YUNANİSTAN DOSYASI /// ERCAN CANER : MED-7 Ülkelerinden Yunanistana Tam Destek


MED-7 Ülkelerinden Yunanistan’a Tam Destek

14 Eylül 2020

Ajaccio Deklarasyonu

MED-7 Ülkelerinden Yunanistan’a Tam Destek

Yunanistan, Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz, Malta ve Kıbrıs (MED-7 Ülkeleri) tarafından yapılan ortak açıklamada bütün ülkelerin Uluslararası Deniz Hukuku’na uyması ve farklılıkların diyalog yoluyla çözülmesi vurgulanmıştır.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 14 Eylül 2020

Maskeli İkili: solda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, sağda ise Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis. Kaynak: Greek Government.

MED-7 ülkeleri yaptıkları ortak açıklamada; Türkiye’nin sürekli olarak egemenlik haklarını ihlal ettiğini iddia ettikleri Kıbrıs ve Yunanistan’ı tam olarak desteklediklerini ve dayanışma içinde olduklarını ifade etmiştir.

19 maddelik ortak açıklamada COVID-19 krizi, Sahel-Sahara bölgesinin (Mali Askeri darbesi?) Akdeniz’deki güvenlik ortamına olumsuz etkisi, Akdeniz’deki barış ve istikrar kapsamında Yunanistan ve Kıbrıs’a verilen tam destek, Libya’daki durum, Beyrut limanındaki patlama, Suriyeli mülteciler, Kıbrıs problemi, Orta Doğu barış süreci gibi hususlar yer almıştır.

MED-7 liderleri tarafından imzalanan Ajaccio Deklarasyonun Akdeniz’de Barış ve İstikrar başlıklı 6’ncı maddesinde yer alan ifadeler aşağıdadır:

Kaynak: Keep Talking Greece

Egemenlik ve egemenlik hakları Türkiye’nin saldırgan eylemleri tarafından sürekli ihlal edilen Kıbrıs ve Yunanistan’a tam desteğimizi ve dayanışma içinde olduğumuzu bir kez daha yineliyoruz.

Bölgedeki ülkelere; özellikle uluslararası deniz hukuku olmak üzere uluslararası yasalara uymaları çağrısında bulunuyor ve bütün tarafları anlaşmazlıkları diyalog ve görüşmeler yoluyla çözmeleri konusunda teşvik ediyoruz.

Bu bakımdan, Yunanistan ile Türkiye arasındaki deniz yetki alanı meselesinde diyalogun yeniden başlaması için arabuluculuk faaliyetlerini yürüten Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi ile Almanya’nın çabalarını destekliyoruz.

Ayrıca; münhasır ekonomik bölge ve kıta sahanlığı sınırlandırmalarının diyalog ve iyi niyetli görüşmeler, uluslararası yasalara tam saygı ve iyi komşuluk ilişkileri prensiplerine uyularak çözülmesi gerektiğinin altını çizerek, Kıbrıs Hükümeti tarafından yapılan Türkiye ile görüşme davetini memnuniyetle karşılıyoruz.

Son Avrupa Konseyi kararları doğrultusunda; Türkiye’nin Avrupa Birliği tarafından yapılan Doğu Akdeniz ve Ege Denizindeki tek taraflı ve illegal eylemlerini sonlandırması yönündeki sürekli çağrılara tepki göstermemesini üzüntüyle karşılıyoruz.

Avrupa Birliği’nin bu saldırgan eylemlere tepkisinde uygun bütün araçları kullanmaktaki kararlılığımızı yeniden teyit ediyoruz. AB Dışişleri Bakanlarının son Gayri Resmi Toplantısı (Gymnich Toplantısı) ile uyumlu olarak, bugüne kadar masaya getirilen önerilere dayanan ek listeler üzerindeki çalışmaları hızlandırmayı kabul ediyoruz.

Türkiye’nin diyaloga davet edilmesinde bir gelişme yaşanmadığı ve tek taraflı eylemlerini sona erdirmediği takdirde, Avrupa Birliğinin 24-25 Eylül 2020 tarihlerinde Avrupa Konseyi’nde görüşülebilecek ilave kısıtlayıcı tedbirler listesi hazırlaması gerektiğini savunuyoruz.

YUNANİSTAN DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN CEPHESİNİ GÜÇLENDİRME PEŞİNDE


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN CEPHESİNİ GÜÇLENDİRME PEŞİNDE

Yunanistan, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerine sahip çıkmasından rahatsız olduğundan karşı hamlelere yönelmiştir. Ancak tek başına bunu önleyemeyeceğini bildiği için AB, ABD, NATO ve bölgede edindiği yeni müttefiklerini de devreye sokarak Ankara’yı zorlamaya çalışmaktadır.

Ayrıca Türkiye’ye yaptırım uygulanması ve askeri olarak kendilerine destek olunması arayışı içindedir. Bazı destekler de almıştır. Ancak bunlar, umduğu ve tasarladığı ölçüde değildir. Yunanistan, Türkiye karşıtı cephede safları sıklaştırmak için çabalarını sürdürmektedir.

En hevesli ülke Fransa

Fransa, Yunanistan’a destek içinDoğu Akdeniz’e hemen iki savaş uçağı ve iki fırkateyn göndermiş, onunla Girit açıklarında ortak tatbikat yapmıştır.

Makron, her fırsatta Türkiye’yi eleştirmektedir. Libya’da da karşı cephededir. Irak’ın, Türkiye’nin PKK’ya yönelik harekâtında iki generalinin öldüğü gerekçesiyle Arap ülkelerinden Türkiye’nin durdurulması için istediği desteğe, Arap ülkelerinden önce Fransa’dan destek gelmiştir.

Fransa, İngiltere’ye ait ve İngiltere’ye 150 Km. Fransa’ya ise 15 Km. uzaklıkta olan Jarsey ve Guernsey adalarının kıta sahanlığının olamayacağı, kendi kıta sahanlığını ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Tahkim Mahkemesi’ne başvurmuştur. Mahkeme, kıta sahanlığı olarak Fransa’yı haklı bulmuştur. Fransa şimdi utanmadan, Türkiye’ye 2 Km., Yunanistan ana karasına 580 Km. uzaklıktaki Meis adasının kıta sahanlığının Türkiye tarafından ihlal edildiği iddiasına destek vermektedir.

