SAĞLIK DOSYASI /// CORONAVİRÜSÜ YENEN ÜLKE : GÜNEY KORE


CORONAVİRÜSÜ YENEN ÜLKE : GÜNEY KORE

Güney Kore…

Çin’in burnunun dibindeydi.

Virüse ilk maruz kalan ülkelerden biriydi.

2015 yılında tüm dünyada Ortadoğu kökenli Mers salgını olmuştu.

Güney Kore’de 38 kişi ölmüştü.

O salgından ders aldılar, “ulusal virüs salgını stratejisi” geliştirdiler.

Çin virüsü patlak verince, düğmeye bastılar.

Bismillah ilk iş… Ülkenin en büyük dört ilaç şirketine derhal lisans verdiler, derhal para verdiler, test kiti ürettirmeye başladılar.

Haftada 140 bin test kiti üretmeye başladılar.

Her gün 20 bin kişiye test yapmaya başladılar.

Testler ÜCRETSİZ!

Vatandaşlarından bir kuruş bile almadılar.

Şu ana kadar, Türkiye’yi zaten boşverdik, Japonya’nın 40 misli, ABD’nin 120 misli fazla test yaptılar.

Sırf bu virüs testleri için 24 saat aralıksız çalışan 96 tane dev laboratuvar kurdular.

Sadece şehir şehir değil, yoğun bulaşma görülen semtlere bile mobil laboratuvarlar kurdular, milletin gelmesini beklemediler, milletin ayağına götürdüler, 100 kadar mobil laboratuvarla, mahalle mahalle, apartman apartman test yaptılar.

Yol kenarlarına test istasyonları kurdular, otomobilinden bile inmeden, direksiyondayken teste tabi tuttular, insanlar gaza basıp gitti, ertesi gün telefonla arayıp, testin sonucu bildirdiler.

Yaşlıların evine gittiler, evlerinde test yaptılar.

Her pozitif çıkanı, kendi evinde izole ettiler, sokağa çıkmasını engelleyip, kendi evinde karantinaya aldılar.

Tek tek 24 saat takip ettiler, sadece durumu ağırlaşanları hastaneye aldılar, böylece hastanelerde yığılmayı önlediler.

Vatandaşın inisiyatifine bırakmadılar, emniyette özel virüs birimi kurdular, yurtdışından gelenleri 14 gün boyunca kredi kartlarından takip ettiler, bu 14 gün boyunca nerelere gittiklerini, oralarda başkasına virüs bulaştırıp bulaştırmadıklarını kontrol ettiler.

Vatandaşın maske peşinde, dezenfektan peşinde koşmasına gerek kalmadı, çünkü, maskeyi dezenfektanı bizzat devlet sağladı.

2015’ten beri hazırlık yaptıkları için, vatandaşın maskeye dezenfektana ihtiyacı olacağını biliyorlardı.

Devletin ücretsiz dağıttığı maskeyi dezenfektanı toplayıp stoklayanlara, 42 bin dolar para cezası verdiler, iki yıl hapisle yargıladılar.

İlk virüslü hastayı yakaladıkları anda, derhal okulları kapattılar.

Peyderpey değil, tam 136 ülkeyle uçak seferlerini şak diye durdurdular.

Yurtdışından deniz ulaşımını kestiler.

Vizeleri askıya aldılar, ülkeye giriş çıkışı tamamen yasakladılar.

Şeffaf davrandılar, virüs tespit edilen şehirleri derhal açıkladılar, hatta semt semt rakamları açıkladılar, bölgedeki vatandaşlarının daha dikkatli olmalarını sağladılar.

Virüs tespit edilen her vatandaşın cep telefonuna GPS benzeri bir program yükleyip, kimliklerini açıklamadan, sadece “nokta” olarak işaretleyerek, canlı haritayla yayınlamaya başladılar.

Herkes bu canlı haritayı cep telefonuna indirdi, böylece herkes, bulunduğu ortamda virüslü kimse olup olmadığını görebildi.

Netice?

Virüsün dünyadaki öldürme ortalaması yüzde 3.4…

Çin’deki oran yüzde 3.8

İtalya’daki oran yüzde 6.3

Güney Kore’de ise yüzde 1’in altında!

Yüzde 0.7…

Alıntıdır

GÜNDEM ANALİZİ : Ülkemizde Atatürk ve cumhuriyet ticareti yapılıyormuş, teşbihte hata olmaz derler devam edelim.


