YOLSUZLUK DOSYASI /// GÜRKAN : 2 MİLYON TL’YE VERİLMİŞ OLAN ALTYAPI İHALESİNİ İPTAL EDEREK KENDİMİZ SADECE 20 BİN TL’YE YAPTIK !!!!


GÜRKAN : 2 MİLYON TL’YE VERİLMİŞ OLAN ALTYAPI İHALESİNİ İPTAL EDEREK KENDİMİZ SADECE 20 BİN TL’YE YAPTIK !!!!

Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan katıldığı bir TV prpgramından sonra yaptığı paylaşım dikkat çekti.

08 Ağustos 2019 – Perşembe 12:11

Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan katıldığı bir TV prpgramından sonra yaptığı paylaşım dikkat çekti.

Gürkan sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımı kısa bir süre sonra tekrar silerken paylaşımda: "Tasarrufumuz 4 Ayda 40 Milyona Ulaştı ki bu rakama iptal ettiğimiz diğer ihaleler dahil değil. Mesela 2 milyon TL’ye verilmiş olan altyapı ihalesini iptal ederek kendimiz sadece 20 Bin TL’ye yaptık. Bu sadece bir örnek" dedi.

Gürkan’ın sildiği paylaşımda iddia ettiği rakam doğruysa geçmiş dönemde 2 Milyon TL’ye altyapı ihalesi verilmesi soru işareti doğurdu.

Gürkan’ın paylaşımı neden sildiği ise bilinmiyor.

LİNK : http://www.malatyatekhaber.com/m-haber-8668.html

YOLSUZLUK DOSYASI /// Murat AĞIREL : Tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyenlerin peşinde olacağım !!!


Murat AĞIREL : Tüyü bitmemiş yetim hakkı yiyenlerin peşinde olacağım !!!

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tuyu-bitmemis-yetim-hakki-yiyenlerin-pesinde-olacagim-52913yy.htm

E-POSTA : murat.agirel

14 Ağustos 2019

Bu ülkede yolsuzluk yazıları yazmak veya genel anlamda eleştirel yazı yazmak artık çok zor bir hal almaya başladı. Günlerce araştırıp belgelere dayandırıp yazı yazıyorum sonra içerisinde bulunan birkaç kelime hakaret içermediği halde yazınızın içeriğinin engellenmesine sebebiyet veriyor. Sizlere aktardığım yazılarım günlerce yaptığım araştırmalar neticesinde ulaştığım bilgilerdir. Tamamı belgelere dayanıyor ve çok ciddi emek barındırıyor.

Bir hukuk devletinde bu tür yolsuzluk haberleri sonrasında Cumhuriyet Savcısı yazıyı ihbar kabul eder soruşturma başlatır, yazandan bilgileri ister. Ne yazık ki ülkemizde ise durum çok enteresan bir hal almış durumda.

Neden bunları anlatıyorum?

Sizlere daha önce aktardığım dört yazım hakkında iki tekzip ve iki erişime engellenme kararı gönderildi gazeteye.. Tekzip metinleri yazdığım yazı ile alakalı bile değil. Mesela Platform adlı firma hakkında yazdığım yazı.

2011-2018 yılları arasında İBB tam 2.3 milyar TL ilk araç kiralama işi yapmış. Bu kiralama işleminin 1 milyar TL tutarındaki kısmını Platform adlı firma gerçekleştirmiş. Ticaret sicil gazetesindeki sahipleri Adem Altunsoy, Mehmet Altunsoy ve Yılmaz Aytaş gözüküyor.

Adem Altunsoy kim?

Yeni Şafak gazetesi, Kanal24 gibi kurumların sahibi olan Nuri Albayrak’ın damadı. Hatta çiftin nikah şahitliğini Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Numan Kurtulmuş yapmıştı.

Şimdi ben bu yazının içinde kamuoyuna şahsi kanaatim olarak yapılan, fuzuli olduğunu düşündüğüm harcamaları anlatıyorum. Tüm ihalelerin yüzde 50’sini bir firmanın almasını da haliyle sorguluyorum.

Söz konusu firmadan bir açıklama var mı?

Yok!

Tekzip var mı?

Yok!

Yalanlama var mı?

Yok!

Gazeteye tekzibi gönderen kim?

Albayrak grubu…

Saygın bir firma olduklarından bahsediyor. Amacım firmalara zarar vermek değil kişilerin siyasi yakınlarını kullanarak ayrıcalık veya haksız kazanç var mı yok mu sorgulamaktır. Bir gazetecinin başka ne gibi bir görevi olabilir ki?

Gelelim erişime engelleme kararına.

İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği, 09 Ağustos 2019 tarihli "internet erişim engelleme" kararı göndermiş gazeteye. Erişim engelini isteyen kişi Sayın Cumhurbaşkanı’nın oğlu Necmeddin Bilal Erdoğan. Erişime engelleme nedeni "kişilik haklarının engellenmesi."

