KADINLARIMIZ DOSYASI : Dünya Matematik Tarihindeki 5 Türk Kadını


Dünya Matematik Tarihindeki 5 Türk Kadını

Dünyada ve Türkiye’de kendini bilime adamış, bilimin gelişmesine yön vermiş ve halen veren birçok bilim kadını mevcut. Bunlardan 5 tanesini size tanıtalım istedik.

*Prof. Dr. Feryal Özel

Üsküdar Amerikan Lisesi’nden mezun olduktan ve 1996 yılında Columbia Üniversitesi’nde Fizik ve Uygulamalı Matematik eğitimini okul birinciliği ve “Yüksek Onur Derecesi” ile almasının ardından, 1997’de Kopenhag “Niels Bohr Institute” de fizik üzerine yüksek lisansını bitirdi.

2002 yılında da Harvard Üniversitesinde astrofizik üzerine doktorasını tamamlayan Özel, adının ilk kez 2003 yılında dünyanın en tanınmış bilim insanları ile birlikte “Büyük Fikirler” listesine alınmasıyla tanındı.

2005’te profesör olan Feryal Özel, 2002’den itibaren Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’da ve orada bulunan tek Türk bilim kadını. Kendisi NASA’nın 2020’de hayata geçireceği Uzay Teleskopu projesinin başında.

*Prof.Dr. Hülya Şenkon

1959-1960 akademik yılında İstanbul Üniversitesinin Fen Fakültesinde Matematik-dalında öğrenimine başladı. Öğrenciliğinin son yılında Matematik Bölümünde yardımcı asistan olarak göreve başladı ve 1963’ te mezun oldu. Ocak 1966’da aynı bölüme asistan olarak atandı. Prof. Dr. Orhan Şerafettin İçen’in danışmanlığında başladığı yüksek lisans çalışmasını Haziran 1966’da tamamladı ve yine Prof. Dr. Orhan Şerafettin İçen’in danışmanlığında yürüttüğü doktora çalışmasını 1972’ de tamamlayarak “doktor”unvanını aldı. Kasım 1977’de doçent oldu ve Ekim 1988’de aynı bölümde profesör kadrosuna atandı.

1990’da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Basımevi’nden çıkan iki ciltlik “Soyut Cebir Dersleri” adlı kitabını yayımladı. Çeşitli tarihlerde, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Nazım Terzioğlu Matematik Araştırma Merkezi Müdürlüğü (1984-1988), Cebir ve Sayılar Teorisi Anabilim Dalı Başkanlığı, Matematik Bölüm Başkanlığı(1991-1994), İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Matematik Dergisi Editör Kurulu Başkanlığı yapmış olan Prof. Dr. Hülya Şenkon, 1980’den beri Türk Matematik Derneği Genel Sekreterliği görevinin sürdürmekteydi. 16 Ağustos 1999’da kendi isteğiyle emekli olmuş ve emekliliğinden sonra İstanbul Kültür Üniversitesi Matematik- Bilgisayar Bölümü’nde ve Hava Harp Okulu’nda görev yapmıştır. Hülya Şenkon 15 Şubat 2008 tarihinde aramızdan ayrıldı.

*Nermin Arık

Türk Matematikçi, eğitmen, çevirmen, yazar olan Nermin Arık (d.1928-ö.2005), 1945 yılında Ankara Kız Lisesinden mezun oldu. 1954 yılında Glasgow Üniversitesi Elektrik Bölümünde lisans, 1963 yılında da George Washington Üniversitesi Matematik Bölümünde yüksek lisansını tamamladı.

1963 yılında, ODTÜ’de başladığı doktora çalışmaları için, Maryland Üniversitesinde yeterlilik sınavı verdiği halde, 1969 yılında Türkiye’ ye dönmesi gerektiğinden doktorasını tamamlayamadı. ODTÜ Matematik Bölümünde uzun süre eğitmenlik yaptı.

Arık aynı zamanda TÜBİTAK ve çeşitli yayınevlerince çıkarılan birçok önemli bilimsel kitabın çevirisini yaptı.

*Prof. Dr. Selma Soysal

Türkiye’nin ilk kadın matematik profesörü Selma Soysal 1924 yılında Zonguldak’ta doğmuştur. Çocuk yaşta Fransızca ve Rumca öğrenir. İlköğretimini Zonguldak’ta, ortaöğrenimini İstanbul’da, Çapa Kız Öğretmen Okulunda parasız yatılı olarak sürdürdü. Sonra Kandilli Kız Lisesinde okudu. 1941 yılında İstanbul Üniversitesi’ne Matematik-Astronomi Bölümü’ne girdi. Cahit Arf’la Sonsuz Boyutlu Hilbert Uzayları konusunda doktora tezini yazdı. Bir süre Paris’te Henri Poincare Enstitüsü’nde(1951), Londra’da ve ABD’de MIT’ de çalıştı. İTÜ’de 47 yıl boyunca çalıştı. Bir süre İnşaat Fakültesi Yüksek Matematik kürsü başkanlığını yürütmüştür.

Selma Soysal’ın Math Sci Net’te fonksiyonel analiz ve operatör teorisi konularında, 1949-1967 yılları arasında yazılmış 4 makalesi gözüküyor. Ayrıca 1967 tarihli Yüksek Matematik Dersleri(Reel Sayılar Sistemi)adlı bir kitabı vardır.(Arı Kitapevi, 77 sayfa). Kendisi 2011 yılında aramızdan ayrılmıştır.

*Prof. Dr. Suzan Kahramaner

Türkiye’nin ilk kadın matematikçilerinden olan 1913 doğumlu Kahramaner, Notre Dame de Sion’u bitirdikten sonra 1934 yılında İstanbul Üniversitesi Matematik ve Astronomi Bölümü’ne girdi. 1943’te İstanbul Üniversitesi Matematik Bölümü’nde Analiz 1 ve Analiz 2 dersleri asistanı oldu. Daha sonra Karmaşık Sayılar Teorisinde Katsayı Problemleri üzerine doktora yaptı. 1968 yılında profesör unvanını aldı.

Zürih, Kaliforniya ve Helsinki’nin yanı sıra Londra, Paris ve Nice’deki çeşitli üniversitelerde bilimsel çalışmalar yaptı. 1978-1979 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi Matematik Bölüm Başkanı oldı. 40 yıl süren akademisyenliğinin sonunda yaş haddinden emekliye ayrıldı. 22 Şubat 2006’da hayata veda eder.

Matematiksel

Sibel Çağlar

Kadıköy Anadolu Lisesi, Marmara Üniversitesi, ardından uzun süre özel sektörde matematik öğretmenliği, eğitim koordinatörlüğü diye uzar gider özgeçmişim… Önemli olan katedilen değil, biriktirdiklerimiz ve aktarabildiklerimizdir bizden sonra gelenlere… Eğitim sisteminin içinde bulunduğu çıkmazı yıllarca iliklerimde hissettikten sonra, peki ama ne yapabilirim düşüncesiyle bu web sitesini kurmaya karar verdim. Amacım bilime ilgiyi arttırmak, bilimin özellikle matematiğin zihin açıcı yönünü açığa koymaktı. Yolumuz daha uzun ve zorlu ancak en azından deniyoruz.

