AMERİKA DOSYASI /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : TRUMP’IN TWEETLERİ NE ANLAMA GELİYOR ???


LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/trumpin-tweetleri̇/

Bugün (13 Ekim 2019), Suriye’nin kuzeydoğusunda başlatılan Barış Pınarı Harekâtının beşinci günü. Türk Silahlı Kuvvetleri kahramanlar gibi savaşıyor, aslanlar gibi mücadele ediyor ve Mehmetçik yine tarih yazıyor. Zaten bunun böyle olacağını biliyorduk. Ama başlarındaki siyasi iktidar için aynı şeyi söylemek mümkün değil! İktidar, kahraman askerlerimizin aksine şov ve yanlış işler peşinde ve iktidarını bunun üzerinden pekiştirme derdinde.

Siyasi Hedef yanlış seçilmiş. Bu hedef, ülkemizin çıkarları ve güvenliği ile taban tabana zıt! Bunun anlamı; asker zafer kazanacak, Türkiye yine kaybedecek. İktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünün peşinde değil! Bu konudaki söylemleri asıl amacını gizlemek için sözde, özde değil! Suriye’yi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) kapsamında bölüp parçalamak amacıyla emperyalizm tarafından kurulan ÖSO için “Suriye’nin Milli Ordusu’dur” denmesi bile bunun onlarca emarelerinden biridir.

Türkiye, ne yazık ki aklı ve vicdanı hür, emin, ehil, ehliyetli ve bilgili eller tarafından yönetilmiyor. Bunun sayısız örnekleri var. Bugün, bunlardan bir tanesine dikkatinizi çekmek istiyorum.

Artık Savaşların Karakteri Değişti

Erdoğan, Sırbistan’dan dönerken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlamış ve Trump’ın sosyal medya üzerinden yayımladığı çeşitli mesajların sorulması üzerine; “ABD askeri ve güvenlik bürokrasisi başkanlarının talimatlarını yerine getirmiyor. Siyasiler ve medya Trump’ın üzerinde baskı oluşturmaya çalışıyor. O da bu baskıları hafifletmek için mecburen twitter üzerinden bazı mesajlar veriyor’’ demiş.

Bu açıklamanın uzaktan veya yakından gerçeklikle ilgisi yok! Daha da kötüsü, bu açıklama gösteriyor ki; Türkiye kendisine karşı çok ağır biçimde icra edilen Beşinci Nesil Savaş’ın ve bu kapsamda yapılan Bilgi Harbi’nin farkında değil. Trump’ın tweetleri bu kapsamda olup, arkasında devlet aklı bulunan ataklardır. Düşünebiliyor musunuz; bir tweet atıyor, Türkiye’de Türk Lirası’nın değeri düşüyor ve borsa çakılıyor. Bir tweet atıyor, Çin’de karışıklık çıkıyor. Dahası da var!

Beşinci Nesil Savaş

Artık savaşların karakteri, özellikleri, yapısı ve genetik kodları değişmiştir. Günümüzün savaşlarında; çatışma ile barış, asker ile sivil, cephe ile emniyetli bölge, dost ile düşman kavramları arasındaki hatlar bulanık ve belirsizdir. Bu savaşlar tek merkezden yönetilmez, ateş ve manevra gücü asli unsur olmaktan tamamen çıkmıştır.

Günümüzdeki bu savaş artık; “Beşinci Nesil Savaş (Fifth Generation Warfare)” veya “Hibrit Savaş (Hybrid Warfare)” olarak adlandırılıyor. Bu savaş, ağırlıkla ateşli silahlarla yapılmıyor ve yapılmayacak da. Bu, Beşinci Nesil Savaş (Fifth Generation Warfare). Yüksek teknoloji, devlete bağlı olmayan aktörler, terörizm, vekâlet savaşçıları, binlerce kilometre uzaktan ve uzaydan sevk ve idare edilen insansız hava ve deniz araçları, bilgi harbi, psikolojik harekât, medya, din, terörizm, siber timler, toplumsal mühendislik, seçimlere müdahale, beyin yıkama, ekonomik ve ticari manipülasyonlar ve daha niceleri bu savaşın silahlarıdır.

Bilgi Harbi

Bilgi Harbi (Information Warfare); bir devletin ulusal hedeflere ulaşmasını desteklemek için, kendi bilgilerini, sistemlerini ve bilgi altyapısını yüksek teknolojinin katkısıyla etkin olarak kullanıp korurken, diğer ülkelerin bilgi sistemleri ve alt yapılarını etkisiz hale getirmek ve istismar etmek amacıyla yaptığı faaliyetlerdir.

Yazarsam Yer Yerinden Oynar!

Bilgi Harbi’nin silahlı kuvvetler tarafından uygulanan bölümüne ise Bilgi Harekâtı denir. Bilgi Harekâtı yalnız silahlı kuvvetler tarafından değil, hemen hemen tüm bakanlıklar tarafından (Ticaret, Turizm, Tarım gibi) uygulanır veya uygulanması, hatta bu konuda planlarının olması da gerekir. Bizde ise durum evlere şenlik; ne plan, ne bilgi ne de farkındalık var!

Konuyu daha kolay anlatabilmek için bir örnek vermek gerekirse; bazen bazı kişilerden “Konuşursam çok kişinin başı belaya girer’’ veya “Yazarsam yer yerinden oynar” gibi sözler duyarsınız. İşte bunlar; kişisel olarak yapılan Bilgi Harbi’dir. Ama arkası getirilemezse, yani bilgi ile doldurulamazsa; inandırıcılığını kaybeder, boş tehdit ve şantajın ötesinde bir anlam taşımaz ve başarısız olunur.

Hesabını Uzmanlar Kullanıyor

İşte devletler de bu anlamda Bilgi Harbi yaparlar. Tarihi gelişim içinde, ilk çağlardan itibaren Bilgi Harbi yapıla gelmiştir. Ama günümüzde, özellikle bilgi ve iletişim teknolojisinin gelişmesi ile birlikte bu harp büyük bir çıkış yapmış ve etkinliğe ulaşmıştır. Sosyal medyanın Bilgi Harbi’nde her bakımdan büyük önemi ve etkinliği vardır.

