SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// HÜSEYİN ŞUBUKŞİ : Putin’in riski : Petrol fiyatı 20 dolara düşebilir


Putin’in riski : Petrol fiyatı 20 dolara düşebilir

Fırtınanın ortasında görüş zorlaşır. Dünya ekonomilerini tahrip eden örnek fırtına ise daha başlangıç aşamasında. Fırtınanın belirtileri, koronavirüsünün etkilerinin dünyanın dört bir yanına yayılması ile oluşmaya başladı. Koronavirisü dünyayı özel bir durgunluğa soktu. Ama öldürücü teknik darbe, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ile Rusya arasındaki OPEC Plus anlaşmasının tamamen çökmesinden sonra geldi. Anlaşmanın çökme nedeni, Rusya’nın dünyanın yaşadığı ağır ekonomik koşulları göz önüne alarak üretimi azaltmayı reddetmesi dolayısıyla OPEC ile çok şiddetli bir fiyat savaşına girmeye karar vermesidir. Bu da, 1991’den bu yana petrol fiyatlarında en kötü ve hızlı düşüşe, istisnasız dünyadaki tüm finansal piyasalarda büyük bir çöküşe neden oldu. Bu durum, yatırımcılar arasında finans ve iş sektörleri arasında şiddetli bir korku ve endişe dalgası yarattı.

Petrol fiyatı 20 dolar seviyesine kadar düşecek gibi görünüyor. Rusya ile koordineli bir Venezuela hareketlenmesi fiyatlarda bir iyileşme sağlayabilir ama bu iyileşme devam etmeyecektir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ülkesinin ekonomisini benzersiz bir katılıkla yönetiyor.

Rus ekonomisi zayıf ve kırılgan. Gerçekte büyüklük olarak İtalyan ekonomisinden daha küçüktür. Yaklaşık olarak İspanya ekonomisi büyüklüğündedir. Rusya dışında hiç kimse dünya çapında başarılı 10 Rus şirketi ve ürünü sayamaz çünkü Ruslar daha çok petrol, doğalgaz, buğday, ahşap, çelik ve silah endüstrisine güveniyorlar. Ekonomi, bizzat Rusya Devlet Başkanı’na yakın çevrelere bağlı gruplar tarafından kontrol ediliyor.

Vladimir Putin, kaos koşullarından en iyi şekilde yararlanmak gerektiğine inanan bir istihbarat adamı. Bugün dünyanın tamamı bir bilinmezlik döneminden, sonu belirsiz karanlık bir tünelden geçiyor. Putin de bunu, OPEC ülkeleri ile kaya gazı ve petrolü ihraç eden ABD pahasına küresel petrol ve doğalgaz piyasasındaki payını büyütmek için uygun bir fırsat olarak görüyor.

Rusya, Akdeniz havzasında keşfedilen etkileyici doğalgaz kaynakları, İran, Libya, Irak ve Venezuela gibi etkili oyuncuların çeşitli nedenlerle piyasanın dışında kalmaları sebebiyle doğalgaz ve petrol haritasında büyük bir değişiklik olacağına inanıyor. Bu nedenle Rusya, sonuçları iyi hesaplanmamış bir maceraya benzeyen bir fiyat savaşı istedi.

Hala başlangıç aşamasındayız. Fiyatlar daha da düşecek. Önümüzde oldukça zorlu bir üç ay var.

Putin’in saygı duyduğu siyasi partiler, önemsediği bir parlamento, korktuğu bir yargı yok. Bu yüzden aldığı tüm siyasi, askeri ve ekonomik kararlarla her zaman uluslararası kurumlara ve anlaşmalara meydan okuyor. Ukrayna ve Suriye macerası da bunun kanıtıdır. Dolayısıyla koronavirüsü sorununun basit bir sorun olduğu ve günler içinde sona ereceği gerekçesi, Putin’in almış olduğu ve bedelini dünyanın ödediği bir riskin bencilce basitleştirilmesidir.

Hüseyin Şubukşi
Şarkulavsat

RUSYA DOSYASI : KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam


KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam

Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Rus liderlerin iktidara giden yolu yüzyıllar boyunca hep farklılık gösterdi.

Çarlar doğuştan iktidar hakkına sahip oluyordu; Vladimir Lenin devrimle iktidara gelmişti; Sovyet Komünist Partisi’nin genel sekreterleri politbüroya parti kademelerinde tırmanarak geliyor, ülkenin başına geçme sırasını bekliyorlardı.

Ancak yirmi yıl önce Vladimir Putin‘e Kremlin’in anahtarı altın bir tepside sunuldu. Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Peki ama neden Vladimir Putin?

‘Muhteşem bir yardımcı’

Valentin Yumaşev, Vladimir Putin’in Rusya Federasyonu başkanlığına getirilmesinde kilit bir rol oynayan bir isim. Eski bir gazeteci olan Yumaşev, bugün Kremlin’in önemli yetkililerinden biri ve basına çok nadir konuşmasıyla biliniyor. Ancak BBC’yle görüşmeyi ve hikayesini anlatmayı kabul etti.

Yumaşev, Boris Yeltsin’in en güvendiği danışmanlarından biriydi. Daha sonra Yeltsin’in kızı Tatyana’yla evlenerek önce damadı, ardından da özel kalem müdürü oldu. 1997’de Putin’e Kremlin’deki ilk görevini veren kişi de oydu.

"Yeltsin’in eski özel kalemi görevden ayrılırken bana yardımcılık yapacak çok güçlü bir isim tanıdığını söyledi," diye anlatıyor Yumaşev.

"Böylece beni Vladimir Putin’le tanıştırdı ve birlikte çalışmaya başladık. Putin’in muhteşem bir iş çıkaracağını hemen anladım. Yaratıcı fikirler geliştirmekte, analizlerde ve inandığı bir görüşü savunmakta üzerine yoktu."

Peki bu adamın günün birinde devlet başkanı olabileceği hiç aklından geçmiş miydi?

"Yeltsin’in aklında birkaç aday vardı: Boris Nemtsov, Sergey Stepaşin ve Nikolay Aksenenko gibi. Yeltsin’le birlikte halefinin kim olacağı konusunda birçok görüşme yaptık. Bu görüşmelerden birinde Putin’den de söz ettik.

"Yeltsin bana Putin hakkında ne düşündüğümü sordu. Bence muhteşem bir aday olur, diye yanıtladım. Bence kesinlikle onu göz önünde bulundurmalısınız, dedim. İşleri ele alış biçimine bakınca çok daha büyük görevlere hazır olduğunun anlaşıldığını söyledim."

Ama Putin’in KGB geçmişi kendisi için bir dezavantaj mıydı?

"Putin gibi birçok KGB ajanı, kurumun itibarını kaybettiğini fark edip istifalarını sunmuşlardı. Eski bir KGB ajanı olmasının bizim için hiçbir önemi yoktu. Putin bir liberal ve bir demokrat olduğunu defalarca kanıtlamış, piyasada reformlar yapmaya devam edeceğini göstermişti."

Gizli devir teslim

Ağustos 1999’da Boris Yeltsin, Vladimir Putin’i başbakan olarak atadı. Bu, Yeltsin’in Putin’i devlet başkanlığına hazırladığının açık bir işareti olarak yorumlandı.

Yeltsin’in bir yıl daha görevde kalması bekleniyordu, ancak Aralık 1999’da sürpriz bir şekilde görevi bırakmaya karar verdi.

"Yeni yıla üç gün kala, Yeltsin Putin’i konutuna çağırdı. Görüşmede benim ve yeni özel kalem müdürü Aleksandr Voloşin’in de bulunmasını istedi. Putin’e Temmuz’a kadar görevde kalmayı düşünmediğini, 31 Aralık’ta devlet başkanlığından istifa edeceğini açıkladı.

"Bu bilgiye çok az insan haizdi: Ben, Voloşin, Putin ve Yeltsin’in kızı Tatyana. Yeltsin karısına bile bir şey söylememişti."

Valentin Yumaşev, Yeltsin’in istifa konuşmasını kaleme almakla görevlendirildi.

"Yazması çok zor bir konuşmaydı. Tarihe geçeceği aşikar olan bir metindi. Verilecek mesaj çok önemliydi. O nedenle o meşhur ‘Beni affedin’ cümlesini de ekledim.

"Ruslar 1990’lı yıllarda büyük acılar çekmişlerdi. Yeltsin’in bu konuya kesinlikle değinmesi gerekiyordu."

1999 yılının yılbaşı gecesi, Boris Yeltsin Kremlin’deki son ulusa sesleniş konuşmasını kaydetti.

"Odada bulunan herkes şoka girmişti. Metni kaleme alan ben hariç. İnsanlar ağlamaya başlamışlardı. Çok duygusal bir andı.

"Ama haberin dışarı sızmaması çok önemliydi. Resmi açıklamaya daha hala dört saat vardı. Dolayısıyla kimsenin odadan ayrılmasına izin verilmedi. Kapı dışarıdan kilitlendi.

"Kaydı aldım ve televizyon kanalına gittim. Yeltsin’in konuşması öğlen saatinde yayımlandı."

Vladimir Putin geçici devlet başkanı ilan edildi. Üç ay sonra da başkanlık seçimlerini kazandı.

‘Ailenin bir üyesi mi?

Valentin Yumaşev, çoğu zaman ‘Aile’nin bir üyesi’ olarak anılır: Aile ile kast edilen 1990’lı yılların sonlarında Boris Yeltsin’in kararlarını etkilediği düşünülen yakın çevresidir.

Yumaşev, bu Aile iddiasının ‘bir mit, bir uydurma’ olduğunu savunuyor.

Ancak 1990’lı yılların sonlarında, Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in sağlığı kötüleşirken, ailesi, dostları ve bazı iş adamlarından oluşan yakın çevresine giderek daha fazla itimat ettiği biliniyor.

Siyaset bilimcisi Valery Solovey, "Putin’in çevresindekilerin böylesi bir etkisi yok," diyor.

"Putin’in fikirlerini aldığı iki grup insan var: Biri Rotenberg kardeşler gibi çocukluk arkadaşları, diğeri de Sovyet KGB’sinde hizmet etmiş kişiler.

"Ama Putin bu insanların sadakatini de gözünde çok büyütmüyor. Yeltsin aile üyelerine güvenirdi. Putin’in ise güvendiği hiç kimse yok."

‘Hiçbir pişmanlığım yok: Ruslar Putin’e güveniyor’

Putin, önce devlet başkanı sonra başbakan olarak yirmi yıldır Rusya’da iktidarı elinde tutuyor. Bu süre zarfında iktidarın kendisinin etrafında dönmesini sağlayacak bir sistem inşa etti. Onun yönetiminde Rusya, giderek otoriterleşen ve demokratik hak ve özgürlüklerden uzaklaşan bir ülkeye dönüştü.

Solovey, "Yeltsin bir misyonu olduğuna inanıyordu. Putin de öyle," diyor. "Yeltsin kendisini Musa olarak görüyordu. Ülkesini komünizmin köleliğinden kurtarmak istiyordu."

"Putin’in misyonu ise geçmişi geri getirmek. ’20’inci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi’ olarak nitelendirdiği SSCB’nin çöküşünün intikamını almak istiyor. O ve çevresindeki eski KGB ajanları, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının Batılı istihbarat servislerinin işi olduğunu düşünüyorlar."

Bugünün Vladimir Putin’i, Yumaşev’in hatırladığı liberal figürden epey uzak. Peki Putin’in eski patronu, ona Kremlin’in anahtarını sunduğu için pişmanlık duyuyor mu?

"Hiçbir pişmanlık duymuyorum," diyor Yumaşev. "Rusların Putin’e halen güvendikleri çok açık."

Ancak Yumaşev, Boris Yeltsin’in istifasının tüm Rus liderlere bir ders olması gerektiğini düşünüyor:

"Zamanı geldiğinde koltuğu bırakmak ve gençlere yer açmak, çok mühim bir ders. Yeltsin için bu çok önemliydi."

KGB (RUS ESKİ GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI /// Adelina Sfishta : Putin’in Balkanlar’daki uzun kolları


Adelina Sfishta : Putin’in Balkanlar’daki uzun kolları

Kısa süren “1917 Ekim Devrimi” romantizmi sonrası, “Osmanlı İmparatorluğunun esas yıkıcısı” Çarlık Rusya’sının misyonuna hızla dönen “Ruslar”, yeni maskeleri olan “sosyalizmin yumuşak gücüyle” geri dönüş yapmış ve Stalin gibi diktatörlerle yepyeni bir yolculuğa çıkmıştı.

Sosyalizm soslu yeni Rus emperyalizmi; Güney Kafkaslar, Orta Asya, Doğu Avrupa ve Balkanlar’da hızla genişledi. Askeri işgaller birbiri peşi sıra geldi. Ardından Ortadoğu ve Afrika’ya yayıldı, devrin en büyük askeri gücü “Varşova Paktı” kuruldu.

Ruslar; “anti Amerikancıları” ve “antikapitalistleri” kolaylıkla peşlerine takmıştı bu maceranın.

Ancak, soğuk savaşın ağır yükünü kaldıramayan Rus emperyalizmi; Afganistan işgali sonrası gelen süreçte, hem ekonomik açıdan, hem de toplumsal açıdan hızla çöktü.

1991’de SSCB dağıldı. Bağımsızlıklarını ilan eden devletlerden 12’si yeniden bir araya gelerek, “Rusya Federasyonu” adı altında, ideolojisi tam kestirilemeyen bir yapı oluşturdu.

Sürdürülebilir Rusya; Sibirya’dan Ukrayna’ya, Kuzey Denizinden Gürcistan-Kazakistan-Moğolistan hattına kadar, çoğunluğu Müslüman ve Türki topluluklara ait petrol ve gaz yatakları ile madenler ve kereste ormanlarını elinden asla bırakmadı. Ve elbette sömürü devam etti.

Ruslar, terk etmek zorunda kaldıkları coğrafyalarda; harabeye dönmüş ülkeler, değerlerini kaybetmiş toplumlar, gelişmemiş teknolojiler kullanarak yağmaladıkları yeraltı yerüstü kaynakları, çürümüş teknolojiler-fabrikalar, fuhuşu geçim kaynağı yapmak zorunda kalan kadınlar, alkolik erkekler, etnik azınlıklara teslim edilmiş KGB’nin uzantıları yönetimler, yeniden dönme zamanına “ayarlanmış” etnik Rus azınlıklar, bırakmıştı.

Bu süreçte kendisinden çok şey beklenen Türkiye; boşa harcanan 15 yıllık sürede, Kafkaslar ve Orta Asya’da, Türki devletlerin olduğu bölgelerde, “anlamlı” tek bir adım dahi atamadı. Rusların “nöbete diktiği” etnik azınlıkların kontrolündeki yönetimlere tesir edemedi. Avrupa ve ABD ise bu süreçte ciddi mesafeler kat etti. Ukrayna dahil, Rusya sınırına kadar olan bütün bölgeler-ülkeler, Belarus hariç, ABD-NATO-AB üçlüsü tarafından etki alanına alınabildi. Bu ülkelerden bazıları AB’ye, bazıları NATO`ya dahil edilerek “geri dönüşsüz” kılındı.

Ordusuna yiyecek ekmek bulamayan Rusya, 2000 yılında Putin’in gücü ele geçirmesinden sonra toparlanma sürecine girdi. Artık devlet mekanizması yeni bir konseptle inşa ediliyordu: “İstihbarat devleti konsepti”. Putin Rus devletini tepeden tırnağa, “Rus Mefkuresine-Avrasyacılığa” inanmış “sadıklardan” oluşan, bir “istihbarat devleti” olarak inşa ediyordu.

Putin; “Emperyal mefkurelere sahip” Çarlık Rusya’sını, Sovyetleri, Varşova paktını kurmuş Rusları yeniden ayağa kaldırmayı, Rus Ortodoks kilisesinin “derin çalışmaları” ile süslenerek, “Slav sadakati” ile beslenmiş paramiliter ekipleri ile “uçlarda” rejim dizayn etmeyi, görkemli konvansiyonel ordusu ile ABD ve NATO’yu caydırmayı hedef edinen yeni bir Rus imparatorluğu kurmayı, yani “Avrasyacılık mefkuresini”, yapılacaklar listesinin “en tepesine” yerleştirmişti.

Putin ilk önce Rusları toparladı, sonra ona katılmaktan başka çare bulamamış, onun “Tatarlar” dediği, “Kıpçak boylarını” demir yumruğu ile zapturapt altına aldı. Devleti ve zenginlikleri sömüren oligarkları ya içeri tıktı, ya da yurt dışına sürgün etti. Servetlerine el koydu.

Putin sadece içerisi ile yetinmedi. Sovyetler Birliği dağılma sürecinde kendisinden kopan, Kafkaslar- Orta Asya ve Doğu Avrupa’daki toplam 14 devleti; oralara yerleştirdiği Rus etnik unsurlarını kullanarak, bu ülkelerdeki etnik azınlıklarla desteklediği diktatörleri iktidarda tutarak, paramiliter unsurlarla bazı ülkelerde darbeler yaparak, gerektiğinde de bazı ülkeleri fiilen işgal ederek kendine bağlı kalmalarını sağladı.

SSCB’den kopan, Avrupa’nın güvenliği için hayati derecede önemli, NATO stratejik ağı için son derece gerekli; Doğu Avrupalı Estonya-Letonya-Litvanya Rusya’dan zor da olsa koparılabildi.

Ukrayna malum. Kırım ve Ukrayna’nın doğusu Rusya’nın işgali altında. Karadeniz’deki limanlarının bir kısmı Rus işgalinde. Moldova; Rusya’nın kontrol ettiği siyasi partileri ve bölgede bulundurduğu askeri unsurları ile Rusya tarafından kilitlenmiş durumda. AB, üyelik sürecini yarıda kesmek zorunda kaldı.

Bulgaristan NATO’ya dahil olmasına rağmen, büyük badireler atlatarak AB çıpasına güçlükle tutunabildi. Sırbistan sadakatini ispat edebilmiş ve halen Rusya’ya bağlı ve en yakın partneri.

Güney Kafkas ülkeleri ve Orta Asya ülkeleri, hala diktatörlerce idare ediliyorlar ve Rusya’ya bağlılar. Sadece Gürcistan çırpınıyor bağımsız olabilmek için.

Gelelim Putin`in Balkanlardaki uzun kollarının yaptıklarına.

Putin ne istiyor bu “küçük” Balkan ülkelerinden?

Karadeniz havzasındaki stratejik mücadele malum. Rusya ve ABD Karadeniz üstünlüğünü oldukça önemsiyorlar. Kafkasların deniz desteği açısından önemli olmakla birlikte, Balkanların güvenliğini de oldukça etkileyen bir konumda Karadeniz. Özellikle “Doğu Balkanlar” açısından. Rusya’nın EGE ve Adriyatik’e açılımını sağlayacak kritik bir bölge Balkanlar.

Şunu da gözden uzak tutmamalıyız: Türkiye’nin Azerbaycan ve Türkmenistan üzerinden gerçekleştirmeye çalıştığı yeni enerji koridorları ile Doğu Akdeniz’de yeni keşfedilmiş zengin hidrokarbon yataklarının AB projesi haline dönüşerek, EGE üzerinden Avrupa’ya aktaracak yatırımların “kararlılıkla” yapılmaya başlanması, Rusya’nın Avrupa üzerindeki “el üstünlüğünü” oldukça azaltacak. Söz konusu projelerin Rusya tarafından Balkanlar üzerinden etkilenmesi dikkate alınması gereken stratejik bir gereklilik.

ABD ve NATO’ya ilaveten, yeni yükselen ve çok uzak olmayan bir zaman içinde “kendi ordusunu da kuracak” ekonomik güç AB’nin, Rusya üzerindeki etkisini minimize etmek zorunda Putin. Rusya’nın, AB’nin yükselişini “bozmaya” yatırım yapması, “gücün oluşmasını önlemesi” ve “gücün yükselişinin sınırlandırılması” gerekiyor.

Bu nedenle Putin; İspanya’dan, Almanya’ya, AB birlikteliğine razı olmayan bütün nasyonalist hareketlere “açık veya örtülü”, “fiziki veya sanal” gerekli desteği sağlamakta ve bütün reaksiyoner hareketlere “müdahil” olmakta. Brexit kampanyası sırasında sosyal medyayı manipüle ederek, AB’den çıkışı teşvik etmesi, Katalanların sosyal medya üzerinden organize olmalarına katkı sağlaması böyle okunmalı.

Putin ayrıca; İtalya- Macaristan gibi, AB genel politikalarına karşı çıkan ülkeleri, AB projesinin temelini teşkil eden insan hakları-hukukun üstünlüğü ve demokrasi değerlerini önemsemeyen “otokrat rejimleri” “şevkle” desteklemekte, bu tür yönetimleri “balans bozucu” olarak kullanmakta.

Putin’in Balkanlarda; Slav ve Slavyen unsurlara, sosyolojik birliktelik-yakınlık nedeniyle, özel önem verdiğini belirtelim. İkinci önceliğinin ise, “Ortodoksluk aidiyeti” olduğunu belirtmek yanlış olmaz. Üçüncüsü ise, NATO ve AB genişlemesini geciktirecek çatışma alanlarını canlı tutmak. Siyasi liderleri ve ülkeleri “ahlaksız-ilkesiz davranışlara” iterek, ülkelerin “raydan çıkışını kolaylaştırmak”ta.

Putin’in Balkanlarda uyguladığı ana strateji Sırplara dayanmaktadır. Sırbistan askeri ve ekonomik açıdan güçlü tutulurken, Bosna Hersek devleti federasyonlarından biri olan Sırp Cumhuriyeti’ni; Bosna Hersek Devletinin inşasını kilitlemek, Bosna Hersek’in AB ve NATO`ya üyeliği sürecini bloke etmek, gerektiğinde askeri bir tehdit olarak, genel Balkan istikrarsızlığı için rezerv güç olarak hazırlamak, temel eksen olarak belirlenmiştir.

Putin Sırbistan ve Sırp Cumhuriyeti federasyonunun dışındaki Sırpları da son derece etkin olarak kullanmaktadır. Karadağ ve Kosova’daki hayli yüksek sayıdaki etnik Sırpları, “ülkeleri ile barışmayan” bir çizgide tutarak, bu iki ülkenin “istikrarsızlığını” artırmaya çalışmakta. Kosova-Sırbistan kalıcı barışının sağlanmaması da Putin’in ana hedeflerinden birisi. Barışa hizmet eden Sırp politik liderlerin cinayetlere kurban gitmesinin ardında uzun kolları aramak gerek. Bir türlü aydınlatılamayan Sırp Oliver Ivanoviç cinayeti gibi.

Makedonya ve Bulgaristan’da ise “Bulgar ve Makedon nasyonalistlerini-kralcıları” destekleyerek, bu ülkelerin iktidarlarını ele geçirmeye çabalamaktadır. Bulgaristan’da cumhurbaşkanı, Makedonya’da ana muhalefet Rus destekçisidir.

Putin’in uzun kolları Arnavutluk’ta; bir yandan suça ve yolsuzluklara bulaşan Sosyalist Parti lideri Edi Rama’yı ülkede hukuk ve demokrasi yolunun açılmaması için desteklemekte, diğer yandan ana muhalefet Demokrat Parti’nin lideri Lulzim Basha’nın Trump’la görüşebilmesi için 1 milyon dolar lobi parasını sağlayabilmektedir. Amaç iki tarafın “çatışma kapasitelerini” diri tutup, ülkeyi kilitlemek ve AB’ye üyeliği geciktirmek.

Kosova’da iktidarı bırakmak istemeyen, yolsuzluklara bulaşmış siyasilerinin Rusya’nın desteğine talip oldukları “pis kokuları” yükselmekte.

Bütün bu stratejik yaklaşımlar “hibrit bir anlayış” içinde, Putin’in uzun kolları tarafından uygulanmakta ve Balkanlarda önemli rejim tanzim etme işlerine girişilmekte.

İlk uzun kol operasyonu Karadağ’da gerçekleştirildi.

Bu operasyonda, başbakanı devirip Karadağlı Sırpların desteği ile Rus-Sırp yanlısı bir yönetim iş başına getirilmek istendi. Amaç Karadağ’ın NATO`ya girişini önlemekti. 2 Rus askeri istihbarat (GRU) elemanının, 20 Sırbistan vatandaşının organize ettiği “darbe” bastırıldı.

Putin’in uzun kolları Makedonya’da ise, seçimleri kazanmış partiye iktidarı devretmemek için, Makedonya parlamentosunu bastırttı. Rusya’ya bağlı kralcı partinin, Sırp ve Rus paramiliter unsurlar desteğinde, parlamentoyu işgali, büyük güçlüklerle aşılabildi. Makedonya’nın Rus kontrolünde kalabilmesi için, “nasyonalizm sosuna bulandırılmış” paramiliter bir Rus istihbarat darbesi yapılmak istendi.

