DÜNYA DENİZLERİ DOSYASI : DENİZCİLERİMİZ ULUSLARARASI SULARDA TÜRK BAYRAĞI’NI NEDEN DALGALANDIRMIYOR ????


Sayın Rehan Gündoğmuş,

Mektubunuzun denizcilik/yat bölümüne katkı yaparım diye bir kenara koymuştum. Dalgınlığıma gelmiş, geciktim, ben de bir kaç satır katkıda bulunayım ;

Gerçek amatör denizciler Dünya denizlerini ve ülkeleri görmek, gezmek, öğrenmek, için yaptıkları yolculuklarda hem denizcilik geleneklerini, gereklerini uygulamak hem de ekonomi yönden olabildiğince yelkenle seyir yaparlar. gerçek denizcilik, deniz törelerini ve geçmiş denizcilik kültürünü yaşatmaktan geçer. Yelken basmak ve rüzgara göre yelkenleri düzenlemek, rüzgara, fırtınaya göre rota tutmak bu tür yolculukların hem gereği hem de lezzeti ve tadıdır.

RAHMİ KOÇ’un DENİZ YOLCULUĞU

1990 yapımı olan Nazenin IV isimli yat, alanında dünyanın en iyilerinden birisi olarak gösteriliyor. 37.5 metre uzunluğundaki yat ile Rahmi Koç, 2 yıl süren dünya turu yapmıştı. Koç, Kalamış Marinada başladığı yolculuğu yine Kalamış Marinada tamamlamıştı.

Rahmi Koç şöyle dedi :

28 bin deniz mili yapıp dünyayı gezdim, en güzel ülke Türkiye. Rahmi Koç sekiz kişilik ekiple çıktığı ve 657 günde tamamladığı dünya turunda 630 ton su, 180 ton yakıt harcadı. Her gün günlük tutan Koç, dört cilt halinde elle 3 bin sayfa anı yazdı. ‘Çocukluk hayalimdi’ dediği dünya turunu tamamlayıp ‘Nazenin IV ile Devr-i âlem’ isimli bir kitap yazdı.

İşleri ve programı elverdikçe aralıklı olarak kaldığı yerden seferlerine devam ettiğini belirten Rahmi Koç, bu araların iki sebebinin olduğunu belirterek birincisini, Mürettebatın dinlenmesi. Kendisinin de işleri takip etmek, bazıönemli toplantılara katılmak ve eş-dostla hasret gidermek için yurda dönüşü olarak açıkladı. İkinci sebebi ise teknedeki rutin bakımlar. Netice itibarıyla 9 kişi 60-70 metrekare içerisinde aylarca birlikte yaşadıktan sonra insan evine, ferah ve geniş bir mekâna dönmek istiyor.

Korsana karşı ışıksız yolculuk

Yeni Zelandadaki tersanenin müdürünün kendilerini korsanlara karşı uyardığını açıklayan Rahmi Koç, Bizde onun tembihlerini dikkate aldık ve geceleri hiç ışık yakmadan yol aldık. Darwinden de doğru Singapura, Balinin üzerinde yer alan Lombok Kanalından geçerek gittik. Tekne ekibinde silah yoktu. Ancak nöbetçileri 1den 2ye çıkarttık ve bir kişi her zaman için güvertede elinde kuvvetli bir projektör ile bekledi diye konuştu.

***

GELELİM EN ÖNEMLİ KONUYA

Denizcilikte BAYRAK GÖSTERMEK kavramı vardır. örneğin zaman zaman savaş gemileri bu nedenle TATBİKATLARDA yabancı limanları ziyaret eder ve bayrak gösterirler. Ben denizde çalıştığım süre içinde yabancı limanlara girerken, boğaz ve nehirlerden gemiyle geçerken en yeni ve büyük Milli bayrağımızı hiç aksatmadan dalgalandırmaya özen gösterdim ve bundan onur duydum.

Gelin görün ki Rahmi Koç’un teknesinde TÜRK BAYRAĞI yoktu.

Rahmi Koç yaptığı DÜNYA TURUNDA yolculuğunu zaman zaman keserek uçakla Türkiye’ye döndü. Tekne bu arada en zorlu deniz geçişlerini yaptı ve Koç bu limanda tekneye bindi. Denizcilik bu değildir. Rüzgarla, dalgayla , fırtınayla mücadele ederek teknesini sağ-salim limana götürmektir. Türk denizcileri Dünya denizlerindeki yolculuklarını 10-15 metrelik teknelerde genelde eşleri ile yapmışlar ve 2 kişinin gücü ile denizle mücadele etmişlerdir.