Sonuç olarak söylemek gerekirse; Trump’ın mesajları hatta mesajlarının içeriğindeki küstahlıkları, tehditleri ve hatta densizlikleri bile, arkasında ABD’nin emperyalist devlet aklını ve bu kapsamda Bilgi Harbi’nin özelliklerini içermektedir. Muhtemelen Trump’ın twitter hesabını kendisi dışında ama kendi üslubuna haiz Bilgi Harbi uzmanları kullanmaktadır. Yani Trump’ın tweetleri Bilgi Harbi kapsamında, adeta nükleer başlıklı balistik füze değerindedir. Eğer ülkenizi yöneten siyasi kadrolarınızda bu farkındalık yoksa, bu tweetlerin isabet ve hasar oranı çok ama çok yüksek olur ülkeniz için!

Türker Ertürk

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : BU ŞEKİLDE GİRERSEK, TUZAĞA DÜŞERİZ !!!


LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/bu-sekilde-girersek-tuzaga-duseriz/

Geçtiğimiz Pazartesi günü (7 Ekim 2019) ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabı üzerinden Türkiye’yi tehdit etti ve “Sınırların aşılması durumunda Türkiye’nin ekonomisini yok edeceğim” dedi. Halbuki Trump, Erdoğan ile yaptığı telefon görüşmesinde Suriye’nin kuzeyindeki harekât için yeşil ışık yakmıştı. Gerçekte bu yeşil ışık, Trump’ın derin devleti arkasına almaya yönelik bir iç politika manevrasıydı. Çünkü ABD derin devletinin bunu kabul etmeyeceği biliniyordu.

Trump aynı şeyi geçen sene (Aralık 2018) de denemiş, Suriye’nin kuzeyinden ABD askerlerini çekmeye kalkmış, yer yerinden oynamış, Savunma Bakanı James Mattis tepki olarak istifa etmiş ve Trump geri adım atmak zorunda kalmıştı. Şimdi de çok tepki geldi. Daha önceden Güney Carolina Valiliği ve ABD’nin Birleşmiş Milletler eski Daimî Temsilciliğini yapan Nikki Haley, Trump’ın Suriye’nin kuzeyinden asker çekmesini sert bir dille eleştirdi ve “Türkiye dostumuz değil, Suriyeli Kürtleri desteklemeliyiz, onları ölüme terk etmek büyük hata olur” dedi.

Trump’ın Boyunu Aşar!

Dışişleri eski Bakanı Hillary Clinton, “Trump Türkiye’nin otoriter liderinden yana tavır alarak, Suriye’deki Kürt müttefiklerimize ve Amerikan çıkarlarına ihanet ediyor” açıklamasını yaptı. Daha geçen hafta, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey “Washington SDF’yi (Suriye Demokratik Güçleri) desteklemeye devam edecek” açıklamasını yapmıştı. SDF denen, esasında PYD’nin Türkiye’yi kandırmak için konan diğer adıydı. Buradan anlayacağımız üzere; ABD’nin Suriye’de Kürtleri destekleme politikasından vazgeçmesi mümkün değil. Bu, Trump’ın boyunu aşar! O da bunu bildiğinden, hemen Türkiye’yi tehdit ederek içeriye “Sorun yok” demek istedi.

Trump bu tehditle; “Benim tanıdığım limitler içinde, kendi iç politika ihtiyaçların için operasyon yapabilirsin. Dışına çıkar da müttefikim olan PYD’ye zarar verirsen, daha önce papaz krizinde yaptığım gibi ekonomini perişan ederim” demek istedi. Mesaj piyasalar tarafından hemen alındı ve Türk Lirası, Amerikan Dolarına karşı hemen düşüşe geçti. Bakın Trump’ın sosyal medya mesajı nelere kadir oluyor! Burada esas sorun; iktidarın 17 yıldır hiçbir sınırlama olmadan yönettiği ekonomimizin bu kadar kolay manipüle edilir hale getirilmiş olmasıdır.

“Demokrasi Getireceğiz” Gizli Amacı Örtmek İçindi!

Bu tehditle Trump’ın telefonla verdiği sınırlı müsaade, karşı tarafta yanlış anlaşılmayı engellemek maksadıyla yazılı hale getiriliyor, kayıt altına alınıyor, iç ve dünya kamuoyuna deklare ediliyor. Bunu yapmasaydı; Trump ile Erdoğan arasındaki bu konuşma iki kişi ve iki devlet arasında gizli kalacaktı. Demem o ki; bu tehdidin arkasında ABD’nin devlet aklı vardı!

ABD’nin Suriye politikasında hala bir değişiklik yok. Mart 2011’de, Türkiye’nin de içinde olduğu Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) Suriye bacağı kapsamında bu ülkede vekâlet savaş başlatıldı. “Demokrasi, Esad halkını eziyor, diktatör Esad, insan hak ve özgürlükleri” söylemleri, tamamen gizli amaçlarını örtmek için palavraydı. Hem de ne palavra! Amaç; Suriye’yi bölüp parçalamak ve Kürt Devleti’nin Suriye parçasını inşa etmekti. Düşünebiliyor musunuz; demokrasi ve insan hakları açısından 22 Arap ülkesi içinde en iyi durumda olan Suriye’ye, bu konularda en kepaze durumda olan Suudi Arabistan ile demokrasi getirilmeye çalışıldığını!

Rusya Topa Girince, ABD Planını Revize Etti

ABD 2015’den sonra, Rusya’nın Suriye’de topa girmesinin ardından yaşanan gelişmeler nedeniyle, Suriye’yi parçalama hedefini kuzeyde aynen Irak’ta olduğu gibi güçlü bir Kürt otonomi yapının bulunacağı federatif bir Suriye olarak değiştirdi. Yani ABD, BOP’un Suriye bacağının realizasyonunu bir miktar revize etti ve zaman olarak öteledi. Tabii ki nihai hedefi değişmedi. Görünen o ki -daha önceki yazılarımızda da ifade ettiğimiz gibi- Suriye konusunda Türkiye’nin çıkarları ve güvenliği, ABD’nin yapmak istedikleri ile taban tabana çelişiyor. Yapılması gereken; Suriye merkezi hükümeti başta olmak üzere, bölge güçleri ile işbirliği yapmaktır. Ama iktidar en başından beri hep yanlış işlerin içinde oldu ve hala da doğruya gelmiş değil.

