün müdür?

– Müdahale edilebilir. Hattâ en basitinden başlayalım, meselâ gözün aldanması… Perspektif farkları sebebiyle aynı buudtaki cisimlerin buudlarının farklı gibi idrak edilmesi… Bundan başka gözün çevirerek beyne ilettiği sinyalin frekansını yakalayıp, o sinyalde frekans gönderdiğinizde beyin bunu direkt olarak bir görüntü olarak algılar ve bu frekansı beynin arka kısmında bulanan karanlık odada imaja çevirerek, kendisi için hakikat hâline getirir. Bu bahsettiğimiz manipülasyon aynı şekilde kulak, burun, dil ve deri için de geçerlidir. Görüntü, ses, tad, koku ve dokunma hissi oluşturup bu yöntemle beyne iletebilirsiniz. Beyne ilettiğiniz gibi aynı zamanda beyinden uzuvlara giden sinyallerin frekanslarını taklid ederek uzuvları da manipüle edebilirsiniz; dilediğiniz hareketleri yaptırtabilir, solunum, dolaşım ve boşaltımı düzenleyebilir, hormonları kontrol edebilirsiniz. Beynin sinyallerini taklid edebilir ve bunu hedefe iletebilirseniz, tüm bunları pekâlâ yapabilirsiniz.

– Telegram ile alâkalı olarak Salih Mirzabeyoğlu’nun “Ölüm Odası B-Yedi” adlı eserinde anlattıklarına bakacak olursak, karşılıklı diyalog, müdahale ve manipülasyonlar son derece ânlık olarak cereyan ediyor. Telegramcıların bir monitör ve klavye başında bu işi yapmadıkları aşikâr. Peki ne kullanıyorlar? Meselâ oyunlar için beyin aktivitelerini okuyan, problarla bezeli, tıpkı Roma İmparatorlarının başlarına taktıkları zeytin dallarının şeklini andıran cihazlar var, Telegram’da bunlar mı kullanılmaktadır? Yâni acaba cihaz, iki zihin arasında köprü vazifesinde midir?

– Şimdi Telegram gibi bir sürecin öncelikle başlangıcına bakmak lâzım. Başlangıcında hipnoz ve bu hipnozla beraber şartlandırma yapılması gerekmektedir. Bunun için de o kişiyi ya kaçırmak, yahud esaret altında tutmak gerekir.

– Kıstırılmış olması gerekiyor yani.

Evet, kıstırılmış olması gerekiyor. Telegram zaten bilindiği üzere ferdî bir zihin kontrol tekniğidir. Telegram’ın başlangıcında kontrol edilecek olan beynin hazırlanması süreci vardır. Sürekli bir video izlettirilerek, fasılalar hâlinde göz önünde flaş çakılarak, ısrarlı telkinlerle bu hazırlık yapılabilir.

– Yahud şok veyahut şiddetli bir travma üzerine de yapılabilir mi?

– Zaten bu yöntemlerle yapılmak istenen de bir nev’i travma… Travma şuuraltını savunmasız bir şekilde ortaya çıkartır. Bu esnada yapılacak telkinlerle beyin hazırlanır. Ferdî planda hadise böyle iken umumî planda da meselâ subliminal yâni şuuraltı mesajlar vasıtasıyla birçok şey insanlara kanıksatılıyor. Telegram’daysa bu uygulama ferdî olarak ve çok daha şiddetli bir şekilde yapılır ve bu sayede beyin Telegram’a açılmış hâle gelir.

– Her insanının tıpkı parmak izi gibi kendisine has bir beyin frekansı olduğunu söyleyebilir miyiz?

– Aslında bu frekanslar çok dar bir aralıkta çalışıyor olmalarına rağmen her insanda farklılık arz etmektedir. Bu frekansları belirleyen temel faktörleri sayacak olursak; DNA yapısı, çevre faktörleri ve kültür olarak ifade edebiliriz. Kültür, binlerce yıllık birikimin DNA’ya işlenmesidir aynı zamanda.

