EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Onikiada Türkiye’ye Aittir !.


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Onikiada Türkiye’ye Aittir !…

Türkiye, 1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi ile Osmanlı Devleti döneminde 1915’te ilhak edilen Onikiada, Rodos ve Meis olmak üzere toplam 14 ada üzerindeki haklarından İtalya yararına vazgeçti. Anılan adalar, Batnoz, Lipso, İleriye, Kelemez, İstanköy, İstanbulya, İncirli, Sömbeki, İleki, Herke, Rodos, Kerpe ve Çoban adaları ile bu adalara bağlı olan adacıklar ve Meis Adası’dır.

İkinci Dünya Savaşı sırasında, Onikiada önce Almanlar, daha sonra da İngilizler tarafından işgal edildi. Türkiye’nin Onikiada’yı geri alma talebi İngiltere tarafından reddedildi.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı’na girmediği için Onikiada’nın kaderinin belirlendiği Paris Konferansı’na davet edilmedi. Bu konferans neticesinde 10 Şubat 1947 günü imzalanan ParisAntlaşması ile Onikiada’nın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verildi.

1945 BM ANTLAŞMASI VE 1969 VİYANA SÖZLEŞMESİ’NE GÖRE YUNANİSTAN’IN ONİKİ ADA ÜZERİNDE EGEMENLİK HAKKI YOKTUR!…

21 Devlet arasında imzalanan 1947 Paris Antlaşması’nın 14. Maddesine göre Onikiada gayri askeri statüde olup Yunanistan, bu adalara asayişi sağlayacak miktarda jandarma ve polis dışında asker yerleştiremez.

1947 Paris Antlaşması’na göre gayri askeri statüde olan adalar 1960’ların ilk yarısından itibaren Yunanistan tarafından silahlandırılmaya başlandı. Türkiye bu durumu ilk defa 1964’te protesto etti. Daha sonra Nisan 1975’te Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’ne nota gönderen Türk Hükümeti, Yunanistan’ın adaları silahlandırmasını protesto etti ve bu durumun Türkiye’nin güvenliğini tehdit ettiğini bildirdi.

Yunanistan, Onikiada bölgesinde bulunan gayri askeri statüdeki adalardan Rodos Adası’na 1 Yunan Mekanize Tümeni; İstanköy Adası’na 1Yunan Mekanize Tugayı konuşlandırdı. Batnoz, Lipso, İleriye, Kelemez, İstanbulya, İncirli, Sömbeki, İleki, Kerpe ve Meis olmak üzere toplam 10 ada’ya da Tabur- Alay seviyesinde askeri birlik konuşlandırdı. Ayrıca, Türkiye’ye yönelik jet harekatı için, İstanköy ve Rodos Adası’na havaalanları inşa eden Yunanistan anılan adalardaki havaalanlarına savaş uçakları yerleştirdi. Mevcut durum itibarıylaOnikiada bölgesinde gayri askeri statüdeki 14 Adadan 12’si silahlandırıldı.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne göre (Madde 39, 9, 40 ve 35), çok taraflı antlaşma hükümlerinin değiştirilmesinde temel kural, antlaşma hükümlerininoybirliği ile değiştirilmesidir.Oybirliği sağlanamazsa antlaşmanın üçte iki oy çokluğu ile değiştirilebileceği de kabul görmektedir.(1945 Birleşmiş Milletler Antlaşması Md.108)

Türkiye ile birlikte toplam 8 devletin taraf olduğu 1923Lozan Antlaşması Boğazlar Sözleşmesi, yine Lozan’a taraf olan toplam 8devletin katılımı ve oybirliği ile 1936’da değiştirilerek Türk Boğazları Montrö Sözleşmesi imzalandı.Yapılan değişiklik,Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi ve BM Antlaşması’na uygun olarak yapıldığı için uluslararası hukuk kurallarına göre meşru bir değişikliktir.