Kararı okuduğumda "hadi canım" dedim. Çünkü ben ne yazdığımı biliyorum. Bilal Erdoğan ile ilgili olan kısım ihaleleri alan M. Raif İnan isimli şahsın Kartal İmam Hatip Lisesinde Bilal Erdoğan ile birlikte okuması aynı zamanda yine Erdoğan’ın kurucusu olduğu Kartal İmam Hatip Mezunları Derneği’nde yönetici pozisyonunda bulunmasıdır.

Evet, Necmeddin Bilal Erdoğan ile ilgili kısım sadece bu kadar. Bu satırlarda nasıl oluyor da kişilik hakları engellenmiş oluyor?

Gazetecinin, kamuoyunu ilgilendiren konularda bilgi verme ve aydınlatma görevi vardır. Bu görevi yerine getirirken bilgi edinme, yayma eleştirme, yorumlama haklarını kullandığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi, Anayasanın 28. maddesi ve 5651 sayılı yasa hükümleri ile güvence altına alınmıştır.

Yazı içerisinde sadece Bilal Erdoğan için değil hiç kimse için aşağılayıcı ve küçük düşürücü bir yazım dili kullanmadım, kullanmam da .

Bu erişim engeli kararına saygı duyuyorum ancak kararın doğru olmadığını düşünüyorum. Yazımın asıl içeriği İstanbul Büyükşehir Belediyesi iştirakinin bir iş insanına sağladığı ayrıcalıklar ve verdiği işlerdeki şaibeli durumlardır.Yazıda ismi geçen M. Raif İnan telefonlar edip yazımı engellemeye çalışacağına bana dava açsın. Tek tek bütün ihaleleri ve hatta tespit edemediğim ihaleleri de mahkeme kanalı ile tüm Türk halkı ile birlikte öğrenmiş oluruz.

Aslında mesele yazıda yazılanların okunmasını, o bilgilerin yayılmasını engellemek.

Yazıda…

PlanB organizasyon ve sahibi M. Raif İnan. Kendisi Cumhurbaşkanının oğlu Necmeddin Bilal Erdoğan ile birlikte okudu. Kartal İmam Hatip Mezunu. Yine Bilal Erdoğan’ın kurduğu şu anda da Mütevelli Heyetinde bulunduğu Kartal Eğitim Vakfı Mütevelli heyetinde de yer alıyor. Vakfın Yönetim Kurulu Başkanlığını ise yine Bilal Erdoğan’ın Kartal İmam Hatip okulundan arkadaşı TRT Genel Müdürü İbrahim Eren yapıyor…

Bunlardan bahsediyordum.

"Ne var bunda" diyebilirsiniz!

Açıklayayım hemen.

M. Raif İnan’ın sahibi olduğu A23 Medya ve Yapım Hizm. A.Ş. Bu ismi nereden tanıyoruz? Hani TRT de yayınlanan Vuslat dizisi var. Hah işte onun yapımcısı.

Tabii ki bu kadar değil. M. Raif İnan mutlaka başarılı bir iş adamıdır. Ancak bu şekilde bağlantıları olan kişilerin devlet kurumlarından aldıkları ihaleleri araştırınca hiç şaşmıyor. Hepsi illaki birçok ihaleyi almış oluyor. Daha önce M. Raif İnan’ın almış olduğu bir ihaleyi yazmıştım hatırlayalım.

İBB Destek Hizmetleri Şube Müdürlüğü (2018/562797 ihale kayıt numarası ile) "İstanbul Geneli Muhtelif Organizasyonlar ile tanıtım duyuru çalışmaları ve baskılı işlerin hizmet alım işi"ni (13.12.2018 tarihinde) ihale etti. İşin içeriği; tanıtım ve promosyon hizmetleri ile sergi, fuar ve kongre organizasyon hizmetleri…

Bedeli tam 181 milyon TL. Belediyenin ihalelerini Belediye iştirakleri alıyor ve alt taşeron firmalara dağıtıyor. Bizler iş alan o firma isimlerini görmek için resmen dedektif gibi çalışmak zorunda kalıyoruz. Çünkü yetkililer bu konuda bilgi vermiyorlar. Raif İnan’ın sahibi olduğu PlanB Organizasyon da bu iş için Kültür A.Ş. Bin taşeronu konumunda. İhale detaylarında da bu bilgiler yok.

Mesela "Kadın ve Adalet Zirvesi Organizasyon" işi, ihalesi yapılmış. İhaleyi yine pazarlık usulü almış firma. Aslında organizasyonu KADEM yapıyor. İhaleyi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yapıyor.

KADEM?

Sayın Cumhurbaşkanının kızı Sümeyye Erdoğan Bayraktar’ın Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığı Kadın ve Demokrasi Derneği.

Sonuç olarak…

PlanB’nin sahibi M. Raif İnan, Cumhurbaşkanının oğlu ile aynı İmam Hatipten mezun, aynı vakıfta çalışıyorlar ve işlerin tamamı da İBB’den alınıyor.