– Az önce söylemiş olduğunuz bir husus vardı, iki kişinin frekanslarının birbirini tutması, aynı kültürden insanların birbirlerine daha yakın hissetmeleri de bu sebeble midir?

– Aynı kültürden gelen insanların elektromanyetik alanları benzerlik gösterir. Hattâ kültür beynin kürelerinden hangisinin daha fazla çalışacağında bile belirleyici sebebtir. Mesele biz Türklerde beynin sağ yarım küresi daha fazla çalışır; daha hislidir, merhametlidir. Sol yarım küreyse daha akılcıdır. Bu daha çok Batılılarda görülür.

– Telegram yönteminde kullanılan tekniği biraz daha açacak olursak, bu cihazın menzili nedir, ne kullanılır, hangi cihazlar vasıtasıyla bu iş yapılır?

– Bu cihazın ilk olarak beyni taraması için aynı bina içinde veyahud hemen yakınında olması şartı vardır. Başlangıçta kıstırılmış hedefin beyni inanılmaz bir sinyal bombardımanına tutulur, beyin sun’i sinyalleri bu sâyede kanıksar. Bu şekilde düzenlenen beyin artık ne zaman frekanslar vasıtasıyla tetiklense, erişime açık hâle gelir.

– Bu bir görüntü, ses, koku, tad olabilir, aynı şekilde karşı taraftan da alınabilir…

– Her şey olabilir; duygu, düşünce ve fikir de olabilir, birden deride yanma hissi de olabilir, bunu sinyallerle iletilen telkinleri vasıtasıyla beyin oluşturur. Ama o sinyali yakalamanız ve beyni hazırlamanız buradaki en önemli kriterlerdir.

– Salih Mirzabeyoğlu’na uygulanan Telegram, cezaevinde başlıyor, mahkemede, hastahânede, yolda devam ediyor. Diğer kişilerdeki benzer Telegram uygulamalarına bakacak olursak uluslararası seyahatlerde bile devam ettiğini görüyoruz. Bu işin menzili ne kadardır?

– İlk olarak beynin hazırlanması hususunda yakında olmak şart, bu hazırlıktan sonra nerede olunursa olunsun, menzil diye bir durum yok.

Bugün meselâ diğer bir çalışmadan bahsedelim. Bu tekniği ferdî olmaktan çıkarıp umumî hâle getirmeleriyle alâkalı yaptıkları çalışmalara da bakalım. Bugün Amerika bütün dünyaya tek bir kültür empoze etmeye çalışıyor. Bir ortak kültür meydana getirebilirse, gerek subliminal yâni şuuraltı mesajlar, gerekse telkinle daha tesirli olmayı amaçlıyor. Mesela “oh my god” ifadesi; Hollywood sineması vasıtasıyla bütün bir dünyaya empoze edilmeye çalışılıyor. Bu ifadenin bir Çinli, Hindli, İngiliz ve Amerikalı tarafından aynı hâdiseye karşı telaffuz edilmesi hâlinde, bütün bu beyinlerde aynı bölgedeki aynı nöron, aynı şekilde ateşleniyor.

Bunu yalnız sinema vasıtasıyla da değil, gıdalarla da yapıyorlar. Organlarımızın frekansları arasındaki farklılıkları en aza indirmeyi plânlıyorlar ki, yapılacak telkinlere açık hâle global olarak gelinebilsin.

– Başta saymış olduğunuz DNA ve kültür gibi faktörleri de globalleştiriyorlar.

– Benzeştirme hâdisesi, artık zaten birbirimize benzemiş vaziyetteyiz. Dış görüntüden ziyâde tepkilerimiz de benzeşmeye başladı. Beyinlerimizin çalışmalarının benzeşmesi isteniyor ki frekans aralığı daralsın. Frekans aralığı daralırsa yollayacağınız frekansın aralığı daralır. Hatta bazı frekansları teke indirebilirlerse umumî mânâda işleri daha da kolaylaşacak.