Fransa kendine gelince başka, Türkiye’ye gelince farklı tavır sergilemektedir.Uluslararası hukukta dahi çifte standart peşindedir. Bile bile hak ve hukuka aykırı hareket etmektedir. Türkiye karşıtı olsun da ne olursa olsun anlayışındadır.

AB örgüt olarak Yunanistan’dan yana

AB dışişleri bakanları toplantısından, gerilimin nedeninin Türkiye olduğu anlayışı çıkmıştır. Türkiye’nin davranışlarının tehlikeli olaylara yol açma riskinin olduğu söylenmiştir. AB sözcüsü de faaliyetleri durdurma çağrısı yapmıştır.

Yunanistan ve GKRY ile tam dayanışma içinde olunduğu, AB üyesi devletlerin egemenlik haklarına saygı duyulması gerektiği ifade edilmiş, Türkiye’ye de diyalog önerilmiştir.

Avusturya ve Lüksemburg da ilaveten, olaylardan Türkiye’yi sorumlu tutmuştur.

AB içinde aşırı Türkiye karşıtı ülkeler olmakla birlikte, Türkiye’ye yaptırım uygulanması ve Yunanistan tezlerinin desteklenmesi konusunda net bir görüş birliği de yoktur. Yunanistan ve Türkiye’nin masaya oturup sorunları halletmesi istenmektedir.

Toplantıda Almanya, Yunanistan’a karşı çıkmış, Mısır’la yaptığı anlaşmanın hukuka uygun olmadığını dile getirmiştir. Almanya’nın yeniden diyalog yollarını açmak için teşebbüste bulunması beklenebilir.

ABD ve Rusya net değil

ABD’den, Fransa ve Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de gerçekleştirdiği ortak tatbikat için "endişeliyiz" çıkışı gelmiştir. Fransa ve Türkiye’ye "Anlaşmazlıklara bir çözüm bulmaları" çağrısı yapmıştır. ABD, Doğu Akdeniz’deki tansiyonun düşmesini istemekte, NATO’nun varlığını sarsacak bir savaşın çıkmasını arzu etmemektedir. Lozan hilafına Dedeağaç’ta üs imkânı almıştır. Yunanistan’dan yana görünmektedir.

Son zamanlarda Rumların Rusya’yla ilişkileri bozuktur. ABD ve Fransa’nın GKRY’de yer edinmesi ve ABD’nin GKRY’ne yönelik silah ambargosunu kaldırması Rusya’yı rahatsız etmektedir.

ABD ve Rusya, Akdeniz’de üstünlük mücadelesi içindedir. Rusya, çıkarları gereği Türkiye’ye yakın durması gerekirken, bu tavrı ortaya koyamamaktadır. Bunun nedenini bazı konulardaki anlaşmazlıklara bağlamak mümkündür. Azerbaycan-Ermenistan gerilimi, Libya’daki durum, Suriye’deki fikir ayrılığı ve İdlip’teki zoraki birliktelik bunlara örnek olabilir.

Müttefik olmasak da, konu bazında mutabakatlar sağladığımız Rusya’yla, özellikle başlayacak Libya müzakereleri sürecinde, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs konusunda da yeni bir mutabakat neden olmasın?

Uluslararası hukuka göre haklı olduğumuz konularda taviz verilmemelidir.

Kıta sahanlıklarımıza sahip çıkmaya devam edilmelidir.

Çatışma çıkarsa bunun en fazla 3 gün süreceği bilinciyle süratli davranılmalıdır.

Tarafımızı güçlendirmek için ideolojik yaklaşımlardan ve inattan uzaklaşılmalıdır.

“Değerli yalnızlık” yürümüyor. Her zaman belirttiğim ülkelerle diyaloğa geçerek cephemiz daraltılmalı ve güçlendirmelidir.

Münhasır Ekonomik Bölgelerimiz derhal ilan edilmelidir.

21 Ağustos 2020 Yeniçağ Gazetesi

YUNANİSTAN DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN’A FIRSAT VERMEYE GELMEZ


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : YUNANİSTAN’A FIRSAT VERMEYE GELMEZ

Geçen hafta Yunanistan’la müzakere etmenin yanlış olduğunu açıklamaya çalışmıştım. Bu sefer de Yunanistan’a iyi niyetle de olsa fırsat verilmesinin kendileri açısından hemen avantaja çevirme teşebbüsüne yol açacağını belirtmek istiyorum.

Nitekim Türkiye Rodos-Meis arasında sismik araştırma yapma kararı almış ve bunun için NAVTEX ilan etmişken, gerginliğin artması üzerine Almanya araya girerek Türkiye’yle Yunanistan’ın yeniden müzakere masasına oturmasını teşvik etmiş, Türkiye de iyi niyetle sismik araştırmayı ertelemiştir.

Yunanistan iyi niyetli değil

Sismik araştırmanın ertelenmesinin hemen ardından Yunanistan, sanki iyi niyetli olmadığını kanıtlarcasına, Mısır’la deniz yetki alanlarının sınırlandırılması anlaşması yapmış, gelinen durumdan istifadeyle önüne çıkan fırsatı avantaja çevirmek istemiştir.

Yunanistan’ın, diğer konularda olduğu gibi Doğu Akdeniz’de de konuyu zaman yayarak fırsatları değerlendirmek için zemin arama peşinde olduğu, Türkiye’nin dış politikada arasının iyi olmadığı ülkelerle “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla hareket ettiği ve bundan sonra da edeceği kabul edilmelidir.

Ders alınmış olması gerekir. Taviz verilmemelidir. Hiçbir şeyine göz yumulmamalıdır.

Sismik araştırma yeniden başlıyor

Yunanistan’ın bu davranışıyla iyi niyetle hareket etmediği bir kere daha ortaya çıkmış, her fırsatta Türkiye aleyhinde davranacağı, aracı olan Almanya başta olmak üzere, uluslararası kamuoyu tarafından da görülmüştür.

