TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TÜRKİYE’NİN HEDEFİ BÖLGESEL GÜÇ OLMANIN ÖTESİNDE


E. TÜMG. ARMAĞAN KULOĞLU : TÜRKİYE’NİN HEDEFİ BÖLGESEL GÜÇ OLMANIN ÖTESİNDE

Türkiye’nin, Ermenistan’dan Irak’a, oradan Suriye’ye, Mavi Vatan kavramıyla Doğu Akdeniz’de Libya’ya kadar uzanan hattaki mücadelesine bakıldığında hedefinde, bölgesel güç olmanın biraz daha ötesinde etkin rol oynama istediğinin olduğu söylenebilir. Savunma sanayiindeki açıklamalar bu hedefini teyit eder mahiyettedir.

Türkiye hamlelerinde haklı

Türkiye kurtuluş mücadelesine 1922’de askeri zaferle noktayı koymuş, 1923’de en büyük müjdesi Cumhuriyetine kavuşmuştur. Lozan ve Montrö’yle egemenliğini sağlamış, “yok” olmaktan “var” olmaya dönmüştür. Cumhuriyet döneminde ilkeleri ve devrimleriyle modernleşme yönünde önemli adımlar atmış, ayakta kalmak için kıt imkânlarla büyük atılımlar gerçekleştirmiştir.

Türkiye zor bir coğrafyadadır. Emperyal güçler ve mağluplar, Türkiye’nin bu başarısını hazmedememiş, her fırsatta Türkiye’yi zor duruma sokmaya çalışmıştır. Zamanı geldiğinde de yok etmek isteyeceklerdir. Çevreden de kendilerine ortaklar bulmaktadırlar.

Türkiye’nin topraklarını, karasularını, kıta sahanlığını, münhasır ekonomik bölgelerini ve hava sahasını koruması, uluslararası hukuk çerçevesinde haklarına sahip çıkması kadar tabii bir şey olamaz. Türkiye’nin yapmakta olduğu eylemler tamamen bu kapsamdadır.

Türkiye bekasını sağlamak, hak ve menfaatlerini korumak için kesinlikle bölgesel güç olmak zorundadır. Ancak Türkiye’nin bulunduğu coğrafya ve jeopolitiği, etki ve ilgi alanı sınırlarını biraz geniş tutmasını gerektirmektedir.

Düşmanı azaltmak gerekiyor

Türkiye’nin sahip olduğu politik, ekonomik ve askeri gücünün, bu kadar geniş bir sahada istenen etkiyi gösterebilmesi için, sorun yaşadığı ülke sayısını mümkün olduğunca azaltmasında fayda görülmektedir. Bu ülkelerin başında İsrail, Suriye ve Mısır gelmektedir.

İsrail’le ilişkileri düzeltmek; ABD’deki Yahudi Lobilerini lehimize çevirerek ABD’yle ilişkileri yumuşatmak, Filistin konusuna daha etkin yaklaşabilmek, Doğu Akdeniz’de fikir ve menfaat birliği ortamı yaratmak demektir. Bu daha önce denenmiş ve faydası görülmüştür. İstenirse olur.

Suriye’yle ortak noktamız, Suriye’nin siyasi birlik içinde toprak bütünlüğüdür. Dolayısıyla PYD/PKK’yla mücadeledir. İlişki sağlanması Rusya ve İran’la ilişkilerimizin daha da güçlenmesine vesile olur. Dünya, Suriye yönetimini meşru görürken, bizim “Esat katil” dememiz bir fayda getirmemektedir. Çıkarlarımızı gözetmemiz, inattan vazgeçmemiz gerekir.

Mısır, önemli bir ülkedir. Sisi’nin darbeyle iş başına gelmesi bizi ilgilendirmez. Bütün ülkeler meşru görüp ilişki kurarken dışlamamızın bir yararı yoktur. Müslüman kardeşleri kendisine tehdit olarak görmesi de bizim konumuz olmamalıdır. İlişki kurulmalı, deniz yetki alanları konusunda kandırıldığı da hatırlatılmalı, çıkarlarımız ön planda tutulmalıdır.

Yunanistan’a güvenilmez

Osmanlı’yla bağımsızlık mücadelesinden bugüne kadar, doğuya doğru genişleme ve menfaat elde etme peşinde olan Yunanistan’la iletişimde son derece dikkatli olunmalıdır. İlişkilerimizin bozulduğu her ülkeyle dost olmaya ve işbirliği yapmaya çalışır. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışıyla hareket eder.