Ülkemizde Atatürk ve cumhuriyet ticareti yapılıyormuş, teşbihte hata olmaz derler devam edelim.

Peki ya son 18 yılda özellikle yapılan şey Muhammed ve İslam ticareti değil midir?

Bu zavallılara ne diyeceğiz ?

Sizin namaz, ezan, dua, Kur’an,Muhammed satmanızı nereye sokacağız?

Cumhuriyetin kendinden önceki yıllarını küçümseyen adam sonraki cümlelerinde gönülsüzce bu dönemi taktir ediyor.

Ve çoğu zaman bırakın Cumhuriyetin kurucu babalarını kendisini Osmanlı sultanları ile kıyaslıyor ya da başkalarınca yapılan bu şekilde yalakaca benzetmeleri büyük bir memnuniyetle karşılıyor.

Bu aslında çok aşikar bir megalomani işaretidir.

Ve gelelim AKP dönemine bu dönemde yapılan en büyük şey

• ülkenin rejiminin seçilmiş sultanlık rejimine dönüştürülmesi

• büyük bir rejim bunalımı yaratılması

• bırakın cumhuriyet dönemini belki de Osmanlı dönemi dahil en büyük iç ve dış borçlanma programlarının gerçekleştirilmesi

• gelecek nesillerin vesayet ve ipotek altına itilmesi

• ülkenin birlik ve beraberliğinin sabote edilmiş olması

• ülkenin Ortadoğunu kanlı ve netameli işlerinin orta yerine çuval gibi atılması

• bütün dünya ve batı medeniyeti ile kavga eder hale sokulması

• Türk milletinin sıfır dost sıfır müttefikli hale sokulması

• halkın birbirine düşman edilmesi ülkenin cihatçı şeriatçı Dar-ül Harpçi cemaatlere teslim edilmesi

• halkın geleceğe ilişkin bütün umutlarının kırılması sayılabilir.

Ülkede Osmanlı döneminde görülmüş olan bir okuryazarlık oranı düşüklüğünden Osmanlı sorumlu değilmiş.

Peki kim sorumlu?

Hollanda kralı mı?

İngiliz kraliçesi mi?

Ve bir de sayılar var.

Eş zamanlı olarak Osmanlı’nın çağdaşı olan diğer krallıklarda okur yazarlık oranlarının zaman içerisinde nasıl arttığını ve arttıkça nasıl dünya hegemonyasına oynadıklarını anlatan istatistikler ve tablolar.

Ayrıca inatçı bir tarih cahili olan Yüce Galaksi Başkanımız Ulu Megaloman bilmiyor bilen ve hatırlatanları da umursamıyor Osmanlı’da Yeni Türk Harflerine geçiş çabaları vardı ve buna cesaret edebilecek kadar yürekli liderlik özelliği olan devlet adamı yoktu.

Kaldı ki yalnızca Osmanlı’nın değil İslam aleminin neden batı karşısında taş devrine takılıp kaldığına bütün İslam coğrafyasında en azından 1000’li yıllardan bu yana kafa yoran pek çok düşünür fikir adamı hatta ilahiyatçı vardı.

İslam aleminin batı karşısında duraklama ve gerilemesi Araplarda 1000’li yıllardan itibaren Farisi ve Türklerde ise 1500’lü yıllardan itibarene kararlılık ve istikrar kazanmıştır.

Yeni Türk Harlerine geçiş devrimi elbette bu gerileme sürecine engel olmakta başarılı olmuş bir devrimdir.

Bugün Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı cumhuriyetimizin kurucusu ilk cumhurbaşkanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünün 81. yıldönümü bu vesileyle gazi Mustafa Kemal’i ve onunla birlikte ahirete irtihal etmiş tüm kahramanlarımızı Bir kez daha hayırla yad ediyorum.

Abi nihayet gönülsüz isteksiz yalancıktan bir tebrik sunmuş.

Elbette gönülsüz eşşşek kuyruksuz katır doğurur sözünü haklı çıkaracak şekilde önceki ve sonraki bütün cümleleri bu tebrigatı yalanlıyor.

Yüce Megaloman Liderimiz kasten cumhuriyet tarihi dışında kalan Türk tarihinin küçümsendiğinden şikayet ediyor.

