GÜNDEM ANALİZİ /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : ARAP REZERVASYONU


E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : ARAP REZERVASYONU

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/arap-rezervasyonu/

ABD Başkanı Trump’ın açıkladığı “Yüzyılın Anlaşması”; beklentisi yüksek olanlar, büyük resmi göremeyenler ve görmek istemeyenler için gerçekten fare doğurdu. Bu haliyle Filistin’e ve bölgeye barış değil, daha fazla istikrarsızlık ve savaş gelir. Belki de istenen budur!

Trump’ın İsrail Başbakanı Netenyahu ile beraber, yanlarında Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Umman ve Bahreyn Büyükelçileri olduğu halde açıkladığı 80 sayfalık planda özetle;

  1. Filistinliler toprak kaybetmeye devam ediyorlar,
  2. Eğer denebilirse; iki devletli çözüm var ama şarta ve zamana yayılmış,
  3. Kudüs, İsrail’in bölünmemiş başkenti olacak,
  4. Filistin’in Başkenti de İsrail’in güvenlik noktaları dışında kalan, Kudüs’ün kuzey ve doğu mahallelerinden oluşan küçük bir yer olacak ve ABD buraya büyükelçilik açacak,
  5. Her şey yolunda giderse Filistinlilere para ve istihdam imkânı sunulacak ve kaynak da Araplardan

Tek Taraflı Anlaşma Olmaz!

Bir kere, bir anlaşmanın anlaşma olabilmesi için anlaşmazlığın iki tarafının da olması lazım. “Yüzyılın Anlaşması” olarak takdim edilen bu anlaşmada ise anlaşmazlığın iki tarafından biri olan Filistin yok. Bu eksikliği ABD’nin korumasında, kollamasında ve dümen suyunda olan üç Arap ülkesinin büyükelçisini vitrine koyarak doldurmaya çalışmışlar. Esasında; Mısır ve Suudi Arabistan da işin içinde ama olası tepkiler nedeniyle yoktular ve şimdilik perde arkasından destek veriyorlar.

Yüzyılın Anlaşması ile Filistinlilere önerilen devlet, bir anlamda ABD’de bulunan Kızılderili Rezervasyonlarına benziyor. Kızılderili Rezervasyonu; ABD federal hükümetince anayasal olarak tanınan bir yerli kabilenin egemenliğindeki toprakları ifade ediyor. ABD’de bulunan bu rezervasyonlara “Indian Country” (Kızılderili Ülkesi) veya “Domestic Dependent Nations” (Yerli Bağımlı Milletler) deyimleri de kullanılıyor.

Devlet Gibi

ABD hükümetlerinin Avrupa kökenli göçmenlere yer açmak için 1830’dan itibaren uygulamaya başladığı tehcir politikaları ile Kızılderilileri yaşamaya ve yerleşik hayata zorladığı yerlerdir bu rezervasyonlar. ABD’de bugün, toplam 326 Kızılderili Rezervasyon Bölgesi var ve bunların yüzölçümü yaklaşık olarak Türkiye’nin yüzölçümünün üçte biridir.

Demem o ki; Yüzyılın Anlaşması’na göre Filistin Devleti dış güvenliği İsrail tarafından sağlanacak, biraz da devlet gibi gözükecek olan, aynen Amerika’daki Kızılderililere layık görülene benzeyen, Batı Şeria ve Gazze rezervasyon bölgelerinden oluşacak bir yapı!

“Kudüs Satılık Değildir!”

Trump için “Yüzyılın Anlaşması” girişimi çok önemli. Zaten Trump’ın Yahudi damadı olan Kushner, uzun zamandır devam eden bu anlaşma sürecinin planlayıcısıydı ve başındaydı. Çünkü Trump, kendisine yönelik başlatılan görevden alma sürecinin halen ABD Senatosu’nda devam eden duruşmaları nedeniyle zor durumda. Bu girişimle, Yahudi lobisini tam olarak arkasına alacağını planlıyor.

Filistin Lideri Mahmut Abbas, açıklanan anlaşmayı sert ifadelerle eleştirdi, “Kudüs satılık değildir” dedi ve bu anlaşma üzerinde İsrail ile masaya oturmayı reddetti. İran da anlaşmayla ilgili olarak “Filistin ve İslam Ümmetine yüzyılın ihaneti” açıklamasını yaptı. Müslüman Kardeşler (İhvan), Hamas ve çeşitli İslamcı Cihatçı örgütler de anlaşmaya karşı savaş ilan etti.

