UKRAYNA DOSYASI /// Turgut Kerem TUNCEL : UKRAYNA’DA 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ BAĞLAMINDA EUROMAIDAN’DAN GÜNÜMÜZE UKRAYNA


Turgut Kerem TUNCEL : UKRAYNA’DA 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ BAĞLAMINDA EUROMAIDAN’DAN GÜNÜMÜZE UKRAYNA VE ÖNÜMÜZDEKİ SÜRECE DAİR DEĞERLENDİRMELER

Analiz No : 2019 / 14

Ukrayna’da, 31 Mart-21 Nisan 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri, bu ülke de, 1991, 1994, 1999, 2004, 2010 ve 2014 yıllarında gerçekleştirilen seçimlerden sonraki yedinci cumhurbaşkanlığı seçimidir. 31 Mart’ta gerçekleştirilen ilk tur seçimde, beklenildiği üzere, hiçbir aday oyların %50’sinden fazlasını elde edememiş, bu nedenle, en yüksek oyu alan görevdeki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko ve Volodymyr Zelenskiy arasında 21 Nisan’da ikinci tur seçim gerçekleştirilmiştir. İkinci tur seçimde Poroshenko oyların %24,5’ini, Zelesnkiy ise %73,2’sini almış ve bu sonuca göre Zeleskiy Ukrayna’nın altıncı cumhurbaşkanı olmuştur. Olağanüstü bir durum olmaması halinde Zelesnkiy, 2024 yılına kadar Ukrayna’nın cumhurbaşkanı olarak görev yapacaktır.

2013 sonu-2014 başında gerçekleşen EuroMaidan Devrimi sonrasında, 25 Mayıs 2014’de olağanüstü şartlar altında gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraki ilk seçim olması dolayısıyla, Ukrayna’da 31 Mart ve 21 Nisan 2019 tarihlerinde gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçimleri, EuroMaidan-sonrası Ukrayna’daki toplumsal ve siyasi dinamiklerin anlaşılmasını sağlamaya yarayan somut veriler sunan önemli bir dönemeç niteliğindedir. Dolayısıyla, bu seçimlerin irdelenmesi, Ukrayna toplum ve siyasetinin bazı niteliklerinin anlaşılması için faydalı bir çaba olacaktır. Buna ek olarak, seçimleri takip eden dönemde Ukrayna’da önem kazanacağı görülen bazı süreçlerin ve dış politikayla ilgili olasılıkların şimdiden takip edilmeye başlanması da kuşkusuz önemlidir.

Ukrayna’daki 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin irdelendiği bu özet-analizde, ilk olarak, seçimlerin gerçekleştiği ekonomik, toplumsal ve siyasal bağlamın anlaşılması için bunlarla ilgili olarak betimleyici olan bazı veriler sunulacaktır. Bunu takiben, 21 Nisan’daki ikinci tur seçimde yarışan görevdeki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko ve seçilen cumhurbaşkanı Volodymyr Zelesnkiy’nin seçim propagandalarının esasını oluşturan tutum, söylem ve temalar incelenecektir. Bu inceleme, Ukraynalı seçmenin gerçek gündeminin ne olduğunun anlaşılmasını sağlayacaktır. Üçüncü olarak ise, seçim süreci ve sonunda ortaya çıkan ve EuroMaidan-sonrası Ukrayna’daki toplumsal ve siyasi dinamikleri gösteren sekiz olgudan bahsedilecektir.

Özet-analizin ikinci bölümünde ise, cumhurbaşkanlığı seçimlerini takip eden kısa vadeli süreçte Ukrayna’da yaşanacağı anlaşılan önemli siyasal süreçlerden bahsedilecek ve son olarak Ukrayna ile alakalı uluslararası politikaya dair bazı gözlem ve tahminler okuyucuya sunulacaktır.

2019 Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Gerçekleştirildiği Ukrayna’daki Ekonomik, Toplumsal ve Siyasal Bağlam

Ukrayna, 2018 yılı itibariyle, Moldova ve Belarus’un da gerisinde, Avrupa’nın en fakir ülkesidir.[1] Bu durumun ortaya çıkmasında 2014’den günümüze kadar devam eden savaş durumunun etkisi kuşkusuz büyüktür. İlk olarak savaş durumunun kendisi ülke ekonomisi için büyük bir yük teşkil etmektedir. Bunun yanında, Rusya destekli ayrılıkçılar ve hükümete bağlı güçler arasındaki çatışmaların ülkenin sanayi bölgesi olan Donbas’ta başlamış olması ve buradaki durumun günümüzde sürüncemede kalmış bir ihtilaf halini almaya başlaması, Ukrayna ekonomisi için ciddi kayıplar anlamına gelmektedir. Kırım’ın Rusya tarafından işgal ve yasadışı ilhakının tek başına ciddi ekonomik sonuçları olmasa da, Ukrayna’nın Karadeniz kıyısındaki Odesa limanı ve Azov Denizi kıyısında bulunan Berdyansk ve Mariupol limanları arasındaki deniz ticaretini olumsuz etkileyen bir faktördür.[2] Ekonomik veriler, Ukrayna ekonomisinin 2014’de %6.6; 2015’de %9.8 gerilemiş olduğunu, 2016 ve 2017 ise %2.4 ve %2.5 oranlarında büyüdüğünü göstermektedir.[3] Ne var ki, 2016 ve 2017’deki büyüme oldukça yetersiz bir seviyede kalmış, halkın içinde bulunduğu olumsuz ekonomik koşulların iyileşmesini sağlayacak düzeye ulaşmamıştır.

Dünya Bankası’nın Ukrayna, Belarus ve Moldova Ülke Direktörü Satu Kahkonen’ın basına yansıyan açıklamalarına göre Temmuz 2018 itibariyle Ukraynalıların %25’i yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Yine Kahkonen’in açıklamalarına göre, bu oranın 2014 yılında %15 olması, 2014 sonrasında Ukrayna’daki ekonomik gerilemeyi göstermektedir.[4] Bu şartlar altında, halkın önemli bir kısmının borçlanma içinde olduğu da görülmektedir.[5] Bir milyondan fazla Ukraynalının akut açlık çektiği, 1,2 milyonunun ise gıda güvenliğinin olmadığı bildirilmektedir.[6]

Ekonomideki bu karanlık tablonun bir nedeni de kuşkusuz ülkedeki yolsuzluktur. 2017 yılında gerçekleştirilen Yolsuzluk Algı İndeksi çalışmasına göre Ukrayna yolsuzluk konusunda 180 ülke arasında en kötü durumdaki altmışıncı ülkedir.[7] Ülkede rüşvet oldukça yaygındır.[8] Her ne kadar, Poroshenko 2015 yılından itibaren bazı iş insanı-oligarklarla mücadele içine girmiş gibi gözükse de, bunun yetersiz kaldığı ve ülkedeki yolsuzluklarla mücadeleden çok bir takım kişisel hesaplar nedeniyle yapıldığı kanısı yaygındır. Bunun yanında, Porosehnko tarafından atanan Ulusal Savunma ve Güvenlik Konseyi Sekreter yardımcısı Oleh Hladkovsky’nin oğlunun çok yüksek bir fiyata Rusya’dan arızalı askeri mühimmat parçaları aldığının Şubat 2019’da ortaya çıkması, ülkedeki yaşanan yolsuzlukların son örneklerinden bir tanesi olmuştur.[9]

Gallup’un internet sitesinde 21 Mart 2019 tarihinde yayınlanan bir makalede, Ukraynalıların sadece %9’unun hükümete güven duyduğu belirtilmektedir. Bu dünyadaki tüm ülkeler arasındaki en düşük orandır. Hükümete güven duyanların oranının Yanukovich’in cumhurbaşkanlığı döneminde ve Poroshenko’nun iktidara geldiği ilk zamanlarda %24 olması[10] bu kapsamda önemli bir veridir. Aynı makalede hükümet ve iş dünyasında yüksek seviyede yolsuzluk olduğunu düşünen Ukraynalıların, toplumun sırasıyla %91 ve %82’sine tekabül ettiği belirtilmektedir. 2019 seçimlerinde ciddi usulsüzlüklerin yaşanmamasına rağmen, Gallup’un makalesine göre, seçim öncesinde yetişkinlerin yalnızca %12’sinin seçime hile karıştırılmayacağını düşünüyor olması da ülkedeki genel güven bunalımını gösteren bir örnektir. Seçimlerde hile yapılmayacağını düşünenlerin oranının 2014’te %26 seviyesinde olması da yine dikkat çeken bir veridir.[11]

Donbas’ta 2014 yılında başlayan çatışmalar dolayısıyla 1.5 milyon civarındaki Ukrayna vatandaşı ülke içinde yerinden olmuş (IDP) durumdadır. Bu rakam, ülkenin dünyada ülke içinde yerinden olmuş insanlar sıralamasında dokuzuncu sıraya yerleşmesine neden olmuştur.[12] Ülke içinde yerinden olmuş insanların toplumun geri kalanından çok daha zor şartlarda yaşamlarını devam ettirdiklerinin de hatırlanması gerekmektedir.[13] Donbas’ta yaşanan çatışmaların 13.000 civarında asker ve sivilin hayatına mal olmuş olması da insani trajedinin bir başka boyutudur.

Özetlemek gerekirse, cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 2019 Ukrayna’sı, halkının önemli bir kısmının ekonomik zorluklarla boğuştuğu; ülkenin doğusunda devam eden çatışmalardan yıldığı; beş yıl önceki ümit dolu günlerde verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığı; politikacılara güveninin çok düşük olan bir ülkedir. Bu tablo, Poroshenko’nun yenilgisi ve Zelenskiy’nin zaferini hazırlayan arka plandır.

Poroshenko ve Zelenkiy’nin Seçim Propagandaları

İkinci turda yarışan Poroshenko ve Zelesnkiy seçim sürecinde birbirinden çok farklı tutum ve söylemler sergilemişlerdir. Poroshenko basında ve kamuoyunda mümkün olduğunca görünür olmaya çabalarken, bunun tam tersine Zelenskiy, basının karşısına çıkmaktan imtina etmiş, seçim propagandasını daha ziyade internet ve sosyal medya üzerinden yürütmüştür. Tutumlarındaki bu farklılığın yanında, Poroshenko ve Zelenskiy seçim propagandalarında da birbirinden farklı konuları ön plana çıkartmış, farklı söylem kümeleri içinden ve farklı temalar üzerinden propaganda yürütmüşlerdir. Poroshenko, Zelesnkiy’yi seçmenin karşısında karşılıklı tartışmaya çekmeye çalışmış, ancak Zelenskiy Poroshenko ile halkın önünde tartışmaya girmekten özenle kaçınmıştır. Bunların bir sonucu olarak, seçim döneminde adaylar arasında, toplumu aydınlatarak daha bilinçli bir seçim yapmasına olanak tanıyacak bir siyasi tartışma ortamı oluşmamıştır.

Poroshenko’nun seçim propagandası

Poroshenko, seçim propagandasını,

  • Ukrayna’nın Euro-Atlantik seçimi ve bu seçim sonrası ortaya çıkan dış politika çizgisinin sürdürülmesi;
  • Donbas (ve Kırım) ile ilgili olarak Rusya ile süregiden savaş durumu ve savaştan zaferle çıkılması;
  • Rus kimliğinden arınmış bir Ukrain kimliğinin inşası sürecinin devam ettirilmesi;

temaları etrafında biçimlendirmiştir.

Poroshenko hemen tüm beyanatlarında “Ukrayna’ya yönelmiş olan Rus tehdidi”ne vurgu yaparak, Ukrayna’nın bununla mücadele edebilecek yeterlilik ve kararlılıkta bir cumhurbaşkanı seçmesi gerektiği şeklinde bir söylem geliştirmiştir. Poroshenko bu kapsamda, kendini, uluslararası arenada itibarı yüksek olan iyi eğitimli bir profesyonel; deneyimli bir diplomat; yetenekli bir müzakereci; güçlü bir cumhurbaşkanı ve başkomutan olarak resmetmiştir. Kendi cumhurbaşkanlığı döneminde, Avrupa Birliği ve NATO ile sürdürülen ilişkiler, IMF ile yapılan anlaşma, Ukrayna Bağımsız Ortodoks Kilisesi’nin kurulması ve Donbas’ta ayrılıkçıların ilerlemesinin durdurulması gibi konuları özellikle vurgulamıştır.