Doğrusu ben kendimi bildiğim ve ilk okula başladığım ilk günden bu yana Türk milletine güç verebilecek tarihte ne gibi bir olay ve olgu varsa bunların çocuklara anlatıldığını gördüm.

Evet bizlere taaa 1969’dan bu yana İslam öncesi tarih Selçuklu Beylikler Osmanlı hep anlatıldı.

Bütün zaferler bütün önemli ve büyük devlet adamaları liderler anlatıldı.

Kimsenin bu konuda hasislik yaptığını görmedim.

Gel gör ki Osmanlı tarihinin bir de duraklama ve gerileme dönemi var.

Bu dönemde tek tük birkaç zafer varsa ki bunlar bizlere öğretilmiş ve anlatılmıştır sayısız yenilgi vardır.

Peki ortalama bir Türk vatandaşı Osmanlı’nın duraklama ve gerileme döneminden ancak ibret almaya elverişli ve asla gurur vermeyecek bu yenilgileri nasıl öğrenecek ve öğretilecekti?

Bunca yenilgi hezimet rezalet öğrencilere ve halka bir zafer gibi mi anlatılacak?

Bir düşünün sayısız yenilgi arasında yer alan birkaç şerefli yenilgi bile halk tarafından zafer gibi kabul edilmiş ve o kahramanlar sanki zafer kazanmış gibi yüceltilmiştir.

Bir Gazi Osman Paşayı ve ülkenin her yerinde bir Gaziosmanpaşa semti olduğunu hatırlayın.

Bir düşünün son tahlilde büyük bir yenilgi olan I. Dünya Savaşında Çanakkale Kutül Amare gibi birkaç zafer o yıllarda ve sonrasında halka nasıl moral ve gurur vermiştir.

Biz Osmanlı’nın duraklama ve gerileme döneminde gurur ve şeref duyabilecek büyük zaferleri bulmakta zorlanırken bunun sorumlusu kimdir?

Cumhuriyeti yüceltmek adına tüm geçmişimizi yok saymaya çalışanlar bize göre kendi geçmişlerinden utananlardır. demiş bizim inatçı cahil ve aynı zamanda Muhteşem olan Megalomanımız.

Peki ya ne yapmak lazımdı misal tarihin gördüğü en büyük en rezil hezimet olan Büyük Balkan Rezaletinden gurur mu duymalıydık?

Ya da koca imparatorluğun peş peşe kendisine isyan eden paşalarının orduları karşısında çaresiz ve aciz kalarak Morayı Teselyayı Mısırı yitirmesi ve yardım için Rus ordusunu davet ederek İstanbulun dibine getirmesinden mutlu mu olmalıydık.

Osmanlı döneminin bu rezil hezimetlerle dolu döneminden mutluluk gurur ve şeref mi duymalıydık.

Normal aklı başında bir Türkün yenilgilerden hezimetlerden rezaletlerden mutlu olmasını beklemek nasıl bir hastalıklı kafanın eseridir?

Osmanlı’nın kendi silah sanayii yokmuş.

Osmanlı yönetimi altındaki halklara zulmedilmiş.

Hepsi de yalandır iftiradır. demiş

Yüce Cahil.

Peki Osmanlı devşirme sisteminin Balkanlarda huzursuz ve mutsuz ettiği gayri müslim halkların şimdiki temsilcilerine bir sormuş mu?

Ve neredeyse yatakta fethedilmiş Balkanların ve gayri müslim halkların ki bunlara gayri müslim Türkler de dahildir neden büyük bir inatla canla başla kanla Osmanlıya direnmek için çaba harcadığının açıklaması nedir?

Neden Macarlar Avusturya’lı kefere ile ittifak etmiştir neden Türk Bulgarlar Türklükten dahi çıkmaya razı olmuştur.

Neden Balkanların her yerine serpiştirilmiş ve sayıca hiç de az olmayan gayri müslim Türkler Osmanlıya karşı olmak adına Gotların torunlarıyla bir ve beraber olmayı istemiş hatta onlarla hemhal olmaya ve sonunda Türklükten dahi çıkacak derecede bir nefrete sürüklenmiştir.

Balkanlardaki gayri müslim Türklerin neden Osmanlı karşısında Gotlar içinde erimeye razı ve gönüllü oldukları sizin o yetersiz idrak yollarınızda bir düşünce kıvılcımı yaratmaz?