İŞKENCE VAKALARI DOSYASI : Çinli avukat Uygur ve Kazak Türklerine uygulanan işkenceleri tarif etti


Çinli avukat Uygur ve Kazak Türklerine uygulanan işkenceleri tarif etti

Çin hapishanelerindeki Uygur ve Kazak Türklerine akıl almaz işkenceler uyguluyor. Kaplan bankı olarak bilinen Çin işkencesi aralarında en çok uygulanan türden işkence.

Çin hapishanelerinde kullanılan işkenceler

Epoch Times’ın haberinde Çinli avukat Wang Yu’ya yer verilmiş.

Çin’in en cesur kadın avukatı olarak tanınan Wang Yu insan hakları savunucusu olmasını yozlaşmış Çin adalet sisteminde masum insanları müdafaa etmek olmasına ve 2015 yılında bizzat uğradığı ayrımcılığa bağlıyor.

2015 yılında Çin hükümetince tutuklanan insan hakları savunucusu ve aktivistlerinden olan Wang Yu 2,5 yıl hapis yattıktan sonra uluslararası baskılar neticesinde serbest bırakılmıştı. Hapiste tutulduğu müddet içinde birçok işkenceye maruz kaldığını dile getiren Wang Yu 2019 yılının Ekim ayında Uygur Türkü aktivist Muslim Arslan Hidayat’ın Twitter hesabından Uygurların gördüğü işkencelere dair video kayıtları paylaşması üzerine kendisinin de benzer işkenceler gördüğünü ifade etti.

Kaplan Bankı

Uygur Türkü aktivist Hidayat’ın vurguladığı işkencelerden arasında kaplan bankı olarak tarif edilen bir tür Çin işkencesi de yer alıyor.

El ve ayaklarından sandalyeye bağlanan kurbanın ayakları ayaklarının altına tuğla benzeri nesneler koyarak ayaklarını kademe kademe yükseltiyorlar. Ağır acılara maruz kalan kurban bazen acıdan bayılıyor.

Kaynak: https://m.theepochtimes.com/chinas-bravest-female-lawyer-describes-inhumane-torture-in-chinese-prisons_3146854.html

SİYASİ DOSYA /// Mustafa ACER : TÜRK SİYASETİNDE DIŞ YÖNLENDİRMELER


Mustafa ACER : TÜRK SİYASETİNDE DIŞ YÖNLENDİRMELER

25. 11. 2019

Egemen Dış Güçler Türkiye siyasetini kontrol altında tutarak kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmektedir.

Atatürk hayatta olduğu dönemde bu çabalara fırsat vermemiş ve bağımsızlığımızın korunmasını başarı ile sağlamıştır.

II. Dünya savaşı sonrası 1947’de Marshall Yardımı, 1949’da ABD ile ortak Eğitim Komisyonu kurulması, ABD ile ortak çalışma amacıyla birçok İkili anlaşmalar yapılmıştır. Türkiye 1951’de NATO’ya girmiş, 1959’da Avrupa Birliğine üyelik müracaatında bulunmuştur.

ABD Türkiye Büyükelçisi 1957’de “Türkiye’deki önemli Kuruluşların başına ABD dostlarını getirdik” diyor.

ABD Başkanı Johnson, 1964’te “Bizim ile görüşmeden Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale etmesine şiddetle karşı çıkacağız ve NATO silahlarının kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz” diye sert bir uyarı mektubu göndermişti.

ABD; 1960 yılından sonra Türkiye’ye Barış Gönüllüleri adı altında misyoner ve etki ajanları göndermişti.

1990 Yılı ve sonrasında Egemen dış Güçler; Türkiye’de seri cinayetlerle Türkiye’yi baskı altına almış ve Ülkenin geleceğini kontrol etmek istemiştir.

AKP Egemen dış Güçler tarafından iktidara getirilmiş, karşılığında Uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda, programlar yürütülmüştür. BOP Eş-başkanlığı kabul edilmiş, Ortadoğu’nun kan gölüne dönmesine fırsat verilmiş, demokratik açılım ile ayrımcılığa göz yumulmuş, Türkiye’nin kaynakları ve Fabrikaları özelleştirme adı altında yabancılara ve yandaşlara satılmış, federasyon için altyapı kanunları hazırlanmış, Cemaatlerle işbirliği yapılarak ulusalcılar tasfiye edilmek istenmiş, Yolsuzluklarla kişisel menfaatler sağlanmıştır.

Lütfi AKDOĞAN 13 Ağustos 2015 tarihinde “1950’den sonra Türkiye’de iktidarları Egemen dış Güçler belirledi” diyor.

Egemen dış Güçler Türkiye siyasetini dizayn etmek için uğraşırken bu konuda da başarılı olmuşlardır.

CHP’de Deniz BAYKAL da, Kemal KILIÇDAROĞLU da AKP’nin İktidarda kalması için destek vermiştir.

Sayın Deniz BAYKAL; Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın Siyasette önünü açarak Egemen dış Güçlerin projelerine hizmet etmesini sağlamıştır. Daha sonra Egemen dış Güçlerin emellerine hizmet etmediği için Cumhurbaşkanı yapılmadığı gibi 2010 Yılında bir kaset komplosu ile de CHP Liderliğinden de düşürülerek, Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU’nun CHP Lideri olması sağlanmıştır.

Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU 10 Yıl süren CHP Liderliğinde 10 defa seçime girmiş ve her seçimde de başarısız olmasına rağmen Liderlikte kalması için parlatılarak orada kalması sağlanmış ve AKP’nin İktidarda kalması için CHP’ye bir fren mekanizması oluşturmuştur.

Sayın Kemal KILIÇDAROĞLU;

Atatürkçüleri CHP’den tasfiye etmiş,

CHP’nin kurucu değerlerinden kopuşu ile Atatürk İlke ve Hedeflerinden uzaklaştırılması sağlanmış,

Ergenekon ve Balyoz yargılamalarında gerekli mücadeleyi vermemiş, Silivri’de tutukluları ziyaret etmemiş,

Çözüm sürecine karşı çıkmamış,

Etnik Ayrımcılığa karşı çıkmamış ve dini ayrışmada Alevi grupların yönetimde etkili olmasını sağlamış,

ABD Büyükelçisi ile özel görüşmeler yapmış ve ABD Düşünce kuruluşları ile toplantılara katılmış,

Dincilerin CHP’de yer almasını sağlayarak takiye yapmış,

FETÖ’cülere toleranslı ve destek verecek şekilde tavır almış,

Ankara’dan İstanbul’a FETÖ’cüler ve bölücülerle Adalet yürüyüşü yaparak parlatılmak istenmiştir.

***

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN; bir CHP’li ile görüşerek “Sizi CHP’nin başında görmek isteriz” dediği ifade edilmektedir.

Bu olay gerçek olmadığı halde, Egemen dış Güçlerin kurguladığı Sayın KILIÇDAROĞLU’nun CHP Liderliğinde kalmasının sağlanması için yapılmış olan bir operasyondur. Bu konuyu kurgulamak için dış Güçlerin güdümündeki FETÖ’cüler kullanılmış olabilir.

