İRAN DOSYASI : İran’a uygulanan silah ambargosu bitiyor Yeni bir gerilim mi yoksa müzakere fırsatı mı ???


İran’a uygulanan silah ambargosu bitiyor Yeni bir gerilim mi yoksa müzakere fırsatı mı ???

Dünyayı tehdit eden koronavirüs salgını ile birlikte ABD-İran gerilimi bir süredir geri planda duruyor. Ancak İran’a uygulanan silah ambargosunun bitiş tarihinin yaklaşması nedeniyle iki ülke arasındaki gerginlik yeniden tırmanacak gibi görünüyor.

2231 sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik (BMGK) kararı uyarınca İran’a uygulanan silah ambargosu Ekim 2020’de sona eriyor. Söz konusu karara göre, İran’a yönelik silah alım-satım yasağı kaldırılması öngörülüyor. Bu karar daha önce İran’ı nükleer programı konusunda müzakere masasına oturmaya zorlamak hedefiyle alındı. BMGK bu çerçevede 1747, 1803 ve 1929 sayılı kararları kabul etmişti.

Bu yasağın kaldırılmasının birtakım yansımaları olacaktır. Dolayısıyla ilgili taraflar yani ABD ve İran buna hazırlıklı olmak isteyecektir. Ambargonun bitiş tarihinin yaklaşmasıyla beraber taraflar arasındaki tansiyon da yükselecektir.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani Eylül 2019’da yaptığı açıklamada, “Eğer biz nükleer anlaşmada kalmaya devam edersek, silah alım-satım yasağı kaldırılacaktır. Böylece istediğimiz silahı alıp satacağız. Eğer nükleer anlaşmada kalmaya devam edersek önümüzdeki yıl çok önemli siyasi, güvenlik ve savunma hedefimize ulaşacağız” ifadelerini kullanmıştı.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, 28 Şubat 2020’de ABD Senatosu’na bağlı Dış İlişkiler Komitesi’nde yaptığı konuşmada, uluslararası topluma, BM’nin İran’a uyguladığı silah ambargosunun uzatılması çağrısında bulunacaklarını belirtti.

2015’te Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) çerçevesinde devam eden müzakere sürecinde İran, nükleer anlaşma yürürlüğe girer girmez silah ambargosunun kaldırılmasını talep etti. Rusya ve Çin bu talebe destek verirken, ABD kısıtlamaların devam etmesi için baskı uyguladı. Sonuç olarak BMGK’nın 2231 sayılı kararının B Eki uyarınca ambargonun 5 yıl süreyle uzatılmasına karar verildi.

ABD ambargonun yeniden uzatılması konusunda en büyük desteği Avrupa’dan bekliyor. Pompeo’nun açıklamalarına bakılırsa ABD yönetimi ayrıca Çin ve Rusya’yı BMGK’nın ambargoyu uzatma kararına karşı veto hakkını kullanmamaları hususunda ikna etmenin peşinde.

İran ise ambargonun kaldırılmasının ardından silah alım-satımı konusunda hazırlıklarını yapıyor. Bu konuda Rus ve Çinli müşterilerden beklentisi olan İran aynı zamanda hava filosunu yenilemek için pazarda bu konudaki arayışını sürdürüyor. Nitekim Nisan 2019’da Rusya’nın başkenti Moskova’da düzenlenen Uluslararası Güvenlik Konferansı katılımcıları arasında İran da bulunuyordu. İran geçen yıl Rusya ve Çin’in savaş uçaklarının satışıyla ilgili teklif getirdiğini bildirmişti.

ABD, ambargo süresinin uzatılmasıyla ilgili birtakım sorunlarla karşılaşabilir. ABD’nin nükleer anlaşmadan çekilmesi nedeniyle, BMGK tarafından uygulanan bazı yaptırımların uzatılmasıyla ilgili ‘snapback mekanizmasını’ aktif hale getiremeyecek.