– O zaman subliminalden ve telkinden tasarruf etmiş olacaklar.

– Telegram’a dönecek olursak, bahsettiğimiz gibi düzenlenmiş bir beyne yakın mesafeden gönderilen tetikleyici sinyalle beyin sizin ileteceğiniz sinyalleri hakikat gibi kabullenmeye hazır hâle geliyor. Şimdi sizin benim sesimi işitmemeniz mümkün mü? Ancak sağır olmanız gerekir. Bu cihaz marifeti de böyle, tetiklenmesi ânından itibaren beynin gelen sinyalleri tanımaması mümkün değil…

– Telegram’da hattâ sağır olsa bile ses işitebilir değil mi?

– Aynen öyle, çünkü Telegram sinyalleri işitme organlarını değil, beynin ilgili alıcı mahâllini hedef alarak yayın yapar. Hatta bugün tıbbî bakımdan çalışmalar da var. Kulağı hiç duymayanlar için yapılmış bir cihaz vasıtasıyla algılanan sesler beyne iletiliyor. Bu kulağı az işitenlerin kullandıkları cihazlarla karıştırılmasın, hiç işitmeyen biri için, bant genişliğinde yapıştırılan bir cihaz bu… Aynı zamanda körler için de çeşitli cihazlar yapıldı, kamera görüntüsü yine bu teknikle beyne aktarılıyor ve görme organı olan göze sahib olmayan kimselerde bile görme kuvvesi çalıştırılabiliyor.

– Telegram işkencesinin birisine yapıldığı ve bu yayının nereden yaptığı isbat ve tesbit edilebilir mi?

– Telegram’ın isbat edilmesi için öncelikle bu çalışmayı yapan kişilerin bu teknikten haberdar olması gerekir. Bizim psikologlar veyahut psikiyatrlar inceleyecek olurlarsa Telegram’ın hedeflendiği kişiye “deli”, “şizofren” teşhisi koyacaklardır. Çünkü Telegram’ın hedefinde olan kişi diğerlerinin farkında olmadığı birisiyle konuşuyor, işitilmeyen sesler işitiyor, birileriyle tartışıyor vesaire. Bu teknolojiyi bilen birisi içinse, bir frekans ölçme cihazı gerekiyor ama insan beyninin çalışma frekanslarında ölçüm yapacak şekilde tasarlanmış bir ölçüm cihazı. Etrafımızda şu ânda bir çok frekans var; televizyon, radyo, wireless, gps sinyalleri vesaire. Bunun haricinde bir de otomobillerin çalışmasından kaynaklanan titreşimler, elektronik cihazların yaydığı sinyaller… Televizyon yayınını alıcı bir anten ve alıcı yaptığınızda bu kargaşa içerisinden yalnız televizyon yayınlarını alırsınız. Telegram’ın yayınını ölçebilecek kapasitedeki frekans ölçer yaptığınızda da bu yayını tesbit edersiniz.

– Peki Telegram yayınının hedefe ulaşmasına nasıl mâni olunabilir?

– Buna mâni olmak günümüz teknolojisiyle mümkün. Biz bunu zaten yapabiliyoruz. Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, özel kamu kuruluşları ve Genelkurmay binası etrafına yerleştirilmiş olan jammer cihazları vardır. Jammer cihazları sinyal kesici cihazlar.

– Umumî olarak bilinen cep telefonu sinyalleri haricinde de sinyal kesici olarak kullanılabilir, değil mi?