Amaç; CHP’nin güçlenmesinin, Atatürk İlke ve Hedeflerinde Kuruluş değerlerine sahip çıkmasının önüne geçmektir. Kim CHP’ye Liderlik için rakip olarak çıkacaksa, “Sayın ERDOĞAN ile görüşmüş olabilir” şüphesi yaratılmak istenmektedir.

Ülkenin kurtuluşu için Atatürk’ün kurduğu parti olan CHP’nin Atatürk İlke ve Hedeflerinde Kuruluş değerlerine sahip çıkaran kadroların yönetiminde ülkenin kaderinde söz sahibi olması kaçınılmazdır. CHP Yönetimi ilk Genel kurulda değiştirilerek, Atatürkçü kadrolarla ülkenin geleceğine sahip çıkmalıdır.

***

Egemen dış Güçler; Türkiye’yi dönüştürmek istedikleri Yeni Osmanlıcılık modelinde, ülkenin Etnik ve Dini temelde federasyonlara ayrıştırılarak üniter yapının bozulmasını arzu etmektedir. Bu yapmak istedikleri planlarını da açıkça ifade etmektedirler. CIA yetkilisi Graham Fuller Türkiye raporunda “Atatürkçülük ölmüştür. Ulus devletler dönemi bitmiştir. Türkiye Osmanlı gibi çok kültürlü, çok dinli ve çok ırklı bir yapıyı benimsemelidir. Bunun için en iyi yol Ilımlı İslam’dır. Toplumda Etnik kimliklere kendilerini ifade etme hakkı verilmelidir” diyor.

AKP Hükümetleri de bu yapıyı oluşturmak için Egemen dış Güçlerin istekleri doğrultusunda Cumhurbaşkanlığı Yönetim sistemi dahil gerekli kanun ve düzenlemeleri adım adım yapmaktadır.

Türkiye Siyasetinin Egemen dış Güçlerin güdümünden kurtarılması gerekmektedir. Bu da ancak Türk Milletinin kendi kaderine sahip çıkması, dış Güçlerin yönlendirmelerine fırsat vermemesi ile sağlanabilir.

Mustafa Kemal ATATÜRK Amasya bildirgesinde “Ulusun bağımsızlığını yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır” diyerek ve Türk Milletine güvendiğini “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir” diyerek ifade etmiştir.

Türk Milleti; Egemen dış Güçlerin Siyasette yapmak istediği yönlendirmeleri boşa çıkaracak, kendi bağımsızlığına sahip çıkacaktır.

Ülkemizin kurtuluşu; kuruluş değerlerine sahip çıkmakla mümkün olacaktır.

Türkiye’nin dönüştürülmek istendiği güdümlü siyaset karşısında bağımsızlığımızın önemine vurgu yapan Sayın Prof İlber ORTAYLI “Bir tarafta Abdulhamit Han beklerken, bakarsınız ATATÜR çıkagelmiş” diyerek Türk Milletinin dış yönlendirmelerden etkilenmeden kendi kaderine sahip çıkacağına inandığını ifade etmek istemiştir.

SOYKIRIMLAR & KATLİAMLAR DOSYASI : 17 bin Azerbaycanlı Türk’ün katledildiği Guba Soykırımı – Kafkas İslam Ordusu ulaşamasaydı, bir tek Türk bile sağ bırakılmayacaktı


ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak Guba Soykırımı’nda katledilen kardeşlerimize Allahtan rahmet diler, ailelerine ve Azerbeycan Hükümetine taziyemizi sunarız.

17 bin Azerbaycanlı Türk’ün katledildiği Guba Soykırımı – Kafkas İslam Ordusu ulaşamasaydı, bir tek Türk bile sağ bırakılmayacaktı

Nuri Paşa komutanlığındaki Kafkas İslam Ordusu 9 Mayıs’ta şehre ulaşmasaydı, bugün bu bölgede bir tek Türk’ten bahsedilemezdi

GUBA, Azerbaycan’ın Dağıstan sınırına yakın önemli kentlerinden biri. 1918’in Nisan-Mayıs aylarında Ermeniler bu şehirde büyük soykırım gerçekleştirmiş. Sadece Guba’da 17 bin Müslüman Türk katledilmiş. Çocuk, kadın, yaşlı, genç demeden işkenceyle katledilmişler. Toplu mezarları görünce adeta dehşete düştük. İnsanlarımızın kafalarına çiviler çakılmış, hançerlerle kafaları parçalanmış, akla hayale gelmeyecek işkencelerle öldürülmüşler. Ermeni vahşetinin izleri katledilen insanlarımızı metrelerce toprağın altına kazılan çukurlara gömdükleri halde yok edilememiş ve 2007 yılında tesadüfi olarak bir stadyum projesi için yapılan temel kazma işlemi sırasında herşey günyüzüne çıkmış.

Bizleri bilgilendiren müze yetkilisi müze kapsamında 600 civarında cesetlerin kemiklerine rastlanıldığını, ancak bölgenin neresi kazılırsa kazılsın toprağın altından katledilmiş insanlarımızın kemiklerinin fışkırdığının görüldüğünü belirtti.

Bolşevikler tarafından 1918 yılında Anadolu’da Ruslarla beraber hareket eden Ermeni Taşnak çeteleri ile birlikte Erzurum, Van Muş Kars’tan itibaren geri çekilirken Anadolu’dan Rusya sınırına kadar olan coğrafyada yüzbinlerce sivil Türk’ü acımasızca katletmişler. İşte Ermeni çetelerinin en kanlı eylemlerinden birini de Azerbaycan’ın kuzeyinde bulunan Guba kentinde yapılmış.

31 Mart 1918’de neler yaşandı

Çarlık Rusyası’nın son dönemlerinde, daha önceden Azerbaycan’ın çeşitli bölgelerine yerleştirilmiş olan Ermeniler, otorite boşluğundan da istifade ederek çevre köy ve kasabalardaki Azerbaycanlıları katlederek topraklarını ele geçirmeye başladılar. 1905 yılında itibaren iyi örgütlenen ve silahlanan Ermeniler, başta Bakü olmak üzere tüm bölgelerde karışıklar çıkararak Azerbaycanlıları yıldırma politikası yürüttü.

Rusya’da 1917 yılında yapılan devrimin ardından Bakü’de yönetimi ele geçiren Bolşeviklerin Ermeni lideri Stepan Şaumyan’ın da desteğini alan Ermeni ve Bolşevik çeteleri, Azerbaycanlılara karşı saldırıları artırdı. 1918 yılının 30 Mart ve 3 Nisan tarihleri arasında Bakü, Şamahı, Guba, Haçmaz, Lenkeran, Hacıkabul, Salyan, Zengezur, Karabağ, Nahçıvan ve diğer bölgelerde Ermeni ve Bolşevik çeteler tarafından binlerce Azerbaycanlı katledildi’

1918 Guba Soykırımı

Bolşevikler tarafından 1918 yılında Guba şehrinde Azerilere karşı saldırılar düzenlendi. Kendilerine “CEZA TAKIMI’’ adını veren 2.000 kişilik Ermeni silahlı çetesi 1918 yılının Mayıs ayında, Guba’da yerel halka karşı bir soykırıma girişti. Guba ve çevresinde yaklaşık 17 bin Azerbaycanlı Türk’ün hunharca katledildikleri ve toplu mezarlara gömdükleri gün gibi açık ortada duruyor. Eğer Nuri Paşa komutanlığındaki Kafkas İslam Ordusu 9 Mayıs’ta şehre ulaşmasaydı, bugün bu bölgede bir tek Türk’ten bahsedilemezdi.