Bu hususta bir başka engel ise ABD’nin İran ile ilgili almak isteyeceği kararın önünde duran Rusya ve Çin’in veto hakkı. Rusya’nın bu hususta ABD’nin taleplerine rıza göstereceğine dair herhangi bir işaret görünmüyor. Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın 3 Mart tarihli açıklamasında, “Kongre’de, ABD’nin Rusya ve Çin’i İran’a yönelik silah ambargosunun uzatılmasını öngören BMGK karar tasarısını veto etmemesi için ikna etmeye çalışacağı söyleniyor. Ancak Güvenlik Konseyi’nde bu konuyu gündeme getirmenin bir anlamı yok” ifadeleri kullanıldı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Rusya’nın yanı sıra Almanya, İngiltere ve Fransa’dan oluşan AB troykası’nın da bu meselenin BMGK’ya taşınmasına onay vermesi beklenmiyor. Ayrıca Rusya’nın ABD ve AB arasında İran’a karşı koordinasyonun olmamasından faydalanması da mümkün.

Rusya, ABD’nin özellikle silah satışı konusunda İran’a daha fazla yaptırım uygulama arzusuna muhalefet etse de İran için çizilen hareket alanının sınırlarını gözetiyor. Şöyle ki, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Danışmanı Ariel Bolstein daha önceki açıklamasında, İsrail’in İran’a yönelik gelişmiş silahların satılmaması yönündeki talebinin Moskova tarafından en az iki kez kabul edildiğini, buna karşılık Tel Aviv’in de Rusya’nın talebi üzerine Gürcistan’ı silahlandırmayı reddettiğini söyledi.

Dolayısıyla Washington, silah ambargosunun uzatılmasında başarısız olursa muhtemelen Avrupa’yı Tahran’a yaptırım uygulama konusunda ikna etmek için çabalayacaktır. Ancak Avrupa’nın İran’ı nükleer anlaşmada kalmaya devam etmesi için ikna etmeye çalıştığı bir dönemde söz konusu seçeneğin ne derece etkili olacağı tartışma konusu.

İran’a yönelik silah ambargosunun uzatılması Tahran’ın bölgedeki emellerine darbe indirilmesi açısından büyük önem taşıyor ama aynı zamanda yeni güvenlik sorunlarını da beraberinde getirecekti. İran’ın nükleer anlaşmadaki taahhütlerini azaltma yönünde attığı adımlar göz önüne alınırsa, Tahran’a yönelik BM yaptırımlarının yeniden yürürlüğe konması nükleer anlaşmanın sona ermesiyle sonuçlanabilir.

Uluslararası toplumda İran’a karşı yaşanan koordinasyon eksikliği Tahran’a ABD baskıları karşısında manevra alanı tanıyor. İran’ı, 2015’te imzalanan nükleer anlaşmanın aksine bu sefer balistik füzeler, nükleer dosya ve bölgesel politikaların da yer alacağı daha kapsamlı bir müzakere masasına oturmaya zorlamak için bu konuda ortak bir tavır benimsenmeli.

Huda Rauf
Şarkulavsat

ERMENİ SORUNU DOSYASI /// I.DÜNYA SAVAŞI’NDA ERMENİLER ve ERMENİLERE YÖNELİK UYGULAMALAR – ADIYAMAN ÖRNEĞİ


Birinci Dünya Savaşı, dünya tarihi açısından olduğu kadar Türk tarihi açısından da büyük bir önem arz etmektedir. Zira bu savaş Osmanlı Devleti için son savaşı olmanın ötesinde bugün de tartışılmakta olan bazı problemlere neden olmuştur. Bu problemlerden birisi de Ermeni sorunudur. Zira I.Dünya Savaşı’nı fırsat olarak değerlendiren Ermeniler, Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanmış, gönüllü ordular kurarak Rus ordusuna her türlü yardımı sağlamıştır. Osmanlı Devleti de gerekli tedbirleri alma yoluna gitmiştir. Fakat Ermenilerin isyan hareketlerine devam etmesi üzerine Osmanlı Devleti, önce bazı Ermeni liderlerini tutuklamış akabinde sevke tabi tutmuştur. Sevk esnasında görevini kötüye kullanan veya ihmal edenler hakkında gerekli tedbirler alınmış ve cezalandırılmışlardır. Bugün ise bu durum farklı siyasi amaçlar doğrultusunda kullanılmakta ve Türkiye bu konuda mahkûm edilmeye çalışılmaktadır.

