AK PARTİ DOSYASI : FETÖCÜ YAYIN ORGANI “AKTİF HABER” BU SEFER DE REİS’İN DAMADI BERAT ALBAYRAK’I HEDEFE KOYDU /// İŞTE HABER !!!!!


Berat Albayrak’ın ‘En aptala göre’ hazırlatıp Youtube’a yüklediği ahlaksız videolar

KAYNAK : https://www.aktifhaber.com/analiz/berat-albayrakin-en-aptala-gore-hazirlatip-youtubea-yukledigi-ahlaksiz-videolar-h130955.html

Wikileaks’ın deşifre ettiği Berat Albayrak’ın mailleri arasında Kabataş yalanından beter videolar çıktı. Albayrak’ın talimatıyla hazırlanmış ve Youtube’a yurt dışından yüklenmiş.

Adem Yavuz Arslan’ın TR724’te yayınlanan “Brad ve Billy’e iletilsin, Çok Gizli” başlıklı yazısı:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı ve Türkiye’nin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın e-mailleri 2016’nın sonbaharında RedHack tarafından ele geçirilmiş ve WikiLeaks aracılığı ile yayınlanmıştı. (Meraklısı varsa hepsi şurada: https://wikileaks.org/berats-box)

RedHack’ın hackleyerek ele geçirdiği ve Albayrak’ın Nisan 2003 ile Eylül 2016 tarihlerini kapsayan yaklaşık 60 bin e-maili WikiLeaks’in web sitesinde yayınlandı.

Söz konusu isim Erdoğan’ın damadı ve Türkiye’nin bir bakanı (o dönem enerji bakanıydı) olunca doğal olarak e- mailler sayısız habere konu oldu.

Mesela adı IŞİD ile petrol ticareti yapmakla anılan Powertrans gibi şirketlerle Albayrak’ın ilişkisine dair yazışmalar manşetlere çıktı. E-maillerde haber değeri taşıyan çok başlık var. Ancak bu yazının konusu e-mailler değil. Erdoğan rejiminin Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan tarafından koordine edilen ‘ABD faaliyetleri’ne bakacağız.

Girişte bahsettiğim video da bu örgütlenmenin bir ürünü.

Berat Albayrak’ın kamu hazinesinden fonladığı Pelikan Çetesi’nin (Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’na darbe yapan, her türlü kirli işin ardından çıkan Hilal Kaplan ve çetesi) ardında olduğu biliniyordu.

E-mail detaylarından görüldü ki Berat Albayrak aynı şeyi ABD’de de yapmış. ABD’de konuşlu ‘adamları’ aracılığı kara propaganda siteleri kurdurmuş. Videolar, yalan haberler ürettirmiş.

Yazının girişinde bahsettiğim video mesela.

AKP’nin New York ve Washington’daki adamlarından Halil Danışmaz ile Berat Albayrak arasında geçen yazışmalardan anlaşıldığına göre üretilen kara propaganda videoları ‘hükümetle ilgisi yokmuş gibi’ davranılarak Şili üzerinden dolaşıma sokuluyormuş.

Sözkonusu video Kabataş Yalanını devam ettiriyor.

Üstelik ‘camide içki içtiler’ yalanını daha da rezilleştirip ‘camide çiftleştiler’e kadar götürüyor. Merak eden https://wikileaks.org/berats-box adresinden bulabilir. Bu ve bunun gibi vahim bir çok olayın ardında ise Berat ve Serhat Albayrak ile Bilal Erdoğan’ın olması ise işin haber kısmı. Zira konu artık Berat Albayrak’ın ‘özel hayatı’ olmanın çok ötesinde.

ERDOĞAN’IN PARALEL DEVLETİ

Albayrak’ın e-maillerinde yok yok. Ancak söz konusu videonun izini sürerken daha çok ‘ABD ile ilgili olanlara’ baktım.

Yazışmalarda görüldüğü kadarıyla Erdoğan rejiminin Berat ve Serhat Albayrak kardeşler ile Bilal Erdoğan tarafından koordine edilen ‘gayri resmi’ bir yapılanması var.

Bu arada şu notu da düşmem gerek; Berat Albayrak’ın e-maillerini alıcı gözle incelediğinizde Türkiye’de gerçek bir ‘paralel devlet’ olduğunu, bunun da Erdoğan’ın ailesi çevresinde örgütlendiğini görüyorsunuz. Üstelik söz konusu paralel yapılanma Türkiye ile de sınırlı değil.

Bilindiği gibi son zamanlarda başta Almanya olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde ‘casusluk çetesi’ne benzer yapılanmalar ortaya çıkarılmış ve konu ilgili ülkelerin yargısına intikal etmişti. Hatta geçtiğimiz günlerde ‘Erdoğan’ın uzun kolları’ Avrupa medyasına şema olarak da yansıdı.

Benzer bir soruşturmanın ABD’de de açıldığı, Erdoğan’ın New York ve Washington’da bulunan bazı adamlarının FBI tarafından sorgulandığı e-mail trafiğinden görülebiliyor. FBI’nın soruşturma başlığı ise hayli ilginç; ‘casusluk’ ve ‘Türkiye adına gayri resmi faaliyetler yürütmek’.

E-Maillerde görüldüğü şekliyle ABD’de yapılan tüm faaliyetler Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan’ın bilgisi, talimatı ve talepleri dahilinde yürütülüyor. Albayrak ve Erdoğan’ın ABD’deki sağ kolu ise Halil Danışmaz.

Yazının ilerleyen bölümlerinde Berat Albayrak’ın koordinesinde çalışan ‘ABD yapılanması’na dair detayları başlıklar halinde açacağım. Ancak e-mailleri inceledikten sonra peşinen şunu söylemek mümkün; Söz konusu e-maillerde yer alan faaliyetlerin yarısı bile muhatabını uzun yıllar hapiste tutmaya yeter. Üstelik ABD bürokrasisi ve kamuoyu Berat Albayrak adına Başkan Trump’ın ilk ulusal güvenlik danışmanı Mike Flynn olayından aşina.

‘BRAD’ VE ‘BİLLY’

Yazışmalardan net olarak görülebileceği gibi Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan’ın başını çektiği ‘ABD yapılanması’nda sıkı bir hiyerarşi var. Adeta resmi bir istihbarat örgütü gibi ‘rapor’, ‘bilgi notu’ ve ‘gizli-confidential’ başlıklı yazışmalar üretilmiş.

‘Resmi-istihbari bir jargon’ ile yazışmışlar.

Bu arada muhatapların kendi aralarında ‘kodlama’ yaptıkları ve ‘gizliliğe azami dikkat’ ettikleri –etme uyarısı yaptıkları görülüyor.

Mesela e-maillere göre ABD’de bulunan Halil Danışmaz ve arkadaşları Berat Albayrak’tan bahsederken ‘Brad’ diyorlar. Bilal Erdoğan için ise ‘Billy’ kod adı kullanılmış. İlginç noktalardan birisi de Berat Albayrak’ın kendisine gelen e-maillerdeki önemli konuları mutlaka Serhat Albayrak’a iletmiş olması.

Halil Danışmaz’ın her adımını rapor etmesi, Berat Albayrak’la arasında ‘hiyerarşik’ bir yapılanmanın olması hayli ilginç. Adeta ‘paralel yapılanma’ söz konusu ve resmi bir görevi olmasa da her konu mutlaka Berat – Serhat Albayrak’ların önüne düşmüş.

Bu arada e-maillerden görüldüğü kadarıyla AKP’nin ABD yapılanması iki koldan yürütülüyor. Birincisi Danışmaz ve ekibinin de içinde olduğu AKP Milletvekili Metin Külünk liderliğindeki yapılanma. İkincisi ise AKP milletvekili Yasin Aktay’a bağlı çalışan Murat Güzel ve ekibi. Ayrıca Danışmaz’ın sıklıkla ‘istişare ettiği’ isimlerin arasında İbrahim Kalın ve Mustafa Varank’ta var.

E-maillere göre ABD’de yapılan faaliyetlerin büyük bir kısmı Danışmaz kanalıyla Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan tarafından finanse ediliyor. Ensar ve Türgev de söz konusu yazışmalarda sıklıkla yer alıyor.

NİJERYA’YA GİDEN SİLAHLAR ‘DEVLET İŞİ’YMİŞ

Daha önce ifade ettiğim gibi, yaklaşık 60 bin e-mail yayınlandı. Hepsini takip etmek, okumak, ayıklamak mümkün değil.

Ben daha çok ABD yapılanması ve tanıdığım isimler üzerinden arama yaptım. Zincirin halkalarını birleştirmeye çalıştım.

Mesela Halil Danışmaz bu anlamda tam bir hazine. Özellikle Berat Albayrak ile yaptığı yazışmalar Erdoğan’ın yakın halkasındaki isimlerin sadece ABD’deki değil dünyanın başka bölgelerindeki icraatları hakkında da fikir verebiliyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/1nT4-IwEKts


Mesela Mart 2014’te Youtube’a düşen bir ses kaydında ‘THY ile Nijerya’ya silah sevkiyatı’ anlatılıyordu. İddiaya göre Erdoğan’ın başdanışmanlarından Mustafa Varank ile dönemin THY yöneticisi Mehmet Karataş arasında yapılan görüşmede THY ile Nijerya’ya silah transferi konuşuluyordu.

Dönemin THY özel kalem müdürü Karataş, Varank’a “Mustafa sana bir konu arz etmiştim hatırlıyor musun şu bizim taşıma hususu ile ilgili” derken Varank, MİT müsteşarı Hakan Fidan’ı işaret edek “Hakan beyle bir araya gelemedik de ondan dönemiyorum sana” cevabını veriyor.

Asıl bomba ise Karataş’ın cevabında geliyor ; “ Tonlarca malzeme taşıyorum, Nijerya’ya gidiyorum şu anda. Müslümanları mı öldürecek, Hristiyanları mı öldürecek, vebal altındayım haberin olsun” diyor. Ardında Fidan ile istişare etmek için irtibat numarası istiyor.

Sözkonusu olaya dair yazışmalar Berat Albayrak’ın e-maillerinde de var. E-maile (https://wikileaks.org/berats-box/emailid/35540) göre olay ‘devletin gizli bilgisi’ olarak tanımlanıyor ve Albayrak’ın konudan bilgisi var.

Berat Albayrak söz konusu transfer olayında ismi geçenlerle yoğun irtibat halinde.

Daha da ilginç olan detaylardan birisi de şu; e-maillerde İK kodlamasıyla yer alan Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın ile Cemaat aleyhine hukuki süreç başlatması için milyonlarca dolara anlaşılan Robert Amsterdam (RA) Halil Danışmaz aracılığı ile görüşüyor.

Sürpriz değil ama yazışmalara göre Gülen aleyhine yürütülen hukuki süreci Erdoğan ve Albayrak yakın takip ediyor, Amsterdam her adımı bilgilendiriyor.

Maillerden nedeni pek anlaşılamıyor ama İbrahim Kalın Amsterdam’ı Nijerya’da birileri ile görüştürmek istiyor. Aralarında geçen yazışmalar dikkate alındığında Nijerya olayı ‘istisnai bir transfer’ gibi durmuyor. Olaydan çok sayıda AKP yöneticisinin haberi varmış.

Yine e-maillerden içeriği pek anlaşılmıyor ama THY ile ABD’ye 25 koli yollanıyor.

Bunun için emniyetten izinler alınıyor. Türkiye ayağını bizzat Mehmet Karataş ABD ayağını ise Halil Danışmaz takip ediyor. Danışmaz sevkiyata dair tüm süreci bizzat Berat Albayrak’a iletiyor. Berat Albayrak’ın sorumluluk alanında olmamasına rağmen ABD’ye yollanan kolileri neden şahsen takip ettiği bilinmiyor.

AYNI İSİMLER AYNI KADROLAR

Berat Albayrak’ın e-maillerine bakıldığında Erdoğan rejiminin ABD uzantılarında hep aynı isimler karşımıza çıkıyor. Halil İbrahim Danışmaz’ın merkezinde bulunduğu yapılanmada elde edilen tüm bilgiler önce Berat Albayrak’a iletiliyor. Berat Albayrak ise bunları Serhat Albayrak’a forwardlıyor.

Berat Albayrak’a ulaştırılan fişlemeler ise ‘ilgili kurumlara’ gönderiliyor.

Mesela bazı fişlemeler polemiklerin merkezinde yer alan eski aile bakanı Fatma Sayan’ın abisi Fatih Sayan’a iletilmiş. Fişleme taleplerinin bazıları bizzat Berat Albayrak’tan gelmiş. ‘Talebi’ alan ABD ekibi ise titiz bir çalışma ise istenen bilgileri toplamış. Bazen de Danışmaz durumdan vazife çıkarıp ‘gezici-Cemaatçi-HDP’li gördüğü isimleri’ fişleyip Albayrak’a iletmiş.

E-maillere yansıdığı şekliyle Erdoğan rejiminin ABD’de yer alan üç kurumu; ‘Ensar Vakfı’, ‘Türgev’ ve ‘Herşey Türkiye için Platformu’ bütün faaliyetlerin merkezinde. Bilal Erdoğan ve Berat Albayrak’ın liderliğinde Halil İbrahim Danışmaz, Murat Berk, Mücahit Oktay, Mustafa Tuncer, Metehan Oğuz, Halil Mutlu, Faruk Kabataş ve Memiş Yetimoğlu yer alıyor. Danışmaz’ın e-maillerine göre yapılanma AKP Milletvekili Metin Külünt ve Yasin Aktay ekibi olarak ikiye bölünmüş halde. Murat Güzel’in koordinatörlüğünde 17 kişilik ‘WisdomNet Komisyonu’ da faaliyetlerin içinde yer alıyor.

‘ERDOĞAN ÜMMETİN LİDERİ, AMERİKA ŞER ODAĞI’

Sözkonusu e-mailler Erdoğan rejiminin ‘ideolojik altyapısı’na dair önemli bir kaynak.

‘Kendi aralarında’ yazıştıkları için ‘sansürsüz’ denilebilir. Siyasal İslam anlayışına dair çok çarpıcı örnekler var. ABD yapılanmasında yer alanların ‘radikale yakın’ fikirler benimsediği açıkça görülebiliyor. Erdoğan’ı ‘Ümmetin lideri’ olarak tanımlıyorlar ve ona muhalif herkesi ‘gayri milli-düşman’ olarak sınıflandırıyorlar. Erdoğan için mücadele etmeyi ‘İslami bir vecibe’ olarak tanılmayan bu kişiler ‘ABD-İngiliz-İsrail ve Neoconlar’ı ise ‘şer odağı’ olarak adlandırıyorlar. Özetle “Aleviler, Gülenistler, Kemalistler, Milliyetçiler, Kürtler, CHP, MHP, BDP, kendilerinden olmayan iş adamları ve gazeteciler, kendilerinin olmayan medya… Bunların hepsi ‘Amerika, İngiliz ve İsrail Yahudileri’nin, ‘Reis’ Erdoğan’ın üzerine saldığı ‘gayri milli düşman’lardır. Reis’leriyle birlikte mücadele etmeleri gereken düşmanlarının başı (perdenin arkasındaki gerçek failler) Yahudiler’dir”

E-mailler yaygın olarak bilinen bazı gerçekleri de temellendiriyor.

Mesela Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği diplomatik bir misyondan ziyade iktidar partisinin il başkanlığı gibi çalışıyor. Büyükelçi Serdar Kılıç ile yakın çalışıyorlar. Hatta ABD medyasında yayınlanacak bir yazıya ‘Halil Danışmaz mı yoksa Serdar Kılıç ismini mi koyalım’ tartışması, yazışması yapılmış. Bir başka ifadeyle resmi sıfatı olmayan kişiler ‘devlet adına’ istişarelerde bulunmuşlar.

Peki neler yapmışlar?

Öncelikle şunu hatırlatmakta fayda var. Söz konusu yapılanmada yer alan isimler her ne kadar ‘sivil’ olsalarda kullandıkları dil, çalışma şekilleri ve yazışma usulleri ‘casusluk kastıyla ve örgütsel bir sistematik içerisinde’ hareket ettiklerini gösteriyor.

Şöyle ki; mail konu başlıklarında resmi ve istihbari bir jargon var. Takip ve fişleme içerikli e-mailler atılırken ‘bilgi notu’ ‘gizli’ yada ‘confidential’ denmiş. Ayrıca bütün fişleme ve raporlamaların arz edilirken “Brad ve Billy’e iletilsin, çok gizli’ notu düşülmüş. Yazışmalardan Brad’ın Berat Albayrak’ı, Billy’in ise Bilal Erdoğan’ı refere ettiği kolaylıkla anlaşılabiliyor. Mesela 5 Ağustos 2014 tarihli bir e-mailde Halil Danışmaz THY’de çalışan Gülen Cemaatine yakın isimlere dair fişleme notlarını yolluyor.

‘Sivil’ bir isim, neden THY’de çalışan kişileri fişler, bunları raporlaştırır sonra da ‘gizli’ notu düşerek Berat Albayrak’a iletir sorusu makul bir soru. Ancak yazışmalara bütün olarak baktığınızda bu işlemin örgütlü, yaygın ve sürekli olduğunu görebiliyorsunuz.

Bir başka ifadeyle bahse konu e-mailler ‘dedikodu’ değil.

Ayrıca kod isim kullanma ihtiyacı da yaptıklarının legal olmadığını, örgütlü bir yapıda çalıştıklarını ve iradi olarak gizlilikle hareket ettiklerini gösteriyor. Albayrak’ın da sözkonusu fişleme ve takip çalışmalarından haberdar olduğunu, hatta bir çoğunun talimatını verdiği e-maillerde açıkça gözüküyor.

Fişlemelere dair sayısız örnek var.

Öyle ki en küçük bir olayı bile atlamamışlar. Türkiye’de iş başvurusu yapan ve geçmişinden ABD olan kişiler bile Berat Albayrak üzerinden ABD yapılanmasına iletilmiş ve araştırması yapılmış. Halil Danışmaz örgütlü yapıyı teyit ederken Albayrak’a “TR’de iken bahsetmiştim. Ali Çınar’ı ekibe kattım” diyor.

Ali Çınar’a ait bir e-mailde ise Gülen Cemaati mensuplarına yönelik kapsamlı bir fişleme çalışmasından bahsediliyor. Fişlemeler ise belli bir disiplinle yapılmış gözüküyor. Hedef kişilerin vesikalık fotoğrafları, kişisel bilgileri ve referansları not edilmiş.

Sivil birilerinin kendi kendilerine böyle bir fişleme usulü geliştirmeleri pek akla yatkın değil. Mesela bir fişleme dosyasında ;

TaDF baskan yardimcilari;

Ali baba – kilictarogluna videoyu izleyen adam. Alevi/hiristiyan, kurt/ermeni..ve FG ile devamli irtibatli

Cenk Coktosun – Reis e, ailesine ve tum Ak Partiye ana avrat soven, asagilik bir bar fedaisi..

Ekmel Anda – posta212 gazetesinin sahibi. Zicotti Park/gezi olaylarinin duzenleyicisi, ali koc geldiginde bunda kalir..

FYI Muhabbetle,

Halil I Danismaz’

Bülent Erkol gibi isimler ise özellikle IT sektöründe çalışan kişilere dair fişlemeler yapıp bunları Berat Albayrak’a iletmiş. O da bu isimleri BTK Başkanı Fatih Sayan’a iletiyor. E-mailin başlığı “‘Fwd: Turk Telekom Silikon Vadisindeki Fetocu – Argela USA’ şeklinde.

Serhat Albayrak’ın Berat Albayrak’a gönderdiği “ Fwd: Piraye Antika’nın eşinin işleri” konulu bir mailde (From:serhatalbayrak@hotmail.com To: beratalbayrak@yahoo.com Date: 2013-07-13 08:28) (e-mail Şenol Kazancı’ya da yollanmış)

‘Alicim piraye hanımın kocası Isak Antika adında yahudi bir vatandaşımız, büyük ihtimalle piraye hanımda yahudi yada selanik dönmesi.

… Türkiyede yaptıkları işleri yazıyorum

Karma Açıkhava : Billboard firması belediyelerin reklam panolarını kiralıyor. iş yaptıkları iller; Adana,Diyarbakır,Osmaniye,İskenderun,Antakya,Tekirdağ,Sakarya,Malatya. (Ak partili belediyeleri uyarırsın)

ABDULLAH GÜL DE FİŞLENMİŞ

Halil Danışmaz’ın fişlemelerinde Abdullah Gül de yer almış. Halil Danışmaz , Berat Albayrak’a yolladığı ‘Abdullah bey, tuskon da’ başlıklı 22 Eylül 2010 tarihli e-mailde eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Tuskon organizasyonuna katılımı raporlaştırılmış.

Danışmaz ayrıca fotoğraflarda ekleyip bunu Berat Albayrak’a iletmiş. Abdullah Gül’ün Albayrak ekibi tarafından ‘pek sevilmediği’ düşünülürse sözkonusu e-mail daha da anlamlı hale geliyor.

Sözkonusu kişilerin ABD’de gerçekleştirdikleri bu tür fişleme ve takip faaliyetlerinin casusluk ve özel hayatın gizliliği suçları yanında nefret suçu da içerdiğini söylemek mümkün. Çünkü fişleme notlarında yer alan bilgiler en azından ABD’de nefret suçu olarak kabul ediliyor.

