YOLSUZLUK DOSYASI : Samsun-Sivas Demiryolu Sayıştay raporunda ! 72 milyon Avro’ya ne oldu ????


Samsun-Sivas Demiryolu Sayıştay raporunda ! 72 milyon Avro’ya ne oldu ????

Yapımı yılan hikâyesine dönen, birçok soru ve sorunlarla dolu Samsun-Sivas Demiryolu, ‘Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 2018 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda’ geniş şekilde yer bulurken önemli eleştirilerde yer aldı.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, 21 Eylül 1924’te ilk kazmayı vurarak çalışmalarını başlattığı, 378 kilometrelik Samsun-Sivas (Kalın) demiryolu hattının, 30 Eylül 1931’de tamamlandı. 29 Eylül 2015 tarihinde yenilenme çalışması nedeniyle ulaşıma kapatılan ve aradan geçen 4 yıla rağmen açılamayan Samsun-Sivas Demiryolu, 2018 Yılı Sayıştay Denetim Raporu’nda geniş yer buldu. Denetim raporunda, “Gecikmeler nedeniyle ülkenin 72 milyon Avro (455 milyon 760 bin TL) kayba uğradığı” belirtiliyor.

ARA ÖDEME MERKEZİ BÜTÇEDEN

“Ulaştırma Operasyonel Programı içerisinde yer alan Samsun-Kalın Demiryolu Hattı Modernizasyonu projesinde, AB fon taahhütlerinin 2017 yılı sonuna kadar kullanılması gerektiği halde, projede yaşanan gecikmeler nedeniyle, AB fonlarının kullanılamaması sonucunda yaklaşık 72 milyon Avro tutarında bir fon kaybı gerçekleşmiştir” denilen denetleme raporunda, “Projede yaşanan bu gecikme nedeniyle 2018 yılı içerisinde projeye ilişkin ara ödemelerin tamamı merkezi yönetim bütçesinden karşılanmıştır” ifadelerine yer veriliyor.

SORUMLU KİM?

72 Milyon Avroluk kayıpla ilgili olarak Sayıştay Denetleme Raporu’nda “Katılım öncesi AB’den sağlanacak fonların yönetimine ilişkin 2011/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi” ile IPA Uygulama Tüzüğü’ne atıf yapılıyor. Katılım öncesi AB’den sağlanacak fonların yönetimine ilişkin 2011/15 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nin “Kurumsal Yapılar” bölümünde, “Program otoritelerinin desteklenecek proje ve faaliyetlere ilişkin olarak, programlama, ihale ve sözleşme yapılması, proje ve faaliyetlerin yürütülmesi, ödemelerin yapılması, muhasebeleştirilmesi ile buna ilişkin kontrol, izleme ve değerlendirmelerin gerçekleştirilmesi görevlerinin yerine getirilmesinden sorumlu oldukları” belirtiliyor.

GEREKLİ TEDBİRLER ALINMASI DÜŞÜNÜLMEKTEDİR

IPA Uygulama Tüzüğü’nün program otoritelerinin görev ve sorumluluklarını düzenleyen 28’inci maddesinde de, “Program otoritelerinin sağlam mali yönetim ilkelerine uygun olarak programları yürütmek ve bu kapsamda programların uygulanmasını izlemekle sorumlu oldukları” hükmüne yer veriliyor. Sayıştay Raporu’nda bu bilgiler aktarıldıktan sonra “Dolayısıyla, Ulaştırma Operasyonel Programının program otoritesi olan Bakanlığın IPA projelerini sağlam mali yönetim ilkelerine uygun olarak yönetmenin yanında proje süreçlerini kontrol ve izleme sorumluluğu bulunmaktadır. AB tarafından IPA projeleri için sağlanan fonların süresinde harcanamaması nedeniyle iade edilmesinin, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde kullanılamamasına ve sözleşme süresi devam eden projelere ilişkin bakiye ödemelerin bütünüyle merkezi yönetim bütçesinden karşılanmasına neden olduğundan bu fonların zamanında kullanılabilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasının yerinde olacağı düşünülmektedir” deniliyor.

