ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI /// ARSLAN BULUT : GAZİ NASIL İDARE ETMİŞTİ ÜLKEYİ ???


ARSLAN BULUT : GAZİ NASIL İDARE ETMİŞTİ ÜLKEYİ ???

Tayyip Erdoğan AKP genel başkanı olarak yaptığı konuşmada "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden rahatsız olanlar var bunu biliyorum. Diyorlar ki ‘Bu geleneğimize ters bir yapı’ yeri geliyor diyorlar ki ‘Biz Atatürk’ün partisiyiz. ‘ Acaba Gazi parlamenter demokrasiyle mi idare etmişti ülkeyi?" diye sordu.

Erdoğan’ın kendi kurduğu sistemi meşrulaştırmak için de olsa "Gazi ülkeyi nasıl idare etmişti?" diye bir sorgulamadan faydalanmak istemesi başlangıç olarak faydalı bir yaklaşımdır.

***

Erdoğan ayrıca Meclis’teki Anayasa değişikliği oylamasının usulsüz olduğunu referandumda mühürsüz oyların son dakikalarda geçerli sayıldığını yani yüzde 52 kabul oyuna şaibe karıştığını herkesin unuttuğu veya artık üstünde durmadığı varsayımıyla "Bunlarda dürüstlük diye bir şey yok. Milletimiz Cumhurbaşkanlığı sistemine yaklaşık yüzde 52 ile ‘Evet’ dedi mi? Dedi. Bundan sonra sizin konuşmanız lafügüzaftır. " dedi.

Güzel de Anayasa oylamasında gizli oy kullanılması gerekirken görevli milletvekillerinin kontrol etmesiyle açık oyama yapılması dürüstlük müdür?

Referandumda sandıklar kapanırken Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçersiz sayması dürüstlük müdür? Bu oyların sonucu değiştirecek derecede etkili olduğunu herkes biliyor değil mi?

***

"Gazi ülkeyi nasıl yönetmiştir?"e gelelim…

Sadece Tayyip Erdoğan’ın değil siyasetle uğraşan herkesin düşünmesi gereken bir konu bu!

Mesela Gazi Amerikan projesiyle Libya’ya müdahale eder miydi? Yoksa Libya’ya müdahale edilmesini önlemeye mi çalışırdı?

Gazi Amerika’nın Büyük İsrail projesini uygulamak için önce Irak’ı sonra Suriye’yi parçalamasına izin verir miydi? Bu kirli saldırıda Türkiye topraklarını ve hava sahasını kullandırır mıydı? Teröristlerin Türkiye üzerinden Suriye’ye geçerek burada IŞİD diye bir devlet kurmasına seyirci kalır mıydı? Gazi muhalifleri silahlandırıp "lojistik destek" ve askeri eğitim vererek Suriye devletini çökertmeye çalışır mıydı?

Dünyada herhangi bir ülkenin Cumhurbaşkanı Gazi’ye "Akıllı ol benim çizdiğim sınırların dışına çıkarsan ekonomini yerle bir ederim" diyebilmeyi aklından geçirebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin parlamentosu Gazi’nin malvarlığının araştırılmasını isteyebilir miydi?

Dünyada herhangi bir ülkenin yargı sistemi bir Türk bankasının kullandığı kaynaklar ve yöntemler hakkında dava açabilir miydi?

Dünyada hangi ülkenin Dışişleri Bakanı Ankara’ya kadar gelerek Gazi’ye "Kurduğun şeker fabrikalarını sat ve kapat benim ülkemin şirketlerinin ürettiği tatlandırıcıyı kullan" diye baskı yapabilirdi?

Dünyada hangi ülkenin Cumhurbaşkanı Gazi’ye "Kırıkkale silah fabrikasını ve Kayseri uçak fabrikasını kapat" diyebilirdi?

Gazi bir Arap emirliğinin 500 milyon dolarlık uçak hediye etmesi karşılığında ülkenin tank-palet fabrikasını onlara devreder miydi?

***

Polatlı’dan top sesleri gelir ve kendisi de cephede kaburgaları kırık bir durumda orduya başkomutanlık yaparken Ankara’da milli eğitim şurası toplayan ve sonra da "Cumhuriyet sizden fikri hür vicdanı hür irfanı hür nesiller ister" diye hitap ettiği öğretmenleri seferber eden onları halk nazarında en yüksek mertebeye yerleştiren Gazi üniversitelere çalınmış sorular verilmiş kişilerin girmesine izin verir miydi?

Bir Türk devleti kurduktan sonra Türk çocuklarının güne "Türküm doğruyum çalışkanım" diye başlamasını isteyen Gazi "Andımız"ı yasaklayan "Ne mutlu Türküm diyene" sözünü dağlardan taşlardan silmekle TC tabelalarını kaldırmakla övünen Cumhuriyet dönemine "reklam arası" diyen hatta "AKP sayesinde Türk olmaktan kurtulduk" diye sevinen kadroların dini kullanarak halkı kandırmasına ve sahte sınavlarla sahte diplomalarla sahte seçimlerle "Atı çalanın Üsküdar’a geçmesiyle" ülke yönetimini ele geçirmesine izin verir miydi?