FBI’IN RADARINA TAKILMIŞLAR

Berat Albayrak’ın e-maillerine göre Halil İbrahim Danışmaz koordinesinde yapılan bu ‘faaliyetler’ FBI’in dikkatin çekmiş ve adı geçen kişileri sorgulamış.

Mesela MUSİAD-USA yöneticisi İbrahim Uyar’ın Berat Albayrak’a yolladığı ‘önemli bir konu’ başlıklı e-maile göre FBI Uyar’ın ofisine gelip 2 saat sorgulamış ve yaklaşık 40-45 soru sormuş.

Uyar’ın anlatımı şöyle “Beni Sayın Cumhurbaşkanımız’ın adına Amerikan siyasetine müdahale etmek için çalışmak ve Türkiye Cumhuriyeti adına gizli ajanlık yapmakla itham ediyorlar. Son iki yıldaki çalışmalarımızı incelemişler ve aldıkları ihbardan dolayı sorgulamak istemişler… Benden sonra Murat Güzel, Mustafa Tuncer ve asistanım Emre Eren’i ve Halil İbrahim Danışmaz’ı da sorguya çekmişler.” İbrahim Uyar’ın konuyu Dışişleri’ne değil de o dönem resmi bir sıfatı olmayan Berat Albayrak’a iletmesi ve ‘detaylı bilgi vermek için ziyaret etmek istemesi’ hiyerarşik bir ilişkinin teyidi olarak görülebilir.

İbrahim Uyar’ın e-mailinden öğrendiğimize göre Uyar’ın Green Card’ı da iptal edilmiş. Bu arada söz konusu e-maillerden bağımsız olarak önemli bir detayı da yeri gelmişken ifade edeyim. Green Card’ı iptal edilen tek esim İbrahim Uyar değil. Benzeri şekilde 3 kişi daha Green Card’ını kaybetti. Bu arada görünüşte Anadolu Ajansı muhabiri olarak ABD’de bulunan bazı isimler apar topar Türkiye’ye döndüler.

AMSTERDAM’A ÖDEME CUMHURBAŞKANLIĞI’NDAN YAPILMIŞ

Berat Albayrak’ın e-maillerinde Robert Amsterdam’ın AMSTERDAM & PARTNERS LLP hukuk bürosu ile AKP rejimi arasındaki ilişkiye dair mebzul miktarda yazışma var. Gülen hareketine yönelik çalışmaları sürdürmesi için anlaşılan Amsterdam Hukuk bürosu ile koordinasyonun Saray’ın kontrolünde olduğu görülüyor. Resmi belgeler Danışmaz ile Albayrak arasında gidip gelmiş. Oysa ki hem Danışmaz hem de Albayrak Adalet Bakanlığı personeli değil. Süreç bizzat Erdoğan tarafından takip edilmiş ve ödeme de Cumhurbaşkanlığından yapılmış. Muhtemelen Amsterdam’a yapılan resmi ödemelerin dışında örtülü ödenekten de ödemeler yapılması için bu yöntem kullanılmış. E maillerde ayrıca Türkiye’de devam eden hukuki süreçlerin backgrounduna dair detaylarda var.

Uzatmama adına detaylara girmiyorum ama Danışmaz-Albayrak yazışmalarında ABD’de yapılan lobi faaliyetleri ile ilgili de hayli detaylı bilgiler edinmek mümkün. Ne kadar paraya hangi gazetede yazı çıkartıldığından tutun derneklerin fonlanmasına kadar herşey görülebiliyor. Bu arada Danışmaz’ın ‘herşeyi’ Albayrak’a raporlaması da dikkat çekici.

Mesela 28 Nisan 2014 tarihli e-mailde Danışmaz “TACCI’nin başına bir Ermeniyi getirdiler” diye Albayrak’a şikayette bulunuyor. Erdoğan ve kurmayları ‘Ermeni açılımları, sıcak mesajlar’ verirken yakın ekibi fişlemeler yapıp Ermenilere karşı nefret suçu işlemiş. Türkiye’de çok önem verilmeyebilir, ama ABD’de bu ayrımcılık ve nefret suçu olarak kabul ediliyor.

Bu noktada e-maillerden çıkardığım bazı notları ekleyeyim;

Erdoğan ABD’ye geldiğinde elinde pankartlarla onu karşılayan ekibi Halil Danışmaz organize etmiş. Türkiye’ye ‘Erdoğan’a sevgi seli’ diye anlatılan gösteriler kurguymuş.
Ensar ve Türgev’in ABD çalışmaları için Ziraat ve Vakıfbank’tan kredi alınması planlanmış.
Görünüşte ‘düşünce kuruluşu’ olan AKP uzantılı think thanklere dair ilginç bilgiler var. Düşünce kuruluşu değil lobici olarak çalışıyorlar. Bu arada bu kurumlardan birisi önümüzdeki günlerde Ergenekonun en parlak isimlerinden bir generali Washington’da konuşmacı olarak ağırlayacak.
PH maksatlı hazırlanan‘Tarikat’ isimli bir kitabın Turkuaz kitaptan çıkarılıp seçim öncesi dağıtılması planlanmış.

ALBAYRAK DESTEKLİ TROL EKİBİ

E-maillerden açıkça görülebileceği gibi Albayrak’ın desteklediği bir troll ekibi var. Bu ekip Türkiye’ye yönelik psikolojik harp faaliyetleri yapmak için örgütlenmiş.

Bu çalışmalarda adı geçen Cüneyt Arvasi ise Danışmaz tarafından Albayrak’a öneriliyor. Danışmaz’ın referansı şöyle ; “ Berat, sen kendisini taniyorsun, Cuneyt Arvasi. Cuneyt Abi, ehli sunnet vel cemaat akidesine saglam bagli bir Naksii’dir. … bizzat silahli mucadelenin icerisinde yer almistir. ..’

Danışmaz’ın e mailine göre şunları yapacaklar; “Bugün hükümete saldıran o sanatçı taifesinin uyuşturucu, fuhuş bataklığı ve geçmişleri ifşa edilecekyani rezil edilecekler. ( bu kısmı Vakit işi gibi olacak) İstihbarat servislerinin sosyal medyada oluşturdukları gruplar afişe edilecek. AK partiye karşı CHP alevi ittifakı aslında Anti sünni ittifakı mıdır? zaviyesinden sorgulanacak vesaire. Bu atölye aynı zamanda sizlerden gelen konuları da anında programlaştırabilecek şekilde dizayn edilecek. Hem normal faaliyetine devam edecek hem de ani saldırılara o anda cevap verebilecek şekilde olacak. …’

Bu arada Danışmaz’ın e-mailinde yer alan ‘bu kısmı Vakit işi gibi olacak’ ifadesi hayli ilginç. Malum olduğu üzere CHP eski lideri Deniz Baykal’ın kasetleri Vakit Gazetesi’nin web sitesinde yayınlanmıştı. Bu yazışma o komplonun failleri hakkında ipucu da veriyor.

PH çalışmalarına yani ‘troll ekibine’ dair çok sayıda yazışma yapılmış. Halil Danışmaz hazırlanan videoları Albayrak’ın beğenisine sunmuş. Danışmaz’ın yazdıklarına göre günde 15 ile 30 video üretilebilecekmiş.

Berat Albayrak ise Danışmaz’dan gelen bu e-maili ‘çok hoşuma gitti’ başlığı ile Serhat Albayrak’a yollamış. (21 Haziran 2013). Video ‘Türkiye’deki Lüt Kavmi’ başlığında. İçerik tahmin edebileceğiniz gibi rezil. Özellikle Aydın Doğan medyasını hedefe koymaları da dikkat çekici. Şu ifadeler o videodan;

‘Aydın Doğan Medyasında yılda 25.000 g.t gösteriliyor. Bu fuhuş şarjının sebebi ne? Doğan Medyanın yazarları neden g.t lalesi?’

‘Sebebi çok basit; Lut kavmini daha da azdırmak. Türkiye’deki Lut kavmi Sünniler’in düşmanı. Sürüler halinde Erdoğan’a saldırıyorlar’

EN APTALA GÖRE HAZIRLANAN VİDEOLAR

Danışmaz’ın maillerine göre bu ve benzeri videolardan günlük 20 civarı üretiliyor ve bunlar Şili üzerinden internete yükleniyor. Danışmaz’ın ifadesine göre ‘en aptala göre hazırlanan videolar’.

Cüneyt Arvasi’nin e-maillerinden anlaşıldığı kadarıyla üretilen bu videolar ‘silahlı mücadeleye’ benzetiliyor ve itibarsızlaştırma, özel hayatın ifşaası gibi gayri ahlaki ve sert saldırılarla mücadele edilecek.

Berat Albayrak bu videoların linklerini içeren e-maili Havuz medyasının başındaki Serhat Albayrak’a yolluyor. Serhat Albayrak’ın Sabah Atv başta olmak üzere tüm Havuz medyasında söz sahibi olduğu, ayrıca çok sayıda ‘tetikçi’ siteye finans desteği sağladığı düşünülürse sosyal medyada dolaşan ve her haliyle suç içeren videoların kaynağı da ortaya çıkmış oluyor.

E maillere göre Berat Albayrak bu videoların üretilmesi için finans desteği sağlamış ve bu para Arvasi’ye ödenmiş.

Yazının girişinde bahsettiğim ‘iğrenç’ videonun kaynağı da işte bu psikolojik harp yapılanması. Yani Aktroller. Finansı ve talimatı da bizzat Berat Albayrak’tan almışlar. ‘Damat’ Türkiye’de Pelikan Çetesi’ni yönetirken ABD’de de troll ordusu kurmuş.

‘BERAT’IN KUTUSU’ BAŞ AĞRITABİLİR

Malum olduğu üzere AKP kurmaylarının ABD ile başı dertte. Reza Zarrab davası nedeniyle iki bakan resmen sanık ve haklarında yakalama kararı var. Ekim Alptekin’in yargılandığı davada da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Berat Albayrak isimleri dosyaya girdi. Hem Zarrab’ın anlatımları hem de New York Güney Bölge Savcılığı’nın elinde bulunan ‘ikinci bir itirafçı’nın ifadeleri ile yeni davalar gelebilir. Üstelik Pazartesi itibariyle ABD, İran’ın Devrim Muhafızları Örgütü’nü terör örgütü listesine aldı. Bu örgütle irtibatlı olan her kişi ve kurumun başı ağrıyabilir. Listenin ilk sıralarında Türkiye’nin bulunduğunu tahmin etmek ise hiç zor değil.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖCÜ YAYIN ORGANI MİT ÜZERİNDEN “PSİKOLOJİK HARP”İNE DEVAM EDİYOR /// İŞTE BUYRUN !!!


Gökhan Türkmen’in kaçırıldığı mahkeme kaydına girdi: Sanık firari değil kaçırıldı

KAYNAK : http://aktifhaber.com/gundem/gokhan-turkmenin-kacirildigi-mahkeme-kaydina-girdi-sanik-firari-degil-kacirildi-h129454.html

(VPN İLE ERİŞİLEBİLİNİYOR)

Şubat ayında kaçırılan beş kişiden biri olan Gökhan Türkmen’in firari olmadığı kaçırıldığı, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı 2017/452 sayılı dosya kaydına girdi.


Tarım Bakanlığı’na bağlı Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’nda (TKDK) memur olarak çalışan Gökhan Türkmen, 7 Şubat’ta kaçırıldı. Şubat ayında kaçırılan beş kişiden biri olan Gökhan Türkmen’in, geçtiğimiz Çarşamba günü (6 Mart) duruşması vardı.

Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya, Gökhan Türkmen’in avukatı tarafından verilen dilekçede, “sanığın kaçırıldığı firari olmadığı”nı belirten dilekçe verildi. Böylece Gökhan Türkmen’in kaçırıldığı Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi kayıtlarına da geçmiş oldu.

Dilekçede Türkmen’in kaçırılışıyla ilgili Emniyet ve Savcılığa şikayette bulunulduğu ancak hiçbir sonuç alınamadığı da belirtildi.

ŞUBAT AYINDA BEŞ KİŞİ KAÇIRILDI

Kaçırıldıktan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’na yasa dışı biçimde teslim edildiği düşünülen Hizmet Hareketi’yle ilişkili dosyalardan toplamda 25 kişi bulunuyor. Bunlardan son beş kişi Şubat ayında kaçırıldı.

Yasin Ugan, Özgür Kaya, Gökhan Türkmen, Salim Zeybek ve Erkan Irmak Şubat ayında kaçırılan isimler.

SALİM ZEYBEK: Bilgi Teknolojileri Kurumu’nda uzman olan Salim Zeybek eşiyle birlikte KHK’yla ihraç kamu personeli. Zeybek, 21 Şubat’da Edirne Havsa gişelerinde silahlı kişilerce kaçırıldı. Kendilerini “Edirne Polisi” olarak tanıtan kişiler iki çocuğu ve eşinin yanında Zeybek’i başka bir otomobile bindirerek götürdü. Ardından Salim Zeybek’in eşi ve çocukları kendilerini “devlet” olarak tanıtan kişilerce Edirne’den Ankara’daki evlerinin yakınına getirilerek bırakıldı. Salim Zeybek’ten ise haber alınamıyor. Devletin resmi gözaltı kayıtlarında görülmüyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/A4DcSXBxGhA


YASİN UGAN VE ÖZGÜR KAYA: Yasin Ugan (43) ve Özgür Kaya (41) Ankara Altındağ Çamlık Mahallesi 1847’nci Sokak’ta bulundukları evden 13 Şubat 2019 günü saat 15:00 civarı sivil kıyafetli, otomatik tüfekli yaklaşık 40 kişi tarafından kaçırıldı. Ellerinde otomatik tüfekler bulunan 40 sivilin çevrede oturan halka kendilerini “sivil polis” olarak tanıttıkları belirtiliyor. Kuşatmadan bir süre sonra evde bulunan Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın başlarına siyah poşetler geçirilmiş biçimde evden çıkartılarak beyaz bir minibüse bindirildiği ifade ediliyor. Ugan ve Kaya’nın yaşadıkları Altındağ Çamlık Mahallesi 1847’nci Sokak’ta yapılan aramanın tutanak altına alındığı ve bu tutanağın sorgulama sırasında ev sahibine gösterildiği öğrenildi. Tutanakta bulunan dosya numarası ise; 2017/69394. Bu dosya numarasını savcılık da doğrularken, Ugan ve Kaya’nın gözaltında olmadığı belirtiliyor.

ERKAN IRMAK: 17 Şubat 2019’dan beri haber alınamayan Erkan Irmak, en son 16 Şubat gece saat 23.10 da ailesinin oturduğu evden çıktı. Eşi, Ümraniye İstiklal Mahallesi’ndeki evinin önünden kaçırılan öğretmen Erkan Irmak’ın önünün kesildiği ve zorla bir Siyah Transporter’a bindirildiğini belirtiyor. Yapılan başvurularda Erkan Irmak’ın resmi olarak gözaltında olmadığı belirtildi.

25 KİŞİ KAÇIRILDI

Hizmet Hareketi’yle ilgili açılan soruşturmalar kapsamında isimleri yargılamalarda geçen toplam 25 kişi 2016 Ocak ayından itibaren farklı aralıklarla kaçırıldı. Kaçırılan kişilerden bazıları ağır işkence görmüş biçimde aylar sonra Emniyet’e teslim edildi. Bazılarından ise aylar hatta yıllardır haber alınamıyor.

Sunay Elmas
Mustafa Özgür Gültekin
Hüseyin Kötüce
Turgut Çapan
Mesut Geçer
Önder Asan
Ayhan Oran
Mustafa Özben
Cemil Koçak
Murat Okumuş
Fatih Kılıç
Durmuş Ali Çetin
Cengiz Usta
Ümit Horzum
Hıdır Çelik
Enver Kılıç
Zabit Kişi
Orçun Şenyücel
Hasan Kala
Ahmet Ertürk
Yasin Ugan
Özgür Kaya
Gökhan Türkmen
Salim Zeybek
Erkan Irmak

CEVHERİ GÜVEN BOLD MEDYA

MİT DOSYASI : FETÖCÜ YAYIN ORGANI AKTİF HABER MİT BAŞKANLIĞINA FENA YÜKLENİYOR /// İŞTE HABER


15 Temmuz’un gizemli ismi MİT görevlisi Sadık Üstün ve faaliyetleri

KAYNAK : http://aktifhaber.com/15-temmuz/15-temmuzun-gizemli-ismi-mit-gorevlisi-sadik-ustun-ve-faaliyetleri-h129233.html

MİT’in 15 Temmuz’daki rolüyle ilgili üzerinde konuşulması gereken ilk isim; Hakan Fidan’ın yıllar önce TSK içerisinde çalışmakla görevlendirdiği Sadık Üstün ve faaliyetleri.

“Ben henüz lojmanda iken MİT görevlisi, Abidin Ünal’ın sırdaşı Sadık Üstün 8. Kolordu Komutanını arayıp, darbenin liderinin ben olduğumu söyleyerek startı vermiştir. 20 dakika sonra beni arayan Abidin Ünal Akıncı Üssü’ne gitmemi rica ediyor. Evet birileri anlaşmış ve ismim lanse edilmeye başlanmıştır. Bu işi de Anadolu Ajansı üstlenerek, ben daha Akıncı’dayken, gözaltına alındığımı, vatana ihanetten yargılanacağımı duyurmuştur.”

Bu cümleleri Darbenin 1 Numarası olarak yargılanan Org. Akın Öztürk, Genelkurmay Çatı davasında esas hakkındaki mütaalasında söyledi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) görevlisi Sadık Üstün’ün 15 Temmuz parantezinde isminin anıldığı en net ifade buydu.


Hemen öncesinde, Akın Öztürk’ün bu savunmasından iki gün önce, ODA TV’den Müyesser Yıldız, “Darbenin 1 Numarasını Kim Saat Kaçta Tespit Etti?” başlıklı Sadık Üstün’ün ismini “S.Ü.” olarak kodlayarak uzun bir haber kaleme almıştı.

Müyesser Yıldız’ın Akınca Davası’nın ek klasörlerinden yola çıkarak yaptığı habere göre, “Darbenin 1 Numarasının Akın Öztürk” olduğunu söyleyen ilk kişi MİT Personeli Sadık Üstün.

Önemli nokta şu ki; Sadık Üstün bu cümleyi Akın Öztürk herşeyden habersiz lojmanında pijamalarıyla otururken kuruyor.

Akıncı Davası’nın ek klasörerinde yeralan Elazığ’daki 8. Kolordu Komutanlığı’nın 15-16 Temmuz’a ilişkin ceridesine göre; Sadık Üstün TSK’dan devre arkadaşı 8. Kolordu Komutanı’nı saat 22:50’de ve 23:17’de iki kere arıyor.

İkinci aramasında ilişkin alınan not şöyle:

“Bunun bir F… darbesi olduğunu, darbenin muhtemel askeri liderinin de Org. Akın Öztürk olduğunun değerlendirildiği bildirilmiş ve bu kalkışmanın engellenmesi için süratle gerekenleri yapacağı iletilmiştir.”

Müyesser Yıldız bu durumla ilgili şöyle diyor: “Saate dikkat; Akın Öztürk daha lojmanda… Henüz Abidin Ünal’la görüşmemiş, Akıncı’ya da gitmemiş… Keza dönemin Başbakanı Binali Yıldırım’ın bir televizyona bağlanarak açıklama yapmasının ve Hulusi Akar’ın Genelkurmay’da derdest edilmesinin üzerinden sadece 15 dakika geçmiş… Ancak S.Ü. (Sadık Üstün) iktidar yetkililerinden de savcılardan da medyadan da saatlerce önce ‘Darbenin muhtemel askeri liderinin Org. Akın Öztürk olduğunu’ değerlendirip, bunu Elazığ’a bildiriyor.”

HAKAN FİDAN’IN TRANSFER ETTİĞİ İKİ ASKER

15 Temmuz’un gizemli ismi Sadık Üstün, Özel Kuvvetler Komutanlığı Kurmay Başkanlığı yaptıktan sonra Harp Okulu Alay Komutanlığı’na getirilen bir asker. Genelkurmay Başkanlığı’na gidebilecek pozisyona geldikten sonra sürpriz biçimde generalliğe terfi ettirilmeyince, 2005 yılında emekli oldu.


Emekli olur olmaz ünlü işadamı İbrahim Cevahir’le ‘Cevahir Özel Güvenlik ve Koruma Hizmetleri’ şirketini kurdu ve Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı üstlendi. Şirket, özel güvenlik alanında atış poligonu kurmaktan, alarm merkezi işletmeye kadar pek çok önemli ayrıcalıkla donatılmış bir şirketti.


Eski bir TSK personeli olan Hakan Fidan, MİT Müsteşarı olmasının ardından TSK’dan tanıdığı Sadık Üstün’ü MİT kadrosuna kattı.

Hakan Fidan’ın TSK kökenli olarak MİT’e getirip çok kritik pozisyon verdiği öne çıkan iki isim var. Bunlardan biri Kemal Eskintan diğeri ise Sadık Üstün.