BAKANLIK NE DİYOR?

Ulaştırma Bakanlığı yetkililerinin Sayıştay’ın eleştirilerine verdikleri cevapta bir taraftan “İhale onay sürecinin beklenenden çok daha uzun sürmesinden” diğer taraftan da “Yüklenicinin sahada işe geç başlaması, ek süre talepleri ve iş programına uyum konusunda gösterdiği düşük performanstan” yakındıkları görülüyor.

NE OLMUŞTU?

Türkiye ile Avrupa Birliği’nin bugüne kadar imzaladı en büyük ortak projesi Samsun-Sivas (Kalın) Demiryolu Hattının yenilenmesidir. Ortaklık sözleşmesine göre 2015’de başlayan yenileştirme çalışmaları 2017 Aralık sonunda bitecek, sistem 1 yıllık deneme sürüşünden sonra 2018 sonunda ulaşıma açılacaktı. Ancak aradan 3 yıl geçmesine rağmen henüz deneme sürüşüne bile başlanılamadı.

BÜYÜKELÇİ ZİYARET ETMİŞTİ

16 Kasım 2018 tarihindeAvrupa Birliği (AB) Türkiye Delegasyonu Başkanı Büyükelçi Christian Berger, Samsun Tren Garı’na gelerek, AB hibeleriyle AB sınırları dışında gerçekleştirilen en büyük proje olma özelliğini taşıyan Samsun-Sivas (Kalın) demiryolu hattında incelemelerde bulunmuş ve deneme seferine çıkmıştı.

SamsunHaberTV.com

YOLSUZLUK DOSYASI /// CHP’den Saray’a yeni suçlama : İsmi bende var


CHP’den Saray’a yeni suçlama : İsmi bende var

CHP’li Adıgüzel, “Geçen günlerde İtalyan firmasından yetkili, Cumhurbaşkanlığının ilgili birimine gidip bir talepte bulunuyor. Cumhurbaşkanlığının ilgili birimindeki yetkili de -ismi bende var- Ordu’ya gidiyor, Ordu’da bu firma adına 60 dönüm arazi arıyor" dedi.

CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, TBMM kürsüsünde fındık konusunu ele aldı ve dikkat çeken ifadeler kullandı. “Bakın, devlet dolandırmaz, devlet sözünün arkasında durur” diyen CHP’li Adıgüzel, devletin çiftçiye 135 milyar Türk Lirası borcu olduğunu söyledi.

CUMHURBAŞKANLIĞI O FİRMA İÇİN ARAZİ ARIYOR

“Millî ürünümüz fındıkta durum belli; yüzde 70’ini ürettiğimiz, dünyada tekel olduğumuz fındığı bir İtalyan firması Ferreroya teslim ettiniz” ifadelerini kullanan Mustafa Adıgüzel, “Geçen günlerde İtalyan firmasından yetkili, Cumhurbaşkanlığının ilgili birimine gidip bir talepte bulunuyor. Cumhurbaşkanlığının ilgili birimindeki yetkili de -ismi bende var- Ordu’ya gidiyor, Ordu’da bu firma adına 60 dönüm arazi arıyor. Ne için biliyor musunuz? Bu Ferrero, ihracatçı birliklerinde var, çikolata sanayisinde var, tarlada var -biraz sonra söyleyeceğim- şimdi de kırma işine giriyor, natürel fındık işine, vagonculuğa, tüccarlığa soyunuyor” dedi.

Adıgüzel’in, “Şu anda ülkemizin 70 bin hektar yani diğer bir deyişle 7 milyon metrekare vatan toprağı işgal altındadır” sözleri ise dikkat çekti.