Acaba İslamın tarihte her zaman ve her yerde olduğu gibi Türklük dünyasını Balkanlarda da paramparça ettiğini neden fark etmiyorsunuz?

Osmanlı’nın eksikleri varmış bize düşen bunlarla uğraşmak değil onun iyiliklerini güzelliklerini konuşmakmış.

Böylece Osmalın’dan güç alacakmışız.

Bizler Osmanlı’nın dünyanın çeşitli yerlerine uzandığını bilmiyormuşuz.

Bizler soykırımcılarla bir ve berabermişiz.

Bunlar Yüce Megalomanımızın cümleleri.

Adam kendi tarihini bilmiyor Mısır Hidivini Tepedelenli Ali Paşayı tanımıyor Balkan Yenilgisinin hangi Osmanlı komutanlarının kimin siyasi sorumluluğunda olduğundan kimsenin haberi yok Fas Tunus ve Cezayirin Osmanlı hükümranlığında gösterilmesinin ne anlam taşıdığını bilmiyor koca Arabistan platosunun neden Osmanlı haritalarında boşluk olarak gösterildiğine kafasını yormuyor ve bizleri tarih bilmemekle suçluyor.

Ayrıca Osmanlı’nın duraklama ve gerileme döneminde yaşanmış bütün yenilgiler hezimetler ve rezaletlere tarihsel bir miras olarak sahip çıkmayan ibret önermeyen ulusalcı halkçı Atatürkçü duymadım bilmiyorum.

Kaldı ki soykırım iddialarını uzun zaman kabul eden ve ettirmeye çalışanlar da AÇILIMCI AKP LİDERLİĞİ VE ONUN HEMPALARI(yardakçıları) olmuştur.

Bursa’da Ermenistan Türkiye maçında Azeri ve Türk bayrağı toplandığını çöplere atıldığını bu millet unutmadı.

Yahu Ermeni açılımı yapmış adam Ulusalcıları soykırımcı olarak suçluyor bundan büyük iki yüzlülük şarlatanlık olabilir mi?

Evet tarihte Türkler her zaman silah teknolojilerini ilk icat eden kullanan toplumsallaştıran kurumsallaştıran kültürel olarak içselleştiren millettir.

Taş devrinden bu yana cilalı taşı ilk kullananlar bakırı tunçu ilk keşfedenler silah olarak kullananlar Türklerdir.

Bu gün hala daha TUNÇ’U yücelten şiirlerimiz marşlarımız vardır.

Türk çeliğini ve bundan yapılmış silahları ilk kullananlar da Türkler olmuştur.

Tıpkı Tunç gibi çeliği ve gücünü yücelten şiirler efsaneler antik kültürümüzün mirası olarak bilinir konuşulur.

Ata ilk binen ve onu toplumsal yaşamın orta yerine koyanlar da Türkler olmuştur.

Falan filan… …

Ama kabul etmek zorundayız Osmanlı duraklama ve gerileme döneminde çeliğin üretimi dökümü tornalanması frezelenmesi talaşlı bütün işlemleri dövülmesi çekilmesi levha tel boru imalatı gibi bütün alanlarında kocaman bir sıfırdır.

Osmanlı’nın son dörtyüz yılında çelikten mamul bütün savaş araçları üretim araçları gündelik aletler tamamıyla ithal edilmiştir.

OSMANLI ÇELİK ÇAĞINA GİREMEMİŞ YAŞAYAMAMIŞTIR. Unutmayın ki Fatihin o İstanbul’u feth ederken kullandığı özel topları da kafir muamelesi yaptığı Macar yetiştirmesi bir usta imal etmiştir.

Osmanlının 1500’lü yıllarda Araplardan kaptığı İslam hastalığının enkübasyon dönemi sona ermiş artık manifest/aşikar dönemi başlamıştır.

Ve tıpkı Araplar gibi artık üretme yaratma araştırma kabiliyetleri azalmış insanlığa katkıda bulunmak bir yana artık parazit olma dönemine girmiştir.

Kabul etmek gerek Atatürk ve onun temellerini attığı cumhuriyet dönemi bir nekahat dönemi olmuştur.

Ve görünen o ki İslam fikir kanseri yeniden nüks etmiştir.