Ne güzel "tesadüf" değil mi?

Tabii ki her iş insanı, sahibi olduğu firması ile ihaleye girer ve işi alıp yapabilir. Buna sözüm yok. Ancak benim sizlere aktarmak istediğim durum farklı. Anlatmak istediğim Kültür A.Ş.’nin adrese teslim ihaleleri ve bu beş firmaya tanınan ayrıcalıklar.

Ama PlanB organizasyon, -alt taşeron olarak aldığı ihaleler hariç- yüzde 98’i İBB iştiraki Kültür A.Ş. olmak üzere toplamda 60’tan fazla ihale almış ve tamamının toplamı 300 milyon TL’den fazla!

Sonuç olarak…

Kim rahatsız olur ise olsun.

Ben yazmaya, sorgulamaya, sorgulatmaya devam edeceğim.

Seçim zamanlarında "tüyü bitmemiş yetim hakkı" her siyasetçinin diline pelesenk oluyor ya hani ben de tam onu sorguluyorum işte.

Nüfus ticareti yapan, siyasi bağlantıları ya da cemaat, tarikat bağlantıları ile yurttaşların alın teri ile kazandıkları vergileri, nerelere ve kimlere harcandığını sorguluyorum. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen her kim var ise ortaya çıkarmaya devam edeceğim.

YOLSUZLUK DOSYASI /// İDDİA : BEDELLİ ASKERLİKTEN TOPLANAN 36 Mİ LYAR TL İLE LÜKS MAKAM ARAÇLARI ALINDI


İDDİA : BEDELLİ ASKERLİKTEN TOPLANAN 36 MİLYAR TL İLE LÜKS MAKAM ARAÇLARI ALINDI

13 Haziran 2019 12:55

CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi Sayıştay raporlarına göre 2014’teki bedelli askerlikten toplanan 36 milyar TL ile kamu kurumlarına lüks makam araçları alındığını söyledi

Bedelli askerlikten toplanan 3 6 milyar TL ile lüks makam araçları alındı

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin yenilenmesiyle birlikte gündeme gelen israf düzeni TBMM’de de gündem olmayı sürdürüyor.

CHP İstanbul Milletvekili Akif Hamzaçebi 2014 yılında çıkarılan Bedelli Askerlik Kanunu sonrası toplanan 36 milyar TL’nin kamu kurumlarına lüks makam araçları alınmak üzere kullanıldığını söyledi.

Bedelli askerlik ile toplanan paraların akıbeti konusunda ilgili bakanlara verdiği soru önergelerine yanıt gelmediğini belirten Hamzaçebi yasaya göre bu paranın Savunma Sanayi Destekleme Fonu’na aktarılması gerektiğini ama Sayıştay denetim raporlarında bu paralarla lüks makam araçları alındığının ortaya çıktığını ifade etti.

Hamzaçebi TBMM’ye “Şimdi yeni bedelli yasasından gelecek paralarla da lüks makam araçlarını mı yenileyecekler?” diye sordu.

Sendika. Org

LİNK : http://sendika63.org/2019/06/bedelli-askerlikten-toplanan-36-milyar-tl-ile-luks-makam-araclari-alindi-551041/

YOLSUZLUK DOSYASI /// Belde belediyesini böyle sömürmüşler : 17 bin liralık tespih, 60 bin liralık kayısı faturası


Saadet Partisi Yazıkonak Belde Belediye Başkanı Hatif Çadırcı, ilk zamanlar belediyenin araba aküsü alacak parasının dahi olmadığını ifade ederek, “Göreve geldiğimiz gün 10.5 milyon borçla karşı karşıya kaldık. O kadar borçlu bir belediye devralmıştık ki belediyenin makam arabasının aküsü bile bitmişti. Servise gidip akü almak istedik servis yetkilisi bize aynen şunu söyledi; biz sizin belediyenize güvenmiyoruz 6 bin lira geçmiş borcunuz var borcunuzu ödemeyene kadar size akü vermiyoruz dedi. O kadar kötü bir durumdaydı ki belediye 650 lira verip akü alacak parası yoktu” dedi.

YEMEK, ELBİSE, TESPİH, KAYISI FATURALARI…

Sözcü’den Evren Demirdaş’ın haberine göre, geçmişte AKP’li belediyenin anlamsız bir şekilde borçlanma yaptıklarını ifade eden Başkan Hatif Çadırcı, “Göreve başladığımız hafta belediyenin yapmış olduğu harcamalara baktık. O kadar abuk sabuk harcamalar yapıldığını gördük ki… Bunun içerisinde 600 bin liranın üzerinde elbise faturası, 400 bin liranın üzerinde yemek faturası, 23 bin lira küsuratında limon fideleri faturası, 17 bin lira tespih faturası, 60 bin lira küsuratında kayısı faturalarıyla karşıladık. Biz özellikle tespih paralarını ödemiyoruz. Bu iş mahkemelik olacak. Borcu yapan kişiler mahkemeye gidip derdini anlatsın. Bir kişinin 27 senede yapabileceği borcu geçmiş yönetim 5 senede yapmış” diye konuştu.