VİDEO LİNK : https://odatv.com/vid_video.php?id=8H2A9

Adıgüzel’in konuşması şu şekilde:

“Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; "iyi tarım ve organik tarım" kapsamında 2007’den beri çiftçilerimize destek verilmektedir. Toprak tahlili, kayıt ve dosya parası ve sertifikasyon işlemleri için her yıl çiftçilerimiz yaklaşık 400-500 lira para ödemektedir. Bu sene de 150 bin çiftçimiz başvurdu, bir de ne görelim, tam 9 Kasım 2019’da yayınlanan bir tebliğle bu 150 bin çiftçiden 110 binini devre dışı bıraktınız yani 2016, 2017 ve 2018’de destekleme alan üreticilerin 2019’da alamayacağına dair bir ibare getirdiniz. Bu şekilde parasını yatıran bir sürü çiftçiyi mağdur ettiniz.

Bakın, devlet dolandırmaz, devlet sözünün arkasında durur. Zaten 50 lira, 40 lira diye inmiştiniz, en son bu sene de 20 liraya kadar indiniz. 2007’den itibaren çiftçiye toplam borcunuz 135 milyar lira, çiftçi başına 67,5 bin lira borcunuz zaten var. Zaten sabıkalısınız, en azından bu sene kayıtlarını yaptırıp ücretlerini yatıran çiftçinin desteklenmesini sağlayın ve bu ayıbı kapatın.

Zaten uyguladığınız politikalarla yerli tarımı bitirdiniz. 1920’lerde bu ülke buğday, tütün, zeytin satıp fabrikalar kurdu; bugünlerde o fabrikaları satıp buğday, nohut ve patates alıyorsunuz.

Millî ürünümüz fındıkta durum belli; yüzde 70’ini ürettiğimiz, dünyada tekel olduğumuz fındığı bir İtalyan firması Ferreroya teslim ettiniz. Ta Oltan Gıdayı satıp ihracat yetkisini ona verdiğinizde sarı öküzü kaybetmiştiniz zaten.

Bu Ferrero başka neler yapıyor biliyor musunuz? Sezon öncesi rekolte oyunları yapıyor. El altından düşük fiyatla piyasaya, yandaşlarına fındık veriyor, bu şekilde piyasa fiyatıyla oynuyor. Geçen yıl bütün stokları erimiş Avrupa’dan fındık talebi beklerken tam sezon başında 300 bin ton fındığı Avrupa’ya vererek piyasada bize gelecek talebin önünü kesti. 11 milimin üzerindeki fındıkları kullanıyor, kalanı da 11 milimin altındaki fındıkları da diğer sanayiciye veriyor. Bizim yerli sanayicimiz de bu fındığı istiyor. Ne yapıyor biliyor musunuz? Bizim yerli sanayiciye vermiyor, Avrupa’daki sanayiciye veriyor çünkü yerli sanayiyi bitirmek istiyor. Bu TMO da aldığı bütün fındığı bu Ferrero ve yandaşlarına veriyor. Bizim yerli üretici, yerli sanayici TMO’dan fındık istediği zaman depolar kapatılmış. Aynen pavyon kapatılır gibi TMO’da depo kapatılıyor sevgili arkadaşlar.

Bu sene 80 bin ton TMO fındık aldı. Ferrero, o fındığı kendi fındığı gibi görüyor. Hâl böyleyken geçtiğimiz günlerde İtalyan firmasından yetkili, Cumhurbaşkanlığının ilgili birimine gidip bir talepte bulunuyor. Cumhurbaşkanlığının ilgili birimindeki yetkili de -ismi bende var- Ordu’ya gidiyor, Ordu’da bu firma adına 60 dönüm arazi arıyor. Ne için biliyor musunuz? Bu Ferrero, ihracatçı birliklerinde var, çikolata sanayisinde var, tarlada var -biraz sonra söyleyeceğim- şimdi de kırma işine giriyor, natürel fındık işine, vagonculuğa, tüccarlığa soyunuyor.

Değerli arkadaşlarım, Ordu’da 7.500 işçi çalışıyor bu kırma sanayisinde az sayıdaki fabrikada -ihracatçı fabrikalar bunlar- 3 bin kişi de manavlarda deyin, 10 binin üzerinde -sadece Ordu’da- insan işsiz kalacak. Bakın, eğer bu Ferrero bu işe de Karadeniz’de girerse Karadeniz’de artık ot bitmez. İhracat biter, manavlar biter.

