KİTAP TAVSİYESİ : Şeyhler, Müritler ve Yalancı Peygamberler /// YAZAR : HULKİ CEVİZOĞLU


hulki.jpg

Allah’tan "vahiy" aldığını iddia eden, şeyhliğini ve resullüğünü ilan eden, hatta açıkça "Ben Allah’ım" demese de, kendisinde, yalnızca Allah’a özgü "Kâinatın hâkimi" ve "Kadiri Mutlak" gibi sıfatlar vehmeden bir insanla karşı karşıya idik.

Bu kişi;

* Allah’la direkt konuşuyor,

* Allah’tan "vahiy" alıyor,

* Şahsına özgü 68 sayfalık özel bir "Vahiy Kitabı" var. Adı, "Risalet Nurları",

* Fizik bedeniyle uçuyor ve kendisini kimse görmüyor,

* Allah kendisini âlemlere, yerlere ve göklere hâkim tayin etmiş,

* Mehdilikle vazifeli kılınıyor (işaret olarak sol omuzunda nur, sağ omuzunda sancak ve belinde kılıç varmış),

* Şeyh-ül Ekber, Mehdi, Seyit, Şeyh İskender El-Ekber sıfatları var,

* Cebrail ile karşılaşıyor,

* Hz. Muhammed’e namaz kıldırıyor,

* Vakıf kuruyor, dergi çıkarıyor, TV kanalları ve radyolar kuruyor, yayın yapıyor.

İbretlik vakalar

Özelliklerini saydığımız bu kişi İskender Erol Evrenosoğlu.

Kendisiyle tarihe geçen bir program gerçekleştirmiştik.

Şimdi bu açıklamalar, din sosyolojisi bilimi ışığında ibretlik bir kitap oldu ve bu hafta sonu Ankara Kitap Fuarı’nın kapanışında okuyucu ile buluşacak.

Son günlerde, mahkemelere yansıyan kimi sapkın tarikat vakalarının psikolojik ve toplumsal temelleri anlamamıza yarayacak bir eser bu.

Ceviz Kabuğu HALK TV’de

Bu arada, Ceviz Kabuğu programımızla ilgili önemli bir haberi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yaklaşık 3 aydır TELE1 Televizyonunda yayınlanan Ceviz Kabuğu, bu hafta sonundan itibaren HALK TV’de ekrana gelecek.

25 yıllık bir "televizyon klasiği" olan programımızın arkası açık (yani serbest süreli) olacak ve her Cumartesi sizlerle buluşacak.

Prof. Dr. Aslı Baykal’ın yönetimindeki HALK TV, yeni atılımlar yapıyor. Kendisini ve çalışma arkadaşlarını kutluyorum.

Ceviz Kabuğu’nun yayın saati -şimdilik- 23.00.

*

Konuk önerilerinize -her zaman olduğu gibi- açık olduğumuzu da belirtmek istiyorum.

Ceviz Kabuğu, 25 yıldır, "söyleyecek sözü olan" herkese açık.

KİTAP TAVSİYESİ : TÜRK-RUS DİPLOMASİSİNDEN GİZLİ SAYFALAR /// YAZAR : DR. MEHMET PERİNÇEK


KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

Türk-Rus/Sovyet ilişkilerinin gizli tarihini ele aldığım ve Ermeni meselesinin ayrıntılarına yer verdiğim Rusça kitabım artık Rusya’daki kitapçılarda ve internet mağazalarında!

Örneğin bkz. https://www.ozon.ru/context/detail/id/158734874/

Kitabın önsözü Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Onursal Başkanı, eski müdürü Prof. Dr. Mihail Meyer’e, son sözü ise Prof. Dr. Aleksandr Dugin’e ait. Kitap, Ermeni meselesi konusunda çok sayıda yeni belgeyi de içeriyor.

İlgililerin dikkatine sunarım.

Saygılarımla,

Mehmet Perinçek

PSİKOLOJİK HARP DOSYASI : AYDINLIK YAZARI HİKMET ÇİÇEK PSİKOLOJİK SAVAŞ UZMANI PROF. DR. NEVZAT TARHAN’I YAZDI !!!


HİKMET ÇİÇEK : Neslican mesajıyla nefret edildi ! Sicili bozuk bir Nevzat Tarhan

Üsküdar Üniversitesi Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kanserle mücadelede hayatını kaybeden Neslican Tay için sosyal medya hesabından iğrenç bir paylaşımda bulundu.