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/gazi-nasil-idare-etmisti-ulkeyi-53813yy.htm

ERMENİ SORUNU DOSYASI : 1915’İ RESMEN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ OLARAK TANIYAN ÜLKELER


1915’İ RESMEN ‘ERMENİ SOYKIRIMI’ OLARAK TANIYAN ÜLKELER

Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan bir karar ABD Temsilciler Meclisi’nde büyük çoğunluğun desteği ile onaylandı. Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi’ne getirilen tasarı 11’e karşı 405 oyla kabul edildi. Karar ile 1915 yılı ile 1923 yılları arasında yaşanan olayların soykırım olarak kabul edilmesi ve bu şekilde anılması isteniyordu. Bu kararın onaylanmasıyla birlikte ilk kez ABD Kongresi’nin bir kanadı 1915’i ‘soykırım’ olarak nitelemiş oldu. umhurbaşkanlığı’ndan ‘Ermeni soykırımı oylamasına’ ilişkin açıklama.

Ermeni Soykırımı’nı resmen tanıyan 29 ülke bulunuyor.

İşte o ülkeler:

1965 – ‘Soykırım’ olarak tanıyan ilk ülke Uruguay oldu.

1962 – Kıbrıs Parlamentosu

1995 – Rusya Devlet Duması ‘Ermeni Soykrımı’nı kınayan bir açıklama kabul ederek 24 Nisanı Ermeni Soykırımı’nın anma günü olarak kabul etti.

1996 – Kanada

1997 – Lübnan Milli Meclisi

1998 – Belçika Senatosu Türkiye hükümetini ‘Ermeni Soykırımı’ gerçeğini tanımaya çağırdı.

1996 – Yunanistan

2000 – İtalya Parlamentosu

2000 – Vatikan ile Papa II. İoannes Paulus

2001 – Fransa Senatosu

2003 – İsviçre

2004 – Arjantin Senatosu

2004 – Slovakya Parlamentosu

2004 – Hollanda Temsilciler Meclisi

2005 – Venezuela Parlamentosu

2005 – Polonya Parlamentosu

2005 –Litvanya

2007 – Şili Senatosu

2010 – İsveç

2014 – Bolivya Parlamentosu

2015 – Avusturya Parlamentosu

2015 – Lüksemburg Parlamentosu

2015 – Brezilya

2015 – Paraguay Senatosu

2015 – Suriye

2016 – Almanya Bundestagı

2017 – Çek Cumhuriyeti

2019 – Libya geçici hükümeti

LİNK : https://www.birgun.net/haber/1915-i-resmen-ermeni-soykirimi-olarak-taniyan-ulkeler-274441

TSK DOSYASI : Türkiye’nin yabancı topraklarda askeri varlığı ne ??? Hangi ülkelerde üs bulunduruyor ???


Katar’daki Türk askeri üssü

Türkiye’nin yabancı topraklarda askeri varlığı ne ??? Hangi ülkelerde üs bulunduruyor ???

Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri eğitim merkezi olan Somali Türk Görev Kuvvet Komutanlığında Somalili subaylar eğitimini tamamladı –

Ortadoğu ve Akdeniz’de gerilim giderek artarken Libya’dan gelen talep üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bu ülkeye asker gönderilmesine yönelik tezkereyi kabul etti. Türk askerinin Libya’ya gittiğine yönelik henüz bir açıklama olmadı ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) bu ülkede üzerine düşeni yaptığını söyledi. Türkiye’nin halen Asya, Afrika ve Avrupa olmak üzere üç kıtada 10’dan fazla ülkede askeri varlığı bulunuyor. Peki, hangi ülkelerde hangi amaçla Türk askeri görev yapıyor?

Sudan’daki tartışmalı Sevakin Adası ve henüz asker gittiği açıklanmayan Libya hesaba katılmazsa Türkiye’nin en az 13 ülkede askeri varlığı bulunuyor. Bunların çoğuna askeri üs demek mümkün değil. Bir çoğunda Türk askeri uluslararası barış gücü çerçevesinde görev yapıyor. Bazı ülkelerdeki asker sayısı da 100’den az. Birleşmiş Milletler (BM) ve NATO görevleri hariç Türkiye Irak, Suriye, Katar, Somali, KKTC ve Libya’ya kendi girişimleriyle asker görevlendirdi.

Hükümetin yabancı ülkelere gönderebilmesi için tezkerenin TBMM’de kabul edilmesi gerekiyor. TBMM kayıtlarına bakıldığında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) hangi ülkelere asker görevlendirdiğini görmek mümkün. Ayrıca TSK’nın barışı destekleme harekatlarına katkıları da Genelkurmay Başkanlığı sitesinde yer alıyor.

İşte Türkiye’nin askeri varlığının bulunduğu ülkeler:

1) Irak:

Türkiye, PKK ile mücadele kapsamında Irak’a ihtiyaç duydukça askeri operasyonlar yaparken bu ülkede çeşitli şehirlerde askeri üsleri de bulunuyor. Bunlardan öne çıkanı zaman zaman tartışmalara sebep olan Başika Üssü. Irak’taki diğer üslerin yeri ve boyutu ise güvenlik sebebiyle açıklanmıyor.

