DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// SAİD ABDURRAZIK : Türkiye Akdeniz ve Ortadoğu’da ne istiyor ???


SAİD ABDURRAZIK : Türkiye Akdeniz ve Ortadoğu’da ne istiyor ???

Türkiye, geçtiğimiz yılın Mayıs ayı başlarında, Doğu Akdeniz’de Kıbrıs açıklarında petrol ve doğalgaz arama çalışmalarına başladı. (Güney) Kıbrıs ve Yunanistan, sondaj faaliyetlerinin Kıbrıs’ın kıta sahanlığının ve deniz yetki alanlarının ihlâli olduğunu iddia ederken, Ankara ise ‘münhasır ekonomik bölgesi’ olarak addettiği bölgedeki sondaj çalışmalarına ara verilmeyeceğini ilan etti.

Türkiye kendi karasularında, Antalya ve Mersin açıklarında yaptığı sondaj çalışmalarında ciddi bir petrol ve gaz rezervine rastlanmaması üzerine, sadece kendisinin tanıdığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile bir dizi anlaşma gerçekleştirdi. Bu anlaşmalara istinaden KKTC Türklerinin haklarını savunmak adına Doğu Akdeniz’de ihtilaflı bölgelerde de sondaj faaliyetlerine başladı.

(Güney) Kıbrıs, 2007’nin başında Türkiye’nin BM nezdinde itirazlarına rağmen 13 adet arama sahası ilan etti ve büyük petrol şirketlerine ruhsat verme aşamasına geçti. Buna karşılık Türkiye, Doğu Akdeniz’de kendi ekonomik bölgesinde Kuzey Kıbrıs’ta adanın kuzeyi ve doğusunda belirlediği bölgelerde TPAO’ya arama ruhsatları verdi.

Kıbrıs’ın 13 parselinden 1, 4, 5, 6 ve 7 no’lu parsellerin bir bölümü, Türkiye’nin TPAO’ya ruhsat verdiği bloklarla kesişiyor. 3 no’lu parsel ise Kuzey Kıbrıs’ın TPAO’ya verdiği ayrıcalıklı alan ile kesişiyor.

Doğu Akdeniz’de toplam doğal gaz rezervinin 300 trilyon fit küp olduğu tahmin ediliyor. Böylelikle Akdeniz dünyanın ikinci en büyük doğal gaz rezervini barındırıyor.

Türkiye’nin, Akdeniz’de dışlanmaya itiraz ederek, sondaj gemilerini ihtilaflı bölgeye göndermesi, Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve bölgedeki ülkelerden tepki gördü. Mısır, (Güney) Kıbrıs, Yunanistan, İtalya, Ürdün, Filistin ve İsrail bir araya gelerek; Kahire merkezli Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu (DAGF) oluşturdu.

DAGF’nin kuruluş amacının ve ana hedefinin; dünya piyasalarındaki arz ve talebi sağlamak, altyapı maliyetini rasyonelleştirerek, rekabetçi fiyatlarla üye ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek bölgesel bir gaz piyasasının kurulması olduğu belirtildi. Tüketici ya da geçiş ülkelerinden herhangi birinin foruma daha sonra da üye olabileceği kaydedildi.

Buna karşılık Türkiye, emri vaki yaparak bölgedeki zengin rezervlerden faydalanmanın yollarını aradı. Türk donanmasına ait savaş gemileri, bölgede sondaj faaliyeti yürüten uluslararası şirketlerin gemilerini taciz etti. Türkiye sondaj ve arama faaliyetleri hamlesinin ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Libya Ulusal Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayiz es-Serrac arasında 27 Kasım 2019’da Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nı imzaladı. Anlaşma TBMM de onaylandı. Türkiye ile Libya Hükümeti arasında ayrıca bir dizi savunma anlaşması da imzalandı. Böylelikle Türkiye’nin sadece Akdeniz’deki doğal gaz rezervleri ile ilgili değil Libya’nın geleceğinde söz sahibi olarak bölgede daha etkin olma hedefinin olduğu görüldü. Ancak bu hamleler zaten gergin olan Ortadoğu ülkeleriyle ilişkilerini daha da germiş oldu.

Ankara, Serrac Hükümeti ile yaptığı anlaşmalarla Ortadoğu’da ve Doğu Akdeniz’de kendisini dışlayan projelere karşı kararlı bir duruş sergileyeceğini gösterdi.

Türkiye-Libya anlaşmasının temelinde ise ekonomik çıkarlar yatıyor, şöyle ki; Türk Hükümeti savunma anlaşmasının ön şartı olarak ‘deniz yetki alanlarının sınırlandırılması’ ve müşterek petrol ve doğal gaz arama yapılması’ şartlarını ileri sürdü. Trablus’ta kuşatılmış olan Serrac Hükümeti de anlaşma yapmak zorunda kaldı.

Türkiye, Libya ile yaptığı bu anlaşmalarla kendisini dışlayan Doğu Akdeniz Gaz Forumu’na (DAGF) itiraz geliştirebildi.

Nitekim bu anlaşma doğudaki Mısır, (Güney) Kıbrıs, İsrail ve Filistin ile batıdaki İtalya ve Yunanistan’ın ilişkisini bölmek anlamına geliyordu. Ayrıca İsrail, Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’ın üzerine uzlaştığı EastMed boru hattı projesini de tehdit eder nitelikteydi. Bu süreçte Türkiye Libya ile yaptığı anlaşmaya istinaden Güney Kıbrıs dışındaki ülkelerle de benzer anlaşmalar yapmaya hazır olduğunu ilan etti. Nitekim Türkiye, Libya ile yaptığı anlaşmanın kendisini Akdeniz’in batı bekçisi konumuna getirdiğini düşünüyordu.

Sonuç olarak Türkiye kendi karasularında ve deniz yetki alanında petrol ve doğal gaz rezervi bulamayınca, uluslararası sulara açıldı ve Libya ile anlaşma yaparak, kendisini dışlayan bölgesel ittifakların planlarını boşa çıkarmayı hedefledi.

Böylelikle tüm dünyanın önemsediği Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon enerji kaynaklarına ortak olmak için maceracı bir yaklaşımda bulundu.

Türkiye aynı zamanda burada bulunacak kaynakların kendisi üzerinden Avrupa’ya taşınmasını da planlıyor.

Ancak bu gerekçelerin tümü, Türkiye’deki muhalefete göre; Cumhurbaşkanı Erdoğan ve milliyetçi müttefikinin dış siyasetine damgasını vuran, ‘mavi vatan’ olarak adlandırdıkları Akdeniz’de hâkimiyet kurmak isteyen ideolojik yaklaşımını da yok saymamızı gerektirmez.

Erdoğan, Libya hükümeti ile yaptığı anlaşma çerçevesinde bu ülkeye gönderdiği askerlerinden, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kaptan-ı Derya sıfatlı Barbaros Hayreddin Paşa gibi destanlar yazmasını istedi. Resmi tamamlamak adına; Türkiye’nin Akdeniz’e gönderdiği sondaj gemilerinden birinin adı Fatih Sultan Mehmet’e atıfla ‘Fatih’, ikincisinin adı Akdeniz’e hakimiyet kuran Barbaros Hayreddin Paşa’ya atıfla ‘Barbaros’ üçüncüsünün adı da Ortadoğu’ya hakimiyet kurmuş Osmanlı Sultan’ı Yavuz Selim’e atıfla ‘Yavuz’ konulmuştu.

Uluslararası hukuk uzmanları, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki adımlarının uluslararası deniz yasalarını ihlal ettiğini söylüyor. Türkiye henüz 1982’de yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni (BMDHS) imzalamadı.

BMDHS’ye göre; Her devlet karasularının genişliğini tespit etme hakkına sahiptir; bu genişlik tesbit edilen esas hatlardan itibaren 12 deniz milini geçemez.

Münhasır ekonomik bölge de, karasularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz milinin ötesine uzanmayacaktır. Münhasır bölgede balıkçılık ve sondaj faaliyetleri yapılabilir. İki ülke sınırlarının toplam mesafesi 424 milden daha az olması durumunda da bir ayrım hattı yani deniz sınırı üzerinde anlaşma yapılması gerekir. Bu sözleşme ayrıca Kıbrıs örneğinde olduğu gibi ada haklarını da korumaktadır.

Türkiye’nin 1974 yılında işgal ettiği ve KKTC olarak tanınan bölge ile yaptığı anlaşma çerçevesinde BMDHS kurallarını esnetmeyi hedeflediği bilinmektedir. Ancak Avrupa Birliği’ne üye ve BM tarafından tanınan Güney Kıbrıs, tüm kıyılarındaki hakkını savunarak Türkiye’nin hak iddialarına itiraz etmektedir.

Türkiye’nin emri vaki yaklaşımı, bölgedeki ülkelerin yanısıra BM ve Avrupa Birliği ülkelerinden de tepki çekmeye devam ediyor. Öte yandan Amerikan enerji şirketi ExxonMobil’in Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arama çalışması yapacak gemisi Şubat ayında sondaja başladı. Böylelikle ABD’de Akdeniz’e müdahil olmuş oldu. Son zamanlarda Mısır-Kıbrıs-Yunanistan arasında bir dizi anlaşma sağlandı. Lübnan-İsrail arasında da deniz sınırlarının belirlenmesi için görüşmeler devam ediyor. Avrupa Birliği de Akdeniz’deki ihtilafta Yunanistan ve (Güney) Kıbrıs’ı desteklediğini ilan etti.

Bu alandaki en önemli gelişmelerden biri de; Türkiye’nin itirazlarına rağmen Doğu Akdeniz Güvenlik ve Ortaklık Yasası adını taşıyan tasarının, ABD Temsilciler Meclisi’nden geçmiş olmasıydı. Bu tasarıya göre Doğu Akdeniz’de İsrail, Yunanistan ve GKRY arasında kurulan enerji ve güvenlik ortaklığına tam destek verilmesi öngörülüyor. Tasarıda ayrıca Güney Kıbrıs’a uygulanan silah ambargosunun kaldırılması da yer alıyor.

Rusya’nın tüm bu olanlara sessiz kalması ise, iki açıdan değerlendiriliyor. Rusya doğal gaz alanında Türkiye’nin kendisine bağımlılığının sürmesini ve NATO ekseninden uzaklaşmasını istiyor. Ayrıca Libya’daki askeri müdahalesine ses çıkarmamasının nedeninin ise; Türkiye ile NATO ülkelerinin arasının daha fazla açılması beklentisi olarak değerlendiriliyor.

Öte yandan (Kuzey) Kıbrıs’ta yeni askeri üsler inşa eden Türkiye’nin Akdeniz’deki haklarından geri adım atmayacağı öngörülüyor.

Said Abdurrazık
Şarkulavsat

DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// Muhammed IŞIK : DEĞİŞEN DENKLEMLER VE TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI


Muhammed IŞIK : DEĞİŞEN DENKLEMLER VE TÜRKİYE’NİN ORTADOĞU POLİTİKASI

14 Eylül, 2018

Türkiye’nin jeopolitik konumu dolayısıyla yakın veya uzak çevresinde yaşananlar, ister istemez kendi dış politikasını etkilemektedir. Irak’ta, Libya’da, Mısır’da, İran ve Suriye’de bir kuş rotasını şaşırsa, Türkiye’ye tesir ediyor veya Türkiye’yi ilgilendiriyor. Türkiye’nin tarihten gelen miras bakiyeleri olan -sınırları cetvelle çizilmiş- ülkelerde her ne yaşanıyorsa, Türkiye kendisini o yaşananlara karşı sorumlu hissediyor. Durum böyle olduktan sonra Türkiye’nin yakın veya uzak bölgelere seyirci kalması düşünülemez. Bunun için Ortadoğu coğrafyasında değişen her denklem ve kurulan her oyun, Türkiye’yi ilgilendirir.

Rusya, İran, Çin ve ABD başta olmak üzere tüm aktörlerin Suriye coğrafyasında siyasal, sosyal, ekonomik ve psikolojik hamleler yaptığı bir ortamda Türkiye’nin devre dışı ya da oyun dışı kalmasını düşünmek hatadır. Türkiye’yi yönetenler, doğru veya yanlış adımlar atarak oyunun içinde olmuşlardır ve olmaya da devam edeceklerdir.

