DUYURU : ÖZEL BÜRO GRUBU TÜRKİYE VE AVRUPA JU JİTSU-COMBAT JU JUTSU ŞAMPİYONASINA DESTEK VERİYOR /// AYRINTILAR AŞAĞIDA !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : DEĞERLİ YURTSEVERLER 30 TEMMUZ İLE 01 AĞUSTOS 2019 TARİHLERİ ARASINDA JU JİTSU VE COMBAT JU JUTSU DALLARINDA TÜRKİYE ŞAMPİYONASI, ARDINDAN 02-04. AĞUSTOS 2019 TARİHLERİ ARASINDA İSE AVRUPA ŞAMPİYONASI DÜZENLENECEK. BİZLER DE ÜST YÖNETİM OLARAK ORADA OLMAYI ARZULUYORUZ. AYRICA ÖZEL BÜRO GRUBU OLARAK BU ŞAMPİYONAYA MANEN DESTEĞİMİZ SÜRÜYOR. YUKARIDA ŞAMPİYONANIN AFİŞİNDE “ÖZEL BÜRO GRUBU”NUN LOGOSUNU GÖREBİLİRSİNİZ. EĞER BU TARİHLERDE ZAMANINIZ MÜSAİTSE SİZLER DE SEYİRCİ OLABİLİRSİNİZ. KATILMAK İSTEYENLER LÜTFEN BİZE AD, SOYAD, CEP TELEFONU BİLGİLERİNİ İLETSİNLER. İLANEN DUYURURUZ.

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI : HANGİ ÜLKE 101 YILDAN BERİ TÜRKİYE İLE RESMEN SAVAŞ HALİNDE ????


Dünya’nın Yaşayan En Eski Cumhuriyeti, Türkiye ile Hala Resmen Savaş İçinde

by Hasan Sabbah

KAYNAK : https://oldlaikdays.com/dunyanin-yasayan-en-eski-cumhuriyeti-turkiye-ile-hala-resmen-savas-icinde/

San Marino, 61,2 km²’lik yüzölçümü ile İtalya yarım adasında küçük bir ülke. Bu küçük devletin kurulma sebebi, Hristiyanlara karşı yaptığı işkencelerle tanınan Roma İmparatoru Diocletianus’a dayanıyor. İmparator Diocletianus’un işkencelerinden kaçan bir grup Hristiyan, aslında bir taş ustası olan Marinus’un etrafında birleşerek, Orta İtalya’nın doğusundaki Apeninkayalıkları üzerine yerleştiler. Böylelikle 3 Eylül 301 tarihinde “San Marino” devleti kurulmuş oldu.

Kayalık ve ormanlık bir alanda bulunan bu küçük devlet, zorlu ulaşım yolları nedeniyle ve ciddi bir kaynağı bulunmadığı için, İtalya’nın güçlü devletleri tarafından istila edilmekten korundu.
San Marino,
1243 yılında bir cumhuriyet haline geldi ve XIII. yüzyılda kabul edilen ülke yasaları, küçük değişiklikler ile bugüne dek yaşamaya devam etti. San Marino, bugün hala ayakta bulunan en eski Cumhuriyet olma özelliğini taşıyor.

Türkiye ile Resmen Savaş Halinde

San Marino Devlet Arşivi Müdürü Prof. Dr. Cristoforo Buscanini, devletlerinin Türkiye ile kağıt üzerinde halen savaş halinde olduğunu belirtiyor. Bu durumun sebebi, her iki ülke arasında I. Dünya Savaşı’nı bitiren anlaşmanın imzalanmamış olması.

Osmanlı devleti I. Dünya Savaşı sırasında aralarında Almanya, Avusturya, Macaristan ve Bulgaristan’ın bulunduğu İttifak Devletleri grubunda bulunuyordu. San Marino devleti ise İtalya ile birlikte İtilaf Devletleri içindeydi. San Marino savaş sonrasında gecikmeli de olsa diğer İttifak Devletleri ile birer barış anlaşması imzaladı (Almanya 1934, Macaristan ve Bulgaristan 1937, Avusturya 1986). Ancak arşiv müdürü Prof. Dr. Buscanini’nin belirttiğine göre, Türkiye ve San Marino bir barış anlaşması imzalamayı unuttular, bu nedenle söz konusu iki ülke kağıt üstünde hala savaşıyor gözüküyor.

DUYURU : ÖZEL BÜRO GRUBU TÜRKİYE VE AVRUPA JU JİTSU-COMBAT JU JUTSU ŞAMPİYONASINA DESTEK VERİYOR /// AYRINTILAR AŞAĞIDA !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : DEĞERLİ YURTSEVERLER 30 TEMMUZ İLE 01 AĞUSTOS 2019 TARİHLERİ ARASINDA JU JİTSU VE COMBAT JU JUTSU DALLARINDA TÜRKİYE ŞAMPİYONASI, ARDINDAN 02-04. AĞUSTOS 2019 TARİHLERİ ARASINDA İSE AVRUPA ŞAMPİYONASI DÜZENLENECEK. BİZLER DE ÜST YÖNETİM OLARAK ORADA OLMAYI ARZULUYORUZ. AYRICA ÖZEL BÜRO GRUBU OLARAK BU ŞAMPİYONAYA MANEN DESTEĞİMİZ SÜRÜYOR. YUKARIDA ŞAMPİYONANIN AFİŞİNDE “ÖZEL BÜRO GRUBU”NUN LOGOSUNU GÖREBİLİRSİNİZ. EĞER BU TARİHLERDE ZAMANINIZ MÜSAİTSE SİZLER DE SEYİRCİ OLABİLİRSİNİZ. KATILMAK İSTEYENLER LÜTFEN BİZE AD, SOYAD, CEP TELEFONU BİLGİLERİNİ İLETSİNLER. İLANEN DUYURURUZ.