Türkiye ile birlikte toplam 8 devletin taraf olduğu 1923 Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesiise,Lozan’a taraf olan 5 devletin (İngiltere, Fransa, Yunanistan, Yugoslavya, İtalya) ve Lozan’a taraf olmayan 16 devletin katılımı ile 1947’de değiştirilerek Paris Antlaşması imzalandı.Yapılan değişiklik ile Onikiada’nın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a verildi.Oy birliği veya üçte iki oy çokluğu olmadan yapılan bu değişiklik, sözleşme ve antlaşmalara aykırı olduğu içinmeşru olmayıphukuken geçerli değildir ve uluslararası hukuk kurallarına göre Yunanistan’ın Onikiada üzerinde egemenlik hakkıyoktur.

Türkiye, 1947 Paris Antlaşması’na taraf olmadığı için üçüncü devlet statüsündedir. Paris Antlaşması’nın Türkiye açısından hiçbir bağlayıcılığı yoktur.

1923 Lozan Antlaşmasıyla, Türkiye ile Yunanistan arasında Adalar(Ege) Denizi’nde bir denge sağlanmıştır.1947 Paris Antlaşması ile Onikiada’nın egemenliği İtalya’dan alınarak Yunanistan’a devredildiği için Adalar(Ege) Denizi’ndeki denge Türkiye’nin aleyhine bozulmuştur. Böylece Lozan Antlaşması’nın 15. Maddesi esaslı bir şekilde ihlal edilmiştir.Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’ne(Madde 60) göre Lozan Antlaşması’ndaki denge esaslı bir şekilde ihlal edildiği için antlaşmanın 15. Maddesi sona ermiş ve geçerliliğini kaybetmiştir. Mevcut durum itibarıyla, Onikiada Türkiye’ye aittir.

Yunanistan, Onikiada üzerinde bulunan bütün askeri birliklerini ve vatandaşlarını ana kıtasına çekerek adaları boşaltmalı ve bölgedeki toplam 14 adayı Türkiye’ye iade etmelidir.

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

AK PARTİ DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TAYYİP ERDOĞAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TAYYİP ERDOĞAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR !…

04 Mart 2020

Esad rejimine bağlı hava kuvvetlerinin 27 Şubat 2020‘de, İdlib’de konuşlu Türk birliklerine yaptığı alçakça saldırı sonrasında 33 Mehmetçik şehit oldu. Acımız büyük. Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin devlet aklını ve kurmay aklını yok sayarak yaptığı planlamalar ile Türk Ordusu dört cephede harekât icra ediyor. Yurt dışında Irak, Suriye ve Libya’da harekât icra eden Türk Ordusu yurt içinde İç Güvenlik Harekâtı icra ediyor. Irak, Suriye ve Libya’nın toprak bütünlüğünü sağlamak için asker gönderdiğini iddia eden Erdoğan, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak için işgal edilen 18 Türk Adası’na asker göndermiyor, diplomasiyi de kullanmıyor.

Türk Ordusu’nun aynı anda dört cephede harekât icra etmesi ve harekât devam ederken askerlik süresinin altı aya düşürülmesi stratejik bir hatadır. Yunanistan, Adalar (Ege) Denizi’ndeki askeri yığınağını sürekli olarak artırırken dört cephede harekât icra etmek Türkiye’nin güvenliğini tehlikeye atmaktır. Adalar (Ege) Denizi’nde işgal edilen adalarımıza ilave olarak yeni krizler gündeme gelirse Türkiye nasıl müdahale edecek?

Yurt içinde icra edilen İç Güvenlik Harekâtı hayati önem haiz olup yakın hava desteği ile başarılı bir şekilde sürdürülmektedir. Ancak, yurt dışında üç ülkede icra edilen harekâtı mercek altına aldığımızda, Erdoğan ve AKP Hükümetlerinin sürekli olarak yalpaladığı, ABD ve İsrail ile eşgüdümlü dış politika izlediği ve Türkiye’yi maceraya sürüklediği açık bir şekilde görülmektedir.