Her gün yeni gelişmelerin yaşandığı, kartların yeniden karıldığı ve oyunda en önde olanın sürekli değiştiği bir coğrafyada oyun kurucu olmak, zor olduğu kadar risklidir de. Ancak Türkiye, bölgesinde oyun kurucu olmaya mecburdur! Bunun maliyetini de ister istemez ödemek durumundadır.

Mültecilerin varlığı, Türkiye için bir maliyettir lakin aynı zamanda siyasi bir fırsat da olabilir. Bu fırsatın siyasal alanda nasıl kullanılacağı ise değişken şartlara bağlıdır. Uzun soluklu oyunlarda bazen kaybetme safhasına gelebileceğiniz gibi, bazen de kazanıyor görünebilirsiniz. Soğukkanlı olup planlarınızdan vazgeçmediğiniz sürece oyun kurucu rolünüz devam edecektir. Kötü bir plan yapmamışsanız tabi!

İdlib’te oyun sıkışmışa benziyor. Sahaya tesir eden tüm aktörler, İdlib üzerine oyunlarını kuruyorlar. Türkiye, Tahran görüşmelerinde ılımlı muhaliflere destek verip ateşkes kararını ısrarla vurgulayarak oyundaki rengini belli etmiştir. Rusya, İran ve diğer devletler ise Türkiye’nin hamlesine göre adım atacaktır. Sınıra asker ve mühimmat takviyesi yaparak aldığımız kararı savunduğumuzu vurguladığımız andan itibaren Suriye Rejimine bağlı askerlerin İdlib sınırında nasıl hareket edeceği, Suriye’nin geleceği için en önemli belirleyici unsurdur.

Suriye için en iyi çözüm; Türkiye ile Suriye Rejiminin ortak paydada buluşarak Suriye Devletinin toprak bütünlüğünün teminat altına alınmasıdır. PYD’nin Suriye’nin neredeyse yarısında etkin olması, Türkiye ve İran için tehdittir. Suriye Rejiminin PYD ile müşterek hareket ederek kendisine tehdit olarak gördüğü terör örgütleri ile mücadele etmesi, yakın gelecekte kendisi için pozitif bir hareket olabilir lakin terör örgütlerine karşı bir başka terör örgütünden medet ummak risklidir. PYD’nin varlığının Suriye devletinin geleceğini tehdit etmesi muhtemeldir. Bu şartlarda Suriye Rejimi için Türkiye ile anlaşmaktan öte bir yol yoktur.

ABD, bölgede bir Kürt koridoru istediği için PKK/PYD unsurlarına fazlasıyla yardım etmektedir. Suriye Rejimi, kendi ordusuyla PYD ile mücadele edemeyecek bir konumdadır. Rusya, İran ve Türkiye’nin ortak hareket ederek, şartlar olgunlaştığında Suriye Rejimine gereken desteği verip PKK/PYD unsurlarını bölgeden temizlemeleri mümkündür. Bunun için öncelikli olarak İdlib sorununun daha fazla büyümeden çözüme kavuşması lazımdır.

Türkiye’nin desteklediği ve Suriye Rejimine düşman unsurlar İdlib’te olduğuna göre, İdlib sorununda oyun kurucu aktör Türkiye’dir. Türkiye, mülteci sorunu ile uğraşmamak için bu meseleyi masada çözmeyi başarabilir ve diğer aktörleri ikna edebilirse, ikinci adım olan Türkiye ve Suriye Rejimi yakınlaşması mümkün olabilir. İdlib’teki unsurlar, silah bırakıp siyasal aktör olmayı kabul ederlerse ve diğer aktörler bu duruma onay verirlerse, İdlib sorunu silahsız çözüme kavuşabilir. Elbette ki sorunun çözümünü istemeyen aktörler, süreci tıkamak için her türlü provokasyonları yapmak isteyeceklerdir.

Reyhanlı saldırısını gerçekleştirenlerden birinin (Yusuf Nazik) Suriye’de yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi ve verdiği ifadede Rejimi suçlaması, Türkiye’nin elini güçlendiren bir gerekçe olabilir mi? İdlib’te arzu ettiğini elde etmek isteyen Türkiye, aradığı piyangoyu bulmuş olabilir. İlerleyen günlerde yaşanan gelişmeler gösterecektir ki; Türkiye, İdlib konusunda arzusuna ulaşacaktır. Yakın zaman içinde Türkiye’nin Tel Rıfat’a operasyon yapması muhtemeldir. Son günlerde Tel Rıfat bölgesine askeri yığınak yapan Suriye Rejimi, eğer Türkiye’nin kararlı tutumu karşısında İdlib’e operasyon düzenlemezse (ki öyle görünüyor) çözüm için iki ülke arasında buzlar erimeye başlayabilir. Suriye Rejimi, Türkiye’ye rağmen (haklı gerekçelerle) İdlib’e operasyon düzenlerse o zaman Türkiye’nin tavrı Suriye Rejimine karşı çok daha sert olacaktır. Rusya ve İran’ın Suriye Rejiminden yana pozisyon belirledikleri düşünüldüğünde, Türkiye’nin ABD ile uzlaşmaktan başka şansı kalmayacaktır. Bu durum, Astana Sürecini baltalamaktan öte, bitirecek bir gelişme olacağından Suriye Rejiminin İdlib’e operasyon yapmasını rasyonel bulmuyorum.

Irak’ta yapılan seçimler neticesinde Mukteda es-Sadr’ın seçimleri kazanması ve Irak için en önemli aktör olması, Türkiye – Irak ve Türkiye – İran arasındaki siyasi denklemleri değiştirmesi muhtemel bir gelişmedir. Türkiye, Suriye politikasını belirlerken Irak seçim sonuçlarını da belirleyici bir unsur olarak masasında değerlendirmelidir. Türkiye, yakın tarihte atacağı siyasi adımlarla Suriye, Irak ve İran üzerine pozitif tesirler bırakacak bölgedeki en etkin aktördür. Suriye iç savaşını Türkiye’nin atacağı akıllı adımlar bitirebileceği gibi aksine Suriye iç savaşının derinleşmesi ve İran’a olası müdahalenin belirleyici aktörü de olabilir. Değişen şartlar ve denklemler iyi analiz edilmezse, Türkiye’nin bir kaosun içine çekilmesi, yakın ve orta vadede gerçekleştirilmeye çalışılan bir senaryo olarak karşımıza çıkabilir.

Muhammed IŞIK

DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// Muhammed IŞIK : TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA STRATEJİLERİ VE BÖLGESEL DENGELER


Muhammed IŞIK : TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA STRATEJİLERİ VE BÖLGESEL DENGELER

17 Ocak, 2020

Son birkaç yılda dış politikada yaşanan atılım ve gelişmeler Türkiye’nin bölgesel dengelerde etkinliğini arttırmıştır. Türkiye’nin dış politikası, uluslararası arenada önemli bir aktör olarak kendini göstermeye devam etmektedir. 2020 yılında Türkiye’nin bölgesinde ve önemli bir aktör olarak dünya genelinde belirleyici, karar alıcı, dengeleyici güç olarak dış politika faaliyetlerini yürütmeye devam edeceğini öngörebiliriz.

Irak ve Suriye krizinde yaşadığı tecrübeleri, eski devlet geleneklerinden edindiği tecrübeyle birleştirerek son birkaç yılda değiştirdiği ve geliştirdiği dış politika stratejileriyle Türkiye bir anda sakin ve etkin güç olarak Suriye krizinde sorun çözücü fonksiyon üstlenmeye başladı. Yaptığı askeri harekâtlarla sınır ötesinde oluşturulmaya çalışılan terör koridorlarına geçit vermedi. Özellikle Zeytin Dalı Harekâtı ile göstermiş olduğu askeri kabiliyeti ve gücüyle düşmana korku salarken, dosta güven verdi. Bu harekât sonrası kurulan masalarda Türkiye gözlemci olmanın ötesinde karar verici bir güce kavuştu. Suriye’den ülkemize gelen sığınmacılara sağladığı imkânlar ve misafirperverliği ile de gönüllere taht kurdu. Bu alanda sağladığı başarı, eşgüdüm ve iyi yönetim ile devlet geleneklerine bağlılığın sağladığı kültür birikimiyle ırk ayrımı yapmaksızın insana değer vermesi, bölgede önemli bir aktör olmasını kolaylaştırdı. Türkiye, ABD ve Rusya ile iyi ilişkiler kurmak suretiyle Suriye’de yaşanan dram ve sıkıntılara bir nebze de olsa çare üretmeyi başarmıştır. Askeri başarılarla kontrol altına aldığı yerleşim yerlerinde ise huzur ortamını sağlamıştır. Tüm bu özellikler bir araya geldiğinde ise Doğu Akdeniz ve özellikle Libya ile ilişkiler konusunda var olan, oluşturulmaya çalışılan dengeleri bir anda değiştirmiştir.

Türkiye kendine güvenen, başarılı dış politik adımlar atan, askeri alanda kısa zamanda üstün başarılar sağlayacak kapasitede bir devlet olduğunu dostta düşmana göstermiştir. Libya ile yapılan anlaşma ve sonrasında Meclisten geçirilen tezkere tehlikeli bir adım olarak algılanmıştır. Rusya’da gerçekleştirilen barış görüşmeleri öncesinde yaşananlar Türkiye’nin stratejik olarak doğru bir noktada olduğunu göstermiştir. İran Komutanı Kasım Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi ve sonrasında yaşananlar ise Türkiye’nin ne kadar hassas dengeleri gözeterek dış politika yapmak zorunda olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir. Analistlerin yazı ve demeçleriyle son birkaç aydaki süreci okumaya çalışırken yaşadığı zorlukları dış politika okuması yapanlar gözlemlemiştir. Bu kadar girift, karmaşık ve hızla değişen dengeleri gözetmek, pozisyon almak, strateji belirlemek ve karar alıp pozitif sonuç almak hiç de kolay değildir. ABD, Çin ve Rusya dış politikasına göre harekât tarzı belirleyip bu ülkeler ile iyi ilişkileri korumaya devam etmek ve kendi stratejisini belirlemek ancak Türkiye gibi derin kökleri olan devletlerin kazanabileceği bir başarıdır.

İranlı komutan Kasım Süleymani öldürülmesi sonrası İran, Irak sınırları içindeki ABD üslerine saldırılar düzenlerken, Ukrayna’ya ait bir yolcu uçağını da düşürdü. Bu sıralarda Irak Parlamentosu ABD askerlerini göndermek için karar aldı. Türkiye aynı günlerde tezkerenin bir sonucu olarak Trablus’ta özel timlerini konuşlandırmaya başladı. DEAŞ Kerkük’te yaptığı saldırıda 2 Iraklı askeri öldürürken 3 askeri de yaraladı. Aynı günlerde ABD Başkanı Trump Irak hükümetini ağır yaptırımlarla tehdit etti. Hafter güçleri Sirte şehrini yapmış olduğu harekât ile ele geçirdi. Cezayir Dışişleri Bakanlığı “Bölgeye herhangi bir yabancı askeri müdahaleyi reddediyoruz” açıklamasını yaptı. DEAŞ saldırısı sonrası İngiltere Savunma Bakanlığından “DAEŞ hala ABD ve Avrupa için bir tehdit ve Irak hükümeti ile bu konuda çalışıyoruz” açıklaması geldi. ABD üstlerine saldırılar sonrası İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, cevap vermemiz gerekiyordu, verdik. Şimdi her şey bitti. Gerilimi tırmandırmamaya çalışıyoruz, dedi. Aynı gün, Hasan Ruhani ise, ABD, Süleymani’yi öldürerek bizim elimizi kesti, biz sizin bacağınızı keseceğiz ve bölgeden atacağız, açıklamasını yaptı. Türkiye bu gelişmeleri serinkanlılıkla takip ederken, PKK’nın en üst kadın yapılanması PAJK’ın sözde yöneticisi Esme Erat ve şoförünü, MİT ve TSK’nın Kandil’deki ortak operasyonuyla etkisiz hale getirdi.