Bir zamanlar Suriye’ye verdiği destek, PKK’ya sağladığı yardım, İsrail’le aramız bozulunca Girit’te uçaklarına eğitim olanağı vermesi ve GKRY’yle birlikte enerji kaynakları konusunda anlaşması, Türkiye ve KKTC aleyhindeki tutumu unutulamaz.

Batının şımarık çocuğu, sürekli olarak Doğu Akdeniz ve Ege’de, Türkiye’nin hak ve menfaatlerini gasp etmek için, Türkiye’nin ilişkilerinin bozuk olduğu ülkelerle işbirliği içinde hareket etmektedir. Ne tesadüftür ki bu ülkeler, Libya’da bizim karşımızdaki ülkelerin tamamı ve ondan da fazlasıdır.

Karşımızdaki düşman sayısını azaltmalı, dostlarımızı ve iletişim kurabilme/ işbirliği yapabilme imkânı olan ülke sayısını arttırmalıyız.

Tecrübeli ve meslekten olan diplomatlarımıza yetki ve olanak sağlayarak diplomasiyi güçlendirmeli ve onları ön plana çıkartmalıyız.

Bu arada, BAE uçaklarının Libya’da Vatiyye hava üssüne yaptığı saldırıyla Türkiye’nin kurduğu tesisleri tahrip etmesinin hesabının sorulmasını ve Yunanistan’a terk edilen 18 adanın geri alınması için yapılacak teşebbüsü de beklemekteyiz.

ZAFER BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN

28 Ağustos 2020 Yeniçağ Gazetesi

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI : Atatürk’ün, Nahçıvan ile Komşu Olabilmek Adına Cebinden Para Vererek Satın Aldığı Toprak


Atatürk’ün, Nahçıvan ile Komşu Olabilmek Adına Cebinden Para Vererek Satın Aldığı Toprak

Mustafa Kemal Atatürk’ün nasıl bir stratejik deha olduğunu bir kez daha ortaya koyan anektod.

bu hikaye aslında bilinir fakat ne kadar önemli olduğunu tam da nahçıvanlı biriyle konuşunca anladım.

aslında hiç önem vermediğimiz bir yerdir nahçıvan. bilmeyenlere söyleyelim, azerbaycan’a bağlı özerk bir bölgedir fakat bu ülkeyle fiziki bağlantısı olmayıp türk devletleri arasında türkiye ile kara sınırı bulunan tek toprak parçasıdır. ama neden hala azerbaycan’a bağlı özerk bir bölgedir biliyor musunuz? tamamen atatürk sayesinde. şöyle ki;

bu bölgeyle birbirimiz bağlayan sadece ve sadece 15km’lik bir sınır (bkz: dilucu sınır kapısı) vardır ve bu sınır bizzat atatürk’ün cebinden para ödeyerek satın aldığı topraktır!

adam demiş ki, yukarıda ermeniler (o dönem sscb), aşağıda iran, bu bölgenin insanı burada yaşamalı, bizim burayla direk bir bağımız olmalı ki hem ermeniler hem de iran’la aramız bozulursa, türk devletleri ve orta asya’ya bir bağlantımız kalsın. hem bu sınır sayesinde bu bölgenin insanını da koruyabiliriz. iran’la görüşür, tabi ki ikna eder, parasını öder, toprağı alır.

gel zaman git zaman, 80’lerde ermeni ve azeriler arasında gerilim tırmanır. zaten o dönemlerin sonunda sscb’nin dağılması gerçekleşir. fakat nahçıvan bölgesinin insanı fakir ve techizatsızdır. ermeni birlikleri ruslardan temin ettikleri donanımlı silahlarla nahçıvan’a saldırıken, bu adamlar yalnızca av tüfekleriyle falan kendilerini savunmaya çalışmaktadır. saldırıların yoğunlaştığını ve nahçıvan’ın düşme ihtimalini gören dönemin türk hükümeti, bu sınır kapısından silah, techizat, sağlık yardımı yapar, bölge insanı güçlenir ve topraklarını korur. en nihayetinde sovyet rusyanın dağılması sonrasında özerk bir bölge olarak bağımsızlığını ilan eder.

işte bu hikayeyi bana anlatan kişi bu bölgede o zamanlar çocukmuş. çok kötü durumdaydık, hayatımızı atatürk’ün 60 sene önce aldığı toprağa borçluyuz diyor. bu adam boğaziçi üniversitesi işletme mezunu ve şuan türkiye’nin önemli bir kuruluşunda, önemli bir pozisyonda bu ülke için çalışıyor.

stratejik derinlik böyle bir şey. bazı miki mouse’ların dediklerine inanmayın siz. zira var olan toprağı geri taşırlar maazalah.

konuya ilişkin bir kaç link;

LİNK : http://naxcivan.cg.mfa.gov.tr/…owspeech.aspx?id=709
LİNK : https://www.google.com/…ld%c4%b1%c4%9f%c4%b1+toprak
LİNK : http://tr.wikipedia.org/wiki/dilucu_sınır_kapısı

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Mustafa KAYMAKÇI : KOVİD-19 SALGINI IŞIĞINDA DÜNYADA DAHA EŞİTLİKÇİ BİR DÜZEN NASIL GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR ???


Mustafa KAYMAKÇI : KOVİD-19 SALGINI IŞIĞINDA DÜNYADA DAHA EŞİTLİKÇİ BİR DÜZEN NASIL GERÇEKLEŞTİRİLEBİLİR ???

Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı (mustafa.kaymakci68@gmail.com)

Kapitalizm geldiğimiz noktada, zengin ve fakir uluslar ile toplumsal sınıflar arasında; gıdaya, sağlığa ve sağlıklı çevreye erişim açısından farkları derinleştirmiştir. Toplumsal açıdan bölünmüş bir dünya vardır.

Yoksul ülkeler çoğunlukla yetersiz besleme ve bulaşıcı hastalıklardan, zengin ülkeler ise aşırı beslenmenin yarattığı kronik hastalıklardan etkileniyorlar. Sağlıklı çevre giderek yok oluyor.

Bu nedenlerle kapitalist paradigmanın yarattığı sanayi,tarım ve hizmetler sektörlerinde işletme büyüklükleri,şekilleri, üretimin nasıl ve kimlerin denetiminde olacağı ve çıktılarının nasıl dağıtıma tabi tutulması konularında önemli değişimlere gereksinme vardır.

Dünyada daha eşitlikçi bir düzen nasıl gerçekleştirebilir?

Bu sorunun cevabı,elbette dünyada var olan bütün ilerici güçlerin gündemdeki en önemli konularından birisidir.

Bununla birlikte, bu idealin yaşama geçirilmesinde, şimdiki ortam ve koşullarda Batı’da, bırakınız kapitalist ekonomiyi savunan siyasal partileri,sosyal demokrat, sosyalist daha ilerisi toplumcu partilerinden de eylem beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir. Bunun, başta siyasi ve toplumsal olmak üzere ekonomik ve kültürel birçok nedeni vardır.

Bu bağlamda,emek-sermaya çelişkisi ile birlikte önümüzdeki çelişki,kimilerinin dikkate almaktan kaçındığı merkez ülkeler ile çevre ülkeler arasındaki çelişkidir,bir başka deyişle bunu yaratan kapitalist emperyalizmdir.

Doğunun İki Güneşi Yol Göstermişti

Tarihsel süreç içinde anılan çelişki konusunda günümüzde de geçerliliğini koruyan en doğru çözümlemenin, 20.yüzyılın birinci yarısında yaşamış“Doğunun İki Güneşi” nden çıktığı söylenebilir.

Bunlardan birisi, bir entelektüel siyaset adamı olarak bilinen Mustafa Kemal Atatürk’tür. Atatürk, emperyalizme karşı verdiği başarılı bir savaşla, sömürge ve yarı sömürge ülkelere örnek olmuş bir kişiliktir. O, “Müstemlekecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerini milletler arasında renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve işbirliği çağı egemen olacaktır.” demişti . Bunun yanında içinden çıktığı toplumu dönüştürmüş, dönüştürürken eşitlikçi bir toplum düzeni yaratmak için ilkeler koymuş ve eylemler yapmıştı.

Bir diğeri ise Mirseyit Sultan Galiyev’dir. Galiyev, Rus egemenliğinde uzun süre kalmış Türk dilli halklarda ulusal bilinç yeterince oluşmadığı için öngördüğü “Turan Sosyalizmi’ni gerçekleştirememiş bir önder olarak biliniyor.

Yenilenirse, şimdiki ortam ve koşullarda Batı’da sosyal demokrat, sosyalist, daha ilerisi toplumcu partilerinden daha eşitlikçi bir dünya düzeni idealinin yaşama geçirebileceğini düşünmek ve eylem beklemek gerçekçi bir yaklaşım değildir.

Bu yaklaşımın geçerliğini Galiyev, ”Asya ve Avrupa Halklarının Sosyo-Politik, Ekonomik ve Kültürel Gelişmelerinin Esaslarına İlişkin Bazı Görüşlerimiz” adlı yazısında şöyle açıklamıştı:

“•Artı değerin özünde, işçi sınıfı ile burjuvazi arasındaki çelişkiden daha çok, ezen uluslar ile ezilen uluslar arasındaki çelişki vardır. Bir başka deyişle, kapitalizmin temel çelişkisi, “Proleter Uluslar” ile “Metropoller (Batı) ”arasındaki çelişkidir. Kapitalizmi ortadan kaldıracak çelişki de budur.

• Batı kültürü, kapitalist sömürünün yarattığı birikim üzerine kurulmuştur. Bu bağlamda Batı kültürü, bir yandan sömürünün devamını meşrulaştırır, bir yandan da mazlum ulusların bu sömürüyü ortadan kaldıracak özgün bir kültürün inşasını engeller. Dünyada, Batılı ve Kapitalist tek bir kültürün egemen olmasını dayatır.

• Batı ülkelerindeki sınıf mücadeleleri reformist temeldedir ve devrimci dönüşümü gerçekleştirmekten uzak kalmıştır. Çünkü Batı emekçileri, kapitalist ülkelerin dünya sömürüsünde aktardıkları kaynakların bir kesimini paylaşmıştır. Bu nedenle, metropol ülke emekçilerinin durumu, sömürgelerdeki emekçilere göre çok daha iyidir. Bu anlamda işbirlikçidirler.

• Batı işçi sınıfı, sınıfsal çıkarının kalıcı ve köklü bir şekilde korunmasını, emperyalizmin sürekliliğine bağlar. Batı işçi sınıfının bu niteliğinden dolayı, dünyadaki bütün emekçileri, bir cephede görmek ve örgütlemek başlangıçta olası değildir.

• Emperyalizme karşı dünya devrimi, mazlum ulusların emperyal devletlere karşı vereceği mücadele ile gerçekleşebilir. Mücadelenin başarısında, sömürge ulusların emperyalizme karşı verdikleri ulusal kurtuluş savaşları belirleyicidirler.

• Kapitalist dünya sömürüsüne karşı verilecek mücadelede, son çözümlemede “Proleter Uluslar Enternasyonalizmi” oluşturulmalıdır.”

Tarihsel gelişmeler , Galiyev’in değerlendirmesini haklı çıkarmıştır.

Batı’nın toplumcu geçinen bütün partileri, salt İkinci Paylaşım Savaşı’nda değil,20.yüzyılın sonunda olduğu üzere içinde yaşadığımız 21.yüzyılın başında da Batı’nın dünyayı talan etmesine karşı tavır göstermemekte ve sömürüye ortak olmaya devam etmektedirler. Afrika, Ortadoğu, Afganistan’da milyonlarca insanın ileri(!) savaş aygıtları ile öldürülmesine, yine milyonlarca insanın açlıktan ölümüne seyirci kalanlar arasında onlar da yok mudur?

Kısaca şu söylenebilir;Dünyada uluslararası ve buna bağlı olarak sınıfsal sömürü, en az eskisi kadar, hatta daha ileri düzeyde varlığını sürdürmeye devem ediyor.

Emperyalizm savaş sanayisi ile ayakta kalabiliyor. Bu nedenle her yerde savaş çıkartıyor, uygarlıkları ortadan kaldırıyor.

Uygar geçinen Batı’nın başka çaresi kalmadı. Ancak, Batı’nın emekçileri ve ilerici(!) siyasi örgütleri, Galiyev’in söylediği gibi emperyalistlerin işlediği bu suçları, dünya sömürüsünden pay aldıkları için görmezlikten geliyorlar, açıkça suçu paylaşıyorlar.

Bu nedenle,merkez ülkelerindeki kapitalist ekonominin,gelecekte de daha fazla adalet ve özgürlük getirmesinin olası olamadığı gözlemleniyor.Ancak kapitalizmin kendiliğinden, otomatik olarak ortadan kalkması söz konusu değil.

Bununla birlikte içinde bulunduğumuz durum kötüleşmeye devam ettikçe,sınıf mücadelesi yanında çevre ülkelerinden yükselen muhalefetin genişlemesi ve güçlenmesi kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkacaktır.Ancak bu muhalefetin gelecekte nasıl şekilleneceği ya da etkisinin ilerici mi yoksa gerici mi olacağını şu andan kestirmek de olası değil gibi gözüküyor.