IRAK CEPHESİ

ABD, Saddam yönetimini devirmek, Irak’ı üçe bölmek ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için 2003’te Irak’a savaş açtı. Erdoğan ve AKP Hükümeti 20 Mart 2003 tezkeresi ile ABD ve müttefiklerine Türk Hava Sahasını açarak destek verdi. Saddam yönetimi devrildi, Irak fiilen üçe bölündü. 2003’te, ABD’ye destek vererek Irak’ın fiilen üçe bölünmesini ve İsrail’in güvenliğini sağlayan Erdoğan şimdi de Irak’ın toprak bütünlüğünü savunuyor. Erdoğan kendisi ile çelişiyor.

Türk askeri, 1926 ve 1946 Anlaşmaları ile Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. Maddesi gereği, 1990’lı yıllardan bugüne kadar Kuzey Irak’ta konuşlu olarak görev yapıyor. İhtiyaç duyulduğunda Türk birliklerine yakın hava desteği veriliyor ve Türk savaş uçakları ABD ile koordine edilerek Irak hava sahasını kullanıyor. Kuzey Irak’ta konuşlu birliklerimiz, Kandil Dağı ve sınırımıza yakın bölgelerde bulunan PKK terör örgütünün Türkiye’ye yönelik saldırılarına karşı önemli ölçüde koruma sağlıyor. Türk Askerinin Irak’ta bulunması hayati öneme haiz olup Türkiye’nin güvenliği için harekât ihtiyacıdır. Türk Askeri’nin Irak’taki mevcudiyeti devam ettirilmelidir.

LİBYA CEPHESİ

Libya’da Şubat 2011’de iç savaşın başlaması üzerine Kaddafi’yi yönetimden indirmek için NATO Müdahale Planına karşı çıkan ve “NATO’nun Libya’da ne işi var” diyen Erdoğan, Mart 2011’de çıkarılan tezkere ile TSK unsurlarının NATO Deniz Gücünde görev almasını sağladı. Libya’da barışı desteklemek yerine savaşı destekleyen Erdoğan, Temmuz 2011’de Libyalı muhaliflere 300 milyon dolar para yardımında bulundu. Erdoğan’ın desteklediği muhalifler, Kıbrıs Barış Harekâtında Türkiye’yi destekleyen Kaddafi’yi 20 Ekim 2011’de linç ederek öldürdü. Libya bölündü. İç savaş hâlâ devam ediyor. 2011’de, Libyalı muhaliflere destek vererek Libya’nın bölünmesini sağlayan Erdoğan şimdi de Libya’nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Erdoğan kendisi ile çelişiyor.

Erdoğan ve AKP Hükümeti, 27 Kasım 2019’da, Libya ile imzalanan Deniz Yetki Alanları Anlaşması’ndaki sözde kazanımlarımızı korumak maksadıyla, 02 Ocak 2020’de Libya Tezkeresini meclisten geçirerek Libya’ya asker gönderdi. Anılan anlaşma ile toplam 80 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı, Yunanistan, Libya ve Mısır’a terk edildi. Türk askeri, anlaşma ile terk edilen kıta sahanlığımızın neresini koruyacak?

Mevcut durum itibarıyla Libya hava sahası Hafter’in kontrolünde ve Libya hava sahasını kullanamıyoruz. Libya’ya gönderilen askerlerimiz Hafter birliklerinin tehdidi altında. Libya’da şehit edilen askerlerimizin kamuoyundan gizlendiği ve gizlice defnedildiği ortaya çıktı. Türkiye, Libya’da barışı desteklemeli ve Türk Askeri en kısa zamanda Libya’dan geri çekilmelidir.

SURİYE CEPHESİ

Erdoğan ve AKP Hükümeti, 6/7 Eylül 2007’de İsrail Savaş uçaklarına Türk Hava Sahasını açtı. Hava sahamızı kullanan 5 adet İsrail F-15 savaş uçağı Suriye’yi bombaladı. İsrail uçaklarına ait ilave yakıt tankları (jettison tank) Hatay ve Gaziantep’e düştü. Erdoğan ve AKP Hükümeti İsrail’e nota vermedi.