2) Suriye:

Türkiye, Suriye’de 2011 yılında iç savaş başladıktan sonra bu ülkeye bir çok operasyon gerçekleştirdi. En son Barış Pınarı Harekatı’ndan sonra Türkiye Suriye’de sınırlarına yakın geniş bir alanı kontrol ediyor. Suriye’de binlerce Türk askeri olduğu tahmin ediliyor.

Irak ve Suriye’deki askerlerin varlığı TBMM kayıtlarına göre şöyle gerekçelendiriliyor: “Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı ulusal güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak”

3) Somali:

Türk askeri Somali’de iki kapsamda vazife alıyor. İlki, başkent Mogadişu’daki Somali Türk Görev Kuvveti Komutanlığı. Eylül 2017’de dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar tarafından açılan üs, askeri eğitim merkezi olarak Somali ordusuna subay yetiştiriyor. Komutanlık bugüne kadar onlarca subay ve astsubay mezun etti. Somali ile ilişkiler dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılındaki ziyaretinden sonra hızla gelişmeye başladı.

Türk askerinin ikinci sorumluluk alanı ise Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgeler. Türk askeri burada “Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere” görev yapıyor.

4) Lübnan:

Türk askeri Lübnan’da Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında görev yapıyor. Türkiye 10 yılı aşkın süreden beri UNIFIL’e destek veriyor. Bu üldeki Türk askeri sayısı 100 civarında.

5) Afganistan:

TSK, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’a gerçekleşen operasyonlardan sonra BM kararıyla NATO misyonu çerçevesinde bu ülkede görev yapıyor. Türk askeri muharip güç olarak görev yapmıyor. Afgan ordusunun eğitilmesi ve ülkede güvenliğin sağlanmasına yönelik yardımda bulunuyor. Afganistan’daki asker sayısı yaklaşık 2 bin.

6) Katar:

Türkiye ile Katar’ın siyasi ve ekonomik ilişkileri son yıllarda en parlak günlerini yaşarken Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkelerinin bu ülkeye uyguladığı yaptırım sonrasında 2017 yılında bu ülkeye asker görevlendirildi. Türkiye, Katar’da askeri üssü kurmuş durumda.

7) Mali:

Türk askeri Mali’de BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSMA) kapsamında görev yapıyor.

8) Orta Afrika Cumhuriyeti:

TSK Orta Afrika Cumhuriyeti’nde de BM bünyesinde bulunuyor. Türk askeri bu ülkede BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu’na destek veriyor. Bu iki Afrika ülkesindeki asker sayısına ilişkin bilgi yok ancak çok fazla olmadığı tahmin ediliyor.

9) Bosna-Hersek:

Türk askeri Bosna-Hersek’teki Uluslararası Barış Gücü bu ülkede barış ve istikrarın sağlanması için bulunuyor. Bosna-Hersek Türk Temsil Heyet Başkanlığı bünyesinde bulunan Türk askerinin vazifesi, “huzur ve güven ortamını devam ettirmek, yerel ve uluslar arası kuruluşlarla işbirliğini geliştirmek, uluslararası sivil mevcudiyeti desteklemek ve Bosna-Hersek Silahlı Kuvvetlerine eğitim desteği sağlamak”

10) Kosova:

Kosova’da Uluslararası Barış Gücü, 1999’dan itibaren BM Güvenlik Konseyi’nin kararı doğrultusunda sürdürülmektedir. KFOR Harekâtı adıyla devam eden barışı destekleme harekâtında Türkiye kendisine tahsis edilen kadrolara personel görevlendiriyor. Türk askerinin Kosova’daki başlıca vazifesi; güvenli ve emniyetli bir ortam tesis etmek, yerel ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğini geliştirmek ve Kosova Güvenlik Kuvvetlerinin gelişmesine destek sağlamak.

11) Kuzey Kıbrıs:

Türkiye’nin 1974’te başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı’ndan bu yana adanın kuzeyindeki Türk tarafında askeri varlığı bulunuyor. Kıbrıs’taki Türk askeri sayısının 40 bin olduğu tahmin ediliyor. Kıbrıs’taki Türk askeri doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı daimi askeri birlik statüsü bulunuyor.

12) Azerbaycan:

TSK, Azeri askerlere eğitim vermekte ve iki ülke arasında yakın ilişkiler sözkonusu ancak Azerbaycan’da Türk askeri üssü oldukça tartışmalı bir mesele. 2016’da imzalanan bir protokol ile Bakü’deki Gizil Sherg Garnizonu’nda yer alan bazı binalar ile Sumgayıt şehrindeki Nasosnaya Hava Üssü’nde bulunan bir terminal TSK’nın kullanımına tahsis edildi. Ancak Türkiye’ye üs verildiği yönünde haberlerin basında yer alması üzerine, Azerbaycanlı yetkililer bu iddiaları yalanladı.

