KÜTÜPHANELER DOSYASI : Milli Kütüphane kaldırıldı !!!! Ülkenin hafızası artık yok !!!


Milli Kütüphane kaldırıldı !!!! Ülkenin hafızası artık yok !!!

Tam 72 yıl önce kurulan ve ‘Türkiye’nin Hafızası’ olarak anılan Milli Kütüphane de artık yok. 703 saylı KHK ile Milli Kütüphanenin kuruluş kanunu iptal edildi. Kütüphanenin ve içindeki 3 milyon eserin ne olacağına ilişkin bir düzenleme de yapılmadı. CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel, "Milli Kütüphaneyi de yok ettiler, ülkenin hafızasında önemli bir geçmişe sahip bir kuruluşu ortadan kaldırdılar. Türkiye şu an dünyada milli kütüphanesi olmayan tek ülkedir" dedi.

CHP’li vekil Atilla Sertel, TBMM’de yaptığı açıklamada “Milli Kütüphaneyi güçlendirmek yerine onu yok ettiler, millilikten ve yerlilikten dem vuranların ilk icraatlarından biri de Milli Kütüphane’yi yok etmek oldu. Milli Kütüphane hukuken yok edildi, tüzel kişiliği ortadan kaldırıldı, lağvedildi, yeniden de teşkilatlandırılmadı. Görevlerinin bir kısmı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğüne verildi. Milli Kütüphane Başkanlığı’nın şu an itibarıyla konumu küçük bir Halk Kütüphanesi’nden bile kötü durumdadır” diye konuştu.

BAKANLIK ‘ÇALIŞMAMIZ YOK’ DEMİŞTİ

2016 yılında Milli Kütüphane’nin kapatılacağı ve içindeki kitapların Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na taşınacağı öne sürülmüştü. Ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı açıklama yapıp “Geçmişten gelen zengin tarihi ve kültürel değerleri arşivleyerek gelecek kuşaklara aktarmak gibi önemli bir görevi üstlenen; mevcut misyonunu güçlendirmek adına şu anki hizmet binasının arkasına büyük bir de ek depo inşası yapılan Milli Kütüphane’nin kapatılması yönünde herhangi bir çalışma bulunmamaktadır” demişti.

1948’DEN BERİ HALKA AÇIK

Milli Kütüphane kuruluş çalışmaları, 15 Nisan 1946’da Milli Eğitim Bakanlığı Yayımlar Müdürlüğü’nde küçük bir büroda başlatıldı ve kısa bir süre içinde 8 bin eseri içeren koleksiyon oluşturuldu. Bir yıl sonra eser sayısı 60 bine çıktı ve 16 Ağustos 1948’de halka açıldı. Milli Kütüphane 29 Mart 1950’de kabul edilen kuruluş kanunu ile yasal kimlik kazandı. 5 Ağustos 1983’te yeni binasında kullanıcılarına hizmet vermeye başladı ve yasası iptal edilene kadar da Bahçelievler’de bulunan bu binada kaldı.

3 MİLYONA YAKIN ESER BULUNUYOR

Milli Kütüphanede halen 3 milyona yakın eser bulunuyor. Bunlardan 55 bini eski harfli Türkçe kitap, 26 bini de el yazması… Ünlü ressamların orijinal tabloları, taş plaklar, fotoğraf, pul, para, afiş ve mikrofilm gibi görsel-işitsel materyaller de var. İstanbul’un fethinde ele geçirilen ceylan derisi üzerine yazılı İnciller ve tezhipli Kur’an-ı Kerim’ler de Milli Kütüphane’nin en değerli eserleri arasında bulunuyor. Kütüphanede 4 okuma salonu ve görme engellilere yönelik ‘Konuşan Kitaplık’ da yer alıyor. Konferans salonlarına da sahip olan kütüphane internet üzerinden de hizmet veriyordu.

MADENLER DOSYASI : EMPERYALİZMİN AĞALARI, ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ VE MADEN ÇIKARTILAN ÜLKELERİ BEKLEYEN TEHLİKELER – I


EMPERYALİZMİN AĞALARI, ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ VE MADEN ÇIKARTILAN ÜLKELERİ BEKLEYEN TEHLİKELER – I

ARAŞTIRMA YAZISI / 12.10.2010

Naci Kaptan / Güncellendi 30.07.2019

EMPERYALİZMİN AĞALARI ULUSLARARASI MADEN ŞİRKETLERİ VE MADEN ÇIKARTILAN ÜLKELERİ BEKLEYEN TEHLİKELER – I

ULUSLARARASI MADENCİLİK ŞİRKETLERİ EMPERYALİZMİN ACIMASIZ AĞALARIDIR

ALTIN çıkartmak için Kazdağlarında başlamış olan ağaç katliamı üzerine 2010 senesinde 7 bölüm olarak yazdığım yazının bir bölümünü güncelleyerek paylaşıyorum.

Değerli okur,

Aşağıdaki araştırma yazısı, ülkelerin hukuk yolu kullanılarak emperyal madencilik şirketleri tarafından ekonomik olarak nasıl işgal edildiğini, yer altı zenginliklerinin nasıl sömürüldüğünü, maden ocakları ve havzalarının bulunduğu yöreye verdiği büyük yıkım ,zarar ile maden kazalarına dikkatinizi çekmeye yöneliktir.

Küresel baronların,acımasız emperyalizmin en güçlü şirketleri uluslararası maden arama şirketleridir.Bu şirketler emperyalizmin yıldızları ve en acımasızlarıdır. Arkalarında ülkelerinin siyasi ve ekonomik gücü vardır.Maden çıkartmak istedikleri ülkelerin yöneticilerini farklı yöntemlerle politik ve ekonomik güçlerini kullanarak ikna !!! ederler.

Altının ışıltılı parlak gücü insanlığın ve medeniyetin var oluşuyla ortaya çıkmış ve altın dünyada bir güç ve zenginlik sembolu haline gelmiştir.

“BEYAZ ADAM ALTIN için Brezilya’da Amazon Kabilesi Bireylerini Öldürürken Amazon yerlisi ‘’Sizin cennetinize gitmek istemiyorum’’ diye bağırıyordu.”Brezilya’da Amazon ormanlarının ücra bir köşesinde yaşayan ve daha önce hiç temas kurulmamış yerli bir kabile, altın madencileri tarafından öldürüldü.Amazon’un uzak bir bölümünde nehir kıyısında yumurta toplayan temas kurulmamış bir kabilenin üyeleriydiler. Fakat geçtiğimiz günlerde altın madencilerinin gazabına uğradılar.” (Eylül 2017)

Uluslararası madencilik şirketleri özellikle 3. Dünya ülkelerinde veya gelişmekte olan ülkelerde büyük sahaların maden arama ruhsatlarını ekonomik ve siyasi güçlerini kullanarak elde ederler.

Erdoğan’ın Başbakanlığı sürecinde MADEN ARAMA RUHSATLARININ kime verileceği ancak başbakanın onayından sonra olabiliyordu. “Kazdır ve Kazan sistemi” çalışıyordu. Yakın zamana kadar altın çıkartan şirketlerin Devlete karşı olan paylaşım yükümlülüğü 20/1000 oranında idi. Yani her çıkartılan 1000gr altının ancak 20 gramı Devlete verilecekti. Ve çıkartılan altının miktarı için ise ŞİRKETİN BEYANI esas alınıyordu!!! Diyelim ki şirket kendi beyanına göre 2 ton altın çıkardı, bunun ancak 40kg’ı devlet payı oluyordu.

Kaz dağlarında milyonlarca ağaç katliamı yapıldı

Maden arama sahaları erişimi ve yolu olmayan dağlık ve ormanlık bölgelerde bulunur. Maden sahasına erişmek için açılacak yollarda ve maden sahasında bulunan milyonlarca erişkin yaşı yüz yıla varan ağaçlar kesilir. Maden arama çukurlarının boyutları 20 futbol sahasına varan büyüklükte 1500 metreyi bulan derinlikte çukurlar oluşturur. Burada toprağı alt üst ederler. Çıkartılan toprak siyanürle yıkanarak ,harmanlanarak (Liç işlemi) çevreye depo edilir ve bu yığınlar milyonlarca ton siyanürlü tepeler oluşturur. Toprağın siyanürle karıştırılarak yıkanması için madenin büyüklüğüne göre günde BİR kasabanın tüketeceği kadar suya ihtiyaç vardır. Bu da çevrede buluna su kaynaklarını sürekli tüketilmesi ve kurutulması anlamına gelir. Şirketler toprağı siyanür veya benzeri zehir içeren kimyasallarla işleyerek madeni ayrıştırır. Ayrıştırma sonunda milyonlarca ton siyanürlü veya ağır metal içeren toprak dağları ve çamur havuzları oluşur.

Siyanürün doğadan kaybolması yüzyıldan fazla zaman alır. Siyanürlü toprak tepelerine yağmur yağdığında siyanür kimyasal özelliği nedeniyle buharlaşmaya başlar. Bu demektir ki ; Bu çevrede solunum yapamazsınız, çalışamazsınız. Yöredeki doğa canlıları ve bitkiler, ağaçlar , tarımcılık, hayvancılık ölür. Üstelik yağan yağmurlar nedeniyle toprakta bulunan siyanür yer altı sularına karışarak çevrede bulunan suları içilemez hale getirir.

Maden şirketleri için verimli bir maden ocağının ekonomik ömrü yaklaşık 10 sene civarındadır.10 sene sonra uluslararası madencilik şirketi sömürüsünü tamamlayarak giderken ardında şunları bırakır ;

*Yok olan doğa ve canlıları.

*Kesilmiş olan ve sayıları yüzbinlerden milyonlara varan yetişkin ağaçlar.

*Kirlenmiş,kullanılamaz zehir içeren yer altı ve yer üstü suları.

*Çevre tarımcılığının-hayvancılığın,turizmin yok olması.

*Milyon tonlara varan siyanürlü,ağır metalli toprak dağları.

*Siyanürlü toprak yağmurdan ıslandığında siyanür buharı çıkartarak çevresindeki havayı solunamaz ve toksik duruma getirir.Islanan topraktan süzülen yağmur suları yer üstü/altı sularını kirleterek zehirler ve kullanılamaz duruma getirir.Bu durum yüzyılı aşan sürede temizlenemez ve etkisini sürdürür.

Maden şirketleri maden çıkarttıkları ülkelerde arkalarında bıraktıkları ölüm dağlarını gözden kaçırmak için genelde isim değiştirirler ve başka bir ülkede ölüm çukurları açarlar.

KAZ DAĞLARI
İsviçre Alpleri’´nden sonra dünyanın en kaliteli oksijenine sahip ikinci bölgesi Kazdağları… Eşsiz bir doğası var. Truva Göknarı, sedir ağacı, ulu cevizler, mavi ladinler ve kutsanmış zeytin ağaçları gibi sadece bu yörede yetişen endemik türler veya Anadolu Sıvacısı adlı kuş, arı kuşları, kelebekler, buz gibi pınarlar size eşlik ediyor.Bir tarafta Edremit Körfezi bir tarafta da Milli Park. Milli Park, içinde pek çok endemik tür barındıran ve aynı anda birkaç iklimin görülebildiği ender yerlerden biri. Endemik tür, dünyada tek olan bitki, ağaç türlerine deniyor. Kazdağları’nda 32 endemik tür bulunuyor.

Yukarıdaki durum ne yazık ki Dünya’nın en değerli ekolojik yöresi olan Kazdağları, Madran dağları ve Çaldağında yaşanmaya başlanmıştır.Yabancı maden şirketleri bu alanlarda cirit atarak ağaçları kesmeye ve çukurlar açmaya başlamıştır. “ÇED izni istenen alanının neredeyse tamamında verimli ormanlar yer alıyor. Çanakkale domatesi yetiştirilen tarlalar, Akçin Göleti ile sulanıyor. Ezine peyniri bu bölgede üretiliyor. Gargara Antik Kenti yine çok yakın. Organik, doğal tarım ve eko/agroturizm faaliyeti yapılabilecek tertemiz araziler bu bölgededir.