Türkiye’nin Libya Hükümeti ile yaptığı anlaşmanın dış politikada ciddi yansımaları oldu. Fransa Dışişleri Bakanı, “Türkiye’nin Libya hükümetiyle yaptığı anlaşma endişe verici” açıklamasının ardından, Yunanistan Dışişleri Bakanı, “Türkiye, Kıbrıs’ın kaynaklarını geliştirmesini engellemeye çalışıyor” dedi. Aynı gün, Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı da “Türkiye’nin Suriye ve Libya’ya müdahaleleri bölgesel istikrar ve Avrupa güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturuyor” açıklamasıyla gündeme geldi. Türkiye ve Rusya, Libya’da ateşkes çağrısında bulundu. Bunun üzerine Libya Devlet Yüksek Konseyi, Türkiye ve Rusya’nın ateşkes çağrısını memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı. Aynı günlerde Rusya ile Türkiye İdlib’de ateşkesi sağladı. Rusya hava kuvvetleri ateşkese rağmen İdlib’de hava harekâtı düzenlemeye devam etti. Aynı günlerde Tahranda rejim aleyhine gösteriler başladı. ABD Başkanı Trump sosyal medya hesabından yaptığı Farsça açıklamayla, İran’da gösteri düzenleyenlere “Başkanlığımın başından beri sizin yanınızda durdum ve durmaya devam edeceğim. Protestoları yakından takip ediyoruz. Cesaretiniz ilham verici” mesajını gönderdi. Libya’da Sarrac ve Hafter arasında süresiz ateşkes kabul edilirken Rusya’da devam eden ateşkes görüşmelerinde Hafter, anlaşmayı imzalamak için sabaha kadar zaman isteyip, sabah olduğunda anlaşmayı imzalamadan Rusya’dan ayrıldı.

Birkaç hafta içinde yaşanan ve yukarıda özetlemeye çalıştığım gelişmeler ile dış politikadaki hassas ve ansızın değişen gelişmelere dikkat çekmeye çalıştım. Baş döndürücü gelişmeler karşısında Türkiye’nin başarıyla yürüteceği dış politika hamleleri, dünya dengelerinde yeni eksenleri beraberinde getirecektir. Bu gelişmeler karşısında geleceğe yönelik şu öngörülerde bulunmak mümkündür;

  • İran rejimini zor günler beklemektedir. Rejim protestocuların baskısını gündemden düşürmek için en ünlü komutanını feda etmiş gibi görünüyor. Lakin bu hamleleri kısa süreli olarak gündemi değiştirirken özellikle Ukrayna uçağının sehven düşürülmüş olması protestoların yeniden başlamasına sebep oldu. ABD rejim aleyhine yapılan protestoları destekliyor. Kısa – orta vadede İran’da suların daha fazla ısınacağı kanaatindeyim. Bu durum, bir rejim değişikliğine dönüşebilir. Rejim değişikliğinin İran halkına ne ölçüde fayda getireceği ise tartışmaya açıktır.
  • Irak, İran ile ABD’nin örtülü savaştığı bir ülke olarak yakın gelecekte sıkıntılı günler geçirmeye devam edecektir. Haşdi Şabi milisleri muhtemelen Irak’ı zora sokacak operasyonlar yapacaktır ve bu durum Irak Şiilerinin hoşuna gitmeyecektir. İran Şiileri ile Irak Şiileri arasındaki huzursuzluk derinleşmektedir. Bunun yansımalarını yakın zamanda gözlemlemek mümkün olacaktır.
  • Suriye rejimi ile Türkiye’nin tekrar bir araya gelip uzlaşması kaçınılmaz bir sonuç olarak masada varlığını sürdürmektedir. Bunun nasıl olacağı, Rusya ile Türkiye arasındaki iyi ikili ilişkilerin devam edip etmeyeceğine göre değişkenlik arz edecektir. Türkiye, Esat ile aynı masaya oturmama konusunda kararlığını devam ettirmektedir. Suriye rejimi İdlib (Rusya’nın desteği ile) operasyonunu bitirdikten sonra muhtemelen Türkiye ile masaya oturmak zorunda kalacaktır. Türkiye bölgedeki haklarından vazgeçmeden, ülke sınırları içindeki sığınmacıları tekrar Suriye’ye göndermek ve Suriye’nin yeniden inşa sürecine katkı vermek için Rejim ile masaya oturmak durumundadır. Rejim ile aynı masaya oturmama ısrarı veya stratejik olarak masada duran Suriye Geçici Hükümetinin (Resmi Suriye Hükümeti olarak) resmen tanınmaması durumunda Suriye topraklarında atacağı adımlar gayrı meşru hale gelebilir. Türkiye her şart altında (Libya’da olduğu gibi) uluslararası hukuka göre girişimler, adımlar, hamleler yapmak durumundadır. Aksi halde Suriye’de iç savaş bittiğinde işgalci durumuna düşme tehlikesi göz ardı edilemez bir gerçektir.
  • Libya Ulusal Mutabakat Hükümetiyle yaptığımız anlaşma ve kurduğumuz iyi ilişkiler bizi Rusya’da oluşturulan masada taraf haline getirdi. Bu önemli bir gelişme ve başarıdır. Lakin Hafter güçlerinin Libya topraklarının önemli bir çoğunluğuna hâkim olduğu gerçeği de dikkatlerden kaçmamalıdır. Türkiye, Libya’daki gelişmeleri dikkatle takip etmeli ve başarı sağlamak için derin stratejik adımlar atmaya devam etmelidir.
  • Türkiye dış politikasının ‘İhvancı çizgiden’ çıkması gerekmektedir. Türkiye bağımsız politikalar yürüterek Neo/Osmanlı misyonundan vazgeçmek durumundadır. Türkiye bin yıllık tarihi arka planı ile uluslararası güç olmalıdır. Başka türlü etkin, güçlü, söz söyleme kabiliyetine sahip olma konumunu devam ettirme şansına sahip değildir. Türkiye, Mısır ile tekrar iyi ilişkiler kurmanın elzem olduğu bir zorlu dönemecin arifesindedir. Şayet Suriye ve Mısır ile iyi ilişkiler kurulamazsa bölgedeki denklemler pamuk ipliğine bağlı olmaya devam edecektir. Türkiye dış politikada ‘kazan kazan’ stratejisine devam etmelidir. Düşmanları azaltıp, dostlar ile iyi ilişkiler kurmalıdır.

2020 yılında Türkiye’nin dış politika masasında çok yoğun gündemler, analizler ve stratejiler olacaktır. 2020’nin ikinci yarısında Suriye ve Libya’da iç savaşın son bulması ihtimal dâhilindedir. Burada önemli olan Türkiye’nin bu her iki masada üstleneceği rol ve kazanımları olacaktır. Bu sebeple Almanya ve İngiltere ile ikili ilişkiler önem kazanabilir. Fransa ve İsrail’in alacağı roller de dikkatle takip edilmelidir. ABD ve Rusya’nın, Çin’in genişleme siyasetine bulacakları çözümler, yaptırımlar ve anlaşmalara göre yılsonuna doğru politik dengeler değişkenlik arz edecektir. Türkiye’nin Türk ve İslam dünyası ile kuracağı, geliştireceği ikili ilişkilere göre elde edeceği güç ve kazanımlar dünya dengelerinde eksen değişikliklerine sebep olabilecektir. Türkiye’nin ferasetli ve dinamik, stratejik ve akılcı dış politika yapmaya devam etmesi halinde bölgesel aktör olarak savaşların yönünü değiştirmesi muhtemeldir. Türkiye böylelikle güneyinde yaşanan savaşı batısına yönlendirebilir. Doğu Akdeniz’de umduğu kazanımları elde eden Türkiye’nin ekonomik anlamda arzu ettiği yere geleceği ve küresel güç potansiyeline ulaşabileceği gerçeğini de hatırda tutmak ve buna göre çalışmalar yapmak gerekir.

Muhammed IŞIK

VATAN PARTİSİ DOSYASI /// DOĞU PERİNÇEK : “AK PARTİNİN TÜRKİYE’Yİ YÖNETTİĞİ DÖNEM BİTTİ”


DOĞU PERİNÇEK : “AK PARTİNİN TÜRKİYE’Yİ YÖNETTİĞİ DÖNEM BİTTİ”

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek , Türkiye ve dünya gündemine ilişkin NGazete.com imtiyaz sahibi Nuray Başaran Demir’in sorularını cevapladı.

‘Tek başına AK Partinin Türkiye’yi yönettiği dönem bitti. Bundan sonra AK Parti tek başına Türkiye’yi yönetemez. Koalisyon kaçınılmaz.’ diyen Doğu Perinçek, Türkiye’nin çıkış yolunun Erdoğan’ın Türkiye koalisyonunu kurmasından geçtiğini söyledi.

Son zamanlarda tartışılan siyasi ayakla ilgili olarak ise; ‘ Siyasi ayak açık; Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül ve Babacan. Siyasi ayak bunlar. Tayyip Erdoğan onları çiğ çiğ yemek istiyor fakat onları koruyan güçler var. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi.’ diyen Perinçek şöyle devam etti:

İşte Atatürk olsa ezer geçer fakat Atatürk olamadıkları için, birde kendi içlerinde onların uzantıları var. Mesela şu hesabı yapıyorlar; ‘ ben bunun üzerine gidersem benim içimden de 20- 30 milletvekili diğer tarafa geçerse, meclisteki dengeler değişirse, Türkiye ya erken bir seçime götürülürse falan’ gibi. Benim gördüğüm Sayın Cumhurbaşkanı, cezai açıdan bile bu grubun üzerine yürümeyi, hapse atmayı da düşünüyor. Bunu yaptığı zaman ne olacak? Kendi içinde neler olacak? Muhalefetin onlarla tamamen yapışması hangi süreçleri ateşleyecek? İşte bu hesapları yapıyor.

Mesela şimdi siyasi ayağın üzerine git diyorlar. Kılıçdaroğlu diyor bunu fakat Kılıçdaroğlu bizzat o siyasî ayakların içinde. Abdullah Güllerle falan bir ortak cephe içindeler. Amerika’nın iktidar projesinde birlikte yürüyorlar. Siyasi ayağın üzerine git diyor fakat o siyasî ayak Kılıçdaroğlu’nun en yakın müttefikleridir.

Bu arada bölgedeki gelişmeler çerçevesinde, Türkiye’nin doğru politikaları ile daha güçleneceğini de söyleyen Perinçek, ‘ Suriye ile ilişkiyi Rusya üzerinden kurduğunuz zaman, Rusya’yı güçlendiriyorsunuz. Siz doğrudan Suriye ile iletişime geçseniz böyle bir duruma düşmezsiniz

Birinci ticaret ortağımız Rusya, ikinci ticaret ortağımız Çin. Yani Kemalist devrimi tamamlayacağımız bağımsız, üreten bir Türkiye kuracağımız iklim Avrasya’dadır. Yenidünya medeniyeti de oradan yükseliyor

Rusya ile Amerika bir cephede buluşmaz. Çok kutuplu dünyaya baktığımızda buluşmayacak merkezler var. Mesela Rusya ile Amerika buluşmaz. Çin ile Amerikada buluşmaz. Bizim güveneceğimiz müttefik Rusya, İran, Irak, Suriye’dir. ‘

Evet bu ilginç ve özel tespitlerin yapıldığı sohbeti aynen yayınlıyoruz.

işte o sorular ve o cevaplar:

“AMERİKA’NIN KAYBETTİĞİNİ GÖRÜYORUM”

Nuray Başaran Demir : Hafter ateşkesi tek taraflı olarak bitirdiğini söyledi . En güncel konu olarak oradan başlarsak , Hafter’in ateşkesi bozması Türkiye’nin planlarını ne derecede etkileyecek? Tam da asker de gönderdiğimiz bir dönemde bu durum bizim için bir tehdit oluşturur mu?

Doğu Perinçek : Ateşkes daha tam bozulmadı. Hafter 2 gün süre istedi. Hafter üzerinde Amerika ve Fransa etkili oldu. Doğu Akdeniz’de Türkiye ile Rusya bir beraberlik sağladılar, bir eksen oluşturdular. Bir anlamda ağırlıklarını koydular. Tabi bu Amerika’yı çok rahatsız etti. Ve Hafter üzerinden bunu bozmaya çalıştı. İki gün daha bekleyelim. Ben açıkçası Amerika’nın kaybettiğini görüyorum. Batı Asya’da, Doğu Akdeniz’de daha tam kaybetmedi ama.Doğu Akdeniz’de Türkiye, Rusya işbirliğinin yanına Suriye ve Mısır’ı da alır. Almaya doğrudan gidiyor zaten, Amerika’nın o bakımdan Libya’da ki planlarının da çok etkili olmayacağı bir döneme gidiyoruz.