– Aynen öyle, bütün sinyaller için geçerli olabilir, çalışma aralığı farklılaştırılarak radyo sinyalleri de, cep telefonu sinyalleri de, ELF dediğimiz beyin sinyalleri aralığında çalıştırılarak Telegram sinyalleri de kesilebilir. Ayrıca Telegram’a benzer sinyaller için illâ ayrıca bir verici kullanılmasına da gerek yoktur. Genel olarak radyo dalgaları olarak ifade ettiğimiz tüm sinyallere bu kodlanabilir. Ayrıca meselâ radyo dalgalarıyla beraber yayınlanacak ELF frekans bandındaki Telegram sinyali içinden radyo cihazı yalnız radyo dalgalarını algılar, kişi Telegram dalgalarını algılar. Bu şekilde de kullanılabilir…

Sinyalin kaynağı yapılacak ölçümlerle rahatlıkla tesbit edilebilir. Bugün bu teknoloji mevcud…

– Rusya’da yapılmış bir deneyden bahsetmek istiyorum menzil ve mesafeyle alâkalı olarak, telepati yapabilen iki kişinin 2500 km’den ânlık olarak irtibat kurduklarına dair kayıtlar var.

– İnsan beyninin çalışmasındaki ELF dalgalarının boyları çok uzundur. Düşük güçte yapılacak bir yayın bile 3500-4000 km yarı çapında etkili olacaktır. İnsan beyninin 40 watt ile çalıştığını ve kayıtlarda 2500 km mesafede telepati yapıldığını düşünecek olursak 500 wattlık bir cihaz vasıtasıyla menzilin ne kadar olabileceğini düşününüz… Bizim beyin sinyallerimiz sadece dünyada değil, uzayda da yayılıyor aynı zamanda. Bugün bir proje var, bu projeye göre bu sinyalleri yakalayabilir ve okursak, geçmişte yaşanmış hâdiselerin hepsi açıklığa kavuşturulabilir. Konuşmalarla alâkalı bir çalışma vardı zaten, ses sinyalleri gök kubbeden dışarı çıkamıyor ama beyin dalgaları ELF dalgaları olması sebebiyle çıkabiliyor. Bu beyin dalgalarının uzayda hareketinin göktaşlarının periyodik olarak dünya etrafından geçişleri gibi dünya etrafından geçtiği düşünülüyor ve bunların yakalanması ve okunmasına çalışılıyor.

– Son olarak şunu sormak istiyoruz, birçok akademisyen Telegram teknolojisinden haberdarken, niçin bu konuda tek kelime etmiyorlar?

– Bunun iki sebebi var; birincisi, akademik kariyerlerinin muhafazası, “bizi hiçbir üniversite kabul etmez” diyorlar. İkincisi de dalga geçilmekten korkuyorlar. Kısaca, el âlem ne der korkusu. Ancak kapalı kapılar ardında bu konuyla alâkalı son derece bilgililer. Bir televizyon programından önce konuşuyoruz meselâ, onlar kendileri anlatıyorlar, iş ekrana gelince… Dünyevî kaygılar insanı bu hâle getiriyor.

MK ULTRA PROJESİ : ZİHİN KONTROLÜ PROJESİ ABD’Lİ MAĞDURLARININ 2. GELENEKSEL MK ULTRA PROJESİ PROTESTOSU ETKİNLİĞİ (OREGON – ABD) /// İNGİLİZCE


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=9ASw6ZnBXH4&feature=youtu.be&fbclid=IwAR1uSM0Q9CXl1336Vm4UhlTvyLf2OL8S_ho4aCI7onBtEPa_rIQfHPK2B_o

MK ULTRA PROJESİ : CIA’nın zihin kontrol deneylerini gerçekleştirdiği üssü Fort Detrick’in gizli tarihi


CIA’nın zihin kontrol deneylerini gerçekleştirdiği üssü Fort Detrick’in gizli tarihi

ABD hükümetinin 1950’li ve 1960’lı yıllarda karanlık deneylerinin merkezi, günümüzde modern bir laboratuvar olarak kullanılıyor.

New York Times’ın 1996’da İstanbul’da açılan bürosunun ilk şefi olan ünlü gazeteci Stephen Kinzer, 10 Eylül’de yayımlanan yeni kitabının öne çıkan olaylarını Politico için kaleme aldı. Kinzer, CIA’in biyolojik ve kimyasal silahlar üzerinde uzmanlaşmak amacıyla kurduğu en önemli laboratuvarlardan birinin kısa tarihini değerlendirdi.