Suriye’nin kuzeyinde PKK’nın uzantısı bir yapının egemen olmasının ülkemizin çıkarları ve güvenliği ile çelişmekte olduğunu artık iktidar da söylüyor. Bunu engellemenin yolu ise Suriye ile işbirliğinden geçmekte. Ama iktidar başka şeyler peşinde olduğundan, Türkiye’nin çıkarları ve güvenliği için adeta şart olan Suriye ile işbirliğine yanaşmıyor. Egemen bir ülkenin topraklarına kaymakamlar, emniyet müdürleri, jandarma komutanları atıyor ve fakülteler kuruyor. Bunlar, doğru işler değil! İleride başımızı çok ağrıtacak.

Kimse Yanımızda Olmaz!

ABD, Türkiye’yi ikili seçeneğe mahkûm ediyor. Birincisi; oyalama taktiği ile Suriye için kurguladığı mevcut durumu kabule zorlamak ki şimdiye kadar bunu başarı ile götürdüler. İkincisi ise; kışkırtarak, gel gel yaparak ve tuzak kurarak Türkiye’yi Suriye’nin kuzeyine sokup, ağzına kadar bataklığa girmesini sağlamak. Türkiye’nin bütün dünyayı karşısına alarak Suriye’ye girmesi çok yanlış olur ve uluslararası hukuk açısından meşruiyeti de olmaz. Kimse yanımızda da olmaz.

Sovyetler Birliği, 1979’da Afganistan hükümetinin daveti üzerine bu ülkeye girdi. Burada 9 yıl savaştıktan sonra 1988’de, 15 bin insanını kaybederek geri çekildi. Sovyetler Birliği bu süre içinde Afganistan’da, gerçekte ABD’nin verdiği imkânlarla donatılmış vekilleriyle savaştı.

Kızıl Ordu’nun Durumuna Düşeriz

Yenilmez denilen Kızıl Ordu yenildi, arkasından Sovyetler Birliği çöktü ve dağıldı. Çünkü Kızıl Ordu’ya karşı savaşan, uzaktan bakıldığında ve Moskova’dan değerlendirildiğinde çapulcu gibi gözüken bu Afgan savaşçıların, radikal İslami örgütlerin ve Taliban’ın arkasında ABD’nin sınırsız desteği, lojistiği ve teknolojik imkânları vardı.

Tüm dünyayı karşımıza alarak Suriye’ye girersek; başımıza çok ama çok büyük bela alırız ve işin içinden çıkamayız. Karşımızda yalnızca yaklaşık 80 bin kişilik PYD kuvvetleri olmayacak. Aynen Afganistan örneğinde olduğu gibi olacak. Rusya’nın desteği bile şartlı ve sınırlı. Burada yapmamız gereken; Suriye ile anlaşmak ve Suriye ile beraber hareket etmektir. Küresel emperyalist dayatmaya karşı ancak bölgesel dayanışma içinde direnebiliriz. ABD’nin Suriye’ye ve bölgeye yönelik planını ancak bu şekilde değiştirebiliriz. Mücadeleler hamasetle değil, akılla kazanılır. Suriye konusunda bugüne dek akılsızca işler yaptık, umarım bundan sonra aklımızı başımıza devşiririz.

Türker Ertürk

GÜNDEM ANALİZİ /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : BUGÜN İTİBARIYLA TÜRKİYE İÇİN ÇÖZÜM NEDİR ???


E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : BUGÜN İTİBARIYLA TÜRKİYE İÇİN ÇÖZÜM NEDİR ???

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/bugun-turkiye-icin-cozum-nedir/

Bu yıl itibarıyla; Kurtuluş Savaşı, Aydınlanma Devrimleri ve çağdaş uygarlık rotası ile taçlandırılan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlatılan Millî Mücadelenin 100.yılını idrak ediyoruz. Karanlıktan aydınlığa geçiş mücadelesinin başlatılmasının üzerinden bir asır geçmişken, gönlümüz daha başka şeyler yazmayı ve konuşmayı arzu ederdi! Ama şimdilik ne mümkün! Çünkü ülkemizde hiç ama hiç iyi şeyler olmuyor ve iktidarın antidemokratik, baskıcı ve zorlayıcı yönetiminde zifiri karanlığa doğru tam yol ile seyretmekteyiz.

Belki 100 yıl önceki çapta değil ama bir anlamda geniş halk kesimlerinde farkındalık yaratacak, desteğini alabilecek, Cumhuriyetimizi fabrika ayarlarına getirecek, demokratik değerleri, hukuku ve adaleti egemen kılacak ve çağdaş uygarlık rotasına yeniden sokacak yeni bir milli mücadeleye ihtiyacımız var.

Yargı Reformu Dış Dünya İçin Makyaj

Tüm iktidarlar, ülkesine hizmet ederken yanlışlar da hatalar da yapabilir. Geçmişte bunlar oldu, bundan sonra da olacak. Ama halen ülkemizi yöneten iktidarın yaptıklarını yanlış veya hata olarak nitelemek doğru olmaz. İktidarın kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisiyle, ilke ve devrimleriyle, çağdaşlıkla, ulus kimliğimizle ve ulus devlet yapımızla çok ciddi ve uzlaşmaz sorunları var.

Daha açık konuşmak gerekirse; ülkemizin güvenliği, iç barışı ve çıkarları ile iktidarın artık iyice açığa çıkmış olan gizli ajandası uyuşmuyor, hatta çatışıyor. İşte bu yüzden Türkiye, her konuda felakete doğru sürükleniyor. Ama bu felakete doğru sürüklenişi dillendirenleri ve halka anlatanları susturmaya, sansürlemeye çalışıyorlar ve haklarında bitmez tükenmez davalar açıyorlar. Bugün hukukun ve adaletin önündeki en büyük engel iktidardır. Bu nedenle; yargı reformu fiilen mümkün değildir. Sadece dış dünyayı kandırmaya yönelik makyaj girişimidir.

Artık Devlet Kurumları Yok Gibi!

İktidarın 17 yılın sonunda Türkiye’yi getirdiği yer tam bir felaket tablosu. Çağdaşlıkla ilgili tüm endekslerde; insani gelişmişlik, kadın erkek eşitliği, işsizlik, eğitim ve öğretimin kalitesi, basın özgürlüğü, demokrasi, hukuk, adalet ve yolsuzluk konularında Türkiye’nin karnesi, bu iktidar nedeniyle berbat ve yerlerde sürünüyor.

