DEMİRYOLU DOSYASI /// Yılmaz ÖZDİL : Liyakat, biat


Yılmaz ÖZDİL : Liyakat, biat

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/liyakat-biat-5346475/

22 Eylül 2019

1933.

Cumhuriyet on yaşına gelmişti.

Onuncu Yıl Marşı için yarışma açıldı.

Faruk Nafiz Çamlıbel ve Behçet Kemal Çağlar’ın yazdığı sözler seçildi, Cemal Reşit Rey besteleyecekti.

Mustafa Kemal güfteyi görmek istedi.

Getirdiler.

Çıktık açık alınla on yılda her savaştan

On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan

Başta bütün dünyanın saydığı başkumandan

Bir baca yükseliyor, durmadan her yamaçtan

Okudu.

Son dizenin üstünü çizdi.

“Demir ağlarla ördük, anayurdu dört baştan” yazdı.

Sonra da Behiç Erkin’e döndü.

Çanakkale’den beri arkadaşıydı.

İstiklal Madalyalı milli mücadele kahramanıydı.

Devlet demiryollarının kurucusu ve ilk genel müdürüydü.

“Sizlerin bu on senedeki emeğiniz iyi ifade edilmiyordu, o nedenle o mısrayı değiştirdim” dedi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin on yıllık mucizevi kalkınma hamlesine imzasını atan Mustafa Kemal… Zihinlere mıh gibi çakılan “demir ağ” metaforuyla, Onuncu Yıl Marşı’na da imzasını atmıştı.

Behiç Erkin…

İstanbul doğumluydu.

Mustafa Kemal’den beş yaş büyüktü.

Kurmay subaydı.

Lojistik dehasıydı.

Çanakkale’ye asker ve mühimmat sevkiyatında inanılmaz işler yapmıştı.

Memleket işgal edilince saniye tereddüt etmeden Anadolu’ya geçti, milli mücadeleye katıldı.

Anadolu’ya geçtiği gün, Mustafa Kemal çağırdı.

“Ben cephede ne yapılması gerektiğini biliyorum, sen cepheye askerin mühimmatın erzağın nasıl getirilmesi gerektiğini biliyorsun, demiryolları işin ehli biri tarafından yönetilmezse bu işi yapamayız, demiryolları sana emanet” dedi.

Behiç Erkin, Mustafa Kemal’i yanıltmadı.

“Türkler demiryolu işletemez” önyargısını tarihe gömdü.

Savaştan sonra demiryolu okulu açtırdı, uzman personel yetiştirdi.

Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları’nın kurucusu ve ilk genel müdürü oldu.

O yokluk döneminde memleketin demirağlarla örülmesinde birinci derecede katkısı oldu.

İşletme dilini Fransızca’dan Türkçe’ye çevirdi.

Demiryolları müzesi kurdu.

Sonradan İstanbul Teknik Üniversitesi adını alacak olan Mühendis Mektebi’ne özerklik kazandırdı.

Milletvekilliği yaptı, bakanlık yaptı, büyükelçilik yaptı.

Kurtuluş Savaşı’nın en kritik günlerinde, Mustafa Kemal acil ibaresiyle bir telgraf göndermişti.

“Sevkiyatı hızlandırın, trenleri son sürate çıkarın, geciktiren idamla cezalandırılır” diyordu.

Behiç Erkin derhal cevap telgrafı gönderdi.

“Bu hat 40 kilometreden süratli gitmeye müsait değildir, hızlandıralım derken tek bir sevkiyat bile yapamayabiliriz, emrinizi aldım, bu nedenle uygulamadım, ikinci emrinizi bekliyorum” dedi!

Mustafa Kemal’den tekrar telgraf geldi:

“Sen nasıl uygun görürsen Behiç…”

İşte bu diyalog ve bu omurgalı karakter nedeniyle, Mustafa Kemal tarafından Behiç’e Erkin soyadı verildi.

Mustafa Kemal kendi el yazısıyla Behiç’e gönderdiği mektupta, Erkin’in anlamını şöyle yazmıştı: “Her şart altında kendi doğrularını dile getirme cesaretini gösteren, bağımsız kişi.”

Behiç Erkin gerçekten her şart altında kendi doğrularını gerçekleştiren, bağımsız kişiydi.

İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa nazi işgali altındayken, Paris Büyükelçimiz’di.

Müthiş bir insanlık örneğine imza attı, 20 bine yakın Yahudi’ye Türk pasaportu vererek, Türk vatandaşı gibi göstererek, ölümden kurtardı.