Kentucky’de bir hapishane doktoru 1954’te 7 siyahi mahkuma 77 gün boyunca “ikili, üçlü ve dörtlü” dozlarda LSD verdi ve kurbanlara ne olduğunu kimse öğrenemedi. Mahkumlar CIA’in zihin kontrol yöntemleri geliştirmek için kurduğu hayli gizli programın parçası olduklarını bilmeden ölmüş olabilir. Program karanlık ve az bilinen bir geçmişi olan ordu üssü Fort Detrick’te kurulmuştu.

Banliyönün genişlemesi Washington’ın Frederick ilçesinin Maryland kasabasına 80 kilometre uzaklıkta bulunan Fort Detrick’i içine çekse de 76 sene önce ordu, Detrick’i mikrop savaşını başlatmak için bir dizi gizli plan geliştireceği mekan olarak seçmişti. Günümüzde Detrick, ordunun hala biyolojik araştırmaları için kullandığı temel üs ve 13 bin dönüm içinde yaklaşık 600 yapıyı barındırıyor. Detrick uzun yıllar CIA’in gizli kimyasal ve zihin kontrol imparatorluğunun merkeziydi.

Independent’ın haberine göre, Detrick günümüzde zehir ve panzehirlerin araştırıldığı, ekin mantarından Ebolaya tüm salgın hastalıklara karşı savunmanın geliştirildiği dünyanın en modern laboratuvarınlardan biri. Onlarca yıl boyunca üste gerçekleştirilenlerin çoğu gizli tutulsa da Detrick’i ana üs olarak kullanan CIA’in zihin kontrol programı MK-ULTRA’nın direktörleri kayıtlarının çoğunu 1973’te imha etti. Programın sırlarının bir kısmı daha sonra gizliliği kaldırılmış belgelerle, görüşmelerle ve kongre soruşturmalarıyla ortaya çıkmış ve Detrick’in MK-ULTRA programındaki merkezi rolünü ve yabancı liderleri öldürme niyetiyle farklı zehirler ürettiğini ortaya koymuştu.

Japon güçlerinin 1942’de Çin’de mikrop savaşı başlattığına dair haberlerle ABD Ordusu biyolojik silahlar geliştirmek için gizli bir program oluşturmaya karar verdi. Ordu, Wisconsin Üniversitesi’nde biyokimyacı Ira Baldwin’i programın başına getirdi ve ondan yeni bir biyo-araştırma kompleksi kurmasını istedi. Baldwin, Catoctin Dağı’nın eteğinde bulunan terk edilmiş üssü seçti ve burası Ordu’nun biyolojik savaş laboratuvarlarının karargahı olarak düzenlendi.

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Detrick’in önemi azaldı ve bunun nedeni basitti: ABD artık nükleer silahlara sahipti ve biyolojik silah geliştirmek eskisi kadar acil görünmüyordu. Fakat Soğuk Savaş’ın başlamasıyla dünyanın farklı uçlarındaki görünüşte birbiriyle ilgisiz iki gelişme yeni kurulan CIA’yi afallattı ve Detrick’e yeni bir görev yükledi.

Bu gelişmelerden ilki 1949’da Macaristan’daki Katolik Piskoposluk Kilisesi’nin Kardinali Joseph Mindszenty’nin ihanetle yargılandığı davaydı. Davada kardinal monoton bir biçimde konuşarak açıkça işlemediği suçları itiraf etmişti. Ardından Kore Savaşı sonlandı ve pek çok Amerikan mahkumunun ABD’yi eleştirdiği ve savaş suçları işlendiğini itiraf ettiği ortaya çıktı. CIA her iki duruma da aynı yanıtla karşılık verdi: beyin yıkama. CIA, komünistlerin insan beynini kontrol eden bir ilaç veya teknik geliştirmiş olduğu sonucuna vardı.

