AK PARTİ DOSYASI /// Abdüllatif Şener : ‘Erdoğan Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler’


Abdüllatif Şener : ‘Erdoğan Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler’

5 Mart 2014

‘Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler”

AKP’nin kurucu üyelerinden Abdüllatif Şener, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, 2007 yılında yolunu ayırdığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eski partisine yönelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. Şener, BirGün’ün son gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı.

»Başbakan Erdoğan ile oğlu arasındaki telefon görüşmesine ilişkin ses kayıtlarına dair tartışmalar sürüyor. Erdoğan ve AKP’nin “montaj” iddiasını inandırıcı buluyor musunuz?
Montaj ihtimali yüzde sıfır. AKP’nin kurulmasından önce de Erdoğan’la beraberdim. 5 yıl boyunca da AKP hükümetinde Başbakan Yardımcılığını yaptım. Korkunç bir para eğilimi olduğunu o günlerde tespit ettim. En çok da bu huyundan rahatsız oldum. Erdoğan, tapeler yayımlandıktan sonra “kriptolu telefonlarımızı bile dinlemişler” dedi. Bu, ses kayıtlarının kendisine ait olduğunun itirafıydı. Bu ülke, tarihinde hiç görülmediği kadar soyulmuş ve yağmalanmıştır. Rakamlar korkunçtur. Geçmişte, Özal döneminde İsmail Özdağlar 15 bin dolar için yargılanmıştı. Burada oğlu Bilal sabahtan akşama kadar para taşıyor ve elinde kalan 30 milyon avrodan söz ediyor. Cumhuriyet tarihi dönemindeki bütün yolsuzluk olaylarını üst üste toplasanız yine de bu yolsuzluk olayındaki rakamların yüzde 1’i yapmaz.

»Kuruluşundan itibaren AKP’ye bakıldığında Erdoğan’ın yakın çevresindeki isimlerin değiştiğini görüyoruz. Bu tercihinin nedeni nedir sizce?
Eğer kirli bir siyaset izliyorsanız, yolsuzluğa batmış ve tüm hukuk düzenini ihlal etmiş, ceza kanunlarına aykırı iş yapmışsanız, bunu gizlemek, sürdebilmek ve boynununuzu giyotinden kurtarmak için bir şeylere mahkûm olursunuz. Bu kadar pisliğe bulaşmış batmış bir insanın yola başladığı ekiple devam etmesi mümkün değil. Sürekli rakipsiz, bir numara olarak kalmak istemektedir. Ayrıca uzun süre yakınında bulunanlar onun neler yaptığını, kirli taraflarını göreceği, içlerinde isyan edenler çıkacağı için sürekli değiştirmeye ihtiyaç duymaktadır. Erdoğan, her seçimde milletvekillerinin neredeyse üçte ikisini değiştiriyor. İl, ilçe teşkilatları da sürekli değiştiriliyor. Zaten izlediği kirli siyaset ve pislikleri ortalığa dökülmesin dile yıllardır medyayı ve sivil toplum kuruluşlarını da baskı altında tutuyor, hukuk devletini tahrip ediyor. Şimdi mahkemeleri kendisine karşı işleyemez hale getiriyor.”

»Yargıyla ilgili süreç, HSYK’de yapılan değişiklikle yeni bir boyut kazandı. Bu düzenleme süreci nasıl etkiler?
Başbakan şu anda Türkiye’yi çoklu hukuk sistemine sokmuştur. Başbakan ve yakınlarının tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, halkın tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, Başbakan’ın sevmediklerinin yargılandığı mahkemeler ayrı. Kendinden emin olsa basın özgürlüğünü destekler, interneti susturmaya kalkmaz . Bunları yapıyorsa bu bile ses kayıtlarının doğru olduğunun delilidir. HSYK ile ilgili düzenleme tüm hukuk düzenini altüst edecek. Bakan çocuklarının yargılanma sürecini baştan sona tahrip edecek bir düzenleme bu. Anayasa’ya aykırılığı net olan düzenlemeler var. CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi HSYK yasasını iptal edebilir, iş normala döner diye düşünenler olabilir. Ancak bir ay, hatta bir hafta sonra Anayasa Mahkemesi bu yasayla ilgili iptal kararı verse de artık çok geç kalınmış, Türkiye’nin çivisi çıkmış olacak.