JEO POLİTİK DOSYASI : ABD’li yazardan ‘Türkiye’nin sınırları yakında değişecek’ iddiası


KAYNAK : https://tammakale.com/2018/11/abdli-yazardan-turkiyenin-sinirlari-yakinda-degisecek-iddiasi-iyi-oku-canim-turkiyem/?fbclid=IwAR38gT0J26OjNMg7DRa6ktWgnHxdwrPrKMR99bmNT1sPIDpabdlVdA8P21Q

ABD’li yazardan ‘Türkiye’nin sınırları yakında değişecek’ iddiası

Amerikalı neo-con yazar Michael Rubin’e göre Türkiye’nin bölünme sürecinin psikolojik aşaması tamamlandı ve Erdoğan tarihe ‘kibiri uğruna Türkiye’yi yıkan kötü adam’ olarak geçecek.

15 Temmuz darbesini önceden yazan Amerikalı neo-con yazar Michael Rubin, Türkiye’nin bölündüğünü, ancak henüz Kürtlerin ayrı bir devlet mi kuracakları yoksa Türkiye’nin içinde bir federasyon mu olacaklarının belli olmadığını öne sürdüğü bir yazı kaleme aldı. Rubin’e göre Türkiye’nin bölünme sürecinin psikolojik aşaması tamamlandı ve Erdoğan tarihe ‘kibiri uğruna Türkiye’yi yıkan kötü adam’ olarak geçecek.

Rubin yazısını şöyle bitirdi: “Türkiye parçalara ayrılmış durumdadır. Sınırları yakında değişecek; tek mesele bölünme iki ayrı devlet şeklinde mi olacak yoksa Türkiye’ye dahil bir federasyon mu henüz belli değil.

Erdoğan kendisini büyük bir lider ve yeni Atatürk olarak görüyor olabilir. Fakat Atatürk modern Türkiye’yi inşa ederken, Erdoğan onu yıkmaktan başka bir şey yapmadı. Erdoğan tarihe bir kahraman olarak geçmeyecek, kibiri uğruna Türkiye’yi yıkan yozlaşmış bir kötü adam olarak geçecek.”

İşte Rubin’in Türkiye’nin bölünme senaryosunu yazdığı o yazısı:

Bir ülke ne zaman parçalanır? İç savaş ve şiddet dolu karışıklıklar parçalanma aşamasının ön adımlarıdırlar. Çekoslovakya’nın barışçıl bölünmesinin karşısında Yugoslavya ve Hindistan örnekleri de bulunuyor.

Etiyopya’dan kopmasından önce Eritre’de onlarca yıl çatışmalar sürmüştü, ya da Güney Sudan bağımsızlığını ilan ederek Sudan’dan koparken de durum farklı değildi. Bangladeş’in Pakistan’dan kopması ise sadece bir yıl almıştı fakat o bir yıl içerisinde Suriye’de son beş yılda ölen insandan daha fazlası hayatını kaybetmişti.

Ancak bu örneklerin hepsinin ortak özellikleri politik ayrışmalar ile bölünme öncesinde ortaya çıkan psikolojik bölünme halidir. Eritreliler bağımsızlıklarını ilan etmeden çok uzun zaman önce kendilerini Etiyopyalı olarak görmekten vazgeçmiş ve ayrı bir topluluk olarak düşünmeye başlamışlardı.

Bangladeşliler içerisinde yaşadıkları toplumdan farklı bir dil konuşuyorlardı ve oldukça farklı bir kültürel kimliğe sahiptiler. Çekler ve Slovaklar zorla birlik haline getirilirlerken farklı tarihsel altyapılara ve dillere sahiptiler.

Donald Trump’ın seçim galibiyetinden sonra ayrılık konuşmalarının ortaya çıktığı California’da ise durum aynı değil. Eyaletler arası otoyol sisteminden tutun da Hollywood’un Ulusal Futbol Ligine kadar, California Amerika’nın ta kendisidir.

Californialılar, öteki 49 eyalette bulunan vatandaşlarıyla birlikte dünyanın farklı yerlerinde savaşmışlardır. California halkının büyük bölümü trump’tan hoşlanmıyor olabilir, California halkının büyük çoğunlu da kendisine oy vermemiştir. California’nın ayrılık konuşmaları strest atmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.

Şimdi bir de Orta Doğu’ya bakalım: Kürtler kendilerini ulus olamamış büyük bir topluluk olarak görüyorlar. Onlarca milyon Kürt dört bölge ülkesine yayılmış halde yaşamaktadırlar: Türkiye, Suriye, İran ve Irak.

Kürtler Irak’ta onlarca yıldır süren bir mücadele içerisindeler. Irak monarşisi süresince, Kürtler ve monarşi güçlerinin arada sırada çatıştıklarına şahit oluyorduk fakat o günler 1961’de kaldı, sadece üç sene sonra Irak ordusu bir darbe ile monarşiyi yıktı ve Kürtlerin mesafeli kaldığı Bağdat bu topluluğun üzerine ateş püskürmeye başladı.

Ayaklanmalar ve düşük yoğunluklu çatışmalar sonraki on yıl da sürdü. 1970 senesinde, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) lideri Molla Mustafa Barzani, şimdiki lide Msut Barzani’nin babası olur, Saddam Hüseyin’in barış sağlanabilecek pragmatik bir lider olduğunu düşünmüştü.

Baba Barzani ve Saddam birlikte Kürtlere otonom haklar tanıyan bir anlaşmaya varmışlardı. Çok kısa bir süre sonra ise Barzani Saddam’ın samimiyetsizliğine tanık olacaktı.

Çatışmalar bir kez daha başlamıştı. Çatışmaların sertleşmesi ve Saddam’ın baskıcı bir tutumu benimsemesi Kürtlerin kendi tarihsel miraslarına yönelerek Iraklı liderin kafalarına sokmaya çalıştığı düşünceleri reddetmeye yöneldiler.

1991 senesi, Saddam’ın bir hesap hatası ile şekillenmişti: Saddam sivil devlet memurlarını geri çekmiş ve ablukaya aldığı Kürtlere boyun eğdirmenin yolunu aramıştı. Irak Kürtleri ise durumdan avantaj sağlayarak kendi hükümetlerini kurmuşlardı.

TÜRKİYE’NİN SINIRLARI YAKINDA DEĞİŞECEK

O günlerin üzerinden 25 yıldan fazla zaman geçti. Genç nesiller Saddam’la asla karşılaşmadılar, ve çoğu sivil Kürt savaşı asla deneyimlemediler, İslam Devleti’nin Kürt kentlerine birkaç düzine mil yaklaşmasını önemsemediler.