Nuray Başaran Demir : Hafter’i ne kadar Rusya desteklese de, geçmişine baktığımızda CIA’ e uzanan bir hikâye var. Bizim Rusya olan ilişkimiz Hafter’i ikna edebilecek mi?

Doğu Perinçek : Rusya Hafter’i destekliyor diye bir durum söz konusu değil. Büyük devlet olarak Rusya, her yerde olmaya, her sepete bir yumurta koymaya çalışıyor. Putinde açıklama yaptı; ‘ Wagner Rusya’yı temsil etmemekte. Rusya’nın çıkarlarını gözeten ve çalışan bir kuruluş değildir’ dedi. Bence şimdi öyle bir beraberlik oluştu ki , Rusya ile Türkiye arasında onun için şimdi Türkiye, Rusya’nın Hafter üzerindeki etkisini Libya’da’ki süreci yönlendirmek açısından bu beraberliği kullanacak. Yoksa, ‘ Türkiye Serrac’ın yanında, Rusya Hafter’in yanında’ diye bir durum yok. Hafter şuanda gördüğüm kadarıyla Fransa ve Amerika tarafından destekleniyor. O’na yapıcı değil, bozucu roller verilmeye başlandı. Bir süre önce Libya’nın kaderinde önemli bir isim gibi gözüküyordu. Şimdi Türkiye Rusya ile birlikte hareket etmeye başlayınca, Hafter’in payına bozgunculuk düşmeye başladı. Am bu ne kadar gider bakacağız.

Türkiye Rusya birlikteliğinin Doğu Akdeniz’e bir düzen getireceğini görüyorum. Amerika’nın yanında olan bir İsrail ve Yunanistan var ama ağırlıklı güç Türkiye, Rusya, Suriye, Mısır, Libya. Bu güç de Doğu Akdeniz’de belirleyici olur.

“SURİYE’DE ÖNEMLİ GELİŞMELER YAŞANIYOR”

Nuray Başaran Demir : Putin’in son ziyaretinde gördük ki, bu ilişki bundan sonra daha sıkı devam edecek. Ama Putin Türkiye’ye gelmeden hemen önce Suriye’ye gitti ve Esat ile görüştü. Suriye ve Esat ile ilişkimiz görünen o ki Putin ve Rusya üzerinden yürütülüyor. Her ne kadar Hakan Fidan Suriye İstihbarat sorumlusu ile görüşse de doğrudan bir görüşme yok. Siz de bunu zaman zaman dile getiriyorsunuz. En son durum nedir bu konuda?

Doğu Perinçek : Ali Memluk ile Suriye İstihbarat Sorumlusu ile görüşerek 9 maddelik bir çerçeve çizdiler. Orada en önemlisi bizim açımızdan , Suriye’de PKK/YPG/YPD’ye karşı işbirliği. Bizi en çok ilgilendiren gelişmeler yaşandı. Türkiye ve Rusya beraber olunca , bu beraberliğin içerisinde Suriye de, İran da oluyor. Akıllı bir siyasette bu sığ olur.

“VATAN PARTİSİ GİBİ BİR HÜKÜMETİN OLMASI GEREKİYOR”

Nuray Başaran Demir : Suriye ile doğrudan bir diyaloğa ihtiyaç var mı yoksa bu şekilde iyi gidiyor mu?

Doğu Perinçek : Biz neden kapı komşumuz ile Rusya üzerinden bir iletişim kuruyoruz?

Nuray Başaran Demir : Sizce neden kuruyoruz?

Doğu Perinçek : Bizim hükümetimizin çok vahim yanlışlığı. Çünkü böyle bir durumda, orada siz Rusya’ya çok büyük kozlarda veriyorsunuz. Yani Suriye ile ilişkiyi Rusya üzerinden kurduğunuz zaman, Rusya’yı güçlendiriyorsunuz. Siz doğrudan Suriye ile iletişime geçseniz böyle bir duruma düşmezsiniz. Mezhep eksenli politikalar iflas etti bölgemizde. Amerika Şii-Sünni blokları kurmaya kalktı, olmadı kuramadı. Bizim ülkemizde buna teslim olmadı. Mezhep eksenli politikaları Türkiyede reddetti, kabul etmedi. Bakın şimdiAstana’ya bakalım, Sünni ağırlıklıTürkiye, Şii ağırlıklı İran ve Hristiyan ağırlıklı Rusya var ve ne mezhepler aynı ne dinler. Ama beraberler. Bir Sünni bloku kuramadı Amerika. Bizde halen bazı Suriye savaşından kalan maalesef bazı bağlantılar var. Türkiye hükümeti sağlam adımlar atarak o bağlantılardan kurtulamıyor. Suriye, 14 Eylül’de çok önemli bir af çıkarttı. ‘Bugüne kadar işlenmiş suçları affediyorum’ dedi. Türkiye’nin Suriye’yi terk etmesi lazım yoksa Suriye içerisindeki şu veya bu grubu ve bir kısmını maalesef El kaide falanda geçmişte ilişkileri olan güçler, yani burda kapsamlı bütünsel stratejiyi kuramadığı için, hükümet aylardır bir takım eski iç savaştan kalan bazı ilişkiler var- vazgeçilmesi gereken ilişkiler- onlara demek ki zamanında bir takım taahhütlerde bulundu isek karşı taraf bunuda karşılıyor. Burada Vatan Partisi gibi bir hükümet olması gerekiyor. Mesela Sisi düşmanlığı, Mısır düşmanlığı.

“MISIR’DA ÇOK ELVERİŞLİ KOŞULLAR VAR”

Nuray Başaran Demir : Mısır düşmanlığına karşı mısınız?

Doğu Perinçek : Tabii ki karşıyım. 3 sene evvel Rahmetli komutanımız Soner Polat başkanlığında, Eski Savunma Bakanı Barlas Doğu ve birkaç arkadaşımız Mısır’a giderek yöneticilerle görüşmelerde bulundu. Orada çok elverişli koşullar var Türkiye için. Burada sorun Türkiye’den kaynaklanıyor Mısır’dan değil.

“YENİDÜNYA MEDENİYETİ AVRASYA’DAN YÜKSELİYOR”

Nuray Başaran Demir : Dış politikada duygusallık olmaz, ülkelerin çıkarları söz konusudur. Biraz önce söylediğiniz gibi yumurtaların hepsi de tek sepete konmamalı. Gelinen noktada, Türkiye- Rusya yakınlaşmasındaki gelişmelere ve bölgesel durumlara baktığımızda bu ilişki doğru olmakla birlikte çok dikkatli olmamızı gerektiren bir durum olduğuna dair görüş de hakim. Zira bazı çevreler, Rusya ile dış politikada sürekli birlikte hareket etmenin amiyane tabirle, ‘ Ayı ile yatağa girmek’ olarak değerlendiriyor. Buna katılır mısınız?

Doğu Perinçek : Biz olaylara Türkiye merkezli bakıyoruz. Yani bir tane hedefimiz var. Türkiye’nin toprak bütünlüğü ve terörden temizlenmesi, üretim devriminin yapılması. Önümüzdeki gündem bu. Her şeye bu açıdan bakıyoruz. Türkiye Atlantik oluşumu içerisinde olunca ne oldu? Parçalanma ile yüz yüze geldi. Borçlanma ekonomisi ile battı. Atlantik sisteminin bize vaat ettiği ve getirdiği yer bu. Buradan çıkış, Türkiye zaten o sürece girdi. Yani vatan bütünlüğünü sağlamakta, Avrasya’da teröre karşı başarılı mücadelede, Avrasya ve Batı Asya ilişkilerinde üretim ekonomisi ancak Asya ile mümkün. Birinci ticaret ortağımız Rusya, ikinci ticaret ortağımız Çin. Yani Kemalist devrimi tamamlayacağımız bağımsız, üreten bir Türkiye kuracağımız iklim Avrasya’dadır. Yenidünya medeniyeti de oradan yükseliyor. Çin, Hindistan yazılım alanında söz sahibi ülkeler. Bu Türkiye merkezli bir bakış açısıdır. Bir Rusya sepetine yumurta koyayım, bir Amerika sepetine yumurta koyayım, bunu büyük devletler emperyalist politikalar gereği yapabilir ama Türkiye büyük bir karar sürecine girdi. Atatürk dönemine benzer köktenci, kararcı, cesur siyaset izlemek durumunda. Yoksa sepetlere yumurta dağıtarak olmaz. Türkiye’nin bağımsız ve bütünlüğüne bütün yumurtaları koymak lazım. Bağımsızlık, bütünlük ve üretim.

Bakın Rusya ile ilişkilerde Türkiye hiçbir zaman Rusya’nın denetimine girmez. Neden? Bakın projeksiyonlar yapıyorlar, karadan ışık göndermeler vs. 2030 yılında Türkiye Dünya’nın 5. büyük ekonomisi olacak. Rusya 8. ekonomisi oluyor. Türkiye ile Rusya arasında bir fark yok ki, birbirinin denetimine girsin. Türkiye öyle ufak tefek bir ülke değil. Rusya ile ilişkilerinde, Amerika ile ilişkilerinde olduğu gibi arka planda Amerika bizi yönetecek, ona benzer Rusya bizi yönetecek bir durum yok.

“RUSYA’NIN BAŞ DÜŞMANI AMERİKA’DIR”

Nuray Başaran Demir : Rusya’nın arka plandaki Amerika ilişkileri, İsrail ilişkilerine bakınca ; bizim biraz daha dikkatli olmamız gerekmiyor mu?

Doğu Perinçek : Rusya ile Amerika birbirine yaklaşmaz. Bunlar Amerikan merkezli yayılan propagandalar. Rusya’nın baş düşmanı Amerika’dır. Amerika’nın bugün Dünya’da 2 baş düşmanı vardır; Rusya ve Çin. Yani , ‘Rusya ile Amerika iş birliği yapıyor’ şeklindeki bütün tahliller geçersizdir. Aralarında ateşkes olur, geçici anlaşmalar olur. Son zamanlarda aralarında diyalog olabilir, diyalog yanlış bir şey değildir. Diyalogsuz hiçbir şey olmaz. Diyalog başka bir şey, ittifak başka bir şey. Rusya ile Amerika bir cephede buluşmaz. Çok kutuplu dünyaya baktığımızda buluşmayacak merkezler var. Mesela Rusya ile Amerika buluşmaz. Çin ile Amerikada buluşmaz. Bizim güveneceğimiz müttefik Rusya, İran, Irak, Suriye’dir. Devletler süreçlere kendi müdahalelerini katarak bakmak zorunda. Yani biz objektif devlet olarak diyelim, Türkiye devleti olarak süreçlerin dışında aktör değiliz, kurucu değiliz, gazeteci gibi süreci değerlendiriyoruz. Diyelim, Mısır şöyle Mısır’ı değiştirmek de benim görevim. Mısır Hafter’i destekliyor, Mısır Amerika’ya yakın bir durumda ama Türkiye’nin elinde öyle koz ve olanaklar var ki , Mısır’ı yanına çekebilir.

Mesela Mısır’ın kıta sahanlığı, yetki alanları konusundaki menfaatleri Türkiye ile buluşuyor, Güney Kıbrıs işle buluşmuyor. Siz Güney Kıbrıs’ın etrafına 200 millik bir kıta sahanlığı çizerseniz, orada küçücük bir adanın güneyi- o da avuç içi kadar yer -bütün Doğu Akdeniz onun oluyor.

“TÜRKİYE BİR KARAR VERMELİ; KIRIM AMERİKAN TOPRAĞI MI? RUS TOPRAĞI MI?”

Nuray Başaran Demir : Güney Kıbrıs dediğiniz için soruyorum; Rusya’nın da Güney Kıbrıs’ta İngiltere ile bir birlikteliği mevcut. Bize karşı orada muhalif değil mi?