Yazının devamında ülkemizde çalışan uluslararası madencilik şirketleri ile oluşabilecek olan kaza risklerini ve ekonomik kayıplarımızı masaya koyacağız.

ABD, Türkiye’nin altın madeni kaynaklarını nasıl uydudan tespit edebildiyse, aynı şekilde geleceğin teknolojilerinin hammaddelerini de Türkiye’de keşfetti. Bor ve trona en önemli hammaddeler…

Dünyadaki ülkeleri ağı altına alarak sömüren küresel güçler yeni dünya düzeni kurma çabalarında tarımdan enerji politikalarına kadar geniş bir yelpazede dünyayı etki alanı içerisine alıyor. Bu kapsamda çalışmalarını işgal yöntemiyle değil, yasayla işgal yöntemiyle gerçekleştiriyor. Ahtapotun kolları gbi dünyayı saran bu uluslararası şirketler,üst düzey kişisel ilişkilerini kullanıyorlar.Çevrelerine cömertçe bağış ve hediyeler vererek bunlar yetmediğinde kendilerine engel olan konuları aşmak için hukuku da kullanarak yasalar çıkarttırıyorlar !!!

Örnekler ;

Bir bakan yabancı bir Devletin baskılarına boyun ettiklerini kendi ağzıyla söylüyor;

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu’nun da Turgutlu Belediye Başkanı Serhat Orhan’a, “İngilizler çok baskı yapıyor. Turgutlu’daki madene ruhsat vermek kaçınılmaz” dediği belirtiliyor.

David Logan

European Nickel PLC’nin Sirket yönetimindeki en dikkat çekici isim Sir David Logan’dır. Bu zat 1997-2001 yıllarında İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi idi ve İstanbul ve Ankara’da görev yaptı. Sirket Baskanı Felix Pole 30 Eylül 2004 tarihli konusmasında söyle demektedir ;

” David’in akıcı Türkçesi ve Türkiye’deki güçlü bağlantıları bize çok
yardımcı oldu”

Çaldağı nikel madeninin İngiliz’lere verilmesi için acaba Sir David neler yaptı,kimlerle görüştü ? David Logan’ın AKP’li yetkililerle yaptığı bir sohbet sonrası cebinden çıkardığı kapalı bir zarf içindeki mektubu Devlet Bakanı Ali Babacan’a verdiği biliniyor.Acaba bu özel mektupta neler yazılı idi?

Yabancı şirketler Küresel güçlerini kullanarak Sistemin güçleri sadece tek sektörde değil, bir çok sektörde faaliyet gösteren dev kartel yapılar. Bu açıdan bakıldığında bir ülkede sadece tek kaynağı değil, sektörel fayda anlamında tüm kaynakların sömürülmesinin peşine düşüyorlar

Türkiye 29 maden türünde yapılan üretim baz alındığında dünyada 10. sırada, pazar payları sıralamasında ise yüzde 16 ile 52. sırada yer alıyor. Türkiye’nin maden kaynaklarının değeri 34 trilyon dolar olarak tahmin ediliyor.

Maden İşleri Genel Müdürlüğü (MİGEM) kayıtlarına göre, Türkiye’de toplam 11 bin 500 gerçek ve tüzel kişi maden arama ve işletme ruhsatına sahip. Bunun 98 adedi yabancı ortaklı şirketlere ait. 2006 yılı içerisinde 12 bin 215 adet arama ve 1.651 adet işletme olmak üzere toplam 13 bin 866 adet ruhsat düzenlenmiş. Bunun içinde yabancı ortaklı şirketlere verilen ruhsat sayısı, 592’si arama ve 69 adeti işletme olmak üzere toplam 661.

Türkiye’de kurulu olan ve maden arama ruhsatı bulunan 98 şirketten 60’ı Türk ortağı bulunmayan yüzde 100 yabancı sermayeli kuruluşlardan oluşuyor.

Bunların arasında en tanınmışları, dünya çapında arama yapan Newmont, Tüprag, Rio Tinto, Cominco ve Gordion gibi çokuluslu şirketler. Firmaların ülkelere göre dağılımına bakıldığında Almanya 13 şirketle birinci sırada yer alırken, peşinden 9’ar şirketle ABD ve İngiltere geliyor. Türkiye’de altın aramalarında en çok adı geçen ülke olan Kanadalı şirket sayısı ise 8. Kanada’yı 7 şirketle İspanya ve 6’şar şirketle Hollanda ile İtalya takip ediyor. Türkiye’de maden faaliyeti yürütenler arasında Rusya, Azerbaycan, Irak, Malezya, Çin gibi ülkelerden de şirketler var.

Yabancılar en fazla ilgiyi altın rezervine gösterirken, bu alanda 12 ilde aramalar sürüyor. Türkiye’de altın işletme ruhsatına sahip 13 firma bulunuyor. Altın aranan illerin başında İzmir, Kütahya, Gümüşhane ve Balıkesir geliyor.

Hammaddeler şirketlerin kontrolünde

Eskiden İngiltere, koloni ve sömürgelerinden temel hammaddeleri çok ucuza sağlıyordu. Şimdilerde İngiltere merkezli çok uluslu şirketler bu üstünlüğe sahip.

Gana’nın kakaosu, Jamaika’nın şekeri, Uganda’nın kahvesi ve Kanada’nın buğdayı. Bu ülkelerin tamamı sözde bağımsızlıktan sonra ekonominin tek bir tarımsal ürüne ya da tek yer altı kaynağına bağımlılığını kıramadılar.

Örneğin, Uluslar topluluğu’na üye ülkelerde, petrol, gaz ve kömür gibi enerji hammadde kaynakları tamamen Royal Duch Shell, British Petroleum, Hanson Trust Enron gibi, hububat gıda maddeleri ziraati ve üretimi ; Archer Daniels Midlandt, Unilever, Grand metropolitan, Cargill, Cadbury Continental, Bunge&Bom, Louis Dreyfus, ADM – Töpfer, Andre, Quaker Oats gibi, petrol gaz kömür gibi enerji hammaddeleri dışında kalan tüm maden kaynakları; Anglo American, Rio Tinto, Barric Gold, Newmont Mining, Brascan Noranda, N.M. Rothschid… gibi, şeker, kakao, kahve ziraati ve üretimi ; Nestle, Tate & Lyle, Cadbury gibi İngiltere merkezli ya da Anglo Amerikan çok uluslu şirketlerin kontrolü altında bulunmaktadır.

Uluslararası madencilik şirketleri, Hedefledikleri ülkelere girerler. Vahşi madencilik yaparak, Yer altı kaynaklarını sömürürler. Aynı zamanda yer üstü zenginliklerini talan ederler.
Arkalarında siyanürün ölümünü,
Yok edilmiş doğayı bırakarak,
Yeni av olan diğer bir ülkeye giderler. Uluslararası şirketlerin döngüsü budur.

1999 yılında Arnavutlukta Adriatic Nickel adında kurulan sirket 2000 yılında Europen Nickel PLC adını alarak faaliyete devam etmistir. 2001 yılında sirket faaliyet alanına Türkiye’yi de katmıs ve Mart 2002’de Manisa-Turgutlu-Çaldağ nikel madeninin isletme haklarını 3.9 milyon dolara ele geçirmistir.

Çaldağ Nikel madeni 40-50 milyon ton rezerve sahiptir.
Toplam parasal değeri 6.258 milyar ABD dolarıdır.

Bosphorus şirketinin de Rio Tinto’nun yöntemini uygulayarak, Turgutlu’daki kimi kuruluş ve çevrelere bol miktarda çeşitli yardımlar yaptığı, Ankara’da da hükümet temsilcileri düzeyinde yaptığı çeşitli görüşmeler sırasında bu “teşvik primleri” konusunda bir hayli cömert davrandıkları da biliniyor.

FIRSATLAR ÜLKESİ TÜRKİYE !!!

İlginç bir buluşma ve sohbet

2007 yılı Şubat ayında, bu İngiliz Bopshorus şirketinin Genel Müdürü Simon Purkiss, Ankara’da YASED tarafından düzenlenen “Fırsatlar ülkesi Türkiye” adlı konferansa katılan, verilen akşam yemeğinde de Başbakan Erdoğan ile görüşen 6 yabancı şirket temsilcisinden biriydi.

Başbakan Erdoğan ile olan görüşmesinde, Turgutlu Çaldağı’ndaki maden işletmeleri için destek isteyen Purkiss, yapacakları çalışma hakkında “çevreye zararı olmayan, temiz bir teknoloji” tanımlamasında bulunuyordu. Ama bu tanım, kesinlikle gerçekleri yansıtmıyor.

Dolayısıyla, sorulması gereken soru şu :Bu şirket çevre sağlığı konusunda bir “teminat mektubu” vermiş midir? Yoksa herşeyi “teşvik primleri” ile mi sağladılar?

Aynı konferansta ayrıca şirket yöneticilerinden Sir David Logan da bulunuyordu.Sir David Logan, verilen akşam yemeğinde AB müzakerelerinde Başmüzakereci olarak bilinen Devlet Bakanı Ali Babacan’ın masasında yer alıyordu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Reha Denemeç ile uzun süre sohbet eden Logan, daha sonra cebinden çıkardığı kapalı bir zarf içindeki mektubu Devlet Bakanı Ali Babacan’a veriyordu.

Durumu fark eden gazetecilerin ısrarlı sorularına rağmen ne Babacan, ne de Logan mektubun içeriği hakkında hiç bir bilgi vermiyor, onun yerine şirket Genel Müdürü Simon Purkiss, yalnızca “Türkiye’de en büyük ikinci İngiliz yatırımını Çaldağı nikel maden işletmesi olarak gerçekleştirecekleri”ni söylemekle yetiniyordu.

Değerli dostlar,

Ülkemizin siyasi gündemi o kadar yüklü ki çevremizde olan çok önemli olayları bu nedenle gözden kaçırıyoruz.Ülkemizi yönetenler dolu olan gündemin yarattığı dikkat dağılması nedeniyle ,çok önemli kararları toplumun dikkatindan kaçırarak alabiliyorlar.özetle hepimiz “cambaza bak” oyunun içinde kaybolup gidiyoruz !!! ”

Demokratikleşme masalı içinde Öğrenim özgürlüğü isteyen Üniversiteli gençler polis tarafından acımasızca dövülerek tutuklanıp 15 yıl hapis isteğiyle yargılanırken,Devlet’e başkaldıran bölücü Kürt gençleri mololotoflu taşlı saldırılarla insanları yakıyorlar.Devlet’e küfür eden bölücü Kürt önderlerinin küfürleri duyulmuyor !!!

Hükümete yakın olanların yolsuzluklarının üstü örtülüyor. Başbakan asrın yolsuzluklarını yapan arkadaşları ve yakınları için soruşturma izini vermiyor. Açılan soruşturmanın önüne engeller çıkartılıyor.

Ses veren ülke aydınları tutuklanıyor.
2 seneye yakın hapiste tutulan sendika başkanı sorgusuz sualsiz tahliye ediliyor.
Kişi halen neyle suçlandığını tam bilmiyor ???
Tahliye edilen konuşmasın , yine tutuklanır diye,
başbakan yardımcısı tarafından tehdit ediliyor !!!

Toplum etnisite ve din adına yaratılan siyasetlerle bölünüyor.
Bunca demokrasi !!! içinde ,
Ülkemizin zenginlikleri de durmadan satılıyor.

Bu bölümdeki yazının amacı Macaristan’da meydana gelen ve Tuna nehriyle Ülkemiz denizlerine de taşınacak olan maden kazasının irdelenmesi ve Türkiye’de var olan madencilik kaza olasılıklarıyla talan edilen madenlerimizin durumunu paylaşmak ve bu konuya da dikkatinizi çekebilmektir.

