DÜNYADA İSYANLAR DOSYASI /// VİDEO : George Floyd: ABD’nin Minneapolis kentinde yaşayan Türk fotoğrafçının gözünden isyanlar


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=lORhfX5iqNs&feature=youtu.be

DİKKAT! Buz Dağının Görünmeyen Yüzü! – ABD’de Neler Oluyor? | Hamza Yardımcıoğlu

https://www.youtube.com/watch?v=teavmF5RaeI&feature=youtu.be

Americans Protest Police Brutality: May 30, in 60 Seconds

https://www.youtube.com/watch?v=wtHPono28R0&feature=youtu.be

SURİYE SAVAŞI DOSYASI : İdlib’te Savaşırken Türk Yurtlarında Neler Oluyor ???


İdlib’te Savaşırken Türk Yurtlarında Neler Oluyor ???

Yazan Cahit Armağan Dilek

07 Şubat 2020

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’te 8 şehit, 6 yaralı verdiğimiz saldırıya ilişkin olarak "askerlerimize yapılan saldırı, Türkiye açısından Suriye’de yeni bir dönemin miladıdır" ifadesini kullandı.

Aslında sadece Türkiye için değil Suriye’deki bütün aktörler için yeni bir dönemin başlangıcı olacak. Nitekim önceki günkü yazımızda bu saldırının Suriye’de yeni bir safhanın başlangıcı olacağını ve Suriye’deki aktörleri de saflarını yeniden belirlemeye iteceğini söylemiştik.

Gelişmeler de bu yönde.

Erdoğan konuşmasında yeni dönemin başlangıcı olabilecek şekilde Suriye yönetimini açıktan uyardı ve Suriye rejiminin bu ay içinde Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini beklediklerini, aksi halde Türkiye’nin bu işi bizzat yapmak zorunda kalacağını vurguladı.

Demek istediği Suriye ordusunun Soçi mutabakatının imzalandığı Eylül 2018’deki pozisyonuna çekilmesi.

Bunun gerçekçi bir talep olduğunu söylemek mümkün değil. Nitekim bu açıklamadan hemen sonra Suriye ordusu dördüncü Türk gözlem noktasını da kuşattı ve TSK’nın ilave güçler göndererek ulaşım hatlarını kontrol altına aldığı Serakib şehrini de kuşattı. Şam yönetimi adeta Erdoğan’ın söylemlerine meydan okuyordu.

Lavrov’un da açıklamalarından anlaşılıyor ki, Rusya İdlib’teki gelişmeleri sadece izliyor ve bunu yaparken de Türkiye’nin tavrının yanlış olduğunu, Soçi mutabakatının hükümlerini aşan şekilde İdlib’te konuşlanmasını artırdığını ifade ediyor. Yani Suriye ordusunun operasyonlarının sürmesine ses çıkarmıyor.

Burada dikkat çeken husus Suriye ordusu ve Şii milislerinin Soçi mutabakatıyla karar altına alınan ve tesis edilen 12 Türk gözlem noktasına yönelik saldırı yapmazken, Türkiye’nin son günlerde İdlib’e soktuğu yeni konvoylarla oluşturulan geçici kontrol noktalarına saldırmalarıdır. Yani Soçi mutabakatını Suriye değil Türkiye ihlal ediyor mesajı veriyorlar.

Ayrıca Erdoğan’ın halk kendini temsil eden birisini seçinceye kadar oradayız diyerek adeta Esad baştayken çekilmeyeceğiz mesajı veriyor ki bu hem Rus hem de Suriye tarafınca Soçi ve Astana mutabakatlarına aykırı görülüyor. Rus onaylı Suriye operasyonlarının bir nedeni de bu söylem.

Diğer taraftan Erdoğan, İdlib’te asker bulundurulmasıyla ilgili olarak "bizim elimizde kapı gibi bir Adana Mutabakatı Anlaşması var ve biz bu anlaşmanın gereği olarak oradayız" dedi. Suriye ise SANA ajansında yayımlanan haberde, Erdoğan’ın doğruyu söylemediğini ve Adana mutabakatının Türkiye’ye otomatik harekat yetkisi tanımadığı karşılığını verdi.

Gerçekten de Adana mutabakatı karşılıklı koordinasyonu ve istihbarat paylaşımının yapılmasını öngörüyor ve sınır ötesinde tek taraflı harekatlara izin vermiyor.

Erdoğan yönetiminin içeride olduğu dış politikasında dini referanslara ağırlık vermesi, Türk Milleti kavramı yerine ümmet kavramını esas alması, Filistinlilerin yaşadıkları için uluslar arası toplumu ayağa kaldırmaya çalışması, Suriye’de çoğunluğu Arap olan bölgeler için Menbic Menbiclilerin, Rakka Rakkalıların, İdlib İdliblilerin, buraların sahiplerine verilmesi için mücadele ediyoruz deyip Şam yönetimiyle savaşı göze aldığını görüyoruz.

Savaşı göze almak demek, İdlib’te kısa süreli de olsa Suriye ile çatışmak demek Türkiye’nin ABD ve NATO’dan destek talep etmesi demek. ABD’den gelen açıklamalar adeta Türkiye-Suriye çatışsa da bizde bölgeye gelsek isteğini deşifre ediyor.

Hatta açıkça yol gösteriliyor. ABD’nin PKK’ya karşı istihbarat paylaşımı mekanizmasının Kasım 209’da sona erdirildiğini önceki gün duyurması da bunun bir emaresi. ABD diyor ki "eğer İdlib başta olmak üzere yeniden istihbarat paylaşımına başlarsa Türkiye’ye yönelik Suriye ordusundan gelebilecek saldırıları önleyebiliriz, ilave hava savunma sistemleri de göndeririz."

Bu iş birliğinin sonu İdlib M4 karayolu kuzeyinde güvenli bölge ilanı demek. Bu Rusya ile de işbirliğinin kopması demek olabilir. Bunun böyle olacağını aslında tam bir yıl önce 16 Şubat 2019’da bu köşede yazdık. Bir yıl sonra işte o noktadayız. ABD planı devrede, senaryosu tıkır tıkır işliyor.

Libya’da Suriye’de bu tür bir tavır sergileyen Erdoğan yönetiminin değişik ülkelerde kimlikleri, en temel insan hakları ellerinden alınan, dağıtılan, ezilen Türklerin durumunu gündeme getirmekten uzak olduğunu görüyoruz. Örneğin Suriye’de şurası Türkmenlerindir, Türkmenler topraklarını kontrol altına alıncaya kadar mücadele edeceğiz denilmediğini görüyoruz.

İşte başkanlığını yaptığım 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 14 yıldır geleneksel hale gelmiş ve Enstitümüzün kurucusu Prof. Ümit Özdağ’ın babası stratejist Muzaffer Özdağ adına düzenlediği Türk Strateji Günü‘nde bu yıl "Türk Yurtlarında Neler Oluyor?" başlıklı bir panel düzenliyor.

Yarın yani 08 Şubat’ta Ankara’da yapılacak panelde Kırım, Doğu Türkistan, Doğu Türkmenleri (Irak) ve Batı Türkmenleri (Suriye)‘deki Türklerin durumu konuşulacak, tartışılacak.

Başkaları Atatürk, Türk, Türk Ulusu, Türk Milleti, Türk Bayrağı, Türk Ordusu demekten "kaçınsa" da bizler mazisi insanlık tarihiyle başlayan, tarih boyunca medeniyet nurları taşıyan dünyanın neresinde olursa olsun Türk Ulusunun varlığının, kimliğinin, haklarının takipçisi olmaya, korumaya ve gündemde tutmaya devam edeceğiz.