Guba Müzesi

Kazı çalışmaları sonucunda yaklaşık olarak 400 kişiye ait olduğu tahmin edilen kemikler çıkarılmış. Ermeniler lobi faaliyetleri ile sanki Türk’ler soykırım yapmışlar gibi dünyayı aldatmaya çalışıyorlar. Ancak tarihi gerçekleri bu toplu mezar net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu Müze’de Ermeni tezlerini yalanlamaya yeter de artar bile.

Son yüz yılda en haksızlığa uğrayan millet kesinlikle Türk milletidir. Balkanlar’da hunharca katledilenler, göçe zorlananlar, Kafkaslar’da yapılan etnik temizlik ve Ermeni vahşetinin izleri artık bağımsız Azerbaycan devletinin titiz çalışmaları neticesinde ülkenin her karış toprağı araştırılarak gün yüzüne çıkarılıyor.

ASAS medya

Eurasia Diary

MELUNCAN TÜRKLERİ DOSYASI : Amerika’da Türk kökenliler – Meluncanlar


Amerika’da Türk kökenliler – Meluncanlar

Kayıp Koloni

Amerika’ya Avrupa’dan gelip ilk yerleşenler arasında Türklerin de olması asırlar öncesine dayanan olağanüstü bir hikâye, tam bir insanlık trajedisi.

Amerika’da okullarda okutulan tarih kitaplarında Amerika’ya ilk kolonilerin İngiltere’den 1607’den itibaren Virginia’yadaki Jamestown’a gelmeye başladıkları yazılıdır. Bunu takiben 1627’de Mayflower gemisiyle ikinci bir koloni gelmiştir. Kitaplarda üçüncü bir koloninin bu iki koloniden önce Amerika’ya geldiğini fakat akibetinin bilinmediği de yazılıdır. 1583’de, Kuzey Carolina’daki Roanoke Adasına gelmiş bu koloni “Kayıp Koloni” – “Roanoke Kolonisi” olarak adlandırılır. Bu koloninin Türklerle yakın ilgisini vardır.

Osmanlı donanması ile Haçlı (İspanyol, Venedik, Ceneviz, Papalık ve Malta) donanmaları arasında 1571’de İnebahtı deniz savaşında (İspanyolca: Batalla de Lepanto, İtalyanca: Battaglia di Lepanto) Osmanlı donanması ağır yenilgiye uğramış, 300 gemisinden 260’ı batırılmıştır. 5 bine yakın Türk leventi İspanyollar tarafından esir alınıp, forsa (kürek mahkumu) yapılmıştır.

Kayıp Koloninin ne olduğunu araştıran “The Roanoke Voyages” – Roanoke Seyahatleri adlı kitabın yazarı İrlandalı tarihçi David Beers Quinn’e göre İspanyollar bu esirleri Güney Amerika’daki kolonilerine götürmüşler. O yıllarda Güney Amerika’da savaşan İngiliz Kaptan Sir Francis Drake İspanyolların elinde bulunan söz konusu Türk esirlerden bir kısmını alıp kendi gemisine aktarmış. Esirler arasında Güney Amerikalılar ve Portekizliler de varmış. Drake’in amacı düşmanı olan İspanyollara karşı Karayiplerde bu esirlerden yararlanmak ve sonra Küba’da kuracağı koloniye yerleştirmekmiş. Ancak Kaptan Drake 1585’de fırtınaya yakalanınca Küba rotasından vazgeçmek zorunda kalmış, Amerika sahillerine yönelmiş, bugünkü Kuzey Carolina eyaletinde bulunan Roanake Adası’na demir atmış. Orada Kraliçe Birinci Elizabeth tarafından Yeni Dünyada koloni kurması için görevlendirilen ünlü kaşif Walter Raleigh’ın kolonisi, 1583’de Amerika’ya gelmiş olan İngilizler de oradaymış. Yerlilerle olan çatışmalar ve İngiltere-İspanyol savaşının patlak vermesiyle yerleşimciler ülkelerine geri dönmek için gemi bekliyorlarmış. Bunun üzerine Amiral, İngilizlere yer açmak için gemisindeki çoğu Türk esirlerden 100 (400 diyenler de var) kadarını gemilerden indirip koloniye bırakıp büyük gemilerle İngiltere’ye gitmiş, tekneleri adada bırakmış.

Adadaki İngiliz valisi de ihtiyaç temini için İngiltere’ye dönmüş.

Roanake’de kalanlar İngilizler’in adada bıraktıkları teknelerle binerek ana karaya çıkmışlar.

İspanya ile savaş beklentisi yüzünden ancak 1590’da Roanake’ye geri dönebilen İngiliz valisi ortada olmayan bir koloni ile karşılaşmış.

Kayıp Koloninin 438 yıllık haritası

İngiliz kaşif John White tarafından 1580’de çizilen ve 1866 yılında British Museum tarafından korumaya alınan bir harita bize koloninin nereye gittiğine dair ipucu veriyor. Kayıp Koloni yerleşimcileri bu haritada gösterildiği gibi adadan batıya doğru hareket edip Albemarle Sound halicini katetmiş olmalılar. Halicin batı ucundaki Kuzeyde Chowan, Güneyde Roanoke nehirlerinden birine sapmış olabilirler. Haritayı inceleyen tarihçi James Horn’a göre “Amaçları bir yerleşim kurmaktı. Harita üzerindeki işaret, bize yerleşimlerini nereye koymak istediklerini gösteriyor.” Haritadaki iki eklemenin, White’nın kullandığı kağıt ve mürekkeple hazırlandığı anlaşılıyor. Bir tanesi Pamlico Nehri ve etrafındaki yerleşimcilerin çizimini düzeltmek için kullanılmış. Diğeri ise silik bir kale sembolü içeriyor. Haritadaki bu eklerin Jamestown’a giden yolu işaretlediğini düşünülüyor. Birçok başarısız koloni girişiminin ardından Jamestown1607’de kuruluyor.

Michael Zatarga, tarihçi, Forth Raleigh Ulusal Tarihi Bölge görevlisi anlatıyor: “Kaptan Ralph Lane, 1585 yılında buradan 108 kişilik bir koloninin valisi olarak ayrıldı. Yaklaşık bir yıl sonra Kızılderililerle ilgili herşeyi berbat etmişlerdi. İlişkiler mahvolmuştu. Durum böyleyken güneyden gelen Francis Drake, Lane’i eve geri götürme teklifinde bulundu fakat bunu gerçekleştirmesi için gemilerinde yer açması gerekiyordu. Gemilerde İspanyol gemilerinden kurtarılan Osmanlı İmparatorluğu’ndan olan forsalar da vardı. Bunların yanında Meksika ve Peru’dan Kızılderililer ve Afrikalı köleler de vardı. Bu insanlara ne oldu? İşte burası pek çok varsayımın başlangıç noktası. Haziran ayının sonlarına doğru Drake, Lane’a İngiltere’ye dönüş teklif ediyor. Üç gün sonra geri geliyor ve gemisinde epey yer açılmış. Eskisi kadar hizmetçi ve kölesi yok. Bunlara ne oldu? Okrakok Adası ve başka adalara bu insanları bıraktı ve kayıp mı oldular? Yoksa bunların ayağına taş bağlayıp denize mi attı, bunu bilmiyoruz. Fakat bunlardan çıkan tek iyi haber bazı Türk mahkumlar için, çünkü onlara bir şey olmuyor. Bu insanlar kaybedilmiyor. Çünkü bu dönemde İngilizler Osmanlılara yakınlaşıp bir ittifak kurmaya çalışıyorlardı. Bu Türk mahkumlar da İngilizlerin Osmanlıların gözüne girmek için iyi bir araç oluyor.”