Başkent Budapeşte’nin 160 km güneyindeki Ajkai Alüminyum Rafinerisi’nde meydana gelen kaza sonucu en az 1 milyon metreküp zehirli kırmızı çamur 40 kilometrekarelik bir alana yayıldı, yaşanan atık seli sonucunda 4 kişi öldü ve 120′den fazla kişi yaralandı. Boksit madenlerinde alüminyum elde edilmesi için kullanılan yöntemler nedeniyle yüksek miktarda demir, kadmiyum, kurşun, arsenik ve krom gibi ağır metaller, radyoaktif maddeler ve yüksek PH değerine sahip atıkla kirlenen Marcal Nehri civarında büyük bir çevre felaketi yaşanıyor. Nehirdeki canlı yaşamı sona ererken, uzmanlar akarsu havzasında canlı yaşamının bir daha uzun bir süre boyunca mümkün olamayacağını belirtildi.

Konuyla ilgili habere devam edelim ;

08.10.2010
Macaristan’da bir alüminyum fabrikasında atık barajlarının yıkılmasının ardından çevreye yayılan ağır metaller içeren kızıl çamurun Tuna Nehri’ne ulaştığı bildirildi. Avrupa, tarihindeki en büyük çevre felaketiyle karşı karşıya.

Afetle mücadele ekipleri, kazanın yaşandığı Ajkai ve Kolontar‘ı zehirli atıktan arındırma çalışmalarını sürdürüyor. Evlerini terk etmek zorunda kalan bölge sakinleri, geri dönüş konusunda karamsar. 7 bin insanı doğrudan etkileyeceği tahminleri yapılan felaketin ardından 4 ayrı yerleşimden 390 kişi tahliye edildi. Macaristan Çevre Bakanı Zoltan, yaptığı açıklamada, Avrupa Birliği’nden teknik ve finansal destek beklediklerini belirtirken, Ajkai’de yaşananın Macaristan tarihindeki en büyük çevre felaketi olduğunu belirtti.

Alüminyum fabrikası polis ekipleri tarafından aranırken, bütün belgelere el konulduğu belirtildi. Fabrika yetkilileri yaşananların bir kaza olduğunda ısrar ediyor ancak çevreci gruplar daha önce böylesi bir felaketin yaşanabileceği konusunda yetkilileri uyardıklarında ısrarlı.

Budapeşte’nin 400 kilometre batısında bulunan Romanya’daki Mehedinti bölgesinin su yönetimi sorumlusu Adrian Draghici, her türlü duruma hazırlıklı olduklarını duyurdu ve Tuna Nehri’nin Romanya sınırlarına giren sularında kirlilik olduğuna dair en ufak bir sinyal almaları halinde nehri içme suyu kaynağı olarak kullanmayı anında kesebileceklerini söyledi. Kirlilik Güney Macaristan, Hırvatistan ve Sırbistan’ı dolaştıktan sonra yarın Romanya’ya da ulaşabilir. Öte yandan uzmanlar zehirli atıkların suda seyrelmesi durumunda dahi, atıkların çökelti olarak birikebileceğini ve bunun da daha büyük bir risk anlamına geleceğini belirtiyorlar.

Öte yandan Romanya’nın Baia Mare kentindeki bir altın madeninin siyanür havuzunda da meydana gelen patlama, Macaristan’da yaşanılan felaketin çok da beklenmedik olmadığını ortaya koyuyor. Siyanürle altın arayan şirketin havuzunda çökme meydana gelmesiyle Ocak 2000’de Romanya ciddi bir çevre felaketiyle karşı karşıya kalmıştı.

Felaketi durdurmak için yoğun bir çaba sürüyor. Çevreye yayılan 700 bin metreküp atık içeren kızıl çamurun özellikle Tuna Irmağı boyunca yayılmaması için tonlarca alçı Marcal Nehri’ne dökülüyor.

Zehirli çamur Tuna Nehri’ne karıştı

Macaristan’ın Ajka şehrindeki bir alüminyum fabrikasında 5 gün önce meydana gelen kaza sonucu çevreye yayılan zehirli kızıl çamurun yol açtığı tehlike, ikinci dalga korkusuyla devam ediyor.

Macaristan’da bir alüminyum fabrikasının kimyasal madde rezervuarını tutan setin çökmesiyle başlayan “kızıl felaket” Tuna nehrine karıştı. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, ikinci büyük tehlikenin kapıda olduğunu açıkladı.

Başbakan Orban, aynı kızıl çamuru barındıran, fabrikanın 10 numaralı rezervuarının da hasar gördüğünü, çok daha fazla miktarda kimyasal maddenin çevreye yayılabileceği uyarısını yaptı.

Macaristan hükümeti, zehirli kızıl çamurun Tuna nehrine karışmaması için elinden geleni yaptı ama başarılı olamadı. Kızıl çamur Tuna nehrine karıştı. Zehirli çamur şu ana kadar Macaristan’da 40 kilometre karelik bir alanı yaşanmaz hale getirdi. Yüzlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kaldı. 7 kişi hayatını kaybetti. Çevre uzmanları, zehirli çamurun aktığı bölgede onlarca yıl hayat olmayacağını, insanların o kentlerde yaşamasının artık imkansız olduğunu belirtiyor.

“Ben kaptan olarak Tuna nehrinde seyir yaptım. (Danube river) Romanya’nın farklı limanlarına gittim.Tuna nehri Almanya’da doğarak 2780 kilometrelik bir yolculuk sonrası Sulina havzasından Karadeniz’e dökülür.Karadeniz’den Tuna’ya girecek olan gemiler Sulina’dan nehire girerek yolculuklarına başlarlar.

Tuna nehrinin 2415 kilometrelik bölümünde gemi seyrüseferi yapılır. İç kısımlarda nehir gemileriyle yapılan bu seferler bazı bölümlerde büyük gemilerin de nehirde sefer yapmasına izin verecek derinlik ve genişliğe sahiptir.

Tuna Nehri Almanya’dan başlayarak Avusturya, Slovakya, Macaristan, Hırvatistan, Sırbistan, Bulgaristan, Romanya, Moldova ve Ukrayna olmak üzere toplam 10 ülkenin topraklarını katetmektedir.Tuna nehri havzasının yüzölçümü 817.000 km2, uzunluğu 1690 km, eni ise 820 km’dir. Bu hidrografik havzada değişik uzunlukta 120 kadar ırmak ve nehir Tuna’yı beslemektedir.Çevresi değerli tarım arazileriyle çevrilidir.

Bu bilgileri vermek amacım Tuna Nehrinin insan ve doğa açısından önemini belirtebilmektir.Kültür ve turizm açısından da önemli bir akarsudur.Örneğin Viyanalı besteci Oğul Johann Strauss’un ünlü valsi Mavi Tuna, ırmağın bütün dünyada tanınmasına yardımcı olmuştur.”

***

Şimdilerde insanoğlunun hırsı ve güvenlik tedbirlerini göz ardı etmesi,yüksek maliyetli güvenlik yatırımlarından kaçınması nedeniyle Tuna nehri ikinci büyük felaketi yaşıyor.Bu felaket ise Türkiye’yi de doğrudan etkileyen ve ilgilendiren bir felakettir.

Karadeniz’de yüzey akıntıları saat yelkovanının tersinedir.Kuzey Karadeniz kıyılarından boğaza doğru olan akıntılar Tuna nehrinin de debisi ile hızlanarak Marmara Denizine doğru akar.Bunun açıklaması ise,Tuna nehri ile taşınan yoğun metal kirlenmesine sahip olan kızıl çamurun önce Karadeniz’i sonra da Marmara Denizini kirletmesidir.Ağır metaller suda hemen çözülmezler ve dibe çökerek yavaş yavaş seyrelirler.Bu süreç içinde özellikle dip canlıları yavaş yavaş zehirlenir.

Karadeniz ve Marmara’da yaşayan tüm deniz canlıları gelecek olan ağır metal kirlenmesinden etkilenerek yaşamlarının sonlanması ve denizden sağlanan besin kaynaklarının da kirli ve zehirli olması sonucunu yaratacaktır.Beslenme zincirinin ucunda olan tüketiciler ,yani bizler de bu yoğun kirlenmeden etkilenmiş olan deniz canlılarını tükettiğimizde zehirlenme sürecinin içine gireceğiz.Ağır metal zehirlenmelerinde vücuda giren zehirli metallerı vücutta biriktiği için, bir süreç sonunda ağır hastalıklarla karşılaşmak bir sürpriz olmamalıdır.

Kazadan sonra sayın Özgür Gürbüz tarafından yazılan bir makaleyi sunuyorum :

Macaristan’daki çevre felaketi Türkiye’yi etkiler mi?

Macaristan’ın Ajka kentinde özel bir şirkete ait alüminyum tesisinde meydana gelen kaza, şimdiden ülkenin en büyük çevre felaketi olarak adlandırılmaya başlandı. Şu ana kadar yedi kişinin hayatını kaybettiği biliniyor. Atık barajının iki setinin yıkıldığı diğerlerinin de yıkılması olasılığından bahsediliyor.

Macar hükümeti, dün akşam şirketin yönetimini kontrolü altına aldı ama bu tehlikeyi önlemekten çok kamuoyunu sakinleştirmeye dönük bir hamleye benziyor. Çünkü 700 bin metreküp civarında toksik atık çoktan bölgeye yayıldı. Tesisin atık barajının toplam kapasitesinin ise 30 milyon ton olduğu belirtiliyor. Tuna nehrine zehirli atıkların ulaşmasını önlemek için de yeni bir set inşa edilmeye çalışılıyor. Kalan setlerin durumunun pek iç açıcı olmadığı düşünülürse zamana karşı bir yarıştan bahsedilebilir. Tuna nehrine akan Raba ırmağında ise şimdiden kimyasal atıkların belirtileri görülüyor.

Türkiye tehlike altında mı?
Gelelim önemli soruya? Macaristan’daki çere felaketi Türkiye’yi etkiler mi veya ne derece etkiler? Çevre ve Orman Bakanlığı 7 Ekim’de yaptığı basın açıklamasında, kazanın Türkiye için bir tehdit oluşturmadığını söyledi. Nedeni bazı matematiksel hesaplara dayanıyor. Bakanlığın yazılı açıklamasında tesisin Tuna nehrine 130 km, Bulgaristan-Romanya sınırına 400 km mesafede olduğu, alınan ilk bilgilere göre atıkların Tuna nehrine ulaşmasının beklenmediği söyleniyor. “İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü ile birlikte önümüzdeki hafta içinde mukayese maksadıyla Karadeniz’de ölçümler yapılacaktır” cümlesine de yer verilen açıklama, “ülkemiz karasuları ve kıyıları için herhangi bir tehlikenin söz konusu olmayacağı öngörülmektedir” vurgusuyla noktalanıyor.

Kanımca Çevre Bakanlığı asıl tehlikeyi görmezden geliyor. Türkiye’de çevrecileri vatan hainliğiyle suçlayarak, taşlarla sopalarla üzerlerine yürüyerek (Bkz. Bergama), yasaları kalbura çevirerek önü açılan madencilik sektörüyle, birkaç gün önce Macaristan’da, 2000’de Romanya’nın Baia Mare Altın Madeni’nde, 1995’de Güney Afrika’da ve daha onlarca başka yerde meydana gelen benzeri kazalara davetiye çıkarılıyor. Macaristan bize uzak olabilir ama Uşak, Bergama, Kaz dağları, Dersim çok ama çok yakın. Madencilik sektörü, özel sektörün keyfine bırakılır, yasalar, yönetmelikler ve denetim faaliyetleri şirketlerin istekleri doğrultusunda değiştirilir ve uygulanırsa, Macaristan benzeri kazaların Türkiye’de de görülmesi ne yazık ki an meselesidir.