TARİH /// Özgür Barış ETLİ : İskandinav Mitolojisinin kökenindeki Türk Mitolojisi


Özgür Barış ETLİ : İskandinav Mitolojisinin kökenindeki Türk Mitolojisi

25 Mart 2018

1.İskandinav Mitolojisi

İskandinav denilen topluluklar bugün Norveç, İsveç, Danimarka, İzlanda ve Faroe Adaları’nda yaşamakta olan insan topluluklarını kapsar. Günümüzde İskandinavlar yanlış olarak Viking olarak adlandırılır. Halbuki Viking çağından (750-1070) çok daha önceleri İskandinav kültürünün oluştuğu görülür. Bu kültürün başlangıç noktası muhtemelen Bronz Çağı’na (M.Ö. 1600-450) kadar uzanır. Erken İskandinav kültürü hakkında yazılı kaynak olmasa da taş ve metal işçiliği bulguları, tanrı ve tanrıça motifleri, antik mitler ve ritüeller bize bu konuda birşeyler söyler[1]. Lindau‘ya göre M.Ö. 2 binlere tarihlenen arkeolojik kayıtlar İskandinav kültürünün kökenlerini sunar[2].

İskandinav mitolojisi ve Viking inanışları incelendiğinde Türk kültürünün dünyanın bu kısmını da etkilemiş olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Üstelik bu kültürel ilişkiyi ilk kez ortaya çıkaranlar İskandinavya toplumundan olan önemli kişilerdir. Örneğin, İsveçlilerin Türk kültüründen oldukça etkilenmiş olduğunu aktaran kişilerden biri İsveç tarihinin kurucusu sayılan Prof. Sven Lagerbring‘tir[3].

Vikinglerin geleneksel hikayeleri tanrılar, devler, yaratıklar hakkındadır. Bu hikayelerin çoğu dünyanın yaratılışıyla ilgili mitleri anlatır. Bunlar Viking sagaları adıyla bilinir. İskandinav mitolojisinde tanrılar ölümsüz değil ölümlüydüler. Yani daha çok insanı andırırlar. Dev boyutlu olmaları onları insanlardan ayırır. Tanrılar insanların sahip oldukları sevme, korkma gibi duygulara da sahiptirler. İnsanlar gibi yaptıkları işler başarısızlıkla sonuçlanabilir. Yendikleri gibi yenilebilirler de. İskandinav mitolojisinde dokuz dünya bulunur. Bunlar: Muspelheim, Niflheim, Helheim, Jotunheim, Asaheim, Vanaheim, Alfaheim, Svartalfaheim, Mannaheim gibi alemlerdir. Örneğin, insanların yaşadığı Midgard, Mannaheim‘de bulunur. Bunun yanı sıra, tanrıların yaşadığı yerin adı Asgard‘dır. Cennetin olduğu yer burasıdır. Burada Odin‘in sarayı Valhalla bulunur. İskandinav mitolojisi tanrılar açısından oldukça zengindir. Örneğin, Aegir okyanusun ve deniz kıyısının tanrısıdır. Kızdığında fırtınalar yaratır. Balder, sevgi ve bilginin tanrısı olup Odin ve Frigg‘in oğludur. Şiir tanrısı Bragi‘dir. Gündüz tanrısı Dagr‘dır. Sağlık tanrıçası Eir‘dir. Loki, Odin‘in erkek kardeşi olup ateş tanrısıdır. Fenrir, Loki ve dişi dev Angerboda‘nın oğludur. Loki ve Angerboda‘nın oğullarından biri deJormungand denen yılandır. İskandinav mitolojisindeki kıyamet Ragnarok zamanında Thor tarafından öldürülecek fakat aynı zamanda onu ısıracak olan yılandır. Freya, aşk ve güzellik tanrıçasıdır. Frigg, gök tanrıçasıdır, Odin‘in eşidir. Heimdall, şafak tanrısıdır[4].

2.Tanrı Odin’in Türk Kökeni Hakkında İddialar

Snorre Sturlesson‘un Edda‘sında, Odin‘in Turkland‘dan kuzeye yolculuğu anlatılır. Sturlesson, sadece Odin‘in Turkland‘dan geldiğini yazmıyor aynı zamanda onun İskandinavya’ya Türk geleneklerine uygun adetler getirdiğini, Türk dilinin İskandinav diline ve hatta İngiliz diline etki yaptığını da yazıyor. Üstelik, Odin‘in oğlu Yngve‘nin İsveç kralı olduğunu da söylüyor. Örneğin Ynglinge Destanı‘nda şu sözler geçer: “(…)Sveigder ülkeyi babasından devraldı. Tanrılar yurdunu ve ilk Oden’i ziyaret etme sözü verdi. Kendisiyle birlikte on iki yoldaş dünyayı dolaştı. Türk ülkesine (Turkaland) ve Büyük İsveç’e (Svitjod det stora) geldi. Orada pek çok akrabasını buldu. Bu yolculuk beş yıl sürdü. Sonra İsveç’e (Svitjod) geri döndü.”[5]. Hervavar Destanı‘nda ise şu cümlelere rastlarız: “(…)O sıralar Doğu’dan Asyalılar ve Türkler geldiler ve buraya Kuzey’e yerleştiler. Önderlerinin ismi Oden idi. Sekiz oğlu vardı. Hepsi birer büyük ve güçlü adam oldular.”[6]. Bosa Destanı’nda ise yine Odin‘in Asya topraklarından geldiği dile getirilmektedir: “(…)Doğu Gotland’ı Ring isimli bir kral yönetti. O, Göte’nin oğlu, İsveç kralı Oden’in torunuydu. Oden Asya’dan gelmişti ve Kuzey’in en ünlü kraliyet hanedanlıkları onun soyundan gelmeydi.”[7].

Odin‘in Asyalı kökeninden bahseden yalnızca Edda‘lar değil elbette. Birçok yazar ve tarihçi bu konuya değinmeden geçememişler eserlerinde. Örneğin, bunlardan biri “A Modern Theory of Language Evolution” adlı eserin yazarı Carl J. Becker.Becker, bu eserinde Odin‘in Asya kökeninin yanı sıra “Od” kelimesinin Türkçe “ateş” anlamına geldiği vurgusunu da yapıyor: “Odin, Aesir tanrılarıyla birlikte kuzey halklarının deneyimine Orta Asya’dan, Asgard’dan gelen yeni bir deneyim kazandırıyor. İskandinav geleneklerinde Gök-Türkler, İskitler ve/veya Sarmatlar Alfheim’daki beyaz Elfleri hatırlatırlar. Alfheim’deki beyaz elflerin kralı Freyr’dır. Bu elfler Swartalfheim’ın siyah cüceleri gibi metal işçiliği konusunda yetenek sahibidirler. Bu durum, Doğu Anadolu’da Toros vadilerinde yaşayan Türk kavimlerinde de görülür. (…) Odin doğudan döndüğünde yanında metal işleme bilgisini de getirmişti.Od”, Türkçe’de ateş anlamına gelir,Odunkelimesi iseodun (firewood)anlamına gelir. Bu durumdaOdin the Ygg”, “İyi ve genç oduna dönüşür.”[8]. “Norse Mythology A Guide To Gods, Heroes, Rituals and Beliefs” adlı eserde ise “Biz aynı zamanda onu (Oden’i) Ynglinga Saga’nın ilk kısmında görüyoruz. Bu bölümde Odin’in halkının lideri olarak onları Turkland’dan İskandinavya’ya getirdiğini anlıyoruz” satırları vurgulanıyor[9].