İngiliz arşivlerine göre, Amerika’da kalanlar dışında, Drake, Güney Amerika’da gemiye aldığı leventlerin bazılarını daha önce Kolombiya’daki Cartagena şehrinde ya da Santo Domingo’da serbest bırakmış, Amerika’ya gelenlerden sadece 100 kadarı 1586-87’de Osmanlı topraklarına geri gönderilmiş. Esirlerin Osmanlıya gönderilme sebebi İngilizlerin Osmanlılarla iyi ilişkiler kurmak istemesi deniliyorsa da, para da sebep olabilir zira Osmanlı Padişahı leventlerin geri gönderilme masraflarını İngilizlere fazlasıyla ödemiş.

İspanya’nın 1565’de Florida’nın St. Augustine bölgesinde başlattığı Kuzey Amerika kolonizasyonu ile ardından patlak veren 1585–1604 İspanya-İngiltere savaşı sırasında İngilizlerin İspanyol gemilerinden ele geçirdiği başka Türk esirlerin de benzer şekilde Amerika’daki İngiliz kolonilerine götürüldüğü sanılıyor.

Meluncanların ilk yerleşim bölgeleri Virginia, Kuzey ve Güney Carolina eyaletleri. Güney Carolina’da Santa Elena’da (günümüzde Beaufort) bulunan Çeroki (Cherokee), Krik (Creek), Şavni (Shawnee), Powhatan, Vandot (Wyandot), Çikasav (Chickasaw) gibi Kızılderili kabilelerle, 1607’den itibaren Jamestown Virginia ve Chesapeake yöresine gelen Afrikalı kölelerle ve Avrupalı sözleşmeli hizmetlilerle, 16. Yüzyılda Virginia ve Carolina’da yaşayan Türkler, Ermeniler ve yerlilerle karışmış olan Portekizlilerle kaynaşmışlar ve ortaya Türk kanı taşıyan yeni nesiller çıkmış, daha sonra kendilerine Meluncan diyecek olan nesiller.

Meluncan kadınları

20. yüzyılda Meluncan adı en çok Kuzeydoğu Tennessee’de geçerli olmuştu. Buraya Virginia ve Kuzey Carolina’nın Tidewater ve Piedmont bölgelerinden göç ettiler. Günümüzde en tanınmış Meluncan yerleşimi Tennessee eyaletindeki Hancock İlçesi (County), özellikle Newman’s Ridge ve Blackwater (ya da Vardy) Vadisi. Diğer Meluncan toplulukları ya da aile gruplarının olduğu yerler komşu Hawkins ilçesi ile Virginia’daki Lee, Scott ve Wise ilçeleri. Bu yörelerden Meluncanların göç ederek topluluk halinde yaşadıkları yerler güneydoğu Kentucky, güneydoğu ve orta Tennessee, güneybatı Virginia, Batı Virginia’nın güneyi ve kuzey ile doğu Ohio’ya kadar olan bölgeler.

Meluncan’ın anlamı

Esir alınarak hiç bilmedikleri diyarlarda yaşamak mecburiyetinde kalan ve orada unutulan bu insanlar Tanrı’nın kendilerini lanetlediklerini düşünerek, kendilerini “lanetli kişi” anlamına gelen “Melun can” olarak tanıtmışlar. Meluncan böyle oluşmuş. Türk köken tezinden hoşlanmayanlar ise bunun Fransızca’da ‘karışık’ anlamına gelen mélange sözcüğünün güya bir bozumu olabileceğini öne sürmektedirler. Meluncan’a İngilizce’de melungeon deniliyor ama dil bilimi açısından bir anlam ifade etmiyor. Fransızca’da da karşılığı yok, mélangeon’un da karşılığı yok. Bir şekilde Fransızlardan adapte olmuş denilebilir, ancak, Fransızların 1608’de başlatıp İngilizlere yenilmeleriyle 1763’de sonlandırdıkları Amerika’daki başarısız kolonizasyon maceraları sırasında Meluncanlar’ın yaşadıkları yerlere çok uzak kalmış olmaları da bunu çürütmektedir. Mantıklı olanlar, Meluncan’ın Yunanca’da “siyah, karanlık”, Afrika Portekizcesinde “denizci” anlamına gelmesidir.

Meluncan oldukları nasıl anlaşıldı?

Meluncan adı ilk kez 1813’de Virginia’daki tarih kitaplarında görülür.

Brent Kennedy’nin çocukluğu ve annesi Nancy

ABD’nin Virginia eyaletinde, Meluncanların yoğun yaşadığı Wise şehrinde yaşayan ve halkla ilişkiler üzerine doktora yapmış, Clinch Valley College’da Rektör Yardımcısı, evli, bir çocuk sahibi Dr. Brent Kennedy, Atlanta’dayken 1988’de ağır bir hastalığa yakalanarak, yürüyememe, bulanık görme, eklemlerinin zonklaması şikayetleriyle hastaneye kaldırılır. Yapılan tetkiklerde, kendisinde önce sarkoidoz, sonra da kalıtsal Akdeniz ateşi gibi yalnız Akdeniz havzasında ve Türkiye’de yaşayan insanlarda genetik olarak bulunan hastalıklar çıkar. Çok şaşırır ve o zamana kadar soyadına bakarak İrlanda’lı ya da İngiliz sandığı atalarının köklerini araştırmak ihtiyacını duyar.

Brent Kennedy amcası Will’in resmini gösteriyor

Atlanta’daki işini bırakıp Wise kasabasına taşınır. Çocukken annesine “Nasıl oluyor da erkek kardeşim esmer tenli ve benim diğer akrabalarım İrlandalı ya da İngilizlerden daha çok doğululara benziyorlar?” sorusunu sormuş olan Kennedy’e uygulanan DNA testlerinde Azerbaycan, Lübnan, Filistin, Türkiye, Yemen, Suudi Arabistan, Hindistan, Doğu Afrika, Amerika yerlileri genleri ortaya çıkar. 177 Meluncan üzerinde yapılan testlerde bazılarında Akdeniz halkında görülen kalıtsal sarkoidoz, talasemi ve Behçet hastalığı bulunur. 10 yıl süresince araştırma yapan Türkiye’yi 10 kez ziyaret eden Kennedy bunlara ve Kayıp Koloni tarihine göre kendisini Türk asıllı Amerikalı addederken diğer soylarla bağlantısı olduğunu da inkar etmez, Türk olduğundan dolayı gurur duyar ve Meluncanlar’ın lideri, sözcüsü olur. Meluncan Vakfını kurar. Hastanedeki odasını Türk bayrakları, Türk halıları ve Türkiye ziyaretleri ile ilgili gazete kupürleri ile süsler.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/lp4NGV2ckUo