Bileklerimiz ve boyunlarımızı altınla süslemek için aldığımız riskin de bir sınırı olmalı. Maden talebi, gerçek tüketim ihtiyacıyla eşleştirilmez ve bu konuda sınırlamalar getirilmezse; içecek, buğdayı başağı sulayacak temiz su bulamayabiliriz. Bu kazadan Türkiye’nin çıkaracağı en büyük ders, madencilik sektöründeki kontrolü siyanür havuzlarında ördek yüzdüren sektör yetkililerine değil, bağımsız sivil toplum kuruluşlarının da yetkili olduğu platformlara bırakmak olmalıdır. Tabi, çok geç olmadan…

Özgür Gürbüz – 12 Mayıs 2010

Uluslararası madencilik şirketleri özellikle 3. Dünya ülkelerinde veya gelişmekte olan ülkelerde büyük sahaların maden arama ruhsatlarını ekonomik ve siyasi güçlerini kullanarak elde ederler.Maden arama sahalarında buluan milyonlarca ağaç kesilir.Birkaç futbol sahası büyüklükte ve bazen 1500 metreyi bulan derinlikte çukurlar açarak toprağı alt üst ederler.Çevrede ve maden ocağına ulaşım yolunda bulunan tüm ağaçlar ve doğa yok edilir.Canlılar yok olur.Şirketler buldukları madeni siyanür veya benzeri zehir içeren kimyasallarla işleyerek madeni ayrıştırır. Ayrıştırma sonunda milyonlarca ton siyanürlü veya ağır metal içeren toprak dağları ve çamur havuzları oluşur.

Maden şirketleri için verimli bir maden ocağının ekonomik ömrü yaklaşık
10 sene civarındadır.10 sene sonra uluslararası madencilik şirketi sömürüsünü tamamlayarak giderken ardında şunları bırakır ;

*Yok olan doğa ve canlıları.

*Kesilmiş olan ve sayıları yüzbinlerden milyonlara varan yetişkin ağaçlar.

*Kirlenmiş,kullanılamaz zehir içeren yer altı ve yer üstü suları.

*Çevre tarımcılığının-hayvancılığın,turizmin yok olması.

*Milyon tonlara varan siyanürlü,ağır metalli toprak dağları.

*Siyanürlü toprak yağmurdan ıslandığında siyanür buharı çıkartarak çevresindeki havayı solunamaz ve toksik duruma getirir.Islanan topraktan süzülen yağmur suları yer üstü/altı sularını kirleterek zehirler ve kullanılamaz duruma getirir.Bu durum yüzyılı aşan sürede temizlenemez ve etkisini sürdürür.

Yukarıdaki durum ne yazık ki Dünya’nın en değerli ekolojik yöresi olan Kazdağları,Madran dağları ve Çaldağında yaşanmaya başlanmıştır.Yabancı maden şirketleri bu alanlarda cirit atarak ağaçları kesmeye ve çukurlar açmaya başlamıştır.

Yazının devamında ülkemizde çalışan uluslararası madencilik şirketleri ile oluşabilecek olan kaza risklerini ve ekonomik kayıplarımızı masaya koyacağız.

Önce 2000 yılında Romanya’da meydana gelmiş olan ve yine Tuna Nehrinde kirlenme yaratan BAİA MARE maden kazasını hatırlayalım ;

Tuna Nehri maden şirketlerinin ihmalinden doğan benzer kirlenmeyi ikinci kez yaşıyor.maden ocaklarındaki zehirli siyanür atıklarının biriktirildiği havuzun çökmesi sonucunda meydana gelen kaza gelişmesi ve sonuçlarıyla uygunsuz yerlerde ve gereken güvenlik sağlama kuralları sağlanmadan yapılan madencilik çalışmalarının yarattığı felaketleri göstermesi yönünden örnek olarak alınmıştır.

BAİA MARE MADEN KAZASI

Genel Durum

30 Ocak 2000 tarihinde, Romanya’nın Baia Mare kenti yakınlarında bulunan ve eski maden kalıntılarını yeniden işlemden geçirerek içindeki altın ve gümüşü ayıran ve yeni bir atık havuzundan biriktiren Aurul S.A. Baia Mare Company’e ait atık havuzu yıkılmış ve 120 ton siyanür ve ağır metaller içeren yaklaşık 100.000 m³ atık su, önce Lapus Nehrine, oradan da Tuna Nehrine ulaşmadan önce, Macaristan’da ki Somes ve Tisza Nehirlerine akmıştır.

Kazaya neden olan madeni işleten, Aurul S.A. şirketinin %50’si Avustralyalı Esmeralda Exploration adlı şirkete, %45’i Romanya hükümetine, yüzde 5’i de Romanyalı özel sektöre aittir. Şirket 1992 yılında kurulmuştur. Şirket özellikle eski ve terkedilmiş bir atık havuzundaki atıkların tekrar işlenerek, altın, gümüş ve diğer değerli metallerin ayrılması ve bu atıkların yerleşim alanı yakınındaki mevcut havuzdan Baia Mare kentine 8 km uzaklıktaki yeni bir alana taşınması amacıyla kurulmuştur.

İşletme yerel nehirlere hiç su bırakmayan “sıfır deşarj” sistemiyle tasarlanmıştır. Eski atık havuzundan kalkan tozların insan sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratan olumsuz etkiler yaratan ağır metaller içermesi nedeniyle atık maddelerin daha uzağa taşınması kente, AURUL’un sağladığı istihdamın yarattığı ekonomik faydanın yanısıra, çevresel sağlık faydası da sağlamaktaydı. Sonuç olarak işletme, sağladığı çevresel ve ekonomik faydalar ile her yönden olumlu bir görüntü sunmakta idi. Atık havuzunda işletmenin tasarımına uygun olarak altın ayrıştırma işlemi için yüksek düzeyde siyanür içeren su kullanılmakta, daha sonra bu su tekrar çevrime sokularak işleme yeniden eklenmesi gereken siyanür miktarı, dolayısı ile de maliyet düşürülmektedir.

Kazanın Nedenleri

Siyanür sızıntısı 30 Ocak’ta Romanya’nın kuzeybatısındaki Baia Mare altın madenindeki barajın yoğun kar ve yağmur yağışı nedeniyle havuzdaki suyun kritik seviyeye çıkması ve ani ısı değişiklikleri nedeniyle duvarların dayanıklılığını yitirmesiyle meydana gelen yıkılma sonucu siyanür ve bakır gibi birçok ağır metal Tisza nehrine boşalmıştır.

Atık havuzunun duvarları, sürekli olarak dayanıklılık kontrolü altında olmasına rağmen yağışlar sonucunda havuz doluluğunun maksimum seviyenin üzerine çıkması ve böyle bir durum karşısında kullanmak üzere tahliye pompaları gibi önlemler bulunmadığı için duvarın yıkılması engellenememiştir.

Kazaya neden olan faktörler kısaca şöyle özetlenebilir:

• Aurul madenindeki kurulan sistemin özellikle, beklenmedik durumlar karşısında önlem alabilmek konusundaki eksiklikleri ve doğru tasarlanmamış atık işleme tesisleri,

• Romanya hükümetinin bu tesislerin yapımına onay vermesi,

• Operasyon aşamasında acil durumlar karşısında alınacak önlemler konusundaki eksiklikler,

• Barajın yapılması ve işletilmesi sürecinde çalışma izni konusundaki ve denetim konusundaki yetersizlikler,

• Bu kusurların olumsuz hava koşulları tarafından tetiklenmesi.

Baia Mare sızıntısından sonra Tuna Nehrinde yaşayan canlılar öldü

Kazanın Etkileri

Baia Mare kazası, siyanür/bakır karışımından oluşan zehirli kütlenin, Tisza Nehrine karışmasına yol açmıştır. Bu kütle Tisza Nehrini geçerek Tuna Nehrine, oradan da önemli oranda seyrelmiş olarak olsa da Karadeniz’e ulaşmıştır. Tisza Nehrine zehirli karşımın ilk aktığı andaki siyanür oranının, olması gereken üst sınırın 800 kat üstünde olduğu belirlenmiştir. Bu bulaşmanın sonucunda nehir çevresindeki tüm ekosistem mahvolmuş, özellikle nehirdeki canlı yaşamı sona ermiştir. Kazanın çevreye verdiği zararlar ana başlıklar halinde şöyle ifade edilebilir:

Ø Kazanın insan sağlığı üzerindeki uzun vadede yaratacağı etkiler henüz tam olarak bilinmemektedir. Kazanın gerçekleştiği aşamasa kimsenin ölmemesi dikkat çekicidir. Bunun bir nedeni sözkonusu ırmaklar civarındaki belediye ve buradan su sağlayan tüm sektörlerin kaza olur olmaz önlem alarak, zehirli atığın karıştığı suyun kullanımının engellenmesidir. Bölge halkına önemli bir süre temiz su dağıtılmıştır.

Ancak, Tisza ekosisteminin toprak ve çökeltilerinin kirleten bu zehirli atıkların uzun vade de etkileri olabilir. Bu nedenle durum sürekli izlenmelidir.

Ø Kaza sonrasında kirlenmenin en yoğun olarak yaşandığı bölgelerde yapılan incelemeler, bu bölgede ki plankton, yumuşakça ve suda yaşayan diğer canlıların büyük oranda yok olduğunu göstermiştir. Siyanürün kalıcı olmaması nedeniyle, zehirli kütlenin geçişinin ardından nehir ekosistemi kendini yenilemeye başlamıştır. Özellikle kazayı takip eden mart ayında meydana gelen sel, yenilenme sürecine yardım etmiştir.

Ø Kaza sonrasında yaşanan balık ölümleri beklide zehrin etkisini en açık gösteren olaydır. Macar yetkilileri toplam 1240 ton balık öldüğünü belirtmişlerdir. Tüm balık çeşitleri zehirden etkilenmekle birlikte, bitkilerle beslenen balıkların daha fazla zarar gördüğü belirlenmiştir. Bu türdeki birkaç balık çeşidinin türü yok olmuş, diğer balık türlerinin neslinin devam ettiği belirlenmiştir.

Ø Kaza sırasında nehrin büyük bölümünün buzlarla kaplı olması nedeniyle, zehirli kütlenin üst ekosisteme fazla temas etmeden yer altına sızması özellikle kuş ve memeli türlerinin etkilenmesini engellemiştir. Ancak bu türlerin besin zincirinden nasıl etkilendikleri uzun vadede gözlenmelidir.

Ø Kazanın çevre üzerindeki en önemli etkilerinin orta vadede ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Bunun nedeni ağır metallerin çevrede kalıcı olması ve canlıların vücudunda kalıcı olmasıdır. Dolayısı ile bu zehirli atıkların düşük konsantrasyonları bile insan sağlığı açısından tehlike oluşturmaktadır.

Ø Meydana gelen kazanın sosyo-ekonomik etkileri de göz ardı edilemeyecek düzeydedir. Kazanın ilk ekonomik etkileri, Romanya, Macaristan ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti yurttaşlarının zaten yaşadıkları ekonomik yoksunluklara bir darbe olmuştur. Özellikle madencilik sektöründeki istihdamın özellikle uzun vadeli olarak düşmesinin beklenmesi, balıkçılık sektöründe ani ve yüksek oranda yaşanan kayıp, hem iç hem de dış turizmde önemli düşüşler, kaza sonrası tedbir almak için yapılan harcamalar ve bu bölgede uzun vadede yapılması beklenen sanayi yatırımlarının askıya alınması en önemli etkiler olmuştur.

KAZA SONRASI ALINAN ÖNLEMLER VE ÇEVRE BİLİNCİNİN GELİŞMESİ ÜZERİNE ETKİLERİ

Baia Mare Kazası, Avrupa’nın Çernobil’den sonra yaşadığı en büyük çevre felaketi olarak değerlendirilmektedir. Kazanın meydana geldiği madenin işletmesini daha öncede belirtildiği gibi, %50’si Avustralyalı Esmeralda Exploration adlı şirkete, %45’i Romanya hükümetine, yüzde 5’i de Romanyalı özel sektöre ait olan Aurul S.A. şirketi yapmaktadır.

