SAVAŞLAR DOSYASI /// Kıvanç TERZİOĞLU : Türkiye ile Yunanistan savaşırsa


Kıvanç TERZİOĞLU : Türkiye ile Yunanistan savaşırsa

Mısır’la yaptığı (MEB) Münhasır Bölge Antlaşmasıyla, Türkiye’nin Libya’yla imzaladığı “Deniz Yetki Alanları” anlaşmasını yok sayan Yunanistan; Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri gibi müslüman ülkelerin yanında siyonist İsrail ile Hristiyan Fransa ve diğer AB ülkelerinin desteğini alarak ülkemizi karasularına hapsetmeye çalışmakta ve Türkiye’nin bölgedeki egemenlik haklarını ihlal etmektedir. Batının şımarık çocuğu Yunanistan’ın uzun zamandan beri Ege’de, antlaşmalarla askersizleştirilmiş adaları silahlandırmak ve Ege’de aidiyeti anlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve Kayalıkları işgal ederek fiili bir durum yaratmak suretiyle, Türkiye’nin güvenliğine ve ekonomik çıkarlarına zarar verme politikası izlemektedir. Tarihte Türklerle girdiği her savaşı kaybettiği için “yenik pehlivan güreşe doymaz misali şimdi de haklıymış gibi, arkasına aldığı destekle gerilimi tırmandırmaktadır. Malesef bu komşumuz, antlaşmalarla teminat altına alınmış taahhütlerini, yükümlülüklerini, mecburiyetlerini ihlal etmeyi alışkanlık haline getirmiştir. Askeri açıdan baktığımızda, Muhtemel bir savaşın akıbeti daha ziyade Deniz ve Hava Kuvvetleri tarafından belirlenecektir. Bu konuda Türkiye avantajlıdır. Yunan ordusunun Türkiye ile savaşarak adaları savunması, Batı Trakya’yı elde tutması ve harbi kazanması mümkün değildir. Belki kendilerince çılgın harekat planları yaparak Türkiye’ye zarar vermeyi hayal ediyor olabilirlerse de uygulamada çok ağır bir bedel ödeyebiliriler. Savaş tecrübesi bulunmayan, ülkemizi hedef alarak yapılanan Yunan Kara Kuvvetleri’nin ekipmanlarını, araçlarını nicelik ve nitelik üzerine değerlendirecek olursak, bakmayın siz onların yüksek perdeden tehditler savurmasına… 2020 yılı askeri güç sıralamasını yayımlayan “Global Fire Power’a” göre Askeri personel sayısı, her yıl askerlik çağı gelen genç nüfus, mevcut silah gücüne göre Türkiye ve Yunanistan’ın askeri güçleri karşılaştırıldığında Yunanistan açısından durum endişe yaratıyor. Türkiye’nin askeri bütçesi, silah sistemleri Yunanistan’a göre daha üstün. Ayrıca tarih boyunca görüldüğü gibi Türk milletinin vatan ve millet sevgisi, askerlik ve fedakarlık anlayışı, yıllardır süren askeri operasyon tecrübesi sebebiyle savaş azim ve iradesi çok yüksek. Yunanistan’a göre kat kat fazla olan genç nüfusu, savaş döneminde personel ihtiyacı yaratmayacak büyüklükte. Yunanistan her nekadar askerlerinin eğitimini Türk Düşmanlığıyla beslese de namlu karşısında evdeki hesap çarşıya uymuyor. Bizden söylemesi, gerisi onların bileceği bir şey…. Yunan Kara Kuvvetleri özellikle Leopard 2A6 HEL tankları ve ileride tedarik edebileceği 2A7+ tankları ile öne çıkmakla beraber, ateş desteği konusunda hem nicelik hem nitelik olarak oldukça iyi kundağı motorlu topa sahiptir.