Brent Kennedy bundan sonra geçmişte çekilen sıkıntıları unutturmak ve halkına köklerini, nereden geldiklerini, kimliklerini açıklamak için olağanüstü gayret sarfetmeye başlamıştır. 1997’de “The Resurrection of a Proud People: The Melungeons. An Untold Story of Ethnic Cleansing in America – Yeni Hayat Bulan Gururlu İnsanlar: Meluncanlar, Amerika’daki Etnik Temizliğin Anlatılmamış Hikayesi” adında bir kitap yazmıştır. Ayrıca yine kimliklerini, kendilerine ve dünyaya tanıtmak için; “Unutulan İnsanlar, Meluncanlar” isimli ticari bir amaç gütmeyen belgesel film için cebinden 350 000 $ harcamıştır. Film çekimini, 6 Emmy Ödülü sahibi ve Atlanta Olimpiyatları tanıtım filmini hazırlayan Van Der Kloot Film ve Televizyon şirketi yapmıştır.

Temmuz 1997’de “İlk Buluşma” sloganıyla Virginia’nın küçük Wise kasabasında 600’ü aşkın Meluncan ilk kez bir araya geldiler.

Brent Kennedy’nin kitabı

Brent Kennedy, 2003 yılında “From Anatolia to Appalachia: A Turkish American Dialogue”, “Anadolu’dan Apalaşlara: Bir Türk Amerikan Diyaloğu” adlı bir kitap daha yazmıştır.

Türklere dönüş

Araştırmalar için kendi imkanları yetmeyince, Kennedy, 1994 yılı Mayıs ayında Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nüzhet Kandemir’e başvurdu, hem filmin Türk kökenleri ile ilgili bölümlerinin çekilmesi hem de konunun akademik olarak incelenmesi için maddi ve bilimsel konularda yardım istedi. Bunun üzerine Büyükelçi, Barış Manço’nun Brent Kennedy ile görüşüp bir röportaj yapmasını sağladı. Röportajın “7’den 77’ye” programında yayınlanmasından sonra konuya çok ilgi duyan Abatur Seyahat Acenası’nın sahibi Mehmet Topçak, Büyükelçilikten Kennedy’nin adresini alarak, Kennedy ile iletişime geçip hangi konularda yardım istediğini sordu. Kennedy, Türkiye’ye gelerek ataları ile ilgili film çekmek ve konu ile ilgili bilimsel araştırmalar yapılmasını istediklerini belirtti. Mehmet Topçak’ın Turizm Bakanlığı’na yapmış olduğu başvuru Bakanlıkça olumlu karşılanınca film ekibi ve Kennedy’nin yol ve Türkiye’deki konaklama masrafları Turizm Bakanlığı tarafından üstlenildi. 24 Nisan – 7 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da Topkapı ve Dolmabahçe Sarayları, Sultanahmet Camisi, Kapalıçarşı, müzeler, Boğaziçi, cadde ve sokaklar, İzmir’de Efes Antik Kenti, Denizli’de Pamukkale ve Çeşme Dalyan’da çekimler yapıldı. Çeşme’deki çekimlerde daha çok Meluncanlar’ın Anadolu’daki sahil yörelerinden giden leventlerin torunları olduğunu kanıtlamak için insanların yüz, profil ve bedenleri filme alındı. İki halk arasındaki ten ve göz renklerinin benzerliği ortaya konuldu. Ayrıca Marmara ve İstanbul Üniversiteleri Tarih Bölümleri ile Osmanlı Devlet arşivleri, Deniz Müzesi ile temaslar kurularak bilimsel araştırmalar başlatıldı

Meluncan Kültür Derneği – Melungeon Heritage Society 90’larda konuyla ilgili haberlerin kamuoyunda yer almasının ardından Türk-Amerikan Dernekleri Birliği’ne (Assembly of Turkish American Associations) başvurdu ve üye oldu. Bunu kurumlar düzeyinde geliştirilen yeni ilişkiler takip etti. Brent Kennedy Amerikan Türk Dernekleri Asamblesi’nin 25. Yıl toplantısında konuşma yaptı.

Derneğin İdari Müdürü Güler Köknar anlatıyor: “Önce şaşırdık, sonra da aşırı derecede heyecanlandık. Belirgin bir bağ yok. Ama onun destekleyicisiyiz. Biz kimiz ki ‘Sizi istemiyoruz’ diyebilelim?

Meluncanlar’ın yoğun olarak yaşadığı Virginia Eyaleti’nin Wise kenti ile İnebahtı savaşının meydana geldiği Çeşme kardeş şehir oldu. Çeşme’de bir ana caddenin adı “Wise” olarak değiştirildi. 1996’da Çeşme’de deniz manzaralı bir tepeye “Meluncan Dağı” adı verildi. Burayı ziyarete gelen 30 kadar Meluncan’ın adları küçük metal plakalara yazılarak kayalıklar üzerindeki ağaçlara çakıldı.

Meluncanlar’ın yaşadığı Wise’da bulunan Virginia Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi 1998’te imzalanan bir anlaşma ile kardeş üniversite oldular. Virginia Üniversitesi ile Dumlupınar Üniversitesi arasında da akademik değişim programları uygulanmaya başlandı. Ayrıca girişilen bu karşılıklı birbirini tanıma çabası halklar arasında da karşılık buldu. Meluncanlar, 1998 senesinde Anıtkabir’e gidip Atatürk’ü ziyaret ettiler. 2-4 Temmuz 1999’da Denizli’de 7. Türk Kurultayına kızılderililerle birlikte katıldılarr. Türkiye’den de Amerika’da Meluncanlar’ın öteden beri yaşadıkları Apalaş (Appalachian) bölgelerine gidildi. Türkiye’deki 1999 depremlerinden sonra Meluncanlar yardım yaptılar, ailesiz ve evsiz kalmış Türk çocuklarını evlatlık edinmeyi önerdiler. West Virginia Senatörü Robert C. Byrd’un desteğiyle Appalachian-Türk Ticaret Projesi kuruldu. Meluncanlar Ermeni soykırım iddialara karşı Amerika’da Türkiye’yi savundular.

Will Collins Brent Kennedy’nin büyük büyük amcası

2 Haziran 2007’da New York Türkevinde düzenlenen “Meluncanlar Bizlerle” etkinliğine Brent Kennedy ve kardeşi Richard Kennedy, Meluncan olan ABD’nin eski İstanbul Başkonsolosu David L. Arnett, Film Direktörü Julie Dixon, Meluncan Derneği Başkanı S. J. Arthur başta olmak üzere toplam 20 kişilik bir Meluncan ekibi Virginia’dan gelerek katıldı. Ayrıca 45 dakikalık programda Meluncan müziğinden örnekler sunuldu.

Temmuz 2010’da Türk film yapımcıları Tolga Çelikkanat ve İbrahim Ada ABD’nin Virginia eyaletinde Meluncanların yaşadığı Wise bölgesini ziyaret ettiler. Apalaş Meluncanları ile 17. Yüzyıl kayıp Türk denizcileri arasında olası ilişkiyle ilgili bir belgesel için röportaj ve çekimler yaptılar. Yapımcılar birkaç yıldır hasta olan Brent Kennedy yerine Wise‘da avukatlık ve Meluncanlar konusunda araştırmalar yapan kardeşi Richard Kennedy ile görüştüler. Wise sokaklarında hiç hoş karşılanmadılar. Soru sordukları insanlardan çekim yapmama uyarıları aldılar. Ancak Tennessee eyaletinde, Cocke İlçesi’ne bağlı Newman’s Ridge yöresinde Meluncan soylu olduklarını iddia eden çok sayıda topluluklar olduğu haberine sevindiler ve gelecek ziyaretlerini oraya yapmaya karar verdiler.

Washington’da Amerikan-Türk Derneğinde bu konuları araştıran bir Türk Profesörü ile görüşmek, New York, Tennessee ve Kuzey Carolina’da Meluncanların Çerokilerle bağlantıları da dahil olmak üzere araştırmalar yapmak için daha sonra bölgeden ayrıldılar.

Türklere özgü özellikler

İlk Meluncanlar Müslümandı. Hatırda kalanlardan biri, eskiden belirli bir yöne dönerek, günde beş vakit yere çömelip kalkarak bazı hareketler yaptıkları. Sonra Hıristiyan oldular ama koyu Hıristiyan olmadılar. Meluncanlar’ın dokudukları kilim ve battaniyelerin desenleriyle Türk motifleri arasında benzerlikler var. Amerika’da bilinmeyen ve yenilmeyen bulgurun çeşitli yemeklerini yapıyorlar ve bulgura ‘bulcur’ diyorlar. ‘Sus’ karşılığı olarak ‘şuş” diyorlar. “Gam”a ‘gami – gaumy’ diyorlar. Doyduklarını belirtmek için çenelerinin altına ellerinin tersiyle birkaç kez dokunuyorlar. Eskiden hayır demek yerine başlarını kaldırıp ‘cık’ sesi çıkarıyorlarmış. Bunu yıllar önce İtalya’nın Sicilya adasındaki Cefalu kasabası sakinlerinde de görmüştüm.

Omuz silkme ve kaldırma eskiden yaygınmış. Amerika’da pek tercih edilmeyen kuzu ve koyun eti yiyorlar. Yemekleri Türkler gibi soğanlı salçalı ve baharatlı pişiriyorlar. Nazara inanıyorlar, nazardan korunmak için tahtaya vurup kulak çekiyorlar, kahve falına bakıyorlarmış. Kahveleri Türkler gibi telveli. Eskiden erkekler sünnet oluyorlar, siftah yapınca parayı sakallarına sürüyorlarmış. Amerikalılar karşılaştıkları insanlara sarılmazlar, kucaklamazlar, sadece al sıkışırlar, ama Meluncanların birbirlerini kucaklayıp elle sırtlarına vurma geleneği yıllardır aileler arasında sürdürülmekte. Amerika’da hiç görülmeyen erkeklerin birbirini öpme adeti var. Appalaş halk oyunlarında Türk dans figürleri var. Kanun ve kemençe benzeri sazları var. Aile bağları Türklerdeki gibi kuvvetli. Eskiden kadınlar erkeklerin arkasından yürürmüş. Fiziksel özellikleri de Türkler’e çok benziyor. Yolda yürürken tek el cepte’ olma alışkanlığı da var. Çocuklarına Didima, Alania ve Mahala adları koymuş Meluncanlar var.

Çeroki şefi turbanlı Sekuoya

Meluncanlarla akraba kızılderili kabilesi Çerokilerde anne “ana-ta” baba ise “atta” diye geçer, Azeri, Başkurt, Özbek, Uygur, Tatar, Kazak, Kırgız lehçelerindeki “ata” gibi. Çerokiler saate “Watch” değil, “Saats” derler.

Çeroki (Cherokee) Kızılderililerin reisi Sequoya’nın (1775-1843) turbanlı kıyafeti 16. yüzyıl Osmanlı denizcilerinin giyimlerine benziyor.

Krik kızılderili kıyafeti

Meluncanlarla bir diğer akraba kızılderili kabilesi Krikler (Creekler) kutlu adamlarına Haco” diyorlar ve turban giyiyorlar. West Point, Virginia’da Amerikan yerlilerinin yaşadığı pamuk ekilen verimli topraklara sahip “Pamunkey” diye bir yöre var.

Krik kabilesinden kızılderili

Pamunkey

Pamunkey kızı

Meluncan sandukaları

Bazı mezarlarının üzerinde sandukalar, sandukaların çevresinde Osmanlı mezar taşı deseni ile parmaklıklar var.

Meluncan mezarlarındaki parmaklık ve eski Türk mezar taşı

Etnisite

Nisan 2012’de Journal of Genetic Genealogy dergisinde “Melungeons, A Multi-Ethnic Population” başlığı ile yayınlanan Meluncan DNA

Mezopotamya Anadolu ve Orta Asya’dan göçler

Haplogrup oranları:

R1b (38 kişi) %47.5, E1b1a (27 kişi) %33.75, R1a (6 kişi) %7.5, I1 (3 kişi) %3.75, A (2 kişi) %2.5, E1b1b1 (2 kişi) %2.5, Q1a3a1 (1 kişi) %1.25, I2 (1 kişi) %1.25

R1b

R1b haplogrubu

En yaygın Türk haplogrubu olarak bilinmektedir. Güney Sibirya’dan yayılmış olup Başkortistan ve Ural bölgesinde %50, Türkmenistan’da %35 gibi önemli oranlarda, Nepal’daki Newalar’da %11, Afganistan’daki Türk soylu Hazaralar’da %35 oranında bulunmaktadır. Kıpçak bozkırlarında, İdil-Ural Tatarları’nda, Uygurlar’da, Anadolu’da da yoğundur. İrlanda ve Bask bölgesinin %80’den fazlasını R1b oluşturur. Batı ve Kuzey Avrupa’da yoğundur. Hepsinin sebebi Anadolu’dan göçlerdir.

R1a

R1a Haplogrubu _ Asya ve Anadolu dağılımı. Kaynak Eupedia

Güney Sibirya civarında ortaya çıkmış olup Doğu Avrupa ve Asya’da yaygın haplogruptur. Günümüzde her on R1a insanından biri Ural-Altay, geriye kalan dokuzu ise Hint-Avrupa dillerini konuşmaktadır. Türk soylu coğrafyada da R1b den sonra sık görülmektedir. Bu konuda ayrıntılı bilgileri içeren YAZIMIZI OKUMAK İÇİN LÜTFEN TIKLAYIN.

E1b1a ve E1b1b

Kuzey ve Güney Afrika kökenli olup Meluncanlarda Osmanlı Donanmasındaki Kuzey Afrikalı – Sahranın Güneyi kökenli – Berberi denizcilerin soyunu göstermektedir.