Yabancı yatırım bir ülkeye ancak orada o sektörde eksiklik varsa girmelidir ama yabancı yatırım gelip o ülkedeki yerli sanayiyi bitirmek için girmemelidir. Tütün böyle oldu. Bakın, şeker böyle oldu. Fındık da böyle olmasın çünkü fındık millî bir davadır. Bakın, Ferrero, tarlada 40 bin üreticiyle anlaşma yaptı. Eğer bu üretici sayısını 120 bine çıkarırsa zaten kimseye ihtiyacı kalmayacak, sizlere de ihtiyacı kalmayacak.

Ve fındığı başka yerde yetiştirmek adına Ferrero, bakın, Gürcistan’da fındık dikti, Balkanlar’da dikti, Şili’de dikti, Arjantin’de dikti, olmadı, şimdi de fındığın ana vatanı toprağımıza göz dikti.

Sevgili arkadaşlarım, şu anda ülkemizin 70 bin hektar yani diğer bir deyişle 7 milyon metrekare vatan toprağı işgal altındadır. Çiftçiden sanayicisine Demokles’in kılıcı gibi durmaktadır. Ferrero piyasayı tehdit etmektedir, piyasayı terbiye etmeye kalkmaktadır. Ferrero kendi terbiye etsin, piyasa kendi düzenini bulur.

Bütün bunlar olurken Rekabet Kurulu ne iş yapıyor? Rekabet Kuruluna daha önce defalarca başvurduk fakat bir ses çıkmadı. Yapılması gereken şudur: Derhâl, enerji piyasasındaki EPDK gibi, bankadaki BDDK gibi, FPDK, fındık piyasası denetleme kurulu acilen kurulmalıdır. Bu piyasadaki Ferrero terörüne son verilmelidir. Devlet kurumları ve devlet kurumlarının görevlileri de bu yabancı firmaya ayakçılık yapmaktan vazgeçmelidir.”

Odatv.com

YOLSUZLUK DOSYASI /// Murat AĞIREL : TARKİM’de neler oluyor ????


Murat AĞIREL : TARKİM’de neler oluyor ????

Türkiye’de tarım ne yazık ki çok zor durumda.

Teknik anlamda bilgi verme hadsizliğine girmem ancak çok verimli topraklara ve su kaynaklarına sahip olmamıza rağmen ülkemizin tarımsal ürünlerde yurt dışına bağımlı olması, tarım ürünlerinin ithal edilmesi kabul edilebilir bir durum değildir.

Konunun uzmanları, sorunları ve çözümleri profesyonel bir şekilde yıllarca anlattı. AKP iktidarı nihayet 18 Kasım 2019 tarihinde "3.Tarım Şurası" toplantısını yaptı. Yapılan toplantının 60 maddelik sonuç bildirgesi yayınlandı ve sonuç kısmını da Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan duyurdu.

Sonuç bildirgesinde şu kararlar yayınlandı:

-Toprak ve su kaynaklarının sürdürülebilir yönetim ilkeleri çerçevesinde kullanılması, korunması ve izlenmesinin sağlanması

– Ülkemiz su kaynaklarının daha etkin ve daha verimli yönetilebilmesi, ihtiyaç duyulan hukuki alt yapının sağlanabilmesi amacıyla Su Kanununun çıkarılması

– Ülkemizin yerel hazinesi olan ata (yerel) tohum çeşitlerinin korunması, geliştirilmesi ve ticarete kazandırılması

Bu kararlar şüphesiz gelecek yıllar için çok önemlidir.

Erdoğan yaptığı konuşmada sonuç bildirgesinden birkaç maddeyi öne çıkardı.