İki isim de Özel Kuvvetler Komutanlığı kökenli.

PARALEL MİT

Üstün ve Eskintan, MİT’te önce dikkat çekmeyen farklı birimlerde görevlendirilip MİT’i tanımaları sağlandıktan sonra doğrudan Hakan Fidan’a bağlı çalışan pozisyonlara getirildiler. Bu yapı kurum içinde “Paralel MİT” olarak adlandırılıyor.

Çünkü; Üstün ve Eskintan, istihbarat teşkilatının tüm imkanlarından faylanırken; bazı çalışmalarını, faaliyetlerini, elde ettikleri bilgileri ve raporları kurum kayıtlarına geçirmeden doğrudan Hakan Fidan’a arzettikleri bir sistemde faaliyetler göstermişler. Yani “log kayıtlarına geçmeyecek şekilde” çalışmalarda bulunmuşlar. İşte Hakan Fidan’ın 15 Temmuz Faaliyet Merkezi tam olarak burası.

Haberi hazırlarken konuştuğum bir kaynak ikili için, “Kurumun gündemleri dışında kendi gündemleri vardı orada” diyor.

SADIK ÜSTÜN’ÜN İSTİHBARATIN KALBİNE YERLEŞTİRİLMESİ

Sadık Üstün, MİT’e geldiği ilk dönemde eğitim birimi ardından NATO temsilciliği gibi farklı pozisyonlara yerleştirildikten sonra 15 Temmuz hazırlıklarının başladığı dönemde; MİKİK olarak bilinen Milli İstihbarat Koordinasyon Kurulu’nda önemli bir pozisyona getirildi.

MİKİK, Hakan Fidan döneminde hükümetin desteğiyle yasal yetkilerle donatılan ve Jandarma, Emniyet ve Askeri istihbaratın tüm bilgilerini akıtmak zorunda oldukları bir kurul haline getirildi. Hatta o dönem MİT’e bu yetkilerin verilmesi “MİT Esad’ın El Muhaberatı gibi oluyor” tartışmasını doğurdu.


Kemal Eskintan’ın ismi 15 Temmuz sürecinde insan kaçırma gibi illegal işlerle anıldı.

Sadık Üstün’e verilen görev ise 15 Temmuz öncesi Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde çalışmak.

15 TEMMUZ’A GİDEN SÜREÇTE SADIK ÜSTÜN’ÜN TSK İÇİ FAALİYETLERİ

Sadık Üstün, 15 Temmuz’da öne çıkan “iki Orgeneral”le oldukça samimi bir eski asker. Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi Akar ve dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Abidin Ünal.
Eski bir asker olan Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ 2015 yılında yayınladığı “İmamların Öcü” adlı kitabında Sadık Üstün’ü şöyle anlatıyor:

“Harp Okulu’nda Öğrenci Alay Komutanlığı son derece stratejik bir görevdir. 1981 mezunu olan Sadık Üstün Albay beklendiği gibi generalliğe terfi edemedi. Bu durumun sorumlusu olarak Yaşar Büyükanıt, Ergin Saygun ve İlker Başbuğ’u gördüğü bilinen Sadık Albay, emekli olmasına rağmen Hulusi Akar ile irtibatını hiç koparmadı. Akar’ın Hasdal Askeri Cezaevi’nin de sorumluluk alanında bulunduğu 3. Kolordu Komutanlığı sırasında emekli Albay Sadık, Kolordu karargâhında saatlerce Akar ile bir araya geliyordu. Kapalı kapılar ardında nelerin konuşulduğu elbette bilinmiyor ama bir korgeneralin makamında emekli bir albayla saatlerce sık sık görüşmesinin teamüllere uygun olduğunu söylemek mümkün değil.”

Hulusi Akar’la samimiyeti “teamül dışı” olarak tanımlanan Sadık Üstün’ün, Org. Abidin Ünal’la samimiyetini ise Akın Öztürk “sırdaş” olarak niteliyor.

SADIK ÜSTÜN’ÜN GÖREV TANIMI

Kaynak, Sadık Üstün’ün görev tanımını ise şöyle özetliyor; “TSK içerisinde tanıdığı kişilere yönlendirme yapmak, TSK içinde görevlendirmeler yapmak ve listeler oluşturmak;”

Normalde MİT’in yasal olarak TSK içerisinde istihbarat toplamak gibi bir görevi bulunmuyor. Ancak Üstün’ün “Paralel MİT’te” görevlendirilmesinin ardından bu faaliyet başlıyor. Üstün, önce Org. Akar ve Org. Ünal’la görüşmelerini sıklaştırıyor. Ardından TSK içerisinde tanığı ve güvendiği isimler üzerinden listeler oluşturulmaya başlanıyor. Bu süreçte pek çok isme ilerki dönemde MİT’te görev alma da vadediliyor.

17/25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu yapıldıktan sonra Sadık Üstün’ün görevi daha da netleşiyor ve tek görevi TSK içerisinde Cemaatle ilgili çalışmak olarak belirleniyor.

Üstün’ün 15 Temmuz’la ilgili çalıştığı diğer bir grup ise ASDER. Emekli Tuğgeneral Adnan Tandıverdi’nin kurduğu ASDER, TSK’dan ihraç subay ve astsubaylardan müteşekkil bir yapılanma. 15 Temmuz’da “sahada aktif olarak görev aldıklarını” doğrulayan bu yapılanma aynı zamanda örtülü ödenek üzeriden Suriye iç savaşında da rol almalarıyla gündeme gelmişti. Tandıverdi’nin kurduğu SADAT isimli teşkilat da 15 Temmuz’da sahadaydı ve ölümle sonuçlanan bazı vakaların sorumlusu olmakla suçlanıyorlar. SADAT paramiliter sivil bir güç olarak görülüyor.

Tanrıverdi, 15 Temmuz’dan sonra Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı’na atandı ve TSK’nın personel alımı dahil pekçok yetkiyle donatıldı.

15 TEMMUZ’DAN 1 YIL ÖNCE LİSTE ÇALIŞMALARI BİTİRİLDİ

Farklı kaynaklardan doğrulattığım bilgilere göre, Sadık Ünal’ın TSK içerisindeki faaliyetlerinin “listeleme” kısmı 15 Temmuz’dan yaklaşık bir buçuk yıl önce 2015 başında tamamlandı.

Bu zaman dilimi, “Cemaatçi askerler darbe yapacak” söyleminin AKP Medyası tarafından piyasaya sürüldüğü döneme denk geliyor.

Listelerin tamamlanmasından sonra 15 Temmuz’la ilgili çalışmalara geçiliyor.

Kaynağa göre; hazırlanan listeler MİT’in veri tabanındaki bilgilerle doğrulanan listeler değildi. Sadık Üstün’ün TSK’da çalıştığı kişilerden topladığı istihbarat yeterli görüldü ve Akın Öztürk’ün ismi de böylece belirlendi.

Kaynak, “Sadık Üstün, Akın Öztürk değil de başka birinin ismini söyleseydi o 1 Numara olacaktı. 15 Temmuz’la ilgili ‘istihbarat zaafı var’ tartışması yersiz. Sadık Üstün’ün çalışmaları ve 15 Temmuz gecesi aldığı aktif rol, kurumun zaafı değil (MİT) bu işin içinde, organizatör ve etkinliğinin göstergesi” diyor.

ZAMANLAMA HATASI

Kaynağa göre Sadık Üstün’ün 15 Temmuz hazırlık sürecindeki çalışmaları kendi açısından oldukça başarılı. Büyük açığı ise 15 Temmuz gecesi yaptığı zamanlama hatası.

Akın Öztürk’ü “sırdaşı” Org. Abidin Ünal’a aratıp, Akıncı Üssü’ne göndermeden, yani Org. Akın Öztürk’ü işin içine çekmeden, telefonda “1 Numara Akın Özürk” demesi, Sadık Üstün’ün yaptığı büyük bir zamanlama hatası olarak kayda geçiyor.

Akın Öztürk, yaptığı savunmada Org. Akar ve Org. Ünal tarafından işin içine çekilmesinde bu duruma dikkat çekiyor:

“Mehmet Şanver arayıp, Abidin Ünal’ı verdi. Ünal, ‘Ağabey, senin emrin hilafına darbe mi yapılıyor? Akıncı’ya git, orayı kontrol altına al. Senin sözünü dinleyecek çocuklar var’ dedi. Ancak üs komutanıyla görüştüğünü, onun, ‘Sizin de benim de hayati tehlikem var’ dediğini söylemedi. Bunu söylese, bir düşünür, önce korumamı gönderirdim. Üssü aradım, telefonu Kubilay Selçuk çıktı, ne olduğunu sordum. ‘Operasyon var. Genelkurmay Başkanı, sizi ve diğer komutanları sordu, bekliyor’ dedi, gittim.”

Org. Akın Öztürk Üsse Org. Abidin Ünal’ın isteğiyle gittikten sonra, üs içindeki yönlendirmelerde ise Org. Hulusi Akar’ın talimatlarıyla karşılaşıyor:

“Genelkurmay Başkanı tarafından kaç defa konuşmak için gönderildim. 143. filoya gittim, hiçbir sivil görmedim. Ömer Faruk Harmancık’a Akar’ın sözlerini ilettim. Müsbet, menfi bir tepki almadım. İkinci veya üçüncü gidişimde birisinin, ‘Arkamızda durulsa, bu iş böyle olmazdı’ dediğini duydum. Ortam loştu, arkamı döndüğüme Harmancık’ı gördüm. Onun söylediğini değerlendirdim. Kaç kere gidip geldim, sonuç alamadım. Şimdi düşünüyorum, emir komuta hala Hulusi Akar’daydı. Derdest edilmiş değildi. Hulusi Akar, ‘Yahu bir de ben gidip, konuşayım’ demedi.”

15 TEMMUZ GECESİ SADIK ÜSTÜN’ÜN TELEFON TRAFİĞİ

Sadık Üstün’ün 15 Temmuz gecesi tek faaliyeti TSK içerisindeki tanıdığı kişileri arayıp, “Darbenin 1. Numarası Akın Öztürk” demek olmamış. 15 Temmuz’dan bir gün önce Hakan Fidan’la baş başa 40 dakika görüşen Özel Kuvvetler Komutanı Tümgeneral Zekai Aksakallı ile de onlarca kez telefon konuşması var.

15 Temmuz gecesinin medya faaliyetlerinde de Sadık Üstün’ün telefon trafiği oldukça yoğun. İrtibatta olduğu generalleri tek tek arayıp, telefon numaraları vererek televizyonları aramasını sağlayan kişi.

Eski bir asker olan Türkiye Gazetesi Ankara Temsilcisi Nuri Elibol 20 Mart 2017 tarihli “O albay milli bir adamdır” başlıklı yazısında Sadık Üstün’ün 15 Temmuz gecesi medya faaliyetlerini şöyle özetliyor:

“Görevdeki Ordu Komutanlarını, Kolordu Komutanlarını ve Özel Kuvvetler Komutanını bizim ve diğer kanalların yayınlarına o bağlattı. Bizzat beni arayarak bütün televizyonların telefonlarını talep etti. Bize komutanların cep telefonlarını yazdırdı. Birçok üst düzey komutanın erken saatte yayına bağlanmasını temin etti.”

MEHMET DİŞLİ İLE İRTİBATLARI

Sadık Üstün’ün 15 Temmuz’la ilgili dikkat çeken bir diğer ilişkisi de darbenin liderlerinden olan Tümgeneral Mehmet Dişli ile trafiği. HTS kayıtlarına göre; 15 Temmuz sabahı 10.13 ve 10.18’de görüşmüşler. Ardından 16 Temmuz saat 04.28’de çalıştığı kurumdan veya buraya yakın bir yerden Dişli’ye mesaj gönderdiği, 09.44’te de aradığı görülüyor.

Dişli ile 15 Temmuz’da ve 16 Temmuz’da sıkı irtibatta olan Sadık Üstün, diğer taraftan, Mehmet Dişli’yi ‘darbeci’ olarak lanse ediyor.

Üstün, 16 Temmuz sabahı Tümgeneral Dişli ile görüşüp mesajlaştıktan yaklaşık iki saat sonra Türkiye Gazetesi’nden Nuri Elibol’u arıyor. Elibol’un köşesinden okuyalım:

“Darbenin ertesi sabahı tahminen saat 11.30’da Çankaya Köşkü’ne gittim. Başbakan’ın Basın Müşavirini ve Özel Kalem Müdürünü gördüm. Özel Kalem Müdürü’nün odasında bir Tümgeneral oturuyordu. Yanında da Şaban Dişli ve birkaç kişi daha vardı. Genelkurmay Başkanının içeride olduğunu, Başbakan’ın da gelmek üzere olduğunu söylediler. O esnada S.Ü. (Sadık Üstün) telefonla beni aradı. ‘Televizyonda gördüm. Tümgeneral Mehmet Dişli, Genelkurmay Başkanının yanında Başbakanlığa geldi. Darbenin başı olan o herifin orada ne işi var? Birilerine söyle, ulaş lütfen’ dedi telefonda. Şaşırdım. Bu görüşmeyi yakınımdaki görevlilere aktardım. Hemen Genelkurmay Başkanı’na aktaracaklarını söylediler. Ayrıca Genelkurmay Başkanı ile birlikte geldiği için hiç kimsenin şüphelenmediğini belirttiler.”

AVUSTRALYA TATİLİ

15 Temmuz gecesi “darbenin 1 numarası Akın Öztürk” ve “Darbenin arkasında Cemaat var” diyen ilk ismin Sadık Üstün olması tesadüf değil.

4 yıl süren listeleme dönemi ve 1 yıl süren bir hazırlığın ardından 15 Temmuz gecesi söylenecekler ve yapılacakların Sadık Üstün açısından net olduğu görülüyor. Yaptığı zamanlama hatasıyla verdiği açığın ilk olarak ODA TV’de ifşa edilmesi ise ayrıca yorumlanması gereken ve başka hesapları içerebilecek bir durum.

İsmi 15 Temmuz yargılamalarındaki resmi belgelerine geçmesine ve “Akın Öztürk” ile “Cemaat” diyen ilk isim olmasına rağmen, yargının da Meclis Araştırma Komisyonu’nun da Sadık Üstün’ün ifadesini almadığını not edelim.

Bunun yerine Sadık Üstün’ün çıkardığı iş sonucu Hakan Fidan tarafından gözlerden uzak ve konforlu bir dinlenmeye alındığı görülüyor. Üstün, 15 Temmuz’un ardından Avustralya’nın başkenti Canberra’daki Türkiye Büyükelçiliği’nde yüksek maaşlı ve rahat bir göreve tayin edildi.

​CEVHERİ GÜVEN medyabold.com

DARBELER DOSYASI : FETÖCÜ YAYIN ORGANI AKTİF HABER 15 TEMMUZ’DA “KONTROLLÜ DARBE” YAPILDIĞINDA ISRARCI /// İŞTE İDDİASI !!!


FETÖCÜ YAYIN ORGANI AKTİF HABER : "Darbe sırlarını Savcı Serdar Çoşkun faş etti, arkası gelir"

KAYNAK : http://aktifhaber.com/analiz/darbe-sirlarini-savci-serdar-coskun-fas-etti-arkasi-gelir-h128818.html (ÖZEL NOT : FETULLAHÇI YAYIN ORGANI AKTİF HABER YURT İÇİNDEN ERİŞİME KAPALI, ANCAK VPN İLE ERİŞİLEBİLİNİYOR. YURTDIŞINDAN BAĞLANIYORSANIZ VPN OLMADAN ERİŞEBİLİRSİNİZ.)

22 Şubat 2019 Cuma 14:07

"Ahmet Dönmez’in yazısındaki; Serdar Coşkun’un tutanağı Erdoğan ve ekibinin birinci derece önceliklerinden olmalı ki daha olaylar olmadan önce hazırlanmış ve darbe gecesi imzalanıp illere gönderilmiş."

İsmail S. Gülümser/ Aktif Haber

Darbeyi planlayanlar o gece ustaca birçok manevra gerçekleştiriyor, bunlardan bir kısmının düzmece olduğu anlaşılıyor, bir kısmı ise henüz açığa çıkmıyor. Senaryo olduğu anlaşılan olayların üstünü örtmek için açığa çıkaranlar tutuklanıp susturularak şimdilik tartışılmasının önüne geçiliyor.

Ece sevim Öztürk biraz kurcalayınca darbede kurgu kanaatini güçlendiren birçok veri yakaladı, suçlarının açığa çıkmasından korkan Erdoğan ve ekibi Öztürk’ü tutuklayarak susturdu. Ahmet Şık da benzerlerini yaşadı.


Ancak Dönmez gibi yurt dışından olayları araştırıp yazan gazeteciler darbede çok sayıda senaryo kokusu aldılar, bugüne kadar yakalanan ipuçları yanında dava dosyalarında ve yaşanan olaylarda yüzlerce kirli oyun var ve her biri ortaya çıkaracak yeni araştırmacıları bekliyor.

Biz bu yazımızda savcının tutanağındaki tespitler üzerinden pazılın parçalarını birleştirmeye çalışacağız.

DARBE GECESİ TÜM OLAYLAR ERDOĞAN VE EKİBİNCE YÖNETİLİYOR

O gece iki farklı grup hareket halinde ve her iki grubu da aynı ekibin yönettiğini gösteren veriler var.

Birinci grup

“Yurtta Sulh Konseyi” adını verdikleri sorumlusu bile tespit edilemeyen darbeye karıştırılanlardan oluşuyor.

Bu grubun tüm faaliyetleri;

-Genelkurmaydan gönderilen sıkıyönetim direktifleri,

-Komutanların yazılı veya sözlü talimatlarıyla yönlendirilmiş.

Sıkıyönetim direktifleri talimatının Yaşar Güler’den gittiği mahkeme tutanaklarında var.

Ancak direktifleri Güler’den alıp getiren Akkurt öldürülerek bu sır saklanıyor.

Yazılı veya sözlü telefon talimatıyla harekete geçen birimlerde emirleri komutanların verdiği biliniyor.

Bostanoğlu ve Kösele biri ormanlık alanda diğeri bir savaş gemisinde saklanarak, telefonla savaş gemilerine çelişkili talimatlar gönderdikleri ve gemilerin hareketlerini diledikleri gibi yönlendirdikleri ortaya çıkıyor.

Özel Kuvvetlerin karıştığı tüm olayları ise telefonla Aksakallı yine saklandığı yerden yönetiyor.

Mesela: Sönmezateş ekibi Cumhurbaşkanını almak üzere gönderiliyor ardından İzmir’de 4 saat bekletilerek görevi yapmaları engelleniyor. Semih Terzi’yi getirtmek üzere emir veriyor sonrasında onun öldürülmesini istiyor.

Darbede kullanılan bu grup kendi komutanları tarafından çelişkili emirlerle hedefsiz oradan oraya savruluyor.

İkinci grup;

Erdoğan’ın açıktan talimatıyla harekete geçenler ve bunların gerçekleştirdiği olaylar

Erdoğan’ın o gece planladığı ki tüm faaliyetleri bu grup tarafından yönetiliyor.

Erdoğan Dalaman’dan ayrılıncaya kadar onu almaya gidecek Sönmezateş ekibi İzmir’de bekletiliyor.

Erdoğan’ın ölümden son anda kurtarıldığı görüntüsü oluşturmak için Sönmezateş ekibinden önce otele farklı bir grup gönderilerek polisler şehit ediliyor. Polislerin ölüm saati değiştirilerek ölümlerden Sönmezateş ekibinin sorumlu tutulması planlanıyor. Yaşananlar her iki ekibin de aynı merkezden gönderildiğini gösteriyor.

Erdoğan’ın televizyonlara çıkıp ölümlü olaylara ortam hazırlanması işini Aksakallı’nın organize ettiği biliniyor.

Özellikle stresli ortamlarda önünde yazılı metin olmadan yaptığı her konuşmada sağa sola saldıran ve birçok gaf yapan Erdoğan darbe sonrası konuşmalarında hiç gergin değil, hiç heyecan yok hedefi önceden belirlenmiş net mesajlar veren iki açıklama yapmakla yetiniyor.

Erdoğan açıklamasında öncelikle;

-Halkı darbeye karşı harekete geçmeye davet ediyor köprüye silahlı güvenlik güçlerinin gönderilmesini isteyeceği yerde silahsız halkı sokağa davet edip köprü vb yerlerdeki ölümlere zemin hazırlıyor.

Köprüye asker ve öğrencilerin gönderilmesinde Abidin Ünal’ın sözlü onayının olduğu gün yüzüne çıktı. Erdoğan ve ekibi de oraya halkı yığarak askerle vatandaşları karşı karşıya getiriyor. Tüm sivil ölümler Erdoğan’ın halkı sokağa davet eden bu açıklaması sonrası gerçekleşiyor.

İkinci olarak da;

-Darbenin cemaat darbesi olduğunu açıklayıp o saatten sonraki olayların bu yönde gelişmesini sağlıyor ve cemaatle ilgili yapılacak tüm işlemler başlatılıyor.

Hem darbe adına hareket ettiğini söyleyenler hem de darbeyi önlemek üzere harekete geçenler her ikisi de aynı yerden kontrol edildiği için senkronize bir hareketler bütünü ortaya çıkıyor.