Propagandasını dış politika, güvenlik ve ulus inşası temaları etrafında kuran Poroshenko, rakibi Zelesnkiy’yi bu alanlarda doğru ve başarılı bir politika yürütemeyecek, tecrübesiz ve zayıf bir kişilik olarak sunmuştur. Poroshenko kurduğu bu söylem çerçevesinde, Ukrayna halkının ya Rusya ile mücadele edebilecek olan kendisini yâda bunu başarma iradesi olamayan Zelesnkiy arasında yapacağı tercihin, aslında kendisi ile Putin arasında yapacağı bir tercih olacağını ima etmenin ötesinde açıkça söylemiştir.

Zelesnkiy’nin seçim propagandası

Zelenskiy yürüteceği dış politika hakkında detaylı açıklamalar yapmamıştır. Bunun yanında, genel olarak, Euro-Atlantik yanlısı çizgiyi devam ettireceğini düşündüren bazı açıklamalarda bulunmuştur. Bununla ilgili olarak dikkat çeken bir husus, AB ve NATO üyelikleri konusunda var olan çizgiyi sürdüreceğini söylerken, NATO üyeliği konusunu, halkın gerçekten rızasının olduğunu görmek ve göstermek için referanduma götüreceğini söylemesidir.

Dikkat çeken bir başka husus ise Zelenskiy’nin, Putin’e karşı eğilmez bir cumhurbaşkanı ve başkomutan imajı sergileyen Poroshenko’nun aksine, savaşın sonlandırılması hedefi kapsamında Putin ile görüşebileceğini, hatta bu sonucu verecekse Putin’in önünde diz çökebileceğini söylemesi olmuştur.

Zelenskiy, seçim propagandasında esas olarak,

  • Ülkede değişim;
  • Yolsuzlukla mücadele;
  • Halkın ekonomik şartlarının iyileştirilmesi;
  • Savaşın sonlandırılması

temalarına vurgu yapmıştır.

Bunun yanında, Zelenskiy, seçim dönemi boyunca net bir siyasi program veya seçim beyannamesi ortaya koymamıştır. Seçimden önce bir beyanname yayınlamıştır, ancak bu bir siyasi programdan çok, genel ilkelerden bahseden bir metin niteliğindedir.[14] Zelenskiy, önemli konular hakkında karar alırken halka danışacağını, düzenlenecek referandumlar yoluyla halkın istekleri doğrultusunda siyaset yürüteceğini vaat etmiştir. Zelesnkiy’nin bu tutumu pek çok yorumcunun siyasi liyakatini sorgulamasına neden olmuştur. Bununla bağlantılı olarak, Zelenskiy’nin cumhurbaşkanı olması durumunda ülkenin ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabileceği şeklinde yorumlar yapılmıştır.

Bu tip yorumlarda haklılık payı olabilecekse de, Zelenskiy’nin sergilediği bu tutumun gayet bilinçli bir şekilde yürüttüğü seçim stratejisinin bir bileşeni olduğunu görmek gerekmektedir. Zelenkiy, kendisi hakkında halka “siyasetçi olmayan sıradan ve basit bir insan” imajı sunmuştur. Bunun yanında Zelenskiy, sadece siyaset sınıfının değil siyasetin de dışında “sıradan bir insan olarak,” “sistemle mücadele edecek” bir cumhurbaşkanı olacağı şeklinde bir söylem geliştirmiştir. Zelesnkiy bu sayede, kendini “yozlaşmış eski”ye karşı “yeninin” temsilcisi olarak sunmayı hedeflemiştir. Bu açıdan bakıldığında, seçim sürecinde Zelenskiy’nin siyasi meselelere dair konuşmaması ile çizmeye çalıştığı imajın aslında örtüştüğü, bunun seçim stratejisinin bir parçası olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, Zelesnkiy’nin siyasete dair konuşmaktan kaçınması, siyasi bir falso değil, bir taktiktir. Bu noktada ironik olan şey, Poroshenko’nun Zelenskiy’ye dair kamuoyuna sunmak istediği imajın aslında Zelenskiy’nin kendi hakkında oluşturmaya çalıştığı imajı destekler nitelikte olmasıdır. Bu anlamıyla, tecrübeli siyasetçi Poroshenko farkında olmadan ”çaylak” Zelenskiy’nin çarkına su taşımıştır.

Poroshenko ve Zelnskiy’nin seçim sürecinde sergiledikleri tutum, kurdukları söylem ve vurguladıkları temalar ve seçimlerin sonucu dikkate alındığında ortaya çıkan şey, Ukrayna halkının esas meselesinin dış politika, güvenlik ve ulusal kimlik inşası olmadığı, halkın ülkedeki ekonomik ve siyasi elite ve bir bütün olarak sisteme karşı yoğun bir tepki duyduğu ve en önemli gündem maddesinin ekonomi olduğu anlaşılmaktadır.

2019 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Kapsamında Öne Çıkan Bazı Olgular

Rekor sayıda aday

Ukrayna’da 2019 cumhurbaşkanlığı seçimi ile ilgili dikkat çeken hususlardan biri rekor sayıda adayın cumhurbaşkanlığı yarışına girmiş olmasıdır. Seçimin ilk turunda otuz dokuz aday cumhurbaşkanlığı için yarışmıştır. Bu rakam, Ukrayna tarihindeki en yüksek sayıdaki cumhurbaşkanı adayı anlamına gelmektedir. Öte yandan, bu adaylar arasında yalnızca Petro Poroshenko, Yulia Tymoshenko, Volodymyr Zelenskiy, Yuriy Boyko, Anatoliy Hrytsenko ve Oleh Lyashko’nun seçimde şansı olabilecek adaylar oldukları görülmüştür.

Seçimde ortaya çıkan bu tablo, Ukrayna’daki siyasal alanın halen oldukça parçalı bir halde olduğunu ve henüz arzu edilen düzeyde bir kurumsallaşma ve konsolidasyon seviyesine ulaşamadığını göstermektedir.

Seçime katılım oranının görece düşüklüğü

Ülkede seçime katılım oranı her iki turda da %62-63 seviyesinde kalmıştır. Olağanüstü şartlar altında gerçekleştirilen 2014 seçimi bir kenara bırakılırsa, bu oran yirmi sekiz yıllık Ukrayna tarihindeki en düşük seçime katılım oranıdır.

Ukraynalı seçmenin seçimlere görece ilgisizliği toplumdaki kırgınlık ve kızgınlığın yanında ümitsizliğin de bir göstergesi olarak okunabilir. Bununla ilgili olarak Rusya’nın yürüttüğü Ukrayna’yı yıpratma ve yıldırma siyasetinin başarısından da söz edilebilir.

Rusya yanlısı adayların %15’e varan oy oranı

Ülkede EuroMaidan sonrası oluştuğu iddia edilen toplumsal ve siyasal bağlam ve Donbas ve Kırım’daki durum göz önüne alındığında, dikkat çeken fakat Ukrayna ve Batı basınlarının pek değinmediği önemli bir husus, açıkça Rusya yanlısı olan Yury Boyko (%11.7) ve Oleksandr Vilkul’un (%4.2) ilk tur seçimde toplamda %16 civarında oy kazanabilmiş olmasıdır. Boyko’nun, 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde yalnızca %0.19 oy almış olması bu çerçevede ayrıca önemli bir veridir.

Bu sonuç, 2014 yılından beri devam eden savaş durumuna rağmen, Rusya’nın Ukraynalılar arasında hegemonyasının belli bir düzeyde devam ettiğini göstermektedir.

Aşırı sağ mitinin sonu

2013-2014 EuroMaidan’dan sonra gelişen süreçte, Kremlin’in yürüttüğü Ukrayna karşıtı propagandanın temel öğelerinden bir tanesi Kyiv’de gerçekleştirilen “Batı destekli darbe” sonrasında “Ukraynalı Nazilerin” ülke yönetimini ele geçirdikleri söylemidir. 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu propagandayı tamamen boşa çıkartmıştır

İlk olarak, Ukrayna halkı anne ve babası Yahudi olan Zelesnkiy’i %75 gibi bir oy oranıyla cumhurbaşkanı seçmiştir. Bu gerçek, Kremli’nin servis ettiği “Kyiv’deki antisemit Naziler” propagandasını geçersiz kılmaktadır. Bunun yanında, seçimlerde yarışan aşırı-sağcı adayların toplamda ancak %1.6 gibi bir oy almış olması da, Kremlin merkezli propagandanın çökmesine neden olan bir başka sonuçtur.

Seçimlerde ortaya çıkan bu tablo aynı zamanda, Ukrayna toplumunun dışlayıcı, şovenist ve şiddet eğilimli etnik milliyetçi akımlara teveccüh göstermediğini göstermektedir. Esasında Ukrayna toplumunun bu tavrı, etnik milliyetçi temaları da kullanan Poroshenko’nun seçim yenilgisinin sebeplerinden bir tanesi olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Ukrayna toplumunun homojenleşmesi süreci

1991-2010 yıllarında gerçekleştirilen beş seçimde farklı bölgelerdeki seçmen farklı siyasi tercihlerde bulunmuştur. Ülke siyasi tercihleri açısından Batı ve Orta bölgeler ve Güney ve Doğu bölgeler olmak üzere ikiye bölünmüş bir görünüm sergilemiştir. 2014 yılındaki seçimde ise bölgeler arasında farlılıkların azaldığı daha yeknesak bir siyasi tablo ortaya çıkmıştır. 2019’da ülkedeki siyasi tercihlerle ilgili yeknesaklaşma eğiliminin artarak devam ettiği görülmüştür.

Bu homojenleşme eğiliminin ortaya çıkmasında kuşkusuz Kırım ve Donbas’taki seçmenin oy kullanamamasının bir etkisi söz konusudur. Ancak, Kyiv’in kontrolü altındaki doğu bölgeleri ile orta ve batıdaki bölgeler arasındaki benzeşme, bu homojenleşme eğiliminin yalnızca Kırım ve Donbas faktörleri ile açıklanamayacağını göstermektedir. Sonuçta, Ukrayna’da siyasi tercihlere dair bir homojenleşme sürecinin yaşandığını söylemek mümkündür.

Bunun yanında, 2019 seçim haritasında dikkat çeken bölge Ukrayna’nın batısında bulunan Lviv bölgesidir. Lviv, her iki turda da Poroshenko’nun Zelenskiy’den daha fazla oy aldığı tek bölgedir.[15]

Batılı ve milliyetçi eğilimleri kuvvetli Ukraynalı sosyal bilimciler genelde, Ukrayna’nın daha Ukrainophile Batı ve Orta bölgelerini norm, daha ziyade Küçük Rus’[16] kimliğini benimsemiş Güney ve Doğu bölgelerini ise sapma olarak görme eğilimindedirler. Bu bakış, tarihi ve sosyolojik pek çok açıdan eleştirilebilir. Bunun yanında, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimleri de bu bakışın sorgulamasına imkân veren bir başka durumu ortaya çıkartmıştır. Özetle belirtmek gerekirse, normun ne olduğunu söylemek o kadar kolay olmasa da, esas sapmanın Lviv (Galiçya) Ukrainophilismi olduğunu düşünmememiz için elimizde kanıtlar vardır.

Ukrayna’da “homo post-sovieticus” ilk cumhurbaşkanı

1991’den günümüze kadar Ukrayna’da cumhurbaşkanlığı yapmış olan Leonid Kravchuk, Leonid Kuchma, Viktor Yushchenko, Viktor Yanukovich ve Petro Poroshenko, ilk gençlik yıllarını Sovyetler Birliği döneminde yaşamış, toplumsal kimlik oluşum süreçlerini Sovyetler Birliğinin taşrası olan Sovyet Ukrayna’da geçirmiş kişilerdir. Bu kişiler, aynı zamanda, Sovyet ve Sovyet-sonrası Ukrayna’da parti bürokratı, siyasetçi, fabrika yöneticisi, bürokrat, teknokrat olarak görev yapmış kişilerdir.

Volodymyr Zelenskiy ise, toplumsal kimlik oluşum yıllarını Sovyet toplumunda değil, Sovyet-sonrası bağımsız Ukrayna’da yaşamış, bu anlamıyla gerçek anlamda “homo post-sovieticus” bir kişidir. Bunun yanında, Zelenskiy seleflerinden farklı olarak, bir parti bürokratı veya teknokrat değil, kapitalist ekonomik düzen içinde başarıyı yakalamış bir iş insanıdır.

Bu sebeplerden dolayı Zelenskiy, seleflerinden farklı bir toplumsal tipolojiyi temsil ettiği ve Ukrayna’nın başına gelen ilk gerçek Sovyet-sonrası cumhurbaşkanı olduğu söylenebilir. Bu açıdan bakıldığında, Zelesnkiy’nin Cumhurbaşkanı seçilmesini, Ukrayna’da yeni bir dönemin başlangıcı olarak görmek mümkündür. Başka bir deyişle, Zelenskiy’nin cumhurbaşkanlığı ile birlikte Ukrayna’da Sovyet dönemi gerçek anlamda kapanmıştır.

Yeni ve liyakat bir siyaset sınıfının olmayışı

2019 seçimde yarışan pek çok aday, EuroMadian-öncesi Ukrayna’ya ait olan ve ülkede 2013-2014 yıllarında yaşanan olayları doğuran ekonomik, toplumsal ve siyasi şartların oluşmasında rolü olan isimlerdir. Zelenskiy, bu gruba dâhil değildir, ancak siyasi liyakati hakkında ciddi soru işaretleri mevcuttur. Bunları bir araya getirdiğimizde karşımıza çıkan bir diğer önemli sonuç, 2014 EuroMaidan Devrimi’nin yeni ve liyakat sahibi bir siyaset sınıfı yaratamamış olmasıdır.

Ukrayna’da sivil toplum ve toplum

EuroMaidan-sonrası Ukrayna’da yeni ve liyakat sahibi bir siyaset sınıfın ortaya çıkmamış olması olgusu, Batı medyası ve düşünce kuruluşları tarafından övgüyle bahsedilen ve 2014 sonrasında ülkede hızla geliştiği iddia edilen sivil toplum göz önünde bulundurulduğunda şaşırtıcı bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu nedenle, sivil toplumun neden ülkeye önderlik edebilecek yeni ve liyakat sahibi siyasetçiler doğuramadığının sorgulanmasını yerinde bir çabadır. Bu sorgulama çerçevesinde teorik bir tartışma yürütüldüğü takdirde, sivil toplum ve siyasal toplumun farklı alanlar olduğu, en önemli işlevlerinden birinin siyasal toplumu denetlemek olan sivil toplumun siyasal toplumu beslemek gibi bir vazifesinin olmadığı gibi görüşler öne sürülebilir. Bu tür teorik argümanlar da doğruluk payı olabilecekse de, pratik düzeye indiğimizde, bazı olumlu sonuçları olsa da, günün sonunda, Ukrayna’daki sivil toplumun Ukrayna toplumunun çok temel ihtiyaçlarından bir kısmına cevap vermek konusunda yetersiz kaldığı görülmektedir.

Bu durumla ilgili birkaç tespit yapmak mümkün olsa da, bunlardan belki de en esas olanı, Sovyet-sonrası coğrafyada, büyük oranda Euro-Atlantik’in sağladığı finansal kaynaklar sayesinde gelişen sivil-toplum alanında, geçim kaynağı bu finansal kaynaklar olan ve bu sebepten dolayı toplumun ihtiyaçlarından çok finans kaynaklarının ihtiyaçlarına göre hareket eden ve “yurtdışı bağlantıları kuvvetli” bir “sivil toplum profesyonelleri” tabakasının oluşmuş olmasıdır. Ukrayna’da geliştiği iddia edilen sivil toplumun önemli bir kısmının, kendi elitinin yanında, kendi paralel gerçekliğini yaratan ve toplumun geniş kesimleriyle ilişkisi kopuk bir “gösteri toplumu” halinde bulunduğu görülmektedir. Ukrayna’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının büyük oranda Kyiv’de yoğunlaştığı, örneğin Donbas’taki insani konularla ilgili faaliyet gösteren kuruluşların bile merkezlerinin bu şehirde olduğu, sivil-toplum kuruluşlarında çalışan insanların maaşlarının genele göre daha yüksek olduğu gibi gerçekler, sivil toplum ve “gerçek toplum” arasındaki kopukluk hakkında bazı fikirler vermektedir.

Kısa Vadede Ukrayna’da Önem Kazanacak Süreçler

Zelenskiy’nin kuracağı ekip

İçinde bulunduğumuz dönemde herkesin merak ettiği konu, Zelenskiy’nin ekibinde kimlerin yer alacağıdır. Bununla ilgili olarak çeşitli isimler ifade edilmektedir. Basında çıkan bu konuyla ilgili haberlerde, Zelenskiy’nin çekirdek ekibinde yer alan veya alması beklenen yirmi isim öne çıkmaktadır. Bu isimlerle ilgili dikkat çeken şey, güvenlik ve savunma uzmanı olan Ivan Aparshyn dışında, bunların tümünün yargı, ekonomi, eğitim gibi “içişleri” alanına giren konularla ilgili kişiler olmalarıdır.

Bu kompozisyon, Zelenskiy’nin seçimlerde ortaya koyduğu vaatler ile uyumludur. Öyle anlaşılmaktadır ki, önümüzdeki dönemde Ukrayna’da esas gündem Donbas ve Kırım sorunları veya Rusya ve Batı ile ilişkiler değil, iç siyasi, toplumsal ve ekonomik meseleler olacaktır.

Ekim 2019 parlamento seçimleri

21 Nisan 2019 günü Zelenskiy’nin Cumhurbaşkanı seçilmesi ile Ukrayna’daki seçim dönemi sona ermemiştir. Aksine, 27 Ekim 2019’da gerçekleştirilmesi beklenen parlamento seçimlerinin tamamlanmasına kadar olan yaklaşık beş ay boyunca seçim süreci devam edecektir. 27 Ekim 2019 günü gerçekleştirilmesi beklenen parlamento seçiminin de cumhurbaşkanlığı seçimi kadar kritik bir seçim olacağını söylemek mümkündür.

Ukrayna’daki siyasi sistem yarı-cumhurbaşkanlığı olarak adlandırılabilecek bir sistemdir. Bu sistem içerisinde, cumhurbaşkanı genel olarak dış politika ve güvenlik konuları ile ilgili yetki ve sorumluluklara sahipken, parlamentonun, ekonomi ve iç işleri ile ilgili konulara dair yetki ve sorumlulukları vardır. Bakanlar Kurulu, ülkedeki reformlarla ilgili yetki sahibi birimdir. Cumhurbaşkanının karar ve kararnameleri, Bakanlar Kurulu ve Parlamento’nun onayından geçmek zorundadır.

Bu noktada, Zelesnkiy’nin seçim sürecinde ortaya koyduğu hedefler ile Ukrayna’daki siyasi sistem arasındaki çelişkinin altını çizmek gerekmektedir. Kısaca belirtmek gerekirse, seçim sırasında Zelenskiy aslında cumhurbaşkanının yetki ve sorumluluğunda olan konularla ilgili değil, daha çok parlamento ve Bakanlar Kurulu’nun yetkisinde olan konularla ilgili vaatlerde bulunmuştur.

Zelenskiy’nin ifade ettiği, ülkede ekonominin iyileştirilmesi ve yolsuzlukla mücadele hedeflerinin başarısı, parlamentonun kompozisyonu ve Zelenskiy ile parlamento arasındaki ilişkinin niteliği ile yakından alakalı olacaktır. Dolayısıyla, 27 Ekim 2019’da gerçekleştirilmesi beklenen parlamento seçimi Ukrayna’nın önümüzdeki dönemi için çok belirleyici bir başka dönemeç olacaktır.

Zelenskiy nasıl yönetecek?

Zelenskiy iki selefi olan Yanukovich ve Poroshenko gibi bir oligark değildir. Zelenskiy, Ukrayna’daki siyasi sınıfa da dâhil değildir. Bunların yanında, Zelenskiy’nin Ukrayna’daki Ihor Kolomoyskyi gibi oligarklar ve eski siyasi sınıfa mensup kişilerle çok da şeffaf, temiz ve meşru olmadığı anlaşılan bazı ilişkilerinin olduğu görülmektedir.

Bunlar göz önüne alındığında, önümüzdeki dönemde Ukrayna’da yaşanacak siyasi süreçlerle ilgili ortaya çıkan önemli bir soru, Zelenskiy’nin toplumu ve siyaseti nasıl yöneteceği; yıkmaya geldiğini söylediği sistem ve bu sistemin köşe başlarını tutmuş olan siyasi ve ekonomik elit ve oligarklar ile nasıl bir ilişki kuracağı sorusudur. Kuşkusuz Zelenskiy’nin siyasi yapı, siyaset sınıfı ve oligarklarla sürdüreceği ilişki biçimi, Ukrayna’daki gelişmeleri doğrudan etkileyecektir.

Zelenskiy’nin, selefleri olan Kuchma ve Yuschenko’nun izledikleri yolu izleyecek, sistemin köşe başlarını tutmuş ve birbirleri ile neo-feodal ilişkiler içinde olan siyasi ve ekonomik elit ve oligarklar ile açık bir çatışmaya girmek yerine, bunların üzerinde bir konumda yer tutmaya çalışarak, var olan dengeleri çok da fazla yerinden oynatmadan, bunlar arasındaki ilişkileri düzenleyen bir tür hakem rolü oynamaya gayret edeceği düşünülebilir.

Elbette ki bu senaryonun gerçek olması sadece Zelenskiy’ye değil siyasi ve ekonomik elitin ve oligarkların tavırlarına da bağlı olacaktır. Her durumda, siyasi tecrübesi olmayan, yukarıda belirtildiği gibi “homo post-sovieticus” bir kişi olan, ülkedeki neo-feodal ilişki ağları içinde yer almayan ve muhtemelen bu ağların nasıl işlediğini tam olarak bilmeyen Zelenskiy’nin sistem ve sistem içinde köşe başlarını tutmuş kişilerle ilişkilerini izlemek oldukça ilginç olacaktır.

Ukrayna ve Uluslararası Siyaset

Zelenskiy’nin cumhurbaşkanı seçilmesinin Euro-Atlantik’in Ukrayna’ya karşı tutumunda ve bu ikisi arasındaki ilişkilerin gidişatında ciddi bir değişikliğe neden olmayacağı düşünülebilir. Bunun yanında, Zelenskiy, seçim döneminde söylediği gibi, NATO üyeliği konusu hakkında bir referandum düzenleme yoluna giderse, Euro-Atlantik’in buna nasıl bir tepki vereceğinin izlenmesi ilginç ve gerekli olacaktır. Bunun yanında, 21 Nisan sonrasında Ukrayna ile ilgili uluslararası siyasetle alakalı takip edilmesinde fayda olacak esas meselenin Ukrayna ve Rusya arasındaki ilişkiler olduğunu söylemek gerekmektedir.

Ukrayna ve Rusya arasındaki ilişkiler

Süreç içerisinde, Ukrayna seçimleriyle ilgili Rusya’nın üç beklentisinin olduğu ilgili basında çıkan haber ve yorumlardan anlaşılmaktadır. Bu beklentiler;

  • Poroshenko’nun seçimi kazanmaması;
  • Ukrayna’nın belirsiz ve istikrarsız bir döneme girmesi;
  • Ekim 2019’da gerçekleştirilecek parlamento seçimlerinde Rusya yanlısı milletvekillerin parlamentoda belli bir ağırlık kazanmasıdır.

Rusya’nın ilk beklentisi gerçekleşmiştir.

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda Rusya yanlısı adaylar %16 gibi azımsanmayacak bir oy oranına ulaşmıştır. Bunun yanında, Ukrayna’yı yakından takip eden bazı uzmanlar, Ekim ayındaki parlamento seçimlerinde Rusya yanlılarının parlamentodaki koltukların %16 ila %20’sini alabileceklerini düşünmektedir. Bu ihtimal gerçek olursa, Rusya’nın bir diğer beklentisi de gerçekleşmiş olacaktır. Seçim sürecinde Ukrayna’da herhangi bir huzursuzluk, toplumsal çatışma veya istikrarsızlık ortaya çıkmamıştır. Bu aşamada, yakın gelecekte bunların yaşanacağını gösteren emarelere rastlanmamaktadır. Bunun yanında, Rusya’nın böyle bir durumun ortaya çıkması için çeşitli adımlar atma ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Rusya’nın, Poroshenko’nun ikinci tur seçimi %50 gibi büyük bir farkla kaybetmesini, yürüttüğü dış politika ve ulus inşa politikasının çöküşü olarak okuması muhtemel gözükmektedir. Bununla bağlantılı önemli bir soru ise böyle bir okuma sonrasında Rusya’nın Ukrayna’ya dair nasıl bir siyaset yürüteceğidir. Şu ana kadar Rusya Devlet Başkanı Putin’in Zelenskiy’yi kutlamamış olması; Rus yetkililerin, Ukrayna ile ilişkilerin Zelenskiy’nin pratiğine göre belirleneceği yönündeki açıklamaları; ve Kremlin’in 24 Nisan’da Donbas’taki Ukrayna vatandaşlarının, 27 Nisan’da ise tüm Ukraynalıların Rus pasaportu almalarının kolaylaştırılacağı yönündeki açıklamaları, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı baskıcı yaklaşımını bu ülkeden somut tavizler elde etmedikçe bırakmayacağını düşündürtmektedir. Bununla ilgili esas soru ise Rusya’nın Ukrayna’dan ne tür tavizler beklediğidir.