"Tarımı küresel şirketlere ezdirmeyeceğiz", "Et ve canlı hayvan ithalatı zorunlu olmadıkça yapılmayacak", "Kooperatiflerle sözleşmeli üretim yapana sıfır faizli kredi verilecek", "Tarım bir milli güvenlik meselesidir" dedi. Söylediklerinin altına imza atılır. Ancak söz konusu AKP olunca iktidarında geçen uzun yıllar boyunca söylem ve eylem arasında tam tersi bir durum söz konusu olduğundan yine temkinli yaklaşmak gerekmektedir.

Tarım siyaset üstü bir konudur. Cumhurbaşkanı’nın da belirttiği gibi gerçekten milli güvenlik meselesidir.

Sonuç bildirgesinde bir madde var o da şu; "Tarım sektörünün yapısını iyileştiren, doğal kaynakları ve çevreyi koruyan, en az üç yıllık dönemi kapsayacak, aktif çiftçi odaklı, üretim, kalite, ulaşılabilir fiyatlar ve sürdürülebilirliği esas alan yönlendirici bir destekleme sisteminin oluşturulması."

Burada bahsedilen destekleme sistemi Tarım Kredi Kooperatifleri tarafından yerine getirilmekte. Tarım Kredi Kooperatifi Türk çiftçisi için elzem derece de önemlidir. Biraz tarihinden bahsetmek gerekirse Cumhuriyet öncesine dayanır tarihi. "Memleket Sandıkları" sonrasında "Menafi Sandıkları" ile devam eder ve 1935 yılında "Tarım Kredi kooperatifleri" kuruluşu gerçekleştirilmiştir.

1977 yılında çıkan yasa ile Ziraat Bankası bünyesinde faaliyet gösterirken bağımsız bir yapıya kavuşmuştur. Kooperatif üyeleri kendi aralarından seçtikleri yönetim kurulları ile yönetilmeye başlandı.

TARKİM Bitki Koruma Sanayi ve Ticaret A.Ş., 2009 yılında Tarım Kredi Kooperatifleri Merkez ve Bölge Birlikleri ile Gübre Fabrikaları Türk A.Ş tarafından 16 milyon TL sermaye ile Manisa ilinde kurulmuştur. Bitki koruma ürünleri imalatı, satışı ve pazarlaması konusunda faaliyet gösteren bir firmadır.

Kooperatifin Gübre Taş A.Ş.,Tarım Kredi Holding A.Ş, Tareks Hayvancılık A.Ş., Tarkim A.Ş. gibi 15 iştirak şirketi bulunmaktadır. Bu iştiraklerin kendi yönetim kurulları ve genel müdürleri var.

Şimdi ben bu bilgileri neden verdim…

Sizlere aktarmak istediğim ve şayet Tarım konusunda bir seferberlik ilan edilecekse toptan bir anlayışın yerleştirilmesi gerekiyor. Ancak ne yazık ki çiftçiye tarım ilaçları konusunda üretim yapıp ilaç temin eden TARKİM A.Ş. de yaşanan gelişmeler oldukça can sıkıcı.

Aktarayım.

Önce TARKİM A.Ş. hakkında biraz bilgiler verelim.

Yaygın bir satış ve dağıtım ağına sahip olan TARKİM Bitki Koruma, 7 bölgede bulunan profesyonel personeli ile başta 1625 Tarım Kredi Kooperatifi olmak üzere diğer tarımsal birliklere ve zirai ilaç bayilerine hizmet veriyor.

Yönetim kurulu Başkanı Olarak Mehmet Okan Ateş görev yapıyor. Veli Altunkaş, Fırat Sungur, Mehmet Aksoy Yönetim Kurulu olarak görev yapmakta Genel Müdür olarak ise Mehmet Derin görev yapıyor.

Mehmet Okan Ateş aslında deneyimli bir isim.

Sayıştay Başkanlığı’nda da denetçi yardımcısı olarak ve Hazine Müsteşarlığında da görevler yaptı. İddia edilen konuları çok iyi şekilde çözümleyebilir.