Turgay Kürüm ise Odin‘in Türk Kökeni hakkında şu bilgileri veriyor: “Tarihi bilgiler ve adı geçen eserdeki diğer bilgilerin ışığında Odin’in, M.S. 3. yy.’da Karadeniz’in kuzeyine gelen Gotlar’dan olduğu, Don ve İdil nehirleri arasına hakim olan Got kabilesinin lideri olduğunu, Germanik’in Hıristiyan olması sonrasında yaşanan süreçte pagan inancını koruyarak ana yurdu olan İskandinavya’ya (Gotaland) Avrupa’ya Hun akınları başlamadan, kabilesiyle geri döndüğü ve İskandinavya’da Viking krallığını kurduğu anlaşılmaktadır.”[10]. “Alpler ve Elfler: Türk ve İskandinav Dünyalarında Kahramanlık Olgusu” adlı makalelerinde Doç. Dr. Osman Karatay ve Emre Aygün, Odin hakkında ilginç bilgiler aktarırlar. Karatay ve Akgün‘e göre Türkistan’dan İskandinavya’ya göç eden Odin, daha sonra tanrısallaştırılmış ve kuzeylilerin baş tanrısı haline gelmiştir. Onlara göre Odin‘in kavminin adı Az‘dır, yani Göktürk yazıtlarında karşımıza “Az budun” olarak çıkan, Abakan bozkırında Kırgız komşuluğundaki halk. Yine Karatay ve Aygün‘ün Nizamüddin Şami’den aktardıklarına göre Timur bir sefere çıkmadan önce bu bölgedeki Öden Ata‘nın kabrini ziyaret etmiş, dua ve dilekte bulunmuştur[11]. Doç. Dr. Osman Karatay, Kral Odin’in Turkland’dan İskandinavya’ya Göçü” adlı makalesinde de Odin‘in Türk kökenlerini açıklamıştır[12].

Bazı kaynaklara göre Odin‘in tanrı olarak kabul edilmesi onun doğa üstü güçleri daha doğrusu şamanik özellikleri nedeniyledir. Bu, Oden Ata‘nın bir lider olduğu kadar aynı zamanda bir şaman (kam) olduğu ihtimalini doğurur. Eğer öyleyse Oden Ata‘nın şamanik özelliklerini gören İskandinav halkı onu tanrı mertebesine yükseltmiş olabilir. Odin‘in şamanik ruh yolculukları iyi belgelenmiştir. Ynglinga Saga‘nın aktardığına göre Odin diğer kişilere uyku halinde veya ölüme yakın bir halde görünürken uzak diyarlara haber gönderebiliyordu. Bir Eddic şiiri olan “Baldur’un Rüyaları”nda ise Odin sekiz ayaklı atı Sleipnir‘i sürüyor ve bu atı ile yer altı dünyasına Avrasya’lı şamanlar gibi bir yolculuk yapabiliyordu[13]. Mircae Eliade‘ye göre ise Odin, tüm dünyadaki şamanların sahip olduğu gibi Hugin ve Munin adlı iki kuzguna sahipti[14].

3.İskandinav Mitolojisinin Yaşam Ağacı: Yggdrasil

Yggdrasil, İskandinav mitolojisindeki kutsal yaşam ağacıdır. Ona aynı zamanda “Dünya Ağacı” da denilir. Yggdrasil, 9 dünyayı, alemi dalları aracılığıyla birbirine bağlar. Yggdrasil‘in en tepesinde kartal Vedrfolnir bulunur. Bu kartal buradan tüm dünyayı gözler. Odin, runların (runik yazıların) sırrını öğrenebilmek için Yggdrasil‘in dallarında dokuz gece boyunca asılı kalmıştır. Yggdrasil, mitolojide genellikle uzun yaşamı, bereketi, yeniden doğuşu ve bilgiyi temsil eder[15]. Edda‘da anlatıldığına göre,Yggdrasil yerin dibinden gökyüzüne uzayan yüce bir ağaçtır. Yggdrasil’in tüm dünyayı örten dokuz dalı ve uçları göklerde başlayan üç kökü vardır. Bu köklerin her biri bir kaynaktan suyunu almaktadır. Köklerden biri Asyalıların oturduğu Asgard‘ın (Asyalıların yurdu) altındadır[16].

Yggdrasil‘in kökleri altında kutsal suyun bulunması bize Türk mitolojisinin dünya ağacının “hayat suyu”nu hatırlatır. Türk mitolojisinde dünya ağacı, bazen “hayat suyu” inancı ile de birleşmiştir. Mesela, Altay efsanelerinin bazılarında “hayat ağacı” göğün 12. katına kadar yükselen “dünya dağı”nın üstündeki “kayın ağacı” olup altındaki çukurda yer alan bu “hayat suyu” bazan ölümsüzlük veya yeni bir güç, bazen da sağlık veya gençlik bahşederdi (Ögel, ss:106-107)[17]. “Hayat ağacı” veya “Dünya Ağacı” kavramı Türk mitolojisinde de önemli bir yere sahip. Türklerde halı ve kilim desenlerinde hayat ağacı bir motif olarak oldukça yaygın bir şekilde kullanılmış. Hatta mezar taşlarında bile hayat ağacı motiflerini görebilmek mümkün. Türklerde şamanlar hayat ağacını kullanarak gök tanrıya ulaşırlardı. Altay mitolojisinde bu kutsal ağacın tepesinde Tanrı Bay Ülgen otururdu. Şaman davullarında da hayat ağacı resmedilmişti. Türklerin hayat ağacının da (Yggdrasil gibi) 9 dalı bulunurdu. İlginçtir, Türklerin hayat ağacının en üstünde de insan ruhlarını temsil eden bir kuş bulunurdu. Mitolojiye göre insan ruhu henüz dünyaya gelmeden bu ağacın tepesinde bir kuş olarak beklerdi. Telüt Türkleri arasındaki bir boy, sağ kanadı Güneş’i, sol kanadı Ay’ı kaplayan bir gök kuşuna inanırmış. Sibirya’da şehirlerin ve yurtların yanında bir uzun sırık ve üzerinde tahtadan bir kuş bulunuyormuş. Bu kuşa gök kuşu, direğe de gök direği deniyor. Bu direk, hayat ağacı olarak kabul ediliyor. Bu, yerle göğü birleştiriyormuş[18].

İskandinav mitolojisinde Yggdrasil ağacının ortasında insanların yaşadığı yer olan Midgard (Orta Dünya) bulunur. “Altay Bilik” adlı kitapta da Türklerin hayat ağacının ortasında insanların yaşadığı bir “Orta Dünya”dan bahsedilir: “Bizim üzerinde yaşadığımız orta dünya, Yer’in üstündedir. Orta dünyanın görünen ve görünmeyen iki dünyadan ibaret olduğunu söylenir. Orta dünyanın düz kısımları (dağ vadileri ve bozkır), yani görünen tarafı insanlara aittir.”[19].