»Çivinin çıkmaması için ne yapılmalı?
Anayasa Mahkemesi “yok hükmünde sayma” kararı vermeli. Bu yapılmaz eğer sadece iptal yönünde bir karar verilirse iptal hükümleri geriye yürümediğinden, hukuk düzenini, anayasal düzeni koruma konusunda gerekli hassasiyetin gösterilemediği anlamına gelir. Ya da yeteri kadar bu felaketin algılanamadığı anlamına gelir Anayasa Mahkemisi yok hükmüne sayma opsiyonunu her zaman elinde bulundurmalı. Bu sadece HSYK için geçerli değil bundan sonra da öyle felaket kanunları geçecek ki Meclis’ten, bunları anayasaya kökten aykırı olduğu için yok hükmünde sayma kararını kendi idaresiyle, yorumuyla elinde bulundurma yetkisi elinden alınan Anayasa Mahkemesi anayasal düzeni koruma gücünü kaybetmiş olacaktır. Bu nedenle HSYK ile ilgili yüksek mahkemenin vereceği karar kurulduğu günden bugüne verdiği ve vereceği tüm kararlardan daha önemli.

»Erdoğan son gelişmeler üzerine hızla çıkarılan yasalarla kendisine koruma kalkanı oluşturma çabasında. Onu yakından tanıyorsunuz, bunların ötesinde nasıl bir tavır izlemesini bekliyorsunuz?
O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Ayakta kalabilmek için ülkenin çok kanlı bir savaşa girmesi gerektiğini düşünürse ülkeyi öyle bir kanlı savaşa bile sokar. Ayakta kalmak için her şeyi yapacaktır. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan, bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra her şeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz, evrensel değerleri, yaptığı bir işin anasaya aykırılığını hiç önemsemez. Nitekim bu ana kadar yaptıkları da bunu gösteriyor.

»AKP tabanının bu süreçten nasıl etkilendiğini düşünüyorsunuz?
Aidiyet duygusuyla hareket ediliyor. Parti tabanında mutlaka çok temiz yürekli insanlar var. Ama gerek partinin parlemento grubunda gerekse örgüt tabanında ilkelere, ideallerine göre hareket eden insan sayısı çok fazla değil. Geçenlerde bu iktidar döneminde defterdarlık yapmış biri geldi. Muhafazakâr bir insan. Şu anda emekli. İlgili Bakan’ın, çocuklarının işi ile ilgili bir konuda kendisine gayri meşru işi yapması için baskı yaptığını, genel müdürlük vaadinde bulunduğunu anlattı. Baskıya direnince ilgili Bakan’ın kendisine rüşvet dahi teklif ettiğini anlattı. Kabul etmemiş ve sonunda emekliye ayrılmış. Düşünebiliyor musunuz, Bakan, memuruna rüşvet teklif ediyor… Para bunların elinde, güçle aşamadıkları bütün süreçleri aşmak için kullanıyorlar. Rüşvet almasını bilen rüşvet vermesini de en iyi bilendir. Çözemedikleri bütün mekanizmaları son kertede, parayla, rüşvetle çözüyorlar. Cenneti dağıtıyor, cehennemi gösteriyor, unvan verip sonra geri alıyor… Paranın üstüne yatmışlar. Bunların gayri meşru zenginleştirdiği insanların serveti legalleşse TÜSİAD orta sınıf olur demiştim ta yıllar önce.

»Sahip olunan siyasi ve ekonomik gücü yetersiz bulmanın nedeni ne olabilir?
Bu psikolojik bir şey. Psikolog değilim ama evinde olduğu belirtilen paralardan sonra Başbakan’ı daha iyi yorumlamaya başladım. Anadolu’nun belli başlı kentlerindeki bütün bankaların bütün şubelerindeki paraları toplasanız, Başbakan’ın evinde bulunduğu söylenen paraların yarısı kadar etmez. Bir hırs, bir haram tutkunluğu, insanların hakkını gasp etmenin verdiği bir zevk var demek ki. Daha çok çalıp çırparak, yaşadığını hissetme duygusu… Yazık, peşinden giden insanlar neye destek veriyor; görmüyorlar mı?

»Bu yaşananlar Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili beklentilerini nasıl etkiler?
30 Mart’ta öngördüğü oranda bir oy alırsa Cumhurbaşkanı olma isteğinden vazgeçmez. Yani bu konudaki kesin kararını yerel seçim sonuçlarına göre verir.