Uluslararası hukuk dışı olarak Mısır’la yaptığı anlaşmadan sonra Türkiye, bunu kabul etmediğini belirterek, egemenlik hakkını kullanmış ve sismik araştırma gemisini yeniden bölgeye sevk etmiş, yeni bir NAVTEX yayımlamıştır. Ayrıca sismik araştırma için açıkladığı NAVTEX’e ilave olarak 10-11 Ağustosta Akdeniz’de yaptığı atış eğitimleri öncesinde de NAVTEX ilan etmiştir.

Yunanistan-Mısır anlaşması uluslararası hukuka aykırı

Asıl itiraz ettiğimiz konu, adaların karasuyu dışında deniz yetki alanına sahip olamayacağıdır. Yunanistan, bölgedeki adaları dikkate alarak bu anlaşmayı yapmıştır. Türkiye ise, uluslararası yargı kararlarını örnek göstererek adaların, ana kara gibi deniz yetki alanı hakkına sahip olamayacağını belirtmektedir. Ana kıtanın kıta sahanlığı bu konuda hâkim unsurdur.

Her ne kadar 1982 tarihindeki BM Deniz Hukuku Sözleşmesi adalara bu hakkı vermiş olsa da, bu sözleşmeyi bazı ülkelerle birlikte Türkiye de imzalamamıştır. Ayrıca sözleşme, anlaşmazlık halinde ülkelerin kendi aralarında müzakereyle konuyu halletmelerini tavsiye etmektedir.

Anlaşma Türkiye’nin Libya meşru hükümetiyle yapmış olduğu ve uluslararası hukuka göre BM’ye de deklere ettiği, meşru ve geçerli Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Anlaşmasını da ihlal etmektedir.

Mısır da yanlışın içine sürüklendi

Türkiye’nin Libya meşru hükümetiyle, meşru zeminde, meşru bir anlaşma yapması, Yunanistan’ı rahatsız ettiği kadar, farklı açıdan olsa da, Libya’da karşı blokta yer alan Mısır’ı da rahatsız etmiş ve onu da hukuki olmayan bir yöne sürüklemiştir.

Aslında Mısır bu anlaşmayla, olması gereken deniz yetki alanından bir kısmını kaybetmiştir.

Türkiye nelere dikkat etmeli

Türkiye’nin, Suriye, İsrail ve Mısır’la anlaşmazlık yaşaması, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin korunmasında eksiklik yaratmaktadır. Önemli olan ulusal çıkarlardır. Ülkelerin kimin tarafından yönetildiğine takıntı yapılmamalı, konulara ideolojik yaklaşılmamalıdır.

Bu ülkelerle iletişime geçilmesi fayda getirecektir. Yapılacak deniz yetki alanları anlaşmaları çıkarlarımıza hizmet edecektir. Hatta felakete sahne olan Lübnan’la artan yakınlaşmamızın sonucunda, uygun bir zamanda bu ülkeyle yapacağımız yetki anlaşması da buna destek olacaktır.

Doğu Akdeniz’de MEB ilanının bir an önce yapılması sağlanmalıdır.

Yunanistan’ın anlaşmazlıklar için Lahey Adalet Divanı’na gitme isteği iyi analiz edilmeli, fayda ve mahsurları değerlendirilerek uygun hareket tarzı seçilmelidir.

Egemenlik hak ve hukukumuzun korunması hususunda kararlı, ısrarlı ve koparıcı hareket edilmelidir.

Lozan anlaşması ve Paris anlaşması hükümlerinin tam uygulanması için diplomasi, onun yetmediği yerde güç kullanmalıdır.

Kıbrıs konusu kesinlikle müzakere edilmemelidir. Yunanistan’ın işgal altında tuttuğu, Türkiye’ye ait olan 18 adayı terk etmesi sağlanmalıdır.

14 Ağustos 2020 Yeniçağ Gazetesi

YUNANİSTAN DOSYASI /// E. TÜMG. Armağan KULOĞLU : Yunanistan’la müzakere yanlışı


E. TÜMG. Armağan KULOĞLU : Yunanistan’la müzakere yanlışı

E-POSTA : oakuloglu

07 Ağustos 2020

Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Meis adasının 100 deniz mili açığında araştırma yapmak üzere hareket etmesi ve Türkiye’nin bilgilendirme için "Navtex" ilanı, Yunanistan’ı endişelendirmiştir.

Türkiye’nin, araştırma güvenliği için deniz ve hava kuvvetleriyle tedbir almasından daha da tedirgin olan Yunanistan, bazı gemi ve uçaklarını harekete geçirmiş, bunun üzerine Türkiye de tedbirlerini arttırmış, gelinen durum iki ülke arasında çatışmaya gidecek derecede gerginlik yaratmıştır.

Almanya’ya başvuruyor

Durumun aleyhinde geliştiğini gören Yunanistan, Merkel’den çözüm bulmasını istemiş, o da bizzat devreye girerek gerilimin sonlandırılması için iki ülkeyi ikna etmeye çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Müzakere yapılması telkin edilmiştir.

Merkel’in bu girişimi, iki ülkenin çatışmasını önlemek kadar, Yunanistan’ı ve AB’yi korumak için yaptığını söylemek mümkündür. Ayrıca, Almanya’nın Doğu Akdeniz ve Ege konularında Yunanistan’ın tezlerine yakın olduğu da bir gerçektir.

Müzakereler başlayacak

Bu gelişme üzerine Türkiye, iki ülke arasında güven arttırıcı tedbirler kapsamında yapılmakta olan, ancak duraksayan müzakerelerin yeniden başlayacağı düşüncesiyle Oruç Reis gemisinin araştırma yapmasını ertelemiştir.

Türkiye, Yunanistan ve Almanya’nın ilgili bürokratları görüşmüş ve müzakere sürecinin başlamasında mutabık kalmışlardır. Yunanistan diyaloğa açık olduğunu, ancak bunu Türkiye’nin baskı ve zorlaması altında yapamayacağını açıklayarak, müzakereler başlamadan avantaj sağlama çabasındadır.