Ordu 1949’un yazında Detrick’te küçük ve çok gizli bir ekip kurarak, ekibe askeri kullanıma yönelik zehirli bakteri üretme görevi verdi. 1951’de zihin kontrolünün anahtarı olan sistematik bir araştırmayı tasarlaması ve denetlemesi için Sidney Gottlieb isimli bir kimyageri işe aldı. Gottlieb genellikle elektroşok ya da duygusal mahrumiyet gibi işkencelerle birlikte şaşırtıcı çeşitlilikteki ilaç kombinasyonlarını test etti. Gottlieb’in hastanelerdeki ve hapishanelerdeki kurbanları neye maruz kaldıklarının farkında değildi. Kurbanların bir kısmı Avrupa ve Doğu Asya’daki gizli gözaltı kamplarındaki mahkumlardı.

Laboratuvarın 1956’da yeniden adlandırılmasının ardından Gottlieb, Küba lideri Fidel Castro’yu ve Kongolu lider Patrice Lumumba’yı öldürme niyetiyle zehirler geliştirdi. 1959’un ortasına 1960’ların ortasına kadar Fort Detrick’e yönelik gerçekleştirilen protestolarda göstericiler, “Hiçbir ‘savunmanın’ rasyonelleştirmesi kitle imha ve hastalık kötülüğünü haklı gösteremez” diye açıklama yaptı. 1970’te Başkan Richard Nixon tüm hükümet kurumlarına biyolojik zehir arzlarını imha etmesini emretti. Gottlieb tereddüt etse de orduda çalışan bilim insanları bu emre riayet etti. Gottlieb yıllarca üzerinde çalıştığı kimyasalları yok etmek istemese de CIA Direktörü Richard Helms’le görüştükten sonra başka bir şansının olmadığına ikna oldu.

Sidney Gottlieb, 20. yüzyılın tanınmayan en güçlü Amerikalılarından biriydi. Gottlieb’in vazgeçilmez laboratuvarı Detrick hala anlatılmamış zalim hikayeler barındırıyor

MK ULTRA PROJESİ : AMERİKALI BİR ZİHİN KONTROLÜ KURBANI MR. BOB DUNKLE’IN DENEYİMLERİ


Bob Dunkle dunl254 8 yıldan beri, elektro manyetik saldırılara maruz kalan amerikalı bir kurban ve bu saldırılara hedef olma ile ilgili deneyimlerini şöyle anlatıyor.

Elektro manyetik saldırıların etki alanını tam olarak tanımlamak gerekir. Eğer biz bunu yapabilirsek, etkilerin doğasını tanımlayabilen ortak bir terminoloji geliştirebiliriz. Deneyimlerimizden edinilen bilgiler, saldırı etkilerine karşı, başarılı savunma mekanizmaları geliştirmekte bize yardımcı olacaktır. Benim şahsen yaşadığım etkilerin bir listesi buradadır. Liste tam değildir. Ancak isterseniz siz de kendi deneyimlerinizi ekleyebilir ve bu olguları tartışabilirsiniz. Tartışmalarımız bizi daha başarılı kanıtlar bulmaya götürecektir.

1) Kafatası içinde sesler duyma deneyimlerim. Karmaşık diyaloglar halinde çoğunlukla iki üç sözcük halinde oluşuyor. Kadın ve erkek seslsri olabiliyor ve dijital bir tonda duyuluyor. Gülme, ağlama veya çığlık sesleri şeklinde de gelebilmektedir. Bazen benim sol kulağımdan dışarı taşarcasına uğulduyor.

2) Doğal titreşimler hissetme deneyimlerim. Bu meydana geldiği zaman, ayaklarımın altından zemine doğru bir titreşim yayıldığı hissi yaşıyorum. Yürümeye başladığımda titreşimler daha da yoğunlaşıyor. Düşecekmiş gibi oluyorum. Titreşim dalgaları 3-10 hertz arasındadır.

3) Birileri tarafından izlenme hissi deneyimlerim. Saldırganların sürekli benimle birlikte oldukları duygusu yaşıyorum.