Ve Atatürk’ün bize kazandırdığı o mükemmel nekahat ortamı bile yetersiz kaldıysa Türkce konuşabilen Anadolu ve Trakya Türk halklarının gelecekten umut etmeleri imkansızdır.

Yeni bir Atatürk’ü nereden bulacağız?

Mürteci münevveri Abdurrahman Dilipak abinin talebi çok açık.

Sanki çok doğal normal talepler gibi öylece iletilmiş.

Koruma kanunu kalksın ve anayasadaki giriş ve bazı maddelerle ilgili “değiştirilemez” şartı kaldırılsın önce şartlar eşitlensin ve hukuki bir zemin oluşturulsun.

O zaman bu işten herkes kazançlı çıkarmış.

Tek tek bakalım KORUMA KANUNU denmiş aslı nedir bunun?

5816 SAYILI KANUN – ATATÜRK’ÜN HATIRASINA ALENEN HAKARET EDİLEMEYECEĞİ Kanunu.

Yani ölmüş Atatürkü hakaretten koruyan bir kanun.

Demek ki bazıları Atatürk’e yalnızca devletin kurucu babası olduğu için hakaret ediyor ve onu ayrıca koruma ihtiyacı doğmuş ne tekim bu yasayı çıkaranda Ticaniler ve onların Atatürk’e hakaretlerinden dolayı DP olmuş.

Misal bir de Cumhurbaşkanını hakaretten koruyan kanun var.

CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU VE CEZASI (TCK 299).

Demek ki bazılarına yalnızca makamından dolayı edilen hakaretlerden ayrıca korunma sağlamak ihtiyacı doğmuş.

Bir de genel hakaret yasası var senin için benim için herkes için.

BASİT HAKARET SUÇU CEZASI (TCK 125/1).

Bu fitneci abi de Atatürk’e özgürce hakaret edilsin hakaret edeyim talebinde bulunuyor.

Yani bu kadar basit.

Haaa diyelim ki Atatürk’ü özellikle koruyan hakaret yasası kaldırıldı peki ölmüş bir devlet adamına özgürce hakaret edebilecek misin.

BASİT HAKARET SUÇU CEZASI (TCK 125/1) her hal ve şartta herkesin ölmüşlerini hakaretten koruyan bir kanun.

Velev ki Atatürke hakaret edebilme hakkı ve imtiyazı isteniyor.

Olur o zaman karşılıklı olarak bütün hakaret yasaları kaldırılsın.

Eşitliği sağlamak için TCK MD. 216 HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK VEYA AŞAĞILAMA yasası da kaldırılsın.

Özgürce hepimiz birbirimize hakaret edelim.

Ben buna varım.

Cumhuriyet ulus devlet vatan rejim düşmanlarına ben de ağız ve gönül dolusu hakaret edesim var.

Hatta bu güne kadar yalnızca bir fikir kanseri olarak gördüğüm ve nitelediğim İslam ve onun kıymetli sayılan şeyleri ve kişilerine de hakaret edesim var.

Haydi madem hakaret etmeye bu derece düşkünsünüz meraklısınız eşitliği sağlayalım.

Özgürlük olsun Atatürk’e edilen her hakaret için misli misli Muhammede hakaret edeyim.

İyi olmaz mı?

Belki de bu şekilde dünya tarihine hakaret savaşları ile sorunlarını halledebilen ilk ulus olarak adımızı yazdırabiliriz.

Bir de şu değiştiremez maddeler var.

• – Madde 1: Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

• – Madde 2: Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

• – Madde 3: Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

Dili Türkçe’dir.

Bayrağı şekli kanununda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

Şimdi bu namert korkak hainlere bir soralım.

Bu maddelerden hangileri sizi rahatsız ediyor onların sizin için yarattığı engel nedir?

Yürekli olan mert olun karnınızdan konuşmadan söyleyin.

Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

Türk lafı mı sizi rahatsız etti onun yerine ne olsun istersiniz?

Misal Ermeni Rum devleti dense içiniz rahatlar mı?

Cumhuriyet lafı mı sizi rahatsız etti onun yerine monarşi sultanlık krallık padişahlık mı demeliydi?

Peki kimin hanedanı devletin tepesinde ayrıcalıklı olacak?

Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde insan haklarına saygılı Atatürk milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

Toplumun huzuruna karşı mısınız?