13) Arnavutluk:

Savunma işbirliği kapsamında 1997’de kurulan üs Adriyatik kıyısındaki Avlonya (Vlore) şehrinde bulunan ve aynı zamanda Arnavutluk Donanması’na da hizmet veren Paşa Limanı’nda, 20 dönüm arazi üzerine kuruludur. Üs, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (Dz.K.K.lığı) Arnavutluk Ekip Başkanlığı ismiyle faaliyet gösteriyor. Personel sayısı bir ara 250’ye kadar çıkan üste 20 civarında askerin görev yaptığı tahmin ediliyor.

14) Sudan’daki Sevakin Adası tartışmalı

Sudan’daki Sevakin Adası’nın durumu da oldukça tartışmalı. Türkiye-Sudan ilişkileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ıA aralık 2017’de Sudan’a yaptığı ziyaret sırasında ülkenin kuzeyindeki Sevakin Adası’nı istemesi ve Ömer el Beşir’in de ‘tamam’ demesi ile daha ileri bir boyuta taşındı. Sevakin Adası, 99 yıllığına Türkiye tahsis edildi.

Türkiye’nin burada askeri üs kuracağı yönünde haberler Arap dünyasında tepkiyle karşılandı. Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu bu iddiaları yalanlarken daha sonra Türk basınında yine aynı yönde haberler çıkmaya devam etti. Stockholm Barış ve Araştırma Enstitüsü’nün (SIPRİ) raporunda tüm tartışmalar özetlenirken yayındaki Afrika haritası Sevakin’de Türkiye’nin üssü olduğunu gösteriyor.

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından : 2023’te Ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs. bunların hiç biri kayıp değildir.


Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından : 2023’te Ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs… bunların hiç biri kayıp değildir.

Çok anlattık ama kimse anlamak da, inanmak da istememişti. Şimdiyse, kendi sesinden dinleyelim. Eğer buna da montaj derse, pes dorusu. Arayın kanalı, bu konuşmanın orijinalini isteyin, görün bakalım. Olmaz ise, Sosyal medyada baskı oluşturun, yeniden yayınlasınlar, montajsa yüzümüze tükürsünler. Ama montaj olmadığı ortaya çıkarsa….!

Kısa analiz yapalım.

2023’te Eyaletlere böleceğiz, elbet ki Osmanlı’da öyleydi. Dakika 0:35, “dünyadaki ülkelere bakarsanız bunların hiç birinde Eyalet korkusu yoktur, süratle kalkınmayı getirir.” Yani diyor ki, korkmanıza gerek yok, eyaletlere bölüneceğiz.

Dakika 0:54, Osmanlı’ya baktığımız zaman, Lazistan eyaleti var, Kürdistan eyaleti var, güney’de var. Niye? Osmanlı güçlü. CHP neyse de, MHP hem Osmanlıyız diyecek, hem Devletin yapısındaki (Eyalet) yaklaşım tarzını görmemezlikten gelecek.

Bunların hiç biri (Lazistan, Kürdistan vs..) kayıp değildir. MHP farklı bir etnik unsur, orada büyükşehir (Eyalet) kazanır mı? Gir kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun, siyasi mücadele vermiyorsun. Tıpkı Özal’ın, “Kumanda elinde, istemiyorsan başka kanalı seç” palavrası gibi, zira hangi kanalı seçersen seç, AKP propagandası var.

Yani, “tecavüz kaçınılmaz olacak, beynine yapılacak tecavüzü istediğin yerden seç” demek istemişlerdi. Tayyip burada diyor ki, MHP dahil AKP’de etnik mücadele veriyor. İyi de, AKP bir bakıyorsun ümmetçi, bir bakıyorsun etnisite güden parti oluyor.

Neden?

Çünkü Ulus Devlet yapısını bozmanın iki yolundan biri etnik milliyetçilik, diğeri dinsel ayrımcılıktan geçer.
Bir bakıma da, BOP eş başkanlarından birinin Bahçeli olduğunu, örtülü olarak anlatıyor. Yani,
“MHP etnik mücadele programında, biz dinsel bölücülük programındayız, aynı amaçla yola çıktık” demek istiyor.

Nitekim 1:57’de, “bizim böyle bir endişemiz yok” dediği, etnik milliyetçilik endişesinin olmadığı, çünkü görevinin dinsel ayrımcılık olduğu ve beyninin arkası kendisini güdülediği için, farkında olmaksızın, asıl görevlerinin dinsel ayrımcılılık olduğunu anlatmaya çalıştığı, açıkça anlaşılıyor. 2:12 dakikasında, “Eyaletlerde böyle bir endişenin içerisine girmeye gerek yok, güçlü bir Türkiye asla Eyalet sisteminden korkmamalıdır” diyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/2XO4BMsu6PY

Nedir endişe?

Etnik milliyetçilik endişesi. Zira az evvelki konuşmasında, “Gir kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun”diyordu, işte korkmaması gerekilen de budur, başka ifadeyle Eyalet demek, zaten etnik olarak ayrılmış bölgede, ilgili etnisite yaşanacağı için etnik milliyetçilik endişesinin olmayacağının anlaşılmasını savunuyor.

Diyelim ki, “Kürdistan Eyaletinde sadece Kürtler, Lazistan Eyaletinde sadece Lazlar olacağına göre, etnik milliyetçilik endişesine de gerek kalmayacağını” anlatıyor.