Devlet kurumları yok olmaya yüz tutmuş, birer parti kurumu, hatta tek adam kurumu haline gelmiş ve gelmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin de durumu hiç iyi değil. İktidar, her geçen gün Türk Milletinin Ordusunu parti ordusu haline getirmeye çalışmaktadır. Geçen ay yapılan şura, Askeri Şura değildi. Bir parti şurasıydı. Geçmişin ince eleyip sık dokunan, kılı kırk yaran ve 3 gün süren şuraları gitti, yerine bir saatte bitirilen, girdileri AKP örgütünden ve saraydan verilen parti şurası geldi. Muz cumhuriyetlerini ve kabile devletlerini ayrı tutarsanız; dünyanın hiçbir yerinde böyle bir askeri şura yok. Bu; siyaseti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine, iliklerine kadar sokar ve bizi tarihte yaşadığımız Balkan Savaşı (1912) hezimetine taşır.

Türk Diasporasını da Böldüler!

Dış politikamız yürekler acısı ve herkesle kavgalıyız! Nedeni ise iktidarın gizli ajandası, bu kapsamda geçmişin aklı olan Siyasal İslamcı ideolojisi, Yeni Osmanlı hayali, mezhepsel bakış açısı ve çağdaşlıkla olan sorunlarıdır. Diplomatlarımız da artık ehliyetten uzak. İngiliz ajanı şeyhin önünde el pençe duranlar, İslam’ın kutsal metinleri ile bakara makara diye dalga geçenler ve darbecinin kardeşi olanlar artık büyükelçi olarak bizi temsil ediyor.

Bulgaristan’da Türkler, yaklaşık olarak nüfusun yüzde 10’u. Soğuk Savaştan ve çok partili düzene geçildiğinden beri Bulgaristan’da Türklerin partisi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), her seçimde üçüncü parti çıkıyor ve koalisyon ortağı oluyordu. Ama laik bir parti olduğu için iktidarın husumetini üzerine çekiyordu. DOST adında Bulgaristan’da dinci bir parti kurdurdular. 2017 seçiminde Türk oyları bölündü, Türkler iktidar ortağı olma şansını kaybetti ve üçüncü parti durumuna Türk ve Müslüman düşmanı aşırı sağcı ve faşist ATAKA geldi. Yani izledikleri politikalarla yalnız Türkiye’deki halkı bölmediler, Türk Diasporasını da böldüler. Aynı durum, Avrupa’da ve Amerika’da da oldu!

Suriye’den Şehitlerimiz Gelmiyor Olacaktı

İktidar, Suriye’de de yanlış işler yaptı. Mart 2011’de başlayan emperyalizmin vekâlet savaşının ateşine odun taşıdı. Bu yüzden Türkiye’de terör azdı, 4 milyon Suriyeliyi kucağımızda bulduk ve güneyimizden PKK’nın uzantısı PYD tarafından kuşatıldık. Yanlış tarafta yer almasaydık; Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi harekâtlar yapılmak zorunda kalınmayacak ve o bölgeden şehitlerimiz gelmiyor olacaktı.

Petrol ve doğal gaz olarak çok zengin olan Doğu Akdeniz’e de iktidar sahip çıkmadı ve hala Münhasır Ekonomik Bölgemizi (MEB) ilan etmedi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise önce MEB’ini ilan etti ve 2003’te Mısır’la, 2007’de Lübnan’la ve 2010’da İsrail’le anlaştı. Ayrıca iktidar, tüm uyarılara karşın Kıbrıs’ın 2004’te uluslararası anlaşmalara aykırı olarak AB’ye girmesine izin verdi ve aynı yıl Annan Planına evet dedi. Yani iktidar, bugüne kadar ülkemizin lehine hiçbir adım atmadı ama Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına sahibiyet gösteren Türk Deniz Kuvvetleri’ne, AB 2009 ilerleme raporunda şikâyet edildiği için Balyoz ve diğer kumpasları yaptı.

Denktaş’a Düşman, Yorgo ve Barzani’yle Dost Oldular!

Niçin Mısır’la kavgalıyız? Çünkü iktidarda İhvan aşkı var. Rabia da onun sembolü. İhvan ise Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, cihatçı ve hilafetçi! Doğu Akdeniz çanağında, istisnasız herkesle kavgalıyız. Bu şekilde ülkemizin çıkarlarını ve güvenliğini koruyamayız.

İktidar geçmişte Rauf Denktaş’a düşmanlık yaptı. Ama Yorgo Papandreu için “Erzurum seninle gurur duyuyor” diye slogan attırdı. Aynı şeyi Barzani için Ankara’da AKP Kongresi’nde de yaptırdılar. Türk Milleti ancak kendisi için ter döken, katma değer üreten, savaşan ve can veren insanlarla gurur duyar!

Sızma Değil, Yardım Ve Yataklık Yapıldı!

FETÖ ile mücadele de tam bir palavra! Hani FETÖ’nün siyasi kanadı? 31 Ağustos 2013’de Pensilvanya’da, Gülen’in çiftliğinin önünde eylem yaptık. Ben dışarıda “Bu adamın yaşaması bile günahtır! Darbe hazırlığı içindeler! Askerin, polisin ve yargının içine yerleştirdikleri köstebeklerle darbe yapacaklar ve Gülen’i Humeyni gibi Türkiye’ye getirecekler!” diye konuşma yaparken, içeride AKP’li milletvekilleri vardı. Hani, yargılandılar mı? Bu konuşmamı haber yapan Anadolu Ajansı muhabirini bile sansürlediler ve bu yüzden bana düşmanlık ettiler.

Neymiş; Ecevit ve Demirel zamanında da cemaat tarafından devlete sızma varmış! Doğru, sızma vardı. Ama bu iktidar zamanında; atama, önünü açma, yardım ve yataklık vardı.

Halka Din İman, Kendilerine Han Hamam!

15 Temmuz Darbe Girişimi engellenebilirdi. Bu girişimin ne olup ne olmadığı konusu gerçekten sorgulanmadı, hesap verilmedi ve üstü kapatıldı.

Türkiye’de tam bir ekonomik iflas durumu söz konusu. Bu iktidarla, ekonomimizin düzelmesine imkân ve ihtimal yok. Yaptıkları; savurganlık, Cumhuriyetin ekonomik değerlerini haraç mezat satmak, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz!” yaklaşımı içinde olmak ve yüksek faizle borç para alarak saraylara ve yandaşlara sermaye transferi yapacak projeler üretmektir. Kafasında tüy bitmemiş yetimin hakkının yendiği dönem geçildi artık, bademleniyor ve tecavüz ediliyor!

Müslüman oldukları konusunda da ciddi şüphelerim var. Halka din iman pompalıyorlar, öbür dünyada cennet vaat ediyorlar ama kendileri için han, hamam, saraylar yapıyor ve bu dünyada cennetten köşeler inşa ediyorlar.