Görüntüde darbe yapanlar gönderilen çelişkili emirlerle bulundukları yerde elleri kolları bağlı bekletilirken, Erdoğan ve ekibi darbe yapmış komutan edasıyla televizyonlarda bildiriler okuyor, tutuklama talimatları gönderiyor, halkın toplanması için partilileri organize ediyor, yani oturdukları yerden darbe gecesi tüm faaliyetleri onlar yönetiyor.

Ahmet Nesin “böyle darbe mi olur?” dediği yazısında, olayın garipliğini anlatırken darbe hafta sonun gece saatlerinde herkes uykuda iken başlar, darbeciler aynı anda tüm birimleri kontrollerine alır ve kimse olduğu yerden kıpırdama fırsatı bulmadan duruma el koyarlar. Bunların hiçbiri yapılmıyor, hafta içi herkesin ayakta olduğu saatte karşı çıkması muhtemel yerleri kontrol altına almadan yaşanan olayları darbe gibi sunmak toplumu ahmak yerine koymaktır. Darbe saati dâhil hiçbir konu darbeyi yaptığı iddia edilen ekipler tarafından hazırlanmadığı için garip bir senaryo ortaya çıkıyor.

Savcının tutanağı;

Erdoğan’ın televizyonlarda yaptığı iki açıklamadan biri olan,

“darbeden cemaati sorumlu tutmak” için hazırlanmış ve cemaatle ilgili işlemler bu belgeyle yürütülmüş.

SAVCI DARBE PLANININ PARÇASI MI?

Darbeye komutanlarınca kurulan tuzak sonucu karıştırılmış askerler, güvenlik güçlerince tutuklanıp toplama merkezlerinde işkence görürken. Bir yandan da darbeyle hiç alakası olmayan cemaat mensubu olduğu iddia edilen kişiler hakkında işlemler başlatılıyor.

O gece saat 1 de tüm hâkim ve savcıların görevden alınması, gece 4 ten itibaren hâkim ve savcı tutuklamalarının başlatılması dâhil, cemaat mensubu olduğu iddia edilenler için planlanan tüm işlemler Savcı Serdar Coşkun’un hazırladığı tutanağa dayalı olarak yapılıyor. Eğer savcının gönderdiği bu belgeyi yok farz edersek cemaatle ilgili yapılan işlemlerin mahkemeler marifetiyle değil Erdoğan ve ekibinin hukuk dışı talimatıyla yapıldığı ortaya çıkar.

Cemaat davalarını yürütmek üzere görevlendirdikleri Coşkun’a hazırlatılan ve o geceden itibaren cemaatle ilgili işlemlerde kullanılan ellerindeki tek hukuki dayanak bu belge.

Coşkun’un tutanağı mahkemelerin ve güvenlik güçlerinin o geceden itibaren hazırlanan her talimatı yerine getirilmesi için adeta Erdoğan’ın ilk sıkıyönetim direktifi niteliği taşıyor.

Saat 1 de hazırlanıp gönderildiği söylenen bu belge ile güvenlik güçleri savcının talimatı doğrultusunda cemaat hakkında işlem başlatıyor, kurumlar kapatılıyor, kişiler görevden alınıyor, tutuklamalar başlatılıyor.

Ancak Dönmez, belgenin içeriğini inceledikten sonra Türkiye çapında yapılan birçok icraatın dayanağı olan bu belgeyi savcının hazırladığından emin değilim diyor ve kuşkusunu şöyle temellendiriyor.

Savcının tutanağında; bir zaman diliminde yaşanan olayları bütün somut ve maddi bilgileriyle birlikte, ileride kaybolmaması, unutulmaması, delil olma niteliğini yitirmemesi için tarih ve saati de belirterek kayıt altına alması gerekir. Bir hukuk adamı oraya tüm yazdıklarının kendi tespitleri olduğunu imzalayarak onaylar ve belge delil niteliğini alır.

Mevcut durumu olduğu gibi aktarması gereken tutanağın bir hukuk adamı tarafından hazırlanmış hukuki bir metin olmadığını gösteren birçok veri var.

-Hiçbir hukukçu hazırladığı tutanağa yanlış saat yazmaz olay devam ediyorsa başlangıç ve bitiş saatlerini yazarak konuya açıklık getirir.

-Hiçbir hukuk adamı bir tutanağa olmamış olayları yazamaz, olay saatlerini 1-5 saat farklı gösteremez.

-Bir yerde hiç ölüm yokken ölümlerin olduğundan saldırı yokken silahlı saldırıdan bahsedemez.

-Bir savcı tutanağa kendi tahminlerini öngörülerini yazamaz, bu sahte evrak düzenlemeye girer.

-Olayların olduğundan farklı anlatılması, metnin hukuk bilgisinden yoksun ya da hukuku yok edeceğine inanmış birileri tarafından hazırlandığını gösterir.

-Sabah 7 de olaylar netleştikten sonra bu kadar hatalarla dolu bir belgeyi savcının yazması izah edilemez.

Tutanağın OHAL ilan edilerek ülke yönetimine el koyacaklarından, rejimi değiştirerek sorgudan kurtulabileceklerinden emin birileri tarafından daha önce düşünülmüş bir simülasyona göre hazırlandığı, olayların bitmesi beklenmeden aceleyle işleme sokulduğu tezi ağırlık kazanıyor.

Elimizde savcının darbe planının parçası olabileceğini gösteren somut veriler var

-Hukuki anlayıştan uzak hazırlanmış bu belgeye imza atmış olması kurulan tuzakta yer aldığını gösteriyor.

-O gece ortada hiçbir belge yokken tutanakta darbe girişimini cemaatin üzerine atması, belgeyi siyasilerle birlikte olaydan cemaati sorumlu tutmak için hazırladıkları anlamına geliyor.

-Darbeden 2 gün önce hazırladığı cemaat davası dosyasında “cemaatin darbe yaptığını” belirtmesi planlamanın uzunca bir süreden beri savcının da yer aldığı bir grupla birlikte organize edildiğinin delili.

-Belgeyi sabah 7 de tamamladığını söyleyerek hukuki anlayıştan uzak belgeyi savunmaya çalışması, o saatte her şey netleşmişken gerçekleri kasıtlı olarak çarpıtarak kayda geçirdiğini ikrarı anlamına geliyor. Savcının belgedeki fahiş hataları saklama çabası içinde girdiği anlaşılıyor.

BELGE DARBEYİ CEMAATİN ÜZERİNE YIKMAK İÇİN HAZILANMIŞ

Bu kadar hatalarla dolu bir belgenin alelacele illere gönderilmesinin sebebi ise darbenin Erdoğan ve ekibince hazırlandığı tezini güçlendiriyor. Darbeyi planlayanlar baştan itibaren olayı cemaatin üzerine yıkmak için çok sayıda önlem almışlar.

Savcının belgesi; olayları cemaatin üzerine yıkma acıyla yapılan birçok kurgudan biri, belki de darbeyi planlayanların eylemlerinin en önemli ayağını teşkil ediyor.

Belgeyi kullanarak suçladıkları cemaatin haklarını savunabilecek ne kadar hâkim ve savcı varsa adalet sisteminden temizliyor. Ne kadar baskı olursa olsun cemaat davalarında adaletten sapmayacak kadroları aynı gün görevden alarak adalet sistemini baskılarla istedikleri gibi yönlendirecek hale getiriyorlar.

-Savcı bir hukuk adamının asla yapmayacağı bir şeyi yapıyor daha ortada hiçbir delil yokken tutanakta darbeyi cemaatin yaptığını ifade ederek Erdoğan ve ekibinin ortak hedefine hizmet ediyor.

-Darbeyi cemaatin yapıp yapmadığı ancak mahkemeler sağlıklı çalışırsa suçlananlar hiçbir baskı altında kalmadan olayları tüm çıplaklığıyla mahkemelerde aktarabilirse ortaya çıkarılabilir.

-Ancak darbeyi planlayanlar suçladıkları cemaatin kendini ifade edebileceği tüm hukuki ortamı yok etmeye göre planlarını yapmışlar.

-Hiçbir birimde görevden alma yokken aynı gün ve devamında 2.700 den fazla hâkim ve savcıyı Danıştay Yargıtay, Anayasa mahkemesi üyelerini görevden alarak adalet sisteminde diledikleri gibi oynayabilecek bir alan açıyorlar.

Belge iktidarın devlet biriminde istediği gibi tasarruf etmesini sağlamak için hazırlanıp illere gönderilmiş, bu yüzden belgenin içine bir hukukçunun yazmaması gereken bilgiler yerleştirilmiş, somut vakalar yerine delilsiz cemaati suçlayan ifadelerle yapılması planlanan operasyonlara mazeret uydurulmuş.

Önceden planladıkları ölümlü olayları olmadan önce savcıya imzalatmışlar, belge savcının da kurgunun içinde bir şekilde yer aldığını gösteriyor. Savcı ilk geceden itibaren olayları cemaatin üzerine yıkmış ve soruşturmaların cemaat merkezli yürütülmesini sağlamış.

BELGE MAHKEMELERDE ORTAYA ÇIKACABİLECEK ÇELİŞKİLERİ YOK ETMEDE KULLANILMIŞ

Cemaati darbe yapmakla suçlayıp mensuplarını tüm insan haklarından mahrum etmek için kararın çok önceden verildiği ve aşamalı planların uygulamaya konulduğu ortaya çıkıyor.

-Savcının darbeden 2 gün önce sunduğu dava dosyasında cemaati “darbe yapmakla” suçlaması, cemaat davalarının bir darbe davasına dönüştürülmek üzere uzun süreden beri çalışıldığını gösteriyor.

-Savcının o gece hazırlayıp gönderdiği hukuk dışı metnin cemaatle irtibatlı hâkim ve savcıları toptan sistemden çıkarmak ve tutuklamak için önceden planlandığının delili olarak ortada duruyor.

-Aynı gün binleri aşkın hâkim ve savcının görevden alınması cemaatle irtibatlı adli personelin isimlerinin çok önceden hazırlandığı ve darbe gecesi hepsinin görevine son verilmesi için her türlü çalışmanın yapıldığını açıklıyor.

Darbeden önce; ne kadar baskı yapsalar da, bekledikleri yönde karar vermeyen adli personeli oradan oraya sürseler de cemaat davalarında hâkim ve savcıları istedikleri gibi yönlendiremediler. Bu yüzden darbe davalarında işi şansa bırakmanın ciddi problemlere yol açabileceğini yaptıkları kurgunun bir şekilde açığa çıkacağını biliyorlardı. Adalet sisteminin sağlıklı çalışmasını engellemek darbe senaryosunun en önemli kısmını oluşturuyordu.

Bu belge olayların cemaat üzerinden yürütülmesini sağlamak için hazırlandı ve soruşturmalarda ortaya çıkacak çelişkilerin kurcalanmasını engellemek amacıyla bir seri tedbir alındı;

-Cemaatle irtibatlı olduğu iddia edilen tüm hâkim ve savcılar belge kullanılarak etkisiz hale getirildi,

-Mahkemelerde objektif karar verebilecek diğer hâkim ve savcıların suçlananlar lehine karar vermesi halinde teröre destekle suçlanarak baskı altına alınması sağlandı.

Fidan’la ortak çalışan askerler darbedeki ölümlü olayları planlarken, savcı da tüm olayların cemaatin üzerine yıkılmasını ve mahkemelerden çıkacak aleyhte kararların engellenmesini üstlenerek planda yer almış.

TÜM PLANLAMALAR AYNI HEDEFLER İÇİN YAPILMIŞ

Ortada hiçbir delil olmadan ilk andan itibaren darbe cemaatin üzerine yıkılıyor ve halk cemaate karşı sokağa davet ediliyor. Hemen hemen tüm olayların;

-Daha fazla ölümlerin olması gerçek bir darbe görüntüsünün ortaya çıkması,

-Olayların cemaatin üzerine yıkılması amacıyla hazırlandığını ve olaylar sırasında

Fidan-Aksakallı ikilisinin MİT ve Özel Kuvvetlerin bu güne kadar birçok ölümlü olaydakine benzer özel harp taktiklerini kullandıkları gözleniyor.

Erdoğan’ın o gece 2 hedefi var.

-Halkı sokağa davet edip daha fazla ölümlerin yaşanmasına olayların büyümesine zemin hazırlamak.

-Olayları ilk andan itibaren cemaate yıkıp devlet birimlerini cemaate karşı harekete geçirmek ve toplum nezdinde cemaati şeytanlaştırmak.

Fidan’ın 2 hedefi var.

-Aksakallı ve komutanlarla görüşüp darbe görüntüsü oluşturacak kadar ölümlerin olduğu sınırlı bir kalkışma hareketinin organize etmek.

-Olaylardan cemaati sorumlu tutacak şekilde kullanılacak malzemeler üretmek. Toplumda cemaate karşı nefret duygusu oluşturacak şekilde psikolojik harp taktiklerini yürütmek.

Bazı üst düzey komutanların 2 hedefi var.

-Emirlerindeki bir grup askerin olaylara karışmasını sağlayıp darbe görüntüsü oluşturmak.

-İlk andan itibaren olayların cemaat hareketi olduğunu açılayıp suçu cemaat mensuplarına yıkmak.

Savcının 2 hedefi var.

-Olayları olduğundan büyük gösterip toplumu gerçekten bir darbe yapıldığına inandırmak.

-Cemaat mensuplarının suçlanması için her türlü hukuki alt yapıyı hazırlamak.

Medya iki amaç için kullanılıyor.

Sadece akredite medya kuruluşları ve gazetecilere açıklamalar gönderilip diğerlerinden olaylar saklanarak tek yönlü bilgi akışı devreye sokularak;

-Basın kuruluşları sansasyonel haberlerle olayları olduğundan büyük göstermede kullanıldıktan sonra halkı sokağa davet eden açılamalara yer veriliyor ve daha fazla ölüm olmasına dolaylı yoldan hizmet ettiriliyor,

-Tüm medya kuruluşlarında aynı yönde haberlerle olaylardan cemaati sorumlu tutuluyor ve senaryonun açığa çıkması engelleniyor. Ölümlerden cemaati sorumlu tutularak mensupları canavar gibi gösteriliyor ve onlara uygulanacak her türlü zulüm toplum nezdinde meşrulaştırılıyor.

Basında istedikleri siyasi parti temsilcileri, kanaat önderlerinin konuşmalarına yer vererek hep bir ağızdan olayın cemaate yıkılması sağlanıyor ve toplum genelinde olayın cemaat darbesi olduğuna inandıracak yönde psikolojik harp taktikleri yürütülüyor.

İlk günden itibaren senaryoya destek vermeyeceğine inandıkları ne kadar basın mensubu varsa bir şekilde cemaatle ilişkilendirip tutukluyorlar. Basında kurgulanan senaryoya aykırı görüş bildiren yazarları, milletvekillerini, kanaat önderlerini ya tutukluyor ya da tutuklanmayla tehdit edip olayları kurcalamasını engelliyorlar.

SAVCI TUTANAĞI GÖREV DAĞILIMI YAPILDIĞININ KAYITLI BELGELERİNDEN BİRİ

Darbeyi Erdoğan-Fidan-Akar-Aksakallı’nın birlikte planladığı, kuvvet komutanlarının plana destek verdiği ve ordu üst yönetiminin kendi askerlerine tuzak kurduğunu gösteren deliller artıyor.

Fidan-Akar 14-15 Temmuz günlerinde yaklaşık 6,5 saat birlikte görüşme yapıyorlar bunun 3,5 saati baş başa görüşme şeklinde gerçekleşiyor.

Aksakallı ile Fidan’ın son iki günde 3,5 saat görüştüğü kayıtlara geçmiş, 15 Temmuz günü Genelkurmayda yapılan toplantıya Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak ve Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler de katılmış. Yani Erdoğan’ın talimatıyla ordu üst kademesi Fidan’la birlikte saatlerce darbenin nasıl olacağının planını yapmışlar.

-Fidan 8.20 de ayrıldıktan 10 dakika sonra 8.30 Genelkurmaydan darbe direktifleri gitmeye başlıyor,

-Fidan Erdoğan’ın otelini arayıp güvenliğin yeterli olup olmadığını öğrendikten sonra darbe başlatılıyor.

-Darbede harekete geçen bazı birimler komutanlarından kendilerine gönderilen sözlü yazılı tatbikat emriyle

-Bazıları “Yurtta Sulh Konseyi” adına Genelkurmaydan çekilen sıkıyönetim direktifleriyle kışladan çıkarılıyor.

-Sıkıyönetim direktifleri emrini Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler’in verdiği mahkeme kayıtlarına geçti.

-Genelkurmayı basan 33 kişilik ekibi 11 Temmuz günü tatbikat emriyle Aksakallı’nın gönderdiği biliniyor.

-Askeri olaylara karıştıracak protokolü darbeden 2 gün önce 13 Temmuz’da Erdoğan-Fidan ikilisi devreye sokuyor.

-Sönmezateş ekibi Aksakallı’nın başında olduğu OKK tarafından Cumhurbaşkanını almak üzere görevlendirilmiş.

-Onlar Dalaman’a varmadan yapılan saldırıda ve ölüm saatlerinin değiştirilmesinde Fidan’ın parmağı var.

-KKK Salih Zeki Çolak birliğinde harekete hazır helikopter varken “her şey normal” diyerek sözlü onayını belirtiyor.

-HKK Abidin Ünal “öğrenciler..yarın çok yorulacak” diyerek köprü işgalinde arkanızdayım sözlü mesajını veriyor.

-Uçuşa hazır pilotlara “kolay gelsin” diyen Abidin Ünal sözlü olarak bombalama talimatının arkasındayım diyor.

-İstanbul’daki düğünden komutanları Aksakallı’nın görevlendirdiği OKK Konya ekibinin aldığı anlaşılıyor.

-DKK Bostanoğlu-Kösele savaş gemilerine limandan çıkma emrini saklandıkları yerden telefonla veriyor.

-Aksakallı kendinin düğünden almak üzere görevlendirdiği askerleri daha sonra darbeci olmakla suçluyor.

-O gece ölen askerlerin birçoğunun ölüm emrini saklandığı yerden Aksakallı’nın verdiği ortaya çıkıyor.

-Semih Terzi-Ömer Halisdemir-Bülent Aydın-Mehmet Akkurt gibi kritik ölümlerden Aksakallı sorumlu.

-JGK Galip Mendi yi Ankara’daki düğünden Aksakallı’nın yönettiği OKK ekibinin aldığı biliniyor

-Fidan’ın son iki günü incelendiğinde darbeye karıştırılmış tüm birim amirleriyle görüştüğü anlaşılıyor.

-Külliye’ye yakın kavşağın bombalanması işi her şeyin Erdoğan’ın kontrolünde olduğu saatlerde yapılıyor.

-Dalaman-Külliyeye-Medya-TRT yi basacakların adresi ve görevlerinin ne olduğunu bilmedikleri ortaya çıkıyor.

-Bombalama koordinatlarının uçuştan önceden girildiği ya da telefonla koordinat verildiği aktarılıyor.

-Savaş gemilerine verilen bombalama talimatlarının emir alanların basiretiyle engellendiği anlaşılıyor.

-Savcının belgesindeki bazı ölümlü olaylar talimatları yapacak eleman ayarlanamadığı için gerçekleştirilemiyor.

Ortada bir darbe olmadığı görüntü oluşturacak kadar bazı birimlerden askerlerin kendi komutanlarının emriyle harekete geçirilirken bazılarının gerçekten komutanlarının darbe yaptığına inandığı anlaşılıyor

ÖLÜMLERİN OLDUĞU HER OLAYDA ERDOĞAN-FİDAN YA DA KOMUTANLARIN PARMAĞI VAR

-Genelkurmaydaki ölümlerin Aksakallı tarafından yönlendirildiği biliniyor

-Boğaz köprüsündeki ölümleri Erdoğan-Fidan-Abidin Ünal birlikte koordine ediyorlar

-Olaylar bittikten her şey kontrol altına alındıktan gün ağardıktan sonra külliyeye yakın köprülü kavşaktaki ölümler özel talimatla gerçekleştiriliyor.

-Pilotlara telefonla koordinatlar verilerek uçak ve helikopterlerin açtığı ateş sunucu ölüm-yaralanmalar oluyor.

-Sivil ölümler Erdoğan’ın silahsız halkı sokağa askerlerin karşısına dikmesi sonucu çıkarılan kargaşayla oluyor.

-Askeri eğitim alanların kendi vatandaşına karşı silah kullanması imkansızdır.

Ölümlü olaylar daha çok siyasi sonuç elde etmek isteyenlerin kullandığı insani duygularını kaybetmiş istihbarat birimleri tarafından yapılır. Doğu-güneydoğudaki ve Ankara’daki bombalamalarda Erdoğan-Fidan ikilisinin benzeri ölümlerin organize edildiği biliniyor. Fidan’ın internete düşen ses kaydında Suriye ile savaş çıkarmak için oradan Türkiye’ye füze attırabileceğini ifade etmesi baştan beri bu tür olaylarda yer aldığının en önemli göstergesi. Hiç olaylarda rolü olmamış ya da bir şekilde verilen talimatı yerine getirmişleri ölümlerden sorumlu tutuyorlar.