İyi de, Kürdistan Eyaletindeki yaşayanlar, Lazistan eyaletine pasaportla girecek diyemiyor, Kürdistan eyaletinde yaşayanlar, Lazistan Eyaletinde mal edinemeyeceklerdiyemiyor?

Çünkü halkın beyinlerini yıkarken, bunları söylemesi mümkün değildir. Kürdistan Eyaletinde Camileri yıkım kararı alınır da, yerine Kiliseler açılma kararı alınırsa, buna kimse hayır diyemeyecek. Çünkü her Eyalet, kendi kararını kendisi verecek, içeride özerk olacaklar. Her Eyaletin bir başbakanı/başkanı/valisi olacak ve sadece kendi kanunlarıyla bağlı kalacaklar. Merkezi yönetim yani başkan, sadece dış ilişkilerde sorumlu olacak ki, Eyalet meclisi bu karara uymamakta direnirse, o halde gerekirse başkanlık sisteminden ayrılarak yeni devlet olduğunu ilan edecek.
Peki Türkiye Başkanı (şimdilik Erdoğan, ilerde belki Fethullah ya da Öcalan), buna olmaz derse en olacak?
Uluslararası hukuk kurallarına göre, Kürdistan Eyaleti’ni, devlet olarak tanıyoruz derlerse, yapacak hiç bir şeyleri kalmayacak.

Çünkü Üniter yapı bozulacak, üniter olmayan ancak Federatif özellik gösterecek olan bu yıkım süreci, Türkiye’nin parçalanmasını (tıpkı Nakşilerin Yugoslavya’da yaptıkları gibi), gelecekte Türkiye’den en az 6 devlet çıkartılması üzerine kurulmuştur. Çünkü Anayasa Madde 90, bunu açıkça ilan etmektedir.

Madde 90, ne diyor?

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmümdedir ve uyuşmazlıklarda Milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”Bu maddeyi de AKP hazırlamış ve koymuştur. Hal böyleyken yapılan ve millete sunulan oylamanın tama dı, “Kürdistanlı Yeni Anayasa” olmaktadır.
Erdoğan için ana tasa fakat millet için Anayasa diye gösterilmektedir.

Erdoğan için tasa haline gelmesinin nedeni, milletin bu tuzağı fark edebileceği ihtimalidir.
Konuşmasının 2:29 dakikasında, Üniter yapı yaklaşımının ne kadar yanlış olduğunu özellikle söylüyor ve “
Üniter yapı salında bununla alakalı bir şey değil, siz Eyalet sisteminde de bu üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz, tamamıyla bunu atıp götürme diye bir şey yok, Federal yapı diyoruz, Federal yapı nedir? Orada geliyor, toplanıyor zaten” diyor.

Bu ifade de gösteriyor ki, kendisine ezberletilen yanlışları doğru sanmakta ya da milleti aptal sanmaktadır.
Oysa, Laiklik hakkında da, “Millet isterse tabiî ki gidecek” diyen de kendisiydi.
Yarın da çıkarsa,
“Millet isterse tabiî ki üniter yapı gidecek” derse ne olacak?
Demeyeceğine garanti var mı?

Her söylediğini yalanlayan, utanma duygusunu yitirmiş birinden, sözüne sadakat beklemek….!
Çünkü biliyor ki, üniter yapıda etnik kökler, dinsel ayrımcılıklar söz konusu olamaz ve bu tür ayrımcılıklara dayalı zümreler, gruplar, kişiler yoktur ve oluşturulamaz.

2:52 dakikasında sunucu, Erdoğan’ın ağzının ayarının kaçtığını, ne dediğini bilmediğini anladığı için soruyor.
“Rusya ve İran’daki bir yapıdan mı söz ediyorsunuz” diyor.

Erdoğan’ın soruyu anlamadığını gördüğünden, “yapısal olarak bahsediyorum” uyarısı yapıyor, ancak Erdoğan bu, sunucunun ne amaçla bunu sorduğunu anlayacak bilgi düzeyi olmadığından, ezberinde de konu hakkında detay olmadığından yanıt tam bir fiyasko oluyor.

Yanıta bakın yanıta.

“Yok ya…, benim bakın….Yapısal olarak bahsediyorum” diye devam ettiğindeyse, ne dediğini bilmediği için, ağzındaki sakladığı baklayı ıslatıp, konuyu iyice çıkmaza sokarak, “bunlara biz Osmanlı’daki yaklaşımı da ilave edebiliriz, Osmanlı’da özelikle azınlıklar konusunda, Eyaletler sistemi konusunda o hoşgörüyü, biz hala yakalayabilmiş değiliz” diyerek aslen ne istediğini de, ona dayatılan ezberle, şahsi düşüncelerinin ne kadar çeliştiğini de anlamıyor, çünkü kafasının içinde bu tür bir bilgi yok.

Sunucunun “Yapısal olarak” dediğinden bir şey anlamayınca, “Yapısal olanın” ne olacağını, yine kendisine soruyla anlatmaya çalışıyorlar.

Bir başkası soruyor, “seçilmiş vali düşünür müsünüz” diyor, Erdoğan onun ne alama geldiğini bile bilmediği için, “nasıl” diyebiliyor.