Üçüncü Nakba

Önerilen bu anlaşma, Filistinliler için Üçüncü Nakba (Büyük Felaket) sayılabilir. Filistinlilere göre Birinci Nakba; 1947-1949 arasındaki gelişmeler, İsrail’in kuruluşu ve vatanlarının büyük bir bölümünü terk etmek zorunda kalmalarıdır. İkinci Nakba ise 1967’deki Arap-İsrail Savaşı ve yine vatanlarının bir bölümünü daha terk etmek zorunda kalmalarıdır. Görülen o ki; Filistinliler dahil Araplar ve İslam Dünyası hep kaybediyor. Bu kafayla devam ettikleri sürece daha da kaybedecekler. Çözüm; daha çok dine sarılmak ve radikalleşmek değil, akılcı ve bilimsel düşünce sistemine geçmektir. Karşı tarafın güçlü olmasının nedeni sorgulayıcı akıl ve bilimdir.

Tabii ki Türkiye’deki Siyasal İslamcı iktidar da bu anlaşmaya yalandan da olsa tepkiler koyacak ve halkı kandırıp gazını almak için eylemler planlayacak. Hâlbuki Trump, iki damadı karşısına alıp bu planı ana hatları ile anlatmış ve daha sonra damatlar kendi aralarında koordinasyon bile sağlamışlardı.

BOP Eş Başkanlığı Yaptıysanız…

Yüzyılın Anlaşması’na bir günde gelinmedi. İsrail’i merkeze alan, çevresindeki ulus devletleri bölüp parçalamaya çalışan, bölgenin Arap-İsrail olan çatışma eksenini Şii-Sünni olarak değiştirmeyi planlayan Büyük Ortadoğu Projesi’ne (BOP) ve Arap Baharı’na destek verdiyseniz, eş başkanı olduğunuzu böbürlenerek her tarafta anlattıysanız bu gelişmelere şaşırmayacaksınız.

2005’de Kudüs’ü ziyaret ediyorken, zamanın İsrail Başbakanı Ariel Şaron tarafından “Yahudi Milletinin ve İsrail’in başkenti Kudüs’e hoş geldiniz” sözlerine ses çıkarmadıysanız…

24 Kasım 2015’de, İsrail’in 8 adet F-16 savaş uçağının Türkiye hava sahasından geçip, 656 km uçmasına müsaade ederek Suriye’nin Kibar’daki nükleer enerji santraline saldırmasına izin verdiyseniz…

Yönetme Ehliyetiniz ve Niteliğiniz Yok

Mart 2011’de Suriye’de emperyalizm tarafından başlatılan vekâlet savaşının ateşine odun taşıdıysanız, BOP kapsamında emperyalistlerle beraber Libya’nın üzerine çullandıysanız ve hala bu ülkedeki emperyalist destekli iç savaşın ateşine benzin dökmeye çalışıyorsanız, Yemen’de Şiileri katlediyorlar diye sessiz kaldıysanız ve Yüzyılın Anlaşması’nın en önemli mimarlarından ve destekçilerinden Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın İstanbul’da Cemal Kaşıkçı’yı katletmesine seyirci kaldıysanız Kudüs ve Filistin için bağırıp çağırmayacaksınız!

“Hayır, biz iyi niyetliyiz, sadece büyük resmi göremedik ve olayların buralara geleceğini kestiremedik” diyorsanız; bu da ülkemizi yönetme ehliyetinizin ve niteliğinizin olmadığını gösterir.

Türker Ertürk

İRAN DOSYASI /// E. TUĞG. TÜRKER ERTÜRK : İran Kazandı, Tırmandırırsa Kaybeder !!!!


E. TUĞG. TÜRKER ERTÜRK : İran Kazandı, Tırmandırırsa Kaybeder !!!!

İran Devrim Muhafızları Ordusuna bağlı Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat Havalimanı yakınında bir ABD saldırısı sonucu öldürülmesi durup dururken olmadı. Durumu anlayabilmek için öncelikle büyük resme bakmak lazım.

Türkiye’nin güneyinde İran’ı, Suriye’yi, Lübnan’ı ve daha güneyde Yemen’i içine alan büyük coğrafyada neredeyse mini bir dünya savaşı var. Bu savaşta kimin eli kimin cebinde, kim kiminle ne kadar müttefik, kim kimin vekâlet savaşçısı, cephe ve emniyetli bölge neresi, asker kim, sivil kim, savaşçı kim belli değil. Ayrıca; bu savaşta sadece ateşli silahlar yok. Medya, hukuk, yaptırımlar, psikolojik harekât, algı operasyonları, siber saldırılar veenerji savaşları bu süren savaşın diğer cepheleri. Bu savaş, zaman zaman artan ve azalan yoğunlukta olmak üzere uzun süredir devam ediyordu. Kasım Süleymani’nin öldürülmesi gerginliği daha da arttırdı ve yayılma ve kontrolden çıkma riskini de beraberinde çoğalttı.