İskandinav Mitolojisinin Yaşam Ağacı Yggdrasil, 9 dünyayı dallarıyla birbirine bağlıyor. Türk Mitolojisinde de Kayra Han, dünyanın merkezine 9 dallı çam ağacı dikiyor. 9 sayısı Türk mitolojisinde en önemli sayılardan biri olarak karşımıza çıkıyor: 9 ağaç, hayat ağacının 9 dalı, 9 boy, 9 oğuz, 9 felek vb. Altay şamanlarında ise 9 ok inanışı var. Tanrı Ülgen‘in 9 kızı ve 9 oğlu var. Altaylılar’da Gök Tanrı kurbanı törenleri 9 gün sürüyor, İlkbahar bayramına ise 9 kız ve 9 erkek katılıyor. Yakut Türklerinin Er Sogotoh Destanı‘nda gök 9 katlı tasvir ediliyor. Ayrıca, Yakutlarda gök ruhları 9 adet. Yggdrasil, üst ve alt alemleri birbirine gökkuşağı ile de bağlar. Aynı şekilde Türk mitolojisinin Dünya Ağacı da dünyaları gökkuşağı ile bağlar. Şamanizmin en kutsal motiflerinden biri olan Yaşam Ağacı’nın İskandinavya’ya Türk Mitolojisinden aktarıldığı ortadadır.

Dar anlamda şamanizm, tipik olarak Sibirya ve Orta Asya’ya özgü bir dinsel olgudur. Terimi bile, Rusça aracılığıyla, Tunguzca ‘şaman‘ sözcüğünden gelir. Asya’nın ortalarında ve kuzeyinde konuşulan öteki dillerde buna karşılık olan terimler şöyledir. Yakutça ‘ojun‘ [Odin’in kökeni olmalıdır], Moğolca büge ve udegan (karş. Buryatça udayan: “kadın şaman”), Türkçe-Tatarca kam(Altayca kam, gam, Moğolca kami vb (Eliade, 2006:22)[20].

  1. İskandinav Mitolojisinin Diğer Ögeleri ve Olası Türk Mitolojisi Kökenleri

İskandinav mitolojisinde Jormungand, kıyamet Ragnarök zamanında Thor tarafından öldürülecek fakat aynı zamanda onu ısıracak olan yılandır. “Jormungand”, kelimesi Türkçe’de yılan için de kullanılan “Sürüngen” sözcüğüne etimolojik olarak oldukça benzemektedir. Altay mitolojisinde “Yelbegen” adlı bir yılan da bulunmaktadır. Yine “Yelbegen”, “J(Y)ormungand”a fazlasıyla benzemektedir. Ayrıca, Türkçe “Yorungan (Yorgan)” kelimesi de “Örten” anlamına gelir. İskandinav mitolojisinde Jormunganddünyayı saran, onu örten yılandır.

İskandinav mitolojisinde Slepnir, Odin‘in sekiz ayaklı atıdır ve Odin bu atı ile yeraltı dünyasına Türk şamanları gibi yolculuk yapar. İlginçtir, Türk kamları da göksel veya ruhsal yolculuklarında Tulpar adında bir attan yardım alırlar. Kamlar ata biner ve göğün katlarını bu şekilde geçebilirler. Sleipnir‘in diğer adı Slipper‘dir. Sleipnir ve Slipper de etimolojik olarak Tulpar‘a oldukça benzemektedir.

İskandinav mitolojisinde Surtr ilk canlı varlıktır ve bir alev devidir. Altay destanlarında ise ilk yaşayan varlıklar birer dev olanSartakbaylardır. Bu devlere Sartlar da denilir[21]. Görüldüğü üzere Surtr ve Sartlar birbirine epey benzemektedir. Türk efsanelerine göre Ülgen‘in yarattığı Sartlar, dev cüsseli, ölümsüz insanlarmış.

İskandinav mitolojisinin yaratılış bölümünde ilksel ve sonsuz boşluğa Ginnungagap adı verilir. Sondaki “gap” eki İsveççe’de ve İngilizce’de “boşluk” anlamına gelir. Ginnungagap; büyük, sonsuz boşluk. Tatarca’da ve bazı Türk lehçelerinde de “gap, qap, kap” yine “boşluk, açıklık” anlamlarına gelir. Öyle ki, “kapı, kapka”, “boşluğu örten” anlamındadır. Türkçe’de “sonsuz” kelimesinin karşılığı “bengü” veya “bengi”dir. O halde “sonsuz boşluk”, Türkçe “Bengi-gap” diye birleştirilebilir. Hatta Türk mitolojisinde “sonsuz su”, “ölümsüzlük suyu”nun karşılığı “bengi-sub”dur. GİNN(UN)GA-GAP: BENGİ-GAP eşleştirmesi yapılabilir.

İskandinav mitolojisinde “Angrboda”, “kötülük, felaket, bela getiren kişi” anlamındadır. “Angr”, “bela” vb. anlamlarda kullanılmıştır. Eski Türkçe “bela” ne demek diye baktığımızda karşılığını “mungur” olarak buluruz. “budun” ise “boy, kavim” gibi anlamlara gelir. Bu durumda “mungurbudun”, “bela getiren kavim” anlamına gelir ki, hem etimolojik hem de anlam olarak “angrboda”ya benzer. İlginçtir Başkurt Türkleri’nin “Kongur Buga” adlı bir destanı vardır.

İskandinav mitolojisinde Baldr ya da Balder, ışık ve saflık tanrısı olarak bilinir. Türk mitolojisinde de Kayış Baldır adlı bir varlık bulunur. Fakat bizim Baldır, İskandinavların Balder‘i kadar iyi ve saf değil. Tam tersi, Baldır insanları aldatan bir varlıktır.

İskandinav mitolojisinde ”Ragnarok” kıyametin adıdır, kıyameti temsil eder. Kıyamet zamanı Güneş ve Ay, Skoll ve Hatitarafından yutulacak, Jormungand ve Fenris özgür kalacak, Thor, Jormungand‘ı öldürecek fakat onun tarafından sokulacak,Fenrir, Odin‘i öldürecek, Loki ve Heimdall birbirininin hayatına son verecek, dünya ateşler içinde kalacaktır. Tanrıların birçoğu ölürken bir kısmı yeniden doğacaktır. Görüldüğü üzere İskandinav mitolojisinin kıyameti Ragnarok, kesin bir kıyamet değil bir dönemin sonu, bir diğerinin başlangıcı olacak şekilde gerçekleşiyor. ”Ragnarok”a ”Ragnarök” de deniyor. Bu kelimeyi ”Ragnar-Ök” diye böldüğümüzde ilginç bir anlam çıkarıyoruz. Çünkü ”Ök”, Türklerde ”Gök” anlamına geliyor ve eski Türkler gök için aynen ”Ök” sözcüğünü kullanıyorlar. Türk mitolojisinde kıyamet gününe ”Kalganan Gün”, ”Kalgançı Çak” deniyor. Bunlar ”Kalan son zaman” ya da ”Kalkılan, dirilinen gün” gibi anlamlara geliyor. ”Kalgan” sözcüğü ”Ragnar” sözcüğüne benziyor. Yalnızca söyleniş değil anlam bakımından da. Bu durumda RAGNA/R-ÖK, KALGAN-ÖK benzerliğini öne sürebiliriz. Yani GÖĞÜN KALKMASI veya GÖĞÜN KALAN ZAMANI. Altay Türklerinde Kalgançı Çakkalan son zaman‘ tabiriyle, dünyanın çökmesi tasavvurları anlatılmış olsa gerek. Her afetten ve harpten kurtulmalar sonunda, hayatın devamı görüldüğünden, bu afetlerin, harplerin ve kıyametin sonunda da yeniden yaşama, islam dininde ‘al-kiyame’ ayağa kalkma, ölümde sonra dirilme, hayata geri dönme dahi tesbit edilmiştir; yeni devrin ve yeni hayatın kurucuları peygamberler, azizler, kahramanlar olarak ortaya çıkmışlardır[22]. Rudolf Simek‘e göre ”ragnarök”, ”tanrıların son zamanı, tanrıların son yazgısı” gibi bir anlama gelir ki bu da Türk mitolojisinin ‘son zaman’ kavramına birebir uyar[23].