“Türk ulusu adına konuşuyorum, Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nde din, dil, ırk ayrımı yoktur, vatandaşlarımıza dokunamazsınız” dedi.

20 bin insanı kurtardı.

1961’de rahmetli oldu.

Vasiyet etmişti…

“Beni, ilk demiryolu genel müdürlüğü görevini üstlendiğim Eskişehir’e, İzmir-İstanbul-Ankara hatlarının birleştiği yerde toprağa verin” dedi.

Orada yatıyor.

Albay rütbesiyle emekli olan Behiç Erkin, ömrü boyunca not tutmuştu, yaşadıklarını gün gün kaydetmişti.

900 defterden oluşan notlarını 29 Ekim 1958’de Türk Tarih Kurumu’na teslim etti.

Devlete millete tek kuruş yük olmamak amacıyla, yayın masrafları için 10 bin lira bağış yaptı, o günün parasıyla çok ciddi paraydı.

Pür dikkat okumanızı rica ederim…

Kelimenin tam manasıyla “yurtsever devrimci” olan Behiç Erkin, Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan “Hatırat” isimli kitabının son paragrafında kelimesi kelimesine şunları söylüyor…

“Yukarılarda beyan ettiğim veçhile ben, 1920-1928 seneleri arasında demiryollarını idare ederken, ihmale hiç tahammül edemezdim.

Aldığım ve aldırdığım tertibat sayesinde bu sekiz sene içerisinde hiçbir yolcu telef olmamış ve yaralanmamıştır.

Alelhusus, 1922 büyük taarruzu sırasında Yunanlıların tahrip ettikleri demiryollarının ilk tamiri, iki metre boyunda ray parçalarıyla yapılmış ve demir köprüler gelinceye kadar ahşap köprülerle hat işletmeye açılmış iken, bu sırada dahi bir kaza kaydolunmamıştır.”

Kurtuluş Savaşı…

Büyük Taarruz…

Kaza bile yok!

“Liyakat aşığıyım” diyen Mustafa Kemal’in, devlete yönetici seçerken ne kadar isabetli tercihlerde bulunduğunun kanıtlarından biriydi.

Ve dün…

Devlet demiryolları genel müdürü görevinden alındı.

Alt tarafı üç yıl görev yaptı.

2016’da 67 ağır kaza oldu.

95 kişi hayatını kaybetti.

2017’de 45 ağır kaza oldu.

54 kişi hayatını kaybetti.

Kimisinde tren trene vurdu, kimisinde hemzemin geçitte tren insana vurdu, kimisinde tren raydan çıktı.

2018…

Edirne’den İstanbul’a giden tren Çorlu’da devrildi, cinayetten farksızdı, raylar çamaşır ipi gibi havada asılı duruyordu, altında toprak yoktu, çünkü kontrol eden yoktu, kontrol etmesi gereken işçileri işten çıkarmışlardı, bir ay önce yapılması gereken bakım-onarım ihalesini iptal etmişlerdi, yedisi çocuk, 25 insanımız hayatını kaybetti, 328 insanımız yaralandı.

Seçim şovu yapmak için, oy toplamak için, eksikleri tamamlanmadan açılan, sinyalizasyonu bile olmayan tren hattında, Ankara garından çıkan hızlı tren, karşı yönden gelen kılavuz lokomotifle kafa kafaya çarpıştı, dokuz insanımız hayatını kaybetti, 86 insanımız yaralandı.

Geçen hafta…

Kılavuz tren tünelde duvara çarptı, iki makinist hayatını kaybetti.

Liyakat var.

Kurtuluş Savaşı’nda bile kaza yok.

Biat var.

Trene binerken helalleşiyoruz.

Devletin her kurumunda böylesine yeteneksizleri bulup biraraya getirmek, özel yetenek olsa gerek!

NÜKLEER DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : NÜKLEER FÜZE


YILMAZ ÖZDİL : NÜKLEER FÜZE

Aslında her şey Edward Snowden’ın CIA’de işe alınmasıyla başladı.

Bilgisayar uzmanıydı.

Langley’de eğitildi küresel iletişim bölümüne atandı diplomatik pasaportla siber güvenlik sorumlusu olarak İsviçre’ye gönderildi.

Bilahare ulusal güvenlik dairesi NSA’da çalışmaya başladı.

2013 yılında… Dört adet dizüstü bilgisayarla Hong Kong’a geldi.

Prizma belgelerini The Guardian ve Washington Post gazetelerine sızdırdı afişe edilmesini sağladı.

“Prism” yani prizma Amerikan ve İngiliz istihbarat teşkilatlarının yasadışı telefon dinleme faaliyetleri için kullandıkları bilgisayar programının adıydı.