Nevzat Tarhan, Neslican’ın seküler dünyanın rüzgarına kapıldığını, ancak ölümle yüzleşebilmesi gerektiğini savunurken, Neslican’ın dinlerin teselli gücünden faydalansaydı, kanseri düşman gibi görmeyeceğini ileri sürdü.

BU ADAMI YAKINDAN TANIRIZ!

Biz Ergenekon sanıkları Nevzat Tarhan’ı yakından tanıyoruz! 2016 yılında FETÖ’nün darbe girişimini araştırmak üzere bir Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu. “Araştırma Komisyonu” bilgisine başvurmak için konuyla ilgisi olmayan saçma sapan isimleri çağırdı. Eski Bakan Tayyibe Gülek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eniştesi Ziya İlgen gibi isimler bile vardı. Fakat komisyonun çağrıcıları arasında neredeyse 30 yıldır FETÖ ile mücadelenin başını çeken Aydınlıkçılar yoktu!

Ergenekon tertibinin isim babası, FETÖ ile AKP’yi “barıştırma” çabalarının etkin ismi Fehmi Koru dinlenecek, fakat Aydınlıkçılar’ın bilgisine başvurulmayacaktı. Böyle bir komisyondu işte.

‘PSİKOLOJİK SAVAŞ UZMANI’

Komisyonun dinleyecekleri arasında bulunan bir isim dikkat çekiyordu: Prof. Dr. Nevzat Tarhan.

Tarhan ilginç bir ”bilim adamı” Kendisini ”psikolojik savaş uzmanı” gibi görüyor. Asıl mesleği psikiyatr. ”Zihin kontrolü” üzerine araştırmalar yapmış. ”Solculuk hastalıktır” diyecek kadar ”bilimsel” düşünüyor. Tarhan, 1996’da TSK’dan ”emekli olmak zorunda” kalmış. Niye “zorunda kalmış” açıklasa da öğrensek!

Tarhan, 2010’dan sonra FETÖ’nün “irfan yuvalarından” Üsküdar Üniversitesi’nin rektörlüğünü yaptı. Cemaatin önemli etkinliklerinden Abant Toplantıları’nın müdavimlerinden biriydi.

‘KAMU TANIĞI’

Nevzat Tarhan, 2012 yılında Ergenekon davasında ”kamu tanığı” olarak dinlendi. GATA’da görev yaparken Ergenekon örgütünün varlığını İsmail Hakkı Karadayı’nın bir devre arkadaşından duyduğunu ciddi ciddi anlattı. Örgütün 100-150 kişiden oluştuğunu, Karadayı’nın üsteğmenliğinden beri bu örgüte üye olduğunu söyledi!

TALMUT O DA NE?

Neler yumurtlamadı ki. Örgütün ”çalışma prensiplerinin” TALMUT adlı bir kitaba dayandığını anlattı. Sonra kızına sormuş TALMUT ne diye. İnternetten öğrenmişler Musevilerin kutsal kitabının adı olduğunu…

İşçi Partililer’in Genelkurmay’a ”ellerini kollarını sallayarak girmelerini” çok ilginç bulduğunu söyledi. Görmüş mü? ”İnternetten, basından öğrendim. Kaynak göstermem” dedi.

”Psikolojik Savaş / Gri Propaganda” adlı kitabıyla övünen Tarhan’ın bir psikiyatra ihtiyacı olduğu çok açık!

Şimdi bu adam, kanserle mücadelede hayatını kaybeden Neslican Tay’a utanmadan saldırıyor.

Mardin Artuklu Üniversitesi’nde Said-i Nursi’yi anmak için düzenlenen sempozyumda, Atatürk ‘ün Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt ‘u hedef alan, Ergenekon sanıklarını da ”Bozkurt’un şövalyeleri” olarak adlandıran, bir ara ”Memory Centers of America” adlı bir merkezin Türkiye yöneticiliğini yapan Tarhan, 2010’dan beri FETÖ’nün “irfan yuvaları”ndan Üsküdar Üniversitesi’nin rektörlüğünü yaptığını unutmuş, atıp tutuyor!