İskandinav mitolojisinin ögelerinin olası Türkçe kökenleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

5.Sonuç:

Görüldüğü üzere İskandinavya mitolojisinin kökeninde Türk mitolojisinin ögelerini bulabilmekteyiz. Gerek Odin‘in Türk kökeni hakkında vurgulananlar, gerek İskandinav mitolojisinin yaşam ağacı Yggdrasil‘in kökenindeki Yaşam Ağacı hakkında aktarılanlar, gerekse Jormungand, Surtr, Ginnungagap, Angerboda, Ragnarok, Baldr, Sleipnir gibi mitolojik ögelerin Türkçe kökeni hakkındaki olasılıklar bize dönem dönem Türk kültürünün İskandinavya kültürünü etkilemiş olduğunu kanıtlar. İleride yapılacak değerli araştırmalarla bu iki kültür ve dolayısıyla mitoloji arasındaki eşlik ve benzerlikler tezimizi de destekler biçimde ortaya çıkarılabilecektir.

Özgür Barış ETLİ / ozguretli – 2015

Dipnotlar:

[1] Kathleen N. Daly, Norse Mythology A to Z, 2010.
[2] John Lindau, Norse Mythology: A Guide To The Gods, Heroes, Rituals and Beliefs, 2001.
[3] Özgür B. Etli, Oden Ata: Vikingler ve Türkler, 2015.
[4] Etli, a.g.e.
[5] Snorre Sturlesson, Ynglinge Saga.
[6] Abdullah Gürgün, İsveçlilerin Türk Kökenleri Üzerine, 2011.
[7] Gürgün, a.g.e.
[8] Carl J. Becker, A Modern Theory Of Language Evolution, 2004.
[9] Norse Mythology: A Guide To Gods, Heroes, Rituals and Beliefs.
[10] Turgay Kürüm, Avrasya’da Runik Yazı, Nevzuhur, Sayı:30, 2012.
[11] Osman Karatay & Emre Aygün, Alpler ve Elfler: Türk ve İskandinav Dünyalarında Kahramanlık Olgusu.
[12] Osman Karatay, Kral Odin’in Turkland’dan İskandinavya’ya Göçü.
[13] Baldrs Draumar, The Poetic Edda.
[14] Mircae Eliade, Shamanism: Archaic Techniques of Ecstasy, 2004.
[15] Daly, a.g.e.
[16] Gürgün, a.g.e.
[17] Nerin Yayın, Efsanevi Hayat Ağacı Munar, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırma Dergisi, Sayı:15, 2008.
[18] Muazzez İlmiye Çığ, Sümerliler Türklerin Bir Koludur, Kaynak Yayınları, 3.bs., 2014.
[19] G. Ahmetcan Asena, Altay Bilik, Pan Yayıncılık, 2011.
[20] Yeşim Paktin, Şaman Yorumlamaları ve Büyüsellik, Ankara, 2013.
[21] Asena, a.g.e.
[22] Saadet Çağatay, Altay Türklerinde Kıyamet Anlayışı (dergiler.Ankara.edu.tr).
[23] Rudolf Simek, Dictionary Of Northern Mythology, 2007.

KÜRESEL ÖRGÜTLER DOSYASI /// ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ : Bilderberg’i kuran Türk kim ??


ÖMÜR ÇELİKDÖNMEZ : Bilderberg’i kuran Türk kim ??

Bilderberg Almanca ve İngilizce karışımı bir sözcük. Dağ resimleri gibi bir anlamı var. Günümüzde dünyanın kaderini elinde tutan elitlerin bir araya geldikleri bu yapı, adını ilk toplantıyı gerçekleştirdikleri Hollanda’daki Oosterbeek kentindeki Hotel De Bilderberg’den alıyor. Oosterbeek; Arnhem şehrinin hemen batısında, Hollanda’nın Gelderland eyaletinde, eski bir belediye. Bilderbeg toplantıları, ilki 29-31 Mayıs 1954 tarihleri arasında Hollanda’da yapılan dünyaca etkin isimlerin bir araya geldiği gizli toplantılardır. 1954 yılında ilk defa Hollanda prensi Bernhard tarafından, Avrupa ve Kuzey Amerika dünyasının elitlerinin bir araya gelmesi adına düzenlenen Bilderberg toplantıları dışarıya tamamen kapalı olduğu gibi, komplo teorisyenlerinin de sıkça beslendiği bir yer olma özelliğini taşıyor. Her yıl düzenlenen özel toplantılara dünya çapında etkin siyasi liderler, iş adamları, akademisyenler ve basın yayın kartellerinin oluşturduğu 120-150 kişilik bir grup katılır. Avrupa’da başlayan Amerikan karşıtlığı rüzgârını engellemek için başlatılan toplantıya siyasi liderlerin, kralların yanında her sektörün dünya devi isimlerinin en üst düzey temsilcileri katılmıştır. Yıllık bir toplantıya dönüşen bu konferansa Türkiye’den de temsilciler katılmaktadır. Bilderberg toplantılarının amacının dünyanın düzenini belirlemek olduğunu düşünen kitle sayısı bir hayli fazladır. 1954’teki açılış toplantısından bu yana, Bilderberg, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında diyaloğu teşvik etmek için tasarlanmış gayri resmi tartışmalar için yıllık bir forum olmuştur.

Her yıl 120-150 arasında siyasi liderler ve endüstri, finans, akademi ve medya uzmanları toplantıya katılmaya davet ediliyor. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi Avrupa’dan, geri kalanı ise Kuzey Amerika’dan geliyor. Toplantı, mega eğilimler ve dünyanın karşı karşıya olduğu temel konular hakkında gayri resmi tartışmalar için bir forum.(1) Türkiye’nin Bilderberg macerası 1957’de başlıyor. ABD’deki St. Simons’deki toplantıya Türkiye’den ilk kez İngiltere Büyükelçiliği ve NATO daimi temsilciliği yapan Muharrem Nuri Birgi ve Adnan Menderes de davet edilmiş, Muharrem Nuri Birgi katılmış, ancak daveti kabul eden Menderes dönemin şartları nedeniyle toplantıda bulunamamıştı. Muharrem Nuri Birgi Bılderberg’i kuran 9 kişiden biridir. Birgi, fiili başkan gibi hareket ediyordu. Türkiye’deki ilk Bilderberg Toplantısı İstanbul Çınar Otel’de yapıldığında Andan Menderes de katılmıştı.(2) Türkiye’nin çok konuşmadığı ve bilmediği Birgi, bazı odaklarda el üstünde tutulurdu. Dışarıda “Türk Devleti” denilince akla gelen ilk isimdi! Büyükelçiydi. Birgi, NATO’daki Türkiye’ydi! 1958’de Buxton’da yapılan Bilderberg toplantısına katılan ilk Türk’tü. Bu toplantılara katılmaktan daha önemlisi çekirdek kadroda yer almaktı. Birgi, çekirdeğin çekirdeğindeydi! Muharrem Nuri Birgi NATO’da 12 yıl temsilci olarak görev yaptı. Paris’te bulunduğu yıllarda Fransa’nın en önemli sanatçılarıyla yakın dost oldu. 1972’de NATO’nun Türkiye’de tanıtılması ve kuruluşla iktisadi, kültürel ve siyasi ilişkinin sağlanması amacıyla Türkiye’de kurulan Atlantic Treaty Association’m başkanlığına seçildi.(3)