Ölümlü olaylarda kullanılmış askerlerin bir bölümüne işkenceyle suç kabul ettiriliyor. Bunda başarılı olamadıkları askerleri salıverme karşılığında itirafçı olmaya zorluyorlar. Kandırabildiklerinin ifadelerini değiştirtip hazırladıkları senaryoyu imzalatıyor, değiştirilen ifadelerdeki iftiralarla istediklerini suça ortak ediyorlar.

Uçuş talimatları ve ölümler bazı isimlerin üzerine yıkılırken, o gece Aksakallı talimatıyla Akıncı üssüne gelen ve bazı hangarlara giren OKK ekibinin ne yaptığı niçin orada olduğu araştırılmıyor.

Coşkun’un tutanağında hiç bombalama olmamış yerlerin de bombalandığını ifade etmesi arka planda bu emirleri verenlerle birlikte çalıştığını gösteriyor. Nerelerin bombalanacağı konusundaki emirler gazetelere yansıyan isimler tarafından verilmediği bu emirleri planlayanların devletin tüm imkanlarını kullanarak kendilerini gizlemeye çalıştıkları ortaya çıkıyor.

CEMAAT DARBENİN NERESİNDE

Fethullah Gülen, darbe gecesi “hayatı boyunca demokrasiden yana olmuş biri olarak asla darbeyi tasvip etmediğini, darbeye karışmış birileri varsa cemaat davasına ihanet etmiş sayılacağını” açıklıyor ve net tavrını ortaya koyuyor.

Darbeye adı karıştırılmış isimler ve olayların hepsinde arka planda Erdoğan ve ekibinin rolünün olduğu görülüyor.

-Cemaat adına darbeyi yönetmekle suçlanan Adil Öksüz’ün katıldığı söylenen toplantı hakkında gizli tanıkların tutarsız ifadeleri eldeki en önemli delili şüpheli hale getiriyor.

-Darbeden sonra hiç kimse serbest bırakılmamışken ana sorumlu olarak gösterilen Adil Öksüz’ün serbest bırakılmasında AKP li belediye başkanın rolünün açığa çıkması, cemaat lehine karar veren hâkim ve savcılar tutuklanırken Öksüz’ü serbest bırakanların hiç sorumlu tutulmaması şaibeleri artırıyor.

-Öksüz’le beraber ABD ye giriş çıkış yaptığı belirtilen sivillerin darbe gecesi Akıncı üssünde olduğuna ilişkin iddialar doğrulanamıyor.

-Cemaat adına medya organlarını basmak üzere gittiği iddia edilen sivillerin gidiş sebeplerini bile bilmedikleri istihbarat elemanlarınca tuzağın içine çekildikleri gösteren veriler ortaya çıkıyor.

-Cemaat mensubu binlerce asker ve polisin darbeye hiç karışmadıkları herkesçe biliniyor.

-Darbeye adı karışmış askerlerin büyük çoğunluğunun komutanları emriyle tatbikat var diyerek gönderildiği kayıtlara geçiyor.

-Bazı cemaat mensubu iddia edilen askerlerin emir komuta içinde darbe yapıldığı zannıyla emirlere uyduğu anlaşılıyor.

Ortaya çıkan gerçekler ışığında orduda iktidarın icraatlarından rahatsız grupların arka planında Erdoğan-Fidan-Akar-Aksakallı’nın olduğu bir ekipçe kontrollü bir şekilde harekete geçirildiği, bu gurupların içine cemaatten bazı askerlerin farklı motivasyonlar kullanılarak yerleştirildiği, darbenin cemaatle bağının kurulması için bazı sivillerin telefonla olay yerlerine istihbaratın kullandığı elemanlar vasıtasıyla çekildiği anlaşılıyor.

Cemaate mensubu olduğu iddia edilen binlerce asker ve polisin darbeye katılmamış olması, hatta birçoğunun darbenin önlenmesinde aktif görev yaptığının bilinmesi, yüzbinlerce mensubu olan bir topluluğun darbede hiç rol almaması darbede cemaatin rolünün olmadığını, bir şekilde kandırılmış olanların isimleri kullanılarak darbenin cemaat darbesi gibi gösterildiğini açıklıyor.

Darbe girişimini Erdoğan-Akar-bazı kuvvet komutanlarının da arasında olduğu, devlet içinde siyaseti istedikleri gibi yönlendirmeye çalışan bir devlet çetesinin organize ettiği, farklı gerekçeler kullanılarak ordu içinde farklı dünya görüşünden (Atatürkçü-solcu-cemaatlerden) bir grup askerin harekete geçirildiği, yani komutanların ve devlet yönetimini ele geçirenlerin kendi askerlerine vatandaşlarına tuzak kurduğu belirginleşiyor.

Sırf istedikleri siyasi sonucu elde etmek demokratik normları ortadan kaldırıp yönetimi kendi aralarında paylaşarak ülkeyi keyfi kurallara göre istedikleri gibi yönetmek için önce cemaatten başlayarak, orduya, vatandaşa, siyasi partilere, hatta tüm topluma zarar verecek ölümlü olaylar gerçekleştiriyorlar. Sonra da bütün bilgiye ulaşma yollarını tıkayarak medya organlarında tek merkezden hazırlanmış aynı yönde haberlerle cemaati suçluyorlar.

DARBE DÜĞÜMÜNÜ ÇÖZECEK SORULAR

Eğer darbeyi Erdoğan ve ekibi kendileri planlamadılarsa öğrendikleri anda niçin engellemediler?

Çok küçük bir grubun yaptığı darbeyi bildiği halde yüz binlerce askeri olan koca bir ordu darbeyi neden önlemedi?

Akar ve ekibi niçin uçuş yasağı ilan etmediler, geç saatten sonra ilan ettikleri uçuş yasağı nasıl oldu da delindi?

Emirle köprüye götürülen asker-öğrenci-vatandaşları kim öldürdü? Öğrenciler ne için müebbetle yargılandı?

Tanklar-gemiler-uçaklar-helikopterleri kim harekete geçirdi? İki yıldır emir verenler nasıl oluyor da bulunamıyor?

Bir darbe planı var mı? Varsa neden bulunamadı? Plan yoksa çok sayıda komutan nasıl darbeyle suçlanıyor?

Ölümlü bombalama emirlerini kim verdi? Cemaatin bu emirleri verip askeri harekete geçirecek gücü var mı?

Cemaatin öğretileri ölüm emri vermeye izin veriyor mu? Vermiyorsa bu emirleri nerede kim planladı?

Ankara-güneydoğuda ölümlere neden yayın yasağı getirildi? Araştırmayı engellemek Erdoğan’ın ne işine yarıyor?

Erdoğan’ın iktidarını sağlamlaştırmada birçok kez ölümlü olayı kullanması, onun sorumluluğunu göstermiyor mu?

Aksakallı OHAL ilan edilmemişken bazı askerlerin ölüm emrini nasıl verebiliyor? Neden tutuklanmadı?

Akar-Fidan-Aksakallı niçin mahkemelerden kaçırıldı niçin komisyona ifade vermedi?

Erdoğan darbe yaparken bile niçin aldatma yoluna seçti ben darbe yapıyorum diyeceğine cemaatin üstüne attı?

Darbeden hemen sonra yüz bini aşkın cemaat mensubu olduğu iddia edilen kişiler nasıl tespit edildi? Çalışma ne amaçla yapılmıştı?

Darbeyi Erdoğan yapmadıysa nasıl oluyor da tüm nimetlerinden o yararlanıp, tek adam yönetimi kuruyor?

Darbe kültürüne yabancı cemaat suçlanırken, darbe kültürüyle yetişmiş Erdoğan nasıl masum olabiliyor?

Cemaatin darbe sonrası için niçin hiçbir planı bulunmuyor? Cemaat olağan yolla gelişirken neden darbe yapsın?

Erdoğan’ın darbe sonrası için tüm planının hazır olması aşama aşama gerçekleştirmesi garip gelmiyor mu?

Darbede Gülen’i suçlayan Erdoğan iki yıldan beri neden hakkında en küçük bir delil ortaya koyamıyor?

On binlerce cemaat mensubu olduğu iddialen kişi hapiste çoğuna işkenceyle ifade imzalatıldı hala neden net bir şey ortaya konamıyor?

Erdoğan’a muhalif gazetecilerin neden hepsi tutuklandı? Basit gerekçelerle neden cezalar yağdırılıyor?

Olayları takip edip araştıranlar neden tutuklanıyor? Erdoğan ve ekibi olayların açığa çıkmasından neden korkuyor?

Erdoğan tüm cezai sorumluluğunu cemaatin üzerine atacak bir planla ülke açısında zararlı kendi menfaatleri açısından başarılı bir darbe gerçekleştiriyor. Darbeyle ülke yönetimini ele geçiriyor ve olaylarda ölenlerin hepsini cemaatin üzerine atarak kendini temize çıkarıyor.

Öyle anlaşılıyor ki siyasal İslam anlayışındaki Erdoğan’a ülke yönetimini ele geçirmede her şey mubah,

-Onlar hedeflerine ulaşmak için kendi vatandaşlarını öldürebilir,

-Olçok gibi partilileri ölmek üzere alana sürebilir,

-Planladıkları ölümleri masum insanların hatta hiç günahı olmayan öğrencilerin üzerine atabilir,

-Yaptıkları suçları işkenceyle başkalarının zorla kabul ettirebilir,

-Devlet kaynaklarını kendi keselerine aktarıp erişilmez maddi güç elde edebilir,

-Hiç suçu olmayan insanların kişisel mülklerine el koyabilir sonra çevrelerine dağıtabilir,

-Her türlü yalan hile düzenbazlık yaparak, toplumu psikolojik savaş taktikleriyle kandırabilir,

-Sahte oylarla seçim kazanıp hakkı olmayan makamları gasp edebilir,

-ileride kendine muhalefet edebileceği vehmiyle dindarlar dâhil gruplar hakkında olmadık düzenbazlıklar yapabilir,

-Sahte diplomayla şartlarını taşımadığı makamları gasp edebilir,

-Devlet birimlerini çete üyeleri haline dönüştürüp istediği kişi ve grupların üzerine salabilir,

-Doğu-Güneydoğuda gariban vatandaşların evlerini yıkabilir, yapacağı zulme gerekçe oluşturmak için evlerini bombalatabilir…..

Yaptıkları zulüm-haksızlık-gasp-hile ve düzenbazlıklar saymakla bitmez .

MİT DOSYASI : FETÖCÜ YAYIN ORGANI ŞİMDİ DE MİT’İN 2 KİŞİYİ ÖLDÜRDÜĞÜNÜ SÖYLEYEREK PSİKOLOJİK HARBİNE DEVAM EDİYOR /// İŞTE İFTİRA HABER


NOT : FETÖCÜ YAYIN ORGANI OLDUĞU İÇİN TÜRKİYE İÇİNDEN ERİŞİME KAPATILDI. SADECE VPN İLE ERİŞİLEBİLİNİYOR.

KAYNAK : http://aktifhaber.com/gundem/yasin-ugan-ve-ozgur-kaya-kacirildi-2-gundur-haber-alinamiyor-h128556.html

Yasin Ugan ve Özgür Kaya kaçırıldı 2 gündür haber alınamıyor

Özgür Kaya ve Yasin Ugan otomatik tüfekli 40 sivil polisle Ankara’da yaşadıkları ev basılıp, başlarına çuval geçirilerek kaçırıldı. Polis ailelere “bizde yok” diyor.

Yasin Ugan (43) ve Özgür Kaya (41) Başkent Ankara’da güvenlik güçleri tarafından kaçırıldı.

Edinilen bilgiye göre; Ugan ve Kaya’nın bulunduğu Ankara Altındağ Çamlık Mahallesi, 1847. Sokak’taki ev 13 Şubat 2019 günü saat 15:00 civarı sivil kıyafetli, otomatik tüfekli yaklaşık 40 kişi tarafından kuşatıldı.

Ellerinde otomatik tüfekler bulunan 40 sivilin çevrede oturan halka kendilerini sivil polis olarak tanıttıkları belirtiliyor.

Kuşatmadan bir süre sonra evde bulunan Yasin Ugan ve Özgür Kaya’nın başlarına siyah poşetler geçirilmiş biçimde evden çıkartılarak beyaz bir minibüse bindirildiği ifade ediliyor.

Yaşananlara bütün komşular ve sokakta yaşayanlar şahit olurken, sivil polislerin gece 23:00’a kadar evin etrafında dolaştıkları ve ev sahibini sorguladıkları öğrenildi.


ONLARCA ŞAHİT VAR EMNİYET BİLGİ VERMİYOR

Onlarca şahidin önünde gerçekleşen olay sonrası Ugan ve Kaya’nın ailelerinin Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne yaptıkları tüm başvurular ise sonuçsuz kaldı. Emniyet ikilinin gözaltında alınıp alınmadığı, nerede bulundukları konusunda Ailelerle hiçbir bilgi paylaşmadı.

SİYAH TRANSPORTER’LA KAÇIRILMALARDAN FARKLI

Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından Siyah Transporter’la Hizmet Hareketi’nden 21 kişi ve üst düzey bazı Suriyeli Kürtler kaçırılmış, Ankara’da Anadolu Bulvarı ile Marşandiz’in kesiştiği yerdeki MİT’in “çiftlik” diye tabir edilen Özel Operasyonlar Başkanlığı’nda aylarca ağır işkencelere tabi tutulmuşlardı. Ayten Öztürk isimli DHKP-C’li kadının da bu binada ağır işkencelere tabi tutulduğu geçtiğimiz günlerde mahkeme tutanaklarına yansımıştı.Ancak yaşanan son olay oldukça farklı. Kaçırılma olayının herkesin gözü önünde ve otomatik tüfekli 40 kişiyle yapılması ilk kez görülen bir uygulama. Sözkonusu kişiler kendilerini “sivil polis” olarak tanıtsa da tam olarak hangi kurum çalışanı oldukları bilinmiyor. Ancak kaçırılanların başına siyah poşet ya da torba geçirilmesi MİT tarafından kaçırılan mağdurların anlatımına uyuyor

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : FETÖCÜ YAYIN ORGANI AKTİF HABER’DEN EMNİYETİN PKK İLE MÜCADELESİNE TARAFLI BAKIŞ


KAYNAK : http://aktifhaber.com/gundem/pkkli-haber-elemani-kadri-senarin-kafasina-siktilar-h128389.html (TÜRKİYE’DEN GİRİŞİ YASAK. VPN İLE GİRİLEBİLİYOR)

“PKK’lı haber elemanı Kadri Senar’ın kafasına sıktılar”

Özel Harekatçı Coşkun: “Silopi’de üç polisin şehit olduğu patlamanın faili ilan edilen Kadri Senar çatışmada öldürülmedi. Görüşmeye çağrılıp kafasına sıkıldı.”

Hükümetin 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra Çözüm Süreci’ni bitirmesiyle birlikte, Güneydoğu’da şiddet olayları 90’lı yılları geride bıraktı. Tankların şehirlere girdiği bu süreçte pek çok karanlık olay yanında büyük bir rant da oluştu.

2018 Aralık ayı içerisinde “Bir özel harekat polisinin Hendek Operasyonları anıları” isimli üç bölümlük yazı dizisi yayınladım. Yazı dizisinin özellikle Cizre Bodrumları kısmı oldukça dikkat çekti.

Bu yazı dizisinin ardından farklı iki Özel Harekat Polisi benimle temas kurdu. Yazı dizisinde meslektaşlarının anlattığı bazı şeylere tepkililerdi. Ancak dikkat çekici yeni bilgiler de verdiler. Özellikle terör üzerinden oluşan kişisel ve maddi rant üzerine.

Arayan iki Özel Harekatçıdan biri halen Güneydoğu’da görevde olan oldukça milliyetçi bir polis memuruydu. Aramızda gergin diyaloglar geçse de önce röportaj vermeyi kabul etti sonra vazgeçti. İkinci Özel Harekatçı ise şu an Almanya’da yaşıyor ve Güneydoğu’da yaşananlara başka bir pencereden bakmamızı sağlayacak açıklamalar yaptı.

Cizre Bodrum’larında ortaya çıkan sonuç ve cesedi 7 gün sokakta kalan Taybet İnan olayıyla ilgili PKK’ya çok sert eleştiriler yöneltiyor. Ancak Silopi’de bizzat şahit olduğu olaylar, bize 90’lı yılların hortladığını gösteriyor. PKK’lı bir haber elamanının kafasına sıkılarak infaz edilmesi ve beş PKK’lının Şırnak Terörle Mücadele Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer tarafından öldürüldüğü iddiasıyla ilgili anlattıkları oldukça çarpıcı.

Üç bölüm halinde yayınlayacağım yazı dizisinin ilk bölümü PKK’lı haber elemanı Kadri Senar’ın infaz edilmesine ilişkin.

İlerde önemli yargılamalara konu olacak bilgiler veren bu Özel Harekatçı’nın ismini kişisel güvenliği için değiştiriyorum. Ali Coşkun ismi haberde yazım kolaylığı olsun diye tarafımdan verildi.

1. BÖLÜM

ÜÇ ŞEHİDİN ARDINDAN KADRİ SENAR’IN KAFASINA SIKTILAR

Şırnak’ın Silopi ilçesi Şehit Harun Boy Mahallesi 81. Cadde’de 10 Kasım 2015 günü 3 polisin şehit olduğu bir patlama gerçekleşti. Rögar kapağının altına yerleştirilmiş el yapımı patlayıcı Shortland olarak adlandırılan zırhlı polis aracı geçtiği sırada patlatıldı. Saldırıda polis memurları Hilmi Bardakçı, Hasan Aslan ve Sabri Altınbaş şehit oldu.

Bu saldırı, Silopi’de hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağı olayların başlangıcıydı. Ancak gerçekleşme biçimi ve sonrasında patlamayı yaptığı iddia edilen Kadri Senar’ın öldürülüşü olayı daha karanlık hale getiriyor.

Üç polisin şehit olduğu Silopi’de 10 Kasım 2015’te meydana gelen patlamanın ardından çekilen fotoğraf

Ali Coşkun’un anlatımına göre olay başından itibaren bir kurguydu:

“Silopi’nin yüzde 80’i hendeklerle kapalıyken, bir akşam baş polis (Ö.S.B.) Emniyet’e geldi. ‘Devriye atıyoruz’ diye iki araç alıp çok alakasız bir bölgeye götürdü. Gittikleri yerden daha önce telsiz kestirmeleri alınmıştı, o mahalledeki caddelere bomba gömüldüğünün bilgisi elimizde vardı. Götürülen arkadaşlar o bölgelerin sıkıntılı olduğunu söylemelerine rağmen bu baş polisin ısrarlı emirleriyle gittiler.

Sonra patlama gerçekleşti. Mayın araçlardan birini etkiledi. Shortland dediğimiz araç 10 metre fırlamış. Kulesindeki polis arkadaş çatıya düşmüş. Ağır yaralı çenesi dağılmış. Bağıramadığı için çatının üstüne fırlamış taşları can havliyle aşağı atmış. Gece karanlığında taşlar çatıdan düşüp ses çıkınca farkedilip kurtarıldı. Araçtaki diğer üç polis arkadaş şehit oldular.

Bu patlamadan sonra, bizi günlerce Emniyet’ten dışarı çıkarmadılar. Bu arada PKK, Silopi sokaklarını tamamen kapattı.

YÜZLERİ MASKELİ TEMCİLER VE KADRİ SENAR’IN İNFAZI

Sonra Şırnak TEM’den yüzleri maskeli bir ekip geldi. Biz kim olduklarını göremedik, maskeleri hiç çıkarmadılar. Bunlar operasyon yapmak için gelmişlerdi. Normalde terör bölgesinde TEM’in operasyon yaptığı görülmemiştir. Böyle bir kabiliyetleri yok. TEM bilgi verir Özel Harekat operasyon yapar.

O bölgede, operasyon kararı aldılar ve Şırnak TEM’den gelenler operasyon yaptı. Ve bir kişiyi öldürdüler. Sonra bu kişinin, 10 Aralık 2015’te üç polis arkadaşımızı şehit eden patlamayı gerçekleştiren, hatta bombanın manyetosuna basan kişi olduğunu açıkladılar.

Hatta Mete Yarar’ın TRT’de Şahit Olun diye bir programı vardı. Bu operasyonun görüntülerini orada yayınladılar. TEM şube Şırnak’tan geliyor, Silopi’de operasyon yapıyor. Ateş açıyorlar. Ateş edildikten sonra bir teröristi halk pikabın arkasında hastaneye götürürken, polis önünü kesiyor. Ve diyorlar ki ‘biz üç polis arkadaşımızı şehit eden PKK’lıyı vurduk’ diyorlar.

Oysa o kişi çatışmada vurulmadı. O kişi istihbarata çalışan PKK içerisinde muhbirdi (Kadri Senar). Bu haber elemanını oraya çağırdılar. Muhbir buluşmaya geldi. Muhbirin kafasına sıkıldı. Muhbir öldü. Sonra sağa sola ateş edildi. Çok az biraz 70 metre kadar ilerlendi. Sonra geri çekildiler, kamera görüntüleri alındı. Zaten giren ekibin üzerinde kameralar vardı. Ben bugüne kadar operasyonda bir polisin üzerine kamera yerleştirildiğini görmedim. Türkiye’de olmayan bir uygulama. Tamamen olay kurguydu.