“MİLLETVEKİLİ DANIŞMANLARI BELEDİYEDE ÇALIŞMADAN MAAŞ ALIYORDU”

Yazıkonak belediyesinde 30’a yakın bankamatik memuru tespit ettiklerini söyleyen SP’li başkan Çadırcı, konuşmasını şöyle sürdürdü; “Özellikle şunu da belirtmek istiyorum, milletvekili danışmaları bile belediyemizde çalışmamalarına rağmen belediye başkan yardımcılığı kadrosundan maaş alıyordu. Bunlardan biri Ak Parti Elazığ Milletvekili Zülfü Demirbağ’ın danışmanı Hıdır Seçkin. Şuanda bu arkadaş Elazığ Belediyesi’nde görev yapıyor. Biz göreve başlamadan önce bir milletvekilinin de yakını buradan maaş alıyormuş, biz gelmeden önce kendisi ayrılmış. Bununla ilgili belgelerimiz mevcut. Biz yönetim olarak belediyemizin incelenmesi için yetkili kurumlardan müfettiş talebinde bulunduk. Ancak şuana kadar belediyemize herhangi bir müfettiş gelip denetim yapmadı”

“BELEDİYEMİZ KASASINA 4 AYDA 1 MİLYON LİRA PARA GİRDİ”

Göreve geldiklerinde enkaz halinde bir belediye devraldıklarını söyleyen Çadırcı,”Bu enkazı ortadan kaldırmak için yaptığımız ilk iş belediyedeki israfın önüne geçtik. Bir buçuk senede hedeflediğimiz noktaya Allah’a hamdolsun ki 3 ay gibi kısa bir zamanda ulaştık. Belediyede yapılan israfın önüne geçtiğimiz günden bu yana belediye kasamıza 1 milyon küsuratında para girdi. Bununla beraber şuana kadar çeşitli şahıs ve esnaflara 200 bin lira civarında da bir borç ödedik. Bu borçlarımızı ödemenin yanında beldemiz halkına hizmet etmeyi de ihmal etmedik. Belediyemize ait halk otobüslerimiz atıl haldeydi belediyemizi borçlanmaya götürmeden iki tane otobüs aldık bayramda bu otobüslerimiz hizmete girecek. Bunun yanında 12 durağımızı kendi imkânlarımızla yeniledik. Batık olan bir belediyeyi tasarrufla belirli bir noktaya getirdik” şeklinde konuştu.

BAŞKAN GÖREVDEN ALINMIŞTI

2014 seçimlerinde Yazıkonak Belediye başkanı seçilen AKP’li Nurettin Aydın, 2011 yılında aracında gümrük kaçağı sigara bulundurmaktan 2 yıl 1 ay hapis cezası alınca İçişleri Bakanlığı tarafından görevden alınmıştı. AKP de Aydın’ı partiden ihraç etmişti. Yazıkonak Belediyesi başkanlığına meclis kararıyla AKP’li Aydın Ayaz getirilmiş ve Ayaz 3,5 yıl yürüttüğü belediye başkanlığı seçimini 31 Mart’ta Saadet Partili Hatif Çadırcı’ya kaptırmıştı.

YOLSUZLUK DOSYASI /// CAN ATAKLI : VAY VAY VAY O VAKIFTA MEĞER KİMLER VARMIŞ !!!!


CAN ATAKLI : VAY VAY VAY O VAKIFTA MEĞER KİMLER VARMIŞ !!!!