Muharrem Nuri Birgi’nin annesi Hüsniye hanım tarafından dedesi Hasan Rami Paşa, Hasan Hüsnü Paşa’dan sonra gelen Osmanlı Bahriye Nazırıdır. Babası Kocaeli Saylavı (Milletvekili) Profesör Doktor General Ziya Nuri Birgi’dir. 14 Aralık 1936’da vefat eden Prof. Dr. Ziya Nuri Paşa, 1900 yılı başlarından 1933 yılına kadar süren bir dönemde ülkemizin en başta gelen KBB Mütehassısıdır. Mükemmel Almanca ve Fransızca bilmektedir ve çeşitli Uluslararası dergilerde bu dillerde makaleleri vardır. Mantoux testi bilindiği gibi Tüberküloz’un tanısında yardımcı olabilen ve PPD (Purified Protein Derivative) olarak bildiğimiz bir deri testidir.(4) Muharrem Nuri Birgi, 1907 yılında İstanbul’da doğmuş, 1986’da ise yine aynı şehirde hayatını kaybetmişti. Galatasaray Lisesi’ni bitirdikten sonra İsviçre’de Cenevre Üniversitesi’nde Hukuk Fakültesi’nde eğitim görmüş, Fransa’da Paris Siyasal Bilimler Okulu’nu bitirmişti. Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başladıktan sonra çeşitli yurtdışı görevlerde bulunmuştu. 1946’da Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na katılan Türkiye Delegasyonu’nda görev almıştı. 1954’te ise Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri yani müsteşarı olmuştu. O yıllarda Ankara’da görev yapan diplomatlar Birgi’yi geleceği parlak bir isim olarak hatırlıyorlardı. Gerçekten de tahmin ettikleri gibi oldu. Birgi Ankara’dan Londra’ya tayin edildi ve 1957-1960 arası Londra Büyükelçiliği yaptı. 1960-1972 yılları arasında ise NATO nezdinde Türkiye Daimi Temsilcisiydi. Birgi’yi Türkiye Diplomasi Tarihi’nde unutulmaz kılan iyi eğitimi, keskin zekası, hazır cevap ve nüktedan oluşu ile akıllara durgunluk verecek kadar zengin çevresiydi.

Ama bunların hepsinden daha önemlisi Muharrem Nuri Birgi’nin Bilderberg İcra Komitesi içinde yer almasıydı. Birgi, 1972’de emekli olup Türkiye’ye döndüğünde 1968 yılında alıp ünlü mimar Turgut Cansever’e restore ettirttiği Çürüksulu Yalısı’nda yaşamaya başladı. Yalının eski sahibi Çürüksulu ailesinden, güzelliği dillere destan Belkıs Hanım’dı. Bu hanım aynı zamanda Muharrem Nuri Birgi’nin yakın arkadaşıydı. Muharrem Nuri Birgi’nin geleni gideni eksik olmamıştı. Yalıyı ziyaret eden ünlüler arasında NATO Genel Sekreteri Joseph Lunz, keman üstadı Yehudi Menuhin, Churchill ve Rotschild ailelerinin üyeleri de vardı. Birgi, 1972’de emekli olup Türkiye’ye döndüğünde 1968 yılında alıp ünlü mimar Turgut Cansever’e restore ettirttiği Çürüksulu Yalısı’nda yaşamaya başladı. Yalının eski sahibi Çürüksulu ailesinden, güzelliği dillere destan Belkıs Hanım’dı. Bu hanım aynı zamanda Muharrem Nuri Birgi’nin yakın arkadaşıydı. Muharrem Nuri Birgi’nin geleni gideni eksik olmamıştı. Muharrem Nuri Birgi asla sıradan bir bürokrat değildi. Atlantik’in her iki yakasındaki en zengin ve en etkili kişileri bir araya getiren “Bilderberg topluluğuna kabul edilmekle kalmadı, üç kişilik idare heyetinde de yer aldı. Hem Türk Atlantik Derneği’nin hem de dünyadaki Atlantik derneklerinin başkanlığını yaptı. Londra Büyükelçisi olduğu dönemde Başbakan Adnan Menderes’i İstanbul-Yeşilköy’de yapılan Bilderberg toplantısına götürmüştü. Birgi’nin Bilderberg’deki görevi emekli oluncaya kadar sürmüştü. Birgi bu görevi o tarihlerde yakın arkadaşı, dostu ve sırdaşı olan Selahattin Beyazıt’a devretti. Beyazıt; Birgi’den almış olduğu idare heyeti üyeliğini 20 yıl boyunca devam ettirdi. Daha sonra kendi yerine Koç Grubu’ndan Suna Kıraç’ı önerdi. Ancak Kıraç’ın kronik rahatsızlığı ortaya çıkınca bu görev yine aynı gruptan bir başka isme geçti. Birgi uzun yıllar resim yapmış, suluboya tabloları ile şöhret kazanmıştı. İyi derecede keman çalan, onu tanıyan müzisyenlerin “müzikologî olarak gördüğü Birgi tahta ve taş üzerine de boyamalar yapıyordu.

Cevval bir zekâsı, büyük çalışma gücü, inanılmaz süratli yazı yazabilme yeteneği, dillere destan nüktedanlığı, zaman zaman avangard bile olabilen şıklığı, sevmediklerine karşı tahammülsüzlüğü, alaycılığı ve espri anlayışı Birgi’ye emsalleri arasında her zaman birkaç adım öne çıkartıyordu. 1957 ile 1960 arasında Londra’da büyükelçilik yaparken de çok başarılı oldu. Londra Sefareti en parlak devrini onunla yaşadı. Londra’da görev yaptığı yıllarda Kraliçe Elizabeth’i güldürmeyi başaran tek diplomat olarak tanındı. Birgi zor dönemlerde diplomatlık yaptı. Onun Londra Büyükelçiliği döneminde Kıbrıs Sorunu alevlenmişti. Konuyla ilgili Londra ve Zürih anlaşmaları imzalanmıştı. Bu anlaşmaların mimarları arasında Birgi de vardı. Yine 1960’lı yıllarda Yunanistan ile Türkiye’yi çatışma noktasına getiren Kıbrıs Krizleri’nin savaşsız çözümünde Birgi’nin büyük emeği bulunuyordu.(5)