Onlar benim gözlerimin gördüğü her şeyi monitörlerinde görebilmekte ve benim kulaklarımın duyduğu her şeyi dinleyebilmektedir. Bana yaşattıkları etkiler ve yanıtlardan benim düşüncelerimi okuyabildiklerini hissediyorum. Onlar zihnimde başka düşüncelerin oluşmasını da sağlayabilirler. Benim yaşadığım öfke, üzüntü, kızgınlık gibi duygularımı fark edebiliyorlar ve hiçbir ortam, onların denetimini zayıflatamıyor. Onların beni doğrudan izleyebildiği ve fizyolojik sinyallerimi doğrudan idare edebildiği hissi yaşıyorum.

Onlar benim çevremde meydana gelen tüm olayları izleyebiliyorlar.

4) Özel efektli sesler duyma deneyimlerim. Bu sesler kendi içimden veya dışarıdan geliyor gibi olabiliyor. Daha ilginci, bende oluşan veya çevreden kaynaklanan bir sesi kopyalayabilirler. Duyduğum seslerin belirli bir başlangıcı ve sonu var ve saniyeler içinde oluşup bitmektedir. Tasarlanan seslerin şu formları vardır. Doğrudan beyne iletilebilmekte, dışarıdan yönlendirilebilmektedir. Bunlar bir ses kasetine kaydedilmiş dijital tonda sesler de olabilir.

5) Kullandığım cihazlarla ilgili deneyimlerim. Bu saldırılar esnasında, kullandığım bilgisayarlar, ev telefonum, teyp kasetlerim gibi cihazlarımda bozulmalar yaşamaktayım Yine apartman dairemde güç kaynaklarında bir takım sorunlarla karşılaşıyorum.

6) Vücudumda yaşadığım etkilerle ilgili deneyimlerim. Saldırılar sırasında, vücut boşluğundan yayılan bir elektriklenme ile çarpıldığımı hissederim. Bunun şiddeti 1-30 hertz arasında olabilir. Bu çarpılmalar başımda, boynumda ve kollarımda titremeler yaratır. Bu çarpılmalar vücudumun farklı bölümlerinde eş zamanlı veya ayrı ayrı olabilir. Bazen bir fiske vurma veya dokunma şeklinde de oluşabilir.

7) Gözlerimde nesnelerin hareketi ile ilgili deneyimlerim. Bu esnada, gözlerimi kapadığımda hatta açık iken hareket eden nesneler veya uçuşan noktalar görürüm.

8) Ev ve cep telefonuma garip ve bir anlam ifade etmeyen mesajlar veya çağrılar gelmekte ve bunlar tamamen moral bozmak amacıyla yapılmaktadır.

9) Vücudumda, özellikle kol ve bacaklarımda istemsiz refleks hareketler ve kas krampları yaşama ile ilgili deneyimlerim.

10) Yorgunluk, bulantı, kusma ve baş ağrıları gibi biyolojik etkiler yaşama . Deneyimlerim. Yemek yeme, kitap okuma gibi rutin işlerde dahi yorulurum. Gece uykularım 3-4 saatlik düzensiz uykulardır.

11) Onlar tüm vücut kaslarımı hatta ağız ve dudaklarımı hareket ettirebilmekte nefes alma gibi tüm iç organlarımı etkileyebilmekte, olağan dışı ses efektleri yaratabilmektedir.

AMERİKALI KURBAN, KENDİNE YAPILAN SALDIRILARI BU ŞEKİLDE İFADE ETMEKTEDİR. TERCÜME EKSİKLERİNE KARŞI, YAZININ İNGİLİZCE METNİ AŞAĞIYA ÇIKARILMIŞTIR. ZİHİN KONTROLÜ MAĞDURLARININ DİĞER İLGİNÇ MESAJLARINI AŞAĞIDAKİ VEB ADRESLERİNDE BULABİLİRSİNİZ.

LİNK : http://groups.yahoo.com/group/mcforums/

LİNK : http://tech.groups.yahoo.com/group/mindcontrolresearchforum/