6 Temmuz 2019

YENİ ÖĞRENDİM

İstanbul’da insanlara kan kusturan bir vakıf var. Adı İstanbul Trafik Vakfı. Yıllarca bu vakfın haksız uygulamalarına karşı yazılar yazdım televizyonlarda konuştum. Neden? Çünkü bana göre bir mafya gibi çalışan bu vakıf İstanbul trafiğine hiçbir katkı sağlamıyor. Tek dertleri var gün boyu olabildiğince çok sayıda aracı “yediemin parklarına” çekmek ve bundan müthiş paralar kazanmak. İstanbul Trafik Vakfı’nın hiçbir yatırımı yok. Sadece çekici alıyorlar ve olur olmaz araç çekip can yakıyorlar. Ne bir otoparkı var ne trafik eğitimi konusunda girişimleri. Personeli bile yok. Devletin polisini aracı olarak kullanıyorlar. Bu İstanbul Trafik Vakfı’nın emniyete ait olduğunu düşünürdüm ben de herkes gibi. Oysa öyle değil. İş insanları kurmuşlar bu vakfı. Ciddiyeti olsun diye de içine sembolik olarak cumhurbaşkanını koymuşlar örneğin. İstanbul Valisi ve belediye başkanı da bu vakfın yönetiminde görülüyor. İçindeki isimleri görünce çok şaşırdım. Bunca anlı şanlı iş insanının ne işi var burada acaba? Oradan gelecek paraya bu kadar mı ihtiyaçları var diye düşünmeden edemiyor insan. Gerçi bu vakıf aracılığı ile toplanan para müthiş. İstanbul halkının milyonlarca lirası adeta gasp ediliyor. Şimdi diyeceksiniz ki “Ne yani isteyen istediği yere mi bıraksın aracını?” Elbette öyle de bu vakfın çekicileri trafiği engelleyen araçları çekmiyor ki. Ancak çekilmesi çok kolay ve üstelik ortak kullandıkları otoparklara en yakın yerden araç çekiyorlar. Uygar ülkelerde de araç çekilir. Ama oradaki insanlar yasak yere zaten park etmezler. Çünkü park ettikleri anda çekileceğini ve ceza yiyeceklerini bilirler. Medeni ülkelerde lokantaların otoparkçıları ile anlaşıp onlara bırakılmayan araçları çekmezler. Bizde aracınızın çekilmesi tamamen sizin şanssızlığınızdır. Genellikle de sizin aracınızın çekilmesi bir başka araca adeta park yeri açılması gibidir. Sizlere bu vakfın mevcut mütevelli heyetinin listesini sunuyorum. Çoğu tanınmış iş insanı olan bu kişilere seslenmek istiyorum. Buradan elde ettiğiniz paralar gözünüzü karartmış olabilir. Ama lütfen yönettiğiniz vakfın nasıl çalıştığına dönüp bir bakın. Gerçekten vakfınızın İstanbul trafiğine hizmet edip etmediğini inceleyin. Günde kaç araba çekildiğini bunların en yoğun olarak hangi bölgelerde olduğunu bunların ne kadarının haksız ve vicdansız olduğunu hangi bölgelerde vale denilen özel otoparkçılarla anlaşmalı olduğunu öğrenmeye çalışın. Örneğin araç çekilen yediemin otoparklarına kimliğinizi belli etmeden bir gidin çalışanlara bir bakın bakalım “Ben buradan nasıl çıkacağım” diye korkuya kapılıp kapılmayacağınızı bir test edin. O zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.

İŞTE TRAFİK VAKFI’NIN MÜTEVELLİ HEYETİ

1. Cumhurbaşkanı 2. Faika KOZAKÇIOĞLU 3. Zuhal ÜRETEN 4. Alper KUŞ 5. Nadir YAYLA 6. Korkmaz ALTUĞ 7. İsmet NANE 8. Muammer GÜLER 9. Atıf ÇETİNER 10. Jak KAMHİ 11. İnan KIRAÇ 12. Erman YERDELEN 13. Ali Süha UYAR 14. Mücahit ÖREN 15. Oktay DURAN 16. Celalettin CERRAH 17. Cenk CANKURTARAN 18. Yılmaz ULUSOY 19. Sema RAMAZANOĞULLARI 20. Yücel ÇELİK 21. Ahmet KOCABIYIK 22. Nail KEÇİLİ 23. Turgut KAZAN 24. Ömer DİNÇKÖK 25. Kadir BOY 26. İlhan ÇETİNKAYA 27. Suat YALKIN 28. Ali GÜRELİ 29. Adının açıklanmasını istemeyen bir kişi 30. Turgay ATASÜ 31. Süreya ÖZYURTKAN 32. Ayşe ÖZGÜN 33. İsmail ACAR 34. Lale MANÇO 35. Hıncal ULUÇ 36. Ümran ÇAVLI 37. Remzi TAN 38. Süleyman BAŞGÖR 39. Kadir TOPBAŞ 40. Vasip ŞAHİN 41. Hasan KAYNAR 42. Haluk BAYRAKTAR 43. Kemal TATAR 44. Necati CANSARAN 45. Saruhan VARDAR 46. Abdullah SİLAHYÜREKLİ

Şimdi bu listeye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı sıfatıyla Ekrem İmamoğlu da girecek sanıyorum Kadir Topbaş da çıkarılacak. Ayrıca Muammer Güler Celalettin Cerrah gibi görevleri gereği bu listede yer alanlar da bu göreve yeni gelenlerle değiştirildi.