KİTAP TAVSİYESİ : “Balkanlarda Dini Aşırılıklar ve Etnik Barış” /// YAZARLAR : RAMAZAN BİÇER – MEHMET DALKILIÇ – EKREM DEMİRLİ


“Balkanlarda Dini Aşırılıklar ve Etnik Barış”

Stajyer Verda ŞENSOY

18 Eyl 2019

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

Prof. Dr. Mehmet Dalkılıç, Prof. Dr. Ramazan Biçer, Doç. Dr. Ekrem Demirli tarafından telif edilen ve 2009 yılında TASAM Yayınları’ndan çıkan alanında yapılmış ilk çalışma özelliğini taşıyan “Balkanlarda Dini Aşırılıklar ve Etnik Barış” adlı eser, Bulgaristan merkezli olarak Balkanlarda etnik barışın varlığını, dini ekstremist düşünce ve akımları incelemektedir….

Prof. Dr. Mehmet Dalkılıç, Prof. Dr. Ramazan Biçer, Doç. Dr. Ekrem Demirli tarafından telif edilen ve 2009 yılında TASAM Yayınları’ndan çıkan alanında yapılmış ilk çalışma özelliğini taşıyan “Balkanlarda Dini Aşırılıklar ve Etnik Barış” adlı eser, Bulgaristan merkezli olarak Balkanlarda etnik barışın varlığını, dini ekstremist düşünce ve akımları incelemektedir. Bulgaristan hükümetinin sıkça vurguladığı “etnik tolerans model siyaseti” konusunun, Bulgaristan vatandaşı Türkler gözünden söylendiği gibi olup olmadığının bilgisini vermektedir.

Araştırma niteliğinde olan bu eser, Bulgaristan’da yaşayan Türk toplumunun durumunu özetlemekte ve Türkiye Cumhuriyeti’ne Balkan politikası konusunda yol göstermektedir. Araştırma sahada yapılmış olup yaklaşık iki bin anketin titizlikle değerlendirilmesini aktarmaktadır.

Araştırmanın amacı Bulgaristan Türklerinin etnik barış algısı, anlayışı ve değerlendirmesinin yanında, özellikle Ortadoğu kökenli radikal dini akım mensuplarına karşı yaklaşımlarını içermektir. Bu amaç doğrultusunda eser için; kısa bir önsözün ardından özet, giriş ve üç ana bölüm planı uygun bulunmuştur.

Araştırma yöntemi olarak Bulgaristan ve Balkanlarla ilgili literatür incelemesi ve anket tekniği uygulanmıştır. Veri toplama araçları; kişisel bilgi envanteri ve demografik yapı, etnik barış ve dini aşırılığı değerlendirme envanterleridir. Çalışma, iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm etnik barış iken, ikinci bölüm ise dini ekstremizm konusunu içermektedir.

Kitabın giriş bölümü “Bulgaristan’daki Türk Varlığı” adlı bölümdür. “Türklerin Balkan Politikası” adlı alt başlığında Osmanlıların dini yayılma ve yayma politikaları üzerinde durulmaktadır. Yazara göre Türkler Müslüman olduktan sonra “dinde zorlama yoktur” anlayışını ileri düzeyde yansıtmışlardır. Yazar, bu argümanını destekleyici çeşitli veriler sunmuştur. Osmanlıların Balkanları fethettiklerinde yerel halkın her türlü kültürel ve dini yapısını koruma altına almış oldukları ifade edilmiştir. Balkanların önemi üzerinde durulmuş, demografik yapısı hakkında bilgi verilmiştir. Osmanlının Bulgar ve Balkan topraklarına nasıl yayıldıkları tarihi süreç izlenerek aktarılmıştır. Balkan Savaşları ve buna müteakip gerçekleşen Türklerin Bulgaristan’dan göçü üzerinde durulmuştur. Baş müftülük sorunu ve Bulgar Müslümanları da denilen Pomakların etnik statüsünün Türkler ve Bulgarlar açısından ne olduğu üzerinde durulmuştur.

Eserin “Bulgaristan Yönetiminin Demokratik Sisteme Geçiş Sürecinde Türkler” adlı ikinci alt başlığında demokrasinin Türklere ve diğer azınlıklara karşı olumlu bir gelişmenin olup olmadığı noktasında durulmuş; Türk azınlığın kendini Bulgaristan parlamentosunda temsil edebilme gücünün miktarı sorgulanmıştır. Avrupa Birliği’ne girdikten sonra Bulgaristan’ın azınlık politikasını değiştirip değiştirmediği hakkındaki gözlemler dile getirilmiştir.