Dönem ile ilgili kaynaklar değerlendirildiğinde sevk ve iskân sırasında bazı olumsuzlukların yaşandığı görülmekle beraber Osmanlı ricalinin gerekli tüm tedbirleri alma yoluna gittiği görülmektedir. Bu doğrultuda yanlışı veya ihmali görülenler şiddetle cezalandırılmış ve olumsuz hadiselerin yaşanması engellenmeye çalışılmıştır. Bu noktada Kâhta Kaymakamı Hakkı Bey ve Besni Kaymakamı Edhem Kadri Bey görevlerini ihmalden yargılanmış ve görevlerinden azledilmişlerdir.

Bu çalışmada amaç; I.Dünya Savaşı yıllarında sevk ve iskân (tehcir) sırasında yaşanan hadiselerin soykırım olmadığını Adıyaman örneğinden hareketle ortaya koymaya çalışmaktır.

Çalışmada arşiv belgeleri, dönemin gazeteleri ve ikincil kaynaklar kullanılarak dönemin aydınlatılması noktasında katkı sağlanması hedeflenmektedir.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

TSK DOSYASI : İŞTE ŞAŞIRTAN UYGULAMA /// BAKAN GICIK OLDUYSA RÜTBE ALAMAYACAKSIN


ÖZEL BÜRO NOTU : 2000 YILLIK TÜRK ORDUSUNUN GELENEKSEL AYARLARI İLE OYNUYORSUNUZ. BU İLERİDE İKTİDARA BAĞLI, YANLIŞ BİLE OLSA DOĞRUNUN DEĞİL GÜÇLÜ VE İKTİDARIN HİZMETİNDE BİR ORDU YARATMANIN BİRİNCİL KOŞULUDUR. BUNUN SAKINCALARI ÇOK YAKINDA BAŞ GÖSTERECEK. UMUYORUZ BAŞ GÖSTERDİĞİNDE DÜZELTİLEBİLECEKBİR DURUMDA OLSUN.

Rütbe terfilerine yeni düzenleme

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle TSK’daki asteğmen-albay arasındaki rütbe terfileri ile Jandarma ve Sahil Güvenlik komutanlıklarında astsubaylığa ve subaylığa terfiler ilgili bakanlarca yapılacak.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) asteğmen-albay arasındaki rütbe terfileri ile Jandarma ve Sahil Güvenlik komutanlıklarında astsubaylığa ve subaylığa terfiler ilgili bakanlarca yapılacak.

"Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında 4 numaralı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi" Resmi Gazete’de yayımlandı.

Resmi Gazete’de 10 Temmuz 2018’de yayımlanan 1 ve 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamelerinin bazı maddelerinde değişiklik yapıldı.

Buna göre, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde asteğmen-albay rütbeleri arasındaki rütbe terfileri, Milli Savunma Bakanı tarafından yapılacak.

Jandarma ve Sahil Güvenlik komutanlıklarında astsubaylığa ve subaylığa terfiler, İçişleri Bakanının onayıyla gerçekleşecek.

KAYMAKAM ADAYLIĞI ŞARTLARINDA DÜZENLEME

Öte yandan, kararnameyle kaymakam adaylığı şartlarında değişikliğe gidildi. Değişiklikle kaymakam adaylığı için mezun olunmasına gereken bölümlere yenileri eklendi.

Buna göre, kaymakam adaylarının, 1700 sayılı Dahiliye Memurları Kanunu’nda belirtilen şartlar yanında, yurt içindeki üniversitelerin veya diploma denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış olmak kaydıyla yabancı üniversitelerin en az dört yıllık lisans eğitimi veren fakültelerinin uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, iktisat, işletme, maliye ve finans, sosyoloji, halkla ilişkiler ve tanıtım, psikoloji bölümlerinden veya bu bölümlerden herhangi birinin müfredatında yer alan derslerin en az yüzde seksenine sahip olan diğer bölümlerden ya da hukuk fakültelerinden mezun olmaları veya üniversitelerin sosyal bilimler, mühendislik fakülteleri ile tarih bölümlerinde en az dört yıllık lisans eğitimi yapmış ve uluslararası ilişkiler, siyaset bilimi, kamu yönetimi, hukuk ve iktisat alanlarında lisansüstü eğitim yapmış olmaları gerekecek.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, İçişleri Bakanlığı tarafından yönetmelikle düzenlenecek.