Bilgi yoksunluğundan ya da kendisine henüz dikte edilmediği için, “Seçilmiş belediyeyi kabul ediyorsun da, seçilmiş valiyi neden kabul etmiyorsun” diyebilecek kadar acz içine düşüyor.

Zira, Eyalet sisteminden bahsediyor ve seçilmiş vali olmayacağını sanıyor, tam bir fiyasko, tam bir garabet.
Daha sonra Eyaletin ayrıştırıcı mı, birleştirici mi olacağını, gazeteci Akyol’un kafasına sokmasıyla anlıyor ve asıl sorulan ve aydınlatılması gereken, Erdoğan’ın ifade ettiği ve kendisine ısrarla sorulan
“yapısal olarak bahsediyorum” sorusunun, Türkiye’de birleştirilmiş olan halkları ayıracak olduğunun bilinmesini, kafasına adeta vura vuraanlatıyor.

Ama utanma duygusunu yitirmiş biri durumuna düşürüldüğünün bile farkına varamayarak, hiç alakası olmayan sözler sarf ediyor. Bu yalnızca orada söylenmiş konuşma da değil. Fatih Altaylı’nın sorusuna bakın nasıl yanıt veriyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/0pNXJaewRiA

Altaylı, “Eyalet sistemi olan ülkelerde var başkanlık” diyor.

Erdoğan, “Zaten işin ucundan almayacağız, aldık mı her şeyiyle ele alacağız.”
Yarın seçim meydanlarında sizlere çıkıp söyleyecek.

“Çıkmışlar Erdoğan ülkeyi eyaletlere bölecek diye dolaşıyorlar, İspat edemeyen namusuz, şerefsizdir” diyecek.

O nedenle bunları, şimdiden biliniz diye yazıyor, yayınlıyorum.
Ayrıca, Cunta, darbeci diye niteledikleri, daha ötesi ölümüne ramak kala yargılama masallarıyla milleti oyaladıkları Kenan Evren’de, tıpkı bunların dediğini diyordu.

Bakalım, o da kendi sesinden.

Boşuna söylemiyorum, 78 yıldır bu ülkeye ihanet edenler, bölmek isteyenler hep din kullanmış, etnisite kullanmış ve hep de bunlar iktidar olmuşlardır.

İktidar olamayacaklarını anladıklarındaysa darbe ile gelmiş, kendi devamı olacakları iş başına getirmişlerdir.
Dikkat ederseniz, istisnalar hariç olmak üzere, 78 yıldır TBMM Türk milletine muhalefet etmiştir.
Hele de, “özümüzde din var” diyenler, ya da “özümüzde Türklük bilinci var” diyenlerden kaçacaksınız.
Çünkü bu bilince gerçekten sahip olan Atatürk, ülkenin temellerini Ulus Devlet üzerine inşa ederken, gelecekte böylesine ihanetler yaşanamasın, herkes kardeşlik içinde yaşasın istemişti.
Sonunda parçalanmayı, bölünmeyi halka sunmak zorunda kaldılar.

Neden halka oylatıyorlar?
Çünkü kısmı, aşağıdaki paragraftadır.
Okumanızı ve ilgili pdf dosyalarını indirmenizi, kısa zaman olsa dahi, ne kadar çok insana ulaştırabilirseniz, parçalanmaktan, bölünmekten o kadar uzaklaşmış olduğumuzu göreceksiniz.

Özellıkle de bu dosyaları, AKP’ye oy verecek, ancak başlarına ne geleceğini düşünemeyen, bilemeyenlere okutunuz.
Eminim ki, bu sayfa da yasaklanacaktır.

A. Dursun
KAYNAK : http://ahmetdursunarsivi.blogspot.fr/2017/01/erdogan-ulkeyi-eyaletlere-bolecegiz.html

MİLLİ KALKINMA DOSYASI : KANAL İSTANBUL ÜLKEMİZİ İŞGALE HAZIR HALE GETİRECEKTİR !!!


KANAL İSTANBUL ÜLKEMİZİ İŞGALE HAZIR HALE GETİRECEKTİR !!!

KAYNAK : https://mutlakaoku.com/kanal-istanbul-projesi/

Değerli Arkadaşlarım, Kanal İstanbul konusu ile ilgili bir kaç paylaşım yaparım düşüncesiyle bilgisel şeklinde başlamamıştım. Arkadaşlarımız konunun bilgisel/flood şeklinde olmasını istediler devamda konuyu anlatıyorum. Kanal istanbul projesi nedir?