Anlaşmazlık var

Yunanistan sadece Deniz Yetki Alanları konularının müzakeresini istemekte, Türkiye ise, başta 1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmalarına göre, Gayrı Askeri Statüde olan adaların anlaşmalar hilafına silahlandırılması, askeri statüye dönüştürülmesi başta olmak üzere tüm sorunların masaya getirilmesini talep etmektedir. Ayrıca, 10 millik hava sahasının hukuka uygun olmadığını da gündeme getirecektir. Yunanistan bunun üzerine, karşı hamleyle, Lozan’ın ele alınması ve güncellenmesi isteğini dile getirmiştir.

18 adacık ne olacak?

Anlaşmalara aykırı olarak askeri statüye dönüştürülen adaların dışında, anlaşmalarda Yunanistan’a bırakılmayan ve Türkiye’ye ait olduğu bilinen 18 adacığın Yunanistan tarafından işgaline ve buralara askeri birlik yerleştirilmesine Türkiye’nin itiraz edip etmeyeceği bilinmemektedir.

Yunan komutanların, Savunma Bakanının, hatta Cumhurbaşkanının buralara gitmeleri, nispet yaparcasına pozlar verip bunları yayınlamalarına tepki verilip verilmeyeceği de meçhuldür.

İyi sonuç getirmez

Rumlarla diyalogda Kıbrıs müzakere sürecinden ders almak gerekir. Rumlar, müzakereler kesildiğinde kazandıklarını kâr hanesine yazmış, yeniden başladığında bu noktadan başlamışlardır. Bilinen deyimle salam taktiği uygularlar.

Müzakerelerden bir sonuç çıkması beklenmemelidir. Yunanistan’ın bu süreci, zaman kazanarak ortamı yumuşatma amacıyla kullanacaktır. Başta Almanya olmak üzere AB onlardan yanadır. Doğu Akdeniz ve Libya’da karşımızda olanların bir kısmı da Yunanistan’dan yana olabilir.

ABD şimdilik bu konuya girmemiştir. Ancak Yunanistan’daki yeni üslerinden ve Kıbrıs’tan dolayı Yunanistan’a yakın durabilir. Ayrıca ABD, Suriye’nin kuzeyinde PYD/PKK’ya dayalı bir devlet/yönetim kurmada ısrarlıdır. Onunla petrol anlaşması bile yapmıştır. Türkiye’nin bekası olan bu konudaki hassasiyetini istismar etmeye çalışabilir.

GKRY de destek istiyor

GKRY’nin tek taraflı açıkladığı ve Türkiye’nin geçersiz kabul ettiği Münhasır Ekonomik Bölgede sismik araştırma yapan Barbaros Hayrettin Paşa gemisinin faaliyeti de GKRY’ni rahatsız etmiş, Rus liderden Türkiye’yi durdurması talep edilmiştir.

Bu konunun da açıktan müzakere masasına getirilmesi mümkündür. Konu müzakereyi gerektirmez.

Lozan Antlaşması, Türkiye’nin kuruluş belgesi, tapu senedidir. Müzakere edilemez. Yunanistan Lozan şartlarına ve Paris anlaşması hükümlerine uymaya zorlanmalıdır.

10 millik hava sahasının hukuka uygun olmadığı vurgulanmalıdır.

Adaların, ana kara gibi deniz yetki alanlarına sahip olamayacaklarında ısrar edilmelidir.

18 adadan derhal çıkmaları talep edilmelidir.

Konular egemenlik sorunu olup müzakere edilmemeli, edilirse de yukarıdaki kapsam dışına çıkılmamalıdır.

Kaynak Yeniçağ: Yunanistan’la müzakere yanlışı – Armağan KULOĞLU

YUNANİSTAN DOSYASI /// Armağan KULOĞLU : Yunanistan’la müzakere yanlışı


Armağan KULOĞLU : Yunanistan’la müzakere yanlışı

E-POSTA : oakuloglu

07 Ağustos 2020

Oruç Reis sismik araştırma gemisinin Meis adasının 100 deniz mili açığında araştırma yapmak üzere hareket etmesi ve Türkiye’nin bilgilendirme için "Navtex" ilanı, Yunanistan’ı endişelendirmiştir.

Türkiye’nin, araştırma güvenliği için deniz ve hava kuvvetleriyle tedbir almasından daha da tedirgin olan Yunanistan, bazı gemi ve uçaklarını harekete geçirmiş, bunun üzerine Türkiye de tedbirlerini arttırmış, gelinen durum iki ülke arasında çatışmaya gidecek derecede gerginlik yaratmıştır.

Almanya’ya başvuruyor

Durumun aleyhinde geliştiğini gören Yunanistan, Merkel’den çözüm bulmasını istemiş, o da bizzat devreye girerek gerilimin sonlandırılması için iki ülkeyi ikna etmeye çalışmış ve bunda da başarılı olmuştur. Müzakere yapılması telkin edilmiştir.

Merkel’in bu girişimi, iki ülkenin çatışmasını önlemek kadar, Yunanistan’ı ve AB’yi korumak için yaptığını söylemek mümkündür. Ayrıca, Almanya’nın Doğu Akdeniz ve Ege konularında Yunanistan’ın tezlerine yakın olduğu da bir gerçektir.

Müzakereler başlayacak

Bu gelişme üzerine Türkiye, iki ülke arasında güven arttırıcı tedbirler kapsamında yapılmakta olan, ancak duraksayan müzakerelerin yeniden başlayacağı düşüncesiyle Oruç Reis gemisinin araştırma yapmasını ertelemiştir.

Türkiye, Yunanistan ve Almanya’nın ilgili bürokratları görüşmüş ve müzakere sürecinin başlamasında mutabık kalmışlardır. Yunanistan diyaloğa açık olduğunu, ancak bunu Türkiye’nin baskı ve zorlaması altında yapamayacağını açıklayarak, müzakereler başlamadan avantaj sağlama çabasındadır.