Üçüncü alt başlık olan “Günümüzde Bulgaristan Türkleri” konusundan bahsetmektedir. Yazar, günümüzde Bulgaristan Türklerinin siyasi ve dini açıdan birlik sağlayamamalarını, güvensizlik ve karamsarlık içerisinde olmalarına bağlamaktadır.

“Bulgaristan/Balkanlar ve Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde Radikal Dini Oluşumlar ve Akımlar” adlı dördüncü alt başlık, Haricilik ve Selefi-Vahhabilik hakkında bilgi vermektedir. Günümüzde terör ve radikal eylemlere katılanların Selefi-Vahhabi akımlardan çok etkilendiği söylenmektedir. Şiddetin ilk temsilcilerinden bahsetmektedir. Ve Orta Doğu kökenli radikal dini-İslami akım mensuplarının bu yörelere neden ve nasıl gelebildiği üzerinde durulmaktadır.

Kitabın birinci bölümü “Tanımlayıcı İstatistikleri” adlı bölümdür. Bu bölümde ankete katılanların cinsiyeti, yaş değişkenleri, doğum yeri değişkenleri, öğrenim durumları, gelir dağılımı, medeni durumu, meslek durumu, dil bilgisi, Bulgarca bilgi seviyesi ve Bulgarca bilgisinin cinsiyete göre dağılım grafikleri verilmektedir.

“Etnik Barış ve Ayrımcılık ile İlgili Bulgular” adlı ikinci bölümde ise etnik kimlik ile ilgili sorunların neler olduğuna değinilmiş, Bulgaristan Türklerinin yüzde kaçının etnik problem yaşadığı belirtilmiştir. Etnik kimlik probleminin cinsiyete, yaş gruplarına, doğum yerine, öğrenim durumuna, gelir durumuna, medeni durumuna ve mesleklere göre dağılımları ve grafik üzerinde gösterilmektedir. Bulgaristan vatandaşı Türklerin; geçmişte olduğu gibi gelecekte de baskı görecekleri konusundaki korku ve endişeleri, etnik tolerans model siyaseti konusundaki görüşleri yüzdeler halinde tablolar ile gösterilmektedir. Bulgaristan’da yaşayan ve Bulgaristan Cumhuriyeti vatandaşı olan Türklerin Türkçe öğrenimi, Türklerin Bulgar siyasetinde yeterince temsil edilip edilmediği, Bulgar hükümetlerinin Türk isimlerini değiştirme girişimleri, Türk kökenli milletvekillerinin Türkleri yeterince temsil edip-etmediği, Bulgaristan’dan Türkiye’ye göçe zorlanan akrabaları ile ilişki düzeyleri alt başlıklardan olup, bu konularla ilgili de grafikler ve yüzdeler mevcuttur.

“Dini Aşırılıklar ile İlgili Bulgular” adlı kitabın üçüncü bölümünde yerel halkı oluşturan Türklerin ekstremizme bakış açıları, algılama biçimleri ve değerlendirmelerine yönelik çeşitli soruların cevap yüzdeleri yer almaktadır. Ankete katılan deneklerin dindarlık durumu, çevresindeki Türkleri dindarlık açısından nasıl gördükleri; Türklerin Bulgarlarla evlenme durumu, komşuluk ve arkadaşlık yapma durumu; Bulgaristan’ın Avrupa Birliğine kabulünden sonraki dönemde dini durum, Bulgaristan vatandaşı Türk gençlerinin dini durumları, Bulgaristan’da aşırı dini gruplar/Selefiyye ve Türklerin farkındalık durumları, Bulgaristan vatandaşı Türklerin Müslümanlık algısı gibi konularda veriler sunmaktadır.

Kitabın sonunda ise “Öneriler” ve “Referanslar” bölümleri bulunmaktadır. Öneriler bölümü 19 alt başlığa bölünmüş ve edinilen veriler ışığında Bulgaristan’da yaşayan Türklerin ve Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin ne yapması gerektiği konusunda sonuçlar içermektedir.