OKURDAN MESAJ

Balık mevsimlerini pek bilmem. İstanbul’da “Lüfer geldi” derler ya da “palamut akınının başladığını” söylerler. Bunların hangi mevsime geldiğine pek dikkat etmem. Zamanında belki ederdim de şimdi sorarsanız “Lüfer mevsimi ne zaman?” diye hemen yanıt veremeyebilirim. Bir okurumun mesajından sardalyanın şu sıralar pek bol olduğunu öğrendim. Ama bir sorun varmış. Bakın okurum bunu nasıl dile getirmiş; Can Bey ben İzmir’in sahil kasabası Dikili’de yaşıyorum. Bildiğiniz gibi şu anda balık avı yasağı var. Oysa inanın şu anda deniz balığı olarak sardalyanın tadına doyum olmaz. En yağlı ve bol mevsimidir. Fakat yasak yüzünden avlanamadığı gibi balıkçılardaki sardalyalar Midilli’den gelmekte. Yani Euro kuru üzerinden balık yiyoruz. Halbuki büyük balıkçı gemileri son derece gelişmiş sonar sistemlerine sahipler. Radarlarındaki balığın cinsini yüzde100 tahmin edebilmekteler. Diyeceğim o ki çok mu zordur sadece sardalya avına izin vermek? Limanlarda zaten sahil güvenlik var gelen tekneleri denetler sardalya avı dışındakilere cezayı keser bu kadar basit. Millet de ucuz balık yemiş komşu Yunan’a para kazandırmamış olur. İşin başka enteresan tarafı da şu; balık avlanma yasağı tam da sardalyanın yumurtlama mevsiminde bitiyor. Kaş yapayım derken göz çıkarmak böyle bir şey; olsa gerek.

CANIMI SIKAN ŞEYLER

Erdoğan tarafından sarayda görevlendirilen Bülent Arınç devlet kesesinden alacağı maaşı soranlara “Edepsizler” dedi biliyorsunuz. Neymiş kimin ne maaş alacağına kimse karışamazmış kime neymiş milletvekilinin maaşından? Olacak şey değil tabii. Gerçi cevabını aldı. Ben de uzun yıllar önemli görevler yapmış biri olarak yaptığı yanlıştan utanıp susacağını sanmıştım. Ama öyle olmadı. Arınç konuştukça konuşuyor ve battıkça batıyor tabii. Bu kez de henüz ne kadar olduğunu bilmediği maaşının yarısını öğrenci bursu diğer yarısını da KHK’lar yüzünden mağdur olmuş kişiler için kullanacağını söyledi. Artık nasıl bir maaşsa bu hem burs için hem de mağdur aileler için yetecek. Tabii üste çıkacağım diye çok konuşan Arınç iktidar adına bir itirafta bulunduğunu ne kadar fark ediyor bilmiyorum. Demek ki iktidar hiçbir suçu olmayan insanları açlığa ve sefalete mahkum etmiş. Arınç saraya girip Erdoğan’a çok yaklaşmış bir kişi olarak bu sorunu çözmek için girişimde bulunmak yerine maaşını soranlara ucuz bir popülizmle cevap vermeye çalışıyor. Bunca yıl devletin en tepesinde oturdu bu kişi. Ne kadar yazık.

ÖNERİ

İktidar seçim yenilgisini hazmedemeyince İstanbul seçimlerini tekrarlatmak için kendince harika bir gerekçe bulmuştu biliyorsunuz. Oyların çalındığını ileri sürmüşlerdi. Gerçi YSK bu iddiaya prim vermedi bunun yerine suçu kendi üzerine alıp seçimleri tekrarlattı. Tabii sonuçta “oyların gerçekten çalındığı” ortaya çıktı. Meğer iktidar “fena halde götürmüş” oyları. Bu kez YSK kenara çekilince foya ortaya çıkmış oldu AKP tarihi fark yedi. Oyların çalındığı bu seçimde ortaya çıktı ama geçmişteki seçimler üzerinde hâlâ kara bulutlar var. O zamandan beri çırpınıyoruz; hile yapıldığını oyların çalındığını anlatmaya çalışıyoruz bir avuç insan. Şimdi ciddi bir karine çıktı ortaya. YSK referandum ve 24 Haziran seçimlerini mutlaka mercek altına almalıdır. Bu seçimlerde kullanılan oylar bir araya getirilmeli ve tekrar sayılmalıdır. Diyeceksiniz ki “Kaç kere söyledin ve yazdın şimdi niye tekrarlıyorsun?” Öyle demeyin. Bazı konuları ısrarla tekrarlamak gerek. Bunlar asla unutulmamalıdır.

Link : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/can-atakli/vay-vay-vay-o-vakifta-meger-kimler-varmis-5216570/

YOLSUZLUK DOSYASI /// BAHADIR ÖZGÜR : Kaz Dağları’nın ardındaki hırsızlık ittifakı


BAHADIR ÖZGÜR : Kaz Dağları’nın ardındaki hırsızlık ittifakı

KAYNAK : https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/08/06/kaz-daglarinin-ardindaki-hirsizlik-ittifaki/

Kaz Dağları’nın ardına gizlenen tezgah inanılmaz boyuttadır. Düne kadar otoyol, köprü, havalimanı, HES’ler ve özelleştirmelerle yer üstünü yağmalayan ne kadar şirket varsa, bugün hepsini yer altında görebilirsiniz. Bu vicdansız, kötülük dolu şirketlerin ve siyasetçilerin yasa dışı bir faaliyeti değildir, bizatihi rejimin kendisidir.