ATACMS Block1 füzeleri piyadenin ihtiyaç duyduğu ateş desteği konusunda ellerini güçlü kılmaktadır. AH-64 Apache helikopterleri ortada Longbow radarı da olduğundan sayı olarak az olsalar da hava üstünlüğünün sahip olunduğu senaryolarda büyük bir etki yaratabilir.Düşman taarruz helikopterlerine karşı Longbow radarının varlığı karşı tarafı strateji değiştirmeye itebilir. Buraya kadar her şey oldukça iyi iken ZMA ve ZPT konusunda çok kötü durumdalar. Yüksek deliş kapasitesine sahip ATGM’lere sahip olan Yunanistan, bu silahları zorlu arazide varlık gösteremeyecek araçlara monte ederek ATGM’lerden beklenilen verimi elde etmekten çok uzaktır. Ekipman nezlinde en büyük zaafı lojistik ve tankların ihtiyaç duyacağı yakın ateş desteği üzerinedir. En güçlü olduğu alan ise ana muharebe tankları ve AH-64D’lerdir. ABD merkezli Global Fire Power (GFP) 2020 raporuna göre Türk Donanması Akdenize kıyısı bulunan donamalar arasında “MISIR, İTALYA, CEZAYİR ve FRANSA’nın ardından 5.nci sırada yer alıyor. Yunanistan oldukça geride kalıyor… Denizaltılarımız ve su üstü gemilerimiz milgem projesi sayesinde Yunanistan’dan daha üstün. Yunanistan’ın elinde Rus S-300 füze sistemleri bulunurken, Türkiye S-400’leri aldı. Türk Ordusunun envanterine giren yerli üretim İHA ve SiHA’lar avantaj sağladı. Türkiye elindeki ana açık deniz gemilerinde , deniz devriye uçaklarında, hava savunması kabiliyetlerinde (Gabya sınıfı gemilerden dolayı), taktiksel durum hakkındaki iletişim ve bilgilendirme (elektronik harp aracı CN-235EW, insansız hava araçları ANKA-S, ultra modern AWACS tipi MESA ve yer radarları), uydu ve ağ merkezli savaş operasyonları, siber saldırı uygulamaları ve psikolojik savaş (Afrin savaşında tamamen operasyonel uygulama) konularında Yunanistan’a karşı üstün. Türk Hava Kuvvetleri elindeki tüm uçakları istisna olmadan uçurabilmekte. Hava kuvvetlerinin bölge üzerinde kalış süresi bakımından Türkiye avantajlı, Yunanistan’ın en yakın hava üssü ise 700 km uzaklıkta (Kasteli). Türk Hava Kuvvetleri’nin elinde 7 adet KC-135R havada ikmal tankeri mevcut ki bu uçuş süresini iki katına çıkarabilir. Bu kabiliyet Yunan Hava Kuvvetlerinde yok. Yunanistan sadece 84 jet gönderebilir. (F-16C/Dblock52/M), (konformal yakıt tanklarından dolayı) ve (24 adet ekstra depoyla donanmış Mirage2000-5 uçakları-DELTA konfigurasyonlu) Geriye kalan uçaklar ise mesafe sorunu ile karşılaşıyor. Ekstra kapasiteli yakıt tanklarıyla sorunu çözmek de uçağın silah taşıma ve manevra yapma kabiliyetlerinde bir azalmaya neden olmakta. Sonuç Olarak; Yunanistan’in aleyhine bulunan kuvvet dengesi, savaşın sonucuna doğrudan etki edecek ve Türkiye’nin zaferiyle sonuçlanacaktır. Türkiye, kimseyi ötekileştirmeden iç cepheyi bir ve bütün tutmalı ve ATATÜRK’ün yolundan ayrılmayarak, dostları çoğaltıp, düşmanları azaltmalıdır.

KAYNAK……: (1) Yusuf Metin-06.09.2020)

Kaynak: https://www.oncevatan.com.tr/turkiye-ile-yunanistan-savasirsa-makale,49552.html

Önce Vatan Gazetesi

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : YUNANİSTAN DİRENSEYDİ, ÖZAL, 9 ADA’YI GERİ ALACAKTI !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : YUNANİSTAN DİRENSEYDİ, ÖZAL, 9 ADA’YI GERİ ALACAKTI !…

*Anadolu Ajansı, 09 Eylül 2020’de verdiği haberde büyük bir skandala imza attı. Midilli Adası sığınmacı kampında çıkan yangın haberini veren Ajans, Midilli Adası’nın Yunanistan’a ait olduğunu iddia etti. Gazeteler ve TV kanalları da aynı haberi kullandı.

*Anadolu Ajansı’nın 19 Nisan 2019’da Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’a bağlanması ile birlikte Ajans’ta eksen kayması başladı. Anadolu Ajansı, 14 Ağustos 2019’da verdiği haberde de Semadirek Adası’nın Yunanistan’a ait olduğunu iddia etmişti.

*Anadolu Ajansı’nın, Atina Haber Ajansı gibi hareket etmesi ve Yunan ağzıyla haber vermesi dikkat çekiyor.

*Yunanistan, 1987 yılında, Bern Mutabakatı’nı ihlal ederek kendi karasularının ötesinde Taşoz Adası etrafında petrol arama ve sondaj çalışmaları başlattı.

*Turgut Özal, Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemilerini Taşoz Adası’na gönderdi ve TSK’ya alarm verdi.

*Özal, Yunanistan’ın direnmesi ve krizi sürdürmesi halinde, Taşoz-Ahikerya arasındaki toplam 9 adaya Türk askerini yerleştirecek ve Yunanistan’ın adaları kullanma hakkına son vererek adaları geri alacaktı.

İLKER BAŞBUĞ’UN SÖYLEMLERİ COĞRAFİ TANIMLARA UYMUYOR !…

*İlker Başbuğ, basına yaptığı açıklamada, “Yunanistan’ın işgal ettiği 7 ada ile 13 adacık Türkiye’ye aittir” dedi. Başbuğ, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Keçi, Koçbaba, Ardıççık v.b. adaları, adacık olarak tanımlamış.

*Ancak, Yunanistan’ın işgal ettiği adaların en küçüğü İstanbul’daki Büyükada veya Meis Adası büyüklüğünde olup bir kısmı da Büyükada ve Meis Adası’nın 2, 3, 5 ve 7 misli büyüklüktedir. Ayrıca anılan yerler Türk Deniz Kuvvetleri haritaları ile ABD, İngiliz haritaları ve Google Earth haritalarında da ada olarak gösterilmiştir.