RAHMİ KOÇ’un TEKNESİ

Koç’un teknesi Nazenin IV ise seferini 7-8 mürettebatla yaptı. Ticaret gemilerinde doktor bulunmaz fakat Koç’un teknesinde doktor da vardı. Nazenin IV’ün uzunluğu Sadun Boro’nun Kısmet isimli teknesinden 3.7 defa büyüktür (37.5 mt)modern donanımlı ve pahalı bir teknedir.Daha sonra bir ABD’liye 11 milyon dolara satıldığı yazıldı.

Teknede silah konusu; Teknelerde silah bulundurulabilir fakat liman girişinde gümrüğe deklare edilir ve kilit altına alınır. Şayet silah nedeniyle bir ceza verildiyse gümrük kurallarına uyulmadığı için verilmiştir.

5 Ağustos 2006 tarihli Sabah gazetesinde Hıncal Uluç şöyle yazdı;

Rahmi Koç’un dünyayı dolaşan teknesi Nazenin 4’te İngiliz bayrağı var.. Ülkenin en önde gelen armatörlerinden, yani denizcilerinden İstanbul AKP Milletvekili Cengiz Kaptanoğlu’nun teknesi Amerikan bayraklı.. Benim Sevgili Arkadaşım Cengiz Özdemir, Hürriyet’teki köşesinde "Eri limanına demir attım. Seyirde gördüğüm bütün tekneler yabancı bayraklı.. Benimki de" diyor..

Dün, Akdeniz Türk gölü idi.. Bugün üç yanı deniz Türkiye’de Türk gemileri, Türk bayrağı çekmekten utanıyor nerdeyse..Rahmi Koç "Türk bayrağı çekersem, şirket sigorta etmiyor" demiş, gazetelere.. Bre aman.. Şark Sigorta Koç’un değil mi?.. Koç’un teknesini nasıl sigorta etmez?..

Bu ülkenin en zengin adamlarının teknelerinde Türk bayrağı yoksa, bunun sebebi araştırılmalı.. Ya bu adamlar üç kuruşa tenezzül ediyorlar.. Ya da bizim dillere destan mevzuat hazretleri Türk bayrağı çekenleri doğduğuna pişman ediyor..

***

GÖRÜLÜYOR Kİ; Rahmi Koç zenginliğine rağmen köklü denizciliğin gereğini yapmamış ve teknesine TÜRK BAYRAĞI çekmek yerine teknenin fotoğrafında görüldüğü gibi BERMUDA bayrağı çekerek sefere çıkmıştır..

Ben 80’li senelerde bir gemide kaptanlık yaparken, rica üzerine Rahmi Koç’un özel bir yakınına ait pahalı ve lüks bir motor yatı İtalya’dan teslim alarak maceralı bir yolculuktan sonra konaklaya konaklaya ve Korent Kanalından geçerek Türkiye’ye getirdim. Fırtına mevsimi idi . Denizler bizi yordu. Yolda tekne şaft yolundan su almaya başladı, iletişim sağlayan VHF cihazımız arıza yaptı. Acil durumda hiç bir yere ulaşamaz duruma geldik. Korintos limanına güçlükle vardık. Bir gemicim bir de tersaneden İtalyan teknisyen vardı. Yaklaşık 900 nm yolumuz var fakat yat ise var olan yakıtıyla ancak 150 mil gidebiliyordu. Bu nedenle her bir 150 milde yakıt almak zorunluğu vardı. Yakıt bulmakta çok zorlandım.

Yolculukta yakıt/ konaklama/ gümrük harçları/su/ kumanya/ marina/sigorta v.b. harcamalar için verilen ve yetmeyebileceği söylenen toplam USD dövizin ancak %20 sini özenle harcadım. Dönüşte tekneyi ve bakiye USD’yi , harcama belgelerini Rahmi beye teslim ettim. Yaklaşık 2 haftalık zorlu ve maceralı bir yolculuğun, emeğin karşılığı olarak bir jest bekledim. Kuru bir teşekkür ödülü aldım. Anladım ki insanların paraları çoğaldıkça vicdanları yoksullaşıyor.

Selam saygılarımla

Naci Kaptan

DOĞA SORUNLARI DOSYASI : KANADA’DA OTURAN TÜRK VATANDAŞINA DAL KIRDIĞI İÇİN 40 USD CEZA KESEN KANADA HÜKÜMETİ KAZDAĞLARINDA KATLİAM YAPIYOR !!!!!


34 YILDIR KANADA’DA ÇALIŞAN T.C. VATANDAŞI MELANIE ÖZBAY ANLATTI !!!!

Yaklaşık 34 yıldır Kanada’da yaşıyorum. Burada bahar geç gelir. Ağaçlar Mayıs ayının sonunda çiçek açarlar. Yalnız bir ağaç vardır, bizdeki kardelen gibi… Nisanın sonunda çiçek açar. Eksi derecede bile zamanı gelince çiçeğinin açar.

Bundan yaklaşık 25 yıl önce bir Cumartesi günü öğle yemeği için bir restorana gidiyorum. Hava güzel artı 14 derece.. Mayıs ayının ilk haftası… Şehir içinde çoktur, kısa boylu geniş saçaklı bir ağaç. Çiçekleri o kadar güzel açmış ki.. Ağaçtan bir dal kırdım, elimde restorana götürdüm. Sık gittiğim bir restorandı. Cumartesi günleri tavuk kanadıyla bira günleri olur. Ben de iki haftada bir uğrardım. Garson kızlar beni tanırlar, her gidişimde tebessümle karşılarlardı. Üniversite öğrencisi kızlar çiçeği elimde görünce tebessümle karşılamadılar. Dışarda balkonda oturdum. Bira ve tavuk kanadı söyledim. Balkonda oturanlar da çiçeğe doğru baktılar, anlayamadım. Garsonlardan biri ya da müşterilerden biri telefon etmiş olacak ki 20 dakika geçti, çiçek masanın üzerinde. Belediyeye ait çevre koruma arabası geldi, park etti. İçinden 35 yaşlarında bir adam çıktı, gülümseyerek bana doğru geldi. Masadaki çiçeğe baktı. Nezaketli bir şekilde “O çiçeği alıp arabama gelir misiniz?” dedi. O zaman anladım. Bu çiçeği dalıyla kırmak yasak. “Mahkemeye mi gitmek istiyorsun, yoksa para cezası mı vereyim” dedi. “Ne kadar para cezası” dedim. Bir metre çıkardı ve dalın boyunu ölçtü. Yaklaşık 40 cm. “40 dolar yazacağım” dedi ve yazdı. Pazartesi günü 40 doları belediyeye ödedim.

Kendi ağacının dalına dokundurmayan Kanadalı bizim Kaz Dağlarını dümdüz ediyor. Hem doğayı katlediyor. Hem de siyanürle altın arıyor, insan sağlığını tehdit ediyor. Bunlar 40 cm ağaç dalı için ceza kesiyor. Bizim hainler de bizim dağlarımızı bunlara peşkeş çekiyor. Bizimkiler gelsin, bunların iki ağacını kessin. Tere iki kazma atsın. Ağacı da, kazmanın sapını da adamın k….na sokarlar…

Melanie ÖZBAY

TARİH : SELANİK’İN TERKEDİLMESİ VE SELANİKLİ TÜRKLERİN İSTANBUL’A NAKLİ


Selanik Belediye Başkanı Osman Said, şehri Yunan komutana teslim ediyor. Ülkenin en büyük ikinci şehri elden çıkıyor.

Veee altta Türkler şehri terk ediyor. Hedef İstanbul, koşar adım marş marş…

TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// ZAHİDE UÇAR : Süleymancıların camisi ayrıdır. Atatürk’ten ve Türklerden nefret ederler


ZAHİDE UÇAR : Süleymancıların camisi ayrıdır. Atatürk’ten ve Türklerden nefret ederler

Süleymancılar adını Süleyman Hilmi Tunahan’ın adından alır.

Süleyman Hilmi Tunahan Nakşi şeyhidir. 1959 yılında vefat ettiğinde, yerine kimseyi bırakmamıştır.

Tarikat anlayışına göre velayet bitmiştir. O tarihten sonra Süleymancılık cemaate dönüşmüştür. Süleymancılık Antalya bölgesinde çok etkilidir. Antalya’da Süleymancıların desteğini almayan siyasetçi seçim kazanamaz.

Köylüler, ilkokuldan sonra çocuklarını Süleymancıların yurduna teslim eder.

Çünkü başka türlü okutma imkanları yoktur.

Süleymancılar, seçim dönemlerinde siyasi partilerle pazarlık eder, oylarını paraya dönüştürür.

Kurban bayramı öncesi esnafı tek tek gezip kurban sözü alırlar.