Kırım meselesi

Zelesnkiy döneminde Kyiv’in, Kırım konusuyla ilgili şimdiye kadar yaptığından fazlasını yapmasını beklemek hayalcilik olacaktır. Bu, Zelenskiy ile alakalı bir durum değildir. Poroshenko döneminde de Kyiv, Kırım konusuyla ilgili olarak bir takım beylik sözler sarf etmek dışında, Kırım’daki illegal Rus hâkimiyetinin sonlandırılması ve burada fiili egemenliğin yeniden sağlanmasını sağlamaya yönelik ümit verici bir siyaset geliştirememiştir. Seçim sürecinde Zelenskiy ve Poroshenko dâhil tüm adaylar Kırım konusunda göstermelik beyanlar haricinde dikkate değer bir perspektif sunmamışlardır. Benzer bir şekilde, Ukrayna’daki uzmanların da bu konuyu fazla tartışmadıkları görülmüştür.

Kırım konusuyla ilgili olarak önümüzdeki dönemde ilgi çekici tek süreç, Ukrayna ve Diasporadaki Kırım Tatarlarının Zelesnkiy yönetimi ile nasıl bir ilişki kuracakları ve Kırım’la ilgili olarak yeni bir yol haritası çizip çizmeyecekleri olacaktır.

Donbas meselesi

Donbas konusunda ise, Zelesnkiy’nin savaşın yıkıcı ekonomik ve insani etkilerini azaltmak için buradaki çatışmayı “dondurma” ve “donmuş bir çatışma” (frozen conflict) haline getirmeye yönelik bir siyaset izlemesi olası görünmektedir. Buna paralel olarak, Donbas halkı ile gerginlik giderici diyalog yolları araması da ihtimaller dâhilindedir. Donbas’la ilgili ortaya çıkabilecek yeni durumun, Tiflis ile Abhazya ve Güney Osetya arasındaki duruma benzerlik gösterme ihtimali yüksektir. Elbette, böylesi bir girişimin sonucu Rusya’nın alacağı tavırla doğrudan bağlantılı olacaktır.

Fotoğraf: independent.co.uk

[1] “IMF ranks Ukraine as Europe’s poorest country,” bne IntelliNews, Ekim 16, 2018, erişim Mayıs 8, 2019 ,http://www.intellinews.com/imf-ranks-ukraine-as-europe-s-poorest-country-150301/.

[2] David R. Marples, “Poroshenko: An oligarch seeks a second term,” The Topchubashov Center, Mart 20, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, http://top-center.org/analytics/658-poroshenko-an-oligarch-seeks-a-second-term.html?fbclid=IwAR1lsBihNhFRnRwoXDExYRStn_4SgBoNQYn_OiR3vZJFbaSVlAj-9cMWX4c.

[3] Bu ve diğer veriler için bkz. “Ukraine Economic Outlook,” FocusEconomics, Nisan 2, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.focus-economics.com/countries/ukraine.

[4] “More poor people in Ukraine now than five years ago – World Bank,” Ukrinform, Temmuz 18, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.ukrinform.net/rubric-society/2500940-more-poor-people-in-ukraine-now-than-five-years-ago-world-bank.html.

[5] Olexandr Honcharov, “What 2019 budget mean for ordinary Ukrainians?” 112.international, Aralık 11, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://112.international/opinion/what-2019-budget-mean-for-ordinary-ukrainians-35056.html.

[6] “Ukraine among world’s poorest countries,” UNIAN, Ocak 30, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.unian.info/society/2373812-ukraine-among-worlds-poorest-countries-report.html.

[7] “Ukraine,” Transparency International, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.transparency.org/country/UKR.

[8] “Ukraine Corruption Report,” GAN, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.business-anti-corruption.com/country-profiles/ukraine/.

[9] Anna Korbut, “Ukraine’s Presidential Election: Key Candidates and Key Questions,” Mart 7, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, https://www.chathamhouse.org/expert/comment/ukraine-s-presidential-election-key-candidates-and-key-questions?gclid=CjwKCAjwvuzkBRAhEiwA9E3FUngq0OIAIXaGs5OyS7TJir8hhqNHQ23hqTc4dLebI5awX0es2FFDXhoCZe4QAvD_BwE.

[10] Zach Bıkus, “World-Low 9% of Ukrainians Confident in Government,” Gallup, Mart 21, 2019, erişim Mayıs 8, 2019, https://news.gallup.com/poll/247976/world-low-ukrainians-confident-government.aspx.

Aynı makale, hükümete güven oranının Sovyet-sonrası ülkelerde ortalama %48, dünyada ise %56 seviyelerinde olduğunu bildirmektedir.

[11] Zach Bıkus, “World-Low 9% of Ukrainians Confident in Government”

[12] “Internally Displaced Persons (IDP),” UNHCR, erişim, Mayıs 8, 2019, https://www.unhcr.org/ua/en/internally-displaced-persons.

[13] “National Monitoring System Report on the Situation of Internally Displaced Persons – June 2018,” ReliefWeb, Haziran 30, 2018, erişim Mayıs 8, 2019, https://reliefweb.int/report/ukraine/national-monitoring-system-report-situation-internally-displaced-persons-june-2018.

[14] “Ukrayna Cumhurbaşkanı Adayı Volodymyr Zelenskiy’nin Seçim Öncesi Programı” başlıklı bu metine https://program.ze2019.com/ adresinden ulaşılabilir.

[15] Lviv dışında Poroshenko’nun Zelenskiy’den daha fazla oy aldığı iki yer ülke dışındaki sandıklar yani diaspora ve Kyiv kent merkezidir. Yurtdışındaki sandıklardan Poroshenko’nun önde çıkması, diaspora çalışmalarında sıkça kullanılan bir kavram olan “uzun-mesafe milliyetçiliği” (long-distance nationalism) ile açıklanabilir. Kyiv kent merkezinde ortaya çıkan durum ise bu bölgenin kendine has ekonomik, demografik ve toplumsal yapısı ile ilgilidir.

[16] Küçük Rus’, ortak Rus’ (Doğu Slav) tarihi ve kimlik öğeleri üzerinden Ukraynalı ve Rus kimliklerinin ortaklaşan yanlarını vurgulayan, Ukraynalı ve Rus kimliklerinin ortak Rus’ (Doğu Slav) kimliğinin farklı fakat birbirileriyle yakından bağlantılı biçimleri olduğuna işaret eden, Ukraynalılar ve Ruslar arasında etnik bir farklılık olmadığını düşüncesi etrafında şekillenmiş olan bir kavramdır. Ukrayna ve Rus kimlikleri arasındaki ilişkiyi bu şekilde tasavvur edenlerin bir kısmı, bir adım daha öteye giderek bu iki kimliğin belli düzeylerde farklılıklarını korusalar da tek bir ulusal kimlik altında birleşmelerinin en ideal veya doğal sonuç olduğunu düşünmektedirler.

Ukrainophile kavramı Türkçe’ye, Ukrayna/Ukrain yanlısı, Ukrayna/Ukrain dostu, Ukrayna/Ukrain hayranı şeklinde tercüme edilebilir. Bunun yanında, tarihsel ve siyasi bağlamı içinde düşünüldüğünde bu kavram, Rus’ (Doğu Slav) kimlik öğeleri üzerinden Rus kimliği ile farklı ölçülerde ortaklaşan veya aynılaşan kimlik tasavvurlarını reddeden, Rus etnisitesinden farklı ve bundan bağımsız bir Ukrain etnisitesinin olduğunu, bu nedenle, Ukrain ve Rus uluslarının da birbirinden farklı uluslar olduklarını veya olmaları gerektiğini savunan etno-ulusal tasavvura işaret etmektedir.

Siyasi akımlar olarak ele alındığında ise, Ukrainophile kavramının Ukrain etnik milliyetçiliğine ve ulus devletçiliğine işaret ettiği, buna karşıt olarak Küçük Rus’çuluğun, Ukrayna/Ukraynalı ve Rusya/Ruslar arasında dostane ilişkilerden siyasi birleşmeye kadar uzanan bir yelpazede, belli bir siyasi birlikteliği doğal gördüğü veya savunduğu şeklinde bir sınıflandırma yapılabilir.

Bu literatür takip edilirken unutulmaması gereken önemli bir nokta Rus’ adının, Rusları değil, Rusları, Belarusları ve Ukraynalıları içine alacak şekilde Doğu Slavlarını ifade eden bir ad olmasıdır. Bu nedenle, Rus’ ve Rus adları birbiriyle karıştırılmamalıdır.

UKRAYNA DOSYASI /// Deniz BERKTAY : KOMEDYEN CUMHURBAŞKANI VE UKRAYNA’NIN GELECEĞİ


Deniz BERKTAY : KOMEDYEN CUMHURBAŞKANI VE UKRAYNA’NIN GELECEĞİ

Ukrayna’da 21 Nisan 2019’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunu, daha önce hiçbir siyasi deneyimi olmayan komedyen Volodimir Zelenski’nin yüzde 73 civarında oy alarak kazanması, uluslararası basında geniş yer buldu. Şimdi, hem siyasi deneyimi olmayan birinin nasıl böyle bir başarı elde ettiği tartışılıyor hem de Ukrayna’nın bundan sonra nereye yöneleceğine ilişkin farklı görüşler öne sürülüyor.

Aslına bakarsak, gelişmeleri dikkatle takip edenler açısından, bu sonuç, sürpriz olmadı. (Gerek seçimlerin ilk turundan hemen önce, gerek ilk turun ardından, olası gelişmeleri analiz etmiştik. (bkz: http://soyledik.com/tr/makale/7850/ukrayna-secimleri-veya-1-nisan-sakasi–deniz-berktay.html ) Peki, Zelenski’nin başarısı neye dayanıyor? Yakın gelecekte olabileceklere ilişkin nasıl bir senaryo okuması yapabiliriz?

İkinci Tur ve Uluslararası Yankılar

Ukrayna cumhurbaşkanlığı seçimlerinin 31 Mart’ta düzenlenen ilk turunda, komedyen Volodimir Zelenski, yüzde 30,4 oranında oy alarak birinci gelirken, Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko yüzde 15,9 oranında (yani, Zelenski’nin oylarının yaklaşık yarısı kadar) oy alabilmiş; Ukrayna siyasetinin en güçlü isimlerinden, eski başbakanlardan Yuliya Timoşenko ise oyların ancak yüzde 13’ünü alarak, ikinci tura çıkma imkanından mahrum kalmıştı. Böylelikle Zelenski, ilk turda, oylamaya katılan neredeyse her üç kişiden birinin oyunu alırken, cumhurbaşkanının oyları ile ana muhalefet liderinin oylarının toplamından daha fazlasını almış oluyordu. İlk turda Poroşenko sadece milliyetçi eğilimlerin en güçlü olduğu Batı Ukrayna’nın Lviv ve Ternopol illerinde birinci gelirken, Yuliya Timoşenko İvano Frankovsk ilinde birinci olmuş, diğer bütün illerde, Zelenski birinci gelmişti. Bu illere, Poroşenko’nun en çok yatırım yaptığı Vinnitsa ili de dâhildi. Bu, aslında, Poroşenko açısından sonun başlangıcına işaret ediyordu.

21 Nisan’daki ikinci tura, seçmenin yüzde 61,37’si katıldı (ilk turda katılım, yüzde 62,8 olmuştu. Dolayısıyla, ilk turda başka adaya oy verenlerin neredeyse tamamı, ikinci tura katılarak, “kötünün iyisi” olarak gördüğü kişiye oy vermeyi tercih etti). Seçmenin yüzde 73,22’si Zelenski’ye oy verirken, Poroşenko’nun oyları, yüzde 24,45’te kaldı. Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun bu seçimlerin kendisi ile Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin arasında geçeceğini ima eden afişler astırıp milliyetçi seçmeni seferber etmeye çalışmasına rağmen, Ukrayna’nın en milliyetçi illerinden olan Batı Ukrayna’nın Lviv ili dışında, hiçbir ilde oyların çoğunu alamadı (radikal milliyetçi eğilimlerin en güçlü olduğu Ternopol ilinde bile, oyların büyük çoğunluğunu Zelenski aldı). İlk turda başka adaylara verenlerden Poroşenko’ya ancak 10 puan kadar yönelme olurken, Zelenski, Rusya’ya sempatiyle yaklaşan kitlelerin oylarının hemen hemen tamamını, ayrıca, milliyetçi eğilimli Batı Ukrayna seçmeninin çok büyük bölümünün oylarını almayı başardı.

Oy verme işleminin ardından ilk sandık çıkış anketlerinin Zelenski’nin yüzde 73 civarında oy aldığına işaret etmesi üzerine, Cumhurbaşkanı Poroşenko, yenildiğini kabul ederek, rakibini kutladı ve “güçlü bir muhalefet oluşturacaklarını” açıkladı. Bunun ardından, Zelenski’ye yabancı ülkelerden tebrik mesajları gelmeye başladı.

Poroşenko’nun kendisini “Rus tehdidine karşı tek seçenek” olarak göstermesine karşılık, Zelenski’nin zaferini ilk kutlayanlardan biri, Rusya karşıtı çizgi izleyen ülkelerden Polonya’nın Cumhurbaşkanı Andzey Duda oldu. Üstelik de Duda, Zelenski’yi Polonya’ya davet etti. Benzer bir tebrik ve davet mesajı da, Almanya Başbakanı Angela Merkel’den geldi. ABD Başkanı Donald Trump da, Zelenski’yi telefonla arayıp tebrik etti. (Trump’ın ve NATO Genel Sekreteri Stoltenberg’in tebriklerinde dikkat çeken bir husus, bir taraftan Zelenski’yi tebrik ederken, diğer taraftan Poroşenko’nun icraatlarını övmeleri oldu).

Rusya’dan gelen mesajlar ise, daha farklı. Kremlin’in çizgisini benimseyen Çeçenistan Lideri Ramzan Kadirov’un sıcak bir tebrik mesajı göndermesine karşılık, Rusya Başbakanı Dmitri Medvedev, ilişkilerin düzeltilmesi için hala şans olduğunu ifade eden, “ihtiyatlı iyimserlik” içeren bir mesaj yayımladı.

Zelenski’nin Başarısı

Peki, Zelenski’nin rekor düzeyde oy almasının nedenleri nedir?

Bu konuda öncelikle belirtmek gerekirse, Zelenski’nin başarısı, kendisinin yarattığı sempati veya güven hissinden ziyade, toplum genelinde hem Ukrayna Cumhurbaşkanı Poroşenko’ya, hem de genel olarak gelmiş geçmiş siyasetçilere duyulan tepkiden kaynaklanıyor. Bundan beş yıl önce, 2014’ün şubat ayında Batı yanlısı kesimlerin gerçekleştirdiği ihtilalin temel nedeni, yolsuzluklara duyulan tepki idi. İhtilal sonucunda, Rusya’ya yakın bir çizgide bulunan dönemin Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç Rusya’ya kaçmıştı. İhtilalin yarattığı karmaşadan yararlanan Rusya yönetimi, Kırım’daki Rus nüfusla da işbirliği yaparak Kırım Yarımadası’nı kendi topraklarına kattığını açıklamış, ardından da, Doğu Ukrayna’nın Donbas bölgesindeki Rus sempatizanı nüfusun tepkisinden yararlanarak, Donbas’ta ayrılıkçıların iki il merkezini (Donetsk ve Lugansk) ele geçirmesini sağlamıştı.

Bu şartlarda Ukrayna’da düzenlenen erken cumhurbaşkanlığı seçimlerini işadamı Petro Poroşenko, ilk turda oyların yüzde 56’sını alarak kazanmıştı. Ancak, Poroşenko döneminde yolsuzluklar konusunda fazla mesafe alınamaması, yoksulluğun artması, ona yönelik tepkilerin de yoğunlaşmasına neden oldu. Poroşenko’nun reytingi, geçen yaz, yüzde 5’lere kadar düşmüş ve seçim olması halinde ikinci tura kalıp kalamayacağı bile tartışılmaya başlamıştı.

Poroşenko’nun reytingini arttıran unsur, son dönemde Ukrayna milliyetçiliğine vurgu yapması oldu. Poroşenko, Ukrayna’da Rus Ortodoks Kilisesi’nden ayrı (fakat Fener Rum Patrikhanesi’ne tabi) bir Ukrayna Ortodoks Kilisesi’nin kurulmasına öncülük ederek (bu konuya her aşamada müdahil olarak), “Ukrayna’yı dini alanda Rusya’nın egemenliğinden kurtaran kişi” olarak kendisini ortaya koydu.

Ukraynacayı toplumun her alanında egemen kılan düzenlemeler getirdi. Ayrıca, Ukrayna’nın yeni, modern bir orduya sahip olmasının kendi başarısı olarak ortaya koydu. Böylelikle, seçim kampanyasını, “dil, inanç, ordu” ekseni üzerine oturttu.

Ayrıca Poroşenko, seçimlerin daha ilk turundan önce, kendisini tek milli lider olarak lanse ederken, başkalarına verilecek oyların Rusya’ya yarayacağını söyledi (yani, karşıdaki herkesi, “şer ittifakı” olarak gösterdi). Ancak, Poroşenko’nun bu propagandası, beklenen sonucu getirmedi. Zira propagandanın iki ayağı olan “dil” ve “inanç” konusu, Rusça konuşan ve Moskova Patrikhanesi’ne bağlı kiliselerde ibadet eden veya en azından etnik Ukrayna milliyetçiliğine mesafeli olan kitlelerin (özellikle de, nüfusun en yoğun olduğu güney ve doğu illerinin) tepkisini çekti. Nitekim bu illerde, seçmenin yüzde 10’dan azı, Poroşenko’ya oy verdi. Ayrıca, Poroşenko’nun “ulusal kilise” projesi de, istenen sonucu vermedi.

Milliyetçilerin beklediği şekilde, patrikhane statüsünde olan, dünyadaki diğer Ortodoks kiliseleri tarafından tanınan bir kilise yerine, Fener Patrikhanesi’ne bağımlı ve Fener dışında kimse tarafından tanınmayan bir yapı ortaya çıktı. Propagandanın üçüncü ayağı olan “ulusal ordu” ise, Poroşenko’nun yakın çevresinden bazı kişilerin Rusya’dan bazı askeri malzemeleri kaçak yolla Ukrayna’ya getirtip Ukrayna Ordusu’na piyasa fiyatlarının üstünde fiyatlarla sattıklarının ortaya çıkmasıyla, çökmüş oldu.

Sonuçta, milliyetçi eğilimlerin güçlü olduğu bölgelerde bile Poroşenko’nun milliyetçiliği “samimi” bulunmazken, buralardaki seçmen, bütün yolsuzluklardan ve ekonomik sorunlardan sorumlu tuttuğu Poroşenko’nun karşısındaki adaya yöneldi. (Lviv ve Rivne illerinde ikinci turdan önce yaptığım sokak röportajlarında konuştuğum kişilerin pek çoğu, “Poroşenko, iktidarda daha da zenginleşti fakat seçimden hemen önce, vatanı milleti hatırladı. Biz, ona karşı, ehveni şer olarak gördüğümüz Zelenski’ye oy vereceğiz”, diyorlardı).

Rusça konuşan nüfusun yaşadığı ve Rusya sempatisinin güçlü olduğu güney ve doğu illeri ise, kendisinin de ana dili Rusça olan ve bu kesime hoşgörü göstereceğini açıklayan Zelenski’ye yöneldi. Ukrayna’da Rus yanlısı seçmenin önemli bir bölümünün Rus yanlısı Kırım ve Donbas gibi bölgelerin Rusya’nın denetimine geçmesi (dolayısıyla hükümet kontrolündeki bölgelerde Rus yanlılarının sayıca azalması) ve iki ülkenin fiilen savaş halinde olmasının sonucunda Ukrayna seçimlerinde oy kullanamaması nedeniyle son beş yıldır Rusya yanlılığını açık şekilde savunan bir adayın cumhurbaşkanı olma şansının kalmaması nedeniyle, buralarda yaşayanlar, kendi farklılıklarına hoşgörü göstereceğine inandıkları kişiyi seçtiler.

Zelenski, mevcut siyasetçilere tepki duyulan şartlarda, şov dünyasında yıllardır tanınan, fakat siyasete yeni atılan biri olarak, reyting toplamaya başladı. “Halkın Hizmetkarı” adlı dizide canlandırdığı ve öğretmen iken cumhurbaşkanı olan Vasil Goloborodko karakteriyle, hiçbir çıkar grubuyla ilişkili olmadan devletin başına geçilebileceği mesajını vermişti. Ancak, Zelenski hakkında yaygın olarak söylenenin aksine, Ukraynalı seçmenin Zelenski’yi bu dizi filmdeki karakterle özdeşleştirdiği için oy verdiğini söylemek, yanlış olur. Zira kamuoyu yoklamaları, Zelenski’nin gerçek reytinginin yüzde 10 civarında olduğunu, asıl olarak, cumhurbaşkanına ve diğer siyasetçilere olan tepkiden ötürü oy aldığını ortaya koyuyor. (Seçimlerden önce, Ukrayna’nın farklı bölgelerinde görüşme yaptığım seçmenlerden, oyunu Zelenski’ye vereceğini açıklayanlar, “onun başka işadamlarının adamı olabileceğini biliyoruz. Deneyimi de yok. Fakat şu anda, ehveni şer, odur ve artık birşeylerin değişmesi gerekiyor. Hiçbir şey, şimdiki durumdan kötü olamaz”, diyerek, Zelenski’yi ideal bir lider olarak görmediklerini söylemişti).

Zelenski’nin başarısında önemli bir husus, genç nüfusun fazla seyretmediği televizyon kanalları yerine, internet ve sosyal medya üzerinden propagandaya ağırlık vermesi oldu. İzlediği bir diğer başarılı yöntem (tabii bunda, kendi seçim kampanyası danışmanlarının payı büyük), seçimlerden önce Poroşenko’yla veya diğer siyasetçilerle tartışmaya girmemek ve röportaj vermemek oldu. Zelenski’nin siyasi deneyiminin olmaması, onun en zayıf yönü olduğu için, seçimlerden önce gireceği bir tartışma, diğer adaylar karşısında onun açısından ağır sonuçlara yol açabilirdi. Bunların yerine Zelenski, görüşlerini, sosyal medyaya yüklediği videolarda yaptığı açıklamalarla kamuoyuna duyurdu.

(Poroşenko’yla televizyon stüdyosunda tartışmaktan kaçındı ve bunun yerine, Kiev Olimpik Stadyumu’nda, fanatiklerin tezahüratları arasında onunla karşılıklı bir söz düellosu gerçekleştirdi. Uzmanların da ifade ettiği üzere, buna gerçek bir siyasi tartışmadan ziyade, şov demek, daha doğru olurdu.)

Bunların dışında, Zelenski’nin reytinginin henüz düşük olduğu dönemde Poroşenko’nun çevresinin ona yönelik yürüttüğü itibarsızlaştırma kampanyası, Poroşenko’ya tepki duyan kitlelerde tam ters etki gösterdi ve Poroşenko’ya yönelik tepkilerin Zelenski’ye desteğe dönüşmesini sağladı. Böylelikle, Aralık ayında geri sıralarda yer alan Zelenski, bir anda, seçmenin odağı haline geldi.

Demir Leydi’ye Ne Oldu?

Bu noktada, bir zamanlar Ukrayna’nın “demir leydisi” olarak adlandırılan, eski başbakanlardan Yuliya Timoşenko’nun neden ikinci tura kalamadığına da değinmekte yarar var. Bunun, birkaç nedeni var: Birincisi, Timoşenko’nun başbakan olduğu 2010 öncesi dönemden ötürü ona hala tepki duyan belli bir kesim var. İkincisi, siyasi gözlemcilerin de işaret ettikleri üzere, Timoşenko, seçim kampanyasına çok erken (geçen yılın yaz mevsiminde) başladı ve siyasi polemiklerde ve seçim kampanyasında kullanabileceği bütün malzemeyi erkence tüketti. Dolayısıyla, sonraki aylarda yeni bir şey öne süremedi. Üçüncüsü, Ukrayna kamuoyunun ayrıntılı seçim programlarını fazla incelemediğine dikkat etmeden, seçim kampanyasını, ayrıntılı bir “yeni yol” programı üzerine oturttu. Oysa ki siyasi gözlemcilerin de işaret ettiği üzere, vitrine böyle ayrıntılı bir program koymak yerine, kendisini koysaydı, başka bir deyişle, kendisinin siyasi tutumu nedeniyle üç yıl hapis yatmış, fakat mücadeleden vazgeçmemiş bir lider olduğunu vurgulasaydı, daha başarılı olabilirdi. Dördüncüsü ve belki de en önemlisi ise, üç ay öncesine kadar Poroşenko’nun baş rakibi olan ve Ukraynalı siyasetçiler arasında reytingi en yüksek kişi olan Timoşenko, seçim kampanyasında sadece, ezeli siyasi hasımı olan Poroşenko’yu kendisine hedef aldı; Zelenski’nin reytinginin giderek yükseldiğini görmedi ve seçim kampanyasında onu görmezden geldi. Sonuçta, ilk turda yüzde 13 civarında oy alarak elendi. Fakat ilk tur sonrasında, ikinci turda hiç kimseyi desteklemeyeceğini açıklayarak ama aynı zamanda Poroşenko’yu eleştirmeyi sürdürerek, kendi seçmen tabanını, Zelenski’ye yönlendirmiş oldu. Timoşenko’nun tavrına benzer bir tavrı, ikinci tura kalamayan Anatoliy Gritsenko gibi milliyetçi eğilimli siyasetçiler de gösterdi. Sonuçta, milliyetçi kesimlerin de önemli bir bölümü, “gerçek milliyetçi” olarak görmedikleri Poroşenko’ya oy vermedi ve ya seçime katılmadı, ya da, onun karşısındaki Zelenski’yi seçti. (Konuştuğum bazı milliyetçiler, Zelenski’nin seçilmesi halinde, zayıf bir cumhurbaşkanı olacağını, böylelikle parlamentonun yetkilerinin artacağını, bu nedenle ona oy vereceklerini söylemişlerdi. Bu tavrı da not düşmek gerekir.)

“Yetmez Ama Evet” Kampanyası

Poroşenko’nun ilk turda yüzde 15 oy alması üzerine, bazı milliyetçi aydınlar, bildiriler imzalayarak ve gazetelere açıklamalar yaparak, kendilerinin Poroşenko’yu ideal lider olarak görmediklerini, Poroşenko’nun pek çok hatasının olduğunu fakat Rusya’yla savaş şartlarında Poroşenko’ya oy vermeyip de Zelenski gibi deneyimsiz birine oy vermenin ülkeyi yıkıma sürükleyeceğini söyleyerek, milliyetçi seçmeni, her şeye rağmen, Poroşenko’ya oy vermeye çağırdılar. Bu kampanyaların etkisi, yukarıda da belirttiğimiz üzere, zayıf kaldı.

Zelenski’nin Zayıf Noktası

Zelenski, hem Poroşenko’ya tepkili olan milliyetçilerin hem de Poroşenko’nun milliyetçi politikalarından rahatsızlık duyanların oyunu aldı. Yani, birbirinden taban tabana zıt siyasi görüşü benimsemiş kesimlerin oyunu aldı. Bu, aslında onun en zayıf noktalarından birini oluşturuyor. Zira bir kesimi tatmin etmeye yönelik politikaları, diğer kesimlerin ondan uzaklaşmasına neden olacak. İkincisi, Ukraynalı seçmen, genellikle, kısa sürede sonuç görmek ister ve ülkede görülen olumsuzluklardan, o anda iktidarda bulunan kişiyi sorumlu tutar. Bu da, Zelenski’nin ekonomik konularda ve yolsuzlukla mücadele konusunda kısa sürede belli başarılar gösterememesi halinde, çok zor durumda kalacağı anlamına geliyor. Üçüncüsü, Ukrayna Anayasası’na göre, devlet yönetiminde yetkilerin büyük kısmı parlamentoya ait olduğu, cumhurbaşkanının yetkileri sınırlı olduğu için, Zelenski’nin, parlamentodan belli bir destek bulması gerekiyor. Fakat şu anki parlamentoda, kendisine bağlı bir grup bulunmuyor. Zelenski’nin kurduğu “Halkın Hizmetkarı” adlı parti, şu anki kamuoyu yoklamalarında önde görünse de, henüz örgütleme aşamasını tamamlamamış olan bu partinin, ekim ayında yapılması beklenen parlamento seçimlerinde yüksek oy alacağı, şüpheli. Her şey bir yana, Zelenski’nin iktidarda bulunacağı dönem, partinin reytinginin azalmasına neden olabilir. İkincisi, Zelenski’ye verilen oyların büyük çoğunluğu, yukarıda değindiğimiz üzere, emanet oylar. Parlamento seçimlerinde seçmen, kendisini daha çok temsil ettiğini düşündüğü partilere oy vermeyi tercih edebilir. Dolayısıyla, Zelenski’nin partisi, tek başına iktidara gelemeyebilir. Bu da, Zelenski’nin eski siyasi güçlerden hiçbiriyle işbirliği yapmamayı vaat etmiş olmasına karşılık, gerçek şartlar altında bunların bazılarıyla işbirliği yapacağı anlamına geliyor.

Parlamento Feshedilir mi?

Zelenski’nin vaatlerinden biri de, şimdiki parlamentonun feshedilerek, erken seçimlere gidilmesiydi. Ancak, Zelenski’nin anayasaya göre, bunu 27 Mayıs tarihine kadar gerçekleştirmesi gerekiyor. Öte yandan, Zelenski’nin resmen göreve başlamasına, en az bir ay var. Yani, göreve başlaması, Mayıs ayının sonlarını bulacak. Böylelikle, parlamentoyu feshetmek için yeterli zamanı olmayacak. Kulisler de, parlamentonun feshedilmesini istemeyenlerin, Zelenski’nin göreve başlama süresini mümkün olduğunca geciktirmeye çalıştığını söylüyor. Bu şartlarda, Zelenski’nin yakın gelecekte parlamentoyu feshetme ihtimalinin düşük olduğu görülüyor.

Başbakanın Tavır Değişikliği

Ukrayna Cumurbaşkanı Petro Poroşenko’nun göreve getirdiği Başbakan Volodimir Groysman, dün yaptığı açıklamada, kendisinin, “ideolojik farklılıklar olmadığı sürece” yeni cumhurbaşkanı ile çalışabileceğini açıkladı. Bunun, seçimden sonra “etkili muhalefet” haline geleceğini söyleyen Poroşenko’nun açıklamalarıyla nasıl bir zıtlık oluşturduğu, ortadadır. Nitekim siyasi gözlemciler, Groysman’ın uzun zamandan beri kendi siyasi gücünü kurmaya niyetli olduğuna, fakat Poroşenko’nun iktidarda bulunduğu dönemde bunu yapamadığına, şimdi ise, Poroşenko’nun devrildiği şartlarda, bunu gerçekleştirme fırsatı yakaladığına dikkat çekiyor ve Groysman’ın önümüzdeki parlamento seçimlerine kendi partisiyle gireceğini söylüyor.

Ayrıca, Poroşenko’nun partisindeki bölünmenin Groysman’ın grubunun ayrılmasıyla sınırlı kalmayacağı, önümüzdeki günlerde, dünya eski ağırsıklet boks şampiyonu ve şimdiki Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko’nun başkanı olduğu UDAR (Yumruk Darbesi) partisinin tekrar Poroşenko’nun partisinden ayrılacağı konuşuluyor. Bu ihtimallerin gerçekleşmesi halinde, Poroşenko’nun partisi, Ukrayna siyasetinin önde gelen güçlerinden biri olma özelliğini yitirecektir. Poroşenko’dan kopan grupların da Zelenski ile koalisyon kurmaları, güçlü bir olasılık olarak görünüyor. Zelenski, Rusça konuşan nüfusa hoşgörülü yaklaşmasına karşılık, siyasi açıdan, Batıcı bir çizgi izliyor. Dolayısıyla, dış politik tercihi, temel olarak, parlamentodaki diğer siyasi güçlerle bir zıtlık teşkil etmiyor.

Dış Politik Yönelim

Zelenski’nin seçilmesinden sonra Batılı liderlerin sıcak tebrik mesajları yayımladığını, Rusya Başbakanı Medvedev’in ise “ihtiyatlı iyimserlik” sayılacak bir açıklama yaptığını yukarıda kısaca söylemiştik. Zelenski’yi ilk ülkesine davet eden lider, Polonya Cumhurbaşkanı Andrzey Duda oldu. Batı yanlısı ve Rusya karşıtı politika izleyen Polonya’nın Ukrayna’nın yeni cumhurbaşkanına yönelik bu sıcak tavrını, Polonya yönetiminin Ukrayna milliyetçiliğinden hazzetmemesi ve şimdiki Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko’nun İkinci Dünya Savaşı yıllarında sivil Polonyalıların ölümünden sorumlu tutulan bazı radikal milliyetçileri ulusal kahraman ilan etmesinden rahatsızlık duyması ile açıklayabiliriz.

Poroşenko döneminde ulusal kahraman olarak ilan edilen ve İkinci Dünya Savaşı yıllarında hem Sovyet Ordusu’na ama hem de Polonyalılara karşı çarpışmış olan Stepan Bandera, Polonyalılar tarafından “katil” olarak görülüyor. Ukranya ve Polonya yönetimlerinin Batı yanlısı olmalarına karşılık, tarih tartışması, iki ülke ilişkilerini geçen yıl krize sokmuştu. Zelenski ise, Batı yanlısı çizgisi, buna karşılık etnik Ukrayna milliyetçiliğine karşı mesafeli tutumuyla, Polonya yönetimi açısından, ideal bir lider.

Zelenski’yi ülkesine davet eden ikinci liderse Almanya Başbakanı Angela Merkel oldu. Almanya yönetimi, Rusya’yla iyi ilişkileri korumak isteyen ve Ukrayna sebebiyle Rusya’yla ilişkileri bozmayı hiç arzu etmeyen bir ülke. Dolayısıyla, Almanya açısından da Zelenski, Batı yanlısı çizgiye sahip fakat Rusya’yla savaşçı değil uzlaşmacı üslubu tercih eden bir lider olarak, ideal biri.

Ukrayna’nın son beş yıldır içine düştüğü maddi zorluklar, onu Batı’ya giderek daha bağımlı hale getirdi. Bu şartlarda, Ukrayna’da iktidara gelecek birisinin zaten ABD ile ilişkileri bozması, beklenemez. Ancak Zelenski, gerek seçim öncesi konuşmalarında, gerekse seçimin hemen ardından yaptığı konuşmada, temel önceliğinin, Doğu Ukrayna’da çatışmaların sona ermesi ve Rusların eline esir düşen Ukraynalı askerlerin memleketlerine dönmesi olduğunu söyledi. Ateşkes konusuna ve askerlerin eve dönebilmesine vurgu yapması, Poroşenko’nun yaklaşımından daha farklı bir yaklaşım ortaya koyacağını gösteriyor. Ancak, yine de bu konuda iki lider arasındaki farkı fazla büyütmemek lazım. Zira Poroşenko’nun Zelenski’yi Kırım ve Donbas gibi işgal altındaki bölgeleri geri almaya yönelik hiçbir planı olmamakla suçlamasına karşılık, kendisinin buraları geri alma planının olup olmadığı, belli değil. Poroşenko’nun 2014’te cumhurbaşkanı seçilir seçilmez en kısa sürede Kırım’ı geri alacağını ve Donbas’tan ayrılıkçıları iki hafta içinde kovacağını söylemesine karşılık, 5 yılda bu iki konuda, hemen hiç mesafe kat edilmedi. Minsk Ateşkes Anlaşmaları süreciyle, Donbas bölgesi, dondurulmuş çatışma bölgesi haline geldi.

Zelenski de, seçilir seçilmez yaptığı konuşmada, Donbas Sorunu’nda Minsk Süreci’ni esas alacaklarını söyledi. Böylelikle, Zelenski döneminde, Rusya’yla çatışmacı üsluptan vazgeçilebileceğini, diğer taraftan, işgal altındaki bölgelerde statükonun devam ettirileceğini öngörebiliriz. İşgal altındaki bölgelerin kısa zamanda Ukrayna’nın denetimine geçmesini, zaten hiç kimse beklemiyor. Buna karşılık Ukrayna’nın başında bulunan bir liderin Kırım ve Donbas’tan resmi olarak vazgeçmeye kalkması, Ukrayna’nın mevcut şartlarında, siyasi açıdan intihar etmesi demek olur.