Geleceğin daha fazla adalet ve özgürlük getirmesini sağlayaması için , bunu talep eden güçlü sosyal ve siyasal hareketlerin, akımların olması ve de bunların egemen siyasi ve ekonomik elitleri taviz vermeye zorlamaları gerekiyor.

Aksi takdirde,yaşanmakta olan halk sağlığı krizi ve bununla birlikte gelişecek ekonomik kriz, otoriter iktidarların daha da güçlenmesini, bir başka deyişle otoriter konsolidasyon olasılığını yaratabilir.

Azim ve Karar, 26 Haziran 2020.

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// VİDEO : DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR ??? —- TOPLAM 8 BÖLÜM


DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR? – BÖLÜM 1 – PARA

https://www.youtube.com/watch?v=Wc0Nf_jD718

DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR? – BÖLÜM 2 – KRİZLER YARATMAK

https://www.youtube.com/watch?v=VFJhZXMZy4U

DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR? – GIDA-İLAÇ-TÜTÜN-TARIM FİRMALARI – BÖLÜM 3

https://www.youtube.com/watch?v=A4uJvS-tc3I

DÜNYAYI YÖNETEN AİLELER – DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR ? – BÖLÜM 4

https://www.youtube.com/watch?v=_CrJIBhnbkE

DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR? – TEKNOLOJİ ve BÜYÜK VERİ – BÖLÜM 5

https://www.youtube.com/watch?v=TZd83CwZdtA

DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR – BÖLÜM 6 "DİN"

https://www.youtube.com/watch?v=6Q0To3FWLnI

DÜNYADA NELER OLUYOR? – DÜNYAYI KİM YÖNETECEK? – KİŞİSEL GELİŞİM – BÖLÜM 7

https://www.youtube.com/watch?v=-Ilem-RPMJg

BÖLÜM 8 KALDIRILMIŞ

DÜNYAYI KİM YÖNETİYOR – BÖLÜM 9- MONOPOLY

https://www.youtube.com/watch?v=jobEr5oIfLs&list=PLBIx7PfVcgRKiaWTxNEMdPt8iJXKaTus8

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Mithat IŞIK : Türkiye Karşıtı Cepheleşme


Mithat IŞIK : Türkiye Karşıtı Cepheleşme

19 Nisan 2020

Bölgemizdeki Arap ülkeleri Türkiye karşıtı cepheyi güçlendiriyor. Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammet Bin Zait Al Nahyan 2011’de Suriye’de başlayan halk ayaklanmasından 1 yıl sonra Şam Büyükelçiliğini kapatmıştı. Ancak BAE Şam Büyükelçiliği’ni 2018’de yeniden açtı. Bu durum BAE’nin Suriye’ye olan gizli desteğinin açığa çıkması anlamına geliyordu. BAE Türkiye’ye karşı bir Arap cephesinin oluşması için gizli ve açık çalışmalarına devam ediyordu. Bu kapsamda sosyal medya platformlarındaki aktivitelere, TV kanallarına, internet sitelerine, Arap ve Avrupa ülkeleri ile ABD’deki Araştırma ve Medya kuruluşlarına büyük mali destek sağlıyor.

BAE Veliaht Prensi Nahyan Mart ayında Esad’ı telefonla arayarak Suriye halkı ile dayanışma içinde olduklarını söyledi. Aynı şekilde Suudi Arabistan, Bahreyn, Körfez Emirlikleri ve Mısır da Suriye’deki BAAS rejimine açık ve örtülü destek vererek Türkiye karşıtı bir cephede birleştiler. Bu ülkelerin devrimci BAAS rejimine destek vermeleri manidardır.

Yakın zamana kadar Suudi Arabistan, BAE, Bahreyn ve Körfez Emirlikleri Baas rejimini kendilerine bir tehdit olarak görüyorlardı. Esad rejimini devirmek için cihatçı örgütlere destek veriyorlardı. Ne oldu da Suriye rejiminin yanında Türkiye karşıtı bir cephede birleştiler. Arap ülkeleri Filistin konusunda dahi birliktelik sağlayamıyorlardı. Katar hariç bu ülkelerin Türkiye düşmanlığında kolayca birleşmeleri düşündürücüdür.

Ben bunun nedenlerini şu şekilde düşünüyorum.