11 Eylül saldırılarından sonra uygulamaya konulan Prizma dünyadaki milyonlarca telefonu dinlemenin yanısıra dünyadaki tüm internet kullanıcılarını takip edebiliyor tüm e-postaları görebiliyor tüm kişisel hesaplara direkt bağlanabiliyordu.

ABD derhal Çin’e başvurdu Hong Kong’ta bulunan Snowden’ın iadesini istedi Çin reddetti.

Snowden uçağa bindi Moskova’ya gitti Rusya’dan sığınma talep etti Rusya kabul etti.

The Guardian ve Washington Post gazeteleri belgelerin bir bölümünü yayınladı.

ABD’nin ipliği pazara çıktı.

Dünya çapında gürültü koparan belgelerden biri Almanya’yla ilgiliydi.

Çünkü… Amerikan istihbarat servislerinin Almanya başbakanı Merkel’in telefonlarını dinlediği ortaya çıktı.

Merkel’in telefon görüşmeleri Berlin’de ABD Büyükelçiliği’nde konuşlanan özel birim tarafından kaydediliyor takip ediliyordu.

Hatta henüz başbakan olmadan önce 2002 yılından beri dinliyorlardı.

Almanya şoke olmuştu derhal soruşturma başlatıldı.

ABD adına casusluk yapan bir BND görevlisi tutuklandı.

Alman istihbarat teşkilatı BND’de görev yapan bu Amerikan köstebeği Merkel’in telefonlarını dinleyen Berlin’deki ABD büyükelçiliğine belge sızdırıyordu.

Acaba hangi belgeleri sızdırdı diye merak edilirken…

Şak köstebeğin sızdırdığı gizli belgeler Alman medyasına sızdırıldı.

İşte bizi çok yakından ilgilendiren kepazelik o anda ortaya çıktı.

Çünkü… Alman istihbarat teşkilatı BND’nin Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yöneticilerinin telefonlarını dinlediği ortaya çıktı!

Focus dergisi belgelerini yayınlayarak 1976 yılından beri Türkiye’de telefon dinlemesi yapıldığını 2014 yılı itibariyle Türkiye’deki yasadışı dinleme faaliyetinin devam ettiğini yazdı.

Die Welt gazetesi Türkiye’nin İran’ı örnek alarak gizli nükleer program yürüttüğünü atom bombası yapmaya çalıştığını yazdı.

Die Welt gazetesi Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 2010 yılında uranyum zenginleştirme tesisi kurulduğunu Türkiye’nin teknik bilgiyi Pakistan’dan aldığını öne sürüyordu.

Alman istihbarat teşkilatının “bu nükleer faaliyetler nedeniyle Türkiye’de dinleme yaptığını” anlatıyordu.

Almanya’nın istihbarat uzmanlarından Erich Schmidt Eenboom’un görüşlerine yer verilmişti…

İstihbarat uzmanı açık açık anlatıyordu “Alman istihbaratı çift hat üzerinde çalışıyor bir yandan uluslararası terörizmle mücadele ediyor bir yandan militan dincilerin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçişleri konusunda Türk istihbaratıyla işbirliği yapıyor” diyordu.

Aslına bakarsanız Focus ve Die Welt’e bu bilgileri sızdıran büyük ihtimalle bizzat Amerikan istihbaratıydı.

Almanya’nın Türkiye’deki gizli faaliyetlerini afişe ederek tencere dibin kara seninki benden kara demek istiyordu.

Benim Almanya’daki faaliyetlerim hakkında çok yaygara yaparsan ben de senin Türkiye’deki faaliyetlerin hakkında yaygara çıkartırım demek istiyordu.

Alman devleti örtülü mesajı aldı.

Çenesini kapattı.

Ama ABD’yle aynı örtülü taktiği uygulayarak Alman medyası üzerinden ABD’nin Türkiye’deki faaliyetlerini afişe etti.

Der Spiegel dergisi belgeler ortaya koyarak sadece Almanya’nın değil ABD’nin ve İngiltere’nin de Türkiye’yi dinlediğini yazdı!

Der Spiegel’in haberine göre Akp yöneticilerinin tüm temasları Amerikan istihbaratı tarafından ruh gibi takip ediliyordu.

Telefon dinlemesi yapılan adreslerden biri Washington büyükelçiliğimizdi.

İngiltere ise Türkiye’nin enerji alanında atacağı adımları takip ediyor bu konuyla alakalı istihbarat yapıyordu.

Der Spiegel “ikiyüzlü ortaklık” başlığını atmıştı.