Birgi’nin ölümünden sonra Bilderberg idare heyetindeki postunda halen o isim oturuyor, Selahattin Beyazıt. Selahattin Beyazıt hayatı Muharrem Nuri Birgi’yle tanışmasından sonra değişti. Her toplantının ağır topu olan Birgi, yanına ilk olarak Nejat Ezcacıbaşı’nı aldı. Cannes’teki o toplantı çok renkli geçti. Eczacıbaşı’nı Villa D’Este’deki toplantıya da götüren Birgi’nin asıl yıldızı Selahattin Bey olacaktı. Ve daha sonra elini hiç bırakmayacaktı! Selahattin Beyazıt kim? İş adamı, sanayici ve eski Galatasaray futbol kulübünün eski başkanlarından. Beyazıt Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı. Selahattin Beyazıt, İngiltere‘de Cambridge Üniversitesinde okurken, Lordlar Kamarası Başkanı Lord Brabazon of Tara, Selahattin Beyazıt’ın hamiliğini üstlenmiştir. Lord Brabazon daha o dönemde Beyazıt’ı Bilderberg Grubu ve Mason Locası’na aldırmıştır. Babasının, Lord Brabazon’la yakın ilişkileri olmuştur. Selahattin Beyazıt’ın Bilderberg Grubu ile ilişkileri Paris, Londra ve NATO büyükelçilikleri görevinde Muharrem Nuri Birgi ile hemen hemen aynı dönemde, 1960‘lı yıllarda başlamıştır. Bu dönemde öyle yakın arkadaş olurlar ki hiç evlenmediği için çocuksuz ölen Birgi, tüm servetini Beyazıt’a bırakmıştır. Beyazıt, 1972-1992 yılları arasında Bilderberg Türkiye Temsilciliği’ni yürütmüş, Bilderberg üyeleri ve Bilderberg konferansları katılımcılarının isimlerini bizzat belirlemiştir. Beyazıt, zamanla Bilderberg Grubu içinde o kadar güçlü duruma gelmiştir ki İngiliz hükümetleri gönderilecek büyükelçilerin itimatnamelerini Türkiye’ye sunmadan önce Beyazıt’ın görüşünü almışlardır. Beyazıt, hiçbir zaman ön plana çıkmamıştır. Yılın 300 gününü Türkiye dışında Elitler arasında geçirmiş, faaliyetlerini onlarla birlikte perde arkasından planlamıştır. Amerika ve Avrupa elitleri ile çok derin ilişkiler içindedir. İngiltere eski Başbakanı Margareth Thatcher’e, “Magy” diye hitap edecek derecede samimi; İngiliz Kraliyet Ailesi ile randevusuz görüşme yapabilecek derecede ender insanlardan biridir.(6)

‘Katılımcıların dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları tartıştığı, bunun yanı sıra Avrupa ile Kuzey Amerika arasındaki diyaloğun teşvik edildiği bir konferans’ cümlesiyle tanımlanan Bilderberg toplantısının bu yıl 66’ncısı düzenlendi. Dünyanın en güçlü siyasi ve tüzel kişilerinden bazıları, tartışmalı ve son derece gizemli Bilderberg Toplantısı için İtalya’nın Torino kentinde bir araya geldi. Ancak aşırı sıkı gizlilik kuralları, komplo teorilerinin yanı sıra eleştirileri de beraberinde getiriyor. Bu yıl 23 ülkeden 131 davetlinin toplantıya katıldı. Katılımcıların yaklaşık üçte ikisi Avrupa’dan, geri kalanı ise Kuzey Amerika’dan. Toplantılara siyasi liderlerin yanı sıra iş dünyası, finans, akademi ve medyadan uzmanlar katılıyor. Hollanda, Belçika, Sırbistan ve Estonya başbakanları bu yılki davetlilerden bazıları. NATO Genel Sekreteri ve Fransa istihbarat servisinin tepe yöneticisi de yine toplantıda hazır bulundu. İngiltere Merkez Bankası Başkanı Mark Carney ve Almanya doğumlu Yahudi kökenli Amerikalı diplomat Henry Alfred Kissinger de toplantının bu yılki en önemli figürlerinden. Toplantıya şirket bazında Airbus, BP, Total, Google, Vodafone ve Ryanair’in yöneticileri iştirak ediyor. Dört gün sürecek toplantıda katılımcıların gündeminde jeopolitikten, teknolojik aksaklıklara, tehlikeli olarak tanımlanan güncel olaylardan ve siyasete toplam12 başlık var. İşte o konular; Avrupa’da popülizm, Eşitsizlik sorunu, İş dünyasının geleceği, Yapay zeka, Ara seçimler öncesi ABD, Serbest ticaret, ABD’nin dünya liderliği, Rusya, Kuantum teknolojisi, Suudi Arabistan ve İran, ‘Gerçek ötesi’ dünya, Güncel olaylar. Gündem ve katılımcıların isimlerinin dışında toplantıya dair çok az şey biliniyor. Chatham House Kuralı altında gerçekleştirilen toplantıda katılımcılar burada elde ettikleri bilgileri kullanmakta serbest. Ancak bunu konuşmacıların kimliğini, bağlı bulunduğu kuruluşu veya herhangi bir kişinin adını açıklamadan yapmak zorunda. Ayrıca toplantıda hiç tutanak tutulmaz ve hiçbir rapor yazılmaz. Bundan dolayı toplantı çok daha esrarengiz bir hale geliyor. Komplo teorisyenleri ayrıca, söz konusu toplantıların ‘Yeni Dünya Düzeni’ olarak tanımlanan bir fikrin insanlara empoze edilmeye çalışıldığının kanıtı olduğunu savunuyor. En yaygın teorilerden biri de, Batılı liderlerin Bilderberg’de özel görüşmelerle seçildiği iddiası. Bilderberg’in gizli kimliğine karşı çıkanlar, komplo teorisyenleri ve “İlluminati gözlemcileri” adlı gruplar her yıl toplantılara ev sahipliği yapan yerde protesto gösterisi düzenliyor.(7)
Torino’da başlayan bu yılki Bilderberg konferansına, milyarder ve banka patronlarının yanı sıra dört başbakan, iki başbakan yardımcısı, Nato genel sekreteri, Alman savunma bakanı, Hollanda kralı ve 95 yaşındaki Henry Kissinger katıldı. Kissinger gibi, Bilderberg de yavaşlama ya da rahatlama belirtisi göstermez.(8) Etkinliğin 131 katılımcısı arasında Bank of England Valisi Mark Carney, Hollanda Kralı Willem-Alexander, teknoloji milyarder Peter Thiel ve 2020 cumhurbaşkanlığı için koştuğu söylenen Colorado valisi John Hickenlooper yer alıyor.(9) Bilderberg toplantısına Türkiye’den de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü de (MIT) akademisyenlik yapan fizik mühendisi Canan Dağdeviren, Koç Holding Başkanı Ömer Koç, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde görevli Doç. Dr. Behlül Özkan, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ile Hürriyet Daily News genel yayın yönetmeni Murat Yetkin davet edildi. 1985 doğumlu fizik mühendisi Canan Dağdeviren Harvard Üniversitesi’nin ‘Genç Akademi’ üyeliğine (Junior Fellow of Harvard) seçilen ilk Türk. Canan Dağdeviren, geliştirdiği pilsiz çalışan giyilebilir kalp çipi (PZT MEH) ve cilt kanserini teşhis eden cihazla adından söz ettirmeyi başarmıştı. Dağdeviren geçtiğimiz yıllarda Forbes dergisinin 30 yaş altı bilim insanı listesinde de yer almıştı.(10)Şimdi klasik İslamcı kafası ile ya “bu Bilderberg, Lions, Rotaryen veya Mason Kulüpleri Siyonizmin Büyük İsrail projesine hizmet eden kuruluşlardır” diyeceksiniz ya da “Türk devleti büyük devletmiş nerede küresel örgütler varsa oralara hem adamlarını yerleştirmiş” diye düşüneceksiniz? Karar sizin!
Bakınız:
1- http://www.bilderbergmeetings.org/http://www.bilderbergmeetings.org/brief-history.htmlhttp://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/bilderberg-group-1159
2- https://www.takvim.com.tr/guncel/2013/11/25/kirmizinin-hikayesi
3- http://sosyolojisi.com/muharrem-nuri-birgi-kimdir-hayati-hakkinda-bilgi/45905.html
4- http://kbbefemera.blogspot.com/2017/03/kbb-efemerasi-108-ziya-nuri-pasa-ve.html
5- https://www.emlaktasondakika.com/haber/sektorden-haberler/selahattin-beyazitin-icralik-yalisinda-son-durum/23655
6- https://www.biyografi.net.tr/selahattin-beyazit-kimdir/
7- http://tr.euronews.com/2018/06/07/dunyanin-en-esrarengiz-toplantisi-bilderberge-dair-ne-biliyoruz
8- https://www.theguardian.com/world/2018/jun/07/bilderberg-2018-new-tech-helps-oil-wheels-global-elite
9- http://www.businessinsider.com/bilderberg-group-2018-meeting-populism-in-europe-tops-agenda-2018-6
10- http://www.internethaber.com/esrarengiz-bilderberg-toplantilari-davetli-listesindeki-turkler-kim-1878440h.htm