İhtiyacımız Olan Ortak Akıl

Son seçimlerden önce “Beka sorunu var” diyorlardı; halkı korkutmak ve kendilerine oy vermeye mecbur edebilmek için! Bugün ise beka sorunundan söz eden yok! Aslında Türkiye’nin gerçekten bir beka sorunu var ve bu sorunun nedeni iktidarın bizatihi kendisi. Bu iktidarın Türkiye’ye verdiği en büyük iki zarardan ilki toplumu ayrıştırması ve iç barışımızı dinamitlemeye çalışmasıdır. İkincisi ise 80 milyonluk bir toplumu tek kişilik akılla yönetilmeye mahkûm etmesidir. İhtiyacımız olan akıl, ortak akıldır. Bunu da en iyi geçekleştirebilecek sistem, parlamenter sistemdir.

Tabii ki bu iktidar giderse, her şey hemen güllük gülistanlık olmayacak. Bu 17 yılda ülkemize büyük zararlar verdiler. Ama bu iktidar gitmeden de hiçbir şey düzelmez ve her şey daha da kötüye gider. Bunu yaşayarak gördük ve görüyoruz.

Çözüm İki Safhalı

Türkiye’yi tekrar çağdaş uygarlık rotasına sokmak ve felaket sürecini durdurmak için iki safhalı bir çözüme ihtiyacımız var.

Birinci safha; iktidarın gönderilmesidir. Bunun için; kısır siyasi partiler çekişmesine girmeden, iktidara muhalif olan geniş kesimleri “armudun sapı, üzümün çöpü” diyerek ayrıştırmadan, “Geçmişte sen şöyle yapmıştın, hatta iktidara destek de vermiştin!” serzenişinde bulunmadan, herkesi ama herkesi ve hatta muhalif tüm siyasi partileri kucaklamak gerekir.

İkinci safha ise; Türkiye’nin rehabilitasyonu ve tahrip edilen kurumlarının onarılması safhasıdır. Bu, başka türlü birlikteliklere ihtiyaç duyar. Ama birinci safha aşılmadan ikinci safha için şimdiden saflaşmak; birinci safha için yapılması gereken birlikteliği bozar bizi felakete taşır.

Büyük Hesaplaşma

Halen ülkemizi felakete sürükleyen iktidarın karşısına çıkan herkes, her örgüt ve her siyasi parti -yeter ki Cumhuriyet değerleri ile bir sorunu olmasın- desteği ve ilgiyi hak eder. Bu nedenle geçtiğimiz Cumartesi (21 Eylül 2019), Rıfat Serdaroğlu’nun davetlisi olarak Çoban Ateşi Hareketi’nin Afyon’daki toplantısına katıldım ve özetle bu yazımda sunduğum durum tespitini ve çözümü anlattım. Bu arada, en başından beri iktidarın kendisini susturmak için açtırdığı sayısız davaya karşı korkmadan, tek başına kahramanlar gibi mücadele eden Rıfat Serdaroğlu’nu saygıyla selamlıyorum.

Sınıf arkadaşım E. Amiral Semih Çetin’in Destek Yayınlarından çıkan “Büyük Hesaplaşma” adlı romanını okumanızı tavsiye ederim.

Türker Ertürk

MİLLİ GÜVENLİK DOSYASI /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : MUAVENET NİÇİN VURULDU ????


E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : MUAVENET NİÇİN VURULDU ????

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/muavenet-nicin-vuruldu/

Bugün (2 Ekim 2019), Display Determination-92 (Kararlılık Gösterisi-92) adlı NATO tatbikatı sırasında Muavenet muhribimizin, Ege’de ABD uçak gemisi Saratoga’nın ateşlediği 2 adet Sea Sparrow hava savunma füzesiyle vurulmasının üzerinden tam tamına 27 yıl geçti.

Ayrıntılarıyla bu olayı ilk defa 2012’de, daha sonra 2015’de yazdım. Ama bugün tekrar anımsatmakta fayda olduğunu değerlendiriyorum. Çünkü bu vuruluş sıradan bir olay veya kaza değildi. Büyük resmin içinde bugün yaşadıklarımızla çok yakından ilgiliydi. Bu olayı büyük resmin içinde yerine koyamazsanız; Türkiye’de yaşanan rejim değişikliğini, ekonomik iflası, Ortadoğu bataklığına niçin saplandığımızı anlamakta zorlanırsınız.

Tetikte Olunmasını Gerektiren Durum Yoktu

Füzeler; geminin kalbi sayılabilecek köprü üstü ve SHM (Savaş Harekât Merkezi) gibi yerlerin yakınına isabet etti. Füzelerin isabeti sonucunda, geminin komutanı Deniz Kurmay Yarbay Kudret Güngör de dâhil olmak üzere; 5 şehit ve 22 yaralı verdik. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Lawrence Eagleburger, haberi Washington Büyükelçimiz Nüzhet Kandemir’e “Geminizi batırdık, özür dileriz” diye iletti.

Olay, gece yarısı yeşil periyot olarak adlandırılan, tatbikat dışı bölümde meydana geldi. Saratoga ve Muavenet, Ege’de, Saroz Körfezi yaklaşma sularındaydılar. Bildiğiniz gibi; Ege’nin her iki tarafı NATO müttefikleriyle (Türkiye ve Yunanistan) çevrilidir. Ayrıca; civarda tatbikatı veya ABD gemilerini yakından izleyen Rus ve Çin harp gemileri de mevcut değildi. Bunun anlamı; Saratoga dâhil, ABD harp gemilerinin yüksek hazırlık durumunda veya tetikte olmasını gerektiren herhangi bir durum yoktu.

Kazaen Ateşlenmesi Mümkün Değil!

Sea Sparrow; satıhtan havaya atılan, 19 km. menzile sahip, 231 kg ağırlığında, 3,6 metre boyunda ve yaklaşık 170 bin ABD doları maliyete sahip, yarı aktif radar güdümlü bir füzedir. Sea Sparrow, bir hava savunma füzesi olmasına rağmen; satıhtan satha, yani su üstü hedeflerine de atılabilme özelliğine sahiptir.