Kitabın giriş bölümünde Türk devletlerinin; Balkanlarda ve egemenlik kurdukları diğer topraklarda azınlık nüfuslarına nasıl muamele ettiğinin üzerinde durulması, Bulgar hükümetinin Türkler üzerinde uyguladığı politikanın bir rövanş niteliğinde olup olmadığının cevabını vermektedir. Kitabın birinci bölümünde tanımlayıcı istatistikler verilerek ankete katılan deneklerin sadece bir kesime odaklanarak hazırlanmadığı vurgulanmakta, elde edilen sonucun Bulgar Türklerinin genelini temsil ettiği gösterilmektedir. İkinci ve üçüncü bölümde sorulan soruların cevapları olarak verilen yüzdelerden ise Bulgaristan’da yaşayan Türklerin ikinci sınıf vatandaş muamelesi gördüğü sonucuna ulaşılmaktadır. Bu sonuç giriş bölümünün ışığında okuyucuyu Türklerin tarih boyunca uyguladığı “hoşgörü ve eşitlik” politikası karşılığında gelen “ikinci sınıf vatandaş” muamelesinin sebebini aramaya yöneltmektedir.

Etnik temizlik, göçe zorlanma gibi çeşitli insan haklarına aykırı muameleye maruz kalmış olan Bulgaristan Türklerinin neden bunları yaşadığı sorusunun cevabı olarak “ülke çıkarları” ndan farklı bir insani cevap bulmak zordur. Kitabın sonunda yer alan “Öneriler” kısmı yapılan araştırmanın faydası niteliğindedir. Bir nevi asimile etme politikası uygulayan Bulgar hükümetinin, Türk kültürünü ve dilini unutturma yolunda gizli bir çaba sarf ettiği görülmektedir.

Bulgaristan’da yaşayan Türklerin etnik ayrımcılık konusundaki endişelerini giderecek doğrultuda Türk dış politikası daha proaktif olmalıdır. Dini aşırılık gösteren grupların etkisinden bölgeyi arındırmak adına ise kitabın “Öneriler” bölümünde üzerinde durulmuş olduğu üzere eğitim alanında destek sağlanmalıdır. Kitap, araştırma sonuçlarını belli bir çerçeveden sentezlemekte ise de okuyucu, bu sonuçlar aracılığı ile farklı perspektiflerden Bulgaristan Türklerine bakabilme olanağına sahip bulunmaktadır. Bu tür araştırmaların sayısının artması daha nitelikli sonuçların elde edilebilmesi konusunda elzemdir.

Kitap Analizi : “Devlet Adamlığı Bilimi” /// YAZAR : DR. NEJAT TARAKÇI


Kitap Analizi : “Devlet Adamlığı Bilimi”

Stajyer Neslihan Ecem KAPAR

11 Eyl 2019

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

“Devlet Adamlığı Bilimi” kitabı esas uzmanlık alanı jeopolitik ve jeostrateji olan Dr. Nejat Tarakçı tarafından yazılmıştır. Kitabın içeriğine geçmeden önce yazar hakkında şunları söyleyebiliriz; Kendisi 1949 yılında Sinop- Ayancık’ta doğmuş ve 1970 yılında Deniz Harp Okulu’nu bitirerek Donanma’ya katılmıştır. Türk Deniz Kuvvetleri’nde 31 yıl hizmet etmiştir. 1974 Kıbrıs Harekatı’na katılan Nejat Tarakçı, 1981 yılında Deniz Harp Akademisi’ni bitirerek Kurmay Subay olmaya hak kazanmıştır….

“Devlet Adamlığı Bilimi” kitabı esas uzmanlık alanı jeopolitik ve jeostrateji olan Dr. Nejat Tarakçı tarafından yazılmıştır. Kitabın içeriğine geçmeden önce yazar hakkında şunları söyleyebiliriz; Kendisi 1949 yılında Sinop- Ayancık’ta doğmuş ve 1970 yılında Deniz Harp Okulu’nu bitirerek Donanma’ya katılmıştır. Türk Deniz Kuvvetleri’nde 31 yıl hizmet etmiştir. 1974 Kıbrıs Harekatı’na katılan Nejat Tarakçı, 1981 yılında Deniz Harp Akademisi’ni bitirerek Kurmay Subay olmaya hak kazanmıştır. 1999 yılında emekli olan Nejat Tarakçı, NATO görevi esnasında birçok uluslararası kursa katılmıştır. İktisat dalında ön lisans diplomasına da sahip olan Nejat Tarakçı, 2004 yılında tarih ve uluslararası ilişkiler alanında doktor olmuştur. 2000-2006 yılları arasında Ege, Yaşar ve İzmir Ekonomi üniversitelerinde kısmi zamanlı olarak ders vermiştir. Çeşitli yerli yabancı dergi ve gazetelerde makaleleri yayımlanan Nejat Tarakçı, bu yazıda bahsedilecek “Devlet Adamlığı Bilimi” kitabında öncelikle devlet yönetiminde yer alan ve almak isteyen kişilerin dikkat etmesi gereken noktalara ışık tutuyor.