Kaza sonrasında işletme düzeyinde ve uluslararası düzeyde, kazaya dikkat çekilmiş ve sorunları çözmek ve benzer kazaların tekrara yaşanmasını önlemek için çalışmalar yapılmıştır.

Aurul Şirketinin Kaza Sonrası Yaptıkları

Aurul şirketi, siyanür felaketinin doğurduğu tüm finanssal sorumluluğunu karşılamayı kabul etmiştir. Aurul şirketi kazadan sonra, Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan Code on International Cyanide Management adlı anlaşmayı imzalamıştır. Bu anlaşma, Romanya Hükümeti ve baskı gruplarının önerilerini hayata geçirmeye yöneliktir. Ana başlıkları şunlardır:

Ø Çok sayıda teknik ve çevreci güvenlik görevlisinin sağlanması,

Ø Romanya halkının zararlarının tazmin edilmesi ve kazanın neden olduğu sorunların çözülmesi,

Ø Öncelikle zarar gören barajın tamiri ve gelecekte sözkonusu olabilecek çevre ile ilgili sorunların çözümü için kullanılmak üzere belirli bir fon ayrılması.

Ayrıca kazanın Romanya dışında Macaristan ve Yugoslavya gibi ülkeleri de etkilemesi ve Romanya Hükümetinin Aurul Şirketinin büyük ortaklarından birisi olması, Romanya’yı bu ülkelere karşı da sorumlu duruma düşürmüştür. Romanya ise bu kazanın tüm sorumluluğu üzerine aldığını açıklamıştır. Bu, hem çevreyi kirleten eski-komünist ülke imajından uzaklaşmak için, hem de AB’ne entegrasyon için zorunlu olmasından dolayı yapması gereken bir harekettir. AB, Romanya hükümetinin bu olumlu yaklaşımını değerlendirmiş ve zararların giderilmesi için ülkeye fon aktarımında bulunmuştur. Romanya’nın bu olumlu yaklaşımının nedeni AB’e entegrasyon sürecinin getirdiği zorunluluklar olsa bile, çevre konusunda yasal nedenlerle bile olsa bilinç kazanıldığının göstergesidir.

Esmeralda Exploration Limited’in yöneticileri, Aurul Şirketinin yıkılan barajın tekrardan tamir edilmesi ve faaliyete geçmesi yönünde hem hükümetten, hem çevre kuruluşlarından hem de yerel yönetimlerden destek aldıklarını, kaza sırasında görev yapan yöneticilerin yerlerine yenilerinin getirilerek ve çevre konusunda çok daha fazla bilinçlenerek 13 Haziran 200 tarihinden itibaren tekrar işletmeye çalıştırmaya başlayacaklarını açıklamışlardır. Yeniden çalışmaya başlama nedenlerini şöyle sıralamışlardır:

Ø Aurul Projesi en başta atıkların dönüştürülmesi amacıyla başlatılmıştır ve çevreye katkı amacı vardır. Bu görevinin tamamlaması ihtiyacı vardır.

Ø Bu kazanın ardından şirket, faaliyetlerini askıya almak yada tamamen durdurmak yerine, çevre ile ilgili konularda pro-aktif bir yönetim anlayışı ile faaliyetlerine devam etmesi gerekmektedir.

Ø Baia Mare halkının, Aurul şirketinin çalışmalarına devam etmesi yönünde beklentisi vardır.

Ø İşletme tekrar faaliyete geçmeden önce, otoritelerin belirlediği, gerekli olan tüm düzenlemeler yapılmış ve koşullar oluşturulmuştur.

Uluslararası ve Ulusal Düzeyinde Etkileri

Her zaman için oldukça tehlikeli olduğu bilinen siyanürle altın arama faaliyetinin, ne gibi sorunlara yol açabileceği Romanya’da meydana gelen bu kaza ile görülmüştür. Bu kaza uluslararası ve ulusal topluluklar için önemli bir uyarıcı olmuştur. Kaza Hem Romanya Hükümetinin hem de üyelik sürecinde olduğu AB’nin uygulamalarını gözden geçirmeleri konusunda olumlu etkide bulunmuştur. Yapılan çalışma ile, Özellikle kazaların önlenmesi, çevreye zarar vermeme konusunda sorumluluk ve bilinç eksikliği ve çevre sorumluluğunu dikkate alan yatırımların eksikliği konularında yasalar ve uygulamalarda eksiklikler olduğu tespit edilmiştir. AB bu sorunların giderilmesine yönelik çalışmalar yapmaya başlamıştır.

Mayıs 2000’de “Dünya Su Günü”nde yapılan 2.Dünya Su Konferansında 115 ülke temsilcisi bir araya gelmiştir. Greenpeace, ülke temsilcilerinden su ile ilgili minimum standartların belirlenmesini, yüksek korumaya ihtiyacı olan alanlarda maden çalışmalarının yapılmasının yasaklanmasını ve maden şirketlerinin sorumluluklarının arttırılmasını talep etmiştir.

Daha öncede benzer nedenlerle kirlenmeye maruz kalan ancak en ağır darbeyi Baia Mare kazasında alan Tisza Nehrin’deki kirlilik, tüm dünyanın dikkatini bu bölgeye çekmiştir. Bu 2. Dünya Su Konferansının ardından, AB’de su kaynaklarının korunması konusuna ilişkin olarak, 1-3 Haziran 2000 tarihinde Budapeşte’de “21.yy’da Su Kanyaklarının Yönetimi” adında uluslar arası bir konferans gerçekleştirilmiştir.Bu konferansta su kanyaklarının ve nehir sularının korunmasına yönelik kararlar alınmış, sorunlu bölgelerde sorunların çözülmesine yönelik çalışmalar yapılmıştır.

SONUÇ

İnsanoğlu artık doğanın kaynaklarını, kendi lüks ihtiyaçlarını karşılamak için bilinçsizce tahrip etmektedir. Bu bilinçsiz tüketime ancak büyük felaketler olduğunda ve insanın tüylerini ürperten manzaralar ortaya çıktığında dikkat çekilmektedir. Baia Mare kazası soncunda ortaya çıkan tabloda insanoğlunun çevreyi ne kadar acımazsıza yok ettiğini oldukça açık gösteren bir tablodur. Binlerce balık ölüsünün toplanması ve aynı akıbetle insanlarında karşı karşıya kalabileceğinin görülmesi, insanları, şirketleri ve uluslar arası düzeydeki oluşumları bir kez daha çevre konusunda daha duyarlı olmaya sevketmiştir. Ancak insanların vazgeçemediği altının bulunması için siyanür kullanımı dünyanın her tarafında devam etmekte, bu yöntemi kullanmayanlar eleştirilmektedir.

DÜNYADA OLAN MADEN KAZALARI

Türkiye’nin nerede ise yarısının maden arama ruhsatlarını ellerinde bulunduran Uluslararası şirketlerin maden arama bölgelerinde yaratabilecekleri tehlikeleri daha iyi anlayabilmek için Dünya’da olmuş belli başlı maden kazalarını ve yarattığı sonuçları da bilmek gerek ;

KIBRIS: LEFKE

1974 yılına kadar Cyprus Mines Corp.(CMC) tarafından işletilen madende bugüne binlerce dönümlük ölü toprak ve çevresinde bulunan zehirli bir göl kalmıştır.CMC Kıbrıs’ı terk ettikten sonra maden sahasında rezervuar çukurlarından yayılan ve çevredeki ekosistemi öldürücü yoğunlukta siyanür karışmış çamur vardır.Bu siyanürlü çamur yayılarak denize kadar gitmiş ve ayrıca CMC gizlice sahilden açığa yaklaşık 1000 metrelik bir deşarj borusu döşeyerek zehirli atıklarını buradan denize tahliye etmiştir.
Bu durum CMC’nin adayı terk etmesinden sonra yörede balıkçılık yapan teknelerin ağlarına borunu takılmasıyla ortaya çıkmıştır. Halen yağmur sularıyla denize akan ağır metal ve siyanürle kirlenmiş atıklar sahilde 2 km uzunluğunda ve 600 metre genişliğinde bir alanı kirletmeye ve buradaki deniz canlılarını öldürmeye devam etmektedir. Yörede bulunan içme sularının tahlili yapıldığında çok yüksek dozde siyanür bulunmuştur.

Yağan yağmurlarla birlikte yer altı sularına karışan siyanür halen toprağı ve suları kirletmektedir.buralardan akan yağmur sularının biriktiği çukurlar ise Lefke’nin içme suyu kaynaklarına çok yakındır.CMC depolama havzalarında yaklaşık 3 milyon ton atık olup,bu atıklar demir,bakır,sülfür tuzu ve 30 bin ton siyanür içermektedir.yaz mavsiminde hava sıcaklığı 40-45 C dereceye ulaştığında atıklarda bulunan %30-35 oranındaki sülfür yanmaya başlayarak zehirli gaz çıkartmaya başlamaktadır.
Madeni işleten şirket önce AMACO daha sonra AMAX’la birleşti.

Türkiye’de maden çıkartmaya gelen tüm uluslararası şirketler,ayarladıkları akademisyenler, gazeteciler eliyle cici medya programları yaparak ve ısmarlama yazılarla kamuoyunu yanıltmak için gayret gösteriyorlar.Maden çıkartmanın çevreye olan etkilerini anlamak için Romanya Baia mare ve Macaristan Ajkai Alüminyum Rafinerisi’nde yeni meydan gelmiş olan ağır metal atık içeren 1 milyon metreküp kırmızı çamurun çevreye yayılarak Tuna nehrine de kavuşmuş olmasına ve Kıbrıs Lefke’de yaşanmış olan CMC şirketinin ardında çok yoğun bir kirlenme bırakarak kaçıp gitmesi başta ülkemizde VAHŞİ MADENCİLİĞE izin veren AKP hükümeti ve başbakan Erdoğan olmak üzere bizlere bir örnek ve uyarı olmalıdır.

1914 Senesinde Lefke’de açılmış olan CMC maden şirketi adaya yapılmış olan 1974 askeri harekatını bahane ederek adadan apar-topar ayrılmış ve kaçarcasına gitmiştir.

Kıbrıs Lefke’de yaşanmakta olan öldürücül kirlenmeyi Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği’nin 22 Mart 2006 tarihli ABD hükümetine yazılmış olan mektubundan ve Haziran 2002 tarihli duyurusundan sunuyorum ;

22.03.2006
Sayın ilgili,

Amerikan yasaları çerçevesinde kurulan ve 1914 yılından 1975 yılına kadar Kıbrısta maden çıkarma ve işletme faaliyetinde bulunan ve bir Amerikan şirketi olan CMC( Kıbrıs maden şirketi) 1974 barış harakatından sonra silahlı kuvvetlerin ada üzerindeki varlığını bahane ederek ama aslında azalan ve kendisi için rantabıl olmayan maden rezervlerinden dolayı adayı arkasında 5 millik bir alanı etkileyen 50 milyon tona yakın zehirli atık ,denizimizi ve gidebileceği heryeri yağmur suları ile birlikte akışa geçip oraları kızıla boyayan dönümlerce genişlikte atık havuzları, piritli ve siyanürlü dağ şeklini almış tepeler ,içme ve kullanma suyuna karışan ağır metaller bırakarak terketmiştir.

Uzunca bir süredir adadan ayrılmayı fırsat bekleyen ve bu fırsatıda barış harekatı ile yakalayan cmc şirketinin kıbrıs adasının batısında Lefke bölgesinde ve Güneyde fugassa bölgesinde bıraktığı atıklar kontrolsuz bir şekilde havamızı suyumuzu ve toprağımızı kirletmeye devam ediyor.