İSRAİL ORDUSU DOSYASI : Hamas flört uygulamasıyla İsrail Ordusu’ndan istihbarat topladı


Hamas flört uygulamasıyla İsrail Ordusu’ndan istihbarat topladı

Mossad, Hamas’ın telefona indirilen flört uygulamaları yoluyla İsrail Ordusu’ndan istihbarat topladığını ortaya çıkardı.

İsrail istihbaratı (Mossad), Hamas’ın akıllı telefona indirilen flört uygulamaları yoluyla İsrail Ordusu’ndan bilgi topladığını ortaya çıkardı.

Mossad, "kalp kıran" adını verdiği operasyonla, kötü amaçlı yazılım yayan 11 kişilik bir Hamas hücresini açığa çıkardı. İsrailli yetkililer, "ulusal güvenlik ciddi tehdit altındaydı ancak büyük bir hasar yaşamadan atlattık" açıklamasında bulundu.

Operasyona ilişkin İsrail basınına yansıyan bilgilere göre, Hamas militanları sahte sosyal medya profilleri oluşturarak İsrail askerlerini, daha önce hazırladıkları uygulamaları akıllı telefonlarına yüklemeye ikna ediyor, böylece telefonlarını takip edebiliyordu.

Yaklaşık 500 İsrailli askerin, sosyal medya ve WhatsApp üzerinden şüpheli kişilerle iletişime geçtiği ve Google Play’de yer alan virüslü flört uygulamasını indirdiği belirlendi.

PROGRAM TAVSİYESİ : AKILLI TELEFONUNUZA YASA DIŞI SIZAN CASUSLARI TESPİT UYGULAMASI – CELL SPY CATCHER ( ANTİ SPY)


Değerli Yurtseverler,

Devir BIG BROTHER DEVRİ. Teknoloji geliştikçe haberleşme, sosyalleşme ve etkileşim imkanlarının artması ile beraber yanında bir takım problemleri de yaratıyor. İstihbarat servisleri vatandaşın alışkanlıklarını, davranışlarını, eğilimlerini, uğraşlarını takip edebilmek için milyarlarca dolar harcıyor.

Bu nedenle internette her bulduğunuz linki tıklamamak, yararlı gözüken her uygulamayı indirmemek kişisel güvenliğiniz için gereklidir.

Ama eğer bu uyarıları dinlemediyseniz yada telefonunuzda farklı şeyler oluyorsa o zaman size de casus yazılım bulaşmış olabilir. Google Play platformuna konulan CELL SPY CATCHER (ANTİ SPY) uygulamasının açıklamasında bu tür casus yazılımların tespit edilebildiği yazıyor. Programın açık kaynak kodlu oluşu da ayrıca avantaj sağlıyor.

Denemek isteyenler önce videoyu incelesinler (video ingilizce), eğer tatmin olurlarsa aşağıdaki linkten indirebilirler.

Güvenli yarınlar dileriz.

Savaş Kırçovalı

Teknik Uzmanı

ÖZEL BÜRO GRUBU Yöneticisi

UYGULAMANIN VİDEO LİNKİ : https://www.youtube.com/watch?v=R2aXl4QIZVU

UYGULAMANIN İNDİRİLECEĞİ LİNK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

EKONOMİ DOSYASI /// Kapitalizmin Mabedi : Chicago Okulu – Şok Uygulamaları ve Milton Friedman


Kapitalizmin Mabedi : Chicago Okulu

ChicagoÜniversitesi’nde kurulan bir ekonomi okuludur. Bu okulun bir numaralı temsilcisi Miton Fredman’dır. Daha önce Chicago Okulu ifadesi üniversitenin siyaset bilimi ve sosyoloji konularında ün yapan öğretim üyeleri için kullanılıyordu.

Chicago Ekonomi Okulu’nda piyasa ekonomisinin en kuvvetli savunucuları toplanmıştır. Rekabet koşullarının muhafaza edilmesini ve eğilimlerin önlenmesini savunmaktadır. Altın fiyatlarının serbest bırakılmasını, esnek kambiyo kurları uygulanmasını da savunmuştur.