23 Nisan 2008 günü maden sahipleri, Maden Fuarı’nda bir toplantıda buluşuyor. Kürsüde, Çevre Bakanlığı Orman Genel Müdür Yardımcısı Kemal Kara var. Unvanına bakınca, ormanların önemiyle ilgili konuşması bekleniyor. Oysa tablo dehşet! Madencilere ince taktikler veriyor: “Şehirlerin, kasabaların arka görünümlerinde bu işi yapmak varken… Gelin bunu önde yapmayalım, o taraflarda yapalım. Medya gidiyor, anayolda devam ederken fotoğrafı çekiyor. Medyayı bir tepenin arkasına götürmek isteseniz gitmez.”

Salonda heyecan dalgası, hep bir ağızdan bağırıyorlar: “Medyayı boğalım!” Kara, tebessüm ediyor: “Boğalım da bu biraz imkan meselesi. Altın aranıyor, gidip üç beş ağaca zoom yapıyorlar.” Sorunu çözene kadar fazla göze batmayın diyor, ormanlardan sorumlu bürokrat. O sırada dinleyiciler arasından bir serzeniş daha yükseliyor. Milten Madencilik Başkanı Cemil Ökten’in sesi bu: “Gidip havadan çekiyorlar. Eskiden top atış sahasıydı, uçuşa yasaktı, rahattık.” Belli ki askeri bölgeyi kazmış. Madencilerin derdini yüreğinde hisseden bürokrat, gönlünden geçenle görevi arasındaki çelişkiyi ayetlere sığınarak çözüyor hemen: “Bize şu söyleniyor: ‘Genel Müdürlük ormanları korumakla görevli değil midir?’ Evet… Birinci görevimiz korumak. Ama biz aynı zamanda şuna inanırız. Cenab–ı Allah insanoğlunu yarattığı zaman onu merkeze koymuştur ve bütün diğer yaratıkları onun emrine vermiştir.

***

Fuardaki manzara, Bertolt Brecht’in ‘Beş Paralık Romanı’ndan bir sahne gibiydi. Patronlarla hükümet yetkililerinin buluştuğu toplantıların gerçek yüzünü, aç gözlü karakteri Peachum’un ağzından anlatmıştı, Brecht: “İş, sözleşmeler ve hükümet damgalarıyla başlar, ama işin sonunda mutlaka bir soygun cinayeti gerekli olur.”
İşte Kaz Dağları, Şirince, Bergama ve daha nice cinayet de böyle planlandı. Sabırla beklediler, medyadan, yargıdan kaçtılar; ta ki birileri cinayetleri onlar için yasal hale getirene kadar. Nasıl mı? Gelin önce çevreci bürokratımızın öyküsünün sonunu dinleyelim…

Kara, 2008 yılı biterken emekli oldu. Ardından Orman Genel Müdürlüğü’nde üst düzey iki bürokratla beraber Büyük Anadolu Ormancılık şirketini kurdu. Ve enerji, maden, inşaat şirketlerinin ormanlık arazilerdeki faaliyetleri için hizmetler sunmaya başladı. İnternet sitelerinde gururla sıralanan referanslar arasında Akfen, Doğuş, Yüksel İnşaat, Sur Enerji, Enya Enerji ve Eni Enerji bulunuyor. Esas dikkat çeken isim ise şu sıralar gündemde olan Kaz Dağları’nı üç koldan kuşatmış Alamos Gold. Yani çevreci bürokratımız, Hak yolunda hizmete devam ediyor…

Bu ilişki ağı karşı karşıya kaldığımız tehlike hakkında çok şeyler anlatıyor aslında. Felaket aniden gelmedi çünkü. O gün madencilerin şikayet ettiği ne varsa; medyası, kanunu, bürokrasisi aynı hizaya dizildi. Düne kadar otoyol, HES’ler, köprüler, havalimanları, özelleştirmeler aracılığıyla yer üstündeki kaynakları tüketen şirketlerin neredeyse tamamını, bugün yer altında görebilirsiniz. Kaz Dağları’nın bir eteğini Cengiz deliyorsa, diğerini Koç oyuyor. Bir su kaynağını Eczacıbaşı kirletiyorsa, ötekini Bergama’yı zehirleyen Koza çürütüyor.

Dolayısıyla karşımızda kötülük yuvası, vicdansız, yasaları hiçe sayan şirketler ve siyasetçiler değil; parti etiketleri, inançları, yaşamları, eğitimleri farklı olsa da servetleri uğruna kendi ülkesinin toprağına düşman kesilecek kadar tehlikeli bir ittifak duruyor. Bu denli hoyrat davranmalarının nedeni ise hukuksuzluğun egemen olmasından ziyade, bizatihi sadece onları kollayan bir hukuku tesis eden siyasal rejimin verdiği güvencedir.