Anlaşmazlık var

Yunanistan sadece Deniz Yetki Alanları konularının müzakeresini istemekte, Türkiye ise, başta 1923 Lozan ve 1947 Paris Anlaşmalarına göre, Gayrı Askeri Statüde olan adaların anlaşmalar hilafına silahlandırılması, askeri statüye dönüştürülmesi başta olmak üzere tüm sorunların masaya getirilmesini talep etmektedir. Ayrıca, 10 millik hava sahasının hukuka uygun olmadığını da gündeme getirecektir. Yunanistan bunun üzerine, karşı hamleyle, Lozan’ın ele alınması ve güncellenmesi isteğini dile getirmiştir.

18 adacık ne olacak?

Anlaşmalara aykırı olarak askeri statüye dönüştürülen adaların dışında, anlaşmalarda Yunanistan’a bırakılmayan ve Türkiye’ye ait olduğu bilinen 18 adacığın Yunanistan tarafından işgaline ve buralara askeri birlik yerleştirilmesine Türkiye’nin itiraz edip etmeyeceği bilinmemektedir.

Yunan komutanların, Savunma Bakanının, hatta Cumhurbaşkanının buralara gitmeleri, nispet yaparcasına pozlar verip bunları yayınlamalarına tepki verilip verilmeyeceği de meçhuldür.

İyi sonuç getirmez

Rumlarla diyalogda Kıbrıs müzakere sürecinden ders almak gerekir. Rumlar, müzakereler kesildiğinde kazandıklarını kâr hanesine yazmış, yeniden başladığında bu noktadan başlamışlardır. Bilinen deyimle salam taktiği uygularlar.

Müzakerelerden bir sonuç çıkması beklenmemelidir. Yunanistan’ın bu süreci, zaman kazanarak ortamı yumuşatma amacıyla kullanacaktır. Başta Almanya olmak üzere AB onlardan yanadır. Doğu Akdeniz ve Libya’da karşımızda olanların bir kısmı da Yunanistan’dan yana olabilir.

ABD şimdilik bu konuya girmemiştir. Ancak Yunanistan’daki yeni üslerinden ve Kıbrıs’tan dolayı Yunanistan’a yakın durabilir. Ayrıca ABD, Suriye’nin kuzeyinde PYD/PKK’ya dayalı bir devlet/yönetim kurmada ısrarlıdır. Onunla petrol anlaşması bile yapmıştır. Türkiye’nin bekası olan bu konudaki hassasiyetini istismar etmeye çalışabilir.

GKRY de destek istiyor

GKRY’nin tek taraflı açıkladığı ve Türkiye’nin geçersiz kabul ettiği Münhasır Ekonomik Bölgede sismik araştırma yapan Barbaros Hayrettin Paşa gemisinin faaliyeti de GKRY’ni rahatsız etmiş, Rus liderden Türkiye’yi durdurması talep edilmiştir.

Bu konunun da açıktan müzakere masasına getirilmesi mümkündür. Konu müzakereyi gerektirmez.

Lozan Antlaşması, Türkiye’nin kuruluş belgesi, tapu senedidir. Müzakere edilemez. Yunanistan Lozan şartlarına ve Paris anlaşması hükümlerine uymaya zorlanmalıdır.

10 millik hava sahasının hukuka uygun olmadığı vurgulanmalıdır.

Adaların, ana kara gibi deniz yetki alanlarına sahip olamayacaklarında ısrar edilmelidir.

18 adadan derhal çıkmaları talep edilmelidir.

Konular egemenlik sorunu olup müzakere edilmemeli, edilirse de yukarıdaki kapsam dışına çıkılmamalıdır.

Kaynak Yeniçağ: Yunanistan’la müzakere yanlışı – Armağan KULOĞLU

YUNANİSTAN DOSYASI /// GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Zorlanan Yunanistan


GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Zorlanan Yunanistan

9 Haziran 2020

Yunanistan yönetimi hem kendi ülkesinde sorunları çözmekte hem de uluslararası işleri yönetmekte zorlanıyor, bir acz içinde. Durum buyken, esasen bölgedeki meseleler üzerine hukuksuzluğu savunuyorlarken, kendilerine arka bulmak adına Türkiye’yi Avrupa’ya havale etmek istemeleri tam bir cahillik örneği olsa gerek.

‘Şaşkın Yunanistan’ da demek mümkündür. Ama gerçekten zor durumda! Eğer Avrupa Birliği (AB) kaynakları olmasaydı bugün maaş veremeyecek bir ülkeden bahsetmiş olacaktık, hem de 11 milyonluk adalara dağılmış bir nüfusa sahip oldukları halde. Nüfusunun yüzde 35’i 54 yaş üstünde. Çalışmıyorlar, ekonomik durumları AB’ye bağlı. İşsizlik hat safhada (yüzde 26). Bu yıl ekonomide daralma yüzde 13’lerde olacak. Ayrıca turizm geliri de neredeyse yok…

Nedir bu Yunanistan’ın şımarıklığı? Ne tarih dersi vereceğim ne de coğrafya… Ama açık olan şu, kendi cüssesine bakmak yerine Balkanlarda bir sürü soruna kaynaklık eden bir ülke, sadece Akdeniz’de değil. Yakın zamanda Arnavutluk ve Makedonya örnektir. Hem Ortodoks alemi içinde de bir başka mesele…

Çıkıp Bizans bayrağını dalgalandırmakla bugünün politikalarını baskı altına alacaklarını mı düşünüyorlar ne? Olur, öyleyse Bizans’ı tarihe gömen Osmanlı bayrağını da Türkiye diksin o zaman karşılarına! Gerçekte Osmanlı da tarihte kaldı, Bizans da… İmparatorluklar devri bittiği için Yunanistan bir devlet olabildi. Türkiye de öyle… Hatta Yunanistan Megali Idea, Büyük İdeal diyerek Polatlı önlerine (Dua Tepe’ye kadar) kadar işgalci bir dönemi yaşadı, dersini aldı! Mudanya Mütarekesi (1922) yapıldı. Sonra Lozan Antlaşması var. Ne dendi? Her iki ülkeye ait sınırlar budur, bundan böyle anlayış, huzur, barış olsun. Lozan’da Türkiye’nin diğer sınırları ve meseleleri de çözümlendi.