Para konusuna ağırlık veren bu okul, piyasa dengesini yalnız tedbirlerle sağlamanın mümkün olduğunu savunmaktadır.

Chicago Okulu’nun ekonomi politikasını üç noktada toplamak mümkündür:

Ekonomik faaliyeti en iyi şekilde organize etmek için bu iş rekabetçi piyasalara terk edilmelidir. Ekonominin devlet tarafından yönetiminin birçok şekillerine karşıdırlar. Bir ülkenin para sisteminin çok önemli olduğuna inanmaktadırlar.

Chicago Okulu’nun ileri sürdüğü görüşler, dünyada kapitalizmin, gelmiş geçmiş en tehlikeli ekonomi teorilerinden biridir.

Söz konusu sistemin asıl özelliği, kamuya ait zenginliklerin özel mülkiyet/dünyanın belli başlı tekellerine peşkeş çekilmesi amacıyla yapılan büyük çaplı transferlerdir. Buna, sıklıkla patlamaya hazır dış borçlar, işsiz kalıp terkedilmiş, kullanılıp bir kenara atılmış yoksullar ve göz kamaştırıcı zenginlikler arasında hızla büyüyen uçurumu ekleyebiliriz.

Devlet olacaksa, vergiler düşük olmalı, zengin ve yoksul aynı oranda vergilendirmeliydi. Şirketler ürünlerini dünyanın her tarafına satmakta özgür olmalılardı ve hükümetler ulusal sanayileri ve ulusal mülkiyeti koruma çabasına girmemeliydi.

Emeğin fiyatı dâhil bütün fiyatlar piyasalarca belirlenmeliydi. Asgari ücretin olmaması gerekirdi. İletişim ve enerji alanını devlet hemen boşaltmalı, sağlık hizmetlerini sunmak, emekli aylığı ödemek, hatta ulusal parklar yapmaktan bile vazgeçmeliydi.

Neo-liberal saldırıya hedef alınmış ülkelerin hükümetleri ise “saldırgan bir gözetim”, “kitlesel tutuklamalar”, “özgürlükleri daraltma”, “sıklıkla işkence uygulaması” yapan hükümetlere dönüştürülmektedir.

Friedman’a dek özellikle üçüncü dünya ülkelerinin yöneticileri, örneğin Arjantin’in Juan Peron’u, İran’ın Musaddık’ı, Mısır’ın Nasır’ı gibi politikacılar, yalnızca yer altı madenlerini yurt dışına ham olarak ihraç edip yan gelip yatmayı değil, otoyollar yapmayı, planlı bir endüstrileşme politikası gütmeyi, demir-çelik fabrikaları gibi sanayi altyapıları kurmayı, otomobil, çamaşır fabrikası imal edebilecek ulusal şirketlere cömertçe teşvikler sunmayı tercih ediyor ve korkunç derecede yüksek tarifeli yabancı ithal mallarından uzak duruyorlardı.

1950’lerde Arjantin, kıta üzerindeki en büyük orta sınıfa sahipti ve yakın komşusu Uruguay’da okuma yazma oranı % 95’ti. Uruguay bütün vatandaşlarına ücretsiz sağlık hizmeti veriyordu. Kalkınma politikası izleyen her ulusal lider tıpkı Marksistler gibi kapsamlı ve radikal bir ulusal ekonomi politikası izliyorlardı.

Birinci ve üçüncü dünya ülkeleri arasındaki açığın kapanabileceğine ilişkin bu güçlü uygulamalar ChicagoÜniversitesi İktisat Bölümü’nü kara kara düşündürüyordu.

Savaş sonrası oluşan Keynesçi uygulamalar, büyük şirketlerin oluşturduğu kesime çok pahalıya mal oluyordu.

İşçi ücretleri ve yüksek vergilerle kazançlarını yeniden dağıtmaya zorlanıyorlardı. ChicagoOkulu’na göre üçüncü dünya milliyetçiliği “totalitaryan komünizm” yolunda ilerlemeye doğru ilk adımdı ve henüz tomurcuk halindeyken koparılıp atılması gerekirdi!