Amerikan istihbaratı bir taraftan güya Pkk’yla alakalı olarak Türkiye’ye bilgi aktarırken aslında öbür taraftan hükümeti genelkurmayı Mit’i dinliyordu devleti yönetenlerin bilgisayarlarına giriyordu e-postalarını okuyordu.

Üstelik…

Türkiye’de topladığı bu istihbaratı İngiltere Kanada Avustralya ve Yeni Zelanda’yla paylaşıyordu.

Rezaletin daniskasıydı.

Türkiye’yi dinlemeyen neredeyse bi Uganda kalmıştı!

Kendisini ABD’yle ortak zanneden Türkiye aslında “hedef”ti.

Türkiye Cumhuriyeti’nin adeta yakasına mikrofon bağlanmıştı devletimizin kozmik konuşmaları şakır şakır elalemin kulağındaydı.

Devlet sırları’ndan filan vazgeçtik sayın yöneticilerimiz tuvalete işemeye bile gitse yabancı istihbarat teşkilatlarının haberi oluyordu.

Asrın liderimizin gıkı çıkmadı.

Eyyy cehape eyyy Esed eyyy Avrupa Birliği eyyy İsrail falan diye herkese bağırıp çağırıyordu ama bu meselede sus pus kaldı.

Tek kelime bile söylemedi.

Dünya lideriyiz diye atıp tutan hükümetimiz dut yemiş bülbül gibiydi.

Yandaş medyaya talimat verildi.

Bu kepazelik tek satır haber bile yapılmadı.

Böylece sayın ahalimizin ruhu bile duymadı.

Dünya çapında rezil-i rüsva olmuştuk sağır sultan bile duymuştu ama bu durumdan sadece sayın ahalimizin haberi yoktu.

Ve 2019…

“Nükleer füze” kavramından emekli kahvesinde okey oynarken bile bahsetmek sorumluluk ister ama asrın liderimiz kürsüden alenen konuştu.

“Birilerinin elinde nükleer başlıklı füze var benim elimde nükleer başlıklı füze olmasın ben bunu kabul etmiyorum” dedi.

Sizi bilmem benim koltuklarım kabardı yani.

Böylesine ciddi yönetilen bir ülkede yaşamak ulusal güvenliğimizle alakalı böylesine ciddi konuların böylesine ciddi şekilde ele alındığını görmek ne kadar gurur verici değil mi!

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/yilmaz-ozdil/nukleer-fuze-5319392/

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : Erkek çocuklarına tecavüz edilen Fıkıh Derneği neden 2013 yılında kuruldu biliyor musunuz ?


YILMAZ ÖZDİL : Erkek çocuklarına tecavüz edilen Fıkıh Derneği neden 2013 yılında kuruldu biliyor musunuz ?

4 Eylül 2019

İstanbul’da güya din eğitimi veren Fıkıh Araştırmaları Derneği’nin yatılı kursunda 30’a yakın erkek çocuğuna tecavüz edildiği ortaya çıktı.

Hergün bir başka şehirden böyle bir haber geliyor.
Giderek artıyor.

Çünkü…

2004 yılına kadar, din eğitimi kisvesi altında tarikat kursu açmak, Türk Ceza Kanunu’na göre suçtu.
Bu tür yerleri açanlara, buralarda hoca’lık yapanlara altı aydan üç yıla kadar hapis cezası veriliyordu.
Kaçak kurslar yakalandığı anda kapısına kilit vuruluyordu.

Akp’den önce hukuki durum buydu.

Akp iktidara geldi.
2005 yılında, bu tarikat yuvalarının kapatılmasını engellemek için kanun çıkardı.
Kaçak kurs açanlara ceza indirimi yaptı, “üç aydan bir yıla kadar hapis verilir, bu hapis cezası paraya çevrilir” dedi.

Yani?
Para öde, kurtul dedi.
Kapatma cezasını fiilen ortadan kaldırmış oldu.
Kaçak tarikat yuvaları para cezasını ödeyip, aynen devam edecekti.
Resmen “af” niteliğindeydi.
Ayrıca…
Tarikat yuvalarında hoca’lık yapanlar, kanun kapsamından çıkarıldı.
Sadece kurs açanlar mahkemeye verilecekti.
Hoca adı altındaki tiplere artık para cezası bile verilmeyecekti.

Varlığıyla onur duyduğumuz, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, bu tarikatsever kanunu veto etti.
“Anayasa’ya aykırıdır” dedi.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırıdır” dedi.
“Sapkın yöntemlerle çağdışı eğitimin önünü açar” dedi.

Nafile… Cumhurbaşkanımız tarafından yeniden görüşülmesi için Tbmm’ye gönderilen tarikatsever kanun, aynen iade edildi.
Dayatmayla kanunlaştı.

Chp hukuki mücadele başlattı.
Bu tarikatsever kanunun iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
İptal başvurusunu, o dönem sadece milletvekili olan, henüz Chp genel başkanı olmayan Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.
Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu dava dilekçesinde “laik eğitime aykırıdır” dedi.
“Türk devriminin temel niteliklerine aykırıdır” dedi.
Sapkın eğitim anlayışının yolunu açar” dedi.

2005
2006
2007
2008
Anayasa Mahkemesi dört yıl kulağının üstüne yattı.
Böylesine kritik bir kanunu görüşmeyi habire erteledi.
Eleştirilerin kesilmesini, unutulmasını sağladı.
2009’da Chp’nin iptal istemini reddetti.

Böylece… Anayasa’ya aykırı kaçak tarikat kursları, bizzat Anayasa Mahkemesi’nin onayıyla serbest bırakıldı.

Sadece dört üye karşı çıktı… En başta Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin 13 üyesi gayet güzel bir kanun dedi, kaçak tarikat kurslarının açılmasında herhangi bir sakınca görmedi.

Kaçak tarikat kursları salgın hızıyla yayıldı.
Salgın hızıyla kaçak yurtlara dönüştü.

2013 yılında, Akp bitirici bir hamle daha yaptı.
Bir kanun daha çıkardı.
Kaçak tarikat kursu açmayı Türk Ceza Kanunu’ndan komple sildi.
“Kanuna aykırı eğitim kurumu” maddesini yürürlükten kaldırdı.
Para cezasını bile kaldırdı.
Tarikat kursları hakkında adli soruşturma yapmayı bile kaldırdı.

Kanuna aykırı tarikat yuvası açmayı, kanunla serbest bıraktı!
Açın açabildiğiniz kadar dedi.

Bu dehşet verici kanun Tbmm’de görüşülürken, Chp adına Profesör Nur Serter konuştu.
Tarihi bir konuşmaydı.
“Kazdığınız kuyuya aslında kendiniz düşüyorsunuz, farkında değilsiniz” dedi.
“Bu ülkede tertemiz yaşanan İslam dinini, dipsiz ve karanlık kuyularda, tekke ve zaviyelerde yapılandırıyorsunuz, dipsiz ve karanlık kuyularda tarikat okullarının kapısını açıyorsunuz” dedi.
Sapkın gruplara hizmet edecek okulların kapısını açıyorsunuz” dedi.

Nafile…
Cumhurbaşkanı değişmişti.
Abdullah Gül şak diye onayladı.

Bugünlerde sanki Akp’yle hiç alakası yokmuş gibi davranıyor ama… Bu denetimsiz pedofili yuvalarının açılmasında, Abdullah Gül’ün hem hükümet üyesi olarak, hem cumhurbaşkanı olarak imzası var.

Özetle…

Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer taa 14 yıl önce uyardı, “sapkın”lara yolaçıyorsunuz dedi.
Chp hem 2005 yılında, hem 2009 yılında, hem 2013 yılında bas bas bağırarak uyardı, “sapkın”lara yolaçıyorsunuz dedi.

Akp bu “sapkın”lara yolaçtı.

Bugün, Akp yönetiminin de bu tarikat yuvalarında yaşananlar karşısında en az bizler kadar öfkelendiğinden, en az bizler kadar tiksindiğinden, en az bizler kadar üzüldüğünden eminim.
Ama…
Fıkıh Araştırmaları Derneği’nin amblemine bakın mesela…
Tam olarak 2013 yılında kurulmuş olduğunu görürsünüz.
Bu derneğin erkek çocuklarına tecavüz edilen kaçak yatılı kursu, tam olarak 2013 yılında çıkarılan kanunun ürünüdür.

Tam olarak, Akp neticesidir.

Ergenlik dönemindeki çocukları, yaşıtlarıyla sağlıklı arkadaşlıklar kurabilecekleri, sağlıklı iletişim kurabilecekleri, şeffaf, gözlemlenebilir, denetlenebilir, laik eğitim kurumlarından koparıp, istismara açık, perdeleri sıkı sıkıya kapalı, toplumdan izole, kuytu, izbe odalara doldurursan…
Cumhuriyet öğretmenleriyle fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek yerine, memleketin yoksul çocuklarını ne idüğü belirsiz, zır cahil, örümcek kafalı yobazların kucağına itersen…
İmbikten süzülmüş eğitim öğretim deneyimlerini yok sayarsan, pedagojik formasyon kavramından bile haberin yoksa…
Akıldan, bilimden, çağdaşlıktan uzaklaşırsan…
Mütedeyyin olduğunu zannedersin ama, aslında kelimenin tam manasıyla, işte böyle sapıklara yardım ve “yataklık” etmiş olursun!