Sea Sparrow füzesi atabilmek, tek bir kişinin tabancayı eline alıp ateşlemesi gibi kolay bir şey değildir. Yine bu füzenin fırlatılabilmesi, “SHM’de vardiya tutan bir subayın kolunu ateşleme düğmesine yanlışlıkla çarpması” açıklaması ile de izah edilemez. Füzenin kazaen ateşlenebilmesinin önüne geçebilmek için sistem, çok sayıda emniyet tedbirini içermektedir. Füzeyi başarı ile ateşleyebilmek içinse 6 aşamadan geçilmesi ve gemi komutanının onayının alınması gereklidir. Ayrıca füze; at ve unut (fire and forget) türü bir güdümlü mermi değildir. Füze ateşlendikten sonra, hedefini vurabilmesi için bilgiye ihtiyacı vardır. Bu nedenle atan geminin, hedef gemisini (Muavenet) radarla aydınlatması gereklidir.

Türkiye’ye Mesaj Vermek İstedi

Sonuç olarak; olayın kaza olmasının imkân ve ihtimali yoktu. Kaza olma şansı bir milyonda bir dahi değildi. ABD, en yetkili ağızlarından, bu olayın bir kaza olduğunu açıkladı. Ama bize göre Muavenet; kasten, isteyerek, bilerek ve planlanarak vuruldu. O zaman aklımıza şu soru geliyor; ABD niçin bunu yapsın?

ABD, bu olay ile Türkiye’ye mesaj vermek istedi. Birincisi yani stratejik olanı; "Soğuk savaş dönemi sonrası, liderliğimde yeni dünya düzeni kurulmaktadır. Farklı yol arama kıpırdanmalarının farkındayım. Kayıtsız ve şartsız izlemen gereken yol; benim gösterdiğimdir." İkincisi ise güncel bir sorunla ilgiliydi ama sonuçları itibarıyla bu da stratejikti. "Çekiç Gücün Türkiye’deki varlığı ve yapacağı görevler, benim için hayati öneme haizdir. Engellenmesi kabul edilemez."

Havucu da Gösterdi!

ABD, Muavenet’i vurarak; yakıcı ve yıkıcı gücünün küçük bir örneğini vermişti. Sonrasında da Muavenet’e karşılık 8 Knox sınıfı firkateyni Türkiye’ye çok ucuza vererek, havucu da göstermişti.

ABD, kurguladığı yeni dünya düzeni içinde, Ortadoğu’yu yeniden şekillendirecekti. Bunun için Türkiye’yi kaybetmemek ve iliklerine kadar kullanmak yaşamsal bir öneme haizdi. Bölgede ikinci bir İsrail olması planlanan Kukla Kürt Devleti’nin oluşumu için "Çekiç Güç", çok önemliydi. Temmuz 1991’de göreve başlayan, İncirlik ve Pirinçlik’te konuşlanmış 77 uçak ve helikopter ile Amerikan, İngiliz ve Fransız 1862 kişiden oluşan "Çekiç Güç"ün Türkiye’den çıkarılması, asla ve asla kabul edilemezdi.

Sen Yapmazsan, Yapanı Getiririz!

Görünürdeki amacı Saddam Hüseyin’in olası saldırılarına karşı Irak’ın kuzeyinde bulunan Kürtleri korumak olan, ama esas amacı Irak’ı bölmek ve bölgede Kürt Devleti kurmak olan “Çekiç Güç”ün görev süresi, TBMM’de yaşanan uzun ve sert tartışmalardan sonra, 24 Aralık 1992’de 6 ay uzatıldı. Bu uzatmalar, 2003’e kadar devam etti.

Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye’yi yöneten siyasiler, Muavenet ile verilmek istenen mesajı anlayamamıştı. Hâlbuki Türkiye’nin önünde iki seçenek vardı; teslim olmak ya da teslim olmamak. Türkiye, ABD’ye ve projelerine tam olarak teslim olmadı ama teslim olmamanın gereğini de yapmadı ve tedbirlerini almadı. ABD, ülkemiz ve bölgemiz için planlarını gerçekleştirmekte kararlıydı. TSK ve iktidar mesajı anlamamakta direnince ve kendilerine biçilen emperyalist elbiseyi giymemekte ısrar edince; 1995’de “Türk Generalleri hizadan çıktı” dediler ve Irak’a müdahalede yer almak istemeyen Ecevit’i tasfiye etmek için Kara Çarşamba olarak bilinen, 2001 Türkiye Ekonomik Krizini manipüle ettiler ve AKP’yi iktidara getirdiler.

Yenisini Belirleme Gücünü Kabulleniyorsunuz Demektir

Daha sonra, AKP’ye zorluk çıkaran TSK’yı itibarsızlaştırmak için 4 Temmuz 2003’de, Türk Askeri’nin kafasına çuval geçirdiler. Karargâhı Pennsylvania’da bulunan Gülen Cemaati ile birlikte Ergenekon ve Balyoz gibi gayri hukuki operasyonlarla ve itibarsızlaştırma saldırıları ile Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) için görevlendirdikleri AKP’nin önünü açtılar. Evet, 15 Temmuz Darbesi’nin önünde devletin içine iktidarın desteği ile yerleştirilmiş Gülen Cemaati vardı ama arkasında da emperyalizm! Özet olarak söylemek gerekirse; emperyalizm, bir taşeronu ile diğerinin işini bitirmek istedi! Ama beceremedi! Çünkü iktidar, öncesinde önlemini almıştı!

İktidar, üç aşağı beş yukarı bunları bilmesine rağmen, hala ABD için “Stratejik müttefikimizdir” diyor. Biliyor ki; onlar olmadan yerinde kalamaz. Ama siz eğer iktidarın değiştirilmesini ABD’den bekliyorsanız; yenisini de belirleme gücünü kabulleniyorsunuz demektir.

Türker Ertürk

YARGI DOSYASI /// E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : Yargı reformu aslında kimin için yapılıyor ????


E. TUĞA. TÜRKER ERTÜRK : Yargı reformu aslında kimin için yapılıyor ????

Devlet kurumları yok olmaya yüz tutmuş, birer parti kurumu, hatta tek adam kurumu haline gelmiş ve gelmektedir.

Bu yıl itibarıyla; Kurtuluş Savaşı, Aydınlanma Devrimleri ve çağdaş uygarlık rotası ile taçlandırılan ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başlatılan Millî Mücadelenin 100. yılını idrak ediyoruz. Karanlıktan aydınlığa geçiş mücadelesinin başlatılmasının üzerinden bir asır geçmişken, gönlümüz daha başka şeyler yazmayı ve konuşmayı arzu ederdi! Ama şimdilik ne mümkün! Çünkü ülkemizde hiç ama hiç iyi şeyler olmuyor ve iktidarın antidemokratik, baskıcı ve zorlayıcı yönetiminde zifiri karanlığa doğru tam yol ile seyretmekteyiz.