O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra herşeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz

SEBAHAT KARAKOYUN / senyaprak@gmail.com / @ssenyaprak

TÜRKMEN DOSYASI : Irak Türkmenleri ülkelerine karşı sadakat gömleklerini hiçbir zaman çıkarmadı


Irak Türkmenleri ülkelerine karşı sadakat gömleklerini hiçbir zaman çıkarmadı

Cengizhan Demirkaya’nın hazırlayıp sunduğu Kanal Antalya TV’deki "Açık Oturum" adlı programın konuğu Irak Türkmen Birliği ve Dayanışma Derneği oldu. Irak Türkmen Birliği ve Dayanışma Derneği adına katılan dernek genel başkanı Kürşat Çavuşoğlu, başkan yardımcısı Mustafa Avcı, genel sekreteri Kazım Kerküklü ve Irak Türkmen Birliği ve Dayanışma Derneği Çağdaş Türk Müziği Korosu şefi Arzu Dede’nin Irak Türklerinin yaşadıkları haksızlıkları, insan hakları ihlalleri, derneğin kuruluş amacı ve çalışmaları hakkında bilgi aktardı.

Irak’taki Türkmenler’in nüfusları 3 milyonu aşmaktadır. Irak’ın kuzeybatısından güneydoğusuna, Bağdat yakınlarına kadar uzanan geniş bir coğrafi sahada yaşayan Türkmenlerin en önemli yerleşim merkezleri, Musul’un batısındaki Telafer ilçesi ve çevresindeki Türkmen köyleri, Erbil, Altunköprü, Türkmenlerin en büyük kültür merkezi ve kalbi olan Kerkük, Tazehurmatu, Tavuk, Tuzhurmatu, Bayat köyleri, Kifri, Hanekin, Karatepe ve Mendeli’dir.

Irak’ın üçüncü unsuru olan Türkmen toplumu, özellikle dikta yönetiminin acımasız uygulamaları karşısında yıllarca dayanmaya çalışmışlardır. Her türlü mahrumiyet içinde varlıklarını günümüze kadar sürdüren Türkmenler, Irak rejimleri tarafından baskı, zulüm, işkence, asimilasyon, etnik temizlik, katliamlar ve zorla göçe tabi tutulmuşlardır. 1924, 1939, 1946, 1959, 1980, 1991 ve 1996 yıllarında Türkmenler unutulması mümkün olmayan acılı günler yaşamışlardır. Bunların arasında 14 Temmuz 1959 tarihinde Kerkük’te meydana gelen katliam, Türkmenlerin yaşadığı en büyük facialardan biridir. Bu katliam 3 gün 3 gece sürer ve tarihe “Kerkük Katliamı” olarak geçer.

Irak Türkleri, Irak rejimleri tarafından çoğu zaman yok sayılan ve asimile edilmek istenen, uluslararası topluluk tarafından da garip bir şekilde göz ardı edilmiştir. Yüz yıllardır Irak’ta yaşayan Türkmenler köklü bir geçmişe sahiptir. 1918’e kadar yönetimde oldukça etkili olan Türkmenler, Irak halkının eğitimli ve aydın bölümünü oluşturmaktadır.

Irak Türk­menleri, Irak dev­le­ti ku­rul­du­ğun­dan be­ri dev­le­ti­ne, toprağına ve bay­ra­ğı­na sa­dık bir top­lum ola­rak şe­ref­li bir geç­mi­şe sahip­tir. Türkmenler Irak’ta hiçbir zaman ayrılıkçı bir siyaset gütmemiş, isyana kalkışmamış, devletine karşı silah çekmemiş ve Irak askerini öldürmemiştir. Savaşlarda vatanını şereflice savunmuş ve ülkesi uğruna binlerce şehit vermiştir. Türkmenler Irak’ın parçalanmasına karşı olan, Araplar ve diğer topluluklardan daha çok Irak’ın toprak bütünlüğünü savunan ve ülkesini seven insanlardır. Bunlar zaten Türkmenlerin doğasında var. Ancak, en fazla kenara itilen ve ötekileştirilmeye çalışılan millet Türkmenler olmuştur, ama Türkmenler ülkelerine karşı sadakat gömleklerini hiçbir zaman çıkarmadılar.

“Irak Türkmenleri, Sadakat Gösterdikleri Ülkeleri Irak’tan İstedikleri Tek Bir Şey Var, İnsanca Yaşamak”

Irak Türkmen Birliği ve Dayanışma Derneği Genel başkanı Kürşat Çavuşoğlu,“ Türkmenler bin yıldan fazla süredir yaşadıkları topraklarda ayakta kalmak, varlık ve kimliklerini sürdürmek için direniyorlar. Türkmenler, bir boyutu ile katliamlara, bir boyutu ile de etnik temizlik hareketlerine varacak düzeyde insan hakları ihlalleri ile karşı karşıya kalmışlardır.