Yerleşim ve üretim alanları ile içiçe geçmiş olan bu kirli alanlar ne yazık ki topraktaki ve sudaki ağır metal konsantrasyonun artmasına sebebiyet verdiği gibi kanser başta olmak üzere ağır metal ve havayı kirleterek insanları etkileyen kükürtlü birleşikler ile de birtakım hastalıklarında çoğalmasına sebebiyet vermektedir.

Dünyanın en büyük çevre sorunu olarak kabul edilmesi gereken Gemikonağı CMC atıkları her şeyden önce hukuksal bir sorundur. Konu mutlaka uluslar arası düzeyde hukuk kurullarına taşınmak durumundadır. Her ne kadar Kıbrıs yayın organları tarafından başlatılan bu çalışmalar Lefke’ye özgün çalışmalar olsa da, konu uluslararasıdır.

Konu, Türkiye, İsrail, Mısır, Lübnan,Yunanistan ve İtalya gibi Doğu Akdeniz ülkeleriyle,Orta Akdeniz ülkelerini tehlike altına almaktadır.

Burada önemli bir konu, insanı ilgilendiren bir olaya siyasal, politik yada şekilci yaklaşmamak sorumluluğudur. Çünkü sorun, Lefke yada Kıbrıs Adası’nın değil, Amerika’dan başlayarak çok uluslu şirketlerin sorunudur. Türk Araştırmacılar grubundan önce yapılan çalışmalarla saptanmıştır ki; arsenik baryum gibi ağır metal birikimi Doğu Akdeniz’de önemli bir sorunu oluşturmaktadır. Alanda riziko analizi yapılmadan, orada tarım yapılmamalıdır, su kullanılmamalıdır, hayvan otlatılmamalıdır ve en önemlisi de dolaşılmamalıdır.

Bu konudaki uluslararası sözleşmelerde gözardı edilmemeli ve uluslararası çevre ile ilgili sözleşmelere imza koyan devletlerinde sorumluluklarını yerine getirme konusunda dikkatleri çekilmelidir.Sorunun çözümünde rol almamak sorumlular kadar çözümde görev almayanlarıda sorumlu konumuna düşürmektedir.Çevre konusundaki uluslararsı sözleşmeler ve anayasal haklar kirleten temizler uluslararası prensibine dayanarak ve aşağıdaki ilgili maddeler ve görüşler ışığında da sözkonusu kirliliğin temizlenmesi konusunda yasal haklarımızı kullanma hakkınıda vermektedir.

Yaklaşık 11 senedir bu konuda sürdürdüğümüz haklı mücadelemiz gün geçtikçe daha elzem bir hal almakta ve süratle müdahale edilmemesi halinde ne Lefkede, ne Kıbrısta ne de Akdenizde kıyısı olan ülkelerde kirlenmemiş bir yer kalmayacağı ortadadır.

Ne yazıkki yıllarca yaptığımız uyarılara rağmen yalnızca CMC alanı üzerindeki tonlarca demirbaş ve malzemeyi bir çırpıda temizleyen hükümetler bölgenin bu atıklaradan temizlenmesi için yeterli çabayı sarfetmemişlerdir.

Konu gerek Kuzeyde ,Güneyde ve Kıbrıs adası dışında da birçok kez gündeme getirilmiş,günlerce görsel ve yazılı basında irdelenmiştir.Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği olarak Amerikalılara ait olan Kıbrıs maden şirketinin (CMC)çevreye ,insanlara ve tüm canlılara telafisi mümkün olmayacak bu zararları durdurmada kirliliği temizlemeye ikna etmek için en üst düzeyde çalışmalar yapmaktadır.

Kentleşen dünyada insan yerleşimlerinin düzenlenmesini destekleyen dünya çapında bu global hareketin bir parçası olarak NGO ve GBO nun küresel yayınlarıyla elele vererek bu çevre bozulmasına başkaldırabileceğimize inanıyoruz.

Bir kez de sizlerden de ayni duyarlılığı gösterip insanın yaşam hakkına saygı için dünyamızı bu şekilde kirletenlere karşı duyarlılığınızı gösterip, teşhir edip onları medya gücünüzle göreve çağırmanızı bekler dünyamızı yaşanılabilir idame ettirmek için bizlere destek olmanızı bekleriz.

Geleceğimiz çocuklarımıza kirlenmiş bir dünya bırakmak bizleri tarih önünde sorgulayacaktır.Dünyadaki son ağaç kesildiğinde ,son nehir kuruduğunda,son balık öldüğünde bazı şeylere paranın yetmediğini anlayacağız.

Son ağacın kesilmemesi,son nehrin kurumaması,son balığın ölmemesi ümidi ile.Şahsınızın göstereceği ilgi ve duyarlılık sorunun çözümüne en büyük katkıyı koyacağı inancıyla müsbet gelişmeleri bekler saygılar sunarız.

Yardımınıza ihtiyacımız var hemen şimdi.

Hakan Oran
Başkan
Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği

Felaket

SONUNDA PATLADI…

Gemikonağı’nda Cyprus Mines Corperation (CMC) maden tesisleri içerisinde yer alan havuzlardan bir tanesi patladı ve içerisinde kimyasal madde içeren sular denize ve çevreye akmaya başladı.

DENİZ KAHVERENGİ… Gemikonağı’nda daha çok yağışlı havalarda kirlenen deniz, bu kez patlama sonrası kirlendi. Masmavi deniz, renk değiştirerek kahverengi oldu. İki yerden patlayan havuzun çevresindeki yeşil arazi de kahverengiye boyandı

BÖLGEDE SEBZE ÜRETİLİYOR… Havuzların hemen yanında bulunan su motorları felaketin boyutlarını artırıyor. CMC tesislerinin yakınında sulu tarım yapılıyor ve kimyasal madde içeren sularla üretilen sebzeler sofralarımıza geliyor

İNSAN VE ÇEVRE TEHLİKEDE…Güzelyurt ve Lefke yöresinde yetkililerin böylesine önemli bir konuya ilgisiz kalması ve yıllardır önlem almaması sonucunda hem bölgedeki çevre, hem de insan sağlığı tehlike altına girdi

ÖNLEMLER HAYATA GEÇMELİ… Lefke Çevre Tanıtma Derneği Başkanı Atilla Karaderi, CMC konusunda bugüne kadar önlem almayan yetkilileri görev yapmaya çağırarak, bölgede kısa vadeli yapılması gereken 6 maddelik önlemleri sıraladı

Ali CANSU’nun haberi

Gemikonağı’nda Cyprus Mines Corperation (CMC) maden tesisleri içerisinde yer alan havuzlar patladı ve içerisindeki kimyasal madde içeren sular, denize ve çevreye akmaya başladı.

Uyuyan dev sonunda uyandı ve yalnız bölge değil, Akdeniz kıyılarında sahili olan ülkeler de korkunç bir felaket ile karşı karşıya kaldı. Bilim adamlarının “doğanın yok olduğu yer” olarak nitelediği tesislerde, önlem alınmaması felaketin doğmasında en önemli faktör oldu.

Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği ile bilim adamlarının yetkililere önlem almaları için yıllarca yaptıkları çağrılar sonuçsuz kalınca, sonunda olan oldu ve dün havuzlardan bir tanesi kimyasal reaksiyon yaparak patladı. Patlama sonrasında içerisinde kimyasal madde içeren sular havuzdan dışarıya doğu boşalmaya başladı.

Genelde yağışlı havalarda denizin kirlendiği Gemikonağı’nda patlama sonrası, masmavi deniz renk değiştirerek kahverengi oldu. Öte yandan, iki yerden patlayan havuzun çevresindeki arazi de kahverengiye boyanmış durumda.

Yemyeşil doğanın renginin kırmızıdan yeşile, kahverengiden sarıya döndüğü CMC’de yaşam ölmüş durumda. Havuzlar içerisindeki kimyasal reaksiyon ise giderek artıyor. Diğer havuzların bu reaksiyona ne kadar dayanacağı ise bilinmiyor.

Gökkuşağı gibi her rengin hakim olduğu ve doğanın yavaş yavaş yok olduğu bu ortamın hemen yanında ise sulu ziraat ile hayvan beslenmesi, insan sağlığının ne kadar tehlike altında olduğunu da ortaya koyuyor.

Kanserin en fazla görüldüğü bölge olarak belirtilen Güzelyurt ve Lefke yöresinde yetkililerin böylesine önemli bir konuya ilgisiz kalması ve önlem almaması olayın hem çevre hem de insan sağlığı açısından yarattığı tehlikeli unsurları gözler önüne seriyor.

Yetkililer uyarılmıştı

Lefke Çevre ve Tanıtma Derneği ile bilim adamları, tesislerin içerisinde yer alan ağır metaller ve maden atıklarından kaynaklanan kirliliğin önlem alınmaması durumunda hem insanlar hem de doğal denge açısından büyük bir tehlike oluşturduğu konusunda yetkilileri uyarmıştı.

Türkiye ve Avrupa’dan CMC’ye çeşitli zamanlarda gelen bilim adamları, CMC’de evrensel bir felaket görüntüsü olduğunu belirterek, “Adeta yaşamın olmadığı bir gezegendeyiz. Bu alanda yaşamsal kontrol yapılması gerekir. Alanın çevresinin tellenmesi ve buraya her türlü canlı giriş-çıkışının yasaklanması gerekir. Önlem alınmazsa doğal denge bozulur. Tedbir alınmadığı takdirde olay çok ciddi boyutlara ulaşacak” diye uyarmıştı.

Bilim adamları ayrıca, “Ağır metallerin en kötü tarafı 10-15 yıl sonra ortaya çıkmasıdır. Herkes burada biraz asit yiyor ama farkında bile değil. İçeriden çalışan bu kimyasal yapı dışa patlamıştır. Yani canlılığı sürüyor, kimyasal reaksiyon da devam ediyor. En erken bir zamanda önlem alınması gerekir” demişti.

Ancak, aradan yıllar geçmesine rağmen yetkililer konuya duyarlılık göstermedi ve olayın bugünkü aşamaya gelmesine en büyük etken oldu.

“İnsan girişi yasaklanmalı”

Bilim adamları, CMC çevresinde yaşamsal kontrol yapılması gerektiğini belirtmiş ve alanın çevresinin tellenmesi ve buraya her türlü canlı giriş-çıkışının yasaklanması gerektiği yönünde yetkilileri uyarmıştı.

Ancak tüm bu uyarılara kulak tıkayan ve olayın ciddi boyutunu tahmin edemeyen yetkililerin, bugünkü duruma gelindikten sonra ne yapacağı merak konusu.

Kimyasal maddeler soframızda

CMC tesislerinin yakınında sulu tarım yapılıyor ve buradan çıkan sebzeler sofralarımıza geliyor.

Yeraltından reaksiyona devam eden ve sızıntı yaparak su kuyularına da sızan kimyasal sular daha sonra su kuyusundan motor yardımıyla her türlü sebzenin yetiştiği tarlalara ulaşıyor. Buradan da soframıza ve midemize iniyor.

KIBRIS muhabirinin CMC’de bulunduğu saatlerde bölgeye gelen bir toptancı, havuzların yakınında üretilmiş ve kasalara yüklü olarak hazırlanmış sebzeleri aldı.

Sebzeler arasında yüründüğünde, köklerindeki toprağın havuzların toprağının rengini almış olduğu ve yapraklarının kükürtten veya çevredeki kimyasal reaksiyondan erimiş olduğu görülüyor.

Öte yandan, CMC tesislerinin çevresinde beslenen hayvanlar, buradan ot yiyor ve daha sonra kesilen bu hayvanların etleri de buzdolabımıza giriyor.CMC’deki tablo, ülkemizde insana ve çevreye ne kadar değer verildiğini ortaya çıkarıyor.

Kimyasal variller hâlâ duruyor
Tesisler içerisinde yer alan K-santat denilen 150 adet kanserojen madde içeren varillerin tüm uyarılara rağmen yerlerinde durduğu ve hiçbir önlem alınmadığı görüldü.Varillerin, güneş görmemesi ve kapalı yerde olması gerekirken üstünü kapatan demir çatının kaldırılması, olayın boyutunu daha da büyüttü.