*Mevcut Durum itibarı ile 18 Türk Adası ve 2 Türk Kayalığı Yunan işgali altındadır. İşgal altındaki ada ve kayalık miktarları ile coğrafi tanımlar doğru ifade edilmeli ve kamuoyunda kafa karışıklığına neden olacak söylemlerden kaçınılmalıdır.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

YUNANİSTAN DOSYASI /// ERCAN CANER : MED-7 Ülkelerinden Yunanistana Tam Destek


MED-7 Ülkelerinden Yunanistan’a Tam Destek

14 Eylül 2020

Ajaccio Deklarasyonu

MED-7 Ülkelerinden Yunanistan’a Tam Destek

Yunanistan, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Malta ve Kıbrıs (MED-7 Ülkeleri) tarafından yapılan ortak açıklamada bütün ülkelerin Uluslararası Deniz Hukuku’na uyması ve farklılıkların diyalog yoluyla çözülmesi vurgulanmıştır.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 14 Eylül 2020

Maskeli İkili: solda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sağda ise Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis. Kaynak: Greek Government.

MED-7 ülkeleri yaptıkları ortak açıklamada; Türkiye’nin sürekli olarak egemenlik haklarını ihlal ettiğini iddia ettikleri Kıbrıs ve Yunanistan’ı tam olarak desteklediklerini ve dayanışma içinde olduklarını ifade etmiştir.

19 maddelik ortak açıklamada COVID-19 krizi, Sahel-Sahara bölgesinin (Mali Askeri darbesi?) Akdeniz’deki güvenlik ortamına olumsuz etkisi, Akdeniz’deki barış ve istikrar kapsamında Yunanistan ve Kıbrıs’a verilen tam destek, Libya’daki durum, Beyrut limanındaki patlama, Suriyeli mülteciler, Kıbrıs problemi, Orta Doğu barış süreci gibi hususlar yer almıştır.

MED-7 liderleri tarafından imzalanan Ajaccio Deklarasyonun Akdeniz’de Barış ve İstikrar başlıklı 6’ncı maddesinde yer alan ifadeler aşağıdadır:

Kaynak: Keep Talking Greece

Egemenlik ve egemenlik hakları Türkiye’nin saldırgan eylemleri tarafından sürekli ihlal edilen Kıbrıs ve Yunanistan’a tam desteğimizi ve dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz.

Bölgedeki ülkelere; özellikle uluslararası deniz hukuku olmak üzere uluslararası yasalara uymaları çağrısında bulunuyor ve bütün tarafları anlaşmazlıkları diyalog ve görüşmeler yoluyla çözmeleri konusunda teşvik ediyoruz.

Bu bakımdan, Yunanistan ile Türkiye arasındaki deniz yetki alanı meselesinde diyalogun yeniden başlaması için arabuluculuk faaliyetlerini yürüten Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi ile Almanya’nın çabalarını destekliyoruz.

Ayrıca; münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırmalarının diyalog ve iyi niyetli görüşmeler, uluslararası yasalara tam saygı ve iyi komşuluk ilişkileri prensiplerine uyularak çözülmesi gerektiğinin altını çizerek, Kıbrıs Hükümeti tarafından yapılan Türkiye ile görüşme davetini memnuniyetle karşılıyoruz.

Son Avrupa Konseyi kararları doğrultusunda; Türkiye’nin Avrupa Birliği tarafından yapılan Doğu Akdeniz ve Ege Denizindeki tek taraflı ve illegal eylemlerini sonlandırması yönündeki sürekli çağrılara tepki göstermemesini üzüntüyle karşılıyoruz.

Avrupa Birliği’nin bu saldırgan eylemlere tepkisinde uygun bütün araçları kullanmaktaki kararlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. AB Dışişleri Bakanlarının son Gayri Resmi Toplantısı (Gymnich Toplantısı) ile uyumlu olarak, bugüne kadar masaya getirilen önerilere dayanan ek listeler üzerindeki çalışmaları hızlandırmayı kabul ediyoruz.

Türkiye’nin diyaloga davet edilmesinde bir gelişme yaşanmadığı ve tek taraflı eylemlerini sona erdirmediği takdirde, Avrupa Birliğinin 24-25 Eylül 2020 tarihlerinde Avrupa Konseyi’nde görüşülebilecek ilave kısıtlayıcı tedbirler listesi hazırlaması gerektiğini savunuyoruz.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan, Ateşle oynuyor


YUNANİSTAN, ATEŞLE OYNUYOR !…

*Yunanistan, 14 Eylül 2020’de yayınladığı NAVTEX mesajı ile Sakız Adası’nın doğusundaki bölgede askeri tatbikat yapacağını duyurdu.

*Türkiye de, aynı gün karşı NAVTEX yayınlayarak, Yunanistan’ın yayınladığı NAVTEX mesajı ile Sakız Adası’nın 1923 Lozan Antlaşması ile belirlenen gayri askeri statüsünün ihlal edildiğini duyurdu.

*Yunanistan’ın 15 Eylül 2020’de askeri tatbikat yaptığı Sakız Adası karasuları Türkiye’ye aittir. Yunanistan, Türk karasularında askeri tatbikat yaparak 13-14 Şubat 1914 Altı Büyük Devlet Kararı ile Lozan Antlaşması’nın 12,13. Maddeleri ve 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesini açık bir şekilde ihlal ediyor. Yunanistan ateşle oynuyor !…

*Sakız Adası’nın egemenliği ve mülkiyeti ile Karasuları, Kıta Sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölgesi ve Hava Sahası Türkiye’ye aittir.

*Mevcut durum itibarıyla Yunanistan’a kullanma hakkı verilen 9 adanın hepsi silahlandırılmıştır. Silahlandırılan adalar arasında Sakız Adası da vardır. Sakız Adası’na 1 Yunan Mekanize Tugayı yerleştirilmiştir.

*Altı Büyük Devlet Kararı ve Lozan Antlaşması’nı ihlal ederek adalara askeri birlik yerleştiren ve adaları silahlandıran Yunanistan, Kuzey Ege Denizi’ndeki adaların kullanma hakkını kaybetmiştir.

*Yunanistan, Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba adalarındaki askeri birlikleri ile vatandaşlarını ana kıtasına tahliye ederek boşaltmalı ve adaları Türkiye’ye teslim etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// MEHMET ASAL : YUNANISTAN’A BIRAKILAN ADALARIN KARASUYU YOKTUR, DİĞER EGE KARA SULARI İSE 3 MİLDİR


MEHMET ASAL : YUNANISTAN’A BIRAKILAN ADALARIN KARASUYU YOKTUR, DİĞER EGE KARASULARI İSE 3 MİLDİR.

28. Haz, 2020

50 yıldan bu yana bu konular ve sorunlarla iç içeyim. Deniz Kuvvetlerimizde Antlaşmalar Şube Müdürü olarak 3 yıl ve Washington’da da Deniz Ataşesi olarak 3 yıl görev yaptım.

Deniz Kuvvetleri üniformasını 30 yıl taşıdım. Uluslararası 30’ dan fazla Konferans ve Antlaşma görüşmelerine, kimine Türkiye’yi kimine de Deniz Kuvvetleri Komutanlığımızı temsilen katıldım.

En son kendi isteğim ile istifa ederek ayrıldığım 28 Şubat 1997 tarihinde ise Deniz Kuvvetleri komutanlığı Genel Sekreteri idim.

Burada sizlere genel incelemenin veya etüdün bölümleri olan; Mesele, Meseleyi Etkileyen Olaylar, İnceleme, Netice ve Teklifler gibi bir sıra takip edip sizleri sıkmayacağım. Doğrudan girerek, konuyu Öz ve Anlaşılır biçimde ele alacak, daha derine girmek isteyenler için ise sonrasında bazı detaylı bilgiler vereceğim. Çünkü bir özdeyiş vardır. “Arif’e tarif gerekmez”

Ege Denizinde yer alan adaların hukuk statüsü esas olarak,

30 Mayıs 1913 Londra,

14 Kasım 1913 Atina,

24 Temmuz 1923 Lozan,

1936 Montrö Sözleşmesi,

1947 Paris Antlaşması ile belirlenmiştir.1912-1947 yılları arasında çeşitli Antlaşmalarla Yunanistan’a bırakılan;

  • Boğaz Önü Adaları, (Taşoz, Limni, Semadirek)
  • Doğu Ege Adaları, (Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya)
  • 12 Adanın tamamı [ Batnos (Patnos), Rodos (Rhodes) , Kerupe (Karpatos , İstanköy (Kos), Kaşot (Kasos), İstanbali Stampalea, Hereke (Kalkiya), Sömbeki (Simos), Leryos (Leros), Kilimli (Kalimnos), İncirliada (Nisiros), Tilos (Tilostos) adalarından oluşur] SİLAHSIZLANDIRILMAK KOŞULU ile bırakılmıştır.

Silahsızlandırmak demek, EGEMENLİĞİN TANINMAMIŞ olması demektir. Egemenliğin olmaması da bir Egemenlik alanı olan KARASUYUNUN OLMAMASI anlamına gelir.

Gelelim Egemenlik tariflerine;

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.

Egemenlik, Merriam-Webster Ansiklopedisin’de Egemenlik her türlü dış kontrolden uzak, otonom (freedom from external control : autonomy) ve kontrol edebilme erki olarak tarif edilir. (controlling influence) (Bknz https://www.merriam-webster.com/dictionary/sovereignty)

Egemenlik aynı zamanda bir devletin ülkesi ve uyrukları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Bir başka deyimle egemenlik, devleti başka tüzel kişiliklerden ve örgütlenme biçimlerinden—örneğin şirketlerden, derneklerden, kulüplerden, çetelerden, din ve mezhep birliklerinden, feodal bağlılık ve yönetim birimlerinden—ayıran özelliktir. Egemen olmayan devlet olmaz; kaynağını Devlet’ten almayan egemenlik de olmaz. (Bknz. Wikipedia)

Egemenlik ya da hâkimiyet, bir toprak parçası ya da mekân üzerindeki kural koyma gücü ve hukuk yaratma kudretidir. Bu güç siyasi erkin dayattığı yasallaşmış bir üst iradeyi ifade etmektedir.

Bir devletin egemenliği, devletin münhasır yargı yetkisine tabi olan ve olan tanımlanmış bir toprak parçası ile sınırlıdır. The sovereignty of a state is confined to a defined piece of territory, which is subject to the exclusive jurisdiction of the state and is. (Britannica Encylopedia)

Fazla uzatmaya ya da örnekleri arttırmaya gerek yoktur. Bir ülkenin sahip olduğunu iddia ettiği bir alanı silahlandıramaması demek, o alan içine egemenlik hakkı olmaması demektir.

Şimdi gelelim Karasularının tarifine. Yine aynı kaynaklara bakalım.

Kara Suları, karasularını devletin ayrılmaz bir parçası, ülkenin su altında kalmış toprakları olarak ifade eder. İkinci görüşte karasuların açık denizin devamı olduğunu, devletlerin ancak sahil kenarında faaliyet yapabileceğini kabul eder. Günümüzde devletler birinci görüşü kabul etmektedir. (Bknz. Wikipedia)

Devletler kara topraklarında sahip olduğu haklara; karasularında, karasuların üzerindeki hava sahasında, deniz tabanında, tabanın altında da sahiptir. Kara Suları, uluslararası hukukta, denizin kıyılarına bitişik olan ve o devletin bölgesel yargı yetkisine tabi olan deniz bölgesidir. Böylece bölgesel sular, bir yandan tüm ülkeler için ortak olan açık denizlerden, diğer yandan da tamamen ulusal bölge veya belirli koylar veya haliçlerle çevrili göller gibi iç veya iç sulardan ayırt edilir.

Devletin münhasır yargı yetkisine tabi olan ve. (Territorial waters, in international law, that area of the sea immediately adjacent to the shores of a state and subject to the territorial jurisdiction of that state. Territorial waters are thus to be distinguished on the one hand from the high seas, which are common to all countries, and on the other from internal or inland waters, such as lakes wholly surrounded by the national territory or certain bays or estuaries.) (Britannica Encylopedia)

Görülmektedir ki karasuları ülkelerin mutlak egemenlik hakkına sahip olduğu karalara ait kıyılarının hemen bitişiğindeki sulardır.

Tanımlardan da rahatlıkla görüleceği gibi, Silahsızlandırılarak Egemenlik hakkı verilmemiş olan adaların karasuları da olamaz.

Bu durumda; Londra Antlaşması: (30 Mayıs 1913), Atina Antlaşması (14 Kasım 1913), Lozan Antlaşması (Lozan, 24 Temmuz 1923), 1947 Paris Barış Anlaşmaları ile Yunanistan’a Silahsızlandırılması koşulu ile bırakılan/bırakıldığı tekrarlanan adalar üzerinde Yunanistan Egemenliği yoktur ve dolayısıyla bu adaların Karasuları da yoktur.

13-14 Şubat 1914 tarihli Altı Büyük Devlet Kararı ile Yunanistan’a Kuzey Ege Adalarının sadece kullanma hakkı verilmiş, egemenliği devredilmemiştir.

Altı Büyük Devlet Kararı’na göre Gökçeada, Bozcaada ve Meis Adası Osmanlı Devleti’ne geri verilmiş, Yunanistan’a, işgali altında bulundurduğu Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba olmak üzere toplam 9 adanın sadece KULLANMA HAKKI yani ZİLYETLİK (POSSESION) hakkı verilmiştir. Adaların egemenliği Osmanlı Devleti’nde kalmıştır. Ayrıca, Yunanistan’ın zilyetliğine / kullanımına verilen toplam 9 ada da Yunan Hükümetince tahkimat yapılmayacağı ve adaların askeri amaçla kullanılmayacağı belirtilmiştir.

Altı Büyük Devlet bu Kararı 1923 Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesi ile de teyit edilmiştir.

Ege Denizi’nde, egemenliği antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmeyen ada, adacık ve kayalık sayısı 200 civarındadır.

Diğer Adalara ve Ana kıtalara geldiğimizde ise durum oldukça açıktır. Londra Antlaşması, Atina Antlaşması ya da Lozan Antlaşmasında Karasuyu diye bir tabir asla geçmemektedir. Lozan’ın 16 maddesinde “Anadolu sahillerine üç milden az uzaklıkta bulunan adalar ve adacıklar” Türkiye’ye verilmiştir ifadesi yer alır.

Bu anlaşmalarda geçen tek uzunluk/mesafe kavramı da budur.

Yani 1936 yılına gelinceye kadar Osmanlı ve Türk Arşivlerinde bir Karasuyu tabiri kullanılmamıştır. Sadece bazı tarihçiler, İngiliz Kraliyet Donanması takibinden kaçan Alman İmparatorluk Donanması Zırhlıları SMS Goeben ve SMS Breslau’ın Türk Karasularına girerek İngiliz takibinden kaçtıklarını yazmaktadır.

Yunanistan 1936 yılında tek taraflı olarak karasularının 6 mil olduğunu ilan etmiştir. O tarihe kadar karasuları ile ilgili hiçbir konu gündeme gelmemiş ve hiçbir önemli sorun yaşanmamışken Yunanistan’ın bu tek yanlı kararına Türkiye nedense o dönemde İtalya’nın Akdeniz’de bir tehlike olarak belirmesi, düzelmekte olan Türk-Yunan ilişkileri nedeniyle veya ileriyi görememek nedeniyle itiraz etmemiş veya tanıyıp tanımadığını söylememiştir.