Kadri Senar, vurulduktan sonra çekilmiş görüntüsü Sabah Gazetesi’nde yayınlandı

Şüphe çekici olayın ardından biz başka bir kamera kaydıyla olayı seyrettik. Bölgedeki Kobra’nın kamerasından. Gözlerimizle şahit olduk. Net kurguydu. Bu olayı gördükten sonra TEM şubeye olan güvenimizi yitirdik.

İNFAZ GÖRÜNTÜLERİ KOBRA’NIN KAMERASINDAYDI

Kobra’nın kamera kayıtlarında orada çatışma yok. PKK’lı birini tabancayla vuruyorlar. Sonra onu ileriye getirip bırakıyorlar, halk onu alıp götürmeye çalışıyor. Beyaz bir pikabın arkasında götürürlerken, durduruyorlar. Onu orada terörist vurmuş gibi lanse ettiler.


Kadri Senar’ın öldürülmesinden sonra çekilmiş farklı bir açıdan görüntü

Kendi hatalarından dolayı üç polisin şehit olmasına neden oldular, sonra bunun üzerini kapatmak için PKK muhbirini infaz ettiler, sonra da bunu TRT’ye belgesel yaptılar. Bu belgesel yayınlanırken biz de görevdeydik. Görüntülerde operasyonu yapanların sırtlarında özel harekat yazan yelek var. Ama onlar özel harekatçı değildi. Ellerinde MG3 silah vardı. Biz MG3 silahları çatışmalarda asla kullanmayız. O olay bir kurguydu, arkadaşlarımızın şehit edilmesinden itibaren.

Emniyet’in içerisinde en sıkıntılı birimler istihbarat ve TEM şubedir. Özel Harekat hiçbir zaman istihbarat toplamaz, bilgi gelir, TEM de derki, gidin buraya operasyon yapın. İstihbarat ve TEM Şube’nin içerisinde o dönem istihbaratları manipüle edenler vardı. Biz o dönem Özel Harekat olarak bunu hissediyorduk. Mesela kendi aramızda bir laf çıkmıştı. Bir caddeye bomba gömüldüğü bilgisi geldiğinde, biz bilgi İstihbarat Şubesi’nden gelmişse, orada kesin bomba yoktur diyorduk. Çevik Kuvvet’ten arkadaşlardan geldiyse bilgi doğrudur diye bakıyorduk.

MİZANSENİ ŞIRNAK TEM ŞUBE MÜDÜRÜ HAZIRLADI

Gittiler muhbiri çağırıp, kafasına sıktılar, sonra bunu mizansen yaptılar. Bu mizanseni yapan kişi Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer’di.

Bu mizanseni yapmaktaki maksat, ‘Benim üç personelim şehit oldu, ben çalışıyorum, istihbarat bilgisi alıyorum, yeri geliyor operasyon yapıyorum. Bak ben gittim, arkadaşlarımızı şehit eden kişiye nokta operasyon yaptım ve öldürdüm.’ demekti. Bu Şırnak TEM Müdürü’nün kendi reklamı.


Dönemin Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer

Bakın bir baş polis akşam geliyor. Yanına bir özel harekat kobrası alıyor, çevik kuvvetten üç tane land alıyor ve gidip, hiç alakasız, mayınlı olduğunu bildiğimiz sokaklara giriyor. Bu adam defalarca polisleri böyle farklı farklı yerlere soktu.

Bu adam Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer’in adamıydı. Sonradan Cumhurbaşkanı’ndan madalya aldı, AK Parti’den milletvekili adayı oldu.

METE YARAR’IN PROGRAMINDA REKLAM YAPTILAR

İşte Emniyet’le siyasetin pis ilişkisi. Reklam çalışması. Bak diyor valiye, ben arkadaşlarımı şehit verdim. Ama gidip pime basan adamı vurdum öldürdüm geldim diyor. Ya sen barikat arkasında pime basan adamı nasıl tespit ettin de onu bulup öldürdün. CIA mısın, MOSSAD mısın kıytırıktan Şırnak TEM’sin.

Mete Yarar’ın programında da diyorlar ki bu yüzü maskeliler, ‘Biz çatışmaya giderken birbirimizle yarışırız, önce sen gideceksin önce ben gideceğim diye’. Ya TEM şube çatışmaya girmez, tamamen kurgu. Mete Yarar, programda açık açık 3 polisi öldürmeyi planlayan, sonra da patlamayı gerçekleştiren PKK’lının öldürüldüğü üstüne belgesel çekti o kurgu görüntülerle.

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=WspHvX6bbfU


(Hacı Murat Dinçer’in uzun uzun reklamının yapıldığı Mete Yarar’ın sözkonusu çatışmadan bir gün sonra yaptığı program)
O ŞEHİTLERLE İKİ TARAFI BİRBİRİNE KARŞI KIZDIRDILAR

Pislik her yere bulaşmış. Ben orada yanımdaki arkadaştan emin olmanın derdindeyim. İçimizden biri de operasyon sırasında tabancayı çekip enseme sıkmasın onun derdindeyim. Düşünsenize bir görüntü seyrediyorsunuz, bir adamı çağırıp kafasına sıkıyorlar. Sonra ben o TEM Şube’deki adamlarla göreve gidip geliyorum. Ben üç tane TEM polisinin tuzağa düşürülüp öldürüldüğünü düşünüyorum. Oraya niye götürüldüler. İki araç gidiyor, niye götüren adamlara patladı da baş polisin olduğu araca patlamadı? Niye o sokağa gidildi? Bunlar ihmal değil. Bir şeyler bilerek yapıldı. Orada bir şehit verilmesi gerekiyordu. Verildi. Karşı tarafı kızdırdılar, bu tarafı kızdırdılar, birbirlerine daha çok saldırmalarını istediler gibi düşünüyorum. Yani orada yaşamanız lazım. Ben yanımdaki çalıştığım istihbaratçının, bana yanlış bilgi verip beni bombanın üzerine göndermemesinin derdindeyim, ben nasıl bir valiye, kaymakama karşı geleyim.


Dönemin Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer

17/25’ten sonra TEM şube ve İstihbarat’a adam alırken, alkol alıyor mu gece hayatı var mı diye baktılar. Alkol alıyorsa gece hayatı varsa cemaatle ilişkisi yoktur diye düşündüler. Tek kriter cemaatten olmasındı. Barikat hendekler sürecinde de böyle seçtikleri iş bilmez adamlar görev başlarındaydı.

Şırnak TEM şube Müdürü Hacı Murat Dinçer de böyle, TEM şube müdürü olabilecek kapasitede biri değildi. Ama bu göreve atanınca güç zehirlenmesi yaşadı. Silopi TEM’e de böyle işin ehli olmayan adamları atadı.

Papağanı öldürene devlet hapis cezası verildi. Ama o üç polisin şehit olmasına neden olan başpolise soruşturma açmadı bu devlet.”


Dönemin Şırnak TEM Şube Müdürü Hacı Murat Dinçer

17/25’ten sonra TEM şube ve İstihbarat’a adam alırken, alkol alıyor mu gece hayatı var mı diye baktılar. Alkol alıyorsa gece hayatı varsa cemaatle ilişkisi yoktur diye düşündüler. Tek kriter cemaatten olmasındı. Barikat hendekler sürecinde de böyle seçtikleri iş bilmez adamlar görev başlarındaydı.

Şırnak TEM şube Müdürü Hacı Murat Dinçer de böyle, TEM şube müdürü olabilecek kapasitede biri değildi. Ama bu göreve atanınca güç zehirlenmesi yaşadı. Silopi TEM’e de böyle işin ehli olmayan adamları atadı.

Papağanı öldürene devlet hapis cezası verildi. Ama o üç polisin şehit olmasına neden olan başpolise soruşturma açmadı bu devlet.”

DARBELER DOSYASI : FETÖ’CÜ YAYIN ORGANI “AKTİF HABER” HEDEFİNE FİDAN VE AKSAKALLIYI KOYDU /// İŞTE BUYRUN


Link : http://aktifhaber.com/analiz/darbede-olumleri-erdoganin-talimatiyla-fidan-ve-aksakalli-planladi-h124191.html (Site yurtiçinde YASAKLI ama VPN ile erişilebiliniyor)

‘Darbede ölümleri Erdoğan’ın talimatıyla Fidan ve Aksakallı planladı’

Aktif Haber yazarı İsmail S. Gülümser darbeyle ilgili yazmaya devam ediyor.


İsmail S. Gülümser’in ‘Darbe Senaryosu-7’ yazısı şöyle:

Uzmanların değerlendirmesine göre devlette MİT müsteşarı Hakan Fidan ile Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın görüşmesi devletin hiyerarşik düzeni içinde izahı mümkün değil. Bu ikili ancak her ikisinin de amiri olan Cumhurbaşkanın özel talimatı olursa Genelkurmaydaki diğer komutanları atlayarak görüşme yapabilirler.


Darbeden bir gün önce bu ikilinin uzun bir görüşme yapması, 15 Temmuz günü saat 20.30 gibi Genelkurmaydaki toplantıdan çıktıktan sonra olayların başlaması, darbenin tüm kurgusunun kendilerince yapıldığının açık bir göstergesi.

Bir diğer gösterge de Eski Pentagon yetkilisi Michael Rubin’in 15 Temmuz günü ölümlerden AKP gizli ordusu olarak binen SADAT milislerini sorumlu tutması, milislerin psikolojik harp taktiklerinde görevli Nevzat Tarhan’ın açıkça 1.000 milisin o gece sokakta olduğunu söylemesi ölümlü olayların senaryosunun art niyetli bu ekipçe planladığını gösteriyor.

Bizim askerimiz kendi vatandaşına asla kurşun sıkmaz, bundan önceki darbelerde en zor anlarda bile askerlerin sivil vatandaşlara ateş ettiğine ilişkin örnek göstermek mümkün değil. Hâlbuki darbe gecesi asker kurşun ya da bombasıyla ölümlerin olduğu anlatılıyor. Bu normal değil, ölümler ancak istediği sonucu elde etmek için her şeyi göze almış Erdoğan ve ekibince planlanmış olabilir.

Halkın salalarla sokağa davet edilmesi olaylara halkın tepki gösterdiğini ispatlamak için önceden çalışılmış senaryonun bir parçası. Sokağa çıkanlara baktığınızda ise aslında bunun bir halk hareketi olmadığını AKP teşkilatlarında önceden görevlendirilmiş şahısların sokak hareketlerinde yer aldığını ortaya çıkıyor. Basit bir internet taraması yaptığınızda iktidarın onca sansürüne rağmen sivil ölümlerin hemen hepsinin Cumhurbaşkanını koruma refleksiyle hareket eden partiler olduğunu görebilirsiniz. Bu durum sokak hareketlerinin aslında önceden parti teşkilatlarında planlandığını gösteren en önemli ip uçlarından birisi.

Eğer darbe asker tarafından yapılıyorsa iktidar elindeki ikinci bir silahlı güç olan polisi kullanacağı yerde, onları harekete geçirmemesi polislerin ellerinde silah olduğu halde olaylara müdahalesinin engellenip halkın öne sürülmesi iktidarın partililerin ölümünü özellikle istediğini ortaya koyuyor.

15 TEMMUZDA ÖLENLER KİMLER

Darbe günü 249 kişinin şehit edildiği 2 binden fazla vatandaşımızın yaralandığı belirtilmişti.

Ölenleri araştırdığınızda 3 grup insanın hayatını kaybettiğini görülüyor.

-AKP teşkilatlarınca önceden tembihlenip sokak hareketlerine katılması istenmiş parti yönetici ve üyeleri (174 kişi)

-Olayların yaşandığı yerlerde görev yapan güvenlik görevlileri (75 kişi)

-Aksakallı ekibince darbeye karıştığı gerekçesiyle öldürülmesi istenen subaylar ile oraya tatbikat var diyerek götürülmüş kendini kalabalıkların ortasında bulmuş olanlardan habersiz masum er ve askeri öğrenciler (Başbakan 36, Genelkurmay 104 darbeci askerin öldürüldüğünü açıklamıştı)

Partililerden ölenlerin neredeyse tamamına yakını Cumhurbaşkanının çağrısı üzerine sokağa çıktığı belirtilmiş, ancak mahkeme tutanaklarına bakıldığında partililerin sokağa çıkma konusunda çok önceden uyarıldığı ve sadece riski göze alabilenlerin talimata uyarak olayların içinde yer aldığı görülüyor. 249 şehidin nerelerde nasıl öldüğüne bakınca konu daha iyi anlaşılıyor.

SİVİL ÖLÜMLERİN NERDEYSE TAMAMI PARTİLİLERDEN OLUŞUYOR

Elinde silah olmayan kendini korumaktan aciz partili ölümlerinin gerçekleştiği yerler.

-En kalabalık partili ölümleri Boğaziçi köprüsünde gerçekleşmiş köprüde 34 vatandaşımızın öldüğü bilgisi veriliyor. Bu ölümlerin neredeyse tamamına yakının ya köprü ayağındaki keskin nişancıyla ya da silahlı siniperden olduğu basına yansıdı, olaya karışmış helikopterden açılan ateş sonucu ölenlerle birlikte köprüdeki ölümlerin SADAT milisleri koordinesinde yapıldığı belirginleşiyor. (Korkmuş askerlerin etrafa açtığı ateş sonucu ölen hariç)

-Genelkurmay işgaliyle başladığı ifade edilen bina önü ve civarında 30 sivilin öldüğü olaylara adı karışan birçok subayın mahkemede olayla hiç ilişkisi olmadığını delilleriyle anlattığı görülüyor. Genelkurmayı işgal ettiği söylenen timin başındaki Albay Fırat Alakuş dâhil askerlerin Aksakallı’nın günler önce verdiği tatbikat emriyle oraya gittikleri ortaya çıkıyor. Bir kısım askerler de Genelkurmaya siviller saldırıyor denilerek oraya getirilmiş. Bütün görgü tanıkları binanın içinde sakallı cübbeli birilerinin dolaştığını ifade ediyor. Ellerinde silah gece boyunca dışarıda olan SADAT milislerinin Genelkurmay civarındaki ölümlerde rollerinin ne olduğunu tespit etme şansı bulunmuyor. Bölgede dolaşan helikopterden açılan ateş sonucu ölenlerin ise yine Akıncı üs komutanını teslim alıp oradaki tüm hava hareketlerini yönlendiren Aksakallı ekibi olduğunu tahmin etmek zor değil.

-15 sivilin öldüğü Cumhurbaşkanlığı külliyesi civarındaki bombalama olaylarında Akıncı üssünden kalkan uçak ve helikopterler kullanılıyor. Kendilerini yurtta sulh konseyi olarak sunan ancak arka planda Fidan-Aksakallı ikilisinin olduğu ekip uçak ve helikopterlere farklı yerleri bombalama emirleri veriyor. Her şeyin kontrol altına alındığı 16 Temmuz sabahı olanları yeterli görmeyen bu ikili güya yurtta sulh konseyinden gelmiş gibi bir pilota külliye etrafına toplanmış kalabalığı bombalama emri veriyor. Ancak pilot hiç kimsenin olmadığı bir bölgeye atış yaparak büyük bir faciayı önlüyor, yine de oradan geçmekte olanların ölmesine engel olamıyor.

-Saraçhanedeki İstanbul belediyesini kuşatan askerlerin önünde kalabalığa ateş açılması sonucu 14 kişin şehit olduğu 150 kişinin yaralandığı belirtildi. Aksakallı ekibi Yurtta sulh konseyi dedikleri kontrolün tamamen kendilerinde olduğu başkanı belirsiz bir yapıyla İstanbul belediyesi gibi korunaklı bir binayı çoğu öğrencilerden oluşan 53 askeri yönlendiriyor. Askerler ifadelerinde terör saldırısı için yola çıktıklarını anlatıyor, kendilerini kimin görevlendirdiğinden habersiz amirlerinin emriyle belediye önüne gelen askerlerin başındaki albay yaralanıp hafıza kaybı yaşıyor olayları hatırlamıyor. İki yüzbaşı ise sanki ifade vermeleri engellenmek istercesine orada güvenlik görevlilerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybediyor. Harp okulunda yapıldığı söylenen koordinasyonunda kimin olduğu bilinmeyen toplantılarda karar alındığı söylenerek; İstanbul Valiliği, AKP İstanbul il binası, TRT harbiye binası, TRT Ulus binası, Taksim meydanı işgali gibi olaylar ne olduğundan habersiz bu grubun üzerine yıkılıyor.

-Çengelköy polis merkezinin basılmasıyla başlayan 8 kişinin öldüğü olaylarda dava tanıkları askerler önde dururken arkadan sivil polis olduğunu düşündükleri 2 kişinin kendilerine ateş açtığını belirtiyorlar. Sanık albay ölümlerin kendi silahlarıyla olmadığını, olay yerinde kendileri dışında bir grubun ölümlerden sorumlu olduğunu söylüyor, SADAT milislerinin olaydaki rolüne dikkat çekiyor. Benzer durum Marmaris’te de yaşanıyor, gönderilen tim daha henüz oraya varmadan maskeli şahısların bulunduğu helikopterlerden açılan ateş sonucu ölümler yaşanıyor.

-8 kişinin öldüğü Ankara’daki Akıncı üssünde de üs komutanı Hakan Evrim savunmasında hava hareketlerinde rolü olduğunu kabul etmiyor. Olayları kendini silah zoruyla devre dışı bırakan 250-300 kişilik silahlı grubun yönlendirdiğini, oradan kalkıp farklı yerlerde ölümlere yol açan uçak ve helikopterlerin isim zikretmese de Aksakallı ekibince yönetildiğini anlatıyor.

-Acıbadem Türk Telekom binası işgalinde 6 kişi ölmüştü orada da terör tehdidi talimatıyla binaya gönderilen askerlerden en yüksek rütbeli subay bir teğmen yanındaki astsubaylar ve erlerle birlikte kimin silahından çıktığının araştırılmasına izin verilmeden ölümlerden sorumlu tutuldular, devletin düzenini zorla değiştirmekten müebbet hapis cezası aldılar.

-Birer ikişer sivil ölümlerin yaşandığı diğer bölgelerdeki her olayın arka planında hem ölenlerin hem de öldürülenlerin aynı merkezden talimatlarla yönlendirildiğini, tüm birimleri harekete geçirebilecek yetkiye sahip olanlar tarafından ölümlerin planlandığını görüyorsunuz.

Mesela muhtelif yerlerde tankların altında kalarak ya da tanktan düşerek 10 vatandaşın öldüğü söyleniyor. Aslında binlerce tankı olan orduda kalabalık partililerin olduğu her olay yerine birkaç tank bırakılarak köşeye sıkıştırılmış. Bazı partililerden tankların önünü araçlarıyla kapatmaları bazılarının da tank üstüne çıkıp askerleri indirmeleri istenmiş, linçten kurtulmaya çalışan tank sürücülerinin kalabalığa ateş açmaları ve yüzlerce kişinin ölmesi planlanmış. Ancak her şeye rağmen onlar içinde şoförü olmadığını gördükleri araçların üzerinde geçerek olay mahallinden uzaklaşmak zorunda kalmışlar, bu sırada tanktan düşen araya sıkışan ve aracında ezilenleri olmuş. 11 sivilin de farklı yerlerdeki tanklardan açılan ateşi sonucu öldüğü kayıtlara geçmiş.

Sivil ölümlerin hangi silahlardan çıkan kurşunlarla olduğunun anlaşılmasını engellemek için de, silahların balistik incelemesi yaptırılmıyor, avukatların inceleme talepleri geri çevriliyor.

Gözlerden kaçan bir diğer olay meclis bombalanması, Erdoğan’ın meclisin bombalandığını ve bazı milletvekillerinin öldüğünü gösterebilmek için plan yaptığı anlaşılıyor. Meclis başkanına yaklaşık 40-50 milletvekiliyle Mecliste olma talimatı gönderilirken, hemen arkasından Aksakallı ekibince pilotlara meclisi bombalatma talimatı veriliyor. Pilotlar emri dinlemeyip meclis yerine boş araziye bomba atınca milletvekilleri ölümden kıl payı kurtuluyor ve Erdoğan’ın kendi milletvekillerini öldürtme planı suya düşüyor. Bu kez meclisin bombalandığını ispatlayabilmek için içeriden havai fişekle olduğu izlenimi veren bir patlama yaptırılıyor.

Buna Savaş gemilerine verilen bazı bölgelerin bombalanması emirlerinin komutanlar tarafından engellenmesi ve tanklara halka ateş edin talimatlarına uyulmaması, Marmaris”e giden Sönmezateş ekibinin polisle çatışmaktan kaçınması da eklenince, Erdoğan yönetimince planlanan binleri aşkın ölümün olacağı olaylar askerlerin basiretli davranmasıyla önleniyor ve ölümler çatışmanın ortasında bırakılanlarla sınırlı kalıyor yaklaşık 174 sivil hayatını kaybediyor.