ANALİZ /// YILMAZ ÖZDİL : BATILI ÜLKE LİDERLERİ NEREDE, BİZİMKİLER NEREDE ???? /// HAY BİN KUNDUZ :)


YILMAZ ÖZDİL : BATILI ÜLKE LİDERLERİ NEREDE, BİZİMKİLER NEREDE ???? /// HAY BİN KUNDUZ 🙂

Patagonya’dan Sibirya’ya Tasmanya’dan Alaska’ya.15 Mart 2019.Avrupa Parlamentosu, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile müzakerelerini resmen askıya alması çağrısında bulundu. Dışişleri bakanlığımız bizim açımızdan değersiz bir karar dedi.Akp sözcümüz bizim açımızdan itibarsız bir karar dedi. Asrın liderimizin sözcüsü bizim açımızdan yok hükmündedir dedi.

Halbuki.Fransa’da cumhurbaşkanı çıkıp, Elysee’den sıkıldım, kendime şöyle 1.150 küsur odalı saray yaptırayım, damadımı da hazine ve maliye’nin başına getireyim diyebilir mi ? İngiltere, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Jamaika, Barbados, Bahamalar, Grenada, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Tuvalu, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Belize, Antiqua ve Barbuda, Saint Kitts ve Nevis’in kraliçesi Elizabeth bile nerden çıktı bu uçak? diye sorulduğunda Katarlı cankuşum hediye etti diyebilir mi? Almanya’da Angela Merkel, öbür partilere teröristler, dinsizler diye hakaret edebilir mi? Siyasi rakibini hapse atmakla tehdit edebilir mi? Gariban ahali ucuza iki kilo patlıcan alabilmek için Roma’da Milano’da Floransa’da Venedik’te tanzim satış kuyruğuna girse, İtalya cumhurbaşkanı çıkıp bizimkisi varlık kuyruğu diyebilir mi?

Avusturya ahalisi geçmediği köprüye, girmediği tünele, uçmadığı havalimanına para ödemek zorunda kalsa, bunu yapanı önce başbakan, sonra meclis başkanı, sonra Viyana belediye başkanı yaparlar mı? Macaristan’da milletin orasına koyacağını izah eden müteahhite teşekkür plaketi verirler mi? Hollanda’da hırsızsa bizim hırsızımız, yanında yer alın, bizim hırsızımıza oy verin denilebilir mi? Tercüme edin bu cümleyi, sokaktaki herhangi bir Danimarkalı’ya Finlandiyalı’ya söyleyin, kulaklarına inanabilirler mi?Dük tarafından yönetilen Lüksemburg’ta bile düküyorsa bizi düküyor diyen olur mu?

Avrupa Birliği’ni boşverdik. Vatikan’da bile bize oy vermeyeni Allah çarpar, bize oy verenler cennete giriş beratı alıyor, bize oy verenler rabbimin huzuruna günahsız çıkıyor, bize oy verenlere Allah mahşer gününde hesap sormayacak, bize oy vermek ibadettir, rakiplerimize oy vermek haramdır denilebilir mi? Papa bile dini bu kadar siyasete alet edebilir mi?Rum Kesimi’nde medya bu kadar rezil mi? İşsiz güçsüz cahil cühela dört milyon Suriyeli’den vazgeçtik.Dört milyon Portekizli hobaraaa diye İspanya’ya geçebilir mi?

Yunanistan’da 15 sene önce buzdolabı var mıydı, evlerde fırın mı vardı, ambulansları köpekler çekmiyor muydu? Kadın-erkek eşitliğinde Avrupa sonuncusu olsa, kadın cinayetlerinde Avrupa şampiyonu olsa, kadına şiddette Avrupa şampiyonu olsa, tecavüzde Avrupa şampiyonu olsa. Dünya lideriyiz diye gurur duyar mı İsveç? Dünya Hukuk Endeksi’nde 113 ülke arasında anca 99’uncu olabilse, yasaların adil şekilde kullanılması konusunda Myanmar’ın bile gerisinde kalsa, basın özgürlüğünde Kuzey Kore’yle birlikte kara listede bulunsa. İleri demokrasiden bahsedebilir mi Belçika ? Evet. Avrupa’nın kararı bizim için yok hükmündedir. Ama aç haritayı, bak. Patagonya’dan Sibirya’ya Tasmanya’dan Alaska’ya kadar, Afrika kabilelerinde bile artık, bizim gibi ülke “var hükmünde midir?