Kavga gürültü iç savaş mı istiyorsunuz?

Milli dayanışma adalet insan haklarına saygı sizin için kabul edilemez mi?

Atatürk milliyetçiliğinin size batan tarafı nedir?

Atatürk milliyetçiliği olarak söylenen din ve ırk ayrımı gözetmeksizin ulus tanımını dil kültür ve siyasi birliktelik gibi değerlere dayandıran milliyetperverlik tanımına itirazınız nedir?

Irkçı mı olacaksınız din esasına göre SÜNNİ ŞERİATÇI CİHATÇI DAR-ÜL HARPÇİ bir rejim mi istiyorsunuz

Nedir sizin derdiniz kardeşim açık açık söyleyin talebinizi söyleyin biz de rahatça sizlere iki parmak arasından tek parmakla gösterilen o meşhur nah hareketini yapılım.

Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür.

Dili Türkçe’dir.

Bayrağı şekli kanununda belirtilen beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

Türkiye devleti bölünsün mü bölücü müsünüz?

PKK açık yürekle bunu söylüyor siz de söyleyin size de gereken sözü söyleyelim hareketi yapalım.

Devletin resmi dili olmasın mı ya da yanına hangi diller resmi dil sayılsın.

Siz bir talebinizi söyleyin biz ona göre bakarız.

Kızıl üzerine beyaz ay yıldızlı bayrak sizi rahatsız mı eteti nasıl bir bayrak olsaydı mutlu olurdunuz?

Misal şimdiki bağların üst gönder köşesine ek olarak bir İngiliz bayrağı olsa hani diğer İngiliz sömürgelerinde olduğu gibi sizi mutlu eder mi?

Rum Ermeni bayrağına benzer bayraklara ne dersiniz?

Ya da siyah üzerine Allahı ekber yazısı ve bir kılıç resmi olsa.

Çok lafın özü karnınızdan konuşmayın anayasanın değiştirelemez maddelerinde size engel olan maddeleri ve onların yerine yapmak istediklerinizi açık açık belirtin.

Biz de tartışalım artık nasıl tartışacaksak.

Ve gereği neyse onu yapalım.

Malum bu anayasadır tanrıların diğer sözde emirleri gibi değildir daha kutsaldır çünkü kanla yazılmış ciddi sözleşmelerdir.

Bu kadar tartışmalı taleplerle gelenlerin açıksözlü olmalarını beklemek doğaldır.

Anayasa ve özellikle de en temel yasalar öyle namertliğe ikiyüzlülüğe yalana dolana elverişli değildir.

Oraj POYRAZ (0raj.p0yraz / oraj.poyraz)

TEKNİK TAKİP DOSYASI : CIA VE BND 120 ÜLKEYİ DİNLEDİ


Almanya’da istihbarat skandalı

  • AA

CIA VE BND 120 ÜKEYİ DİNLEDİ

Almanya ve ABD istihbarat servisleri BND ve CIA’in 100’den fazla ülkede hükümetlerin şifreli haberleşmelerini yıllarca izlediği ortaya çıktı. Bu ülkeler arasında Türkiye de var.

Alman devlet televizyonu ZDF, Washington Post ve İsviçre kanalı SRF’in BND ve CIA raporlarına dayanarak hazırladığı habere göre, iki istihbarat servisi, 1970-1993 arasında, hükümetlere kripto cihazları ve şifreleme yazılımları satan İsviçre merkezli Crypto AG adlı şirket üzerinden 100’den fazla ülkede şifreli haberleşmeleri dinledi.

Belgelere göre aralarında Avrupa ülkelerinin de bulunduğu çok sayıda ülkenin diplomatik ve askeri haberleşmesinin kapsamlı olarak izlendiği tahmin ediliyor. Belgelerde dinlenen ülkeler arasında Türkiye’nin yanı sıra Portekiz, İtalya, İspanya, eski Yugoslavya ve İrlanda’nın da adı geçiyor.

“MİNERVA/RUBİKON”

Dinleme operasyonuna CIA’in ‘Minerva’, BND’nin ise ‘Rubikon’ adını verdiği belirtiliyor.

Dünyada 120’den fazla ülkenin güvenli haberleşme için bu şirketin tekniklerini kullandığı kaydedilen haberde, Die Cyrpto International Group adlı bir şirketin 2018 yılında Cyrpto AG’nin isim haklarını aldığına işaret edildi ve bunun endişe verici olduğu değerlendirmesi yapıldı.