Türkiye, şimdiye kadar Irak Türkmenlerine karşı izlediği politikaları tahlil etmeli ve bundan sonraki dönemde aynı dil, din, tarih, kültür ve kan bağına sahip olduğu Türkmenlerin daha fazla ezilmesine müsaade etmemelidir ve siyasi destek vermelidir. Şunu unutmamak gerekir ki, bu halkın dünyada sesini duyurmasına yardımcı olacak tek dayanağı Orta Doğu’da etkin bir güce sahip olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Türkiye’nin bir an önce gerekli siyasi girişimleri yaparak Türkmen meselesini dünya gündeminde üst sıralara taşıması gerekmektedir. Ülkelerine karşı sadakat gömleklerini hiçbir zaman çıkarmayan Irak Türkmenleri, sadakat gösterdikleri ülkeleri Irak’tan istedikleri tek bir şey var, insanca yaşamak” ifadelerini kullandı.

Hakan Çelik

ARAP DOSYASI /// AKP’li yazar Müfid Yüksel : “Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız”


AKP’li yazar Müfid Yüksel : "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız"

19.09.2019

Daha önce Andımız’ı ‘Bölücülük’ olarak nitelendiren AKP’li yazar Müfid Yüksel, "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız. Büyükşehirlere Arap mahalleleri kuracağız" dedi.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen eski Yeni Şafak yazarı Müfid Yüksel skandal bir paylaşımda bulundu.

Daha önce Cumhuriyet değerleriyle ilgili yaptığı çıkışlarla tüm şimşekleri üzerine çeken Yüksel, bu sefer de "Türkiye’yi Araplaştıracağız" ifadesiyle büyük tepki topladı.

Müfid Yüksel, kişisel sosyal medya hesabından "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız. Büyükşehirlere Arap mahalleleri kuracağız" paylaşımında bulundu.

AKP’li yazar daha sonra gelen tepkiler üzerine tweetini silmek zorunda kaldı.

ANDIMIZ’I ‘BÖLÜCÜLÜK’ OLARAK NİTELENDİRMİŞTİ

Müfid Yüksel daha önce de Andımız’ı hedef almıştı.

Öğrenci andında geçen ifadeleri ‘bölücülük’ olarak nitelendiren Yüksel, "Bu ülkede ‘Andımız’ asla geri gelmeyecek. Gelmesine asla izin vermeyeceğiz. Bu topraklarda Müslüman ahali içinde etnik çatışma/savaş çıkarmanıza, Müslüman ahaliyi bölmenize fırsat vermeyeceğiz" ifadelerini kullanmıştı.

Kaynak Yeniçağ: Müfid Yüksel: "Bu ülkeyi biz Araplaştıracağız"

SANSÜR DOSYASI /// İNGİLİZ PARLAMENTOSU : TÜRKİYE “ÖNCELİKLİ ÜLKE” İLAN EDİLSİN


İNGİLİZ PARLAMENTOSU : TÜRKİYE "ÖNCELİKLİ ÜLKE" İLAN EDİLSİN

İngiltere‘de parlamento Dışişleri Bakanlığını Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerini kamuoyu önünde eleştirmeye ve Türkiye’yi "insan hakları konusunda öncelikli görülmesi gereken ülke" ilan etmeye çağırdı.

İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi küresel basın özgürlüğü konulu raporunda Türkiye’deki ihlallere de değindi.

Raporda İngiltere Dışişleri Bakanlığının basın özgürlüğünü ihlal eden hükümetlerin "kamuoyu önünde utandırılması için daha fazlasını yapması" gerektiği belirtildi.

Bakanlığın özellikle de İngiltere’nin çıkarları söz konusu olduğunda sadece kapalı kapılar ardında uyarılarda bulunduğu yönünde bir endişe olduğunu aktaran komite bu kapsamda verdiği örnekler arasında Türkiye’deki basın özgürlüğü ihlallerini de saydı.

"Türkiye’de medya özgürlüğü bakımından ciddi azalma oldu. Bize (bu rapor için) oradan yazan gazeteciler isimlerinin ya da görüşlerinin yayımlanması hâlinde misilleme yapılmasından oldukça korkuyordu" ifadesini kullanan komite İngiltere Dışişleri Bakanlığını Türkiye’yi "insan hakları konusunda öncelikli görülmesi gereken ülke" ilan etmeye çağırdı. Raporda ayrıca Dışişleri Bakanlığının Türkiye’deki ihlalleri "kamuoyu önünde ciddi şekilde eleştirmesi gerektiği" ifade edildi.