Aslında, vermeye mecbur bırakırlar.

Tanık olduğum bir olayı aktarayım:

Süleymancıların yurdunda yetişmiş bir esnafa bir kurban yazdılar. Esnaf kurban parasını verdi.

Belli bir süre sonra kurban parasını vermedin diyerek gene aldılar.

Esnaf “lanet olsun” deyip gene verdi.

Ve aynı kurbanın parasını üçüncü defa istemeye kalkınca, esnaf kafayı sıyırdı.

Süleymancıların camisi ayrıdır.

Süleymancı olmayan imamın arkasında namaz kılmazlar.

Bu bölgede bir cenazeniz olup, Süleymancı hocaların eline düşenlerin vay haline.

Ellerinde hesap makinesi, ölenin namaz borcu hesaplanır.

Sizlere şaka gibi gelebilir ama, maalesef gerçekleri yazıyorum.

Diyelim ki ölen kişi 60 yaşında.

Ölen kişi hiç namaz kılmamış gibi, 53 yıl 365 ile çarpılır.

Çıkan gün sayısı 5 ile çarpılır. Çıkan rakam, her vakit namaz için kendi biçtikleri TL miktarıyla çarpılır ve sonuç cenaze yakınının eline tutuşturulur.

Ve o miktar para tahsil edilir.

Yani, Allahlığa soyunarak, şirk üzerinden din satıyorlar.

Süleymancıların lideri Ahmet Arif Denizolgun bu yıl, Eylül ayı başında vefat etti.

Kız çocuklarının okutulmasını tasvip etmediği söyleniyor.

Denizolgun Ulaştırma Bakanlığı yapmıştır.

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık bölümü mezunudur. Aynı zamanda Colombia Üniversitesi İş İdaresi Bölümü mezunudur.

Bunlar kendileri en iyi okullarda, AB-D’de okurlar. Çocuklarını okuturlar.

Bağlılarına da; “çocuklarınızı okutmayın” derler.

ABD adına etki ajanlığı yapan bir ABD ajanı itirafında ne diyordu?

“Bütün Anadolu’yu gezip, Köy Enstitüleri aleyhinde anti propaganda yaptık. Çünkü 2000 yıllarına gelindiğinde Türkiye’nin genç nüfusu büyüyecek. Köy enstitüleri dursaydı, bu gençliğin alacağı eğitim ülkemizin çıkarları açısından tehlikeli olurdu.”

Türk Milleti, cehaleti öğütleyen, Türklerin din anlayışı olan Maturidiliğe karşı ılımlı islamı, yani Selefiliği savunan, Atatürk düşmanlığı yapan kim varsa, o kişi veya oluşumlara şüphe ile bakmalıdır. Çünkü, bir devlet veya devletler adına etki ajanlığı görevi yapma olasılığı çok yüksektir.

Ve Süleymancı yurtlarında Atatürk düşmanlığı aşılanır. Süleymancılar Atatürk’ü asla sevmez.

Süleymancılar FETÖ sonrası, sadece yurt değil, okul da yapmaya soyundular.

Emperyalizm, kullandığı maşayı deşifre ederken, yerine mutlaka yenilerini de ikame etmiştir.

Bu yazıdan sonra, tarikatlar hakkında seri yazılarımı devam ettireceğim. Çünkü tarikatlar bu ülkeye karşı kullanılan Truva atları haline gelmiştir.

Zahide Uçar

TSK DOSYASI /// Arslan BULUT : ABD, neden Türk ordusuna yeşil ışık yakıyor ???..


Arslan BULUT : ABD, neden Türk ordusuna yeşil ışık yakıyor ???..

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/abd-neden-turk-ordusuna-yesil-isik-yakiyor-52842yy.htm

E-POSTA : arslanbulut

07 Ağustos 2019

Washington Post gazetesi, Türkiye’nin iki hafta içinde Fırat’ın doğusuna müdahale edebileceğini yazdı. Gazete, Türkiye’nin geçmişte de böyle bir harekâtın sinyalini verdiğini hatırlattıktan sonra, "Fakat ismini açıklamak istemeyen ABD’li, Türk, Kürt ve Avrupalı yetkililere göre, tehdit bu kez gerçek ve yakın" ifadelerini kullandı.

Washington Post, Türkiye’nin olası harekâtı sırasında "ABD’nin IŞİD’e karşı ortaklık kurduğu Suriyeli Kürtleri savunmak için müdahalede bulunmayacağını" da yazdı! Haberde, Amerikan yönetiminin böyle bir müdahale için yetkisi olmadığına dikkat çekildi.