Kitapta açıklanan temel kavramlar ilk olarak jeopolitik sonrasında ise jeostratejidir. Tarakçı’ya göre devlet adamı olarak yetiştirilen insanların bu vasfı kazanmaları için en başta bu kavramları öğrenmeleri ve bu yönde eğitilmeleri gerekiyor.

Çünkü dengelerin devamlı değiştiği siyaset dünyasında, bu değişimlerin gelecekteki yansımalarını öngörebilecek ve doğru değerlendirmeler yapabilecek insanlara ihtiyaç vardır. Zira yanlış düşünülmüş değerlendirmeler, kelebek etkisi yaratarak ülke sınırlarını aşar ve bir şekilde tüm dünya bu yanlış değerlendirmelerden payını alır. Eser, devlet yönetiminde yer almak isteyen kişilerin yanında güvenlik sistemi içinde yer alan asker ve hatta başka ülkelere yatırım planları olan iş adamlarına da yol gösterici prensipler sunmakta. Ayrıca yazar, eserin hazmedilmesinin ardından çok farklı bir öngörüye sahip olacağınızı vaat ediyor.

Akıcı ve her kesim tarafından anlaşılabilir dille yazılan bu kitap, jeopolitik kavramının açıklanmasıyla başlıyor, bu kavramın çeşitli alanlarda kullanımının aktarılmasıyla devam ediyor, çünkü jeopolitikte Alman ekolüne katkılarda bulunan profesör ve General Karl Haushofer’in de dediği gibi ‘’jeopolitik bir rehber, devletin politik vicdanı olmalıdır’’. Elimizdeki jeopolitiğe dair unsurları inceleyebildiğimiz ve analiz edebildiğimiz müddetçe, jeopolitik, devletin yönetilmesine, uzun vadeli stratejiler üretebilmesine yardımcı olur. Bu unsurların bazıları devletin yönetim politikalarına bağlı olarak değişiklik gösterebilirken; bazıları ise elimizde olmayan (sabit kalan) unsurlardır. Mesela ülkenin coğrafi konumu gibi arazinin şekli ya da denizlerin durumu gibi bilgiler değişmez ve bunlar devlete avantaj sağlayabileceği gibi dezavantaj da sağlayabilir.

Bunun yansıra, değişen unsurlarda etnik yapı, din faktörü, eğitim, sanat gibi alt başlıkları görüyoruz. Zamanla değişerek önem kazanan ya da kaybeden unsurların varlığından bahsediliyor. Mesela etnik ve kültürel yapı başlığı altında verilen örnek ülkelerde, bu yapının ülkenin siyasetini yakından etkilediğini görmüş oluyoruz. Zira Tarakçı’nın dediği gibi etnik çatışma temelde, devletlerin gruplar arasında bir güvenlik duygusu yaratamayacak kadar zayıflaması ve akabinde bu grupların kendi güvenliklerinden endişe duymasıyla başlar. Bunun dışında nüfus popülasyonu gibi stabil kalmayan bir unsurun devlet politikaları tarafından şekillendirilerek devlete yararlı hale getirebileceğini görebiliriz.