İran’ın En Büyük Suçu

Halen devam eden bu savaşın genel olarak iki tarafı var. Birincisi İran,ikincisi ise ABD ve İsrail’denoluşuyor. Bu savaşın esas nedeni ise;Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında Irak’a yapılan müdahale sonucunda oluşan istenmeyen yan tesirler. Bu yan tesirler;ABD’nin Irak’a müdahalesi sonucunda oluştu. İran artık Şiilik ve ABD hegemonyasına bölgesinde direniyor ve bu konudaki direnç noktalarına destek veriyor olması nedeniyle Tahran’dan Akdeniz’e, Hamas ile İsrail’in burnunun dibine, Şiiler üzerinden Körfez Ülkelerine, Suudi Arabistan’a, hatta Kızıldeniz girişine veHusilerile Yemen’e kadar uzanmıştır.İran’ın en büyük suçu; Ortadoğu bölgesinde hegemonyaya direniyor olması ve özellikle Suriye’de emperyalizmin tekerine çomak sokmasıdır.

Özellikle ABD ve İsrail, bu durumdan hiç hoşnut değil. İran’ın artan bu etkinliği ciddi birŞii nüfusa sahip zengin körfez ülkeleri ve Suudi Arabistaniçin de büyük tehdittir. Ayrıca İsrail’in en büyük korkusu; İran’ın sahip olduğu balistik füze kapasitesidir. Bu kapasite ile İsrail’in Dimona şehri yakınındaki Negev Nükleer Araştırma Merkezi’ni ve nükleer silah depolarını vurarak Çernobil ve Fukuşima benzeri bir felaket yaratabilir.

ABD’nin Haklı Gerekçesi Yoktu!

“İran hegemonyaya direniyor ve söz dinlemiyor, bu nedenle ona saldırmak istiyoruz” denmesi mümkün değil. Dünya kamuoyunu ikna edebilecek ahlaki bir neden gerekli. “İran’ın nükleer silah üretmek peşinde olduğu, bölgenin güvenliğine tehdit teşkil ettiği ve bu durumun Batı çıkarları açısından kabul edilemez olduğu” söylemleri işte bu nedenle var.

ABD, Mayıs 2018 Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi, Almanya ve İranarasında 2015’te imzalanmış olan nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş ve Ortadoğu’da gerilimi arttıracağını bir anlamda ilan etmişti. ABD’nin, 2015’de İran’la yapılan nükleer anlaşmadan çekilmesinin hiçbir haklı gerekçesi yoktu. Zaten bu anlaşmada imzası olan İngiltere,Fransa, Çin, Rusya ve Almanya’nın anlaşmanın sonlandırılması yönünde bir isteği ve rızası da yoktu. Başından itibaren anlaşmaya İsrail muhalefet ediyordu ve sonunda emeline ulaştı. Bu işten memnun olan ikinci ülke de dünyanın karanlık ve terör destekçisi rejimi ile yönetilen ülkesi Suudi Arabistan’dı.

İran’da Ekonomi Çok Kötü

2018’den beri ABD yaptırımlarının tedricen artan etkisiyle İran petrol ihracatının yüzde 90’ını kaybetti, para birimi düştü, enflasyon yüzde 40’ı geçti, yaşam şartları halk için ağırlaştı ve genel ekonomik durum çok kötüleşti. Daha bir kaç gün önce medyada, İran’ın çok acil olarak petrol gelirlerindeki 200 milyar dolarlık azalma nedeni ile krediye ihtiyaçları olduğu haberleri vardı. Ama ABD‘den korkanlar, özellikle Batı, İran’a kredi vermeye yanaşmıyordu.

Kasım 2019’da akaryakıt fiyat artışını takiben, yaşam şartlarındaki zorluklar, eşitsizlik, yolsuzluk ve ayrımcılığa karşı ülke çapında yaygın protesto eylemleri başladı. Sert tedbirler ve kalabalıklara acımasızca müdahaleler eylemlerin sonunu getirmedi, çok sayıda protestocu yaşamını kaybetti ve olaylar bu son gerginliğe kadar durulmamıştı.

Öfke ve Tepki ABD’ye Yöneldi

İran yönetiminin başı yalnızca İran’daki protesto eylemleri nedeni ile ağrımıyordu. İran’ın etkin olduğu Lübnan ve Irak’ta da İran’a karşı tepki vardı ve protesto eylemleri yapılıyordu. İşte tam bu gelişmeler yaşanırken 2 Ocak 2019’da Kasım Süleymani’nin öldürülmesi;İran’ın imdadına yetişti, adeta ilaç gibi geldi ve İran yönetimine yönelik içteki ve dıştaki tepkiyi ve öfkeyi ABD’ye doğru yöneltti.