İsviçre Federal Konseyi ise soruşturma başlattı.

Almanya’nın eski Başbakanlıktan Sorumlu Bakanı Bernd Schmiedbauer, BND’nin CIA ile işbirliğini 1993’de sonlandırdığını savunsa da, 2013’te ABD Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) çalışanı Edward Snowden’in açıkladığı belgelerde ortaya çıkan ‘dinleme skandalları’ sonrası iki ülkenin istihbarat işbirliğinin çok daha derin olduğunu ortaya koymuştu.

Belgeler, ABD, İngiltere ve Almanya gizli servislerinin hem ortaklaşa AB ülkeleri ve Türkiye dahil çok sayıda ülkeyi dinleme ve izlemeye aldığını hem de aynı zamanda birbirlerini dinlediklerini kanıtlamıştı.

CRYPTO HALEN AKTİF ÇALIŞIYOR

İsveç merkezli şirket Crypto’nun ürünleri halen dünyanın dört bir yanında farklı ülkeler tarafından kullanılıyor.

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// ARSLAN BULUT : GAZİ NASIL İDARE ETMİŞTİ ÜLKEYİ ???


ARSLAN BULUT : GAZİ NASIL İDARE ETMİŞTİ ÜLKEYİ ???

Tayyip Erdoğan AKP genel başkanı olarak yaptığı konuşmada "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden rahatsız olanlar var bunu biliyorum. Diyorlar ki ‘Bu geleneğimize ters bir yapı’ yeri geliyor diyorlar ki ‘Biz Atatürk’ün partisiyiz. ‘ Acaba Gazi parlamenter demokrasiyle mi idare etmişti ülkeyi?" diye sordu.

Erdoğan’ın kendi kurduğu sistemi meşrulaştırmak için de olsa "Gazi ülkeyi nasıl idare etmişti?" diye bir sorgulamadan faydalanmak istemesi başlangıç olarak faydalı bir yaklaşımdır.

***

Erdoğan ayrıca Meclis’teki Anayasa değişikliği oylamasının usulsüz olduğunu referandumda mühürsüz oyların son dakikalarda geçerli sayıldığını yani yüzde 52 kabul oyuna şaibe karıştığını herkesin unuttuğu veya artık üstünde durmadığı varsayımıyla "Bunlarda dürüstlük diye bir şey yok. Milletimiz Cumhurbaşkanlığı sistemine yaklaşık yüzde 52 ile ‘Evet’ dedi mi? Dedi. Bundan sonra sizin konuşmanız lafügüzaftır. " dedi.

Güzel de Anayasa oylamasında gizli oy kullanılması gerekirken görevli milletvekillerinin kontrol etmesiyle açık oyama yapılması dürüstlük müdür?

Referandumda sandıklar kapanırken Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçersiz sayması dürüstlük müdür? Bu oyların sonucu değiştirecek derecede etkili olduğunu herkes biliyor değil mi?

***

"Gazi ülkeyi nasıl yönetmiştir?"e gelelim…

Sadece Tayyip Erdoğan’ın değil siyasetle uğraşan herkesin düşünmesi gereken bir konu bu!

Mesela Gazi Amerikan projesiyle Libya’ya müdahale eder miydi? Yoksa Libya’ya müdahale edilmesini önlemeye mi çalışırdı?

Gazi Amerika’nın Büyük İsrail projesini uygulamak için önce Irak’ı sonra Suriye’yi parçalamasına izin verir miydi? Bu kirli saldırıda Türkiye topraklarını ve hava sahasını kullandırır mıydı? Teröristlerin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek burada IŞİD diye bir devlet kurmasına seyirci kalır mıydı? Gazi muhalifleri silahlandırıp "lojistik destek" ve askeri eğitim vererek Suriye devletini çökertmeye çalışır mıydı?

Dünyada herhangi bir ülkenin Cumhurbaşkanı Gazi’ye "Akıllı ol benim çizdiğim sınırların dışına çıkarsan ekonomini yerle bir ederim" diyebilmeyi aklından geçirebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin parlamentosu Gazi’nin malvarlığının araştırılmasını isteyebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin yargı sistemi bir Türk bankasının kullandığı kaynaklar ve yöntemler hakkında dava açabilir miydi?