Bilim adamları, varillerin hemen beton içerisinde konup koruma altına alınması gerektiğini söylemesine ve yetkilileri defalarca uyarmasına rağmen hiçbir şey yapılmadı.

Karaderi: Bekleyecek zaman kalmadı

Lefke Çevre Tanıtma Derneği Başkanı Atilla Karaderi, CMC konusunda bugüne kadar önlem almayan yetkilileri görev yapmaya çağırdı.

Atilla Karaderi şu uyarılarda bulundu:

“Derneğimiz, son yapmış olduğu gözlem ve araştırmalarda Gemikonağı’ndaki atık havuzlarda dipten, patlaklara rastlamıştır. Bir pınarı andıran bu asit dolu sular dereye, oradan da denize ulaştığı tespit edilmiştir. Peki bütün bunlar ne anlama gelmektedir?

Beş yıldır, derneğimiz bu konuyu bilimsel bir şekilde ele almış, ortaya veriler koymuştur. Geçen yıl 20 bildirinin sunulduğu uluslararası boyutta çevre konferansı düzenlenmiştir. Türkiye’nin seçkin üniversitelerinden, seçkin hocalar bu alanlarda incelemelerde bulunmuş, uyarılar yapmışlardır. Alınması gerekli kısa ve uzun vadeli önlemler ortaya koymuşlardır. Yapılan son gözlemler hocalarımızın ve bulgularının ne kadar doğru ve haklı olduklarını göstermektedir. Anlaşılan odur ki, bundan böyle sadece kışın değil yazın da akan deremiz ve kırmızı denizimiz olacaktır…

Naci Kaptan,
12 Ekim 2010

devam edecek

KAYNAKÇALAR

http://ozgurgurbuz.blogspot.com/2010/10/macaristandaki-cevre-felaketi-turkiyeyi.html
http://www.metalurji.org.tr/dergi/dergi142/d142_3338.pdf
http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=35973
www.hurriyetport.com/Ramazan Güntay
http://metinsert.tr.gg/Caldag-h-dan-yukselen-ses.htm
http://www.turkishforum.com.tr/tr/content/2009/08/04/manisa-cal-dagindaki-doga-katliami/
www.cypnet.co.uk/…/lefke/lefke-web/cmc1.htm
www.kibris.net/…/lefkectd/haziran_2002.htm
www.kibris.net/…/lefkectd/sicak_haber.htm

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// TEMEL SAĞIROĞLU : SİYASİ COĞRAFYANIN EN ZAYIF ÜLKESİ ARTIK TÜRKİYE


TEMEL SAĞIROĞLU : SİYASİ COĞRAFYANIN EN ZAYIF ÜLKESİ ARTIK TÜRKİYE

Çok uzak değil 4 yıl önceydi.

Yunanistan, IMF’ye 1.6 milyar Euro’luk borcunu ödeyemeyip temerrüte düşen ilk gelişmiş ülke olarak kayıtlara geçmişti.

Ertesi gün Türkiye’de ki yandaş gazeteler bu haberi büyük puntolarla “Yunanistan iflas bayrağını göndere çekti” diyerek okuyucularına manşetten duyurdu.

AKP’nin propaganda televizyon kanalları boş durur mu?

Onlarda sokaktan tutarak getirdikleri kişilerle açık oturumlar düzenledi ve bu vesileyle AKP politikalarına övgüler dizdiler.

İçlerinde ” Yunan adalarını satın alalım bizim olsun” diyen bile vardı.

Aradan 1 yıl geçti asrın lideri ekranların karşısına geçerek tüm dünyanın katıla katıla güldüğü şu açıklamayı yaptı:

“IMF bizden 5 Milyar dolar borç istedi bende verin dedim.Ciddi olduğumuzu görünce vazgeçtiler”

IMF’nin borç alan değil borç veren bir kurum olduğunu herkes biliyordu ama “hurraa” diyerek sevinç çığlıkları atıldı.

2 yıl sonra Türkiye, Rusya ile 2,5 milyar dolar karşılığında toplam dört bataryadan oluşan iki adet S-400 füze savunma sistemi satın alma anlaşması yaptı. Anlaşmaya göre bu füzeler mart 2019 tarihi itibarıyla Türkiye’de konuşlandırılıp Nisan 2019 itibarıyla aktif hale getirilecekti.

3 yıl sonra Yunanistan burnumuzun dibindeki adalara asker çıkarmaya başladı.

Yunan Savunma Bakanı Panos Kammenos’un işgal ettikleri adalar için “Türklerin cesaretleri varsa gelsin de itiraz etsinler” diye tehdit ve hakaretler savurduğu anlarda kainat liderimiz Yunan Başbakanı Çipras’a hediye ettiği kravatı neden takmadığını soruyordu.

Ve… 4 yılın sonunda:

Yunanistan da seçimler yapıldı ve iktidardaki parti başkanı hiçbir Yunanlıyı terörist veya Türk olmakla suçlamadı. Kimsenin başından aşağı 200 gramlık çay paketlerini atarak “haydi yakala oğlum” misali mitingler düzenlemedi.

Türkiye Ruslarla yapılan anlaşma gereği mart 2019 itibarıyla kurulup aktif edilmesi gereken S-400 füzelerini Temmuz 2019 da teslim aldı ve aktif hale getirmeden depolara kaldırarak 2.5 Milyar dolar değerindeki dünyanın en pahalı çöpüne sahip oldu.

Proje ortağı Türkiyeyi F-35 projesinden çıkardığını açıklayan Amerika Birleşik devletleri ilk etapta Türkiye ye verilmesi planlana 30 adet F-35 savaş uçağını Yunanistan’a vermeyi teklif etti.

Yunanistan hükumeti, bu teklifi olumlu karşıladı. Ayrıca Hava Kuvvetleri envanterinde bulunan 84 adet F-16 Block 52+ savaş uçaklarını yeni nesil F-16V (Block Viper) seviyesine yükseltmek için Lockhed Martin firmasıyla anlaşma imzaladı.

(Türk Hava Kuvvetlerinin elindeki en yeni savaş uçağı 32 yıllıktır. Bu uçakların kullanım süreleri 8 bin saat/35 yıldır. Modernizasyon yapılması halinde bu süre 12 bin saat olabilmektedir. Ama her ne olursa olsun bu uçakların metal ömrü maksimum 35 yıldır. Türkiye’nin elinde mevcut olan en modern savaş uçağı Yunanistan’ın yeni nesil F-16 V serisi olarak modernize etmek için anlaşma yaptığı F-16 Block 52+ savaş uçaklarıdır.)

İt Dalaşı (Dog Fight) nedir?

Kendi ülkesi veya iki farklı ülkenin askeri uçakları, birbirine ateş etmeden silah sistemlerini karşılıklı kilitlemeyi amaçlayan bir manevra taarruzu ve aynı zamanda bir nevi antrenmandır. İki rakip savaş uçağının biri füze sistemine kilitlenene kadar devam eder ve kitlenen uçak seri manevralarla bundan kurtulmaya çalışır.

Türk ve Yunan savaş uçağı pilotları arasında yıllardır süregelen bu gelenek son 5 yıldır artık yok…

Neden yok sorusunun cevabı ise çok açık ve çok net olarak bellidir.

Hava kuvvetleri olası bir savaşta en etkili güçtür. Bu uçakların teknolojisi ve o teknolojiyi kullanan pilotları yüksek derecede öneme sahiptir.

Ülkelerin sahip olduğu savaş uçakları envanterler de her zaman 1. Sıraya yazılır.

32 yıldır envanterine tekbir savaş uçağını bile dahil edemeyen Türkiye bu iktidar tarafından bölgenin en zayıf gücü haline getirilmiştir.

Kimse kendini aldatmasın

Ekonomisi batmış, silahlı kuvvetleri dağıtılmış, Genel Kurmay Başkanına terörist damgası vurularak hapsedilmiş, emir komuta kademesindeki disiplinini kaybetmiş,mensuplarının bir çoğu siyasete bulaşmış olan Türkiye Cumhuriyeti caydırıcı bir güç olmaktan çok çok uzaklaşmıştır.

Yunanistan’ın küstahlığı ve cüreti asla ama asla tesadüfi ve boşa değildir.

EĞİTİM DOSYASI : DÜNYANIN EN ZENGİN 17. ÜLKESİ OLAN HOLLANDA BİLE ATA’NIN DEĞERİNİ BİLİRKEN BİZ YOK SAYMAYA DEVAM EDİYORUZ !!!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : HOLLANDA’NIN KURUCUSU WILLIAM 1, PRINCE OF ORANGE’IN YANINDA “ATATÜRK’ÜN HAYATI VE FELSEFESİ” HOLLANDA İLKOKULLARINDA DERS OLARAK OKUTULACAK AMA BİZİM DERS MÜFREDATIMIZDAN ÇIKARTILDI. AŞAĞIDA HABERİNİ OKUYUNUZ. ELİN GAVURU DEDİKLERİMİZ BİLE ATATÜRK’ÜN ÖNEMİNİ VE DEĞERİNİ KAVRAYIP ÇOCUKLARINA ÖĞRETİRKEN, ATA’NIN ÖZ ÇOCUKLARINA BU MÜFREDAT YASAKLANIYOR. ONDAN SONRA DİYORUZ Kİ ALMANYA BİZDEN ZENGİN, FRANSA ŞÖYLE HOLLANDA BÖYLE DİYE. ONLARIN REFAHINI ANLATIP KENDİ HALİMİZE DERT YANIYORUZ. BATI BOŞUNA MEDENİYETİN YUVASI OLMADI. BİLİMSEL DEĞERLERİ, AKLI VE MANTIĞI İNSAN HAYATINA SOKTUĞU İÇİN OLDU. BİZ İSE CİNLER, PERİLER, TARİKATLER, TEKKE VE ZAVİYELER, CEMAATLER ÜLKESİ OLDUK. O YÜZDEN HER ÜLKE HAKETTİĞİ ŞEKİLDE YAŞAR. BU HALE GELMEMİZDE SİYASİ PARTİLERİN SUÇU VARSA, ONLARI İKTİDAR YAPAN VATANDAŞIN İKİ KAT SUÇU VAR. HİÇ KİMSE BOŞUNA DERT YANMASIN KARDEŞİM. BUNLAR BİZE MÜSTEHAKTIR.

Atatürk ders kitaplarından çıkarıldı, yerine bunu koydular !

AKP’nin her yıl değiştirdiği müfredattan ders kitapları da nasibini aldı. 5.sınıf ders kitaplarından “Atatürkçülük” çıkartıldı, yerine “Türkler az yer” gibi ifadelerin yer aldığı tartışmaları içerikler eklendi.

AKP’nin “Milli Eğitim” ile ilgili gerçekleştirdiği yıllık yap-boz uygulamaları devam ediyor. Neredeyse her yıl alt-üst edilen müfredatlar dolasıyla ders kitapları da yeniden basılıyor.

Gazete HaberTürk’ten Fatmanur Boylu’nun haberi şöyle:

ATATÜRKÇÜLÜK ÇIKARILDI

5. sınıf sosyal bilgiler kitabından, “Atatürkçülüğü ve Atatürk İnkılaplarını Öğreniyorum” ve “Atatürk İlke ve İnkılapları” bölümleri çıkarıldı. Başkentin neden Ankara olması gerektiği konusu açıklanırken, Atatürk’le ilgili metne yer verildi.

‘TÜRKLER GAYET AZ YER’

Kitapta yoğurdun Türklere ait bir besin olduğu da anlatıldı. “Türkler gayet az yerler. Sofra zevkine pek az düşkündürler. Bir parça ekmekle beraber tuz, soğan ve yoğurt bulurlarsa yemek için başka şey aramazlar” denilerek Türklerin beslenme alışkanlıklarından bahsedildi. Lokumun çikolata kültürünün tahtını sarstığı ve dünyada en fazla çayın Türkiye’de tüketildiği de kitapta anlatıldı.