DARBECİLERCE ÖLDÜRÜLDÜĞÜ SÖYLENEN GÜVENLİK GÖREVLİLERİ

En çok güvenlik görevlisinin öldüğü yerlerden biri Emniyete ait Gölbaşı’ndaki Özel Harekât Merkezi. Burada uçaktan atılan bombalar ve helikopterden açılan ateş sonucu 54 polisin şehit olduğu bildirildi.

Olayları perde arkasından planlayan Aksakallı ve Fidan ikilisi nasıl askerleri terör tehdidi bahanesiyle kandırıp kulandılarsa aynı şekilde o gün polisleri de terör tehdidi bahanesiyle harekât merkezine topluyor fakat her nasılsa hiçbir olayda görevlendirmiyorlar. Ardından kendilerince yönetilen Yurtta Sulh Konseyi adına merkezi bombalatıyorlar.

Bombalama sonucu hayatını kaybeden şehit olarak kayıtlara geçilen polislerin çoğu bugün hayatta olsalardı cemaat mensubu olmakla suçlanıp işten atılacak ve bazıları tutuklanacaktı. Cemaat adına hareket ettiğini söyleyen pilotların cemaat mensuplarının yoğun olduğu polis merkezini bombaladıklarına inanmamız isteniyor.

Nitekim bombalama işlemini yaptığı söylenen pilotlardan bazıları savunmalarında o gece uçmadıklarını bu faaliyette stajerlerin kullanılmış olabileceğini belirtiyorlar. Helikopter pilotları kendilerinin terör tehdidi var diyerek komutanları tarafından görevlendirildiklerini anlatıyorlar.

Bu nasıl cemaat darbesi ise ilerleyen günlerde binlerce polis hiç darbeye karışmadığı halde cemaat mensubu olduğu için meslekten atılıyor, bir bölümü tutuklanıyor. Ancak darbeciler cemaat mensubu polislerin olduğu Gölbaşı harekât merkezini bombalıyor, Ankara Emniyet Müdürlüğüne helikopterle ateş açıyor, Cumhurbaşkanlığı Külliyesini koruyan polislere saldırıyor, Emniyet genel Müdürlüğüne saldırı düzenliyor, Çengelköy polis karakolunu basıyor, İstanbul çevik kuvveti işgal etmeye çalışıyor.

O gece darbecilerin yanında yer almadığı halde ölen 62 özel harekât polisi ve 5 askerden oluşan güvelik görevlisinin neredeyse tamamı bu olayların cemaat tarafından planlandığını ölümlerde cemaatin sorumlu olduğu tezini yalanlıyor.

Tüm ölümlerin tarafları olay yerlerinde buluşturacak güce sahip olanlar tarafından planlandığını gösteriyor.

DARBECİ OLDUĞU İÇİN OLAYLAR SIRASINDA ÖLDÜRÜLDÜĞÜ SÖYLENENLER

Genelkurmay Başkanlığının verdiği bilgiye göre darbeye karışmış Semih Terzi’nin de aralarında bulunduğu yaklaşık 104 kişinin olaylar sırasında hayatını kaybettiği belirtilmiş. İsmi zikredilen subaylara baktığınızda bir kısmının olayların aydınlatılmasını önlemek susturtmak amacıyla Aksakallı ekibi tarafından öldürüldüğü açıkça görülüyor. Aksakallı’nın yaklaşık 40 üst düzey subayın öldürülmesi için emrindeki askerlere talimat verdiği bunlardan bazılarının gerçekleştiği aktarılıyor.

Genelkurmay 2. Başkanı Yaşar Güler’in emir subayı olan Mehmet Akkurt Yurtta sulh konseyi adına çekilen sıkıyönetim direktiflerinin kim tarafından hazırlandığını bilen tek kişi idi onun öldürülmesiyle bu emirlerin nereden çıktığı gizlendi.

Marmaris’e cumhurbaşkanını almak üzere giden ekibin başındaki Sönmezateş’in ifadesinde emri Semih Terzi’den aldığını belirtmişti, o öldürüldüğü için olayın perde arkasını öğrenme şansımız kayboldu. Aksakalı’nın 8 kez telefonla verdiği talimat sonucu Terzi’yi öldüren astsubay Ömer Halisdemir’de Aksakallı adamı Mihrali Atmaca tarafından infaz edildiği için olayın arkasına arama şansımız yok. Özel kuvvetler komutanlığını işgal ettiği söylenen Gökmen Ata öldürülerek olaylardaki bir sır perdesi daha saklandı. Bir komutan nasıl olur da hiç mahkeme edilmeden bu kadar kişiyi darbeye karışmış olmakla suçlayıp infaz ettirebilir bunu kimse sormadı.

Jandarma genel komutanlığından açılan ateşle ölenlerin aydınlatılmasını engellemek için orayı işgal ettiği söylenen subaylar İlyas Pekdemir-Ramazan Erdoğan-Yasin Özdemir-Yakup Başıbüyük-Abdülkadir Karadağ-Batuhan Zengin de aralarında olduğu askerlerin tamamı canlı olarak yakalanması mümkünken hepsi polis tarafından infaz edilerek o olayın da üstü örtüldü.

Konun başlığında darbeci olduğu söyleneler dedik çünkü kimin darbeci kimin darbeci olmadığına karar verilemiyor o gece ölen; Ali Alıtkan-Özkan Özendi-Ahmet Özsoy-Ali Şehir- Muhammet Köse-Ali Görmez-Eray Demir-Ziya İlhan Dağdaş-Ali Anar-Osman Küçük-Nuh Duygun-Hasan Karakaş’ın aralarında olduğu 13 güvenlik görevlisi hakkında hala net bir şey söylenmiyor.

BİR GRUP ASKER PARTİLİLERDEN OLUŞAN ÖFKELİ KALABALIĞIN ORTASINA BIRAKILDI

Erdoğan talimatıyla Fidan ve Aksakallı ikilisinin ölümlü olayların yaşandığı her yerde olayların istedikleri gibi gelişmesi için plan yaptıkları ve aşama aşama hadiseleri sürekli yönlendirdikleri anlaşılıyor.

Kaza ve kalp krizi dışında ölümlü olayların tamamının istihbarat operasyonu olarak planlandığını gösteren en önemli delillerden birisi özellikle kalabalık ölümlerin olduğu her olaya üç grup insanın karışmış olmasıdır, bunlar:

-Bulundukları yeri ne olursa olsun asla terk etmemeleri istenmiş partili kalabalıklar ve kalabalıkların arasına yerleştirilmiş olayları Fidan ve Aksakallı ikilisinin talimatıyla yönlendiren istediği zaman kalabalığı harekete geçirecek psikolojik harp taktiklerini bilen SADAT milisleri.

-Partili kalabalıkların ortasına bırakılmış ne olduğundan habersiz birçoğu mühimmatsız askerler ve askeri öğrenciler.

-Genelkurmaydaki toplantıda alınan karar gereği Fidan ve Aksakallı ekibince Yurtta sulh konseyi adına gönderilen direktiflerle istedikleri gibi yönlendirdikleri istedikleri zaman harekete geçirip istedikleri yere bırakabildikleri kendini darbede sanan komutanlar ile terör var bahanesiyle olaylara karıştırılmış subaylar.

Olayların yaşandığı yerlere zamanında güvenlikten sorumlu teçhizatlı polis ekipleri gönderilerek kolayca büyümesi engellenebilecekken, polisler özellikle olayların dışında tutulmuş gönderilen birkaç polisin de müdahalesi engellenmiştir.

ÖLÜMLER İSTİHBARAT OPERASYONUYLA GERÇEKLEŞMİŞTİR

Kalabalık ölümlerin olduğu her olayda:

Nevzat Tarhan’dan aldıkları psikolojik harp taktikleriyle kalabalıkların arasına karışmış SADAT milisleri ve onların yönlendirmesiyle hareket eden partililerden oluşan kalabalıklar Fidan ve Aksakallı direktifleriyle gönderilmiş küçük asker gruplarıyla karşı karşıya bırakılmıştır.

Askerleri başlarında birkaç komutanla olay yerine gönderenler iletişimi keserek kalabalıkların ortasında sahipsiz bırakmış, öfkeli partilileri milislerle yönlendirip askerlerin üzerine salmış adeta çatışma çıkması ve partililerin ölmesi için elinden geleni yapmıştır.

Linç edilmekten korkan askerler kalabalığın dağılmasını beklemiş ama sürekli direktifle yönlendirilen partilerin orada kalması istenmiştir. Kalabalık elinde silah bulunan ürkek askerlerin üzerine salınmış, kendi vatandaşına silah çekmekten korkan askerler silah kullanmaya zorlamıştır.

Bazı komutanlar havaya ateş açarak kalabalıkların dağılması beklemiştir. Bizim halkımız silahtan korkar silah sesini duyan sıradan vatandaşın dağılıp kaçacağını bildikleri için askerin karşısına gerekirse ölmeyi göze alacak gözü kara partilileri çıkarmış ve ölümlerin yaşanması için taraflar karşılıklı sıkıştırılmıştır.

Bazı yerlerde ölümler SADAT milislerinin uzaktan ateş etmesiyle başlatılırken bazı olaylarda kalabalığın üzerine gelmesinden bunalmış sahipsiz ortada bırakılmış birkaç subayın havaya ateş ederek kalabalığı dağıtmak istemesiyle başlamış, ancak inatçı kalabalık milisler aracılığıyla askerlerin üzerine salınmış askerlerden bazıları ayaklara ateş ederek kendini korumaya zorlanmıştır.

ÖLÜMLERLE 80 ÖNCESİ KAN DAVALARINI YENİDEN ORTAYA ÇIKARDILAR

Bizim insanımız merhamet duygularıyla büyümüştür insan hayatı önemlidir istihbarat servislerinin oyunuyla kan davasına dönüştürmeden ölümlere duyarsız kalamaz. Yönetimi ele geçirmek isteyen bazı askerler 80 öncesinde tarafların içine yerleştirdikleri ajanları ölümlü olaylarda kullandı, kan davası oluşturup toplum kesimlerini birbirine kırdırdılar. Erdoğan partililerin cemaate olan sempatisini bir türlü engelleyemedi, çok tahrik etmesine rağmen partilerde husumet oluşturamadı. Partililerin cemaatle bağını koparmak için kin ve düşmanlık tohumlarının ekilmesine ihtiyaç vardı bunun en kolay yolu 80 öncesi gibi arada kan davası oluşturmaktı.

Erdoğan teamüllere aykırı bir şekilde Fidan’la Aksakallı’yı bir araya getirdi. Fidan’la istihbarat birimlerini ve parti teşkilatlarını, Aksakallı ile bir grup askeri dilediği gibi yönlendirerek cemaati partili ölümlerden sorumlu gösterecek senaryo planladılar. Şu anda cemaatle partililer arasında kan davası oluştu, partiler aynı safta namaz kıldıkları masum cemaat mensuplarının ölmesinden tutuklanmasından işkence görmesinden asla rahatsız olmuyor, hatta daha fazlasını hak ettiklerini düşünüyorlar.

15 Temmuz’da darbeye karşı halk ayaklansaydı silah sesini duyduğu yerde dağılması gerekirdi, halbuki askerlerce işgal edildiği söylenen bazı yerlerde kalabalıkların sabaha kadar orada beklemesi, sivil ölümlerin sadece partililerden oluşması olayda sadece partililerin kullanıldığın kanıtı. Sala verilmesi düşüncesi ise olay halk hareketi gibi göstermek için planlanmış bir senaryo. Partililerin birçoğu ifadelerinde adeta sözleşmişçesine salayı duyduktan sonra çıktıklarını söyleseler de olay yerine geldikleri saate bakıldığında bunun doğru olmadığı önceden parti teşkilatlarında görev dağılımının yapıldığı ortaya çıkıyor.

Ölümlerin; tüm çalışmalarını insan merkezli yürüten, bugüne kadar hiçbir şiddet olayına bulaşmamış, çevresindekileri hep diyaloğa yönlendiren, cemaat tarafından gerçekleştirildiğini söylemenin mantıkla izah edilir yanı olmadığı gibi, ölümlerden cemaatin hiçbir kazancı da yok.

Hâlbuki olaydan Erdoğan’ın kazançlı çıktığı, ölümler sayesinde planlı bir senaryoyu gerçek bir darbe girişimi gibi sunduğu da ortada. Toplumun güvenini kazanmış başarılı bir grubu şeytanlaştırmış ve önünde engel olarak gördüğü bir topluluğu daha saf dışı etmiştir. Bir türlü cemaatle ilişkisini kesemediği partilileri cemaate nefret eder hale getirmiş cemaate yapacağı her türlü zulmü meşrulaştırmıştır. Cemaatin toplumda yapacağı her olumlu faaliyeti engelleme fırsatı yakalamış, demokratik ortamda başarısını önleyemediği bir grubu ortadan kaldırmış, rekabet edemediğini yok etme şansı yakalamıştır. Toplum tarafından sevilen cemaat mensuplarının tamamını suçlamış, itibarını yok etmiş, çoğunu tutuklamış, bazılarının mal varlıklarına el koymuş, toplum içine çıkamaz hale getirmiştir.

Sivil ölümler yani partili ölümleri Erdoğan projesidir ve olaylar Fidan Aksakallı ekibince planlanmış bir istihbarat operasyonudur. Partililerin ölmesi adeta istenerek seçilmiş ve heyecanlı partili kalabalıkla her faaliyetinde itidali tercih eden cemaat mensupları arasında bir kan davası oluşturulmuştur.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖ YAYIN ORGANI “HERKÜL NAME” SÖZDE HOCANIN ODASINDAKİ GARİP TABLO HAKKINDA NE AÇIKLAMA YAPTI ???


Fethullah Gülen’in çalışma odasındaki duvarda bulunan simgenin İlluminati tarikatı ile ilşkilendirilmesi hakkında bir açıklama yapıldı.

Fethullah Gülen’in çalışma odasına ait bir fotoğrafta duvarda bulunan tablo tartışma konusu olmuştu. Çeşitli internet sitelerinde ve sosyal medyada Gülen’in arkasında bulunan tablo İlluminati tarikatının simgesine benzetilmişti.

Bunun üzerine Gülen cemaati çok sert bir açıklama yaparak iddiaları yalanladı. Açıklamada "Yalan ve iftirayı bir silah kullanarak, hiç olmazsa izinin kalacağı ümidiyle temiz ruhlara sürekli çamur püskürten şer şebekeleri yeniden sahnede. Kin ve nefret duygularıyla oturup kalkan bu kimseler, Muhterem Hocaefendi’nin koltuğunun üzerinde yer alan ve açıklaması aylar önce yapılmış olan fotoğrafı -karalama malzemesi olarak kullanmak üzere- son günlerde bir kere daha ısıtıp site site dolaştırır oldu. Kirli eller tarafından servis edilen mesajlardaki çirkin itham ve iftiraya Herkul.org’un resmi sosyal medya hesabı Herkul_Nagme’den cevap geldi. İşte "230. Nağme: İnançsız Müfteri İşini Yapıyor, Fakat Su-i zan, Gıybet ve İftiralara Alet Olan Mü’minlere Ne Demeli?!." denildi.

İşte o açıklama:

"Kıymetli arkadaşlar,

Kin ve nefret duygularıyla oturup kalkan bir kısım kimseler sürekli yalan ve iftiralara sarılıyor, dine hizmet eden herkesi hedef alıyor ve onları karalamak için her yola başvuruyorlar. Yaptıklarıyla vicdanlarının iflas etmiş ve insaf hislerinin tükenmiş olduğunu ortaya koyan bu zavallılar, yalan ve iftirayı bir silah gibi kullanıyor, hiç olmazsa izinin kalacağı ümidiyle temiz ruhlara sürekli çamur püskürtüyorlar. O türlü nasipsizleri muhatap alıp iftiralarına cevaplar yetiştirmenin abesle iştigal olduğunu düşünüyoruz; zira vicdan ve insaf olmalıdır ki insan doğruları kabul etmeye açık bulunsun. Bununla beraber sözü bir noktaya getirmek için bir iki hususa değinmek istiyoruz.

Bazı şer şebekeleri, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında halkın zihninde şüpheler uyarmak için senelerden beri var güçleriyle çalışıyorlar. Muhterem Hocamızın her sözünü ve her görüntüsünü nasıl çarpıtabileceklerine dair şeytanî gayretler sergiliyor ve en nezih karelerin, en güzel beyanların üzerine devamlı zift pompalıyorlar.

‘DUAYI DAHİ ÇARPITIYORLAR’

Mesela; büyük bir fırtınanın yaklaşmakta olduğunu duyan çevredeki Müslümanlar gelip “Efendim, dinimizin bu türlü felaketler karşısında bir tavsiyesi var mı? Bir dua yazma lütfunda bulunur musunuz?” deyince muhterem Hocaefendi “Ayetü’l-Kürsî” yazıyor. Türk, Kürt, Boşnak, Bulgar ve Abhazalı Müslümanlar yazılan o duayı alıp evlerine, bahçe duvarlarına asıyorlar. Allah’ın inayetiyle başka yerlerde çok büyük yıkımlar olduğu halde onlar çok küçük kayıplarla o belayı atlatıyorlar. Fakat birileri bunu haberleştirirken “Mazlum Müslümanlar dururken Amerika’ya dua ediyor” şeklinde veriyor ve masumane bir duaya sığınma hadisesini dahi çarpıtıp onu da karalama malzemesi olarak kullanmaya çalışıyorlar.

HACCA GİTME MESELESİ

Mesela, muhterem Hocamız üç defa hacca gittiği ve pek çok sohbetinde, röportajında, kitabında hac hatıralarından bahsettiği halde “Peki hacca niye gitmiyor/gidemiyor?” şeklinde çok tuhaf bir soruyu televizyon ekranlarına dahi taşıyabiliyor ve bu yalan boyalı kasıtlı soruyla da şüpheler hasıl etmeye çabalıyorlar.

KURAN’A EL VURMA CÜMLESİ

Mesela, muhterem Hocamızın hem de “Kur’an’ın Gurbeti”ni anlattığı bir sohbetinin “Kur’an’a da elimi vurasım geliyor!” cümlesini defalarca arka arkaya montajlayıp sonra da bunu Yüce Kitabımıza hakaretmiş gibi sunuyorlar. Oysa bir iki cümle sonrasında Hocaefendi, Hazreti İkrime’nin Kur’an okurken güzelliği karşısında heyecana gelip onu yüzüne-gözüne sürdüğünü ve gönlünde çoşan Kur’an sevgisiyle mushafı bağrına basıp “Kelam-u Rabbî – Benim Rabbimin sözleri” dediğini hatırlatıyor ve “Bazen Kur’an okurken ilahi beyanın güzelliği karşısında takkemi fırlatasım, Kur’an’a elimi vurup uzanıp onu alıp yüzüme gözüme süresim ve ‘Rabbimin Kelamı’ diyerek öpüp koklayasım geliyor” diyor. Heyhat, şerirler çok nezih duyguların ifadesi bu sözleri bile saf kitleleri kandırmak için montajlayıp kullanıyorlar.

BÜYÜKLERE SAYGISIZLIK YAPTI MI?

Mesela, hemen her sohbetinde Hak dostlarına karşı hürmetini dile getiren, özellikle de İmam Gazali, Abdülkadir Geylanî, Şah-ı Nakşibend gibi büyükleri medyuniyet ifadeleriyle yad eden Muhterem Hocamızın kırk dakikalık sohbetinden sadece iki cümleyi alıp o büyüklere -haşa- saygısızlık yaptığını iddia edebiliyorlar. Halbuki Hocaefendi, Bediüzzaman hazretlerinin eserlerini Türkçe açısından tenkit edenlere cevap sadedinde bazı hususlara değindiği o sözlerinde bile zikri geçen Hak dostlarının manayı kalıplara kurban etmediklerini, gönül derinlikleri sayesinde bazen çok sıradan sözlere dünya kadar muhteva sığdırdıklarını ve onları, anlamadığımız ya da yanlış zannettiğimiz kelimelerle tartmamamız lazım geldiğini anlatıyor. Ne var ki vicdan ve insaf yoksunu kimseler, aslında kendilerinin dahi biraz teemmülle çok rahat anlayabilecekleri o hakikatleri dahi başka mecralara çekiyorlar.

Kıymetli arkadaşlar,

Bu misalleri çoğaltmak mümkün; fakat, başta da ifade ettiğimiz gibi iftira ve çarpıtma, müfterilerin karakteridir; onları muhatap almak ve dediklerine değer vermek abesle iştigaldir.

Şu kadar var ki, kıymetli Hocamızın eserlerine, binlerce sohbetine, senelerdir defalarca anlattığı meselelere ve şaheseri sayılabilecek bereketli hayatına bakmayıp da hakikatini anlamadıkları bir söz, nereden çıktığını bilmedikleri bir şayia veya ne olduğunu dahi kestiremedikleri bir tablodan hareketle ileri sürülen iftiralara kanan, suizan ve gıybetlere dalan, karalama kampanyasına ortak olan müminleri anlamak mümkün değil.