Ömür Çelikdönmez
Twitter:@oc32oc39

BİYOGRAFİ DOSYASI : Türkiye’de Deli Amerika’da Dâhi Türk Adanalı İrfan Mavruk


Türkiye’de Deli Amerika’da Dâhi Türk Adanalı İrfan Mavruk

KAYNAK : https://beyinsizler.net/irfan-mavruk/

Yazar Berk KESKİN

Türkiye’de Deli Amerika’da Dâhi Türk: İrfan Mavruk

Türkiye’de Deli Amerika’da Dâhi Türk: İrfan Mavruk ‘un hikayesi. Ülkemizde bilime gerektiği değer bir türlü verilmedi, verilemiyor. Bilime yoğunlaşmış üretken zihinler, ülkemizde ya kıymeti bilinmiyor ya da daha kötüsü deli olarak görülüyor. Hâl böyle olunca, beyin göçünün en fazla görüldüğü ülkelerden oluyoruz. Sonra deli dediklerimiz, projelerini ve fikirlerini saçma gördüklerimiz hayallerinin peşinden gidip yurtdışında başarılı olunca ne cevherler kaybettiğimi görüyoruz.

İrfan Mavruk da ülkemizdeyken değerini bilemediğimiz cevherlerden sadece birisidir.

İrfan Mavruk – Biyografi

1940 yılında Adana’da dünyaya gelen Mavruk, İlk ve ortaokulu bitirdikten sonra Adana Erkek Sanat Enstitüsüne devam ederken roket tasarımları yapıp onları denemeye başlar ancak hakkında çok fazla şikayet gelmektedir ve sürekli gözaltına alınır.

Projelerine hiç destek çıkan olmaz. Bir gün projelerine destek çıkılması ümidiyle Adana Elektrik Mühendisleri Odasına başvurur. Heyet eşliğinde Mavruk’un projelerini dinlerler ama sonuç yine aynıdır, projelerini imkansız olarak değerlendirirler.

Hatta 1959 yılında odanın dergisinde yayınlanan bir makalede Mavruk’un projeleri ile ilgili, “İrfan Mavruk’un elinde dolaştırdığı füze projesi, meraklı bir çocuğun çizdiği karmaşık bir takım şekillerden ibaret olup, teknik bir makine resmi ile herhangi bir alakası yoktur. Verilen izahattan anlaşıldığına göre İrfan Mavruk, maalesef geniş fantezisi ile mevcut olmayan şeyleri olmuş gibi göstermekte ve hiç bir hesaba dayanmayan bir takım iddialar ileri sürmektedir” yani kısacası “Başımıza yeni icat çıkarma” denildi.

O, bunların hiç birine kulak asmaz projelerini azimle yapmaya devam eder. Daha sonra ağabeyi Abit Mavruk’un anlatımına göre, bir gün okulda atom dersi işlenirken kardeşinin anlatımının kendisine ABD’nin kapısını açtığını söylüyor “Bunun üzerine öğretmen idareye haber veriyor, konu valiye kadar gidiyor. (O zamanlarda yeni açılan İncirlik Hava Üssünden) ABD mühendisleri geliyor ve tepkili motorları soruyorlar, kardeşim de izah ediyor. ‘Bunda bir fevkaladelik var’ diyorlar.’’

Üstün zekalı çocuklar fonu ile ABD’ye gönderilir

Türkiye’de Deli Amerika’da Dâhi Türk: İrfan Mavruk

Bu gelişmelerin üzerine dönemin Valisi, eski TBMM Başkanı Refik Koraltan’a bir mektupla gönderir ve Koraltan da durumu dönemin Başbakanı Adnan Menderes’e anlatır. Okuduğu mektuptan oldukça etkilenen Menderes, İrfan Mavruk’u Dolmabahçe Sarayı’na davet eder.

Dolmabahçe Sarayında Koraltan, bakanlar ve Menderes vardı. Koraltan ‘Bahsettiğim çocuk bu ‘ der ve kurulun aldığı karara göre İrfan’ı üstün zekalı çocuklar fonundan ABD’ye gönderirler.

1959 yılında New York’a giden Mavruk, orada teste tabi tutulup Columbia Üniversitesine kaydedilir. Abisine yazdığı mektuba göre üç ay gibi kısa sürede İngilizceyi öğrenmiş ve arkadaşlar edinmiş.

Ülkemizde 27 Mayıs 1960 günü İhtilal olunca, İrfan Mavruk ’un aldığı öğrenci bursu kesilir ve Amerika’da beş parasız kalır. Aynı üniversitede öğrenim gören İspanyol kız arkadaşının maddi desteğiyle öğrenimine devam eder ve okulundan mezun olunca bu İspanyol kız ile evlenir.

Türkiye’de Deli Amerika’da Dâhi Türk: İrfan Mavruk

Mezun olduktan sonra Houston’da bir nükleer araştırma merkezinde çalışmaya başlayan Mavruk’un çalıştığı merkezde hidrojen bombasını icat eden bilim insanı Edward Teller da vardı. Daha sonra, nükleer silahların parçalarını üreten fabrikalarda çalışan Mavruk, uzaydaki atom yükünü ölçen bir cihaz da geliştirdi.

Nasa’da Apollo Projesindeza görevlendirilir. Mavruk, ailesine yazdığı mektuplarda, atom bataryası geliştirdiklerinden ve füzelerin uzaya çıktıklarında patladığını ve bunun sebep ve çareleri üzerine çalışmalar yürüttüğünden bahseder. Daha sonra çalışmalarını başarıyla tamamlar ve uzaya çıkan füzelerin patlamasını önleyen projesini geliştirir.

Sonraki yıllarda da Apollo projelerinde önemli görevler alır, özellikle yerden kumanda edilmeyen roketler alanında üstün başarılar sağlar. Ay’a ilk çıkan Apollo Mekiğindeki astronotlarla yerden bizzat kendisi telsizle konuşur.

Tarihler 5 Ağustos 2010’u gösterdiğinde Türkiye’de ‘deli’ Amerika’da ‘dâhi’ olan İrfan Mavruk, geçirdiği kalp krizi sonucu dünyaya gözlerini yumdu.