Belki 100 yıl önceki çapta değil ama bir anlamda geniş halk kesimlerinde farkındalık yaratacak, desteğini alabilecek, Cumhuriyetimizi fabrika ayarlarına getirecek, demokratik değerleri, hukuku ve adaleti egemen kılacak ve çağdaş uygarlık rotasına yeniden sokacak yeni bir milli mücadeleye ihtiyacımız var.

YARGI REFORMU DIŞ DÜNYA İÇİN MAKYAJ

Tüm iktidarlar, ülkesine hizmet ederken yanlışlar da hatalar da yapabilir. Geçmişte bunlar oldu, bundan sonra da olacak. Ama halen ülkemizi yöneten iktidarın yaptıklarını yanlış veya hata olarak nitelemek doğru olmaz. İktidarın kurucumuz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’le, Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisiyle, ilke ve devrimleriyle, çağdaşlıkla, ulus kimliğimizle ve ulus devlet yapımızla çok ciddi ve uzlaşmaz sorunları var.

Daha açık konuşmak gerekirse; ülkemizin güvenliği, iç barışı ve çıkarları ile iktidarın artık iyice açığa çıkmış olan gizli ajandası uyuşmuyor, hatta çatışıyor. İşte bu yüzden Türkiye, her konuda felakete doğru sürükleniyor. Ama bu felakete doğru sürüklenişi dillendirenleri ve halka anlatanları susturmaya, sansürlemeye çalışıyorlar ve haklarında bitmez tükenmez davalar açıyorlar. Bugün hukukun ve adaletin önündeki en büyük engel iktidardır. Bu nedenle; yargı reformu fiilen mümkün değildir. Sadece dış dünyayı kandırmaya yönelik makyaj girişimidir.

ARTIK DEVLET KURUMLARI YOK GİBİ!

İktidarın 17 yılın sonunda Türkiye’yi getirdiği yer tam bir felaket tablosu. Çağdaşlıkla ilgili tüm endekslerde; insani gelişmişlik, kadın erkek eşitliği, işsizlik, eğitim ve öğretimin kalitesi, basın özgürlüğü, demokrasi, hukuk, adalet ve yolsuzluk konularında Türkiye’nin karnesi, bu iktidar nedeniyle berbat ve yerlerde sürünüyor.

Devlet kurumları yok olmaya yüz tutmuş, birer parti kurumu, hatta tek adam kurumu haline gelmiş ve gelmektedir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ninde durumu hiç iyi değil. İktidar, her geçen gün Türk Milletinin Ordusunu parti ordusu haline getirmeye çalışmaktadır. Geçen ay yapılan şura, Askeri Şura değildi. Bir parti şurasıydı. Geçmişin ince eleyip sık dokunan, kılı kırk yaran ve 3 gün süren şuraları gitti, yerine bir saatte bitirilen, girdileri AKP örgütünden ve saraydan verilen parti şurası geldi. Muz cumhuriyetlerini ve kabile devletlerini ayrı tutarsanız; dünyanın hiçbir yerinde böyle bir askeri şura yok. Bu; siyaseti Türk Silahlı Kuvvetleri’nin içine, iliklerine kadar sokar ve bizi tarihte yaşadığımız Balkan Savaşı (1912) hezimetine taşır.

TÜRK DİASPORASINI DA BÖLDÜLER!

Dış politikamız yürekler acısı ve herkesle kavgalıyız! Nedeni ise iktidarın gizli ajandası, bu kapsamda geçmişin aklı olan Siyasal İslamcı ideolojisi, Yeni Osmanlı hayali, mezhepsel bakış açısı ve çağdaşlıkla olan sorunlarıdır. Diplomatlarımız da artık ehliyetten uzak. İngiliz ajanı şeyhin önünde el pençe duranlar, İslam’ın kutsal metinleri ilebakara makara diye dalga geçenler ve darbecinin kardeşi olanlarartık büyükelçi olarak bizi temsil ediyor.

Bulgaristan’da Türkler, yaklaşık olarak nüfusun yüzde 10’u. Soğuk Savaştan ve çok partili düzene geçildiğinden beri Bulgaristan’da Türklerin partisi olan Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), her seçimde üçüncü parti çıkıyor ve koalisyon ortağı oluyordu. Ama laik bir parti olduğu için iktidarın husumetini üzerine çekiyordu. DOST adında Bulgaristan’da dinci bir parti kurdurdular. 2017 seçiminde Türk oyları bölündü, Türkler iktidar ortağı olma şansını kaybetti ve üçüncü parti durumuna Türk ve Müslüman düşmanı aşırı sağcı ve faşist ATAKA geldi. Yani izledikleri politikalarla yalnız Türkiye’deki halkı bölmediler, Türk Diasporasını da böldüler. Aynı durum, Avrupa’da ve Amerika’da da oldu!

SURİYE’DEN ŞEHİTLERİMİZ GELMİYOR OLACAKTI

İktidar, Suriye’de de yanlış işler yaptı. Mart 2011’de başlayan emperyalizmin vekâlet savaşının ateşine odun taşıdı.Bu yüzden Türkiye’de terör azdı, 4 milyon Suriyeliyi kucağımızda bulduk ve güneyimizden PKK’nın uzantısı PYD tarafından kuşatıldık. Yanlış tarafta yer almasaydık; Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı gibi harekâtlar yapılmak zorunda kalınmayacak ve o bölgeden şehitlerimiz gelmiyor olacaktı.

Petrol ve doğal gaz olarak çok zengin olan Doğu Akdeniz’e de iktidar sahip çıkmadı ve hala Münhasır Ekonomik Bölgemizi (MEB) ilan etmedi. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ise önce MEB’ini ilan etti ve 2003’te Mısır’la, 2007’de Lübnan’la ve 2010’da İsrail’le anlaştı. Ayrıca iktidar, tüm uyarılara karşın Kıbrıs’ın 2004’te uluslararası anlaşmalara aykırı olarak AB’ye girmesine izin verdi ve aynı yıl Annan Planına evet dedi. Yani iktidar,bugüne kadar ülkemizin lehine hiçbir adım atmadı ama Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki çıkarlarına sahibiyet gösteren Türk Deniz Kuvvetleri’ne, AB 2009 ilerleme raporunda şikâyet edildiği için Balyoz ve diğer kumpasları yaptı.