Kürtçe konuşuyorlar ve Arapça anlamıyorlar. Kürt şarkıcıları dinliyorlar ve Kürt televizyonu izliyorlar. Bırak Irak’ın güneyini, pek azı daha önce Bağdat’ta bulundu.

Çok azı kendisini Iraklı hissediyor. Bu yeni birşey değil, çok sayıda akademisyen ve gazeteci Irak Kürdistan’ını ziyaret ederek aynı gözlemlerde bulunuyorlar. Basra, Necef, Kerbela ve hatta Bağdat’ta Irak Kürdistan’ının ne kadar farklı olduğuna dair konuşmalar yapılıyor fakat onların da pek azı bölgeyi ziyaret etmişler.

Eğer Kürdistan dağlarında yaz tatili merkezleri inşa edilmiş olsalardı, Iraklılar buraları ziyaret ederlerken sanki yabancı bir ülkeye giriyormuş gibi pasaport kontrolünden geçeceklerdi.

Oysaki bir zamanlar okullarda Arap milliyetçiliğinin birlik olabilmek için verdiği savaşı öğreniyorlardı, çok sayıda genç Iraklı genç Irak Kürdistanı’nın ülkeye bütünüyle entegre olması gerektiği konusunda umursamaz durumda. Irak Kürtlerinin kazançları sadece bölgelerinin kontrolü ile kısıtlı kalmadı, aynı zamanda psikolojik olarak kendilerini kabul ettirmeyi de başardılar.

Türkiye’de, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kürtlere karşı kanlı ve küçük düşürücü bir girişim içerisinde. Yapmaya çalıştığı seçimlerde Kürtlerin büyük bölümünün oyunu alabilmekti, fakat kısa süre önce Kürtlerin oylarına ihtiyacı kalmadığında verdiği sözleri de unuttu. Barış sürecine olan inancında samimi değildi.

Çok geçmeden gördü ki Kürtler HDP’ye oy veriyorlar, kavurucu dünya siyasetini benimseyerek Cizre, Silopi, Nusaybin gibi kasabaları yıkarak Suriye’nin Halep’ine benzetirken, düşmanının kaynaklarını kurutmaya yöneldi.

Barış görüşmesinin ardından gelen ve 1980’lerin ortalarını anımsatan şiddet deneyimi Türkiyeli Kürtlerin Türk vatandaşları ile müşterek gelecek düşüncesinden vazgeçmelerine neden oldu.

Kafa yapısı değişen ise sadece Kürtler değiller. Erdoğan Türk basını üzerinde oldukça güçlü bir kontrole sahip, Türkler şimdiye kadar olmadığı denli baskı altında tutulan ve konuşmasına izin verilmiş kısık seslere maruz kalıyorlar.

Sonuç olarak, yeni nesil Türkler eğer düşman olarak değilse Kürtleri en azından öteki olarak görüyorlar. Batılı yaşam tarzına sahip Türklerin büyük çoğunluğu Türkiye’nin Güney Doğu bölgesine adımını bile atmamış, bölgede yaşayan Kürtlerin büyük çoğuluğu ise Antalya, Bursa ve İzmir’i asla ziyaret etmeyecekler.

Türkiye psikolojik anlamda bir bölünme sürecinden geçiyor. Hatta Erdoğan’ın kendisi dahi bir aşamada bu bölünmenin kaçınılmaz olduğunu anladı, ve hatta ekonomi politikalarından Kürt bölgelerini silmesinden bu durumu anlayabiliriz.

Psikolojik bölünme etnik bir temizliği tersine çevirmeyi imkansız hale getirmektedir. Neredeyse imkansız hale gelmesi bir yana, Kürtler de silahlı ve savaş deneyimine sahipler. Türkler gerçeklerle yüzleşmeliler:

Türkiye parçalara ayrılmış durumdadır. Sınırları yakında değişecek; tek mesele bölünme iki ayrı devlet şeklinde mi olacak yoksa Türkiye’ye dahil bir federasyon mu henüz belli değil. Erdoğan kendisini büyük bir lider ve yeni Atatürk olarak görüyor olabilir.

Fakat Atatürk modern Türkiye’yi inşa ederken, Erdoğan onu yıkmaktan başka bir şey yapmadı. Erdoğan tarihe bir kahraman olarak geçmeyecek, kibiri uğruna Türkiye’yi yıkan yozlaşmış bir kötü adam olarak geçecek.

Michael Rubin

Kaynak: https://www.aei.org/publication/has-there-been-psychological-partition-in-turkey/

Çeviri: Şıvan Okçuoğlu – Odatv.com

DUYURU : ÖZEL BÜRO GRUBU TÜRKİYE VE AVRUPA JU JİTSU-COMBAT JU JUTSU ŞAMPİYONASINA DESTEK VERİYOR /// AYRINTILAR AŞAĞIDA !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : DEĞERLİ YURTSEVERLER 30 TEMMUZ İLE 01 AĞUSTOS 2019 TARİHLERİ ARASINDA JU JİTSU VE COMBAT JU JUTSU DALLARINDA TÜRKİYE ŞAMPİYONASI, ARDINDAN 02-04. AĞUSTOS 2019 TARİHLERİ ARASINDA İSE AVRUPA ŞAMPİYONASI DÜZENLENECEK. BİZLER DE ÜST YÖNETİM OLARAK ORADA OLMAYI ARZULUYORUZ. AYRICA ÖZEL BÜRO GRUBU OLARAK BU ŞAMPİYONAYA MANEN DESTEĞİMİZ SÜRÜYOR. YUKARIDA ŞAMPİYONANIN AFİŞİNDE “ÖZEL BÜRO GRUBU”NUN LOGOSUNU GÖREBİLİRSİNİZ. EĞER BU TARİHLERDE ZAMANINIZ MÜSAİTSE SİZLER DE SEYİRCİ OLABİLİRSİNİZ. KATILMAK İSTEYENLER LÜTFEN BİZE AD, SOYAD, CEP TELEFONU BİLGİLERİNİ İLETSİNLER. İLANEN DUYURURUZ.

AKDENİZ BÖLGESİ DOSYASI /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : TÜRKİYE’ Yİ DOĞU AKDENİZ’DE KUŞATTIRAN KİM ?…


LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/dogu-akdeniz/

İktidar 17 yıldır ülkemizi yönetiyor ama hep mağduriyet edebiyatı yapıyor, içte ve dışta düşman yaratıyor, suçu başkalarının üzerine atıyor ve hiçbir konuda doğruyu söylemiyor, söyleyemiyor! Bu 17 yılın sonunda ülkemizin geldiği yer; ekonomik iflas, adaletsizlik, hukuksuzluk, iç barışımızın dinamitlenmesi, demokratik kazanımlarımızın katledilmesi, beka sorunu ve kuşatılmışlık.

Bugün Türkiye’ye her yönden saldırılıyor ve kuşatılıyor olmasının nedeni; iktidarın 17 yıllık akıl dışı, Cumhuriyetimizin kurucu ilke ve değerlerine düşman, Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde yapılan Aydınlanma Devrimlerini anlamayan ve aşındırmaya çalışan, çağdışı “Siyasal İslamcı” ideolojisi ve “Yeni Osmanlı” hayalinden beslenen yönetimidir.

Bağışıklık Sistemimiz Çöktü!

Bu yanlışlar yüzünden, Türkiye’nin bağışıklık sistemi çökmüştür. Her ülkenin, aynı insan metabolizmasında olduğu gibi zayıf ve sorunlu tarafları vardır. Onlarla yaşamak mümkündür; yeter ki bağışıklık sistemi güçlü olsun. Özellikle son senelerde ve aylarda tüm gelişmelerin ülkemiz aleyhine olmasının ve her şeyin üstümüze üstümüze gelmesinin nedeni; iktidar tarafından kısmen bilinçli, kısmen bilinçsiz olarak çökertilen bağışıklık sistemimizdir. Bu şekilde yönetilmeye devam edilirsek bizi bekleyen tehdit; çoklu organ yetmezliğidir.

Dış politika, çıkarlar üzerine oturur. Dış politikada dostluklar ve ideoloji asla belirleyici değildir. Ama ülke olarak sizin dış politika anlayışınız akla ve ülkenizin yalın çıkarları üzerine inşa edilmiyorsa, dinsel dayanışmalardan, geçmişin aklından ve hayalinden medet umuyorsa ülkenize yazık olur ve evet, ülkemize yazık oluyor.

Uygun Adımları Atmaz, Hamleleri Yapmazsanız…

Bugün Türkiye Suriye’nin kuzeyinden PKK’nın uzantısı olan unsurlar tarafından kuşatıldıysa, bu yüzden Fırat’ın batısına Zeytin Dalı ve Fırat Kalkanı gibi askeri harekâtlar yapmak zorunda kaldıysak ve bu bölgeden hala şehitlerimiz geliyorsa; bunun nedeni iktidarın Suriye konusunda yapmış olduğu affedilemez yanlışlardır.

Gelelim, yazımızın esas konusu olan Doğu Akdeniz’deki kuşatılmışlığımıza… Dış politikada, belki de siyaset dahil yaşamın her alanında geçerli olan önemli bir kural vardır. Zamanında gerekli adımları atmaz ve uygun hamleleri yapmazsanız daha sonra atacağınız adımların ve yapacağınız hamlelerin hem maliyeti artar, hem de bu hamleler işe yaramayabilir.

Enerjisini Başka Alanlarda Kullandı

İktidar; görevi devraldığı 2002’den beri Doğu Akdeniz’de Türkiye aleyhine gelişen, çıkarlarımızı ve güvenliğimizi tehdit edeceği daha o günden belli olan gelişmelere duyarsız kalmış, uyarıları ciddiye almamış, parmağını kıpırdatmamış, enerjisini ve zamanını Cumhuriyetimizin kurucu ilke ve değerlerini yok etmek için harcamıştır.

Doğu Akdeniz’e sahili olan devletler harıl harıl bu denizi paylaşmaya çalışırken, Münhasır Ekonomik Bölgelerini (MEB) ilan ederken ve birbirileriyle koordine olup anlaşmalar imzalarken; iktidar hiçbir şey yapmadığı gibi, Türkiye’nin çıkarlarını ve güvenliğini zedeleyen gelişmelerin içinde olmuştur.

Suriye Türkiye’yi Satmadı Ama…

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY); 2003’de Mısır’la, 2007’de Lübnan’la ve 2010’da Mısır’la Türkiye’nin çıkarlarını yok sayacak şekilde MEB paylaşım anlaşması yaptı. Suriye ise GKRY’nin MEB paylaşımı teklifini kabul etmedi, yani Türkiye’yi satmadı. Ama Türkiye, iktidarı nedeniyle Suriye’yi sattı ve emperyalizmin vekâlet savaşının ateşine odun taşıdı.

Ayrıca; 2004’de GKRY’nin Kıbrıs Cumhuriyeti olarak adanın tümünü temsilen Avrupa Birliği’ne katılmasına itiraz etmedi ve sessiz kaldı. Halbuki GKRY’nin adanın tümünü temsilen AB’ye alınması hem uluslararası anlaşmaları (Londra ve Zürih) hem de “komşularıyla sınır problemleri olan ülkelerin birliğe, AB’ye alınmayacağı” kuralını ihlal ediyordu. Artık GKRY ile olan her sorunumuz, aynı anda Türkiye-AB arasındaki sorun haline geldi.

Rauf Denktaş’a Düşmanlık Yapıldı!

İktidar tarafından; Kıbrıs davasının en büyük savunucusu olan Rauf Denktaş’a düşmanlık edildi, halkı aydınlatma girişimleri engellendi ve sansürlendi. Ama Türkiye’ye karşı her zaman düşmanlık içinde bulunan Yorgo Papandreu’ya 2011’de, Dünya Üniversitelerarası Kış Oyunları’nın açılış töreninde “Erzurum seninle gurur duyuyor” diye slogan attırıldı. Aynı şeyi 2012’de, AKP’nin 4. Olağan Kongresi’nde elinde Türk Askeri’nin Şehit kanı bulunan Barzani için de yaptılar ve “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye orada bulunanları bağırttılar.

Doğu Akdeniz’de MEB paylaşımı için işbirliği yapmamız gereken Mısır’la, iktidarın Müslüman Kardeşler aşkı ve İsrail ile Hamas sevdası yüzünden papaz olduk. Yani Siyasal İslamcı ideoloji, bölgedeki herkesi Türkiye’ye düşman yaptı, bölgedeki yaşamsal çıkarlarımız zarar gördü ve görmeye de devam ediyor. Bugünlerde Yunanistan, GKRY, Mısır ve İsrail yakın işbirliği yapıyor, toplantılar düzenliyor, ortak tatbikatlar yapıyor, hatta bu tatbikatların senaryolarında ülkemizi tehdit ve bölgenin istikrarını bozucu bir unsur olarak gösteriyor.

Türk Denizciliği 500 Yılın Zirvesindeydi!

Ayrıca; Doğu Akdeniz’in zengin petrol ve doğalgaz yatakları nedeniyle, son yıllarda bölge dışı ülkeler de (ABD, AB, Rusya) bölgeye olan ilgilerini ve faaliyetlerini arttırdılar. En son olarak topa Fransa da girdi. Türkiye, bölgede hızla yalnızlaşıyor. Aleyhimize oluşan bu resim, iktidarın yanlış politikalarının bir sonucudur.

2009’da, AB İlerleme Raporunda Avrupalılar, Türk Deniz Kuvvetleri’nin adını açık açık vererek iktidara şikâyet ettiler. Denizcilerin suçu şuydu; “Türkiye’nin Doğu Akdeniz ve Ege’deki hak ve menfaatlerine aşırı bir sahibiyet göstermek”. İktidar bunun üzerine gereğini yaptı; bugün FETÖ denen ama o günlerde yere göğe konmayan ve menzil birlikteliği yapılan cemaatle birlikte gerçekleştirilen ortak operasyonla, denizciler başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üstüne Balyoz indirildi ve FETÖ’nün önü açıldı.

Balistik Füze Saldırısı Gibidir

Ki o Türk Deniz Kuvvetleri, 1571’de İnebahtı’da (Lepanto) alınan yenilgiden sonra geldiği en güçlü zirvedeydi. Ama bugün, Türk Deniz ve Hava Kuvvetleri başta olmak üzere Türk Silahlı Kuvvetleri’nin doğru ve milli bir siyasi otorite emrinde, ciddi bir rehabilitasyon sürecine ihtiyacı var, eski gücüne ulaşması için! Bu işler; “Ey Amerika!”, “Ey Avrupa!”, “Ey İsrail!”, “Ey Mısır!” demekle olmuyor! Yapılan konuşmalarda gürültülü bağırışlar ve meydan okumalar fazla ise içerik ve karşılığı zayıf demektir.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) kendisini iyileştirebilmek ve eski gücüne ulaşabilmek için iktidara rağmen kahramanlar gibi çalıştığını ve mücadele ettiğini görüyor ve takdir ediyoruz. Ama henüz yasallaşmayan Yeni Askerlik Sistemi’nin TSK’ya ve dolayısıyla ülkemizin güvenliğine karşı atılan balistik bir füze saldırısı ile eş değerde olduğu bilinmelidir.

Türker Ertürk

GÜNDEM ANALİZİ /// NACİ KAPTAN : TÜRKİYE ABD TARAFINDAN BİR TEHDİT ALTINDA MIDIR ?


Sayın Türker Ertürk değer vererek okuduğum yurtsever saygın bir asker ve yazardır . Aşağıda paylaşmış olduğum yazısında ABDnin bir HAYDUT DEVLET (Rogue State)olduğunu yazmış ki bu tanımıçok doğrudur . ABD Dünyanın her bir bölgesinde ve kendi ülkesinden onbinlerce km uzaklıktaki ülkelerde karargah kurmuş , askeri ve örtülü eylemlerde bulunmuş ve doğrudan veya dolaylı olarak veya askeri güç kullanarak bu az gelişmiş / yoksul ülkelerde yönetimde söz sahibi olmuştur. İşte HAYDUT DEVLET olmak budur .

Peki herkesi haydutlukla suçlayan ama kendisi en büyük haydut devlet olan ABD (Trump) neden Türkiyeye karşı düşmanca davranarak Ulusal onurumuzu aşağılacak söylem ve davranışlarda bulunuyor ? Neden Terörist grupları eğitip ordulaştırarak silahlandırıyor ve sınırımıza yığıyor ? BOPta sıra Türkiyeye mi geldi ?

TÜRKİYE ABD TARAFINDAN BİR TEHDİT ALTINDA MIDIR ?

ABD TÜRKİYEYE KARŞI BİR KUŞATMA UYGULAMAKTA MIDIR ?

ABD İLE TÜRKİYE ARASINDA BİR SAVAŞ OLASILIĞI VAR MIDIR ?

Bu üç soruya vereceğim yanıt ; EVETtir.

OLGULAR ;

Trump ülkemizi doğrudan tehdit etmektedir. Delidir ne söylese yeridir diyemezsiniz! Türkiyeye karşı söyledikleri ve ekonomik kıskaca alma çalışmaları unutulmamalıdır ;

1. ABD Başkanı Donald Trump, terör örgütleri FETÖ ile PKK adına suç işlediği ve casusluk yaptığı iddiasıyla yargılanmasına devam edilen ABDli din adamı Andrew Craig Brunsonın serbest bırakılmaması durumunda Türkiyeye geniş yaptırımlar başlatacağı tehdidinde bulundu. (27.07.2018 )

2. 14.01.2019 Eğer Türkiye Kürtleri vurursa, Türkiyeyi ekonomik yönden mahvederiz. 20 millik (32 km) güvenli bölge kuracağız. Aynı zamanda Kürtlerin Türkiyeyi provoke etmesini istemiyorum Bu deyişi not ediniz .

3. Türkiyeye ABD ile ticarette vergi avantajı sağlayan Genelleştirilmiş Tercihler Sistemi (GTS) kapsamındaki ülkeler listesinden Türkiye çıkartıldı (17.05.2019)

4. ABD Başkanı Donald Trumpın, Ortadoğu politikasında özellikle İsrailin varlığı için tehdit olarak gördüğünü sıkça vurguladığıİranın ekonomisini hedef alarak siyasi rejimini zor durumda bırakma politikası devam ediyor. Bu çerçevede ABD yönetimi, Türkiyenin de aralarında bulunduğu 8 ülkeye geçici süreyle İrandan petrol alımına devam etmeleri konusundaki ayrıcalığı da Mayıs başında sona erdirdiğini açıkladı. İrana yönelik Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği ambargo kararı olmasına rağmen ABD yönetimi, eğer kendisi tarafından ilan edilmiş yaptırımlara uyulmazsa Türkiye gibi üçüncü ülkelere ve İranla ticaret yürütecek şirketlere ticari yaptırımlar uygulayacağını yineledi. (06.05.2019)

5. 20 Mart 2019 Kudüs Zirvesinde ABD Dışişleri Bakanının Türkiye için kullandığı malign (habis) tanımlaması

ABDnin ASKERİ GÜÇ KULLANMA OLASILIĞI

Aslında ABD Türkiyeye karşı barış ortamında İKİ KEZ planlı askeri güç kullandı ;

1. MUAVENET MUHRİBİMİZ 2 Ekim 1992de Display Determination-92 / Kararlılık Gösterisi-92 adlı NATO tatbikatı sırasında Egede ABD uçak gemisi Saratoganın ateşlediği 2 adet Sea Sparrow füzesiyle planlı ve bilerek vuruldu . 5 denizcimiz şehit oldu . 22 denizcimiz yaralandı . Muhrip görev dışı kaldı .

2. ÇUVAL OLAYI 4 Temmuz 2003 günü Kuzey Irakın Süleymaniye kentinde Amerikan askerleri tarafından Türk Özel Kuvvetleri Bürosuna yapılan baskınla, 11 Türk askerinin başlarına çuval geçirilip kelepçelenerek esir alındı.ABD böylece 1 Mart tezkeresinin reddine karşılık verdi. Daha sonraları CIA ajanı Henri barkey bir toplantıda şunu söyledi ; AKP ile anlaşarak Türk ordusunu kafesledik

SU UYUR DÜŞMAN UYUMAZ , BU NEDENLE SÜREKLİ TETİKTE OLMAK GEREK !

A * ABDnin Güneydoğu sınırımızda KÜRT DEVLETİ kurma projesi

1. (11.12.2017) Pentagon 2018de YPGye yardım için 500 milyon dolar ayırdı. YPGye 12 bin kalaşnikof, binlerce ağır makineli tüfek, roket atar, anti-tank füzesi, uydu telefonu ve gece görüş dürbünü gönderilecek. Pentagonun 2018 Mali Yılı Bütçesinde Suriyede IŞİDe karşı savaşan muhalefete yani PKKnın Suriye kolu YPGnin ana omurgasını oluşturduğu SDGye (Suriye Demokratik Güçleri) 500 milyon dolarlık yardım öngörülüyor.Yapılacak silah yardımının bütçesi 104 milyon dolar olarak hesaplandı. Bütçe detayında 12 bin adet AK-47 Kalaşnikof otomatik tüfek, 6 bin PKM makineli tüfek, 3 bin 500 DShK ağır makineli tüfek, 3 bin adet RPG-7 roketatar, bin adet Türkiyede PKKlıların üzerinde yakalanan AT-4 veya SPS-9 sofistike anti-tank füzesi, 80 adet 60 mm, 80 adet 82 mm ve 75 adet 120 mm havan topu bulunuyor. Bu silahlarda kullanılacak mühimmatlara ise 157.6 milyon dolar ayrıldı.

SİLAH YARDIMI 8 KAT ARTTI

2. Emekli albay ve 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Milli Güvenlik ve Dış Politika Araştırmaları Merkezi Başkanı Erol Başaran Bural, YPGye yardımın artmasınışöyle değerlendirdi: 2017de Suriye eğit-donat programına 250 milyon dolar tahsis edilmişti. Silahlı gruplar için 13 milyon 200 bin dolarlık hafif ve ağır silahların alınmasını öngörülmüştü. Yapılan yardımlar yeterli gelmediğinden talep edilen 180 milyon dolarlık ek bütçeyle birlikte PKK/PYDye 2017 yılında yapılan yardım toplam 430 milyon dolara ulaştı.

30 BİN SİLAHLI ADAM

3. Pentagonun bütçe detayında şu anda bölgede 25 bin silahlı adam olduğu belirtiliyor. Bu yıl 5 bin kişinin daha eğitilerek bu gruba katılacağı ve 2018 sonunda ABD yardımıyla sahada savaşan 30 bin silahlı terörist olacağı ifade ediliyor.

LİNK : https://www.mynet.com/abdden-ypgye-2018de-500-milyon-dolarlik-silah-daha-110103549070

60 BİN KİŞİLİK ORDUYA YETER

4. (22 Aralık 2018) Suriye kuzeyindeki PKKlı teröristlere ABD tarafından ilk kapsamlı sevkiyat 2014 yılında yapıldı. Hatta o dönem havadan atılan cephanenin bir kısmı PKKya bir kısmı da DEAŞa gitti. ABD ordusu, o günden bugüne toplamda 22 bin TIR ve 5 bin kargo uçağı dolusu silah, araç, teçhizat ve cephaneyi terör örgütüne teslim etti. Bu miktarda cephanenin en az 60 bin kişilik bir orduyu donatabileceği belirtiliyor. 60 bin kişilik bir orduyu donatacak sayıdaki silahların Türkiyeye karşı kullanılmasından endişe ediliyor.

LİNK : https://www.yenisafak.com/dunya/o-silahlar-ne-olacak-3416572

Kürt grupları eğiten ve silahlandıran , düzenli ordu olarak yapılandıran , Türkiyeye tehdit oluşturan bu grupları koruma kalkanı altına alan bu nedenle de sözde stratejik ortak olduğunu zanneden ülkeyi MAHVEDERİMdiye tehdit eden HAYDUT bir devletle karşı karşıyayız .

Sorudur ; ABD , PKK / PYD / YPG habire isim değiştiren ama özde aynı olan bu gruplardan neden düzenli ordu yaratıyor ?

ABD bu oluşumlara neden 2014 yılından buyana 22 bin TIR ve 5 bin kargo uçağı dolusu silah, araç, teçhizat ve cephaneyi teslim etti 60 bin kişilik orduyu donatacak silah , cephane neden verildi ? Bu güç kime karşı kullanılacak ?

Türkiye ABD tarafından Güneydoğudan kuşatılmıştır. Devam edelim

BATIDAN EGE DENİZİNDEN KUŞATMA

EGE ADASINDA BULUNAN ADA ADACIK VE KAYALIKLARIMIZ YUNANİSTAN TARAFINDAN İŞGAL EDİLDİ SİLAHLANDIRILDI

1933, 1943 tarihli İngiliz haritalarıyla, 1951 ve 1957 tarihli Amerikan haritalarında adaların Türkiyeye ait olarak gösterilen Egedeki Koyun, Hurşit, Fornoz, Eşek, Nergizçik, Bulamaç, Kalolimnoz, Keçi, Sakarcılar, Koçbaba ve Ardacık adacıkları ve İzmir önlerindeki Venedik Kayalıkları ile Girit Adası etrafındaki Gavdos, Dhia, Dionisades, Gaidhouronisi ve Koufonisi adacıklarının Yunanistan tarafından işgaline AKP iktidarı sessiz kaldı . Adalara 5 bin Yunan askerinin konuşlandırıldığı ve Lozan hilafına silahlandırıldığı gündemdedir. Yunan ordusu anakaraya çok yakın olan adalarımızda köşe başlarını tutmuştur . Bunlar öncü kuvvettir .

YUNANİSTANIN EGE ADALARINI İŞGALİ ABD SENARYOSU İLE PEKİŞTİRİLİYOR VE TÜRKİYE SAVAŞA ÇEKİLİYOR !

ABDnin tatbikat uygulamalarının ve nezaketinin dışına çıkarak doğrudan Türkiyeyi hedef aldığı 2 tatbikat . Bu tatbikat senaryolarında NATO müttefiki bir ülkenin senaryoda açık şekilde düşman statüsüne alınması Türkiyeye ciddi bir mesaj ve diplomatik hakarettir.

1. (Millenium Challenge 2000 gibi) jenerik bir coğrafya, uydurma isimler ya da semboller üzerinden Türkiyeyi isim vermeden ve açık tarifle işgal edilecek ülke olarak tanımlayarak mesaj vermeye çalışıyordu.

2. (Aegean War) Senaryo, Kıbrısa Yunanistanın balistik füzeler yerleştirmesini Türkiyenin bunu önlemesi ve fırsattan yararlanarak benzer silahların yerleştirileceği Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve İstanköy adalarını işgal etme niyeti üzerine kurgulanmış. Senaryo gereği, Egede gerçekleştirilen deniz kampanyasında silahlıçatışma alanı olarak sadece deniz tarafı kullanılmış. ABD 6. Filosu, başlangıçta Yunanistanın ve Güney Kıbrısın toprak bütünlüğünü sağlamak ve Yunan Donanmasının yokoluşunu önlemek için Kıbrısa giden Türk amfibi konvoyuna ve filosuna karşı Aegis sınıfı kruvazörleri gönderiyor. Türkiye birini batırıyor. Onlar da adaya giden Türk tank çıkarma gemisini (LST) batırıyor. Gemiyle birlikte 700 kişi kaybediliyor. Daha sonra savaş Egeye yayılıyor, Türkiye Boğaz önü ve Doğu Ege adalarını işgale yöneliyor. (E. Tüma. Cem Gürdenizin makalesinden )

LİNK : http://nacikaptan.com/?p=67634

Batıdan kuşatma Yunanistan ile başlatılmış ve göreceli olarak güçlendirilmektedir. ABD ve AB ardında beklemektedir.

GÜNEYDEN KUŞATMA & DOĞU AKDENİZ HAVZASINDA KİMİN KAÇ GEMİSİ VAR?

Doğalgaz sebebiyle son aylarda ciddi hareketliliğin gözlendiği Akdenizde şu an 60 civarında savaş gemisi bulunuyor. Bu gemiler Türkiyenin güneyinde tehdit oluşturacak düşman bir filo olarak kabul edilmelidir.

Aralarında NATO ve Türkiyenin de yer aldığı 12 ülke Akdenizdeki olayları deniz güçleriyle yakından takip ediyor. Akdenizde; ABDnin uçak gemilerinden Harry Truman, USS Roosevelt ve USS Donald Cook adlı modern destroyeri ile toplam 12 muharip gemisi var. Rusyanın ise 25 savaş gemisi bulunuyor. NATO üyesi Fransanın Doğu Akdenizde Charles de Gaulle adlı uçak gemisinin yanı sıra 2 fırkateyni, bir denizaltısı yer alıyor. Bölgede ayrıca İtalyanın ve İngilterenin 2, Kanada, İspanya, Belçika, Portekiz, Yunanistan ve Hollandanın ise birer savaş gemisi seyir halinde. Tabii ki Türkiye de bölgede yeteri miktarda deniz gücü bulunduruyor.

TRİLYONLARCA DOLAR

Rakamlara dudak uçuklatan cinsten. ABD Jeolojik Araştırmalar Merkezinin tahminlerine ve Türkiyenin elindeki verilere göre, Doğu Akdenizde toplam 15 trilyon metreküplük doğalgaz ve 55 milyar varil petrol rezervi var. İkisinin toplam değeri onlarca trilyon dolar ediyor.