Milli Kimlik Politikaları

Zelenski’yi Poroşenko’dan ayırt eden en önemli husus, ulusal kimlik konusuna yaklaşımıdır. Zelenski’ye en büyük desteğin Rusça konuşan ve Ukraynaca’nın ve Ukrayna miliyetçi ideolojisinin her yerde geçerli hale getirilmesine tepki duyan güney ve doğu illerinden gelmesi de, bundan kaynaklanıyor. Dolayısıyla, yeni dönemde, en büyük değişiklik, Rus karşıtlığına dayanan yeni bir Ukrayna kimliği inşa çabalarından vazgeçilmesi olacaktır. Bunun, ülkenin farklı kesimlerinin bütünleşmesini kolaylaştırıcı bir gelişme olacağı, öngörülebilir.

Kilise Politikası

Zelenski’yi seçimin ardından ilk kutlayanlardan biri, Moskova Patrikhanesi’ne bağlı Kiev Metropoliti Onufriy oldu. Kısa bir süre sonra da, Moskova Patriği (Rus Ortodoks Kilisesi’nin başı) Kirill, Zelenski’yi tebrik etti. Zelenski’nin destek aldığı kesimler, yukarıda da kısaca değindiğimiz üzere, Poroşenko’nun Moskova Partrikhanesi’nden ayrı, milliyetçi çizgide yeni bir Ukrayna Ortodoks Kilisesi kurma çabasına tepki gösteren kesimlerdir. Zelenski’nin bu konuda tavrının farklı olacağını ve Moskova Patrikhanesi’ne açık destek vermese de, en azından bu kilisenin devlet tarafından “düşman kilise” olarak gösterilmesi ve devletin yeni kiliseye geçişleri teşvik etmesi şeklindeki politikalara son vereceğini, yani, dini alanda statükoyu devam ettireceğini öngörebiliriz. Bu açıdan da, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin kaybedenlerinden biri de Fener Rum Patrikhanesi’dir.

UKRAYNA DOSYASI /// Turgut Kerem TUNCEL /// UKRAYNA’DA 31 MART 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI İLK TUR SEÇİMİ : ÖZET DEĞERLENDİRME


Turgut Kerem TUNCEL /// UKRAYNA’DA 31 MART 2019 CUMHURBAŞKANLIĞI İLK TUR SEÇİMİ : ÖZET DEĞERLENDİRME

1991 yılında Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan Ukrayna’da daha önce 1991, 1994, 1999, 2004, 2010 ve 2014 yıllarında altı cumhurbaşkanlığı seçimi gerçekleştirilmiştir.[1] 31 Mart 2019 Pazar günü gerçekleştirilen seçim bu ülkedeki yedinci cumhurbaşkanlığı seçimidir. Seçime katılım oranının %65.52 olarak açıklandığı seçimde, beklenildiği üzere hiçbir aday oyların %50’sinden daha fazlasını elde edememiş, bu nedenle seçim 21 Nisan 2019 tarihinde geçekleştirilecek olan ikinci tura kalmıştır. Bu turda, 31 Mart’ta en yüksek oy oranına ulaşan iki aday olan Volodymyr Zelensky ve hâlihazırdaki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko yarışacaktır. 2019 cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan aday, olağanüstü bir durum olmaması halinde, 2024 yılına kadar Ukrayna’nın cumhurbaşkanı olarak görev yapacaktır.

31 Mart 2019 günü yapılan seçim ikinci tura kalmış olsa da, hem seçim sürecinde yaşananlar ve bu süreçte ortaya çıkan tartışmalar hem de birinci turda alınan sonuçlar, Ukrayna’daki güncel siyasi ve toplumsal durumun anlaşılması açısından önemli bir tablo sunmaktadır. Bunun yanında, 31 Mart-21 Nisan 2019 seçimleri, Kasım 2013-Şubat 2014 EuroMaidan Devrimi süreci sonrasında gerçekleştirilen ilk cumhurbaşkanlığı seçimi olması bakımından da, EuroMaidan Devrimi sonrası Ukrayna’daki yaşanan siyasi ve toplumsal gelişmelerin ve bu süreçte ortaya çıkan dinamiklerin anlaşılmasına yardımcı olacak somut gelişmelerden biridir. 31 Mart-21 Nisan 2019 seçimlerinin bu niteliğiyle de değerlendirilmesi gerekmektedir. Yapılacak olan bu değerlendirme, Ukraynalı ve yabancı pek çok uzmanın ifade ettiği bir görüş olan EuroMaidan Devrimi’nin Ukrayna için radikal bir dönüm noktası olduğu görüşünün irdelenmesi açısından önem arz etmektedir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 2019 Ukrayna’sı, halkının önemli bir kısmının ekonomik zorluklarla boğuştuğu; beş yıl önceki ümit dolu günlerde verilen sözlerin yerine getirilmemesi nedeniyle hayal kırıklığı yaşadığı; politikacılara güveninin çok düşük olduğu ve ülkenin doğusunda devam eden çatışmaların toplumda belli ölçüde bir yılgınlık yarattığı bir ülkedir. Böyle bir bağlamda, yüksek eğitimli, kentli ve genç nüfus dışındaki kesimlerin, 2015 yılında çıkartılan hafıza yasaları; 2017 yılında çıkartılan eğitim dili ve radyo ve televizyonlarda Ukraince kullanımına dair yasalar; 2018 yılı sonunda büyük tartışmalar sonucu Fener Rum Patrikhanesi’nin Ukrayna’da bağımsız bir Ortodoks Kilisesini tanıması gibi Rus kimliğinden ayrışmış bir ulusal kimlik inşasına yönelik girişimleri, umulan düzeyde takdir etmediği görülmektedir.

Seçim sürecinde sürdürülen tartışmalara bakıldığında, Ukrayna’da Donbas sorunun çözümüne dair güçlü bir beklentinin olmadığı anlaşılmaktadır. Bununla ilgili dikkat çeken bir husus hemen tüm uzmanların, Donbas sorunun ortaya çıkmasındaki esas aktörün Rusya olduğu ve bu nedenle çözümünün de Rusya’ya bağlı olduğu yönündeki görüşleridir. Donbas konusu ile ilgili böyle bir tablo mevcutken, Kırım konusunda ise adayların göstermelik bir takım beylik sözler dışında dikkate değer bir perspektif sunamadıkları, uzmanların da benzer şekilde bu konuyu fazla tartışmadıkları görülmüştür.

Ukrayna’da seçim dönemine girilmesiyle birlikte Yulia Tymoshenko ve hâlihazırdaki cumhurbaşkanı Petro Poroshenko öne çıkan adaylar olmuştur. Ne var ki, 31 Aralık günü aktör-komedyen ve televizyon yapımcısı Volodymyr Zelensky’nin adaylığını açıklaması tüm dengeleri değişmiştir. Öyle ki, siyasi bir geçmişi veya tecrübesi bulunmamasına rağmen Ukrayna’da çok tanınan bir aktör-komedyen olan Zelensky’nin oy oranının Tymoshenko ve Poroshenko’dan daha yüksek olduğunu ve ikinci tura kalmasının çok büyük bir ihtimal olduğunu gösteren pek çok seçim anketi kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Seçimde öne çıkan üç adayın seçim vaatlerine baktığımızda, Poroshenko’nun, daha ziyade, Ukrayna’nın Avrupa ve Euro-Atlantik ile bütünleşmesi ve Rus kimliğinden ayrışmış bir Ukrayna ulusal kimliği inşa etme konularına vurgu yaptığı; Tymoshenko ve Zelensky’nin ise Avrupa ve Euro-Atlantik’le bütünleşme konusunu gündeme getirmekle birlikte, söylemlerini esas olarak ekonomik meseleler ve yolsuzlukla mücadele gibi konular üzerine kurdukları görülmüştür. Bu çerçevede, Poroshenko’nun Ukrayna’nın dış politika ve kimlik inşası tercihleri hakkında daha net bir siyasi söylemi olduğu ve bu yolda izlenmesini öngördüğü politikalar konusunda daha somut bir söyleminin olduğu görülmektedir. Bununla bağlantılı olarak, Poroshenko’nun seçim propagandasının ideolojik içeriğinin diğer iki adaya göre daha görülür olduğunu söylemek mümkündür. Bunun yanında, Tymoshenko ve Zelensky’nin ekonomiye dair çözüm önerilerinin muğlak, popülist ve gerçekçilikten uzak olduğu görülmüştür. Bununla ilgili olarak, adayların ekonomiye dair önerilerinin daha ziyade gündelik konularla ilgili olduğu ve ciddi bir ekonomik reform perspektifi barındırmadığı da dikkat çekmiştir.

31 Mart 2019 Pazar günü gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçiminde Zelensky %30.6, Poroshenko %17.8, Tymoshenko %14.2, Yuriy Boyko %9.7, Anatoliy Hrytsenko %7.1 ve Ihor Smeshko % 6.5 oy oranıyla en çok oy olan adaylar olmuşlardır. Seçime katılım oranı %63.52 olarak ilan edilmiştir. Gözlemciler seçimde günü ciddi usulsüzlüklerin yaşanmadığını belirtmişlerdir.

Seçimde yarışan adaylar dikkate alındığında karşılaşılan ilk önemli olgu, 2014 EuroMaidan Devrimi’nin yeni ve liyakat sahibi bir siyaset sınıfı yaratamamış olmasıdır. Seçimde yarışan pek çok aday, EuroMadian-öncesi Ukrayna’ya ait olan ve ülkede 2014 yılında yaşanan olayları doğuran ekonomik, toplumsal ve siyasi şartların oluşmasında rolü olan isimlerdir.

Ukraynalı seçmenin seçime görece ilgisizliği, toplumdaki kırgınlık ve kızgınlığın yanında ümitsizliğin de bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Bu durumun bir nedeni hiç kuşkusuz yukarıda belirtildiği gibi 2014 sonrasında temiz ve liyakat sahibi yeni bir siyaset sınıfının ortaya çıkmamış olmasıdır. Bunun yanında, ülke ekonomisi ve toplumsal psikoloji üzerinde ciddi düzeyde olumsuz etkileri olan Donbas’ta süregiden çatışma durumundan ve bununla ilgili olarak Rusya’nın yürüttüğü Ukrayna’yı yıpratma ve yıldırma siyasetinin başarısından da söz edilebilir.

21 Nisan 2019 tarihinde gerçekleştirilecek olan ikinci tur seçime Zelensky ve Poroshenko’nun kalmaları, ikinci tur seçimde yarışacak toplumsal ve siyasi yaklaşımlara işaret etmektedir. Zelensky ve Poroshenko söylemlerinde bir değişiklik yapmazlarsa, ikinci turda Euro-Atlantik yanlısı ideoloji ile ekonomi yarışacaktır. Öte yandan bu yarışın sonucu ne olursa olsun, seçim propagandalarını büyük ölçüde ekonomik sorunlar üzerinden şekillendiren Zelesnky ve Tymoshenko’nun birinci turda aldıkları toplam %45 civarındaki oy oranına karşılık Poroshenko’nun %18 civarındaki oyu, Ukrayna toplumunun önceliğinin ülkenin Euro-Atlantik’le bütünleşmesi değil, ekonomik sorunlarının halli olduğu fikrini vermektedir. Öte yandan, ülkedeki tüm olumsuzluklara rağmen, bu olumsuzlukların oluşmasını engelleyemeyen Poroshenko’nun %18 civarında oy almış olması, Ukrayna’da her şeye rağmen Euro-Atlantik tercihini destekleyen önemli bir kesimin olduğunu da göstermektedir. Ülkedeki ekonomik sorunların çözülmesi bu desteği artıracak çok önemli bir faktör olacaktır.

Fotoğraf: The Ukrainian Week

[1] Bu değerlendirme, Ukrayna’da 31 Mart-21 Nisan 2019 cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında yapılmakta olan daha kapsamlı bir değerlendirmenin, ilk tur seçim hakkındaki bölümünün özeti mahiyetindedir. 21 Nisan 2019 tarihinde ikinci tur seçim de tamamlandıktan ve sonuçlar açıklandıktan sonra, 31 Mart-21 Nisan 2019 cumhurbaşkanlığı seçimine dair daha kapsamlı bir değerlendirme okuyucularımıza sunulacaktır.

UKRAYNA DOSYASI /// Ukraynalı Orgeneral : Devlet Başkanı Poroşenko, Sovyet istihbaratına girmek istedi ama kabul edilmedi


Ukraynalı Orgeneral : Devlet Başkanı Poroşenko, Sovyet istihbaratına girmek istedi ama kabul edilmedi

Eski Ukrayna Dış İstihbarat Servisi Başkanı Orgeneral Nikolay Malomuj, Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko’nun öğrencilik yıllarında Sovyetler Birliği istihbaratına girmek istediğini ancak SSCB’nin dağılmasından sonra kurulan Ukrayna istihbaratı tarafından kabul edilmediğini anlattı.