Dünyada hangi ülkenin Dışişleri Bakanı Ankara’ya kadar gelerek Gazi’ye "Kurduğun şeker fabrikalarını sat ve kapat benim ülkemin şirketlerinin ürettiği tatlandırıcıyı kullan" diye baskı yapabilirdi?

Dünyada hangi ülkenin Cumhurbaşkanı Gazi’ye "Kırıkkale silah fabrikasını ve Kayseri uçak fabrikasını kapat" diyebilirdi?

Gazi bir Arap emirliğinin 500 milyon dolarlık uçak hediye etmesi karşılığında ülkenin tank-palet fabrikasını onlara devreder miydi?

***

Polatlı’dan top sesleri gelir ve kendisi de cephede kaburgaları kırık bir durumda orduya başkomutanlık yaparken Ankara’da milli eğitim şurası toplayan ve sonra da "Cumhuriyet sizden fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller ister" diye hitap ettiği öğretmenleri seferber eden onları halk nazarında en yüksek mertebeye yerleştiren Gazi üniversitelere çalınmış sorular verilmiş kişilerin girmesine izin verir miydi?

Bir Türk devleti kurduktan sonra Türk çocuklarının güne "Türküm doğruyum çalışkanım" diye başlamasını isteyen Gazi "Andımız"ı yasaklayan "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü dağlardan taşlardan silmekle TC tabelalarını kaldırmakla övünen Cumhuriyet dönemine "reklam arası" diyen hatta "AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk" diye sevinen kadroların dini kullanarak halkı kandırmasına ve sahte sınavlarla sahte diplomalarla sahte seçimlerle "Atı çalanın Üsküdar’a geçmesiyle" ülke yönetimini ele geçirmesine izin verir miydi?

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/gazi-nasil-idare-etmisti-ulkeyi-53813yy.htm

ERMENİ SORUNU DOSYASI : 1915’İ RESMEN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ OLARAK TANIYAN ÜLKELER


1915’İ RESMEN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ OLARAK TANIYAN ÜLKELER

Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan bir karar ABD Temsilciler Meclisi’nde büyük çoğunluğun desteği ile onaylandı. Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi’ne getirilen tasarı 11’e karşı 405 oyla kabul edildi. Karar ile 1915 yılı ile 1923 yılları arasında yaşanan olayların soykırım olarak kabul edilmesi ve bu şekilde anılması isteniyordu. Bu kararın onaylanmasıyla birlikte ilk kez ABD Kongresi’nin bir kanadı 1915’i ‘soykırım’ olarak nitelemiş oldu. umhurbaşkanlığı’ndan ‘Ermeni soykırımı oylamasına’ ilişkin açıklama.

Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan 29 ülke bulunuyor.

İşte o ülkeler:

1965 – ‘Soykırım’ olarak tanıyan ilk ülke Uruguay oldu.

1962 – Kıbrıs Parlamentosu

1995 – Rusya Devlet Duması ‘Ermeni Soykrımı’nı kınayan bir açıklama kabul ederek 24 Nisanı Ermeni Soykırımı’nın anma günü olarak kabul etti.

1996 – Kanada

1997 – Lübnan Milli Meclisi

1998 – Belçika Senatosu Türkiye hükümetini ‘Ermeni Soykırımı’ gerçeğini tanımaya çağırdı.

1996 – Yunanistan

2000 – İtalya Parlamentosu

2000 – Vatikan ile Papa II. İoannes Paulus

2001 – Fransa Senatosu

2003 – İsviçre

2004 – Arjantin Senatosu

2004 – Slovakya Parlamentosu

2004 – Hollanda Temsilciler Meclisi

2005 – Venezuela Parlamentosu

2005 – Polonya Parlamentosu

2005 –Litvanya

2007 – Şili Senatosu

2010 – İsveç

2014 – Bolivya Parlamentosu

2015 – Avusturya Parlamentosu

2015 – Lüksemburg Parlamentosu

2015 – Brezilya

2015 – Paraguay Senatosu

2015 – Suriye

2016 – Almanya Bundestagı

2017 – Çek Cumhuriyeti

2019 – Libya geçici hükümeti

LİNK : https://www.birgun.net/haber/1915-i-resmen-ermeni-soykirimi-olarak-taniyan-ulkeler-274441