‘‘Bir bölgenin coğrafi konumu değişmez; jeopolitik konum ise bölgedeki, çevredeki ve dünyadaki güç odaklarında vaki olacak her değişikliğe göre farklı bir değer gösterir.’’ Durum böyleyse, kitapta da fazlasıyla yer verilen küreselleşme kavramını daha dikkatli okumalıyız. Kitabın bu bölümü oldukça dikkat çekici ve okuduktan sonra sizi, durup bir süre düşünmeye iteceğinden şüphem yok. Nejat Tarakçı burada globalleşen dünyayı “Küresel Sistem” şeklinde değerlendiriyor ve bu sistemi “modern sömürgecilik sistemi” diyerek nitelendiriyor. Peki neden sömürgecilik sistemi? Çünkü amaç sistemin kontrolünü elinde tutan devletler tarafından sisteme dâhil edilmek, böylece sermayenin serbest dolaşımı ve güvenliği sağlanabilir. Bunun dışında ulus devletlerin zayıflaması hatta yıkılması ya da ABD dolarının liderliğinin devamı da amaçlar arasında sayılabilir. Ekonomik amaçların temel olması sebebiyle hedef ülkelerin ekonomisini kontrol altına almak öncelikli, fakat, bu aşamada hedef ülke vatandaşları tarafından eleştiri almamak amacıyla, ülkeyi ekonomik olduğu kadar kültürel boyutuyla da sisteme dahil etmek isteniyor. Bu değerlendirmelerin doğruluğunu güncel haberlerde de izliyoruz. Hong Kong’da yasa karşıtlığı ile başlayan protestoların, yasa geri çekildiğinde bile sona ermemesi, hatta daha çok ivme kazanıp ABD büyükelçiliğinde soluğu alan insanların, Birleşik Devletler tarafından “kurtarılmayı”, “özgürleştirilmeyi” beklemeleri bize gösteriyor ki; ekonomik açıdan kritik öneme sahip Hong Kong’un küresel sisteme dâhil edilme süreci ekonomik açıdan olduğu kadar kültürel açıdan da tamamlanmış durumda.

Dr. Nejat Tarakçı’nın analizine göre ise; Türkiye, içinde bulunduğu küresel sistemden vazgeçemez. Sistemin içinde kalarak ulusal çıkarlarını korumalıdır ve öncelikle ekonomisini düzeltmelidir.

Küreselleşen dünyada her gün yüzlerce bilginin bombardımanına uğruyoruz. Bu bilgilerin değerlendirilmesi için jeopolitik teorilerine ihtiyaç vardır. Böylece etrafımızda yaşanan olaylara anlam verebilir, geleceğe dair çıkarımlarda bulunabiliriz. Kitabın bu kısmında beş adet kuramdan bahsediliyor. Bunlar; Kara Hakimiyeti, Deniz Hakimiyeti, Kenar Kuşak, Saykıl, Hava Hakimiyeti kuramlarıdır. Bunlardan bazıları coğrafyaya, bazıları kuvvete, bazıları ise her ikisine de bağlı olan kuramlardır. Yani aslında temel fark, Tarakçı’nın dediği gibi başlangıçtaki hakimiyet noktasına verilen önceliktir. Ayrıca bu kuramlar arasında en geniş etki alanına sahip ve ülke içi siyasete en çok yön veren ‘’Deniz Hakimiyeti Kuramı’’ olmuştur. Kitapta bahsedilen diğer bir kuram ise Nicholas J. Spykman’ın Avrupalı teorisyenlerin jeopolitik düşüncelerini ABD’nin gereksinimlerine göre düzenlediği ‘‘Kenar Kuşak Kuramı’’dır. 20. Yüzyıl öncesinde kendi sömürü düzenine göre yapılandırılmış Avrupa merkezli haritanın, artık Avrupa’nın dünya politikasını belirleyici konumuna ABD tarafından meydan okununca, değiştirilmesi uygun görüldü. Ayrıca Nejat Tarakçı’nın belirttiği üzere bu meydan okumanın sürdürülebilmesi için, ABD’nin Avrupa’da kuvvet bulundurması ve olası bir ‘’Avrupa Federasyonu’na’’ karşı çıkması gerekiyor.

Kitabı okuduktan sonra Avrasya’ya olan ilginizin artacağından şüphem yok. Süper güçlerin, özellikle ABD ve Rusya’nın hedefi haline gelen Avrasya’nın önemi, bu bölgeye egemen olan bir gücün, dünyanın en ileri ve ekonomik olarak en verimli olan üç bölgesinden ikisini kontrol edebileceğinden geliyor. Ayrıca kitapta belirtildiği üzere Avrasya’nın gücü Amerika’nınkini büyük ölçüde gölgede bırakıyor. Rusya’ya Alexander Geleviç Dugin tarafından ‘’Avrasyacılık Tezi’’ sunulmuştur. Dugin’in modeline göre aynı çatı altında toplanan devletler idari sistemde Avrasyalı federalizmi oluşturacaktır. Çünkü Rusya Amerika’nın merkezde olduğu ‘’Küresel Sistemin’’ içinde kültürünü ve benliğini kaybetmek istemiyor. Bu şekilde bağımsızlığını kaybedeceğini düşünüyor. Şu an Rusya Avrasyacılık tezinin hayata geçirilmesi için çeşitli kanallar kullanmakta. Bunlardan birisi Putin’in desteklerini alan ‘’Avrasya Hareket Partisidir’’.