İsrail’in deniz ablukası nedeniyle Filistin’e ulaşamayan silah ve mühimmat Şii Ekseni üzerinden Filistin’e ulaştırılmaya başlandı. İran-Irak’ın güneyi-Suriye’nin güneyi ve Lübnan’dan geçerek Filistin’e uzanan Şii ekseni Saddam’ın devrilmesine rağmen kesintiye uğramadı. İsrail’in güvenliğini sağlayarak Büyük İsrail Projesini gerçekleştirmek ve Şii ekseninden Filistin’e yapılan silah ve mühimmat akışını durdurmak maksadıyla 2011’de Suriye’de iç savaş çıkarıldı.

Erdoğan ve AKP Hükümetleri barışı desteklemek yerine muhalifleri ve savaşı destekledi. Suriye’deki terör örgütü PYD’nin lideri Salih Müslim 03-05 Ekim 2014’te Ankara’da ağırlandı. 29 Ekim 2014’te Habur sınır kapısı açıldı ve 80 araçlık peşmerge konvoyu Türkiye üzerinde Suriye’ye geçiş yaparak terör örgütü PYD’ye destek verdi. 22 Şubat 2015’te Süleyman Şah Türbesi 37 km. geri çekilerek Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan İsrail koridorunun önü açıldı.

Adana Mutabakatı ve Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 51. Maddesi gereği, Fırat’ın batısındaki terör unsurlarını temizlemek maksadıyla 2016-2018 yılları arasında Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekâtı icra edildi. Fırat’ın doğusunda bulunan terör unsurlarını temizlemek maksadıyla 09 Ekim 2019’da başlatılan Barış Pınarı Harekâtı, ABD’nin girişimiyle durduruldu.

Soçi Mutabakatı kapsamında Suriye’nin İdlib bölgesinde TSK tarafından gözlem noktaları tesis edildi. Fırat batısındaki hava sahası Rusya’nın kontrolünde olduğu için İdlib bölgesindeki birliklerimize savaş uçakları ile yakın hava desteği veremiyoruz. Hava desteği olmadan ve hava sahasının kontrolü sağlanmadan müşterek harekat yapılamaz. Devlet aklı ve kurmay aklı yerine belediye kafası ve cahil cesareti ile hava desteği olmadan birliklerimiz İdlib’te konuşlandırılarak ateşin ortasında bırakıldı. Bu durumdan istifade eden Esad rejimi, İdlib’teki birliklerimize hava saldırısı yaparak 33 askerimizi şehit etti.

Müşterek harekâtın gereğinin yerine getirilmemesi halinde ağır kayıplar verildiğini gösteren tarihi örnekler var. Tinian Adası’na atom bombasının bileşenlerini bırakan USS-Indianapolis Kruvazörü’ne dönüş yolunda Taktik Hava Desteği (TASMO) ve denizaltı savunma harbi nitelikli muhrip / destroyer desteği verilmedi. USS-Indianapolis Kruvazörü, 30 Temmuz 1945’te Filipinler’e doğru tek başına seyir halindeyken Japon denizaltısından atılan torpidolarla Büyük Okyanus’ta batırıldı. 300 kadar mürettebat gemi ile birlikte batarak hayatını kaybetti.

Mevcut durum itibarıyla Suriye’de icra edilen harekât, düşük yoğunluklu çatışmadan Esad rejiminin ordusu ile bölgesel savaşa dönüşmüştür. Anayasa’nın 117. Maddesi gereği Başkomutanlık görevi Genelkurmay Başkanı’na devredilmelidir.

Esad rejiminin alçakça saldırısı sonrasında Bahar Kalkanı Harekatı ile misliyle müdahale edilmiş ve rejim birliklerine çok ağır zayiat verdirilmiştir. Türkiye, bu aşamadan sonra itidalli davranmalı ve Esad ordusuyla yapılan bölgesel savaşın genel savaşa dönüşmesinin önüne geçilmelidir.

Suriye’deki birliklerimizin güvenliği için hava sahasının kontrolü ve yakın hava desteği sağlanmalı, birliklerimiz Suriye vatandaşlarının göçünü önleyecek şekilde Suriye içinde yeniden tertiplenmelidir.

VATAN TOPRAKLARINDA YUNAN SANCAĞI DALGALANIRKEN, ERDOĞAN ŞEHİTLER TEPESİ’NDEN BAHSEDEMEZ !…

İdlib olayından sonra Erdoğan’ın, “Şehitler tepesi hiçbir zaman boş kalmayacaktır” söylemi tam bir akıl tutulmasıdır. Yurt içinde ve yurt dışında yapılan askeri harekâtın maksadı en az kayıpla, verilen hedefe ulaşmaktır.

Şehitler Tepesi, Kurtuluş Savaşı sırasında Yunan topçu ateşi ile toprağa gömülen ve Şanlı Türk Sancağını dimdik tutan Mehmetçik Anıtının bulunduğu Zafer Tepe mevkiidir. Zafer Tepe’de 1924’te Atatürk’ün emri ile inşasına başlanan anıt yine Atatürk tarafından 1927’de törenle açılmıştır.

Şehit Sancaktar Mehmetçik Anıtı, Kütahya ilinin Altıntaş ilçesine bağlı Zafertepe Çalköy yakınlarında yer alan ve Türk Kurtuluş Savaşı şehitlerine atfedilen anıttır.

Tayyip Erdoğan’ın, 18 Türk Adası ve 1 Türk Kayalığını Yunan askerine teslim etmesiyle birlikte vatan topraklarında Yunan Sancağı dalgalanmaya başlamıştır. 06 Ocak 2009’da Aydın Eşek Adası’na gelen Yunan Cumhurbaşkanı Karolas Papulyas, Türk topraklarında dalgalanan Yunan Sancağını selamlamıştır.

Vatan topraklarında Yunan Sancağı dalgalanırken, Tayyip Erdoğan’ın Şehitler Tepesi’nden bahsetmeye hakkı yoktur, haddine de değildir.

TEK ADAM REJİMİ İDLİB’TE ÇÖKMÜŞTÜR. TAYYİP ERDOĞAN DERHAL İSTİFA ETMELİDİR !…

Müşterek harekâtın en önemli ve vazgeçilmez özelliği birliklerimizin üzerindeki hava sahasını kontrol etmek ve birliklerimizin üzerinde düşman uçağının uçmasını engellemektir.

Başkomutan sıfatını ve yetkilerini kullanan Tayyip Erdoğan, hava sahasının kontrolünü sağlamadan ve savaş uçakları ile birliklerimize yakın hava desteği vermeden İdlib’teki askerlerimizi ateşin ortasına atmıştır. İdlib’te 33 askerimizin şehit olması tam bir faciadır.

Tek adam rejimi İdlib’te çökmüştür. İdlib faciasının baş sorumlusu Tayyip Erdoğan, derhal istifa etmelidir.

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

KITA SAHANLIĞI DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : 18 adanın ardından kıta sahanlığı da Yunanistan’a bırakıldı


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : 18 adanın ardından kıta sahanlığı da Yunanistan’a bırakıldı

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Ege’de terk edilen 18 Türk adasının ardından 92 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığının da Yunanistan’a terk edildiğini açıkladı.

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım, Ege’de yaşanan Yunan işgaline yaşanan yeni bir gelişmeyi gündeme getirdi.

Yunanistan’ın işgal ettiği 18 Türk adasının ardından Türk Kıta Sahanlığının da Yunanistan’a terk edildiğini belirtti.

Gazeteci Zahide Uçar’ın haberine göre Yalım’ın açıklamaları şu şekilde:

"Yunanistan, 2015 yılında Taşoz Adası Türk Karasularında İsrail ile birlikte petrol çıkarmaya başladı. Yunanistan ve İsrail, her gün 3823 varil Türk petrolünü çalıyor. Bölgede 111 Milyon varil petrol rezervi var. Tayyip Erdoğan ve AKP Hükümetleri bu hırsızlığın cevabını veremiyor. Yunanistan 1987 yılında aynı bölgede petrol aramak istediğinde, Özal Hükümeti donanmayı Taşoz Adası’na göndererek Yunanistan’ın petrol arama girişimini engellemişti."