Daha önce CHP Milletvekili Ayhan Barut’un TBMM kürsüsünden, Milli Gazete’de ve sektörün lokomotif yayın organı olan www.tarimdanhaber.com adlı sitede yazan Saadettin İnan’ın yayınladığı bazı belge ve bilgiler sonucunda TARKİM yönetimi avukatları aracılığı ile iddialar ile ilgili bir açıklama yapacağına gazete ve haber sitesine ihtarname gönderdi.

Neydi o iddialar?

TARKİM Genel Müdürü Mehmet Derin yakın arkadaşının şirketine şaibeli şekilde bazı Tarım İlaçlarını çiftçiye verilen fiyattan çok çok daha ucuza verdiği, ilaç almak isteyen bayilere ise ilaç satışının durdurulduğu iddia edildi.

Mesela çiftçiye 39 TL fiyat ile satılan Efdal Lamtorin 5 EC ilacı arkadaşa 25 TL’ye satılmış. 183 TL’lik ilaç 131 TL’ye satılmış.

m1-044.jpg

Saadet İnan haberinde "…haberi yapmadan önce Genel Müdürle yaptığım görüşmede söz konusu firmaya indirimli satış yapıldığını kendisi doğrulamıştı. Sadece peşin satıştan dolayı Tarım Kredi Kooperatiflerine satılan ürünlerle özel firmaya satılan ürünler arasın cüzi bir fiyat farkının bulunduğunu iddia etmişti. Bu iddianın da doğru olmadığını öğrenince tekrar aradığımızda da zaten Genel Müdüre bir daha ulaşamamıştık" deniliyor.

Sayın genel müdürü 4 defa aramama, her defasında numaramı bırakmama rağmen ne yazık ki ben de ulaşamadım.

TARKİM’de yaşanan olaylar ile ilgili Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) ve Tarım Kredi Kooperatifleri Genel Müdürü Fahrettin Poyraz’a da çok sayıda şikâyet gittiğini biliyorum. Sadece bu konuda CİMER’e yapılan başvurular ile ilgili bana gönderilen bir çok şikayet dilekçesi mevcut.

TARKİM’in bayilerine ürün satışını durdurduğu dönemde, yüklük miktarda zirai ilacın düşük fiyattan sattığı firmanın TARKİM’in bayisi olmaması ve tarım ilacı üretici firması olması da cabası!

Peki, kim bu şirket ve sahibi?

Sunset Kimya ve Teknogap Tarım .Adana’da Kurulu Sunset firmasının sahibi İbrahim Halil Tepe ve yakın zamanda hisse devri yaptığı ortağı Ali Armağan Kabakçıoğlu.

İbrahim Halil Tepe’nin ortak olduğu Şanlıurfa’da bir firma daha mevcut onun adı da TEKNOGAP Tarım. TARKİM ve firmalar arasındaki İlişkiler o kadar iyi ki Sunset Kimya’da fason ürün de ürettiriyor.TARKİM Sunset Kimya ile fason üretim anlaşması dahi imzalamış.Hatta Hammadde ve yardımcı madde,ambalaj içeren bir tır 18.05.2019 tarihinde Sunset firmasına da gönderilmiş.

Söz konusu satış işlemleri TEKNOGAP firmasına fatura ediliyor ancak teslimat Sunset Kimya’ya yapılıyor.

Ne güzel değil mi? TARKİM bayisinden çok çok daha ucuza zirai ilaç alacaksın. TARKİM bayilerine ilaç satışını durduracak. Çok ucuza ürün alan firma piyasaya TARKİM fiyatlarında mal satacak.

Eee oldu olacak TARKİM’i kapatın.

Sorulara şeffaf cevap vermek yerine , cevaplamamayı ve üzerini kapatmaya çalışırsanız. Eninde sonunda gerçekler ortaya çıkacaktır.

m2-041.jpg

Bu şirket ve sahibi müfettiş raporları var olmasına rağmen neden korunuyor? TARKİM bayisi olmamasına rağmen neden zirai ilaçlar bu firmaya ucuz satılıyor?