  1. Rusya’nın desteği devam ettiği sürece Suriye’de rejim değişmeyecektir.
  2. Müslüman kardeşleri kendi rejimleri için bir tehdit olarak görmeleri ve Türkiye’nin bu örgüte destek verdiğini değerlendirmeleri.
  3. Türk Dışişleri’nin bu birleşmeyi önlemede geçmişte olduğu kadar etkili olamayışı.
  4. Türkiye’yi kendileri için bir tehdit olarak görmeleridir.

Bu ülkeler bir taraftan Suriye rejimi ile ilişkilerini geliştirirken diğer taraftan Türkiye’yi başka bir cephede sıkıştırmak için PKK/YPG terör örgütleri ile yakın temaslarını sürdürüyorlar.

Aynı zamanda BAE başta olmak üzere Libya’da Türkiye karşıtı isyancı General Hafter’e her türlü desteği veriyorlar. Şam’daki Libya Büyükelçiliği Hafter’in başında bulunduğu isyancı güçler tarafından devralınarak yeniden açıldı. Açılışta konuşan tarafların yetkilileri Türkiye’yi ortak düşman olarak ilan ettiler.

Türkiye karşıtı oluşan Arap cephesi Suriye’de PKK/YPG ile ilişkilerini geliştirirken Irak’ın kuzeyindeki Kürt partileri;

. Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK)

. Kürdistan Özgürlük Partisi (PUK)

terör örgütü PKK ile de yakın işbirliğini örtülü olarak yürütüyorlar.

Irak’ın kuzeyindeki Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimini (IKBY) de Türkiye’ye karşı bir tutum almaları yönünde etkilemeye çalışıyorlar.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani zaman zaman PKK’yı ateşkes ilan etmeye çağırması ve Türkiye’nin operasyonlarını durdurması ı seslendirmesi enteresandır. Mart ayı sonunda IKBY’nin YPG’ye tıbbi malzeme vermesi de düşündürücüdür.

Sıkıştığı her konuda Türkiye den destek talep eden IKBY Başkanı Neçirvan Barzani’nin YPG ile olan bu ilişkisi de Türkiye tarafından değerlendirilecektir kanaatindeyim.

TSK Irak’ın kuzeyinde Zaho-Batufa-Begova-Kanimasi-Metina-Gara Dağı-Zap-Sidekan- Hakurk arasında kalan bölgede PKK terör örgütüne karşı yıllardır operasyon yapıyor. Türkiye’nin bu bölgelerde kalıcı üsleri var. TSK’nın güvenliğini sağladığı bu bölgelerdeki Iraklı Kürtler güven içerisinde yaşıyorlar. Tarlalarını bağ bahçelerini ekip biçebiliyorlar. Bu bölgedeki Kürtler TSK PKK terör örgütüne karşı koruyor. IKBY, Diyana-Hacı ümran hattının kuzeyine geçemiyor. PKK’nın bölgedeki Kürtler yaptığı zulmü en iyi Neçirvan Barzani biliyor. IKBY’nin PKK/YPG terör örgütleri ve Türkiye’ye düşmanca emeller besleyen Arap monarşilerinden uzak durması kendi güvenlikleri için en uygun hareket tarzıdır diye değerlendiriyorum.

Ortadoğu da Doğu Akdeniz’de Kuzey Afrika’daki çıkarlarımız karşısında aleyhimize oluşan Arap cephesini dağıtmak için gerekli önlemleri almalıyız.

Emperyalizmin kuklası olan bu cephenin amacı;

  • Kandilden Akdeniz’e kadar güney sınırımız boyunca oluşturulmak istenen terör koridoruna destek vermek
  • Fırat’ın doğusunda PKK/ YPG ile Türkiye arasındaki bölgeye Arap gücü yerleştirerek tampon bölge oluşturmak
  • Türkiye’nin bu bölgeye müdahalesini önlemek
  • YPG/PKK’ya bu bölgede örtülü ve açık destek vermek
  • Türkiye’yi Doğu Akdeniz’den ve Güney komşularından tecrit etmek
  • Libya’da Türkiye’ye karşı olan isyancı General Hafter’e destek vererek Türkiye ile işbirliği içerisinde olan ve BM’nin tanıdığı ulusal Mutabakat Hükümetini devirmek
  • Türkiye-Libya işbirliğini önlemek
  • Yurt içerisinde (koronavirüs ile uğraşırken karşımızda oluşan bu tehditleri de iyi analiz ederek gerekli hazırlık ve planlarımızı yapmalıyız.
  • Dışişleri Bakanlığımızın daha önce olduğu gibi etkin bir politika uygulayarak Arap cephesinin bozulmasını sağlanmasının faydalı olacağını değerlendiriyorum.