"KITA SAHANLIĞI DA YUNANİSTAN’A TERK EDİLDİ"

"Türk Dışişleri Bakanlığı’nın Birleşmiş Milletler’e gönderdiği resmi mektupta Doğu Akdeniz’deki 9 boylamlık Kıta Sahanlığımız 5 boylam doğuya çekilerek 4 boylama indirildi. Bölgede bulunan 5 Türk Adası ile 92 bin kilometrekarelik Türk Kıta Sahanlığı Yunanistan’a terk edildi. Bu son derece vahim bir durum. Bakanlık Önümüzdeki aylarda Girit güneyi Türk Kıta Sahanlığı’nda petrol araması planlanan Amerikan Exxon Mobil ile ortağı Qatar Petroleum şirketlerinin önünü açtı."

"DÖNÜŞ YAPAN YAPAN OLMADI"

Konuya ilişkin Cumhurbaşkanı Erdoğan başta olmak üzere çok yere başvuru yaptığını yalnız dönüş alamadığını belirten Yalım, sözlerine şöyle devam etti:

"Ege Denizi’nde işgal edilen adalarımız ile ilgili olarak görsel ve yazılı basın üzerinden Milletimiz ile paylaştığım bütün bilgi ve belgeleri devlet kurumları ile paylaştım. Ancak hiçbir kurum benimle temasa geçmedi. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere işgalden sorumlu olan yetkililer yazı ve haberlerimi tekzip etmedi, edemedi."

Kaynak Yeniçağ: 18 adanın ardından kıta sahanlığı da Yunanistan’a bırakıldı

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : Girit Adası’nın dörtte üçü Türkiye’ye aittir

YAZAN : SAYGI ÖZTÜRK

Ege’deki adalarımızın işgalini sık sık gündeme getiren Yalım, Girit Adası’nın dörtte üçünün, çevresindeki 14 ada ve adacığın da Türkiye’ye ait olduğunu öne sürdü…

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Yunanistan’a yapacağı resmi ziyaret öncesi, Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri, emekli Kurmay Albay Ümit Yalım, Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti olmadığını belirtti. Adanın hukuki statüsünün 30 Mayıs 1913 Londra Antlaşması, 10 Ağustos 1913 Bükreş Antlaşması, 14 Kasım 1913 Atina Antlaşması ve 24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması olmak üzere toplam dört antlaşmayla belirlendiğini söyleyen Yalım, Girit’in sadece dörtte birinin Yunanistan’a, dörtte üçünün de Türkiye’ye ait olduğunu öne sürdü. Yalım, belgelerle şunları anlattı.

Ümit Yalım, Girit Adası’nda Türkiye’ye ait yerleri haritada işaretledi.

ANTLAŞMALAR ORTADA

Londra Antlaşması’nın hiçbir yerinde Girit Adası’nın Yunanistan’a terk edildiği, verildiği veya bağlandığı ifadesi yoktur. Yunanistan’a Girit Adası’nın dörtte biri verilmiştir. Adanın etrafındaki 14 ada ile adacık ve kayalıklar Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde kalmıştır.

Atina Antlaşması’nın hiçbir yerinde, Girit Adası’nın Yunanistan’a terk edildiği, verildiği veya bağlandığına ilişkin de ifade bulunmamaktadır. Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasından sonra 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması imzalandı. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere olmak üzere toplam sekiz devlet tarafından, Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğu teyit edilmiştir.

Yunanistan, Girit Adası’nın dörtte üçü ile halihazırda adanın etrafında işgal altında tuttuğu Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi olmak üzere toplam 5 Türk adasını derhal boşaltarak Türkiye’ye teslim etmelidir. Girit Adası’nın Türk bölgesinde kalan Heraklion Hava Üssü dahil olmak üzere bütün askeri birliklerini ve 1999 yılında adanın Türk bölgesine yerleştirdiği S-300 hava savunma füze bataryalarını da derhal tahliye etmelidir.