Eğer bir kimseden bahsetsek, bu kişinin olduğundan başka görünmek istemesi durumunda herhalde psikolojik bir teşhis koymak zor olmayacaktır. Bir ülkeye bunu uygulamak mümkünken haksızlık olur diye düşünüyorum. Yunan halkıyla yöneticileri aynı düşünmüyorlar. Her ne oluyor ise o ülke yöneticilerine, bir çarpık elit kesim var ve askeri bürokrasiyi, politikayı ve hatta Ortodoks Kilisesi’nin esir ediyor. Sonra bunlar birleşiyor ve o şımarık davranışlarıyla huzursuzluğun kaynağı oluyor. Politik sahneye yansıyan aymaz tutumlarla denebilir ki, Yunanistan olduğundan farklıymış gibi görünmeye kendini bu denli zorlayınca, aslında biraz da abesle iştigal oluyor! Abesle iştigalin politikası olur mu?

Onları geri planda kullananlar var, Kurtuluş Savaşı zamanında İngilizler ileri sürmüş idi bizim topraklarımıza. Sonra Fransızlarla ilişkileri ilerledi. II. Dünya Savaşı’nda Hitler’in işgali onların gerçek yüzüyle ortaya çıkmalarına sebep oldu. Bir ara komünizmle idareyi kabullenceklerdi. ABD onları 1952’de NATO’ya aldı da korudu. İşgalcilik ve diktatörlük (1967) bilinçaltında var, demokrasi sözleri bir aldatmaca… Şimdi Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin şımarık çocuğu, Amerikadaki Yunan Lobisi’nin avunma merkezi, İsrail’in yeni atlama tahtası…

Avrupa Topluluğu onları 1981’de bünyesine aldı, arka bahçe yaptı. Eurozone’a 2001’de katıldılar ki paraları pul olmadı. AB fonlarıyla hayat sürdürüyorlar. Yine de 2009 krizi Yunanistan için açıklanmamış bir iflas idi.

Geçen hafta genç Başbakan Kiriyakos Miçotakis Avrupa Parlamentosu’na (AP) mektup yazdı. Türkiye Akdeniz’de provokasyon içindeymiş! Bundan böyle Türkiye-Yunanistan meselesi yokmuş, Türkiye-AP meselesi varmış!

Sonra geçen gün Ege’de bir gemi gezdirmekten aciz Savunma Bakanı Nikos Panagiotopoulos, ‘Provokasyon olması halinde askeri müdahale de bütün seçenekleri değerlendireceğiz,’ dedi, ülkesini kabadayılıkla ve yalanla savunacağını işaret etti.

Sorun ne? Türkiye Libya ile deniz sınırını belirginleştirmeseydi ve hukuksuzluk hüküm sürseydi de onlar Akdeniz’de kendi çıkarlarına mı hareket etseydi? Türkiye, Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılması Mutabakat Zaptı’nı Birleşmiş Milletler’e (BM) gönderdi ve kabul gördü. Bu iş bitti!

Enerji Bakanı Fatih Dönmez de ifade etti, Girit, Kerpe ve Rodos güneyinde Türkiye’ye ait Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) sahasında ve gerektiğinde Libya MEB’de yedi parselde sondaj başlayacak.

Yunanistan’ın hop oturup hop kalkması ve ‘Türkiye ile kendim baş edemiyorum ey Avrupa, gel sen ilgilen,’ demesi bundan mı? Ne yapacakmış? Askeri tedbire başvuracaklarmış!

Provokasyon yapan Yunanistan’ın kendisidir. Lozan (1923) ve Paris (1947) Antlaşmaları’nın hilafına Adaları silahlandırmış ve Ege’nin barış denizi olmasına mani olmuştur. Kayalıklara bile asker çıkarıp bayrak dikmişlerdir. Kardak meselesi böyle bir hadisedir. Ege kıta sahanlığı, FIR hattı, hava sahası ve Batı Trakya’daki Türk Azınlık meselesi konularında ne yaptı Yunanistan?

Türkiye’nin Fatih sondaj gemisinin 30 Ekim 2018’de göreve başlaması ile Doğu Akdeniz’de belirgin bir değişim başlamış oldu. Bu konu 27 Kasım 2019 tarihinde Libya ve Türkiye mutabakatı ise daha da netleşti. Yunanistan’ın ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) içinde olduğu EastMed projesinin kadük olmasıyla bir hayal kırıklığı yaşandı. Üstelik GKRY’nin kendine göre Doğu Akdeniz’i parsellemesi ne anlam taşıyordu? Bu parseller bir provokasyon değil miydi? Hak arayan olursa bunu başkalarına havale etmek diplomaside ne anlam taşıyor dersiniz?

Gürsel Tokmakoğlu

YUNANİSTAN DOSYASI /// Teoman Ertuğrul TULUN : YUNANİSTAN, AVRUPA’DA ÇİN’İN BİR “TRUVA ATI” MI YOKSA “EJDER BAŞI” MI ????


Teoman Ertuğrul TULUN : YUNANİSTAN, AVRUPA’DA ÇİN’İN BİR "TRUVA ATI" MI YOKSA "EJDER BAŞI" MI ????

Analiz No : 2019 / 33

Avrupa Komşuluk Politikası ve Genişleme Müzakereleri için Avrupa Komisyonu Üyesi olarak görev yapan Avusturya’nın AB Komisyon Üyesi Johannes Hahn Temmuz 2018’de Politico’nun Mahrem AB internet sayfasına verdiği bir demeçte Çin’in “kapitalizm ve siyaset karışımı diktatörlüğünün” kıtanın güneydoğu kanat bölgesindeki bazı liderlere çekici gelebileceğini belirtmiş, “Pekin’in bu bölgedeki bir gün Avrupa Birliği üyesi olacak ülkeleri Truva atlarına dönüştürebileceği” uyarısında bulunmuştu[1]. Hahn, Karadağ’da Çin tarafından inşa ve finanse edilen bir otoyolu örnek göstermiş, bu otoyolun, Karadağ’ın Çin’e olan borcunu ödemek için sosyal güvenlik sistemini kesmek zorunda kalacağı kadar pahalı göründüğünü kaydetmişti. Komisyon Üyesi Hahn’ın bu açık sözlü ifadeleri, yalnızca Karadağ’ı değil, 2017’nin sonu itibariyle yaklaşık 6 milyar dolara ulaşan, artan miktarda Çin yatırımını çektiği için Sırbistan’ı da hedefleyen bir nitelik taşımaktadır[2]. Çin akademik kaynaklarına göre, “Çin hükümeti, Çin ile Avrupa arasında taşımayı hızlandırmak için Pire limanını ve Budapeşte’yi birbirine bağlayan karadan hızlı bir geçiş yolu oluşturmak amacıyla Balkanlar’da Kemer ve Yol Girişimini aktif olarak desteklemiştir. Bu nedenle Sırbistan, Çin yatırımı açısından önemli bir varış noktasıdır”[3].