Aynı Yunanistan, 1931 yılında uluslararası uçuş kontrolü için hava sahasını 10 deniz mili olarak deklare etmiştir. Aslında o dönemde sivil havacılık kontrol ve güvenliği için yapılan çalışmalarda Türkiye fazla etkin olmak istemeyip sorumluluk almaktan da kaçındığı ve bazı “aklı evvel görevlilerimiz” bu yükü Yunanistan’a yıktık gibisinden dar görüşlülük gösterdiği için, aslında Yunanistan’a gün doğmuş ve bugün yaşadığımız birçok sorunun temeli; böylece dikkatsizliğimiz, bilgisizliğimiz ve ihmalimiz ile bu günün problemlerinin tamamı tarafımızdan atılmıştır..

Şimdi size bundan daha da önemli, Karasuyunun ne demek olduğunu, ülkelerin neden karasuyu ilan ettiklerini tarihi geçmişi ve bugüne gelişi şekliyle ve özet olarak anlatacağım;

Tarihi gelişimi ve ortaya çıkışını esas aldığımızda görmekteyiz ki;

Karasuları tabiri, bir kıyı ülkesinin denizden kendisine gelebilecek tehditlere karşı kıyılarını korumak üzere yerleştireceği topların, denizde ulaşabileceği menzil olarak tanımlanmış ve belirlenmiştir.

Şöyle ki; gerek korsanlara gerek istilacılara karşı denizde böyle bir sınır belirlenip bu sınırı aşacak olanların egemenlik alanını çiğnediği varsayılarak ateş altına alınabilmesine olanak sağlayan sınırdır karasuyu.

19.ncu yüzyıl ile 20.nci yüzyıl başlarında topların menzili azami 3 mil olduğundan, 3 millik karasuyu esası benimsenmiştir.

Hollandalı bir hukukçu olan Cornelius Van Bynker Shock (1673- 1743), 1703’te yayınlanan De Dominium Maris Desertatio adlı eserinde, Kara egemenliği silah gücünün sona erdiği yerde biter biçimindeki deyişle özetlemiştir ki uygulamada bu, top menzili esası olarak ifade edilecektir. 1782 de yayınlanan eserinde İtalyan Galiani top menzilinin en çok 3 mil olabileceği görüşünden hareket ederek top menzili esası ile 3 mil esasının eşdeğerde olduğunu ileri sürmüş ve bu iki esasın birleştirilmesi yolunu açmıştır. Karasularının genişliğinin 3 mil olduğu görüşü farklı bazı uygulamalara rağmen 19. yüzyılda yerleşmiş ve20. Yüzyıl başlarına kadar ciddi bir biçimde tartışılmamıştır.

Silahsızlandırılmış Ege Adalarına geldiğimizde, bu 3 mil de söz konusu olamaz. Çünkü bu adalar silahsızlandırılmıştır. Kimseye ateş açması istenmemektedir. Özellikle de Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşturmaması için silahsızlandırılmış, koruması gereken bir karasuyu da düşünülmemiştir.

Yani, 3 mil içindeki bir hedefe de ateş açma şansı ve ihtimali ve bu nedenle zaten bir karasuyu gereksinimi de yoktur.

Daha açık ve net bir ifade ile, SİLAHSIZLANDIRILMIŞ BİR ADANIN KARASUYU OLAMAZ.

Aslında FIR (Flight Information Region) alanı ile Ulusal Hava Sahası aynı şey değildir ancak genel uygulamada ikisi aynı olarak ilan ve deklere edilmektedir. Oysa Hava Sahası ana kara ve karasularının üzerindeki hava sahası olmak zorundadır. Bu tanımın bizzat kendi gereğidir.

Böyle olunca da Silahsızlandırılmış ve Yunanistan’a bırakılmış adaların karasuları olamayacağı gibi Hava Sahalarının da olmadığı anlaşılır.

1930 lara gelinceye kadar, ülkelerin Karasularını genişletme çabalarını görmemekteyiz. Özellikle ABD, Rusya, İngiltere gibi “emperyal güçler” o tarihlerde karasuları ne kadar küçük tutulursa Dünya Denizlerindeki Egemenliklerinin daha büyük olacağının bilincindedirler.

Yunanistan’ın girişimi ve 6 mil karasuyu ilanı ise Yunanlılar adına çok önemli bir ileri görüşlülüktür ve Yunanistan böylelikle Ege Denizinin % 11-12 sinden bir anda % 25 ine sahip olabilmiştir. Oysa karasuları 3 mil olarak kaldığında ancak % 11-12 sine sahip olabilecekken.

Ama bu durum; yine de Silahsızlandırılması dolayısıyla Egemenliği olmayan Boğazönü adaları, Doğu Ege Adaları ve 12 Ada için Karasuyu öne sürülemeyeceği tezimi değiştirmemektedir.

Türkiye bu aymazlığı umutmuş gibi ikinci ve çok daha büyük bir hata yaparak, 1964 yılında çıkardığı 476 Sayılı kanunla Türk karasularının genişliği 6 mil olarak saptanmış, ayrıca karşılıklılık esası kabul edilmiştir.

Böylelikle Türkiye, ulusal karasuları sınırını 6 mil ilan eden ülkeleri bir bakıma onaylamış, 6 milden geniş olarak belirlemiş ülkelere karşı, bu ülkelerin kabul etmiş oldukları karasuları sınırını uygulayacaktır ifadesi ile de aslında 12 mile çanak tutmuştur.