GAZZE ABLUKASININ TEMELİ

Tunus ile Sicilya Adasının doğusundaki bölgeyi ifade eden D. Akdeniz, dünyanın en büyük hidrokarbon yataklarından biri. Bölgede ilk büyük keşif, İsrailin Tamar yatağıydı. 200 milyar metreküplük bu doğalgaz yatağı 2001 yılında açılmıştı. Ki bu alan İsrail Filistin bölgesi dahilinde. Bu yüzden 2006 yılında Gazze ablukaya alındı. Ardından daha büyük doğalgaz yatakları bulundu. En büyükleri ise İsrailin 650 milyar metreküplük Leviathan ve Mısırın 850 milyar metreküplük Zohr yatakları oldu. 2011 yılında, Kıbrıs kıta sahanlığında yeni bir doğalgaz yatağı bulunmuş ve buna Afrodit ismi verilmişti. Halihazırda burada bulunan doğalgaz miktarının, 200 milyar metreküp olduğu değerlendiriliyor.

İngiltere Kıbrısa yığınak yapıyor: 121 savaş uçağı yerleştirecek!

(9.4.2019) İngiltere Hava Kuvvetlerine ait 121 adet F-35B tipi savaş uçağının, sonbaharda Kıbrıs Rum Kesimindeki Ağrotur Üssüne geleceği bildirildi. İngilterenin şu anda 17 tane olan F-35B savaş uçağı sayısı, 138e çıkarılacak.

LİNK : https://www.aydinlik.com.tr/ingiltere-kibris-a-yiginak-yapiyor-121-savas-ucagi-yerlestirecek-dunya-nisan-2019

KIBRISTA FRANSAYA DENİZ ÜSSÜ

(22.05.2019) Kıbrıs Rum yönetiminin Fransaya deniz üssü verilmesini öngören askeri anlaşmayı, 6 ay içinde hayata geçireceği bildirildi. Anlaşmaya göre Fransa donanması, Rum sözde parsellerindeki doğalgaz çalışmalarının güvenliğini de sağlayacak; çakışan alanlara yönelik muhtemel Türk müdahalelerini de göğüsleyecek.

LİNK : https://sptnkne.ws/m3ED

BÖYLECE TÜRKİYE GÜNEYDEN DE KUŞATMA ALTINDADIR.

Yunanistan ,Bulgaristan, Romanya, Gürcistandaki ABD askerleri ayrı bir hikayedir.

İÇTEN KUŞATMA

1. Ülkemiz ağır yoğunluklu bir İSTİKRARSIZLAŞTIRMA baskısı altındadır . Öncelikli olarak Türk toplumu iktidar tarafından KÖKEN ve İNANÇ üzerinden bölünmüş , düşmanlaştırılmış ve birbirine hasım kılınmıştır .

2. Çıkarcı özelleştirmeler ve akıl almaz oranda dış borçlarla , hesapsız harcamalarla EKONOMİ çökmüş, işssizlik , enflasyon , pahalılık nedeniyle toplum direnci kırılmıştır.

3. TSKnın hiyerarşik düzenli yapısı dağıtılmış, askeri okullar kapatılmış, komuta heyeti siyasetin içine çekilerek liyakat ortadan kaldırılmış, Askerlik görevi sermayeleştirilmiştir. Askerlik süreci ise sürekli kısaltılmaktadır . Hatta bayram öncesi 6 ayını tamamlamış olan erlerin terhisi söz konusu olmuştur. Sayısı belki 100 bin civarı olan 6 aylık askeri bir anda kışladan gönderdiğinizde doğabilecek güvenlik zafiyeti Milli güvenliğimizi tehlikeye sokacaktır . Daha sonra terhis olayı bayram sonrasına bırakılmıştır. Bekleyelim görelim!

4. Ülkemize yaklaşık 5 milyon Suriyeli kayıtsız olarak alınmıştır . Bu Türkiyenin demografik yapısını değiştirmek için yapılmış planlı bir operasyondur . Bir milyon Suriyeli asker olacak yaştadır ve bu sayı bizim ordumuzun toplamından fazladır. Türkiye içinde her an bir karmaşa çıkartabilecek yapı ve çoğunluktalar.

Türkiye 2002den bu yana gittikçe artan siyasi , ekonomik , sosyal kargaşa ve savrulmalarla zayıflamıştır . Bu zafiyeti en çok yaşayan Ergenekon, Balyoz operasyonlarıyla en değerli kuşaklarını kaybeden TSKnın savaş gücü kasıtlı ve planlı olarak kırılmıştır . TSK komuta kademesi siyasetin parçası yapılmıştır.

Devlet ehil ve akil kişiler tarafından yönetilmiyor. Liyakatli, bilgili kişiler devletten uzaklaştırıyor . Devlet kurumları zayıflıyor . Ülke zayıflıyor ve işgale açık hale geliyor . Sonuç olarak Türkiye BOP kurallarına uygun sistematik olarak zayıflatılmış ve güç kaybına uğratılmıştır . İşte bu nedenle Yunanistan fiili yaptırımlarla adalarımız işgal ediyor fakat herşeyden sorumlu olduğunu söyleyen saraydaki yöneticimiz sessiz kalıyor . Ülkemiz işgal altında Gen.Kur.Başkanı da sessiz !!!

ABD bizi açıkça düşman ilan ediyor, hakaret ediyor Anayasal kurumlarımız çökertildi. yargıçöktü. Ekonomi çöktü. İhvan-ı müslimci yönetimin aklı fikri laik cumhuriyeti de çökertmek . Çevrede dostumuz kalmadı . Üzülerek söylüyorum ki Türkiye Osmanlının hasta adam devrine yol almaya başladı.

Görüşüm ; S 400 Hava savunma sistemi gecikmeden alınmalıdır . ABDnin sadece savunmaya yönelik sistemi almamıza karşıçıkmasının ardında TÜRKİYENİN SAVUNMASIZ kalması isteği yatmaktadır . Bu sistem BOP kurgusuna karşı bize kalkan sağlayacaktır . ABD ve müttefiklerinin saldırı gücünü düşürecektir. Türkiye NATOda kalarak olası bir savaşa karşı en azından Natonun içinde az da olsa bir koruma kalkanınıüzerinde tutmalıdır .

Marshall planında ökseye tutulan Türkiye, sancılı ve zor da olsa bu açmazdan çıkacaktır.

UNUTMAYALIM ;

ABD – FRANSA – YUNANİSTAN -İSRAİL -İNGİLTERE PASTAYI PAY ETMEK İÇİN APORTTA BEKLİYOR !

Naci Kaptan / 01.06.2019