Komisyon Üyesi Hahn’ın Balkanlar’daki Çin yatırımlarıyla ilgili olarak belirttiği hususlar, Balkanlardaki AB üye adayı ülkelerden ziyade, bir AB üyesi Balkan ülkesi olan Yunanistan’a daha çok uymaktadır.

Yunanistan, Avrupa’da Çin’in en önemli ekonomik / siyasi köprübaşıdır

Avrupa’nın büyük medya kuruluşları, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in geçtiğimiz günlerde 10 Kasım’da yapılan üç günlük Atina ziyaretini iki ülke ilişkileri açısından “dönüm noktası” olarak nitelendirmiş, ziyaretin, “ batının, Çin’in küresel atılganlığından artan endişeleri arasında iki ülkenin ‘yeni dönem’ olarak nitelendirdiği bağlarını iyice güçlendirdiğini” belirtmiştir[4]. Bu bağlamda söz konusu haberlerde, Çin Cumhurbaşkanının Atina ziyaretinin, “Çin Cumhurbaşkanının, Yunanistan’ın Çin mallarının batıya taşınması için bir ‘lojistik merkez’ olması beklentilerini artırdığı Yunanistan Başbakanı Kyriakos Mitsotakis’in Şanghay ziyaretinden sadece bir hafta sonra gerçekleştiğine” de dikkat çekilmektedir.

Çin Cumhurbaşkanı haklı olarak Yunanistan’ı batıya yapılan Çin ihracatında bir “lojistik merkezi” olarak nitelendirmektedir. Yunanistan’ı ziyaretinden önce, Yunanistan’ın önde gelen gazetelerinden Kathimeri’de yayınlanan özel bir makalesinde Xi, “tüm sektörlerdeki mevcut işbirliğimizi geliştirmek bizim görevimizdir” demektedir. Çin Cumhurbaşkanı söz konusu makalesinde, Yunanistan’daki mevcut Çin yatırımlarının genişlemesinin önemini vurgulamakta, Yunanistan’ın elverişli coğrafi konumuna ve denizcilik sektöründeki özel avantajlarına dikkat çekmektedir. Doğu Asya’yı Avrupa’ya bağlayan modern demiryollarını, limanları ve diğer tesisleri içeren bir ipek yolu planını öngören Pekin’in “Bir Kuşak, Bir Yol” girişimi bağlamında daha derin bir işbirliği yapılması çağrısında bulunmaktadır. Çin Cumhurbaşkanı, bu bağlamda, bu yatırımın amacının ipuçlarını verecek şekilde, Yunanistan’ın Pire limanındaki büyük Çin yatırımını Çin’in “ejder başı” olarak adlandırmaktadır[5]. Yunanistan sayesinde Akdeniz’in sıcak suları ile buluşan Çin’in “etkili ve hayırlı gücünden” söz etmektedir.

Çin denizyolu nakliye devi COSCO’nun Pire ana limanındaki yatırımı

Yunanistan, en büyük limanı olan Pire’yi bir müddet önce devlet kontrolündeki Çin Okyanus Taşımacılığı Şirketi’ne (COSCO) satmıştır. Reuters’in yakın tarihli bir haberine göre, COSCO, bu satış çerçevesinde Pire limanında % 51 çoğunluk hissesini satın almış, konteyner kargo rıhtımlarını geliştirmek ve işletmek konusunda 35 yıllık imtiyaz hakkı elde etmiştir. Anlaşma ‘ya dair çalışmalar bir önceki Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras döneminde başlamış ve Çin Cumhurbaşkanı’nın Yunanistan’ı son ziyareti sırasında, Çin ve Yunanistan, COSCO’nun 600 milyon avroluk yatırımını sürdürmek konusunda mutabık kalmışlardır. Bu bağlamda yapılan anlaşma, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in son ziyareti sırasında Yunanistan ile Çin arasında imzalanan 16 ticaret anlaşmasının arasında yer almaktadır[6].

Bu yeni yatırımla birlikte, Yunanistan’daki Çin yatırımlarının 2,5 milyar Euro’ya yaklaşacağı belirtilmektedir. Konuya dair haberlerde ayrıca, on yıl sonra Çin’in Avrupa’ya yapacağı ihracatın % 10’unun Pire’den geçeceği, böylece Pire’nin, Hamburg ve Rotterdam gibi daha kuzeydeki kıta limanlarına doğrudan bir rakip haline geleceği öne sürülmektedir. Projenin, Pire’nin Çin’in konteyner taşımacılığında merkez rolünü üstlenmesini, Süveyş Kanalı yoluyla Asya’dan Avrupa’ya yapılacak nakliye maliyetlerinde milyonlar tutarında tasarruf sağlayabileceği kaydedilmektedir.

Çin Cumhurbaşkanı Xi ile birlikte COSCO rıhtımlarını ziyaret eden Yunanistan Başbakanı Mitsotakis’in, iki denizci ulusun Pire’yi “sadece Akdeniz’in değil, Avrupa’nın en büyük limanı” yapmak için bir araya geldiğini söylediği belirtilmektedir.

AB ve ABD, Doğu Akdeniz’de “ejder başının” varlığından memnunlar mı?