Uygulamada bu ilke, Karadeniz ve Akdeniz’de 12 mil olarak gerçekleşmiştir.

Türkiye bu kararla “Ayağına kurşun sıkmış ve tam olarak çarşafa dolamıştır.”

Böylelikle; Yunanistan, Ege’deki 3000 dolayındaki ada ve adacıklara sahip olmasından kaynaklanan bir avantajla yaklaşık % 35, Türkiye ise % 8,8 oranında bir paya sahip olmuşlardır.

Hele bir de Ege de karasularının 12 mile çıkarılmasını düşünürsek; Yunan karasuları % 60,33, Türk karasuları ise, yaklaşık % 9 olacaktır ki Ege Denizi tamamen kaybedilmiş olacaktır.

Bu dağılım içerisinde Ege’de uluslararası antlaşmalarla Yunanistan’a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların karasuları % 10,65, uluslararası sular veya açık deniz olarak kalan bölgenin oranı ise % 20,02’dir.

Buraya kadar anlatmaya çalıştıklarımızdan çıkan sonuç şudur;

  1. Yunanistan’a Türkiye’den alınarak verilen Limni, Semadirek, Midilli, Sakız, Sisam ve İkarya Adaları ile 12 Adanın Karasuyu ve hava sahası yoktur.
  2. Lozan Sonrası Yunanistan ile yapılan bir sınırlandırma ya da paylaşım anlaşması olmadığına göre, halen son anlaşma olan Lozan Hükümleri geçerlidir.
  3. Hak ve Nısfete göre paylaşım için, diğer anakaralar ve adalar için Ege’de 3 milden fazla karasuyu ileri sürülemez. Zaten Londra, Atina ve Lozan Antlaşmaları yapıldığında da 3 milden fazla bir karasuyu yoktur ve antlaşma bu şartlar altında yapılmıştır. Bu durum doğrultusunda;

a.Türkiye yeni bir kanun çıkartarak Ege’de ki karasularını 3 mil olarak ilan etmeli ve bu denizde 3 milin üzerinde kıyıdaş devletlerin uygulamalarını kabul etmediğini açıklamalıdır,

b.kanun da Yunanistan’a bırakılan bahse konu adaların karasuyu ve hava sahasının tanınmadığı yer almalıdır. (Türkiye bu esnada Yunanistan’a da NOTA vererek bunu belirtmeli ve yukarıda yazılı adaların derhal Silahtan arındırılmasını istemelidir. Bu arada bize Gökçeada ve Bozcaada’da bu anlaşmalar kapsamında silahsızlandırılsın denirse, Montrö ile sağlanan haklar ileri sürülmeden bu da kabul edilip bu 2 adanın da diğer Yunanistan’a bırakılan adalar gibi silahsızlandırılması ve Karasuyu ve Hava sahasının olmadığı tarafımızca kabul edilmelidir.)

Silahsızlandırılan adaların Karasuyu olmadığı durumda; halen Türkiye ve Yunanistan’ın uyguladığı 6 millik karasuları esasına göre Ege Denizinin paylaşımı makalenin başında yer alan haritada görülmektedir.

Önerim, Ege’de Karasularının 3 Mile indirilmesidir. O takdirde bu harita hakkaniyete daha da uygun hale gelecektir.

CIA DOSYASI : CIA FETÖ’yü Yunanistan’da sahaya sürdü


CIA FETÖ’yü Yunanistan’da sahaya sürdü

CIA’nın firari operasyon elemanlarından FETÖ’cü Abdullah Bozkurt, Ankara ile Atina arasındaki gerilimde Türkiye’nin ulusalcı siyasetlerini eleştirdi, Dr. Doğu Perinçek ve Amiral Cem Gürdeniz’i hedef aldı.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki gerginliğin yüksek olduğu dönemde CIA, Avrupa’daki FETÖ’cüleri sahaya sürdü. Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki milli siyasetlerini hedef alan FETÖ’cüler, bunun sorumlusu olarak da Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek ile Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz’i gösterdi.

FETÖ’nün sitesi Nordic Monitor’de Abdullah Bozkurt imzasıyla yayınlanan bir haberde, Balyoz kumpasında gündeme gelen ve sahteliği defalarca ispat edilen sözde Suga Harekat Planı yeniden gündeme getirildi. Suga Harekat Planı’nın "2003 yılında iç siyasi hedefler için komşu Yunanistan ile kasıtlı olarak gerginlik yaratmak maksadıyla sahte bayrak operasyonu yapılmasını içerdiği" kaydedilen haberde, planın bugün güncellenerek devreye sokulduğu ileri sürüldü. Haberde planın sahibinin Amiral Cem Gürdeniz olduğu, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından yürütüldüğü ve Vatan Partisi lideri Dr. Doğu Perinçek tarafından desteklendiği iddia edildi. Haberde "Bugün İslamcı Cumhurbaşkanı Erdoğan ve onun destekçisi, militan siyasetçi Doğu Perinçek liderliğindeki neo-milliyetçiler (Ulusalcı) tarafından yönetilen hükümetin zihniyetini anlamak için, Suga gizli planını hatırlamak gerekir" ifadeleri kullanıldı.