MADEN KAZALARI DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : Can’ınız sağolsun değil mi !


YILMAZ ÖZDİL : Can’ınız sağolsun değil mi !

“Bu bir kaza değil… Kazanın bilimsel tanımı öngörülemez olmasıdır. Bu yüzden kaza deniyor. Öngörülebilir bir ölüm öngörülebilir bir arıza öngörülebilir bir kırılma kaza olmaz. Çünkü öngörebiliyorsunuz. Kaza olması için beklenmedik olması lazım tesadüfi olması lazım. Bu yüzden bu bir kaza değil. ”

“Eski ve büyük bir maden burası mülkiyeti hâlâ Türkiye Kömür İşletmeleri’nde rödovans denilen bir yöntemle çalıştırılıyor. Özelleştirmeden taşeronluktan biraz farklı madenciliğe özel bir yöntem mülkiyet Türkiye Kömür İşletmeleri’nde kalmaya devam ediyor ‘buradan çıkardığın kömürü senden satın alacağım’ deniyor. ”

“Buradan çıkarılan kömür kaliteli kömür değil çoğunlukla termik santralde kullanılıyor. Buradan yılda 10 milyon ton kömür üretiliyor 7.5 milyon tonunu devlet satın alıyor termik santralde kullanılıyor geriye kalan 2.5 milyon tonu himmet projesi çerçevesinde ücretsiz dağıtılan kömür yine devlet satın alıyor ücretsiz dağıtıyor. ”

“Rödovansın esas problemi şu… Ne kadar çok kömür çıkarırsan o kadar çok para kazanıyorsun. Arz talep dengesi yok. Kapitalist bir yöntem değil neoliberal bir yöntem… Kapitalist yöntemde kömürü arz et talep yoksa satamazsın para kazanamazsın boşa çıkarmış olursun. Ama burada hazır müşterin devlet olduğu için sen ne kadar çok çıkarırsan o kadar çok para alıyorsun. ”

“Üç vardiya çalışıyorlar bir vardiya üç bin 100 ton kömür çıkarıyor! 450 kişi sekiz saatte üç bin 100 ton kömür… Bir büyük kamyonun 15 ton taşıdığını düşünürseniz bir vardiyada çıkarılan kömürü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Ve bunu hızla arttırıyorlar yarış halindeler her vardiyaya başka taşeron giriyor taşeronlar vardiyalar birbiriyle yarışıyor dehşet bir yarış oluyor. ”

“Bu maden ocağının bir özelliği daha var. Bazı kömür madenlerinde metan sorunu olur metan gazı birikir grizu patlayan madenler böyledir sürpriz değildir neticede kömür madeni metan birikir. Ne yaparsın? Düzgün biçimde metan gazını tahliye edersin havalandırma bacalarını açarsın metan ölçümü yaparsın yüksek olduğu dönemlerde korunaklı çalışırsın grizu patlamaz. Burası ise… Yanma özelliği olan bir maden başından beri bu özelliği var. Galeriyi açıyorsunuz kömür damarı havayla temas ediyor galeriye oksijen giriyor alevsiz bir yanma başlıyor için için yanıyor gözünüzle görebiliyorsunuz alevsiz bir yanma oluyor. Ne yapacaksın? Belli yöntemleri var soğutma yöntemleri tahkimat denilen yöntemler var oksijeni kesiyorsun. Açtın galeriyi yanma başladı galeriyi kapatacaksın o gün çalışmayacaksın kömür çıkarmayacaksın sönecek. Mesela su tutamazsın suyla sönen bir yangın değil bu oksijeni kesmekten başka çare yok. ”

“Bu adam burada öyle bir rekolteye vurmuş durumda ki Türkiye Kömür İşletmeleri’nin 140 dolar maliyetle çıkardığı kömürü 23.5 dolara çıkarıyor beşte birine çıkarıyor. Ne kadar çok çıkartırsa o kadar fazla kazanıyor. Dolayısıyla kömürün soğutulması ve söndürülmesi işini hafife alıyor daha çok üretime zorluyor daha çok üretime zorluyor.. Zorladıkça daha çok galeri havayla temas ediyor en sonunda kaçınılmaz olarak alevli yangına dönüşüyor. ”