Ulusal ekonomiye önem veren, daha adil toplumlar yaratmak için kolektif zenginliği bir havuzda toplamaya çalışan bu Keynesçi çabalar, -Friedman’ın kendi deyimiyle – “Kapitalizmin saf halini lekeleyen!” bu ekonomik politikalar berhava edilmeliydi.

KAYNAK : http://www.bayramaliakyuz.com/2016/09/kapitalizmin-mabedi-chicago-okulu.html

Şok Uygulamaları ve Milton Friedman

Milton Friedman 31 Temmuz 1912’de Brooklyn, New York’ta Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan yeni göç etmiş bir Yahudi ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Ailesi çocukken New Jersey’de taşındı ve Friedman bu eyalette 1928’de 16 yaşında iken lise ayarı okuldan mezun oldu.

Üniversite diploma eğitimini 1932’de Rutgers Üniversitesi’nde matematik bölümünden aldı. ABD‘de büyük iktisadi buhran sırasında mezun olmuştu ve önce bu buhrandan ve üniversitesinde bulunan iktisat hocalarından çok etkilendi. Master için branşını değiştirip Şikago Üniversitesi’nde Master çalışmalarını iktisat üzerinde yaptı. 1976’da Nobel EkonomiÖdülü’nü aldıktan sonra 65 yaşında 1977’de Chicago Üniversitesi’nden emekli oldu. Naomi Klein’in Şok Doktrini adlı kitabında Friedman için şöyle diyor; 35 yıl boyunca 1970-2006 yılları arasında adeta dünyanın tozunu atan Friedman 16 Kasım 2006’da doksan dört yaşında öldü. Müritleri arasında bir kaç ABD Başkanı, İngiltere başbakanları, Rus Oligarkları, Polonyalı sendikacı ve maliye bakanları, üçüncü dünya ülkeleri diktatörlerinin tümü, IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü’nün tüm yöneticileri vardı. Friedman’ın akıl hocası Friedrich Hayek, sosyalizme karşı serbest piyasa düzeninin ilk teorisyeniydi ve bu başarısı ona 1974 yılında Nobel Ekonomi Ödülü kazandırmıştı. (Nobel’i verirken kimleri seçtiklerini burada daha iyi anlayabiliriz)

Friedmanın başlıca tedbirleri şöyle idi; Devletin faaliyet alanı sınırlandırılmalıdır. Devletin başlıca görevi, kanun ve düzeni sağlamak, özel teşebbüslerin kendi aralarındaki sözleşmelerin yürürlüğünü temin etmek ve rekabetçi piyasaları teşvik etmek suretiyle özgürlüğümüzü korumak olmalıdır. Özgürlüklerin korunması, devletin gücünün sınırlandırılması ile mümkündür.

Korumacılık gerçekte tüketiciyi sömürmek demektir. Milyonlarca insanın ekonomik hayatının düzenlenmesinde gidilebilecek esas olarak sadece iki yol vardır. Biri askeri yöntemle zor kullanan bir merkezi idare, yani çağdaş totaliter devlet yöntemi. Diğeri ise bireylerin gönüllü işbirliği ve dayanışması,yani serbest pazar yöntemi. "Serbest piyasanın tarihi şoklarla yazılmıştır! Ülke içindeki temel kurumları ve zenginlikleri özelleştirmek için "görüntüyü kurtarmak!" adına bile olsa kamuoyu rızası aramaya gerek duymayan bu anlayış, yalnızca hedefe ulaşmak için şiddet düzeyinin giderek artmasına ve hep daha büyük felaketlere gerek duymaktadır. Friedman, neo-liberalizmin gözüne kestirdiği hedef ülkelerde ancak bir "kriz"in değişim yaratabileceğine inanıyordu. Bu krizin "gerçek" olması önemli değildi, "algılanabilir" olması da yetiyordu. New York Times ‘deki köşesinde Friedman, "Pazarın gizli eli, gizli bir yumruk olmadan işleyemez. McDonald’s, McDonell Douglas olmadan varlığını sürdüremez!" yazıyordu.