Doğu Perinçek : Çok eskiden gelen bir şey bu. Doğru politika bunu bozar. Mesela biz Rauf Denktaş ile buluştuk, ondan sonra Ruslarla buluştuk. Ne olacaktı? 50 milyar Dolar Rus sermayesi, Güney Kıbrıs’tan Kuzey Kıbrıs bankalarına girecekti. Rauf Denktaş Moskova’da bir devlet başkanı gibi ağırlanacaktı. Bunu konuştuğumuz zaman Rauf Denktaş, ‘ bu her şeyi bozuyor’ dedi. Bu olay, ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni o kadar sağlam bir konuma getiriyor ki ‘dedi. 50 milyar dolarlık Rus sermayesi KKTC bankalarına geliyor. Rusya KKTC ile ilişkileri geliştiriyor falan.

Biz ne yaptık? Mesela 20 gün önce Abhazya’ya gittik, Abhazya Meclisi ile hükümeti ile ortak bir bildiri yayınladık. Orada ne var? Abhazya KKTC’yi tanıyacak, Türkiye Abhazya’yı tanıyacak, Rusya KKTC’yi tanıyacak ondan sonra ne oluyor? Kırım’ın Rusya toprağı olduğunu kabul edeceğiz, Azarbaycan’dan Karabağ’dan Ermeni işgalinin kalkması yönünde Rusya ağırlık koyacak diye ortak bildiri çıkartıldı. Burada Ruslarla da anlaştık. Türkiye orada şöyle bir karar verecek Kırım Amerikan toprağı mı? Rus toprağı mı? Türkiye eğer, ‘ Amerikan toprağı ‘derse , Türk Akımı projesi olmaz.

13 Kasım 2018 tarihinde imzalanan anlaşma ile Amerika – Ukrayna arasında Türk Akım projesi ve Kuzey Akım projesinin engellemeye yönelik bir tehdit oluşturacaklarını Dünya’ya duyurdu. Amerika ve Ukrayna, Türkiye ve Rusya’ya enerji dâhil her konuda karşı duruyor.

Sonra Zelinski’yi buraya getiriyorsunuz buraya bir televizyon soytarısını. O da çıkıp , iki Cumhurbaşkanının olduğu yerde, ‘ şimdi sizi Ukrayna’nın şehitleri için 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum’ diyor. Bu dünyada görülmemiş bir olaydır. Bizimkiler , -Tayyip Erdoğan dâhil herkes – saygı duruşuna geçiyor. Böyle bir emri vaki olur mu?

Şimdi Türkiye bizim yaptığımız gibi müdahil olursa, Abhazya’daki gibi KKTC’yi tanıma noktasında bir ortak bildiriye imza attırıyoruz. Yanımızda KKTC Özel Büyükelçisi Hüseyin Macit Yusuf’u götürüyoruz. Onunla Abhazya Cumhurbaşkanı’nı görüştürüp KKTC Başbakanı Ersin Tatar ile görüştürüyoruz. Bu işin içerisinde Rusya’da var. Siz müdahil olursanız her şey doğru yöne çevrilebilir.

Mesela İstiklal Savaşında, – 1921 Ekim ayında Fransa’yı ekim ayında ikna ediyorsunuz Atatürk olarak- Ankara’da Ankara İtilafnamesi imzalayıp Fransa’yı devre dışı bırakıyorsunuz. Fransa gelmiş Antep’i, Adana’yı işgal etmiş. Onu bir defa oradan atıyorsunuz, sonrada diyorsunuz ki , ‘gel bak İngiltere’den senin menfaatlerin farklı, gel anlaşalım ‘ diyorsunuz. Burada sürece müdahale ediyorsunuz ve karşı bloğu bölüyorsunuz.

Şimdi mesela Doğu Akdeniz’e nasıl müdahale edersiniz? Mısır’a dersiniz ki , ‘Güney Kıbrıs’ın sen 200 millik karasularını kabul ettiğin zaman Mısır’ın denizlerde hükmü olmuyor.’ Aynı şey Suriye içinde geçerli.

Çin’e dersin ki , ‘Kıbrıs’ın Amerika ve İngiliz üssü olmasına ne diyorsun?’ Hemen derki, ‘Hürmüz boğazından benim enerji kaynaklarım geliyor. Hürmüz Boğazını tehdit eden bir Amerika’yı ben istemem. Peki sen? O zaman Kuzey Kıbrıs’ta Türkiye’yi destekleyeceksin.’

“SURİYE KONUSUNDA ÇOK GEÇ KALDIK”

Nuray Başaran Demir : Türkiye Akdeniz’e müdahil olmada geç kaldı mı?

Doğu Perinçek : Tabi geç kaldı. 2014 yılına kadar izlenen o kadar büyük yanlışlar var ki. 2011 yılında ki Kürt açılımı, Ermeni açılımı, FETÖ ile birlikte bir hükümet kurulmuş. Türk Ordusu’nu, Vatan Partisi’ni hapse atıyorsunuz, Suriye’ye Amerika ile birlikte terör ithal ediyorsunuz, o kadar vahim yanlışlar var ki… Düşmanlarla birlikte kendine karşı müdahil oluyorsun. 2014 – 2015 ten itibaren Türkiye başka yola giriyor. Vatan Partisi’nin Türkiye’nin önüne koyduğu siyasetler hâkim olmaya başlıyor. İyi ama orada da ayak süren tavırlar var.

Suriye konusunda çok geç kaldık. Bir yandan sövüyorlar, bir yandan da görüşmeler falan. Suriye ve Mısır ile ortak paydamız var. Biz Suriye’de terörü bitirirdik aslında.

“PKK, FETÖ VE AMERİKA’YA KARŞI SAYIN ERDOĞAN’IN YANINDAYIZ”

Nuray Başaran Demir : 15 Temmuz sonrası Sayın Erdoğan ile yakınlaşmanız oldu. Sizi Erdoğan’ın yanında, ‘Devlet aklı’ olarak gören bir grup da var. Bunları Erdoğan’a söylemiyor musunuz? Hatta Erdoğan bizim çizgimize geldi demiştiniz. Erdoğan sizin çizginizden şimdi uzaklaştı mı?

Doğu Perinçek : Biz Sayın Cumhurbaşkanımız ile PKK ya karşı, FETÖ’ye karşı, Amerika’ya karşı beraberiz, Rusya ile İran’la ittifakta, Çin ile işbirliğinde beraberiz. Bunların hepsi doğru. Vatan Partisi’nin programı bunlar. Bundan önce AK Parti tam tersi bir politika izliyordu. Vatan Partisi Türkiye’nin önündeki süreci o kadar doğru görmüş ve yorumlamış ki, müdahil olmasaydık yanlış politikalar Türkiye’yi sıkıntıya sokardı.

Nuray Başaran Demir : Suriye dışında ayak sürünen politikalar var mı?

Doğu Perinçek : En çok Suriye sonra Mısır, Ekonomi. Bakın ekonomide Türkiye iflas noktasına gelmiş. 1980’de Turgut Özal ile kurulan dünya ile bütünleşen ekonomi iflas etmiş, borca batmış, bunun içinde debelenerek çıkış yolu aranıyor. Kararlı şekilde bundan vazgeçip bir üretim ve devrim programına geçilmesi lazım. Burada da eski ağırlık ve tortular var.

Nuray Başaran Demir : Bunları söyleyemiyor musunuz Sayın Erdoğan’a?

Doğu Perinçek : Söylüyorum

Nuray Başaran Demir : Peki, söylediğimizde karşı bir duruş mu var?

Doğu Perinçek : Sayın Cumhurbaşkanımıza bunları söylemiyoruz ama onlar bizim söylediklerimizi, İzliyorlar tabi ki bunun etkileri de oluyor. Tabi ki yüz yüze gelip, ‘ bunu böyle yap’ demiyoruz. Nezakete de uymaz böyle birşey. Ama bizim programlarımızı, çözümlerimizi izliyorlar. Ve zaten hayat getiriyor oraya onları.

“TÜRKİYE SÜRECE ÇOKTAN GİRDİ”

Nuray Başaran Demir : Türkiye çok kutuplaşmıştı ve kutuplaşmış toplumlar da fabrika ayarlarına döner. Gelinen noktada da Türkiye’nin tekrar Atatürk istikametine yöneldiği açık. Sizde Kemalist bir devrimden bahsediyorsunuz. Sizin Kemalistler için tanımınız nedir? Kemalist devrimin içinde neler var? Neden Türkiye böyle bir şeye ihtiyaç duydu? Neler olacak bu gidişata göre?

Doğu Perinçek : Kemalist devrim, bağımsızlık. Dervişler, müritler ülkesi olamaz yani. Kemalist devrimin bağımsızlık ve toprak bütünlüğü tarafı var. Bir millileşme süreci var. 2. Programı ise Kemalist devrimin; halkçı -devletçi bir ekonomi inşa etmek ve aynı zamanda feodal yani geçmişte kalan çağların, örneğin şeyhlikler, müritlikler, cemaatler tarikatlar, bunları temizlemek var. Zaten Türkiye o sürece girdi. 2014’ten sonra bizim Silivri duvarlarını yıkmamızla başlayan sürece bakarsanız, her şey Kemalist Devrimi tamamlama yönündedir. Zaten dışarıdan bakanlar da Amerikan, Alman gazeteleri falan , ‘Yeşil Kemalist oldu Erdoğan’ diyorlar. Buna benzer şeyler yapıyorlar. Onlar bizim iç politikamızda olmadıkları için daha nesnel süreçleri izleyebiliyorlar.

“FETÖ’DE SİYASİ AYAK : GÜL, DAVUTOĞLU, BABACAN’DIR”

Nuray Başaran Demir : 15 Temmuzdan sonra FETO ile ciddi bir mücadele başladı ama siyasî ayak hala tartışma konusu. Ki bir kaçgün önce Sayın Devlet Bahçeli de, siyasi ayağa tekrar bir el atılması gerektiğini hatırlattı. Siz bu konuda neler söylemek istersiniz?

Doğu Perinçek : Siyasi ayak açık; Ahmet Davutoğlu, Abdullah Gül ve Babacan. Siyasi ayak bunlar. Tayyip Erdoğan onları çiğ çiğ yemek istiyor fakat onları koruyan güçler var. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi. İşte Atatürk olsa ezer geçer fakat Atatürk olamadıkları için, birde kendi içlerinde onların uzantıları var. Mesela şu hesabı yapıyorlar; ‘ ben bunun üzerine gidersem benim içimden de 20- 30 milletvekili diğer tarafa geçerse, meclisteki dengeler değişirse, Türkiye ya erken bir seçime götürülürse falan’ gibi. Benim gördüğüm Sayın Cumhurbaşkanı, cezai açıdan bile bu grubun üzerine yürümeyi, hapse atmayı da düşünüyor. Bunu yaptığı zaman ne olacak? Kendi içinde neler olacak? Muhalefetin onlarla tamamen yapışması hangi süreçleri ateşleyecek? İşte bu hesapları yapıyor.

Mesela şimdi siyasi ayağın üzerine git diyorlar. Kılıçdaroğlu diyor bunu fakat Kılıçdaroğlu bizzat o siyasî ayakların içinde. Abdullah Güllerle falan bir ortak cephe içindeler. Amerika’nın iktidar projesinde birlikte yürüyorlar. Siyasi ayağın üzerine git diyor fakat o siyasî ayak Kılıçdaroğlu’nun en yakın müttefikleridir.

“FETÖ İLE MÜCADELEDE HÜKÜMET BAŞARILIDIR”

Nuray Başaran Demir : Abdurrahman Dilipak geçen hafta bir yazısında, Tayyip Erdoğan’ın yeni bir kabine kuracağından ve belki yeni partilerin kurulamayacağından bahsetti. Türkiye kabinesi gibi bir tanımda bulundu. Ama Babacan da, Şubat ayında partisini kuracağını, logosunun- adının hazır olduğunu artık yavaş yavaş kamuoyu ile paylaşıyor. Bir siyasi ayak operasyonu olur mu? Bu partilerin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Doğu Perinçek : Öncelikle ben FETÖ’ye karşı mücadelenin beklenmedik ölçüde başarılı olduğunu görüyorum. Yani çoğu insan hapislere tıkıldı. Ağır cezalar veriliyor. 5-6 yıl önce Türkiye’de konuşulduğunda kimse böyle bir şey beklemiyordu.