Sona gelmeden önce bahsedilmesi gereken diğer bir kavram da ‘’jeostratejidir’’. Jeopolitikle yakından ilgili bu kavram hakkında bilgi sahibi olunması da en az Jeopolitik kadar önemlidir. ‘’Strateji, dünyaya bugünkü fizyonomisini veren jeopolitiğin değişken unsurlarından etkilenir.’’

Yani strateji sadece savaşı idare etmekle kalmamalı, rakibin jeopolitik hedeflerine ulaşıp kendini de savunmaya çalışmalıdır. Etrafımızdaki olayları incelemeli, gözlemlemeli ve mesleki etkilerden uzak kalarak gerçekçi çıkarımlarda bulunmalıyız diyor Tarakçı.

Kitabın en sonunda ‘’Milli Güç’’ kavramından bahsediliyor. Milli güç çeşitli unsurlardan oluşur ve bu unsurlar jeopolitik unsurlarla hemen hemen aynı, sadece jeopolitik milli güç unsurlarının dış politikaya faydalı hale gelecek şekilde değerlendirilmesidir. Bu unsurlar yiyecek içecekten, hammaddeye, doğal kaynaklara kadar genişletilebilir. Devlet, bu milli güç unsurlarını kombine ederek güçlü ve etkili hale getirmek için çalışmalıdır.

‘’Devlet Adamlığı Bilimi’’ hiç şüphem yok ki okuyanları hayal kırıklığına uğratmayacak ve vaat ettiği gibi öngörü kabiliyetinizin gelişmesinde, birtakım olayların incelenmesi değerlendirilmesinde size yardımcı olacaktır. Her güne devletler arası olumlu/olumsuz ilişkileri içeren onlarca haberle uyanıyoruz. Olumsuz haberlerin sonlandığı, Nejat Tarakçı’nın dediği gibi baskının, zorlamanın kullanılmadığı bir dünya ümit etmek, gerçeklerden hayal dünyasına kaçmaktır. Zira mücadelenin olmadığı bir dünya, üzerinde hayatın sona ereceği bir dünya olurdu. Bir düzen içindeki dünya, hiçbir anlaşmazlığın yaşanmadığı bir yer değil; didişmenin-mücadelenin, silahlı çatışma yerine politik ve hukuki kanallara yönlendirildiği dünyadır. Dolayısıyla ‘’Devlet Adamı’’ olmak isteyen insanların öncelikle bu bilimi öğrenmeleri gerekiyor.

ARAP DOSYASI /// AKP’li yazar Müfid Yüksel : “Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız”


AKP’li yazar Müfid Yüksel : "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız"

19.09.2019

Daha önce Andımız’ı ‘Bölücülük’ olarak nitelendiren AKP’li yazar Müfid Yüksel, "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız. Büyükşehirlere Arap mahalleleri kuracağız" dedi.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen eski Yeni Şafak yazarı Müfid Yüksel skandal bir paylaşımda bulundu.

Daha önce Cumhuriyet değerleriyle ilgili yaptığı çıkışlarla tüm şimşekleri üzerine çeken Yüksel, bu sefer de "Türkiye’yi Araplaştıracağız" ifadesiyle büyük tepki topladı.

Müfid Yüksel, kişisel sosyal medya hesabından "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız. Büyükşehirlere Arap mahalleleri kuracağız" paylaşımında bulundu.

AKP’li yazar daha sonra gelen tepkiler üzerine tweetini silmek zorunda kaldı.

ANDIMIZ’I ‘BÖLÜCÜLÜK’ OLARAK NİTELENDİRMİŞTİ

Müfid Yüksel daha önce de Andımız’ı hedef almıştı.

Öğrenci andında geçen ifadeleri ‘bölücülük’ olarak nitelendiren Yüksel, "Bu ülkede ‘Andımız’ asla geri gelmeyecek. Gelmesine asla izin vermeyeceğiz. Bu topraklarda Müslüman ahali içinde etnik çatışma/savaş çıkarmanıza, Müslüman ahaliyi bölmenize fırsat vermeyeceğiz" ifadelerini kullanmıştı.

Kaynak Yeniçağ: Müfid Yüksel: "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız"