YOLSUZLUK DOSYASI /// Adnan PELVANLAR : Vatandaşın aldığı ücretler ve bankalardaki mevduatları aşırılıyor. !!!!


Adnan PELVANLAR : Vatandaşın aldığı ücretler ve bankalardaki mevduatları aşırılıyor…!

E-POSTA : adnanpelvanlar2

AKP Hükümetinin öncelikli hedefi, kredi faizlerini düşürmek. Böylece konut satışlarına yol açıp yandaş müteahhitleri kurtarmak. Tabi bunun için önce enflasyonu düşürmek gerekiyor. Ama nasıl…?

TÜİK, Temmuz’da %16,65 olan enflasyonu, Ağustos’ta %15,01’e düşmüş olarak açıkladı. Oysa, 2019-Ağustos ayında benzine, motorine, çaya, sigaraya, harca, vergiye ve her şeye zam geldi. Doğalgaza, 2019-Ağustos ayında yapılan %30 zamla birlikte son bir yılda yapılan zam %53,8 oldu.

İstanbul Ticaret Odası, 2019-Ağustos ayı için aylık perakende fiyat artışını %2,53, Birleşik kamu iş, zorunlu gıdadan oluşan enflasyonu %54 olarak açıkladı.

Bu iki kurumun açıklamalarını dikkate alırsak, gerçek enflasyon rakamını %40 olarak kabul etmemizde bir yanlışlık olmayacaktır.

AKP Hükümeti ise, TÜİK’in inandırıcı olmayan enflasyon rakamlarına göre kararlar almaya devam ediyor.

2019-Temmuz’da, SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 5, memur ve memur emeklilerine yüzde 6 zam yapıldı. Bu durumda; %40 enflasyonu yaşayacak olan işçi, memur ve emeklilerin maaşları, yıl sonuna geldiğimizde aldığı zam sonrası %35 oranında erimiş olacaktır.

Konuyu bir örnekle açıklayalım: Kişinin maaşı 100 lira olsun. %5 zam ile maaşı 105 lira oldu diyelim. Bu durumda kişi, ihtiyaçları için 105 lira harcayabilir durumdadır. Ancak, enflasyon yani fiyatlar %40 artarsa bu kişinin 140 lira harcaması gerekecektir. Fakat cebinde 105 lirası olan kişi, önceki dönemde yaptığı harcamanın 33’ü kadar daha az yani ancak 70 liraya denk gelen alışveriş yapabilecektir.

Vatandaşın bu kayıpları, devletin aldığı gizli vergidir.

Hükümet, 80 milyar bütçe açığını kapatmak için zam yapmaya devam edecek, devam etmek zorunda. Bu zamlar halkımızın sırtına binecek, yoksulluk daha da artacak.

Merkez Bankası, TÜİK’in açıkladığı enflasyon rakamlarına dayanarak 25 Temmuz 2019’da banka faizlerini %24’ten %19,75’e çekti. Bunun üzerine bankalar, TL mevduat faizlerini %16’lara, Ticari Kredi faizlerini %19 seviyesine, Tüketici Kredi faizini de ortalama %23’lere çekti.

Merkez Bankasının, 12 Eylül’de faiz oranlarını tekrar 2-3 puan daha düşüreceği kesin görülüyor. Böylece TL mevduat faizleri %12-13’lere, kredi faizleri de %20-21’lere çekilecektir.

Hem enflasyona karşı değerini korusun hem de faiz getirsin diyerek biriktirdiği parasını Bankaya yatıran Vatandaşın parası, %40 enflasyon karşısında, aldığı %12-13 faizi ve hak ettiği ama alamadığı %5 reel faizi de dikkate alırsak %33 kayba uğrayacaktır. Vatandaşın bu kayıpları, yerli/yabancı bankaların ve yandaş müteahhitlerin cebine girecektir. Aynı hesap, %1-2 faiz uygulanan ve faizinden %20 stopaj kesilen döviz mevduat hesapları için de geçerlidir.

Bu durumda, Bankalar tasarruf sahiplerine faiz veriyorum derken gerçek anlamda faiz almaya devam edecektir.

Daha açık bir anlatımla vatandaş her yönden soyulmaktadır.

Diğer taraftan imalatçı şirketler, kurların oynaklığından dolayı maliyet hesabı yapamamakta, zarar endişesi ile siparişleri kabul etmekte zorlanmaktadırlar.

Ülkenin durumu bu iken; Kılıçdaroğlu’nun gündemi ne? Kürtçe eğitim, eşit vatandaşlık, yerel yönetimlere özerklik, Ermenilerle konuşmak…! Bu ihanet içeren istekler, ülkeyi parçalamak isteyen ABD projesi, HDP-PKK yoldaşı Dersimli Ermenici Kemal’in tek amacıdır…!

Peki, çözüm, çıkış yolu nedir?

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet ve halkın çıkarlarını önde tutarak uyguladığı üretime dayalı planlı karma ekonomi modelidir.

Bize, bu hedefleri konuşan siyasetçiler gereklidir. Gerisi yalandır…!

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : EYY VATANDAŞ !!! ATATÜRK’Ü SEVMEMENİN NEDENİ İDEOLOJİK DEĞİLSE BU YAZIYI MUTLAKA OKU !!! BELKİ FİKRİN DEĞİŞİR !!!!


RESSAM MUSTAFA GÜNEN : ‘Atatürk düşmanı bir babanın oğluyum!..’

Maalesef babam (Allah rahmet etsin) ve çevresi Atatürk düşmanıydı. Ben büyük önder Atatürk’e ilişkin akıl almaz sığ ve adi hikayeler dinleyerek büyüdüm. On iki yaşımdan itibaren de Atatürk’e karşı yapılan bu haksızlıkla mücadele ettim. Burası çok ilginç değil mi? Böylesine yoğun Atatürk düşmanlığına rağmen nasıl oldu da karşı duruşuma izin verdiler. İşte bu konuyu yazma nedenim de budur. Ayrıntıya babamın nasıl biri olduğunu anlatarak gireyim.
Hani belgesellerde duyduğumuz nesli tükenme ifadesi var ya, işte babam tam da öyle nadir bulunacak dürüst bir insandı. Asla, ama asla yalan söylemezdi…

* * *

Atatürk düşmanlığının en önemli nedeni, onun yaptığı devrimlerin içerisinde, dindeki Kuran dışılıkların düzelmesi için yaptığı uygulamalardır. Tabii bu devrimler yüzlerce yıllık geçmişi olan ve dinden nemalanan şeyhleri, hocaları harekete geçirmiş! Atatürk’ü milletin gözünden düşürmek, ona düşman etmek için akıl almaz iftiralar uydurup gizlice yaymışlar, milletin inanç hassasiyetini kullanarak, kışkırtmışlar. Bunun için Kuran’ı da alet etmekten çekinmemişler!..

* * *

Yirmili yaşlardaydım. O zamanlar babam ve arkadaşları sık sık bizde toplanırlardı. Yine böyle bir toplantıda konu Atatürk’e geldiğinde her zamanki gibi ona Deccal (Kıyamette ortaya çıkacak, yalancı ve kötü yaratılışlı kimse) diye hitap ettiler. Ben bunu duyunca zorunlu olarak itiraz ettim:
“Bakın!” diye söze başladım “Savaşta bile insanca düşünen, esir aldığı askerlere “Üzülmeyin savaşta olur böyle şeyler” diyen, ölen düşman askerlerinin ailelerini “Çocuklarınız bize emanet” diye teselli eden, “Yunan bayrağını bir milletin simgesidir” diye çiğnemeyen asil, erdemli ve yüksek bir karakterle savaş kazanmış bir komutana Deccal diyemezsiniz. Bunu diyen ya bu geçeği bilmeyen cahildir ya da iyi karakterli değildir” dedim.

* * *

Babamın arkadaşlarından birisi sözümü keserek “Bir dakika! Savaşı o kazanmadı ki! Allah ordularını gönderdi onlar vasıtasıyla zafere ulaştık” dedi! Arkasından da “Esir alınan birçok Yunan subayı, bizi Mustafa Kemal’in askerleri yenmedi, biz gökten inen yeşil bereli askerlere yenildik demişler” diye devam etti! Bu anlatılana delil olarak da bana, Allah’ın savaşta inananları desteklemek için ordular gönderdiğine ilişkin ayetler okudu…
Ben de gökten inen askerler olayının gerçek olup olmadığına hiç girmeden “Kuran’da yazıyorsa doğrudur hacı abi” dedim “Ancak, bu ayetlere ve senin anlattıklarına göre, Allah’ın Atatürk’ü desteklemek için ordularını gönderdiğini siz kendi ağzınızla itiraf ediyorsunuz” deyince, birbirlerine baktılar! Zira hiç beklemedikleri bir cevaptı. Sonra o kişi ayağa kalkıp “Hayır, asla öyle değil” diyerek devam etti “Ordumuz, imamlarla, hocalarla doluydu ve abdestinde namazında askerlerden oluşmuştu, Allah onlara yardım için ordularını gönderdi, Atatürk için değil” dedi!..

* * *

Gülümseyerek dinledikten sonra “Size bunları Allah söyletiyor hocam çünkü bilmeden Atatürk’ü övüyorsunuz” dedim. Şaşkınlığı artmıştı. “Hayatta o kafiri övmem” diye cevap verdi. “Beni sabırla dinleyin açıklayayım dedim. “Bildiğiniz gibi Atatürk, bahsettiğiniz o imanlı orduyu dışarıdan getirmedi. Onlar Osmanlı askerleriydi. Öyle değil mi?..” Başlarıyla tasdik ettiler.
– “Osmanlı, aynı imanlı askerlerle girdiği savaşların çoğunu kaybetti. Osmanlı askerleri de abdest alıyor, namaz kılıyor ve tekbir getirerek savaşıyorlardı ama yenildiler. Sonunda Osmanlı yıkılma noktasına geldi. Yoksa o askerler imansız mıydı” diye sordum. “Olur mu hiç, elbette imanlıydılar” diye cevap verdiler.

– “Madem öyle Allah o savaşlara neden ordularını göndermedi de savaşları kaybettiler?..”

* * *

Hiçbiri cevap veremeyince devam ettim:
– “Çünkü, Allah yalnızca imanlı olanlara değil aynı zamanda haklı olana, hak edene ve daha da önemlisi, galip gelmesini istediklerine yardım eder. Onun için eğer Allah Osmanlı’nın bekasını isteseydi, Osmanlı yıkılmazdı. Kısacası okuduğunuz ayetler ve anlattıklarınızdan çıkan sonuç şu: Abdestinde, namazında ve de tekbir getirerek savaşan bir ordu, Osmanlı’nın bekası için mücadele edince Allah yardım etmedi yenildiler ve sonları geldi. Fakat aynı imanlı askerler bu kez Atatürk önderliğinde Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmak için savaşınca Allah yardım etti ve mucize ötesi bir sonuçla galip geldiler. Demek ki Allah Osmanlı’nın değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin bekasını istedi” dedim.
Kısa bir sessizlikten sonra babam söze girdi. “Aslında söylediklerin doğru olabilir. Zaten Atatürk savaşırken iyi idi. Ama sonradan şımardı ve dine düşman olup kafir oldu” dedi!..

* * *

“Yapma baba” diye başladım. “Atatürk İslam dinini bilime emanet etmek için 1924’te imam hatip okullarını kurdu, Diyanet İşlerini kurdu. Daha sonra millet okuduğunu anlayarak inancını sürdürebilsin diyerek Kuran’ın Türkçe mealini hazırlattı. Kuran’ı anlayarak okumak Allah’ın emridir. Düşünsenize, hiç din düşmanı, kafir olan biri öncelikle bunları yapar mı? Hem de çok güçlü olduğu bir zamanda... Bu konuda bir türlü göremediğiniz şey şu; Atatürk, dine değil, Kuran’ın da lanetlediği dini menfaat için kullananlara, yobazlığa ve hurafelere savaş açtı” dedim. Daha sonra işim gereği aralarından ayrılırken “Son bir şey daha söyleyeyim” dedim “Sizin söylediğinize göre bir kimse okul, hastane cami gibi hayırlı eserler bırakırsa öldükten sonra da o kişinin amel defteri kapanmaz, o eserler durdukça onun defterine sevap yazılır öyle değil mi?” diye sordum “Evet” dedi babam. “Peygamberimizin hadisidir…”

* * *

– “O zaman bu hadise göre; Afyon’a kadar gelmiş düşmanı yenip, bu topraklarda bize özgür bir vatan olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa eden başta Atatürk olmak üzere onun arkadaşlarının da amel defterleri açıktır. Bu durumda yapılan her okulda, hastanede, camide, her okunan ezanda, özgürce yapılan ibadetlerde, Atatürk ve arkadaşlarının defterlerine sevap yazılıyor. Ayrıca farkında değilsiniz ama siz de özgürce kıldığınız her namazda yaptığınız her ibadette nefret ettiğiniz, Deccal dediğiniz Atatürk’ün defterine sevap gönderiyorsunuz bilesiniz. Ben Atatürk’ü Allah’ın gönderdiğine ve desteklediğine inanıyorum. Çünkü büyük imkansızlıklar içinde savaşmışlar. Kazmayla, kürekle dünyanın en güçlü ve donanımlı ordularına karşı kazanmak mümkün değildir. Zaten böyle bir zaferin tarihte başka bir örneği yoktur. O zaman siz Allah’ın desteklediği birine düşmanlık ediyorsunuz demektir. Bunu bir düşünseniz iyi olur.” dedim “Ayrıca şunu da unutmayın, Allah nankörleri sevmez!..”

* * *

Sevgili okurlarım, bu satırları deniz ve su ressamı olarak bilinen Mustafa Günen‘in guncelhaberajansi.com adlı haber sitesindeki yazısında okudum.
Günen, özetlediğim yazısını “Atatürk karşıtlarının çoğu bu fikre özgür düşünceleriyle ulaşmış değillerdir. Dolayısıyla bu konudaki gerçekleri anlatmak pek işe yaramaz! Çünkü sorun onların neye inandıklarında değil, neden inandıklarındadır” diye bitirmiş.

Neden inandıklarını düşünmek ise, Cumhuriyet Bayramı öncesinde hepimize ev ödevi olsun!..

DOĞA SORUNLARI DOSYASI : KANADA’DA OTURAN TÜRK VATANDAŞINA DAL KIRDIĞI İÇİN 40 USD CEZA KESEN KANADA HÜKÜMETİ KAZDAĞLARINDA KATLİAM YAPIYOR !!!!!


34 YILDIR KANADA’DA ÇALIŞAN T.C. VATANDAŞI MELANIE ÖZBAY ANLATTI !!!!

Yaklaşık 34 yıldır Kanada’da yaşıyorum. Burada bahar geç gelir. Ağaçlar Mayıs ayının sonunda çiçek açarlar. Yalnız bir ağaç vardır, bizdeki kardelen gibi… Nisanın sonunda çiçek açar. Eksi derecede bile zamanı gelince çiçeğinin açar.

Bundan yaklaşık 25 yıl önce bir Cumartesi günü öğle yemeği için bir restorana gidiyorum. Hava güzel artı 14 derece.. Mayıs ayının ilk haftası… Şehir içinde çoktur, kısa boylu geniş saçaklı bir ağaç. Çiçekleri o kadar güzel açmış ki.. Ağaçtan bir dal kırdım, elimde restorana götürdüm. Sık gittiğim bir restorandı. Cumartesi günleri tavuk kanadıyla bira günleri olur. Ben de iki haftada bir uğrardım. Garson kızlar beni tanırlar, her gidişimde tebessümle karşılarlardı. Üniversite öğrencisi kızlar çiçeği elimde görünce tebessümle karşılamadılar. Dışarda balkonda oturdum. Bira ve tavuk kanadı söyledim. Balkonda oturanlar da çiçeğe doğru baktılar, anlayamadım. Garsonlardan biri ya da müşterilerden biri telefon etmiş olacak ki 20 dakika geçti, çiçek masanın üzerinde. Belediyeye ait çevre koruma arabası geldi, park etti. İçinden 35 yaşlarında bir adam çıktı, gülümseyerek bana doğru geldi. Masadaki çiçeğe baktı. Nezaketli bir şekilde “O çiçeği alıp arabama gelir misiniz?” dedi. O zaman anladım. Bu çiçeği dalıyla kırmak yasak. “Mahkemeye mi gitmek istiyorsun, yoksa para cezası mı vereyim” dedi. “Ne kadar para cezası” dedim. Bir metre çıkardı ve dalın boyunu ölçtü. Yaklaşık 40 cm. “40 dolar yazacağım” dedi ve yazdı. Pazartesi günü 40 doları belediyeye ödedim.

Kendi ağacının dalına dokundurmayan Kanadalı bizim Kaz Dağlarını dümdüz ediyor. Hem doğayı katlediyor. Hem de siyanürle altın arıyor, insan sağlığını tehdit ediyor. Bunlar 40 cm ağaç dalı için ceza kesiyor. Bizim hainler de bizim dağlarımızı bunlara peşkeş çekiyor. Bizimkiler gelsin, bunların iki ağacını kessin. Tere iki kazma atsın. Ağacı da, kazmanın sapını da adamın k….na sokarlar…

Melanie ÖZBAY