Eski Bulgar milletvekili ve “Russophiles Ulusal Hareketi” STK başkanı Nikolay Malinov Rusya lehine casusluk eyleminde bulunmakla, iki Rus merkezli kuruluş adına kara para aklama ve devlet sırlarını Ruslara vermekle suçlandı. Rus istihbarat memuru Leonid Reshetnikov’un Bulgaristan’a girmesi yasaklandı.

Yunanistan’da ise; Yunanistan ve Makedonya arasındaki tarihi anlaşmazlıkları giderip, Makedonya’nın NATO ve AB’ye üyeliği yolunu açacak anlaşma sürecine müdahale eden, bu maksatla Yunan ve Makedon nasyonalistlerinin anlaşma aleyhine gösteriler düzenlemesi için maddi destek sağlayan, Putin’in uzun kolları açığa çıkarıldı ve sınır dışı edildi.

Putin ayrıca; “gecenin kurtları” denilen, Rus Ortodoks kilisesinin emperyal fikirlerinden beslenen paramiliter yapıları kamplarda eğitip kullanıma hazırlamakta. Söz konusu paramiliter unsurlar şimdilik Sırbistan ve Bosna Hersek Sırp federasyonu ile sınırlı. Kafaları yıkanan bu insanlarla adeta “Balkan çeteciliği” yeniden hortlatılmakta.

Putin’in Balkanlardaki istihbarat merkezi ve paramiliter operasyon merkezi, Sırbistan’ın Niş şehrine yakın bir bölgede. “Russian-Serbian Humanitarian Centre” olarak insani yardım amaçlı yapılanmış ve bütün personeli diplomatik pasaportla koruma altına alınmış.

Yazacak daha hayli mesele var ama yazı da okuma sabrınızı zorlayacak kadar uzadı.

Putin’in uzun kolları hiç durmaz ve Balkanlarda da durmuyor.

Türkler tarihlerini iyi okumalı. Peşinen kimseye düşman olmaya elbette ihtiyaç yok. Lakin “romantik dostlukların” da anlamı yok. Müşterek tarihimizde kurabildiğimiz ve biz Arnavutların da güçlü bir şekilde desteklediği 500 yıllık imparatorluğumuzu yıkanların, hala stratejik menfaatleri “bizim hinterlandımız” ile ters düşmekte.

Türkiye; Balkanlarda Arnavut ve Boşnak Müslüman dostlarını, her ne olursa olsun, Rus’a terk etmemeli, Putin’in uzun kollarına bırakmamalı.

KGB (RUS ESKİ GİZLİ SERVİSİ) DOSYASI : Putin’in KGB sicili açıklandı !!


Putin’in KGB sicili açıklandı !!

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Sovyet İstihbarat ve Gizli Servisi(KGB)’ndeki sicili kamuoyuyla paylaşıldı.

Rusya’nın Saint Petersburg şehrindeki Devlet Merkezi Tarihi ve Siyasi Belgeler Arşivleri’nin düzenlediği sergide Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in KGB sicili ziyaretçilere sunuldu.

Söz konusu ​1975 tarihli belgelerde Putin, ‘Çalışkan, disiplinli ve vicdanlı bir çalışan’ olarak nitelendiriliyor. Rus lider için belgelerde ayrıca “Ahlaki olarak istikrarlı. Çalışma arkadaşları arasında hak edilmiş bir otoriteye sahip” ifadeleri yer aldı.

SPORCU KİMLİĞİ DE ÖN PLANDA

Putin’in aynı zamanda çok iyi bir judo ve sambo sporcusu olduğu da sicil metninde yer alan diğer ilginç özellikleri arasında yer alıyor.

Rusya Devlet Başkanı, Leningrad Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra 1975 yılında KGB’de çalışmaya başladı. 1985-1990’lı yıllarda Doğu Almanya’da dış istihbarat görevi yaptı. Putin 1991 yılında da KGB’den ayrıldı.

‘20-21. Ulusal Tarihinin Önde Gelen Görevlileri’ isimli sergide Rusya parlamentosunun üst düzey isimleri Federasyon Konseyi Başkanı Valentina Matviyenko, Sovyetler Birliği’nin son lideri Mihail Gorbaçov, uzaya çıkan ilk insan Yuri Gagarin, Rus yazar Maksim Gorki gibi isimlerle ilgili bilgi ve belgeler de yer alıyor.