  • Kanal istanbul ihanet ve yalanlar dizisidir. Montreux boğazlar sözleşmesi varken gemiler para ödemeyecek ve hiç bir gelir elde edilemeyecektir. Uluslararası anlaşmaları ihlal ederek tüm gemileri kanaldan geçmeye ikna etseniz bile yıllık gelir 40 milyon TL’yi geçmeyecektir!
  • Tarihçiliğimiz yanında 40 yıldır Büyük projeler yürütmüş bir Mühendis olarak Kanal İstanbul’un maliyetinin 75 milyar değil en az 150 milyar TL’yi geçeceğini görüyorum. İnsanlarımız yok ve yoksul haldeyken Türkiye’ye hiç bir faydası olmayacak böyle bir masrafa girilmemelidir.
  • 150 Milyar – Yüz elli Katrilyon – ile orta ve büyük ölçekli 5000 fabrika kurulabilir.Vatandaşımız yan sanayi olarak on binlerce küçük ölçekli tesisin sahibi olur. Türkiye için dev bir kalkınma hamlesi ortaya çıkar. İşsizlik biter, tüketen değil üreten Türkiye dönemi başlar!
  • İstanbul deprem bakımından risk altındadır. Zemini oynatmak doğayı tahrip etmek bu riski artıracaktır. Kanal İstanbul, fay tabakaları ile temasta bulunacak, Kanal birçok yerde çürük bir zeminin içerisine yerleşecek, yüz binlerce insanımızın hayatı tehlike altında kalacaktır!
  • Kanal İstanbul, Karadeniz ve Marmara denizlerinin kendilerine has tuzluluk ve seviye farklılıklarının bozulmasına,Karadeniz’den Marmara’ya yoğun akış sebebiyle,Marmara’nın oksijensiz bir ölü denize dönmesine,ortaya çıkan hidrojen sülfürün atmosfere yayılmasına sebep olacaktır.
  • Hidrojen sülfürün yaydığı kötü koku ve kirli hava muhtemelen İstanbul’u etkileyecektir. Marmara denizindeki oksijensiz ölü deniz takriben 3 -4 yıl içerisinde Karadenizi hatta Ege denizini bile etkilenecek denizlerde canlıların ölümü felaketler zinciri ortaya çıkaracaktır!

Çılgın proje ile gelen çevre felaketi Aral Gölü! (‘Çevresine Zehir Saçmakta!’)

  • İstanbul zaten içecek su ihtiyacını karşılayamaz haldedir.Bir barajımızı ve İstanbul’u besleyen sayısız yer altı suları ile tarım arazilerini de kaybetmiş olacağız. İstanbul’un adaya dönüşen kısmının 9 tane köprü ile bağlantı kurulabilir hale gelmesi yaşayanlar için risktir.
  • Kanal İstanbul ile İstanbulluların İstanbul’un diğer bölümleriyle karadan ulaşımı kesilmekte Kanal üzerine yapılacak köprülerle Trakya’ya ulaşım sağlanmakta,Trakya ile İstanbul’un bağlantısını koparmaktadır. Kısaca Trakya kolay işgal edilebilir hale gelmektedir!
  • Bir deprem veya savaş halinde adacığı çevreleyen köprüler yıkılabilir,Anadolu’dan gelmesi gerekecek sular ile ilgili bağlantılar kesilebilir. Adacıktaki yaşayan insanlar onlarca yüzlerce felaket dizisi ile karşı karşıya kalabilir. Kanal İstanbul doğaya ve insanlarımıza ihanettir.
  • ABD tonaj kısıtlaması sebebiyle izin verilmeyen nükleer başlıklı füze yüklü büyük Savaş gemilerini Kanal İstanbul sayesinde Karadeniz’e çıkaracaktır. Böylece hem Rusya’nın bir denge faktörü olmasını önleyecek hem de Türkiye’yi en kısa yoldan kuşatma altına alacaktır.
  • Kanal İstanbul projesinin 1980’lerde gündeme geldiği ise gerçeklere aykırıdır. Kanal İstanbul İngilizler tarafından 1915 yılında üzerinde çalışılmış bir İşgal projesidir. Eğer Kurtuluş Savaşını kaybetseydik Kanal İstanbul İngilizler tarafından açılacaktı. (S.İ.ARALOV c.II.258)

  • Kanal İstanbul projesinin ülkemize vereceği zararlar ile ilgili onlarca madde daha yazabiliriz. Ancak önceki 11 madde de anlattıklarımız bile insanlarımızın hayatının ve vatanımızın tehdit ve tehlike altına sokulmasına,
  • milyonlarca yılda oluşan doğal dengenin bozulmasına sebep olacak İçeriden ve dışarıdan sayısız düşman ile kuşatılmış haldeyken, Suriye meselesinde olduğu gibi başımıza daha büyük gaileler açacak güzel vatanımızın güzel insanları ardı arkası kesilmeyecek saldırılar altında kalacak sürekli bedel ödemeye mahkum edilecektir.
  • Kanal İstanbul, Atatürk’ün ebediyete intikaliyle başlayan Karşı Devrimin zirvesi olacak, 1980’lerden bu yana ABD başta Batı’nın hızlandırarak devam ettirdiği işgal projeleri zirveyi yakalayacaktır. Kanal İstanbul’un savunulabilir yanı yoktur!
  • 80’li yıllarda DSİ’de büyük planlamalar ve projelerde görev yaptım. İktisadi düşünülerek yani projeyi az masraflı göstermek için proje önerilerimiz küçültülerek tasdik edildi. bu yanlışın ileride çok büyük zararlara hatta can ve mal kaybına sebep olduğunu üzülerek izledim.
  • Serbest çalışmaya başladıktan sonra da sahibi olduğum firmalar ile büyük projeler yürüttüm. Kendi işlerimde yapılması lazım gelen ne ise onu yaptım. Ancak ve ne yazık ki devlet adına yapılan projelerin çok vahim kusurları olduğunu üzülerek gördüm.
  • Mesela bir projede 90 trilyon maliyetle bir Baraj ve borulu sistem sulama yapılıyor. Ancak barajın rezervuar alanı ve drenaj alanı sulanacak sahaya göre çok küçük.Yani su yeterli değil. Trilyonlar çöpe gidecek! (Borulu sistem inşaatın yapımı bakımından bir örnek sunuyorum.)