TABLONUN SIRRI

Aylar önce, bir fotoğrafla alakalı sorular almış ve gereken cevabı vermiştik. Yine bir müfteri işi olduğu ve o türlü insanları muhatap almak istemediğimiz için meselenin üzerinde durmamıştık. Fakat son günlerde o fotoğraf bir kere daha ısıtılıp site site dolaştırılır oldu. Belki bazılarınız görmüşsünüzdür; bazı kirli eller tarafından servis edilen mesajlarda muhterem Hocamızın koltuğunun hemen üstünde asılı olan bir tablo “İlluminati Tarikatı” gibi yapılanmaların, gizli teşkilatların simgesi olarak gösteriliyor.

Diğer itham ve iftiraları bununla kıyaslamanız için servis edilen resim ile o fotoğraftaki tablonun aslını arz ediyoruz:

Birinci resimde daire içine alınıp gizli bir teşkilatın simgesi gibi gösterilen tablonun aslını ikinci fotoğrafta görebilirsiniz: Kıymetli bir insan, muhterem Hocamıza ne hediye edebileceğini düşünürken onun Ka’beye karşı sevgisi aklına geliyor. Bir şekilde elde ettiği Ka’be örtüsünü hediye etmeye karar veriyor. Fakat Ka’be örtüsünden alınan o mübarek parça istediği büyüklükte olmayınca kendince bir kompozisyon yaparak elindeki “mukaddes emaneti” iki yana sarkıtıp tam ortasına da Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in muazzez mührünü yerleştiriyor. Muhterem Hocamız da kutsal mekanlardan gelen o kıymetli hediyeyi “Oranın küçük bir parçasına bile kurban olurum; onun başımın üzerinde yeri var!” deyip koltuğunun üstüne astırıyor.

Heyhat ki, gördüğünüz gibi ehl-i kin ve garaz o muazzez levha ve o masum düşünceyi bile nasıl çarpıtıyor!..

Fakat, gerçekten müfteriyi anlayabiliyoruz; o kendi karakterini sergiliyor.

Sadece iki grubu anlayamıyoruz:

Birincisi, su-i zan, gıybet ve hele iftira haram olduğu halde bunlara bulaşabilen Müslümanları anlayamıyoruz.

İkincisi, şer şebeke her fırsatı ifsatta kullanırken -muhterem Hocamızın onca hastalık ve rahatsızlıklarına rağmen her gün sohbet edip ders yaparak terütaze hakikat buketleri gönderdiği halde- o hasbihalleri başkalarına ulaştırma gayreti bulunmayan, bir kişi daha duysun heyecanı taşımayan, hele bari kendisi için istifade yolları aramayan Hak erlerini hiç ama hiç anlayamıyoruz.

JİTEM DOSYASI : PKK YAYIN ORGANI ALGI OPERASYONU İÇİN ESKİ JİTEMCİ ABDÜLKADİR AYGAN’I MEŞHUR ETMEYE ÇALIŞIYOR /// İŞTE BUYRUN


KAYNAK : http://nasname.com/jitem-selahattin-demirtasa-yuklu-para-gonderdi/

“JİTEM Selahattin Demirtaş’a Yüklü Para Gönderdi”

Anayasa değişikliklerinin görüşülmesi ile birlikte başlayan ve Referandum kararıyla tırmanışa geçen PKK eylemlerinin yanı sıra, PKK-JİTEM VE MHP’nin Dörtyol’da aynı olayda buluşmaları ve aynı eylemin farklı aşamalarında yer alarak, birbirlerinin eksikliklerini tamamlamaları bizler için şaşırtıcı olmasa da,çoğu insanda şaşkınlık yarattı. Hem PKK, hem de JİTEM içinde yer alarak; karanlık, şaşırtıcı ilişkilere bizzat tanıklık eden A.Kadir Aygan, Nasname’nin güncele ilişkin sorularını yanıtlarken, aynı zamanda PKK’nin bugünlere evirilmesi sürecinin geçmişe dayandığına dair birçok veri sunuyor. Dörtyol buluşmasına(!) şaşıranlar bu röportajı okuduktan sonra bugünkü şaşkınlığın anlamsızlığını göreceklerdir.Çünkü buçirkin ilişkiler hep vardı ama bu kadar ele ayağa düşmemişti…

Nasname

Nasname: Abdulkadir, Türkiye’de askeri vesayet rejimine biraz dokunuldu mu, farklı farklı yerlerde duran güçlerin statükoyu koruma refleksiyle aynı cephede birleştiklerini görüyoruz. Örneğin; eskidençalıştığın ve birbirlerine düşmanmış gibi kabul gören PKK ve JİTEM türü yapılanmaların kısmi anayasa değişiklikleri için yapılacak olan Referandumda aynı cephede yer almış olmaları sence birçelişki değil mi?

Aygan: Bu durum, insanlarımıza acayip veya inanılmaz gelebilir. Ancak, PKK/Devlet ilişki ve etkileşiminin tarihi arka planını biraz bilenler açısından bu durum hiç de şaşırtıcı değildir.

Nasname: Nasıl yani?

Aygan: Bakın, ben PKK ile başlayan ve JİTEM ile devam eden trajik serüvenimi her fırsatta kamuoyu ile paylaştım. Bunun tekrarına girmeyeceğim. Ancak, PKK’nin ilk yıllarında farklı güç odakları ile kurduğu maddi işbirliği/bağlılık ilişkileri geliştikçe siyasi ve eylemsel işbirliğini de zorunlu kıldı. Düne kadar birbirlerine düşmanmış gibi topluma yutturulan MHP-CHP-DİSK-PKK-BDP ve Ergenekon benzeri yüzlerce paravan yapılanmalar mevcut hükümetin kısmi değişim ve demokratikleşme hamlelerine karşı ortak tavır alabilecekleri kimin aklına gelirdi? Bu alt-üst oluşun bir maddi dayanağı olmalıdır. Öyle değil mi?

Nasname: Öyle de, sence bu süreç nasıl işletildi veya işliyor?

Aygan: Sağcı veya Solcu, Kürd veya Türk, adına ne deseniz deyin bugün hepsini bir araya toplayan veya toplanmalarını zorunlu kılan temel olgu; Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşüm sürecine karşı direnmek, mevcut Kemalist/Militarist sistemi ilelebet yaşatmak amaçlanmaktadır, gerisi teferruattır.

Nasname: Kemalizm’in birer türevleri olan Türk Sol Örgütleri/Partileri ile ırkçılık/faşist MHP gibi güdümlü güçlerin bir araya gelmiş olmaları anlaşılır. Ancak, Kürdler adına siyaset yaptığını iddia eden PKK’nin de bunlarla ayna saflarda ve demokrasiye karşı ortak bir direnç odağı oluşturmuş olması birçelişki değil mi?

Aygan: Hayır. Bakın, halk arasındaçokça kullanılan bir deyim vardır; Kimin Eli, Kimin Cebinde diye… Buçok anlamlı bir deyimdir. Örneğin; bugünlere gelene kadar kimin eli kimin cebindeydi? Bu konuda uzun uzadıya sosyolojik ve siyasi tahlillere girmek benim kârım değildir. Ancak, geçmişte tanık olduğum bazı kirli maddi ilişkileri burada bilgilerinize sunacağım:

Henüz adı PKK değil iken, halk arasında ve Perinçek’in Aydınlık Dergisinde adımız ”APOCULAR” iken, Antep bölgesinde CHP fedaileri gibi hareket ettik. Bu fedailik karşılığında ise karakola düşen Apocuları kurtarmak görevi, CHP’li vekil ve başkanlara düşüyordu. Güneydoğu Birlik ve benzeri devletin ekonomik kurum ve kuruluşlarında ”Alım Experti” olan CHP’liler, Apocuların halktan topladığı kuru üzümleri ve fıstıkları değerinin üzerinden alıyor ve ödeme yaptırıyordu. (Apocuların getirdiği mallar isterseçürük ve küflü olsun, fark etmezdi) Ayrıca; o bölgede Apoculuk dışında gelişebilecek tüm devrimci, ilerici ve demokrat kesimlere karşı şiddet uygulanıyordu. Böylece her şey Apoculuğun tekeline geçti. Bu konuda da CHP’liler gereken işbirliğini yani Apoculara desteklerini esirgemiyorlardı. Urfa ve Siverek yörelerinde planlı ve bilinçli olarak geliştirilen aşiretçatışmalarına bir göz atalım. APOCULAR(PKK)’ın desteklediği aşiretler CHP’li olarak bilinir. Geçmişinde Kürd milliyetçiliği ve yurtseverliği olan aşiretler ise bilinçli olarak hedeflendi ve Derin Devlet’in safına itildi.

Nasname: PKK daha grup aşamasında iken de CHP’den destek mi alıyordu? Bu duruma bir örnek verebilir misin?

Aygan: Yukarıdaki cevabımda bahsettiğim gibi… Bölgede CHP’nin rahatça örgütlenebilmesi için sağcı kesim hedeflendi. Bu Eylemler aynı zamanda, 12 Eylül Askeri darbesinin şartlarını da olgunlaştırıyordu. Güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan PKK’liler, CHP milletvekilleri ve İl-İlçe başkanlarının devreye girmesiyle serbest bırakılıyorlardı. CHP yandaşı aşiretler desteklendi ve diğer partilere mensup aşiretlere saldırıldı. Bu durum; Kürdlerin sosyal, siyasal ve kültürel yapısında onarılmaz yaralar açtı. Taktik; tam da ”Böl Yönet” veya ”İti, ite Kırdır” taktiğiydi. PKK’nin yanlış politikaları sonucu birçok aşiret, Kürd kimliğini inkâr eden Kemalist sistemle işbirliğine girmek zorunda kaldı. (Bucak, Süleymanlar, Jirki, Goyan, Tatar, Tayan v.b.)

Nasname: Basına yansıdığı kadarıyla da olsa, PKK/Devlet ilişkisi artık konuşulmaya başlandı. PKK/Devlet ilişkilerine sen hiç tanık oldun mu?

Aygan: Henüz PKK saflarında iken tanık olduğum bir olayı anlatayım: Sınır boyundaki bazı karakol komutanları, köylülerin/kaçakçıların Haftanin bölgesindeki PKK kamplarına erzak göndermelerine göz yumuyorlardı. PKK militanlarının bölgelerinden geçiş yapmalarına müdahale etmiyor, ancak söz konusu bölgede eylem koymamalarını istiyorlardı. Sizce, bu durumda bir tuhaflık yok mu? Bahsettiğim olaylar, 1980-1990 yılları arasıdır. Ve Kuzey Kürdistan’da birçok yerde PKK tarafından köy katliamlarının yapıldığı yıllardır. Durum açıktır; TSK mensubu subaylar PKK’ye erzak gönderiyor ve ”Güney’den Kuzey’e geçebilirsiniz, fakat geçişinize göz yumduğumuzuçaktırmayın” diyor. PKK sorumlularından SelahattinÇelik’in, bizlere; ”İsveç TIR’larını yakın, şoförlerini öldürün” dediği yıllara denk düşüyor. Şu meşhur, ”Eruh ve Şemdinli Baskınları”na denk düşüyor…

Nasname: Abdulkadir, bu konuda daha net bilgi verebilir misin? Örneğin; PKK/Devlet tarafında kimler o zaman o alanlarda görevliydiler? Ayrıca, SelahattinÇelik’i sık sık gündeme taşıyorsun, onun dışında PKK adına ilişkileri yürüten başka kişiler yok muydu? Neden hep SelahattinÇelik?

Aygan: SelahattinÇelik veya bir başkasıyla kişisel sorunum olamaz. Şahsi sorununu, kinini toplumsal meselelerin önüne koyan insanlar dürüst olamazlar.

Bahsettiğim yer ve zamanda; Öcalan Şam’da idi. Pratik Yürütmeyi Abbas’a (Duran Kalkan) devretmişti. Zaten hiçbir zaman Öcalan’ın kendisi pratik yürütmenin başında bulunmadı. Hep; örgütü uzaktan kumandayla yönetti. Duran Kalkan’la birlikte, Cemil Bayık, Ali haydar Kaytan, Halil Ataç ve SelahattinÇelik sınırdaki örgütü idare ediyorlardı. Örgüt içi tasfiyeler, infazlar, sınır boyunca uzanan 30 kilometrelik (İran-Irak-Türkiye) bir sahanın sadece PKK denetimine geçirilmesi (aslında, tampon bölge) için IKP ile girilen silahlıçatışmalar bu döneme tekabül eder.

Nasname: Abdulkadir, yukarıda; “PKK’nin ilk yıllarında farklı güç odakları ile kurduğu maddi işbirliği/bağlılık ilişkileri geliştikçe, siyasi ve eylemsel işbirliğini de zorunlu kıldı.’ Dedin. Bundan ne anlamak lazım?

Aygan: Bahsetmek istediğim ”maddi” konu şudur: Kavgasız/çatışmasız bir ortamda haksız kazanç sağlamak pek mümkün değildir. Mesela; silah kaçakçılığı, uyuşturucu kaçakçılığı, haraç toplama, bir takım insanlardan şantaj yoluyla veya ”şu kadar miktar verirsen, şu işini halederiz” gibi yöntemler ancak kargaşa ortamında uygulanabilir. Mevcut ortam; kirli işlerden rant elde edenlerin işine yarıyor. Hatırlarsınız; YEŞİL lakaplı kontracı Van’da PKK yandaşı olarak bilinen ve uyuşturucu ticareti yaptığı iddia edilen “Tilki Selim‘ lakaplı Selim Işık denen şahsa telefon açıyor ve ”beni iyi dinle, yalnız yedirmezler, yalnız yemeye kalkarsan kustururlar” diye uyarıda bulunuyor. YEŞİL’in bu konuşması aslında var olan bir gerçeği dile getiriyor. Yani; ”PKK’li de olsan, yasadışı işini yürüt, fakat devlet içerisineçöreklenmişçetelere de payı ver”… Özel Harp Dairesi’nin birer taşeron örgütleri olan Ergenekon/JİTEM/PKK gibi odakların insanları pervasızca ”Faili Meçhul” ettiği yıllarda da kirli maddi ilişki devam etti.

Örneğin: 1990’lı yıllarda, PKK tarafından ”Amed Eyaleti” olarak adlandırılan; Diyarbakır-Muş-Bitlis-Elazığçevresinde bir ara PKK kontrolü ele almış gibi görünüyordu. Hiçbir iş adamı veya Devlet, o bölgeye yatırım yapmak, hizmet götürmek, (yol v.s.) gibi girişimlere cesaret edemiyordu. Fakat bu işin tezgâhı Diyarbakır merkezde kurulmuştu:

Üç-dört inşaat şirketi ihaleleri alıyor, fakat JİTEM ve Cemal Temizöz‘ün has adamı olan Abdulhekim Güven’e devrediyorlardı. A.Hekim Güven ise, işi hem Ankara’daki bazı MHP’lilere (bir keresinde birlikte gittik ve MHP’den Cumhur… diye biriyle görüştük) hem de ANAP içindeki bazı milletvekillerine yüzdelikler vererek halediyordu. (partililere verilen pay idi) Ankara’da iş bağlandıktan sonra sıra ”bölgeye hâkim olan” PKK’ye geliyordu. PKK’nin JİTEM’e olan minnettarlığından mıdır veya paraya olan düşkünlüğünden midir bilinmez ama yüzdeliklerini alınca her türlü yol ve inşaat makinesi o bölgede (Lice-Kulp) korkusuzcaçalışmaya başlardı. Bu ortamda yapılan işin kalite kontrolü yapılamadığından en ucuz malzeme ile iş bitiriliyor ve büyük kazançlar elde ediliyordu. JİTEM’ci Abdulhekim Güven’in aracılığı ile yol yapılan bölgede PKK’li grupların gündüz gözüyle futbol ve voleybol oynadıklarını duymayan yoktu. Halkın deyimiyle; Kuş uçurtmuyorlardı, fakat bir JİTEM’ci-İtirafçı kişi maddi menfaat karşılığı orada iş yapma izni alabiliyordu…

Nasname: Abdulkadir, Abdulhekim Güven bu işi yaparken PKK ile ilişkide olduğu kimseyi biliyor veya hatırlıyor musun?

Aygan: Aradançok zaman geçti, hatırladıklarımı sayayım: A.Güven; Kaya inşaat’ın sahibi Ali İhsan Kaya, Emniyet Müdürlüğü bitişiğindeki bir mühendislik bürosunun sahibi Yılmaz…… Zaza Ramazan, ……inşat firması sahipleri Dicleli Abdurrahman ve Fethi kardeşler (Bunlar Ensarioğlu’nun aşiretindendirler), Cizreli Özalp İnşaat sahiplerinden Hasan Özalp, Diyarbakır’daki bazı Kürdçe Kurs Dershanelerinin öğretmenleri, Akdeniz İnşaat firmasının sahibi Şırnaklı İsmail Tuluk, Avukatlardan; Ersin Toy, Selahattin Demirtaş’ın kardeşi, Nizip’te; MHP’li Enver….., Antep’te; Cizreli zenginlerindenÇatuk Otelinin sahibi…… Kulp’tan hem JİTEM elemanı hem de PKK milisi ve aynı zamanda İstanbul’daki uyuşturucu trafiğini iyi bilen Kulplu Memet ve şu an ismini hatırlayamadığım birçok kişiyle irtibatta idi. Aklıma gelmişken söyleyeyim; Hürriyet Gazetesinden Naci Sapan‘la da iyi anlaşırdı. Bakın, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi-Anıt Park yapım ve onarım işinde de yine aynı kişi aracı olmuştur. İhale Şırnaklı İ.Tuluk’a devredilmiştir. Bu şahıs da JİTEM komutanlarından Cemal Temizöz’ün ahbaplarındandır. Diyarbakır gibi bir yerde DTP’nin yönettiği Belediye, JİTEM’ci ve İtirafçı Abdulhekim Güven’e ihale veriyor. Bunun yorumunu sizlere bırakıyorum… Vermiş olduğum bu kısa örneklerin dışında; Kürd coğrafyasında süregelençatışmalı durumdan faydalanarak, servet sahibi olan TSK mensupları, Emniyet mensupları ve Korucu başları da vardır.

Nasname: Bunlara örnek verebilir misin?

Aygan: Hem JİTEM komutanları hem de Güney’deki PKK sorumluları arasında mekik dokuyan, bu arada işini (silah ve uyuşturucu ticareti) yürüten bazı kişiler de bilgim ve duyumlarım arasındadır.(Silopi dekiÇimen lokantasının sahibi Hasan Barkın‘ın babası Keko lakaplı Abdullah Barkın) Yine; kirli savaşın leş kargalarından olan YEŞİL lakaplı Mahmut Yıldırım’ın defalarca Muş’taki Zangok Oteli’ne konuk olduğu, otel sahipleri Sakık kardeşler tarafından kıymetli misafir gibi karşılandığı, ”hoş geldin Tim Ahmet abi” diye kendisine hitap edildiği kamuoyunun malumudur…

Şu an BDP başkanı olan şahsın, evlilik safhasında kardeşi vasıtasıyla JİTEM’ci Abdulhekim Güven’den yüklü miktarda para yardımı aldığı bilgim dâhilindedir.

Nasname: Abdulkadir, yani sen JİTEM elemanı Abdulhekim Güven’in BDP’nin şimdiki eş başkanı Selahattin Demirtaş’a yüklü miktarda para verdiğini mi iddia ediyorsun?

Aygan: Bu olayı bizzat kendisinin ağzından duydum. D.Bakır Ordu evi bitişiğindeki Sinemanın teras katındaki içkili restaurantta bana anlattı. Yanımızda Selahattin Demirtaş’ın kardeşi olarak tanıttığı bir şahıs da vardı. Şahıs lavaboya gidince Abdulhekim bunları bana anlattı. Hepsi yaşıyor, yalan iseçıkıp söylesinler…

Nasname: Başka eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Aygan: Yukarıda saydığım kirli ilişkiler gözümün önüne gelince referandumda dışa vuran şer cephesinde yer alanların işbirliğini normal karşılıyorum.Çünkü Onlar; geçmişten beri birbirlerini besleyen, birbirlerine göbekten bağlı olan, karşıtmış gibi görünmeyeçalışsalar da aslında aynı amaca hizmet eden ”üçüzler”dir”. Temel gıdaları da halkların kanıdır. Yaşam alanları ise kavga, kargaşa ve kaos ortamıdır… Sivrisinekler nasıl ki bataklık ortamlarda ürüyorlarsa, bunlarda varlıklarını kargaşa ortamına borçludurlar. Bu yüzden, demokratikleşme, şeffaflaşma yönünde atılacak her adıma köstek olurlar.

Bence; Öcalan ve PKK’si başından beri bir derin devlet projesi idi. Biz bunu göremedik. Kürdlerin ulusal taleplerini dile getirebilecek oluşumlara karşı kurulmuş bir TRUVA ATI olduğunu deneyimlere dayanarak rahatlıkla söyleyebilirim. Ve ne yazık ki, Kürd halkının meşru davasını uluslararası alanda terörize etmeyi, Kürd coğrafyasını insansızlaştırmayı ve Kürdistani tüm dinamikleri tarumar etmeyi başarmıştır…

Nasname: Bu söyleşinizden dolayı teşekkürler, umarız hafızaların tazelenmesine bir katkısı olmuştur.

Aygan: Ben teşekkür ederim ve bu kirli tezgahın bozulması için üzerime düşeni esirgemeyeceğim…

Nasname/Röportaj

12.08.2010