YUNAN BASINI ATLADI

FETÖ’cü Abdullah Bozkurt’un Balyoz yalanlarına Yunan basını da atladı. Greek City Times sitesi Bozkurt’un yalanlarını alarak, "Belgeler, Türkiye’nin Yunanistan ile mevcut düşmanlığının 2003’teki gizli askeri planla bağlantılı olabileceğini gösteriyor" başlığıyla sundu. Haberde "Suga’nın yazarı Cem Gürdeniz, bugünlerde hükümet yanlısı ağlarda yer alıyor, şahin bir çizgi vaaz ediyor ve Türkiye’nin Yunanistan ile askeri olarak angaje olması gerektiği fikrini destekliyor" denildi.

SUGA’NIN YALANLARI

Yargılamalar süresince sözde Suga Harekat Planı içerisinde üç binden fazla yanlış bilgi olduğu tespit edilmiş, daha sonra verilen takipsizlik kararında bilgilerin sahteliğine ilişkin dikkat çeken ayrıntılar yer almıştı. Karara göre;

  • Suga, plan formatına aykırı hazırlanmış.
  • Askeri yazışma kurallarına uymuyor.
  • Planı yazdığı iddia edilen Ramazan Cem Gürdeniz, o tarihte karargahta görevli değil.
  • Mesaj ilgi numarası sahte.
  • Eklerde adı geçen bazı askerler, Sahil Güvenlik Komutanlığı personeli.

ABDULLAH BOZKURT KİMDİR?

FETÖ’nün Today’s Zaman Gazetesi’nin eski Ankara Temsilcisi Abdullah Bozkurt, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Avrupa’ya kaçarak İsveç merkezli Nordic Monitor sitesini kurdu. Siteyi bir operasyon merkezine çeviren Bozkurt, Türkiye’den kaçırdıkları kimi gizli kimi sahte belgelerle Avrupa’yı Türkiye’ye karşı kışkırtma görevini üstlendi. Libya’daki üst düzey istihbaratçı komutanları ifşa eden Bozkurt ve ekibi, Karlov suikastından kısa süre önce de "Türkiye’de büyükelçiler güvende değil" haberleri yapmıştı.

‘FETÖ RADYOAKTİF KİRLENME GİBİDİR’

FETÖ’nün Yunanistan konusunda sahaya sürülmesini Aydınlık’a değerlendiren Amiral Cem Gürdeniz, şunları söyledi:

"Görüyoruz ki Türkiye’de hala FETÖ’yü aklamaya ve FETÖ ile ilişkileri normalleştirmeye çalışanlar var. Görüyoruz ki hala üst düzey siyasi ve stratejik düzeyde, FETÖ’yle mücadelede büyük eleştirilere neden olan uygulamalar var. İsveç’ten Türkiye’ye melanet kusmaya devam eden FETÖ yapılanmasının Doğu Akdeniz ve Ege gibi Türkiye’nin en hayati çıkarlarının söz konusu olduğu bir konjonktürde, Yunanistan için nasıl hararetle çalıştığını görüyoruz. Kumpas olmasının yanı sıra kullanılan dijital malzeme üzerinden sahteliği binlerce kez Türkiye ve Amerika’daki dijital bilirkişiler tarafından ispat edilmiş FETÖ mamulü ürünlere 10 yıl sonra tekrar başvurmaları, Türkiye’de hala FETÖ’ye hizmet hareketi gözüyle bakanlara da bir ders olur. FETÖ radyoaktif kirlenme gibidir. İhanet ve kötülüklerinin sonu yoktur."

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Yunanistan-Mısır MEB Anlaşması


YUNANİSTAN, TÜRK ADALARINI ÖNCE İŞGAL ETTİ, SONRA KITA SAHANLIĞINA KATTI !…

*Kamuoyuna zafer diye sunulan Türkiye-Libya Deniz Yetki Alanları Mutabakat Muhtırası’nın artçı sarsıntıları devam ediyor.

*Muhtıra ile Girit Adası etrafındaki adalarımız ile birlikte 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı da Yunanistan’a terk edilmişti.

*Bu durumu değerlendiren Yunanistan, 06 Ağustos 2020’de Mısır ile Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) Anlaşması imzaladı.

*Yunanistan’ın 06 Ağustos 2020’de belirlediği Münhasır Ekonomik Bölge Sınırları, Türk Kıta Sahanlığı içinde yer alıyor. Ayrıca Yunanistan, 2004 yılında işgal ettiği Dionisades ve Koufonisi adalarının kıta sahanlığını da kendi deniz sınırları içine kattı.

*Girit Adası’nın etrafında bulunan Dionisades ve Koufonisi adaları Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk Adası arasında bulunuyor.

TÜRKİYE NE YAPMALI ?

*Yunanistan, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge tezlerini işgal ettiği Türk adaları ile Girit Adası ve Onikiada grubunda yer alan Çoban, Kerpe, Rodos ve Meis adalarına dayandırıyor.

*Türkiye, başta 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere taraf olduğu uluslararası antlaşmalardaki hak ve menfaatlerine sahip çıkarak bölgedeki egemenlik haklarını yeniden tesis etmelidir.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.