Sayın Bakan ve Sayın Cumhurbaşkanı;

Milli Güvenlik Sorunu olarak gördüğümüz Tarım’ın emekçileri çiftçilerdir. Çiftçilerin maliyetlerinin düşürülmesi açısından TARKİM gibi çiftçinin destekçisi olması gereken kurumların eş, dost, akraba arkadaş destekçisi olmasının önüne geçilmelidir.

Tarım şurasındaki açıkladığınız kararların inandırıcılığı olacak ise bu iddialar hususunda hemen soruşturma başlatmalı ve sorumlular hakkında gereken işlem yapılmalıdır.

Not: Sunset Kimya’yı aradım sahibi görüşmek istemedi. Mail gönderin bakarız dediler. Mail yerine bu yazıyı okur cevabını göndermek isterse buradan yayınlarım.

YOLSUZLUK DOSYASI /// MURAT AĞIREL : İhale Komisyonu Başkanı, annesine ve oğluna 2,5 milyon TL iş verdi !!!!


MURAT AĞIREL : İhale Komisyonu Başkanı, annesine ve oğluna 2,5 milyon TL iş verdi !!!!

Tufanbeyli ilçesini bilir misiniz?

Memleketim Adana’nın şirin bir ilçesidir. Adana’ya 196 kilometre uzaklıktadır. Tufanbeyli ilçe olmadan önce Saimbeyli ilçesine bağlı bir bucak merkezi idi. 1 Nisan 1958 tarihinde Saimbeyli’den ayrılarak "Mağara" adı ile ilçe merkezi oldu. 1965 yılında "Mağara" adı değiştirilerek Çukurova Kuvay-i Milliye Kumandalarından ve Kurtuluş Savaşında gösterdiği fedakârlıklar ve kahramanlıklar ile tanınan komutanın adı verildi. Atatürk’ün naaşı başında nöbet tutan beş generalden biri olan ve Atatürk’ün nutkunda ismi dört yerde geçen Osman Tufan Paşa (Aydınoğlu Osman Tufanbey) adına Tufanbeyli olması teklif edilmiş. TBMM’ce Tufanbeyli olarak değiştirilmiş.

Bunu neden anlatıyorum.

Bu vatan kahramanının ismini taşıyan ilçe bu sıralar hiç hak etmediği şekilde yolsuzluk haberleri ile gündeme geldi.

Adana’da başarılı işler yapan Küçük Saat Haber sitesinde bir haber yer aldı ve konuyu takip ettiler. Lafı çok uzatmadan savcılığa şikâyet konusu da olan yolsuzluk iddialarını anlatmaya başlayayım…

Tufanbeyli Belediyesi, 2014 yılından beri AKP’li Remzi Ergü tarafından yönetiliyor. Remzi Ergü hakkında yerel basında iddialar yer almasına rağmen bir soruşturma başlamaması üzerine CHP ve İYİ Parti Belediye Meclis Üyeleri Bekir Özdemir, Ö. Galip Dönmez, Hasan Demirer, Fuat Gökdemir ve Celalettin Öztürk tarafından 28 Ekim 2019 tarihinde Tufanbeyli Cumhuriyet Savcılığı’na iddialar ve yaptıkları tespitleri içeren suç duyurusunda bulundular.

Şikâyet ettikleri isim Belediye Başkanı Remzi Ergü, Songül Birer, Mehmet Ali Birer, Ümit Birer. Şikâyet konusu ise rüşvet, zimmet, ihaleye fesat karıştırma…

İddialar ise şöyle…

Belediye tarafından iftar yemeği ihale edilmiş 49 bin TL, Karakuşak Güreş Festivali işi yapılmış 49 bin TL, şehitler adına mevlit yemeği düzenlenmiş 14 bin TL, Hasat Festivali yemeği düzenlenmiş 10 bin TL, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ilçe ziyareti için 52 bin TL, Doğay Fotoğraf Avcılığı için 25 bin TL gibi ihaleler ve doğrudan alımlar yapılmış.

Kimden Songül Birer’den.

İlçe ve mahalle yol işi 8 bin 878 TL, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliği işi için 59 bin TL, Anneler Günü için 64 bin TL gibi işler yapılmış.