Nuray Başaran Demir : Fakathapiste masumların da olduğu söyleniyor. Davalar da böyle olunca, biraz sulandırılıyor biliyorsunuz.

Doğu Perinçek : Onlarla da ilgileniyorum fakat bu söylemin şöyle bir tehlikesi var. Bu söylem FETÖ üzerine yürünmesini engelliyor. Samimi olarak da söyleyen var. Biz şunu artık özellikle bugün vurguluyoruz, bu iş yalnız zabıtayla, polisle, mahkemeyle çözülmez. Türkiye’nin ekonomik, kültürel bir dönüşüme de ihtiyacı var. Tarikatlar, cemaatler, insanların beyinlerini yıkamış bir şekilde ama bir taraftan Türk insanını Atatürk gibi çağdaş, milletini devletini seven bir ideoloji ile donatmamız lazım.

Siz bir yandan FETÖ ile mücadele edip, bir yandan da onunla aynı kaynakları referansları paylaşıyorsanız, bu mücadele gider bir yerde duvara dayanır. Bugün o aşamaya geldik ki, FETÖ ile mücadele sırf mahkeme hapishane yöntemleri ile değil aynı zamanda Türkiye’de çok köklü bir aydınlanma seferberliği ile düzenlenmeli. Türkiye’nin başı dik, aklı ve vicdanı hür bir aydınlanmaya da ihtiyacı var.

“BU ÖYLE BİR DİNAMİT Kİ, EN SONUNDA ERDOĞAN’I DA ÖNÜNE KATIP GÖTÜRECEKTİR.”

Nuray Başaran Demir : Peki, Tayyip Bey bu söylediğiniz sebepler doğrultusunda bir korku yaşarsa? Bu mücadele ne kadar olur ya da eksik kalır?

Doğu Perinçek : Az evvel söylediğim bu ideolojik seferberlik ve aydınlanmayı, o siyası ayağa dokunmaktan daha önemli görüyorum çünkü toplumu değiştirmemiz lazım.

Abdullah Gül’ü hapse attın , Babacan’ı hapse attın ama toplum hala tarikat cemaat ağlarında yaşıyor. Toplumu değiştirmemiz lazım. Fetullah Cemaatinin içindeki ilişkilere bakıyoruz. Yani baktığınızda salyalı bir adamın peşinden bizim toplumumuz budalaca gidiyor. Bu kabul edilecek bir şey değil. Hangi ideoloji ile gidiyor? Atatürk’ün yaptığı gibi toplumu değiştirmek zorunda. Bazıları değiştirmiyorsa toplum orada kalmaz birileri çıkar yine değiştirir. Yani bu toplumun ihtiyacı. Hayat bize neyi dayatıyor? Sürekli olarak Atatürk Devrimini önümüze koyuyor. Bu öyle bir dinamit ki, en sonunda Erdoğan’ı da önüne katıp götürecektir.

Erdoğan kalkıyor ne diyor? Türkiye 1400 yıl öncenin kanunları ile yönetilmiyor. 1400 yıl önce ne vardı? Kur’an-ı Kerim vardı, dini hadisler vardı. İslami kesim şimdi bunu söylüyor, ‘ sen ne diyorsun?’ diyor.

Türkiye’nin ihtiyaçları ve toplumun dinamiği , en sonunda buna direnmek isteyenleri de önüne katıp götürüyor. Şimdi düşünün, siz Türkiye’nin başında olacaksınız ve Türkiye’yi böleceksiniz, bölemezsiniz.

Türkiye’nin başında olup Türkiye’yi tekrar tarikat ve cemaatlerin ağına teslim edeceksiniz, edemezsiniz. Türkiye’nin yarattığı bir birikim ve dinamik var. Buna meydan okumak kimsenin harcı değil.

“PKK İLE İŞ BİRLİĞİ YAPAN BİR CHP’NİN İKTİDAR YOLLARI SONUNA KADAR KAPALIDIR.”

Nuray Başaran Demir : Peki diyelim ki, bu şartlarda sebep ne olursa olsun siyasi ayağa dokunulmadı ve yeni partiler kuruldu. Yeni partiler ne kadar başarılı olur? Beklentiniz nedir?

Doğu Perinçek : Benim gördüğüm, Tayyip Erdoğan’ı indirme projelerinde yüzde 2-3 oylarla CHP, İYİ Parti, HDP (PKK), Abdullah Gül, Davutoğlu, Babacan böyle bir blok. Bu bloğa 2-3 oy Ak Parti’den kopartıp katabilir miyiz hesabındalar. Bu mücadeleyi kazanamazlar.

Amerika gelip Ankara’yı askeri açıdan ele geçirirse, mücadeleyi CHP kazanır. Ama Türkiye, bölünmeyi kabul etmez. Türkiye’ye dayatılan program ; HDP/PKK ile Türkiye’yi bölme programıdır. CHP için iktidar şansı sıfırdır.

Şöyle olabilir; Amerika nasıl Bağdat’ı ele geçirdi orda kendisine uygun Hükümet kurdu. Suriye’ye yapmaya çalıştı olmadı. İran’a diş geçiremedi. Amerika’nın planı bir başkenti almak ve adamlarını orada oturtmak, CHP’nin bunu parlamenter yönden yapamayacağı ortaya çıktı.

Diyeceksiniz ki bir yerel seçim oldu. İstanbul da dahil olmak üzere, AK Parti baş aşağı doğru gitti. Toplumun reflekslerini hesaba katmak gerekiyor, vatandaş HDP/PKK, CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi iş birliği ile iktidar olacağını gördüğünde bu işe izin vermez. Bunu askeri yoldan yaparsanız yine tepelenir. Amerika gelip, 2002’de işte biliyorsunuz meşhur Milenyum chalange yapmıştı Amerika. 1000 yılın meydan okuması Kıbrıs’tan başlıyordu. Ondan sonra Amerika, 96 saatte Türkiye’yi işgal ediyordu. Doğu Akdeniz’de başlayan bir kapışma, Amerika İsrail donanmalarını yendi ve oradan geldi işgal ettiler falan, o da olmaz. Türk donanması da yenilmez, Türkiye de yenilmez. Dolayısıyla bütün patileri toplayıp da birbirine çarpsan bunların İktidar şansı yoktur.

Bu arada her şey olduğu yerde durmuyor. Vatan Partisi bu süreçte çok hızlı büyüyor. Bir tek karşı tarafa bakmayalım, bir de Türkiye’ye bakalım. Türkiye tarafında da harekete geçen dinamikler var. Türkiye tarafında da kendini savunma refleksi var, ordusu var, polisi var. Yani şimdi Suriye’nin, Irak’ın kuzeyini elinde tutamayan Amerika, gelip de bu ülkeyi mi eline geçirecek? PKK ile iş birliği yapan bir CHP’nin İktidar yolları sonuna kadar kapalıdır.

“AK PARTİNİN TÜRKİYE’Yİ YÖNETTİĞİ DÖNEM BİTTİ”

Nuray Başaran Demir : Bir de şöyle bir durum var; bunu vatandaşa nasıl anlatacaksınız? Zira ortada bir de 17 yıllık iktidarda yolsuzluk, usulsüzlük, yandaşlık adına yıpranmış bir iktidar partisi var.

Doğu Perinçek : Tek Başına AK Partinin Türkiye’yi yönettiği dönem bitti. Bundan sonra AK Parti tek başına Türkiye’yi yönetemez. Koalisyon kaçınılmaz. Son seçimlerde şunu gördük İstanbul, Adana, Antalya, Mersin bütün kıyılar, Türkiye’nin endüstri merkezleri, Marmara’sı Akdeniz’i vs. Ne dediler? AK Partiye, ‘ bir dur arkadaş!’ dediler.

“PKK İLE FETÖ İLE İŞBİRLİĞİ VATAN HAİNLİĞİDİR”

Nuray Başaran Demir :Ortada iktidar partisinin bir yıpranmışlığı varken karşı bloğa oy veren yüzde 49’luk seçmene bu durumu nasıl anlatacaksınız. Keza geçtiğimiz seçim kampanyasındaki gibi karşı bloğa oy verenleri ‘vatan haini’ olarak itham etmek ne kadar doğru bir yaklaşım?

Doğu Perinçek : PKK ile FETÖ ile işbirliği; vatan hainliğidir. Atatürk Ankara’ya çıktığı zaman arkasında kaç kişi vardı? Süreç vatandaşı hareketlendiriyor. Biz Türk Milletine güveniyoruz.Bu millet, PKK ile iş birliği yapana kesinlikle iktidar yolunu açmaz.

FETÖ’nün 2014 öncesi ve sonrasına bakarsak, 2015 kalkışmasını kaç kişi öngörebilirdi? Bir tek Vatan Partisi.

Kanka oldular FETÖ ile.Türkiye ile Rusya işbirliği yapacak. Türkiye Amerika kontrolünden çıkabilir mi?Türkiye Amerika’ya kafa tutacak dense kaç kişi inanırdı.

TSK kalkacak , İsrail -Amerika koridorunu ayıracak. Sınır duvarları yıkılacak. 30 sene buralarda kalacağız diyorlardı.

Yani onun için, Türkiye’nin dinamiklerini hesaba katmak lazım. Türkiye’nin bağımsız yaşama iradesini hesaba katmak gerekiyor. Borç batağında boğulmama iradesini göstereceğimize inanıyorum

“TÜRKİYE’YE HÜRRİYET DEĞİL OTORİTE LAZIM, DİSİPLİN LAZIM”

Nuray Başaran Demir : Erken seçim ön görüyor musunuz?

Doğu Perinçek : Erken seçimde olabilir. Koşullar ve ekonomik koşullar erken seçimi dayatır. Türkiye’nin AK Parti tarafından tek başına yönetilemeyeceğini görüyorum.

Nuray Başaran Demir : Milli Mutabakat Hükümeti ne kadar yakın?

Doğu Perinçek : Hükümetin ismi önemli değil. Sayın Cumhurbaşkanının bu sürece vereceği bir tek cevap vardır; böyle bir hükümet kurmak. Ben insanların karar verme yetenekleri, bakış açıları, ufuklarındaki darlıklar, sınırlar falan, o açıdan bakmıyorum. Türkiye’nin ihtiyaçları açısından bakıyorum. Ben süreçleri şöyle tahlil ediyorum. Türkiye diye bir şey var. Bu Türkiye. Tayyip Erdoğan’ın dudakları arasında değil. 2014’den sonrası bize neyi gösterdi ? Türkiye var. Atatürk devrimi var. Bunlar halen Türkiye’nin yoluna çizebilen en önemli faktörler. Esas belirleyici etkene baktığımız zaman şunu görüyoruz. Türkiye burada zorlukları paylaştıran, geniş tabanlı, halk üzerinde otorite kurabilecek olan (Türkiye’ye Hürriyet değil otorite lazım, disiplin lazım) bir hükümet lazım. Bu hükümeti kuramayan, Türkiye’yi yönetemez. Zorluklara hükmeden bir hükümet lazım. Bu benim kanaatim, öngörüm. Tayyip Erdoğan niye Samsun’a çağırıyor? Niye birden Atatürk vurguları artıyor?

Nuray Başaran Demir : AK Parti hükümeti ülkeyi çok kamplaştırdığı için böyle bir hükümetin kurulması ne kadar mümkün olur sizce?

Doğu Perinçek: Böyle bir Hükümet Vatan Partisi olmadan bir defa olmaz, MHP, CHP ile hükümet kurulur. Devlet adamlığı ve liderlik budur. Cumhurbaşkanının yapması gereken budur. Bu öyle bir taktik hamledir ki CHP’yi de mutlaka içine almak gerekir. Bu hamle hükümete direnen unsurları çok olumsuz noktalara itecektir.

“AMERİKA İLE SAVAŞ, 24 TEMMUZ 2015′ DE BAŞLADI”

Nuray Başaran Demir : Peki, bu şartlarda böyle bir hükümet kurulursa FETÖ’nün siyasi ayağıyla korkmadan mücadele edilebilir mi?

Doğu Perinçek : Tabii ki bunun bir programı olacak. Arkadaşlar, ‘ ben sizi Türkiye’nin terörden kurtulması, vatan bütünlüğü, Doğu Akdeniz’de haklarımıza sahip çıkma ve üretim ekonomisini inşa için göreve çağırıyorum. Savaş içindeyiz. Şuanda zaten Amerika ile savaş halindeyiz.’ denmeli.