AB, üyelerine Çin ile ilişkiler konusunda uzun süredir uyarıda bulunmaktadır. Bu bağlamda, Avrupa Komisyonu Mart 2019’da bir basın açıklaması yapmış, “Çin’in artan ekonomik gücü ve siyasi etkisi” konusuna dikkat çekmiş ve bazı önerilerde bulunmuştur[7]. ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Ekim ayında Atina ziyareti sırasında NATO müttefiki Yunanistan’ı “gerçek olamayacak kadar iyi” görünen Çin anlaşmalarını kabul etmemesi konusunda uyarmıştır. Yaptığı açılış konuşmasında Çin’i, “ülkeleri, Pekin’e yarar sağlayan ve müşterilerini borç içinde bırakan tek taraflı anlaşmalara girmek zorunda bırakmakla” suçlamıştır[8].

Yunanistan, bu çağrıları duymazlıktan gelen en öne çıkan AB üyeleri arasında yer almaktadır. Bu tutum, hem önceki sol kanat hem de mevcut merkez sağ Yunan hükümetleri için geçerlidir. Pire limanının satışından kısa bir süre sonra Haziran 2016’da Yunanistan, Çin’i Uluslararası Deniz Hukukuna saygı göstermeye çağıran ortak bir AB bildirisini engellemiştir. Yunanistan’ın bu hamlesi, Çin’in, Filipinler tarafından Güney Çin Denizi’ndeki Spratly Adaları’ndaki balıkçılık haklarıyla ilgili olarak Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanında açtığı davayı kaybetmesinin hemen ardından gerçekleşmiştir. Bir yıl sonra, Cenevre’deki BM İnsan Hakları Konseyi’nde Yunanistan, Çin’in konuşma özgürlüğüne saygı duyması çağrısında bulunan bir AB açıklamasını engellemiştir. Yunanistan’ın bu tutumu nedeniyle AB ilk kez oy birliği ile yıllık bir açıklama yapamamıştır[9].

Uluslararası haber kaynaklarına göre, o dönemdeki Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias, Yunanistan’a yönelik eleştirilere yanıt olarak, “Çinlilerin insan hakları konusunda farklı bir görüşe sahip olmasına saygı duyuyorum… Batı’nın genel olarak algıladığı gibi bir insan hakları uygulaması mümkün mü? Veya bazı insanlar farklı bir anlayışa sahip olamaz mı? Buna saygı duyulmalı. Bunun genel olarak uygulanabilir olduğuna inanıyoruz. Ancak herkes buna bizim inandığımız şekilde inanmıyor.” şeklinde konuşmuştur. Bazı Yunan siyasetçilerin özellikle insan hakları konularında ve uluslararası denizcilik hukuku konusunda Türkiye’ye olan takıntısı dikkate alındığında, bu sözler tam bir ikiyüzlülüğü temsil etmektedir.

Sonuç

Yunanistan, Doğu Akdeniz’de ABD’nin küresel düzeyde bir numaralı rakibi olan Çin’e stratejik bir ekonomik üs sağlamıştır. Çin, Yunanistan sayesinde, ejderhanın başını Doğu Akdeniz’e getirmeyi başarmıştır. Bu hamle AB’yi ve özellikle Almanya gibi Birliğin ekonomik olarak önde gelen ülkelerini de etkileyecektir. AB’nin ve ABD’nin bu Yunan politikasına karşı yaptıkları içerikten yoksundur. Bu kadar zayıf bir tepki, Türkiye’ye karşı yakın dönemde takip edilen son derece düşmanca politikalar dikkate alındığında şaşırtıcıdır. Yunanistan Pire limanını Çin’in emrine verirken, Türkiye’nin Avrasya’daki yapıcı işbirliği politikalarının bile sert eleştiriler ve bazen de engellemeler ile karşılaşması bir çifte standart örneğidir. Bütün bunlar göz önüne alındığında, AB Komisyon Üyesi Johannes Hahn’ın Balkanlar’da aramakta olduğu Çin Truva atının aslında AB’nin içinde olduğu söylenmelidir. Yunanistan’ın, Batılı ortaklarının ve müttefiklerinin tepkisiyle karşılaşmadan Çin’in çıkarlarını temsil etmeye ne kadar süre devam edeceğini zaman gösterecektir.

*Fotoğraf: Chinadaily.com

[1] Ryan Heath ve Andrew Gray, “Beware Chinese Trojan Horses in the Balkans, EU Warns”, Politico, 19 Nisan 2019, https://www.politico.eu/article/johannes-hahn-beware-chinese-trojan-horses-in-the-balkans-eu-warns-enlargement-politico-podcast/.

[2] Jing Men, “Chinese Investment To Serbia and EU-China Relations”, ed. Jing Men, EU-China Observer 4, sy 18 (t.y.): 13-17.

[3] Men, 13.

[4] Helena Smith, “Xi Jinping Comes to Greeks Bearings Gifts”, The Guardian, 12 Kasım 2019, blm. China, https://www.theguardian.com/world/2019/nov/12/xi-jinping-comes-to-greeks-bearings-gifts.

[5] “Xi Eyes Deeper Cooperation on Occasion of Visit to Greece”, Ekatemerini, 10 Kasım 2019, blm. News, http://www.ekathimerini.com/246317/article/ekathimerini/news/xi-eyes-deeper-cooperation-on-occasion-of-visit-to-greece.

[6] George Georgiopoulos, Angeliki Koutantou, and Renee Maltezou, “China, Greece Agree to Push Ahead with COSCO’s Piraeus Port Investment,” Reuters, November 11, 2019, https://www.reuters.com/article/us-greece-china/china-greece-agree-to-push-ahead-with-coscos-piraeus-port-investment-idUSKBN1XL1KC.

[7] Teoman Ertuğrul Tulun, “Italian Reaction To The Carolingian EU Project”, Center For Eurasian Studies (AVİM), 11 Nisan 2019, blm. Analysis, 2019 / 10, https://avim.org.tr/en/Analiz/ITALIAN-REACTION-TO-THE-CAROLINGIAN-EU-PROJECT.

[8] Smith, “Xi Jinping Comes to Greeks Bearings Gifts”.

[9] John Psaropoulos, “Greece and China Hail Strategic Partnership, as US and EU Look On”, Al Jazeera, 11 Kasım 2019, blm. News, https://www.aljazeera.com/news/2019/11/greece-china-hail-strategic-partnership-eu-191111170150762.html.