4. Kanal’a konuşan Malomuj, Poroşenko’nun öğrencilik yıllardan Sovyet istihbaratına katılma isteğini beyan ettiğini söyledi. Malomuj, eski Gürcistan Devlet Başkanı Mihail Saakaşvili’nin de Sovyet istihbaratına girmeyi planladığını kaydetti.

Malomuj, "Poroşenko ve Saakaşvili, Kiev Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nde eğitime başladıklarında istihbarat için potansiyel adaylar olarak görülüyordu. İki siyasetçiyle iletişim kuruldu ve ayrıca haklarında inceleme yapıldı" dedi.

Poroşenko ve Saakaşvili’nin istihbarat servisinde çalışmayı istediklerini bizzat dile getirdiğini kaydeden Malomuj, "Ben Uluslararası Hukuk Fakültesi’nde ders verirken Saakaşvili ve daha sonra Poroşenko yanıma gelerek benimle konuştu. Poroşenko, istihbarat servisinde çalışmak istediğini söyledi" diye anlattı.

O dönemde Sovyetler Birliği’nin dağıldığını ve ikili hakkındaki incelemelerin son aşamalarının yapıldığını söyleyen Malomuj, Poroşenko’nun belirli nedenlerle Ukrayna istihbaratına kabul edilmediğini ifade etti.

Malomuj, Saakaşvili’nin ise tüm aşamaları geçtiğini ancak Gürcistan’a döndükten sonra siyasi kariyer yapmayı tercih ettiğini sözlerine ekledi.

UKRAYNA DOSYASI : ‘Zaharçenko suikastıyla DNR’de zaafiyet oluşturup Moskova’yı provoke etmek amaçlandı, ama olmadı’


‘Zaharçenko suikastıyla DNR’de zaafiyet oluşturup Moskova’yı provoke etmek amaçlandı, ama olmadı’

Okay Deprem’e göre Donetsk’te ‘çok popüler olan’ DNR lideri Zaharçenko’nun suikastla öldürülmesinin arkasında Ukrayna özel birliklerinin bulunduğu şüphesi yoğun. Hedefin DNR’de yönetim zaafiyeti oluşturup Moskova’yı provoke etmek olabileceğini belirten Deprem, bunun şu ana dek başarılamadığına dikkat çekti.

tsk Halk Cumhuriyeti’nin (DNR) Başkanı Aleksandr Zaharçenko düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybetti. DNR yönetimi suikastten Kiev’deki Poroşenko yönetimi ve Ukrayna özel güçleri ile ABD’yi sorumlu tutuyor. Moskova suikastı kınarken, bunun Minsk anlaşmaları uyarınca bölgede diyalog ve barışın tesisine hizmet etmeyeceğinin altını çizdi.

DNR’de son derece popüler olan Zakharçenko’nun öldürülmesi ve yaşanan gelişmeleri Donetsk’te yaşayan Evrensel gazetesi yazarı Ukrayna uzmanı gazeteci Okay Deprem ile konuştuk.

‘UKRAYNA, AMERİKAN İSTİHBARATINDAN YARDIM ALDI’

Deprem, Zaharçenko suikastı için sadece Ukrayna ordusunun istihbarat biriminden değil aynı zamanda ABD istihbaratından da yardım alındığı şüphelerinin bulunduğunu belirtti. Deprem’e göre hükümetin yardımı olmadan bu kadar profesyonelce bir cinayet işlenemeyeceğinin altını çizdi:

astın akabinde ilk yapılan açıklamalar DNR yani Donetsk yönetimince yapılan açıklamalar tabii ki Ukrayna tarafını suçlayıcı nitelikteydi. Olası faillerin çok büyük ihtimalle Ukrayna ordusuna bağlı çalışan özel kuvvetlerin istihbarat birimi veya askeri istihbarat bağlantılı birtakım taşeron organizasyonu, tabii ki Donetsk bağlantılı bir nevi paramiliter nitelikteki bir örgütlenmenin bu işi yapmış olabileceği hatta geniş kapsamlı bir beyanatta buna eklendi. Ukrayna elindeki bu taşeron organizasyonla bu cinayeti işlerken yüksek olasılıkla Amerikan istihbaratından da yardım aldı. Çünkü bu kadar profesyonelce, aynı adlı cumhuriyetin başkentinin kalbinde, günlük güneşlik bir ortamda, en sık korunan, en yüksek düzeyde korunan devlet başkanın yanında önemli sima ile birlikte oldukları bir ortamda bu şekilde açıktan büyük sansasyonel bir eylemin gerçekleştirilmiş olması büyük bir başarı. Bunun Ukrayna’nın hem ordusunu hem istihbaratının topyekûn devletinin hele hele Donetsk’e uzanacak denli yetkinliğinin tek başına kotarabilmesi çok zor."

‘CENAZEDE 200 BİN KİŞİNİN OLDUĞUNDAN BAHSEDİLİYORDU’

Deprem, Zaharçenko suikastının ardından Donetsk’te istenenin aksine bir karmaşa yaşanmadığını belirtti. Deprem, Zaharçenko’nun cenazesine 200 bin kişinin katıldığını söyledi:

"Cinayetin hemen sonrasından itibaren şu ana kadar geçen süre boyunca Cumhuriyet sathında başta başkent Donetsk olmak üzere böyle bir aykırı ses, sürtüşmeye varacak bir muhalif güç veya bir gösteri veya bir anlaşmazlık iktidar nezdinde veya yönetimin farklı organlarında hem askeri olsun hem siyasi ciddi sayılabilir bir görüş ayrılığı, bir sürtüşme vs. henüz yaşanmadı. Hatta buna benzer bir şey dahi olmadı. Tersine, bu olay çok tazeyken Halk Sovyeti Başkanı Denis Puşilin, beraberinde şu an vekaleten devlet başkanının yerine geçen kişi birlikte kameralar karşısına geçtiler, tansiyonu düşürmek, herkesi sükunete davet etmek, olası bir panik veya benzeri bir duruma mahal vermemek için ilk soğuk kanlı açıklamayı yaptılar. Dün Zaharçenko’nun cenazesi vardı, uğurlamadan önce Donetsk’in merkezindeki opera, bale tiyatrosunda veda seremonisi ardından cenazesinin taşındığı uzun bir konvoy, sonra da defnedileceği yere götürüldü. Ben 4 sene oldu burada olalı, böyle bir kalabalık ne gördüm ne duydum. Sadece 4 sene değil, Donbass’ın yakın tarihinde de bu denli bir kitlesel katılım görmedim. Demek ki ne kadar seviliyormuş ki inanılmaz bir kalabalık vardı. Rus kanalları 200 bin kişiden bahsediyordu."

‘ZAHARÇENKO’NUN RUSYA İLE ARASININ İYİYDİ’

Deprem, Zaharçenko’nun Rusya ile arasının iyi olduğuna değindi, Rusya’nın Rusça konuşan nüfusun yaşadığı, sınırın ötesiyle derin kimlik bağları bulunan Donetsk’i desteklemesinden dolayı da bunun normal karşılanması gereken bir durum olduğunu ekledi:

"Zaharçenko’nun Moskova ile ilişkileri resmi olsun gayri resmi olsun iyiydi. Son derece normal karşılanması gereken bir durum. Çünkü sonuç itibariyle Rusya bölgeyi destekliyordu. Sadece Donetsk için değil, bu Lugansk Halk Cumhuriyeti için de geçerli. Ukrayna’daki kırılma neticesinde zaten Rusya tarafından destek sağlanmak durumunda kalındı. Dolayısıyla Zaharçenko da bir nevi dengeleyici siyaset ama daha çok da bir Rusçuluktan öte Zaharçenko’nun naçizane bakış açısı, yönetim felsefesi, Bağımsız Devletler Topluluğu’nu önemli ölçüde tekrar birleşmesi, bütünleşmesi yani Rusya ile entegrasyon. Bu illa Rusya’ya katılmak anlamını taşımıyor. Burası birçok proleter yoğunluklu iş gücüne sahip bir bölge olduğu için o ölçüde de bu proleter kimlik zaman içinde onlara sosyalist bir kimlik kazandırmış durumda. Rusya’nın da pek çok bölgesine kıyasla hem Ukrayna özelinde buranın daha dilsel açıdan hem aidiyet hem de ötesinde az çok etnik kompozisyonu itibariyle daha Rus olması bölgenin biraz da tabii Ukrayna-Rusya terazisinde eski Sovyetlere daha yakın bir hava, sosyokimya yaratmış oluyor bu Donbass’ta. Bu etmenlerle birleşince buradaki sol, devrimci, eski döneme bağlı Sovyet nostaljik havası, gücü çok yüksek. Bunun karşısında olan herhangi bir hareketin, gücün de karşısında çok daha sert dikilecek bir refleks söz konusu. Daha fazlasını da gösterdiler, bedelini de ödediler son 4 senede. Bu bedeli en son ödeyen de Cumhuriyet’in fiili kurucusu sayılabilecek ilk devlet başkanını Aleksandr Zaharçenko oldu. Bunu kanıyla, canıyla ödemiş oldu."

‘UKRAYNA, GÜNEYDEN ASKERİ HAZIRLIK İÇİNDE

Deprem, Ukrayna’daki resmi kaynakların Zaharçenko’nun ölümünü sevinçle karşıladığına dikkat çekerek, halkta durumun biraz daha farklı olduğuna değindi. Deprem, Ukrayna’nın Donetsk’te bir yönetim zafiyeti oluşturmayı hedeflediğini, ama şu ana kadar başarılı olamadığını ifade etti:

"Zaharçenko suikastı Ukrayna’da resmi ve devlet güdümündeki medya kaynaklarında oldukça sevinçle karşılandı ama halk nezdinde böyle bir şey olmadı. Ukrayna halkının bir kısmı şu ya da bu şekilde Zaharçenko’ya sempatiyle bakıyordu. Ukrayna’nın toptan bölgeyle ilişkisine gelecek olursak suikastında neden olacağı mevcut gelişmeler bağlamında bu birinci emeli olan suikastın bölgede istikrarsızlık yaratmak yönünde bir etkisi olmadı. Ukrayna bunu bekliyordu ilk etapta. İkincisi bununla bağlantılı olarak olası, potansiyel yönetimle sürtüşmeli güçlerin daha aktivize olabilecekleri, özellikle askeri cephede böyle bir ortam sağlamak, bir yönetim zafiyeti oluşturmaya çalışmak. Böyle bir şey olmadı."

‘PARAMİLİTER GÜÇLER, FAŞİST KONTR-GERİLLALAR ŞU ANA KADAR BİR ŞEY ELDE EDEMEDİ’

Deprem, diğer yandan suikastı fırsat bilen Ukrayna ordusu ve paramiliter neo-nazi güçlerinin güney hattından saldırıya geçmesinden şüphe edildiğine dikkat çekerken, bu provokasyona da gelinmediğinin altını çizdi.

"Öte yandan da bunu fırsat bilerek özellikle güney cephesinden Mariupol tarafından son birkaç gün içerisinde ciddi saldırıların başladığı gelen haberler arasında. Nitekim Basurin basın toplantısında bu aktardı. Hatta insansız hava uçaklarını tespit ettiklerini ve yine Mariupol, güney yönüne özellikle Cumhuriyet sınırlarına doğru ciddi bir askeri yığınağın da yapıldığını da tespit ettiklerini ekledi sözlerine. DNR Harekat Komutanlığı İkinci Başkanı Eduard Basurin bunu basın toplantısıyla açıkladı. Ukrayna ilk aradığı kısa vadede aradığı bulamadı buraya dönük istikrarsızlaştırma çalışmaları ve olası bir müdahaleye dönük bir hamle için. Artı buradan beklediği karşı hamleyi de buradan göremedi. Sonuçta burayı provoke edip Donetsk’i topyekûn büyük ölçekli bir atak yapmaya zorlamaktı. Bunu yapamadı. Bu olsaydı, Ukrayna’nın yine Rusya’yı suçlayacağı hem bölgesel hem global ölçekte en arzu ettiği kozu elde etmiş olacaktı. Bakın bölgede bulunan Rusya kuvvetleri yine saldırıya geçti. Saldırıya geçmek için fırsat kolluyor diyeceklerdi. Ukrayna yönetimi ve onun güdümünde dolaylı veya doğrudan paramiliter güçler, faşist kontrgerillalar bunu şu ana kadar elde edemedi."