Ki bu savaş 24 Temmuz 2015’de başladı. Ankara ve İstanbul’da FETÖ ile kanlı savaş yapıldı. Ermeni soykırımı yasası, Türkiye silah kullanmaması için bir baskı idi. Psikolojiyi artırıp PKK rahatlıkla güçlensin, hendek kazsın politikası idi. Kazandığımız mevzilerin farkında değiliz ülke olarak. Biz Avrupa İnsanları Mahkemesinde 3 dava kazandık. Bu önemli idi. Mahkeme kararı yoksa soykırım yoktur. Soykırıma mahkemeler karar verir başkanlar, yöneticiler karar veremez. Biz Soykırım yok dedik ve beraat ettik.

Biz Erdoğan’ın yanında durmuyoruz bu yanlış anlaşılmasın Sayın Erdoğan bizim yanımızda duruyor. FETÖ ile birlikte idi şimdi karşısında, PKK ile açılım yapıyordu şimdi karşısında, Rusya’nın karşısında Amerika’nın yanında idi şimdi tam tersi. Bunlar hep bizim siyasetimiz.

“TÜRK DEVLETİ ŞİMDİ VAR”

Nuray Başaran Demir : Son zamanda büyük bir kesimde, ‘ Devlet var mı ki aklı olsun?’ diye bir algı var.

Doğu Perinçek : Bence Türk Devleti şimdi var. Bakın Türk Devleti olmasa FETÖ’yü ezebilir miyiz? Fırat Kalkanı ile Amerikan koridorunu ezip geçebilir miyiz? Barış Pınarı Harekâtını yapabilir miyiz? Bunları yapan hep devlet. Amerika’ya kafa tutabilir miyiz?

Nuray Başaran Demir: Bir de yeni sistem. Hem oturmadığı konusunda büyük bir görüş hakim. Hem de sizin söylediğiniz bit Türkiye koalisyonu ülkeyi aynı sistem ile mi yönetecek?

‘ATIN ÖNÜNE ARABA KOYMAMAK LAZIM’

Doğu Perinçek: Cumhurbaşkanlığı sistemi geldi, tıkandı. Onlarda yaptığı yanlışın farkına varıyor. Parlamenter sisteme mutlaka geri dönülecektir. Bu kaçınılmazdır. 1876 yılından gelen oturmuş bir sistem var. Sisteme müdahale ile, mafyalaşan ekonomi ile cevap veren, mafyalaşan bir hükümet olmaz. Bütün ipler bir iki kişinin eline veriliyor. Şu an Meclis var mı, Meclis’te bir iktidar var mı? Onun için bu sistem devam etmez. Atın önüne araba koymamak lazım. Türkiye’nin önündeki geleceğini kuramazsın bu şekilde. Sıra ile yapmak lazım. Bu sıra, üretime dayalı ekonomi inşa etmek, Suriye ile işbirliği yaparak PKK yı temizlemek, Doğu Akdeniz’deki tehditleri öncelemek. CHP nin derdi hiç bunlar olmadı. CHP hep rejim meselesini öne koyuyor. Amerika’nın isteklerini yapıyor. CHP Türkiye’yi değiştirmek istemiyor.

Nuray Başaran Demir : Bölgede bir savaş var. Cepheler oluşuyor. Türkiye hangi cephede?

Doğu Perinçek : Cepheler belli zaten. Türkiye, Rusya, Suriye. Dolayısıyla Mısır, İran, Çin ile bir cephe var. Almanya bize daha yakın, Amerika onlara da tehdit. Büyükelçiler buraya bu aralar çok geliyor. İngiliz, Kanada, Avusturalya cephesi, ‘bizi Amerika’nın yanında görmeyin, bizde gözümüzü Asya’ya çevirdik’ diyorlar. Amerika’nın güvendiği ülke Suudi Arabistan , orada ne olacağı belli değil. Her an Amerika orada yıkılabilir. Amerika’nın İsrail’den başka dostu kalmadı.

“GELECEĞE UMUTLA GÜVENLE BAKALIM”

Nuray Başaran Demir : Son olarak Türk halkına ve Sayın Erdoğan’a ne söylemek istersiniz?

Doğu Perinçek : Erdoğan’a söylemek istediğim şeyi buradan söylemeyeyim ayıp olur. O’na karşı söylediklerimi zaten burada konuştuk. Türk Milletine ve halkımıza söyleyeceğim şey; geleceğe umutla, güvenle bakalım. Bu süreçten hiç korkmayalım. Korkacak bir şeyde yok. Türkiye büyük bir tarihi fırsat dönemine girdi. Türkiye büyük bir karar ile çözüme gidiyor. Önümüzde karanlıklar yok, önümüz aydınlık. Borç batağında boğulmak yok, bereket var, bir üretim devrimi var. Onun için karamsar düşünceleri bıraksınlar. Ekonomi ile bizi kıskaca alamazlar. Türkiye’nin öyle bir potansiyeli var ki; insan gücü, ekonomik kaynakları, İnşaAllah Amerika, bazı yaptırımlar ve ambargolar koyarda Türkiye daha köktenci çözümlerle buradan çıkar. Türkiye’nin önünde bir devrimci çözüm var. Buna da Üretim Devrimi diyoruz

Kaynak: PERİNÇEK: “AK PARTİNİN TÜRKİYE’Yİ YÖNETTİĞİ DÖNEM BİTTİ”

DIŞ POLİTİKA DOSYASI /// E. TUĞG. ARMAĞAN KULOĞLU : İRAN – SURİYE – LİBYA HATTINDAKİ GELİŞMELER VE TÜRKİYE’YE ETKİSİ


E. TUĞG. ARMAĞAN KULOĞLU : İRAN – SURİYE – LİBYA HATTINDAKİ GELİŞMELER VE TÜRKİYE’YE ETKİSİ

Dış politikadaki gelişmeler, güvenlik boyutunu da içine alarak çok hızlı bir seyir izliyor. Diplomasi baş döndürecek düzeyde. Bu hızlı süreç içinde hata yapmadan hareket etmek, bölge açısından önemli olmasının yanında Türkiye için çok daha fazla bir önem arz ediyor.

ABD-İran gerginliği şimdilik endişe verici değil

Süleymani’nin ABD’nin düzenlediği saldırıyla öldürülmesinden sonra, ABD-İran ilişkileri daha da gerginleşmiştir. Her an için beklenen karşı saldırı, ABD’nin Irak’taki iki üssüne yapılmıştır. İran’a göre çok etkili, ABD’ye göre fazla etkili olmadığı söylenen bu saldırılardan sonra ABD’nin yaptığı açıklamalarla tansiyon düşmüştür.

Ancak İran’ın, füze saldırılarıyla intikamını tam olarak alamadığı ve ABD’nin Irak’ı terk etmesi için yeterli olmayacağı düşüncesiyle yeni saldırılarda bulunabileceğine ilişkin açıklamaları oluşmuştur. Fakat İran’ın Füze saldırılarından bir müddet sonra Ukrayna hava yollarına ait yolcu uçağının düşmesindeki rolü ortaya çıktığında bu durumun yakın vadede gerçekleşemeyeceği kanaatine varılmıştır.

İran’ın 176 masum kişinin ölümüne sebep olan hatasının yankıları devam etmektedir. Bölgedeki gerginliğin taraflarından birisi olması ve bu gerginliğin yarattığı bir hata sonucunda suçlu duruma düşmesi, kendisine prestij kaybettirmiş, uluslararası kamuoyu nezdinde sıkıntıya sokmuştur. Bu konu, İran içinde de protestolara neden olmuştur. Dini lidere olan protestolar artmakta, ülke geneline yayılma temayülü göstermektedir.

Diğer taraftan ABD’nin de, krizi fırsata çevirmeye çalıştığı gözlemlenmiş, İran’da yaptığı kargaşa yaratıcı açıklamalarla bu protestoları istismar etmesi dikkat çekmiştir. Ancak İran yine de, prestijini kaybetmemek ve iç kamuoyunda rejim aleyhine gelişmekte olan oluşumu engellemek için ABD üslerine etkisiz saldırılar yapmaya devam etmektedir.

ABD’nin NATO çağrısı sıkıntı verebilir

Trump, bu gelişmelerden sonra “NATO’nun bundan sonraki süreçte Ortadoğu’ya daha fazla müdahil olmasını isteyeceğim” açıklamasında bulunmuştur. Müteakiben NATO Genel Sekreteri’yle yaptığı görüşme sonucundaikilinin,NATO’nun bölgesel istikrar ve uluslararası terörle mücadeleye daha fazla katkı sağlayabileceği konusunda anlaştığı bildirilmiştir.

NATO’nun bölgeye gelmesi ABD etkisini arttıracak, istikrar operasyonları adı altındaki faaliyetler mevcut fiili durumun kalıcı olmasına sebep olacak, bunun sonucunda Irak ve Suriye’nin bölünmesi sıkıntısı güçlenecektir. Ayrıca bu durum, ABD-İran gerginliğinin NATO-İran gerginliğine dönüşmesi tehlikesini de beraberinde getirebilecektir. Bu muhtemel gelişmelerin, hem bölgesel olarak, hem de NATO üyesi olmamızdan dolayı Türkiye’yi olumsuz yönde etkilememesi mümkün değildir.

İdlip’te ateş kes sağlandı

Türk Akımı projesi töreni maksadıyla Türkiye’yi ziyaret eden Putin’le hem bölgesel, hem de Libya konusunda bir seri görüşmeler yapılmış, kararlar alınmış ve bunu takiben karşılıklı temaslarla bir seri girişimlerde bulunulmuştur.

Mutabık kalınan hususlardan biri de İdlip’te ateş kesin sağlanması, aksayan çalışmaların devam ettirilmesi olmuştur. Bu kapsamda tarafların bugüne kadar yerine getiremedikleri yükümlülükleri için çaba göstermesi kararlaştırılmıştır. Buna göre Türkiye, taraflardan biri olan Radikal İslami Grupları ikna ederek bölgeden uzaklaştıracak, Rusya da destek verdiği, hatta birlikte fiilen çatışmaya girdiği Suriye ordusunun saldırılarını durduracaktır. Gözlem noktaları da asli görevlerini yapacaktır.

Ateş kesin 12 Ocak 2020 saat 00.01 itibariyle, bazı küçük ihlaller dışında, gerçekleştiği Türkiye tarafından açıklanmıştır. Ancak kararlaştırılan bu tarihten hemen önce, Suriye ordusunun, son fırsattır düşüncesiyle, sivillerin de ölümüne neden olan saldırıda bulunması, ne etik ne de insancıldır.

İdlip’te yeniden başa dönülmüştür. Bu vesileyle Türkiye sınırına göçün azalması beklenmektedir. Şimdi önemli olan bu durumun devam ettirilerek istikrarın sağlanmasıdır.

Libya’da ateş kes çağrısı

Putin’n Türkiye ziyaretinde yapılan görüşmelerde mutabık kalınan hususlardan biri de Libya’da ateş kes çağrısıdır. Bu kararın alınması olumlu bir gelişmedir. İdlip’te olduğu gibi Libya’da da Sarraj ve Hafter güçleri arasında 12 Ocak 00.01 itibariyle ateş kes yapılması öngörülmüştür.

Başlangıçta bu çağrıya Sarraj yönetimi olumlu cevap vermiş, ancak Hafter buna uymayacağını beyan etmiştir. Hafterin bu davranışının, Libya’da halen elinde bulundurduğu durum üstünlüğünden istifade ile bazı avantajlar elde ederek daha fazla etkinliğe sahip olma düşüncesinden kaynaklandığı değerlendirilmiştir.

Hafter ateşkesi başlangıçta ihlal etmiş, ancak daha sonra, özellikle Rusya’nın Wagner paralı askerlerini geri çekmesi ve baskısıyla ateşkese şimdilik uyduğu görülmüştür. Bu gelişmelerde Türkiye’nin Libya’yla yaptığı güvenlik ve askeri işbirliği anlaşmalarının, asker gönderme kararı ve bunu derhal kısmen uygulamasının etkisi büyüktür.