Hapisteki gazetecilerin sayısına vurgu

Hapis cezasının gazetecilere yönelik en önemli tehditlerden biri olduğunu belirten komite Avusturya merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) verilerine göre Türkiye’de şu an 136 gazetecinin hapiste olmasının İngiltere Dışişleri Bakanlığı tarafından göz önünde bulundurulması gerektiğini vurguladı.

Sınır Tanımayan Gazeteciler’in verdiği bilgiye göre Ağustos 2019 itibarıyla dünya genelinde ise "toplam 399 gazeteci vatandaş gazeteci ve medya çalışanının" hapiste olduğunu aktaran komite cezaevindeki bu kişilerin yaklaşık yarısının Türkiye Çin Mısır İran ve Suudi Arabistan’da olduğunu ifade etti.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı Ekim 2018’de Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürüldüğü olayın da etkisiyle bir basın özgürlüğü kampanyası başlatmıştı. İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi’nin bugün yayımladığı rapor da bakanlığın bu kampanya doğrultusunda şu ana kadar attığı adımların değerlendirilmesi amacıyla hazırlandı.

DW/CÖ GA

© Deutsche Welle Türkçe

LİNK : https://www.dw.com/tr/ingiliz-parlamentosu-t%C3%BCrkiye-%C3%B6ncelikli-%C3%BClke-ilan-edilsin/a-50353294

CIA DOSYASI : Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu


VİDEOYU BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

Ülke kötüye gidiyor dedi ! Eski CIA ajanı Kongre üyeliğine adaylığını aksiyon filmiyle duyurdu

Eski CIA ajanı ve yazar Valerie Plame, Demokrat Parti’den Kongre adaylığını bir video ile duyurdu. Alışıldık tanıtım ve kampanya videolarının ötesinde bir video ile adaylığını duyuran Plame’in hayatı da kampanya filmi kadar ilginç. 2007 Yılında kimliğinin ifşa edilmesinin ardından New Mexico’ya yerleşen Plame, önümüzdeki seçimlerde ABD Kongre üyesi olmak için kampanyasını başlattı.

2003 yılında George W. Bush yönetimi sırasında CIA ajanı olan Wilson’un adının basına sızdırılması ABD’de büyük bir skandal yaratmıştı. Beyaz Saray’ın iki üst düzey yetkilisi Karl Rove ve Lewis Libby’nin adlarının karıştığı skandal sonrasında Plame’in adının basına sızdırılması Amerikan yönetiminin Irak savaşına gidiş gerekçeleri konusunda süregiden tartışmanın önemli bir parçasını oluşturmuştu.

George W. Bush yönetiminin ikinci adamı, Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin güvenlikten sorumlu danışmanı Lewis Libby, gizli ajan Valerie Plame’in kimliğinin medyaya sızdırılması skandalı nedeniyle 30 ay hapis cezasına çarptırılmış; adaleti engellemek ve yeminliyken yalan ifade vermekle suçlanmıştı. Ancak Başkan Bush, Libby hakkında verilen hapis cezasını affetmişti.

Gizli ajan Valerie Wilson’ın eşi olan ve Irak Savaşı öncesinde Irak’ın Nijer’den uranyum aldığı istihbaratını araştırmakla görevlendirilen Büyükelçi Joe Wilson, istihbarat çalışması için gittiği Nijer’de, Irak’ın uranyum satın aldığı iddialarının geçersiz olduğunu ortaya koyan bir rapor hazırlamış ve bu durumu medyaya açıklayınca Bush yönetimi ağır darbe almıştı.

Raporun hemen ardından Joe Wilson’un eşi Valerie Plame’in adı medyaya sızdırılmıştı.

Plame ve Wilson, bu durumdan Bush yönetimini sorumlu tutmuş, ABD eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Richard Armitage, haberi basına sızdırdığını itiraf etmişti.

Bush’un politik danışmanı Karl Rove’un da olayla bağlantısı ortaya çıkmış ancak bu iki isme resmi suçlama yöneltilmemişti.

Valerie Plame ve Joe Wilson’ın yaşadıkları 2010 yılında başrollerinde Naomi Watts ve Sean Penn’in oynadığı Fair Game filmine de konu olmuştu.