  • Kanal İstanbul’un genişliği ve derinliği azdır.İleride tıpkı süveyş kanalında olduğu gibi projenin yetersizliği ortaya çıkacaktır. Süveyş Kanalı yenileme çalışmalarına bu güne kadar 150 milyar dolardan fazla para harcanmış yinede yeterli olmamış yeni kanal projesi hazırlanmıştır.
  • Burada uzatarak zamanınızı almak istemiyorum. Kısaca Kanal İstanbul vatanını milletini seven damarındaki asil kanın idrakinde bulunan her Türk evladının karşı çıkması lazım gelen, ülkemize hiç bir yararı olmayacak aksine çok hem de çok zararlı bir projedir. Sevgi ve Saygılar.

YURTDIŞINDAKİ TÜRKLER DOSYASI : AVRUPA ÜLKELERİ SON GELİŞMELERDEN SONRA TÜRKLERİ VATANDAŞLIKTAN ÇIKARIP SINIRDIŞI ETMEYE BAŞLADI /// İŞTE 2 HABER


Avusturya : Binlerce Türk daha vatandaşlıktan atıldı

Türk seçmen kayıtlarından gizli çifte vatandaşları tespit ederek teker teker atmaya başlayan Avusturya’da, vatandaşlıktan çıkarılanların sayısının 10 bini aştığı belirtiliyor.

Cumhurbaşkanlığı sistemi referandumu sırasında Türk seçmenlerin listesini ele geçiren Avusturya, bu listede yer alan herkesi tek tek kontrol edip çifte vatandaşları “toptan” atmaya başladı. Vatandaşlıktan atılanların sayısının 10 bini aştığı belirtiliyor.

Haber bile vermediler

Sözcü gazetesi Avrupa Temsilcisi Ali Gülen’in haberine göre, geçtiğimiz yıllarda yaklaşık 80 kişiyi vatandaşlıktan çıkaran Avusturya, bu yıl daha da ileri gitti. İlgili daireler, hiç kimseye haber vermeden, hukuki bir süreç dahi başlatmadan otomatik olarak binlerce çifte vatandaş Türk’ün Avusturya vatandaşlığını iptal etti.

İptallere ilişkin bir gerekçe daha gösterilmedi. Öyle ki, binlerce Türk vatandaşı, artık Avusturya vatandaşlığının olmadığını, geçtiğimiz Mayıs ayında yapılan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde öğrendi.

Sandık başında büyük şok

Sandığa giden çifte vatandaş Türkler, “Siz Avusturya vatandaşı değilsiniz, oy kullanamazsınız” cevabıyla şok oldu. Ardından, bu vatandaşlık kayıplarının kütüğe de kaydedilmeye başlandığı ortaya çıktı.

Daha önceki bazı iptallerde açılan davalar Türkler’in lehine sonuçlanmış, bazıları ise reddedilmişti. Avusturya vatandaşlığını kaybeden Türk kökenlilerin sayısının çok yüksek olduğu, sadece Viyana’da 10 bine yaklaştığı öğrenildi.

Türkiye seçmen kayıtları delil oldu

Avusturya Hükümeti’nin, “Türkiye seçimleri için oy kullanabilen kişi, Türk vatandaşıdır” mantığıyla, başka bir delil aramadan iptalleri gerçekleştirdiği öğrenildi.

Kaynak : Artı49

Almanya’da 7 bine yakın Türk vatandaşı hakkında sınır dışı kararı verildi

İlk 9 ayda bu kişilerin 296’sının sınır dışı edildiği duyuruldu. Die Welt gazetesi Alman İçişleri Bakanlığı’na dayandırarak verdiği haberde, 30 Eylül 2019 itibarıyla Almanya’da hakkında geri gönderme kararı kesinleşen 6 bin 919 Türk vatandaşı bulunurken, ilk dokuz ayda bu kişilerden sadece 296’sı gönderilebildi.

Habere göre iadesi gereken kişilerin dörtte üçünden fazlası geçici oturma izni sayesinde Almanya’da kalıyor. Türkiye’ye gönderilmelerinin önündeki en büyük sorunlardan biri, söz konusu kişilere, geldikleri ülkenin geçici pasaport vermemesi.

Kimlik belgeleri yok

Sol Parti’nin hükümete yönelik ilettiği bir soru önergesine verdiği yanıta göre, 2018’de iade edilmeme sebeplerinin en başında “eksik kimlik belgeleri” yer alıyor. Buna göre Türkiye’ye sınır dışı edilmeyi bekleyen yetişkinlerin yüzde 20’sinin gerekli kimlik belgeleri yok.

Kaynak: Dw Türkçe