Libya’da tarafları bir araya getirerek bir anlaşma sağlanması için diplomatik temaslar hızlı gelişmiştir. Bu temasların sağlanmasında Türkiye’nin girişimleri etkili olmaktadır. Sarraj Türkiye’ye gelmiş görüşmelerde bulunmuştur. İtalya Başbakanı Libya’daki her iki tarafla temas halindedir. Türkiye’ye gelmiş ve Libya konusunda fikir birliği içinde olunduğu, Berlin Sürecinde de işbirliği yapılacağı açıklanmıştır. Mısır dahi ateşkese destek vermiştir.

Ateş kes anlaşması zora giriyor

Yoğun temaslara devam edilmektedir. Ateşkesin bir anlaşmayla sonuçlanmasına Rusya öncülük etmektedir. Türki heyeti Moskova’ya gitmiş ve Rus heyetiyle masada bir araya gelmiştir. Sarraj ve Hafter de ekibiyle Moskova’ya gelmiştir. Türkiye ve Rusya heyetleri taslak bir ateş kes anlaşma metni hazırlamış, bu taslak Sarraj tarafından imzalanmıştır. Ancak Hafter sabaha kadar müddet istemiş, sonrasında imzalamadan Libya’ya dönmüştür. Rusya tarafından yapılan açıklamada Hafter’in ülkedeki gruplarla istişarede bulunmak üzere iki günlük mühlet istediği ifade edilmiştir.

Hafter, bulunduğu tarafın homojen bir yapıda olmamasından dolayı böyle bir ihtiyaç duymuş olabilir. Ancak ateş kes anlaşmasının imzalanmasını geciktirip taviz kopararak daha sonra yapılması muhtemel Berlin toplantısı ve sürecine daha etkin girmeyi ve Libya’da daha fazla söz sahibi olmayı planladığı da söylenebilir.

Bu durum, Libya konusunda etkin olan Rusya için bir prestij kaybı olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle Rusya’nın durumu düzeltmek için daha fazla çaba göstermesi beklenmektedir. Zaten illegal olarak nitelendirilen, ancak bir gerçek olan Hafter’in, Türkiye’nin askeri alandaki girişimlerini de dikkate alarak daha fazla direnmesinin söz konusu olamayacağı değerlendirilmektedir.

Bundan sonraki aşamada, Hafter’in de bir şekilde anlaşmayı imzalayacağı, müzakere sürecinin başlayacağı, ancak zaman zaman Hafter’in ateşkesi ihlal edilerek durum üstünlüğü sağlamaya çalışabileceği, Libya’da İdlip modeline benzer bir sistemin uygulanabileceği düşünülmektedir.

14 Ocak 2020

TSK DOSYASI : Türkiye’nin yabancı topraklarda askeri varlığı ne ??? Hangi ülkelerde üs bulunduruyor ???


Katar’daki Türk askeri üssü

Türkiye’nin yabancı topraklarda askeri varlığı ne ??? Hangi ülkelerde üs bulunduruyor ???

Türkiye’nin yurt dışındaki en büyük askeri eğitim merkezi olan Somali Türk Görev Kuvvet Komutanlığında Somalili subaylar eğitimini tamamladı –

Ortadoğu ve Akdeniz’de gerilim giderek artarken Libya’dan gelen talep üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bu ülkeye asker gönderilmesine yönelik tezkereyi kabul etti. Türk askerinin Libya’ya gittiğine yönelik henüz bir açıklama olmadı ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) bu ülkede üzerine düşeni yaptığını söyledi. Türkiye’nin halen Asya, Afrika ve Avrupa olmak üzere üç kıtada 10’dan fazla ülkede askeri varlığı bulunuyor. Peki, hangi ülkelerde hangi amaçla Türk askeri görev yapıyor?

Sudan’daki tartışmalı Sevakin Adası ve henüz asker gittiği açıklanmayan Libya hesaba katılmazsa Türkiye’nin en az 13 ülkede askeri varlığı bulunuyor. Bunların çoğuna askeri üs demek mümkün değil. Bir çoğunda Türk askeri uluslararası barış gücü çerçevesinde görev yapıyor. Bazı ülkelerdeki asker sayısı da 100’den az. Birleşmiş Milletler (BM) ve NATO görevleri hariç Türkiye Irak, Suriye, Katar, Somali, KKTC ve Libya’ya kendi girişimleriyle asker görevlendirdi.

Hükümetin yabancı ülkelere gönderebilmesi için tezkerenin TBMM’de kabul edilmesi gerekiyor. TBMM kayıtlarına bakıldığında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) hangi ülkelere asker görevlendirdiğini görmek mümkün. Ayrıca TSK’nın barışı destekleme harekatlarına katkıları da Genelkurmay Başkanlığı sitesinde yer alıyor.

İşte Türkiye’nin askeri varlığının bulunduğu ülkeler:

1) Irak:

Türkiye, PKK ile mücadele kapsamında Irak’a ihtiyaç duydukça askeri operasyonlar yaparken bu ülkede çeşitli şehirlerde askeri üsleri de bulunuyor. Bunlardan öne çıkanı zaman zaman tartışmalara sebep olan Başika Üssü. Irak’taki diğer üslerin yeri ve boyutu ise güvenlik sebebiyle açıklanmıyor.

2) Suriye:

Türkiye, Suriye’de 2011 yılında iç savaş başladıktan sonra bu ülkeye bir çok operasyon gerçekleştirdi. En son Barış Pınarı Harekatı’ndan sonra Türkiye Suriye’de sınırlarına yakın geniş bir alanı kontrol ediyor. Suriye’de binlerce Türk askeri olduğu tahmin ediliyor.

Irak ve Suriye’deki askerlerin varlığı TBMM kayıtlarına göre şöyle gerekçelendiriliyor: “Türkiye’nin ulusal güvenliğine yönelik terör tehdidi ve her türlü güvenlik riskine karşı uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri almak, Irak ve Suriye’deki tüm terörist örgütlerden ülkemize yönelebilecek saldırıları bertaraf etmek ve kitlesel göç gibi diğer muhtemel risklere karşı ulusal güvenliğimizin idame ettirilmesini sağlamak”

3) Somali:

Türk askeri Somali’de iki kapsamda vazife alıyor. İlki, başkent Mogadişu’daki Somali Türk Görev Kuvveti Komutanlığı. Eylül 2017’de dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar tarafından açılan üs, askeri eğitim merkezi olarak Somali ordusuna subay yetiştiriyor. Komutanlık bugüne kadar onlarca subay ve astsubay mezun etti. Somali ile ilişkiler dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılındaki ziyaretinden sonra hızla gelişmeye başladı.

Türk askerinin ikinci sorumluluk alanı ise Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgeler. Türk askeri burada “Türk bayraklı ve Türkiye bağlantılı ticari gemilerin emniyetinin etkin şekilde muhafazası ve uluslararası toplumca yürütülen korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle müşterek mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere” görev yapıyor.

4) Lübnan:

Türk askeri Lübnan’da Birleşmiş Milletler Geçici Görev Gücü (UNIFIL) kapsamında görev yapıyor. Türkiye 10 yılı aşkın süreden beri UNIFIL’e destek veriyor. Bu üldeki Türk askeri sayısı 100 civarında.

5) Afganistan:

TSK, 11 Eylül saldırılarının ardından Afganistan’a gerçekleşen operasyonlardan sonra BM kararıyla NATO misyonu çerçevesinde bu ülkede görev yapıyor. Türk askeri muharip güç olarak görev yapmıyor. Afgan ordusunun eğitilmesi ve ülkede güvenliğin sağlanmasına yönelik yardımda bulunuyor. Afganistan’daki asker sayısı yaklaşık 2 bin.

6) Katar:

Türkiye ile Katar’ın siyasi ve ekonomik ilişkileri son yıllarda en parlak günlerini yaşarken Suudi Arabistan’ın başını çektiği Körfez ülkelerinin bu ülkeye uyguladığı yaptırım sonrasında 2017 yılında bu ülkeye asker görevlendirildi. Türkiye, Katar’da askeri üssü kurmuş durumda.

7) Mali:

Türk askeri Mali’de BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu (MINUSMA) kapsamında görev yapıyor.

8) Orta Afrika Cumhuriyeti:

TSK Orta Afrika Cumhuriyeti’nde de BM bünyesinde bulunuyor. Türk askeri bu ülkede BM Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu’na destek veriyor. Bu iki Afrika ülkesindeki asker sayısına ilişkin bilgi yok ancak çok fazla olmadığı tahmin ediliyor.

9) Bosna-Hersek:

Türk askeri Bosna-Hersek’teki Uluslararası Barış Gücü bu ülkede barış ve istikrarın sağlanması için bulunuyor. Bosna-Hersek Türk Temsil Heyet Başkanlığı bünyesinde bulunan Türk askerinin vazifesi, “huzur ve güven ortamını devam ettirmek, yerel ve uluslar arası kuruluşlarla işbirliğini geliştirmek, uluslararası sivil mevcudiyeti desteklemek ve Bosna-Hersek Silahlı Kuvvetlerine eğitim desteği sağlamak”

10) Kosova:

Kosova’da Uluslararası Barış Gücü, 1999’dan itibaren BM Güvenlik Konseyi’nin kararı doğrultusunda sürdürülmektedir. KFOR Harekâtı adıyla devam eden barışı destekleme harekâtında Türkiye kendisine tahsis edilen kadrolara personel görevlendiriyor. Türk askerinin Kosova’daki başlıca vazifesi; güvenli ve emniyetli bir ortam tesis etmek, yerel ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğini geliştirmek ve Kosova Güvenlik Kuvvetlerinin gelişmesine destek sağlamak.

11) Kuzey Kıbrıs:

Türkiye’nin 1974’te başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı’ndan bu yana adanın kuzeyindeki Türk tarafında askeri varlığı bulunuyor. Kıbrıs’taki Türk askeri sayısının 40 bin olduğu tahmin ediliyor. Kıbrıs’taki Türk askeri doğrudan Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı daimi askeri birlik statüsü bulunuyor.

12) Azerbaycan:

TSK, Azeri askerlere eğitim vermekte ve iki ülke arasında yakın ilişkiler sözkonusu ancak Azerbaycan’da Türk askeri üssü oldukça tartışmalı bir mesele. 2016’da imzalanan bir protokol ile Bakü’deki Gizil Sherg Garnizonu’nda yer alan bazı binalar ile Sumgayıt şehrindeki Nasosnaya Hava Üssü’nde bulunan bir terminal TSK’nın kullanımına tahsis edildi. Ancak Türkiye’ye üs verildiği yönünde haberlerin basında yer alması üzerine, Azerbaycanlı yetkililer bu iddiaları yalanladı.

13) Arnavutluk:

Savunma işbirliği kapsamında 1997’de kurulan üs Adriyatik kıyısındaki Avlonya (Vlore) şehrinde bulunan ve aynı zamanda Arnavutluk Donanması’na da hizmet veren Paşa Limanı’nda, 20 dönüm arazi üzerine kuruludur. Üs, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı (Dz.K.K.lığı) Arnavutluk Ekip Başkanlığı ismiyle faaliyet gösteriyor. Personel sayısı bir ara 250’ye kadar çıkan üste 20 civarında askerin görev yaptığı tahmin ediliyor.

14) Sudan’daki Sevakin Adası tartışmalı

Sudan’daki Sevakin Adası’nın durumu da oldukça tartışmalı. Türkiye-Sudan ilişkileri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ıA aralık 2017’de Sudan’a yaptığı ziyaret sırasında ülkenin kuzeyindeki Sevakin Adası’nı istemesi ve Ömer el Beşir’in de ‘tamam’ demesi ile daha ileri bir boyuta taşındı. Sevakin Adası, 99 yıllığına Türkiye tahsis edildi.

Türkiye’nin burada askeri üs kuracağı yönünde haberler Arap dünyasında tepkiyle karşılandı. Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu bu iddiaları yalanlarken daha sonra Türk basınında yine aynı yönde haberler çıkmaya devam etti. Stockholm Barış ve Araştırma Enstitüsü’nün (SIPRİ) raporunda tüm tartışmalar özetlenirken yayındaki Afrika haritası Sevakin’de Türkiye’nin üssü olduğunu gösteriyor.