“Kapalı mekanda yangın ne demek arkadaşlar… Duman ve karbonmonoksit… Saf karbonmonoksit öyle bir şey ki sadece bir kere koklayabilirsiniz felç eder ikinci nefeste beyin ölür zaten… Bu galerilere karbonmonoksit doldu. İlk gece buradaki herkes öldü. ”

“Yaralı çıkardık falan dedikleri aslında yardım için girmiş ekiplerdi. Yardıma giriyorlar olmuyor yardıma girenler de yangından gazdan etkilenip kaçıyorlar kapıda onları gösterip ‘kurtardık’ diyorlar. ”

“Burada suçlu aranıyorsa eğer… Elbette hukuki suçlular var nedir onlar denetimciler vardiya amirleri mühendisler müfettişler Türkiye Kömür İşletmeleri mülki idare enerji bakanlığı hükümet… Ama gerçek sorumlu işçi yaşamına hiç değer vermeyen işçinin hiçbir hakkı olmadığına inanan işçiyi insan yerine koymayan düzen!”

“İşçi ölümünü kömür maliyetiyle karşılayabileceğini düşünen işçiyi maden maliyetine sayabilecek olan ahlaksızca düzenin kar hırsı daha fazla kömür çıkarma isteği… Burada bir kaza yok gayet planlı hesaplı göze alınmış bir cinayet var. ”

“Katliama dönüşmüş olmasının sebebinde ihmaller var iki vardiyanın üst üste binmiş olması var bir vardiya çıkmadan öbür vardiyanın girmiş olması var. Ama bunların özünde bir kıymeti yok çünkü Türkiye’de bütün madenler böyle… İçerde 30 kişi olsaydı 30 kişi ölmüş olacaktı burada bu kadar kişi vardı bu kadar kişi öldü. ”

“Burası yanan bir maden biliniyor daha önce de yanmış Park Maden Ciner burayı almış bakmış ki çok yangınlı bir maden tutmuş elinde yıllarca kapalı tutmuş sonra isteyene vermiş devretmiş… Bunlar ‘yahu sen bu madeni niye kapattın’ diye sormamışlar girmişler madene hızla üretimi arttırmışlar çok büyük paralar kazanmışlar en yüksek seviyeye geldiğinde de bu oldu. ”

“Yarın savcılığa başvuruyoruz. ”

“Bize göre bu soykırım suçudur. ”

“Soykırım suçunun tarifi çok açık bir insan grubunu siyasal nedenlerle sistematik olarak katlediyorsan buna soykırım denir. ”

“Biz burada ölen insanları savunacağız. ”

“Hükümetin ve sermayenin elinde inanılmaz yöntemler var tazminat dağıtacaklar ailenin geride kalan fertlerine iş verecekler askerlikten muaf tutacaklar vergiyi sigortayı erteleme maaş bağlama filan her türlü yöntemi kullanarak hükümete yönelmiş devlete yönelmiş sermayeye yönelmiş suçlamayı davaları düşürmeye çalışacaklar. Elimizdeki tarihsel örnekler gösteriyor ki başarılı olurlar. Halk bir süre sonra ölümü kader kabul ediyor kendisine öyle öğretilmiş. ”

“Bu acı paylaşılacak.

Bu yaralar sarılacak.

Ama bu kırığın yapışmasına izin vermemek gerekiyor…

Ki bu hesap sorulsun. ”

Kime ait bu sözler?

Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı avukat Selçuk Kozağaçlı’ya ait.

2014 yılında 301 madencimizin katledildiği Soma’ya gitti.

Hayatını kaybeden madencilerimizin gönüllü avukatlığını üstlendi.

Okuduğunuz konuşmayı yaptı.

Tane tane anlattı.

Çağdaş Hukukçular Derneği’ndeki avukat arkadaşlarıyla birlikte beş yıldır mücadele ediyor.

Facia yaşandığında Soma’ya üşüşüp medyaya şov yapan muhalefet partileri çoktan ortadan kayboldu Selçuk Kozağaçlı ve arkadaşları madenci ailelerinin hakkını savunmayı sürdürüyor.

Ve dün…

Madeni böyle vahşi şekilde işleten gözünü para hırsı bürümüş şirketin yönetim kurulu başkanı Can Gürkan tahliye edildi.

İşçi başına sadece altı gün yattı.

301 defa 25 yıl hapsi istendi.

301 defa altı günle çıktı.

Peki avukat Selçuk Kozağaçlı nerede biliyor musunuz?

Hapiste!

Terörist dediler.

Geçen yıl tutukladılar.

11 yıl hapis yapıştırdılar.

Yatıyor.

Ahlaksızca düzenin planlı hesaplı soykırımı devam ediyor.