Gazete, "Amerikan yönetimi, Türkiye’nin ABD’nin son ricasını reddetmesi halinde, Kongre’den aldığı mevcut yetkiler dahilinde Kürt savaşçıları korumak için müdahale edemeyeceğini açıkça ifade etti" diye yazdı!

Haberde, "Türkiye’ye son olarak14.5 kilometrelik güvenli bölge önerilecek" bilgisi de verildi.

***

Bu habere sayfasında yer veren ve kendisini "Bağımsız Kürt kaynak" olarak tanıtan Nerina Azad, 3 Ağustos tarihinde de Al Monitör’ün "Fransa ve ABD, Suriye’deki Kürt özerk idaresine siyasi desteği artırıyor." başlıklı haberini yayınlamıştı.

Haberde "Suriyeli Kürtlere verilen siyasi desteğin bir başka göstergesi, çocuk savaşçıların kullanılmasına son verilmesi için Birleşmiş Milletler ile 29 Haziran’da imzaladıkları anlaşma oldu. Türkiye bu adımı Kürtlere destek gösterisi olarak algıladığı için protesto etti." deniliyordu.

Haberde, "Türkiyeli gazeteci" ve Al-Monitor yazarı Fehim Taştekin’in anlaşmanın olumlu karşılanması gerektiğine dair görüşlerine yer veriliyor, ayrıca "Fakat ‘Birleşmiş Milletler ile anlaşma yapmak aynı zamanda tanınma anlamına geliyor ve bu (…) Türkiye’nin istediği bir şey değil. Türkiye YPG’yi ve YPG’yle bağlantılı tüm bu yapıları terör örgütü olarak nitelendiriyor, hiç kimsenin muhatap almasını istemiyor. Sadece Birleşmiş Milletler değil, Suriye’nin de muhatap almasını istemiyor, Amerika’nın da bunlarla işbirliğini istemiyor. Birleşmiş Milletler’le bir mutabakat bu örgütün uluslararası alanda bir anlamda tescillenmesidir, kabul edilmesidir ve bu Türkiye’nin politikalarına aykırıdır." dediği bildiriliyordu.

Haberin diğer bölümlerinde ABD, Fransa ve İsveç’in, Anayasa Komisyonu’na katılması için SDG’ye yani PKK/PYD’ye verdiği destekle ilgili ayrıntılardan bahsediliyor.

***

Bu haberlerden, sanki "ABD, Türkiye’nin, Fırat’ın doğusuna müdahale etmesini ve bu defa başarısız olmasını bekliyor" sonucu çıkıyor.

Gerçi, Türkiye müdahale sırasında hava kuvvetleri de kullanılacağından, PKK/PYD’nin ancak şehirlerde direnmesi söz konusu olabilir ama Türkiye’nin doğru istihbaratla her ihtimali değerlendirmesi gerekir.

Bilindiği gibi, ABD, başlangıçta Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi için Bağdat Büyükelçisi üzerinden Saddam’ı cesaretlendirmiş, sonra da bütün dünyayı arkasına alarak Irak’ı işgal etmişti. ABD’nin Türkiye’ye müdahale etmek gibi kendisi açısından akıl dışı bir yola başvurması beklenmez ama yine de Washington Post’un haberi, garip…

***

ABD’nin, PKK/PYD’yi korumak için kılını bile kıpırdatmayacağını, neden etkili bir Amerikan gazetesine yazdırırlar?

Kimse, "Amerika’da basın özgürlüğü var" demesin. ABD’de, basın özgürlüğünden bahsedilemez. Orada çıkar gruplarının basını, medyası vardır ama ABD’nin derin politikalarında hepsi aynı çizgidedir…

ABD, on binlerce TIR dolusu silâh ile donattığı ve 80 bin kişilik ordu haline getirdiği PKK/PYD’nin askeri gücü olan YPG’yi, Türkiye’ye kurban bayramı hediyesi olarak mı verecek? Öyleyse bu kadar masrafı neden yaptı?

ABD, neden Türk ordusuna, medya üzerinden yeşil ışık yakar gibi görünüyor?

Bu durumun, devlet kademelerinde değerlendirilmesi gerekir.

Bu itibarla, sadece Türkiye’yi yönetenlerin çok dikkatli olması gerektiği uyarısında bulunabilirim.

Türkiye, her şartta Fırat’ın doğusundaki terör yapılanmasını dağıtmalıdır ama tuzağa düşmeden…