DENKTAŞ’A DÜŞMAN, YORGO VE BARZANİ’YLE DOST OLDULAR!

Niçin Mısır’la kavgalıyız? Çünkü iktidarda İhvan aşkı var. Rabiada onun sembolü. İhvanise Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı, cihatçı ve hilafetçi! Doğu Akdeniz çanağında, istisnasız herkesle kavgalıyız. Bu şekilde ülkemizin çıkarlarını ve güvenliğini koruyamayız.

İktidar geçmişte Rauf Denktaş’a düşmanlık yaptı. Ama Yorgo Papandreu için “Erzurum seninle gurur duyuyor” diye slogan attırdı. Aynı şeyi Barzani için Ankara’da AKP Kongresi’nde de yaptırdılar. Türk Milleti ancak kendisi için ter döken, katma değer üreten, savaşan ve can veren insanlarla gurur duyar!

SIZMA DEĞİL, YARDIM VE YATAKLIK YAPILDI!

FETÖ ile mücadele de tam bir palavra! Hani FETÖ’nün siyasi kanadı? 31 Ağustos 2013’de Pansilvanya’da, Gülen’in çiftliğinin önünde eylem yaptık. Ben dışarıda “Bu adamın yaşaması bile günahtır! Darbe hazırlığı içindeler! Askerin, polisin ve yargının içine yerleştirdikleri köstebeklerle darbe yapacaklar ve Gülen’i Humeyni gibi Türkiye’ye getirecekler!” diye konuşma yaparken, içeride AKP’li milletvekilleri vardı. Hani, yargılandılar mı? Bu konuşmamı haber yapan Anadolu Ajansı muhabirini bile sansürlediler ve bu yüzden bana düşmanlık ettiler.

Neymiş; Ecevit ve Demirel zamanında da cemaat tarafından devlete sızma varmış! Doğru, sızma vardı. Ama bu iktidar zamanında; atama, önünü açma, yardım ve yataklık vardı.

HALKA DİN İMAN, KENDİLERİNE HAN HAMAM!

15 Temmuz Darbe Girişimi engellenebilirdi. Bu girişimin ne olup ne olmadığı konusu gerçekten sorgulanmadı, hesap verilmedi ve üstü kapatıldı.

Türkiye’de tam bir ekonomik iflas durumu söz konusu. Bu iktidarla, ekonomimizin düzelmesine imkân ve ihtimal yok. Yaptıkları; savurganlık, Cumhuriyetin ekonomik değerlerini haraç mezat satmak, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz!” yaklaşımı içinde olmak ve yüksek faizle borç para alarak saraylara ve yandaşlara sermaye transferi yapacak projeler üretmektir. Kafasında tüy bitmemiş yetimin hakkının yendiği dönem geçildi artık, bademleniyor ve tecavüz ediliyor!

Müslüman oldukları konusunda da ciddi şüphelerim var. Halka din iman pompalıyorlar, öbür dünyada cennet vaat ediyorlar ama kendileri için han, hamam, saraylaryapıyor ve bu dünyada cennetten köşeler inşa ediyorlar.

İHTİYACIMIZ OLAN ORTAK AKIL

Son seçimlerden önce “Beka sorunu var” diyorlardı; halkı korkutmak ve kendilerine oy vermeye mecbur edebilmek için! Bugün ise beka sorunundan söz eden yok! Aslında Türkiye’nin gerçekten bir beka sorunu var vebu sorunun nedeni iktidarın bizatihi kendisi. Bu iktidarın Türkiye’ye verdiği en büyük iki zarardan ilki toplumu ayrıştırması ve iç barışımızı dinamitlemeye çalışmasıdır. İkincisi ise 80 milyonluk bir toplumu tek kişilik akılla yönetilmeye mahkûm etmesidir. İhtiyacımız olan akıl, ortak akıldır. Bunu da en iyi geçekleştirebilecek sistem, parlamenter sistemdir.

Tabii ki bu iktidar giderse, her şey hemen güllük gülistanlık olmayacak. Bu 17 yılda ülkemize büyük zararlar verdiler. Ama bu iktidar gitmeden de hiçbir şey düzelmez ve her şey daha da kötüye gider. Bunu yaşayarak gördük ve görüyoruz.

ÇÖZÜM İKİ SAFHALI

Türkiye’yi tekrar çağdaş uygarlık rotasına sokmak ve felaket sürecini durdurmak için iki safhalı bir çözüme ihtiyacımız var.

Birinci safha; iktidarın gönderilmesidir. Bunun için; kısır siyasi partiler çekişmesine girmeden, iktidara muhalif olan geniş kesimleri “armudun sapı, üzümün çöpü” diyerek ayrıştırmadan, “Geçmişte sen şöyle yapmıştın, hatta iktidara destek de vermiştin!” serzenişinde bulunmadan, herkesi ama herkesi ve hatta muhalif tüm siyasi partileri kucaklamak gerekir.

İkinci safha ise; Türkiye’nin rehabilitasyonu ve tahrip edilen kurumlarının onarılması safhasıdır. Bu, başka türlü birlikteliklere ihtiyaç duyar. Ama birinci safha aşılmadan ikinci safha için şimdiden saflaşmak; birinci safha için yapılması gereken birlikteliği bozar bizi felakete taşır.

BÜYÜK HESAPLAŞMA

Halen ülkemizi felakete sürükleyen iktidarın karşısına çıkan herkes, her örgüt ve her siyasi parti -yeter ki Cumhuriyet değerleri ile bir sorunu olmasın- desteği ve ilgiyi hak eder. Bu nedenle geçtiğimiz Cumartesi (21 Eylül 2019), Rıfat Serdaroğlu’nun davetlisi olarak Çoban Ateşi Hareketi’nin Afyon’daki toplantısına katıldım ve özetle bu yazımda sunduğum durum tespitini ve çözümü anlattım. Bu arada, en başından beri iktidarın kendisini susturmak için açtırdığı sayısız davaya karşı korkmadan, tek başına kahramanlar gibi mücadele eden Rıfat Serdaroğlu’nu saygıyla selamlıyorum.

Sınıf arkadaşım E. Amiral Semih Çetin’in Destek Yayınlarından çıkan “Büyük Hesaplaşma” adlı romanını okumanızı tavsiye ederim.

Türker Ertürk

Odatv.com