Kimden Ümit Birer’den.

Muhtelif sokaklara taş, kaya işi için 73 bin 164 TL, Adana Valiliği Geleneksel Lezzet Festivali için 43 bin TL, temizlik malzemeleri alımı 29 bin TL, parke yol tamiri 65 bin TL, araç kiralama işi 76 bin TL ve başka işler için de 335 bin TL ayrı ayrı olmak üzere Öz Beta İnş. Yem. Harf. şirketine verilmiş…

Şirketin yetkilisi olarak yine Ümit Birer gözüküyor.

İşin ilginç yanı şu…

Bu ihaleleri düzenleyen belediyenin ihale komisyonu başkanı kim?

Mehmet Ali Birer…

İhale alan Songül Birer, Komisyon Başkanı’nın annesi! Ümit Birer ise komisyon başkanının oğlu…

Ne güzel değil mi? Aile dışına gitmiyor işler.

Daha vahim bir durum var.

Songül Birer adına verilen bazı işler yapılmadığı halde yapılmış gibi gösterilmiş. Oğul Birer’in Ortaköy ve Çatalcam adı altında 73 bin TL, temizlik adı altında 55 bin TL, kış aylarında meydana gelen işler adı altında da 100 bin TL ödeme aldığı işler aslında hayali işlermiş. Ancak oğul Birer bu işlerin parasını almış.

Bitmedi daha…

Belediyenin tüm araçları çok masraflı diye Mit. Mad. Madencilik firmasına satılmış. Satıldıktan sonra tekrar belediye adına bu araçlar kiralanmış.

O dönemin AKP’li Bakan Julide Sarıeroğlu ilçeyi ziyaret ettiğinde günlük ziyaret için 59 bin TL fatura kesilmiş. 2017 yılında Polis Haftası etkinliği için 67 bin TL harcanmış ödeme yapılmış ancak bu organizasyonda yapılmamış.

Cumhurbaşkanı Adana’da açılış içinde bulunduğunda Ümit Birer, 63 bin TL ödeme almış ancak neye istinaden aldığı belgelenememiş.

İşin özetinde ise İhale Komisyon Başkanı’nın annesi ve oğlunun Tufanbeyli Belediyesi’nden aldığı ihale sayısı 34, tutarı ise 2.5 milyon TL.

Belediye Başkanı hakkında da iddialar sıralanmış.

Y.K. Gökdemir isimli bir vatandaş kendisinin almadığı bir ihalenin ödemesini almış. Belediye bu şahsın hesabına ihale bedelini göndermiş.

Belediyenin harcamalarına bakıldığında market harcamaları içerisinde "Sigara" ve "Bebek Bezi" olduğu da tespit edilmiş. Şahsi harcamalar belediyenin kasasından ödenmiş.

Yasalar ihaleye katılamayacak olanları çok net tarif ediyor.

– İhaleyi yapan idarenin ihale yetkilisi kişileri ile bu yetkiye sahip kurullarda görevli kişiler,

– İhaleyi yapan idarenin ihale konusu işleri hazırlamak, yürütmek, sonuçlandırmak ile yükümlü olan kişiler,

– Bu maddelerde belirtilen kişilerin eşleri ve üçüncü dereceye kadar kan ve ikinci dereceye kadar kayın hısımları ile evlatlıkları ve evlat edinenleri ihalelere katılamazlar.

Kanun çok açık…

Yapılması gerekende çok belli. Vatana ihanet sadece eline silah alıp dağa çıkmak ile olmaz. Milletin alın teri ile kazandığı paralar ile ödediği vergileri eşine, dostuna, akrabasına peşkeş çeken, kamu kaynaklarını yağmalayan kişiler de birer vatan hainidir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen, yemeye cüret eden her kim olursa adalet önünde hesap vermelidir.

İşte Osman Tufan Paşa’nın isminin verildiği, kendi hatıralarında övünçle bahsettiği ilçe bu şekilde anılıyor artık.

Belgelerin tamamını ekteki barkodu okuyarak görebilirsiniz.