Friedman ve onun güçlü kamu varlıklarının oyuncularca adeta parçalanarak hızla satılmasını, reformların çabucak kalıcı hale gelmesini bekliyorlardı. Öyle ki bazı insanların büyük felaketlere su ve yiyecek stoku yaparak hazırlanması gibi Friedmancılar da serbest piyasa stoku yapıyorlardı! Dünyanın herhangi bir yerinde ya bir ekonomik kriz, ya sel felaketi, deprem vs. olur olmaz Şikago Üniversitesi’nin bu acımasız profesörleri krizin etkilerine maruz kalan toplumun tekrar "statüko" egemenliğine girmeden ve ulusal kalkınma bilinci uyanmadan, hızla hareket edip geriye dönüşü olmayan değişiklikleri hayata geçirtiyorlardı

Friedman, "İstediğimiz değişiklikleri gerçekleştirebilmek için yeni yönetimin ancak altı-dokuz ayı vardır, eğer bu dönemde fırsatları değerlendiremezse başka hiç değerlendiremez! diyordu. Bu sözler, Makyavelli ‘nin "Açık yaranın bir anda dağlanması gerekir" yolundaki tavsiyesini anımsatıyordu. Milton Friedman, büyük çaplı şok krizler ya da şoklardan nasıl faydalanacağını ilk defa 1970’lerin ortalarında Şili diktatörü

General Augusto Pinochet’nin danışmanlığını yaptığı sırada öğrenmişti.

Darbe’nin şoku altındaki Şili’de, Friedman’ın Pinochet’ye tavsiyesi, ekonomide vergi indirimi, serbest ticaret, özelleştirmeler, kamu kurum ve kuruluşlarının ve hizmetlerin özelleştirilmesi, sosyal harcamalarda kesintiler, devlet okullarının özel sektöre devredilmesi, toplu özelleştirmeler, eksiksiz serbest ticaret, bütün vergi dilimlerinde % 15’lik artış ve devletin "dramatik bir biçim "de küçültülmesi yönündeydi. Ama bütün bunların "hızla!", "aniden!" ve "ard arda!" yapılması gerekiyordu. Bu sancılı taktiğin ismini şöyle açıklıyordu: "Şok tedavisi!" Dünyadaki bütün serbest piyasa programları -dikkat edilirse- ekonominin bir deyimiyle değil nörolojinin ve psikiyatrinin deyimlerinden olan "Şok tedavisi" yöntemi ile uygulandı! Dr. Cameron şoklarını uygulamak için elektrik kullanıyordu, Friedman’ın aracı ise "cesur!" politikacılardı!

MK ULTRA PROJESİ /// VİDEO : Dr. F. Deniz Şar – Zihin Kontrolü Uygulamaları, Bozuk Araba Yargısı, Oturan Boğalar


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=89vZEw6umbM

VİDEO AÇIKLAMASI :

Dr. F. Deniz Şar – Kültürel Genetik (TM) Araştırmaları Düşünce ve Teşhis Platformu Onursal Başkanı – Yargı, Bürokrasi, Basın, Medya ve Siyasetin Durumu ve Ülkedeki Geri Kalma Dinamiklerinin Hızlanarak Devamı Üzerine – 7 Ekim 2014 Bozuk Araba Yargısı, Algı Operasyonları, Akvaryumlar, Gizli Yahudilik, Toplumun Aptallaştırılması, Televizyon Yayınları Kısırlaştırılıyor, İfade Hürriyeti Kısıtlandırılıyor, Siyon Liderlerinin Protokolleri, Zihin Kontrolü Uygulamaları, Yahudi Kalesi, Oturan Boğalar, Bavulla Fonlama, Yanlı Yayın Televizyonları Şifrelenmeli, Miletin Hava Sahası, Adalet Bakanı ve Bürokratları İstifa, Maaş Artışları ve Sicil Affı, Paralel Yapı, Masonlar, Localar, Sabetaycılar, Gizli Yahudilik, Başörtüsü Çuvalı, Yargı Komedisi, Kadrolardaki Kifayetsizlik, Yeni Türkiye Martavalı, Çoban Sülü, Morrison Süleyman, Köy İmamları, Amele ve Esnaf Masonluğu.