Kasım Süleymani,İran için önemli bir komutandı. Dini lider Ayetullah Hamaney’e çok yakındı, 10 yılı aşkın süredir Irak, Suriye ve Lübnan’daki İran Devrim Muhafızları’nın ve Şii milislerin liderliğini yapıyordu.IŞİD’in bertaraf edilmesinde ve Suriye’deki savaşta gösterdiği başarıları ve geçmişteki İran-Irak savaşındaki yararlılıkları nedeniyle İranve Şiiler için bir kahramandı. Hatta ileride İran Cumhurbaşkanlığına bile aday olabileceği söyleniyordu.

ABD Büyük Hata Yaptı!

Kasım Süleymani’nin öldürülmesi ile İran’dan, en yetkili ağızlar da dâhil intikam mesajları gelmeye başladı ve gerginlik bölgede tavan yaptı. Tahran’da, Bağdat’ta ve Lübnan’da Süleymanilehine ve ABD aleyhine gösteriler başladı. İran’ın Kum kentindeki Cemkeran Camiinin kubbesine intikam anlamına gelen kırmızı bayrak çekildi.

ABD’nin Kasım Süleymani’yi öldürme kararı,kendi çıkarları ve hedefleri açısından da çok yanlıştı. Bu saldırı İran’a taktik ve durumsal üstünlük sağladı ve İran yönetimi üzerindeki öfkenin ABD üzerine yönelmesine imkân sağladı. Geçmişte ABD Başkanı Obama,Kasım Süleymani’ye yönelik böyle bir suikast emrini vermekten kaçınmıştı. Bu saldırıdan sonra da ABD’deDemokratlar,Trump’ınSüleymani’yi bir saldırı ile öldürtmesini eleştiriyorlar. ABD’de bu yılın sonunda başkanlık seçimi varken,Trump yönetiminin İran’a müdahalenin önünü açacak bir tırmanmayı tetiklemek peşinde olmadığını değerlendiriyorum. Yani bu saldırı emri ABD için stratejik bir hatadır. Dün (5 Ocak 2020), Irak Meclisi tarafından alınan ABD güçlerinin Irak’tan çıkarılması kararı da bu hatanın sonucudur.

ABD-İRAN Savaşı Olarak Kalmaz, Yayılır!

Şu an bölge çok gergin. Gerginlik kontrol edilemez de tırmanırsa sıcak bir savaşa evrilebilir ama hiç şüpheniz olmasın, bu savaş Türkiye’ninde dâhil olduğu bütün bölgeyi içine alır ve sadece ABD-İran savaşı olarak kalmaz. Öncelikle İranlı yöneticiler sağduyularını ve itidallerini kaybetmemeli, öfkelerini ve karşı hamlelerini buna göre hesaplayarak durumu savaşa doğru tırmandıracak girişimlerden uzak durmalıdırlar.

İranlı yöneticiler bilmelidir ki; bu savaşı kazanamazlar, buna imkân ve ihtimal yok. Böyle bir savaşta yapabilecekleri tek şey; karşı tarafa zarar vermek, karşı tarafın maliyetini yükseltmek ve onları “Pirus Zaferi”durumuna sokmaktır. İran üzücü de acı da olsa Kasım Süleymani’nin öldürülmesi sonucundaki gelişmelerden kazandı. Doğru işler yaparsa daha da kazanır! Eğer tırmandırır ve nerede duracağını bilemezse kaybeder. Tabii ki bölgemizde kaybeder, Türkiye de çok zarar görür. Bu nedenle Türkiye; söylemleri ve girişimleri ile ABD-İran gerginliğini azaltacak ve kontrol altında tutacak işlerin içinde olmalıdır. Bugüne kadar yaptıklarını tekrarlarsa bu çok yanlış olur.

Türker Ertürk

1957 yılında Trabzon’da doğan Türker Ertürk, ilköğrenimini İstanbul’da, orta öğrenimini ise Ankara ve Trabzon’da tamamladı. 1971’de Heybeliada’da bulunan Deniz Lisesi’ne başladı. Lise ve müteakiben o zaman yine Heybeliada’da bulunan Deniz Harp Okulu mezuniyetinin ardından, 1979 yılında subay olarak donanma saflarına katıldı. 2008 – 2010 yılları arasında Deniz Harp Okulu Komutanlığı görevini yaptı. Bu görevde de birçok projenin gerçekleşmesini sağlayan Ertürk, Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı icra edilen psikolojik savaşta komutanlarının bu süreci iyi yönetemediği ileri sürerek 9 Ağustos 2010 tarihinde istifa etmiş ve mücadelesine siyasi yaşamda devam etme kararı vermiştir. Türker Ertürk askerlik mesleğinden ayrıldıktan sonra birçok televizyon ve radyo programına katılmış, makaleleri yayınlanmış, çok sayıda konferansta konuşmacı olarak katılmıştır. Özden Ertürk ile evli olan Türker Ertürk’ün Deniz Sinem Ertürk İlhan ve Berrak Ertürk adlarında iki kız çocuğu vardır.