Nitekim 11 yıl önce o toplantıda konuşulan sinsi taktikler adım adım geliştirildi, hukukuyla, bürokrasisiyle, şirketiyle, kolluk gücüyle bir kleptokrasiye, yani ‘hırsızlar rejimi’ne evrildi. Türkiye’nin 24 Haziran seçimiyle geçtiği yönetimin adı budur. İnanmayan dönüp 10 Temmuz 2018 günü Resmi Gazete’de yayımlanan 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne bakabilir. Orada Ekonomik İşler Olağanüstü Hal Komisyonu adlı bir kurulun 3213 Sayılı Maden Kanunu’nun 7’nci Maddesi’ne eklendiğini görecektir. Kanuna göre, bu kurulun aldığı her karar kamu yararı sayılıyor. Peki bunu niye yaptılar? Onun cevabı da 2015’te aynı maddede yapılan değişiklikte yatıyor: Özel çevre koruma bölgeleri, milli parklar, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları, muhafaza ormanları, kıyı kanunu ile korunan bölgeler, 1’inci derece askeri yasak bölgeler, 1’inci derece SİT alanları dahil aklınıza gelebilecek her yerde madenciliğe izin verildi. Böylece son engeller de kurul sayesinde aşılmış oldu. Kurulun oluşturulmasından sekiz gün sonra Resmi Gazete’de 616 maden sahasının başkanın imzasıyla ihaleye açıldığı duyuruldu.

18 Şubat 2011’de Çanakkale’de düzenlenen toplantıda Maden İşleri Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mehmet Tombul, “Adamlar dağı sırtlayıp götürecek değil ya” diyordu. Bugün sadece Kaz Dağları ve çevresinde arama/işletme olarak 900’e yakın maden ruhsatı verildi. Dağı götürmek bir yana, anlaşılan dümdüz edecekler!

Bütün bunlar ülkenin ne kadar kaynağı varsa etrafına ürkütücü bir rant ağının örüldüğünü gösteriyor. Bu ağın basit bir haritasını merak ediyorsanız eğer, tek bir adrese bakmanız kafi: Encon Çevre Danışmanlık Şirketi. İnternet sitesinde gelecekte bu ülkeyi kimler mahvetti diye soranlara gösterebileceğiniz koca bir liste duruyor. Encon ne mi yapıyor?

Çevreye, ormanlara, sulara, tarihsel ve kültürel mirasa zararlı hangi proje varsa, yasal olarak önünü açıyor. Hemen her projede karşımıza çıkan Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) raporlarını hazırlamakla yetkilendirilmiş Türkiye’nin ilk şirketlerinden. 1994’te kurulan şirket şimdiye kadar yerli-yabancı, maden, enerji veya otoyol olarak onlarca proje için ÇED hazırladı.

Mesela; 2006’da İzmir’in su havzasını kirleten Nurol Holding’e bağlı TÜPRAG’ın Efemçukuru’nda açtığı altın madeni için ÇED’i bu şirket hazırladı. Aynı şirketin Uşak Kışladağ Altın Madeni’nde de imzası var. Yine on binlerce ağacın kesildiği Manisa Çaldağı’ndaki nikel madeninin ÇED raporu da Encon’un. Tek tek anlatmak sayfalar tutacağından kamuoyunun yakından bildiği bazı projeleri hızlıca sayalım: Hasankeyf’i sular altında bırakan Ilısu Barajı, Eti Maden, TÜMAD Madencilik, Eldorado Gold, Rönesans Holding, Nabucco Gaz Boru Hattı, Pera Madencilik, Koza Altın, Limak, Dedeman Madencilik, Akenerji, GAMA Enerji, İÇTAŞ Enerji, OMV, Yıldızlar Holding, Gebze-Orhangazi-İzmir otoyolu, İstanbul Havalimanı… Ve Alamos Gold.

Projelerin sonuçlarına bakıp çevreyi koruyan bir ÇED raporuna imza atılabileceğini düşünen var mıdır? Çevre Bakanlığı’nın yetkilendirdiği böyle 337 özel şirket daha bulunuyor. Devletin üstlenmesi gereken denetleme işinin dahi bir rant kaynağına dönüşmesi, yer altına kurulan tezgahın boyutları hakkında fikir veriyordur.

***
Sermayenin ekonomik krizlere bakışını özetleyen veciz bir söz vardır: “İyi bir krizi asla boşa harcamamak lazım.” Şu anda iktidarın ve şirketlerin yaptığı da budur. İşsizlik ve yoksulluğun, ekonomik sıkıntıların yarattığı vasat iklimi bir yağma bayramına çeviriyorlar. Kaz Dağları bu nedenle hayati bir simgedir. Yerin üstü ve altını kuşatanların yol açtığı/açacağı yıkımın Guernica tablosudur. ‘Hırsızlar rejimi’ne karşı direniş hattıdır. Dağ düşerse, halk da düşecektir…