YANDAŞ KARİKATÜRİST DERS KİTAPLARINDA!

Öğrencilere, “E-hasta olmayın” vurgusu yapıldı. İnternette hastalıklara karşı tedavi yönteminin araştırılıp uygulanmaya çalışılmasının yanlışlığı üzerinde duruldu. Sanal dünyanın tehlikelerine geniş yer verildi. Sanal ortamın getirdiği tehditler arasında, şifre ve kişisel verilerin korunması, “Bu mesajı 10 kişiye gönder, şans kapını çalacak” gibi e-postalara kulak asılmaması gerektiği, virüslü dosya indirmeme yolları, internet ortamındaki alışverişlerin güvenirliği hakkında açıklamalar yer aldı. Görsellerle desteklenerek nasıl güvenli alışveriş yapılacağı anlatıldı. “İnternetten telefon sipariş etti, kutudan oyuncak ve salatalık çıktı” başlıklı haberler örnek gösterildi. “İnternette ulaştığımız bilgilerin önemli bir kısmı kontrolden geçmiş değildir. Bu nedenle internette karşımıza çıkan bilgilerin tamamını doğru ve güvenilir kabul edemeyiz” bilgisi yer aldı. Öğrencilere internetten doğru bilgiye nasıl ulaşacakları aktarıldı. Teknolojinin günümüz kültürüne verdiği zararlardan bahsedildi ve Salih Memecan’ın karikatürleriyle teknoloji kullanımına ilişkin örnekler verildi.

İBN-İ HALDUN, BRUNO, EDISON KİTAPTA

İbn-i Sina, İbn-i Haldun, Edison, Bruno gibi bilim insanları ilk defa 5. sınıf sosyal bilgiler ders kitabında yer aldı. Lisede genetiğe ilgi duyan ve bilim macerasına atılan, 3 TL’lik cihaz ve 1 damla kan kullanarak 20 dakikada kanser teşhisinin önünü açan genç bilim insanı Gözde Durmuş’a da yer verildi. Demiryolları inşaatının ilk müteahhitlerinden Nuri Demirağ, ekonomide girişimcilik konusunda detaylı anlatıldı.

KÜLTÜR TANITIMINA RİZE DAMGASINI VURDU

Eski ders kitabına göre daha renkli ve bol okuma metinleriyle hazırlanan kitap, karekodlarla zenginleştirildi. Bilinmeyen kültürel öğeler tanıtıldı. Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin sanal turlarla gezilerek, kitapta yer alan soruların cevaplandırılması istendi.

Kaynak Yeniçağ: Atatürk ders kitaplarından çıkarıldı, yerine bunu koydular!

HUKUK DOSYASI /// AYHAN DEMİRCİOĞLU : HUKUKSUZLUKTA REKOR ÜSTÜNE REKOR KIRAN BİR ÜLKE HALİNE GELDİK


AYHAN DEMİRCİOĞLU : HUKUKSUZLUKTA REKOR ÜSTÜNE REKOR KIRAN BİR ÜLKE HALİNE GELDİK

13 Temmuz 2019

Sanki Memlekette bütün kararlar ve atılan adımlar hukuk çerçevesinde atılıyor da Merkez Bankası Başkanını görevden alma konusunun hukukiliği tartışılıyor. Kısa bir süre önce Tekrarlanan İstanbul seçimi kararıyla hukuksuzluğu ülke olarak bir kere daha canlı yayında gördük ne yazık ki hukuksuzluğa verebileceğimiz örnek o kadar çok ki saymaya utanır hale geldik. Hukuksuzluk bir şekilde kendisine dokunduğunda bu acı tecrübeyi yaşayarak tasdik eden herkes bizimle aynı çizgiye geliyor. Bugüne kadar yapılan her hukuksuzluk bundan sonra yapacakları hukuksuzluklar için de yol oluyor çünkü hesap soran yok millet te oy olarak belirgin bir tepki göstermeyince meydanı boş zannedenler hukuka uymuyor hukuku kendilerine uydurmaya çalışıyor. Hukuksuzlukta rekor üstüne rekor kıran bir ülke haline geldik bu alanda her seferinde kendi rekorumuzu alt üst ediyoruz.

Şu bilinsin ki bu yapılan haksızlıklar ahirete kalmaz ülkemizde hukukun işleyeceği bir dönem yaklaşmakta Hak Hukuk ve Adalet le oynayanlar bunun hesabını kendi kurdukları çarpık hukuk sisteminde milletimizin canlı yayınlarla izleyeceği yargılamalarda verecek. Bundan zerre kadar kuşkum yok onlar için süre her geçen gün daralıyor. Bugünlerde külhan beyi gibi nara atanlar o dönemde birbirlerini suçlayacaklar.

Daha önceki yazılarımda AKP nin çok hızlı bir şekilde dağılacağını içinden parti veya partiler çıkacağını söylemiştim. Şimdilerde aldığım bilgiler doğrultusunda şunu söyleyebilirim benim söylediğimden çok daha hızlı olacak bu dağılma süreci. Birilerinin dediği gibi AKP Dava partisi falan değil artık. AKP kadroları için Tek bir dava var bir kişinin gönlünü yapmak ve onu mutlu etmek. Bunu ben söylemiyorum AKP nin içinden yüksek sesle dillendirilen eleştiriler bunlar.

AKP seçmeninde Her seçimden sonra elim kırılsaydı da bunlara oy vermeseydim diyenler çoğalıyor. Fakat bu vebalden kurtulmak bu cümleyi kurmak kadar kolay değil sebep olduğunuz sıkıntıları çocuklarımız ve torunlarımız çekecek ne yazık ki bizleri hayırla yad etmeyecekler.

Bu ülke var olsun diye kendini feda edenlere Çanakkale de verdiğimiz yüzbinlerce şehidimize Kurtuluş savaşında verdiğimiz şehitlerimize ne hesap vereceğiz? Yokluktan kurulan bu devleti kurumlarını ve birikimlerini AKP döneminde ganimet paylaşımı gibi paylaşmalarına sebep olundu. Binlerce yıllık devlet geleneğimize küfür gibi gelen “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diyenler çıktı bu toplumdan. Halbuki bilmiyorlar ki çalmak için çalıştıklarını. Çalışmasalar yada çalışıyor gibi görünmeseler nasıl çalacaklardı?

100 yıllık Devlet birikimi tecrübesiz çoluk çocuk diyebileceğimiz dar bir kadronun eline teslim edildi. Hayatta hiçbir zorluk görmemiş yokluk nedir bilmeyenler topluma kemer sıkmakdan bahsediyor. Mart Şubattan Nisan Marttan Mayıs Nisandan Haziranda Mayıs dan daha iyi olacak diyenler şunu bilsin ki ülkemiz büyük bir batışa gidiyor. Her yıl her ay hatta her geçen gün bir önceki günü arar hale geldik.

Sıfırlama konusundaki ustalıklarını bildiklerimiz ülkenin bütün ekonomisini sıfırlayarak bunu bir kere daha milletimizin gözü önünde tekrarlıyorlar bunu da sıfırlama konusundaki tecrübelerini kullanarak yapıyorlar. Yapacakları bir sonraki hukuksuzluk için bir önceki hukuksuzluklarından cesaret alarak kendilerince emin adımlarla yürüyorlar.

Fakat şunu bilsinler ki Milletimiz bir çok şeyin farkına varmaya başladı. Kısa vadede ülke olarak çok sıkıntılar çekeceğimiz net bir şekilde ortada olmasına rağmen uzun vadede ülkemiz için İYİ şeyler olacak.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen Siyasetin en sıkışık olduğu ve çıkmaza girdiği dönemde milletimizin bir kere daha umutlanmasına vesile olan Meral AKŞENER ve İYİ Parti Kadrolarının ne kadar büyük bir iş başardıklarını yıllar sonra geriye dönüp baktıldığında bütün milletimiz görecek.

İsraf ekonomisine son vermek için Tüketim değil üretim ekonomisine geçiş yapabilmek için Tarıma gerekli önem ve ehemmiyeti tekrar vermek için Milli eğitimimizi yeniden işlevsel hale getirmek için Memleketimiz de güzel bir gelecek hayali bile kuramayan en büyük hayali başka bir ülkeye gidip kurtulmak olan gençlerimiz için Milli menfaatlerimizi koruyabilmek için; Ülkesini seven ve bu konuda hassasiyeti olan bütün vatandaşlarımızı İYİ Parti’ ye üye olmaya Yönetim kadrolarına girmeye ve gücüne güç katmaya davet ediyoruz.

Her bir vatandaşımıza sesleniyoruz;

Umudunu Kesme Sakın Bak İYİ’ ler var

(Ummadığın bir yerlerden ummadığın bir zamanda Çıkar bu milletin bağrından çıkar gelir…)

Link : https://ayhandemircioglu.com.tr/index.php/yazilarim/74-hukuksuzlukta-rekor-ustune-rekor-kiran-bir-ulke-haline-geldik

DOĞU TÜRKİSTAN SORUNU DOSYASI : 22 ülkeden Çin’e Uygur Türkü kınaması


22 ülkeden Çin’e Uygur Türkü kınaması

Dünya ülkeleri ilk kez bir araya gelerek Çin’e karşı bir tutum sergiledi… Aralarında Japonya, İngiltere, Fransa ve Avustralya gibi ülkelerin de bulunduğu 22 ülke Birleşmiş Milletler’e bir mektup yazarak Çin’e tepki gösterdi.

22 ülke, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet’e gönderdikleri mektupta Çin’in tutumunu eleştirdi.

Doğu Türkistan’da Uygur Türklerine yönelik sistematik şiddet ve gözaltıların bir an önce sona erdirilmesi çağrısında bulunulurken, bu hamle uluslararası kamuoyunun bu konuda ilk kez birlikte hareket ettiği bir olay olarak tarihe geçti.

CNN’de yer alan haberde 22 ülke arasında Türkiye ve Müslüman ülkelerin yer almadığı belirtildi. Rapora imza atan ülkeler arasında Avustralya, Kanada, Japonya, Yeni Zelanda, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkeler yer alıyor.

ŞEHİTLERİMİZ & GAZİLERİMİZ DOSYASI : TANRI BU ÜLKEDEN GERÇEK YURTSEVERLERİ MAHRUM BIRAKMASIN ! !! İŞTE GERÇEK BİR YURTSEVER İŞADAMIMIZ !!!!!


Değerli Yurtseverler,

Şehitlerimiz ve Gazilerimiz bu ülkenin en kıymetlileri. Onlar biz yaşayalım diye öldüler yada sakat kaldılar. Bu nedenle devlet ne kadar destek verip, önem atfediyorsa bizler de maddi olarak destek olamasak ta saygıda kusur etmemeli ve onların yadigarı ailelerini el üstünde tutmalıyız. Çünkü onlar bize kıymetlilerimizin emaneti.

Gerçek yurtseverlik böyle belli olur.

Derken bugün LINKEDIN PORTALI’nda bu düsturumuza uyan gerçek bir yurtseverin paylaşımını gördük ve çok mutlu olduk. Saygıdeğer beyefendi Ufuk Can bey firmasından mal alacak olan Şehit ve Gazi ailesine ihtiyacı olan üründen ücret almama, hatta kargosunu dahi kendi cebinden ödeme kararı almış. Ayrıca Asker ve ailelerine de % 30 ekstra indirim yapacaklar.

Bu onurlu ve duygulandıran kararı ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak yürekten tebrik ediyor, gerçek yurtsever Ufuk Can beye de bol kazançlar temennisiyle saygı, sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz.

Allah gerçek yurtseverleri başımızdan eksik etmesin !!!!

Saygılarımızla,

ÖZEL BÜRO GRUBU

Ufuk beyin LİNKEDİN PROFİLİ : https://www.linkedin.com/in/ufuk-can-7b4b1311