16. yüzyılın ortalarından itibaren Kuzey Afrika’da Osmanlı hakimiyetinde fakat fiilen müstakil Fas, Cezayir, Tunus ve Trablus kıyılarında üstlenmiş, Avrupalıların “Berberi Korsanları” olarak adlandırdıkları Türk korsanları Akdeniz’i ve Akdeniz’deki ticaret yollarının kontrolünü ellerinde tutuyorlardı. Bu korsanların stratejisi oldukça basit ama etkiliydi. Akdeniz’de küçük ama hızlı gemilerle seyrediyorlar, üstün hızları ve manevra kabiliyetleri ile ticaret gemilerini yakalıyorlardı, kendileri için bir handikap olan silahlarının azlığını da bu sayede dengeliyorlardı. Yakalanan gemilere ve yüklerine el koyuyor, mürettebatlarını da esir alıyorlardı. Ülkeleri kurtulmaları için fidye ödemeyi kabul edene kadar, mürettebat esaret altında tutuluyordu. Eğer fidye ödenmezse, köle olarak satılıyorlardı. “Kuzey Afrika Ocakları” ya da “Garp Ocakları” denilen bu eyaletler savaş sırasında Osmanlı donanmasına katılmak zorundalardı. Garp Ocakları’nın idaresi diğer eyaletlerden farklı olarak fetihlerden sonra güvenlik amacıyla oralarda bırakılan Türk askerlerine verilmişti. Ayrıca Batı Anadolu sahilleri ve Ege Adaları’nda oturanlardan; yerlerinden rahatsız olanlar, cinayet gibi ağır suçlara karışanlar, kabadayılar ve macera peşinde koşanlar kaçarak Garp Ocakları’na gider ve korsanlara katılırlardı. Katılanlar arasında İspanya ve Portekiz engizisyonundan kaçan/sürülen esmer tenli Müslüman ve Yahudiler de vardı. Meluncanların atalarının bazılarının Osmanlı Türkleri ve söz konusu Ocak mensubu Türk, Kuzey Afrikalı Berberi, Arap, Yahudi denizciler olduğu Meluncanların esmerliklerinin bir bölümüne de neden oldukları anlaşılıyor.

Brent Kennedy’e göre Çeşme’den gemilere bindirilip sonunda yukarıda açıklanan yollarla Amerika’ya getirilmiş Türkler dışında, İspanyolların 1500’lerde Meksika’ya oradan da Amerika’ya getirdikleri zanaatkarlar, demir işçileri Kafkas ve Karaçay Türkleri de vardı. İngilizlerin de getirdikleri ile birlikte 16. Yüzyılda Virginia ve Carolina’da aileleriyle yaşayan Portekizlilere, Türkler ve Ermeniler de katılmıştı. Adları koloni kayıtlarında görülmektedir: Sayyan Turk, Mehmet The Turk, Joseph The Armenian, vb gibi.

R1a Haplogrubu _ Avrupa ve Anadolu dağılımı. Kaynak Eupedia

Hastalığın teşhisi takiben Kennedy’e uygulanan DNA testlerinde Azerbaycan, Lübnan, Filistin, Türkiye, Yemen, Suudi Arabistan, Hindistan, Doğu Afrika, Amerika yerlileri genleri ortaya çıkmıştır. 177 Meluncan üzerinde yapılan testlerde Doğu Akdeniz, Levanten sahilleri (İskenderun-Süveyş kanalı arası), Kıbrıs, Malta’da, zamanın Osmanlı topraklarında yaşayan halkla genetik ilişkileri, bazılarında Akdeniz halkında görülen kalıtsal sarkoidoz, talasemi ve Behçet hastalığı bulunmuştur. 2002’de yapılan bir araştırmada ise Amerikan yerlileri kökeni % 5, Afrika kökeni % 5, Kuzeyden Güneye tüm Avrupa kıtası kökeni % 83, Türkiye, Suriye ve Kuzey Hindistan kökeni % 7 çıkmıştır. 2010’da yapılan araştırma beyaz, Amerikan yerlileri ve Sahra Güneyi genetik karışımına işaret etmiştir.

Bu konudaki yorumumuzu, Meluncanlarla ilgili diğer verilerle harmanlanmış haliyle yazımızın sonunda bulabilirsiniz.

Çok çekmişler

Meluncanlar etnik ayrımcılık yüzünden 1700’lü yıllarda kendilerinin Portekiz asıllı olduklarını söylemekle işe başladılar. Bu, zamanla Melucanla eş anlamlı hale gelince 1800’lü yıllarda Kara Hollandalı, Kara Alman, Fransız olduklarını söylemeye başladılar.

Meluncanlar

O zamanlar Amerikan halkı zenci, beyaz, kızılderili ve melez olarak 4 kategoriye ayrılmıştı. Meluncanlar ABD’nin bağımsızlığında (1783) bunlardan farklı toplum statüsüne sokulmamışlardı. Amerika’ya yeni gelen İskoç-İrlandalı göçmenlerin Meluncanların topraklarında gözleri vardı. 1790’da İskoç ve İrlandalılar yürürlükle olan ırk yasasını değiştirerek Meluncanları söz konusu 4 kategorinin dışında “free persons of colorkoyu tenli özgür insanlar olarak tanımladılar. Amerikan nüfus sayımında, Meluncanlar bu şekilde kaydedildiler. Derilerinin renginden ötürü zenciler gibi dışlanıp aşağılandılar. Verimli toprakları ellerinden alındı, beyaz okullarına alınmadılar, zenci okullarına da çocuklarını göndermediler, evleri, okulları ırkçılar tarafından yakılıp yıkıldı. İş bulamadılar, kendi işlerini kuramadılar, mahkemelerde kendilerini savunamadılar, oy hakları olmadı. Oy hakkı serbest olan Tennessee’ye yoğun olarak göçtüklerinde orada da oy hakkları kısıtlandı. 1891 tarihli Arena adlı bir dergide “çok pis” olmakla itham edilirken şöyle tanımlanıyorlardı: “Onlar sahtekardır, doğuştan hilekardırlar, kapalı, kuşkulu, konuksever olmayan, yalancı, korkakça ve sinsice kendilerini ifade ederler. Birçok bakımdan zencilere benzerler. Her ne kadar kendilerine edilen hakareti algılamakta ve kendilerine tükürülmesini beklemekte gecikirlerse de yine de affedilmez insanlardır.”

Aşağılanmalarına bir diğer örnek: Wise kasabasında ebeveynlerin eskiden çocuklarını “Uslu durmazsanız sizi Meluncanlara veririm” diye korkutmaları.

Bunların sonucunda Güneybatı Virginia’nın Appalachian (Appalaş) Dağları’nın eteklerine kadar çekilmeye zorlandılar. Sonrasında çocukları beyaz olarak kabul edilsinler diye köklerini sakladılar, hatta unutmak istediler. Anglo-Sakson İngiliz baskısıyla dinlerini değiştirdiler. Eskiden Türklerde soyadı olmadığından batılı soyadları aldılar. Kendilerini İskoç-İrlanda asıllı olarak göstermeye çalıştılar. Daha fazla esmer görünmemek için güneşten korundular, kapalı giysiler giydiler.

Floyd ve Maggie Benneth Nash, çocukları Beau Nash, (1905)

Amerika’da çoğu Güneybatı Virginia’da olmak üzere Doğu Kentucky, Doğu Tennessee’de yoğunlaşmış 75 bin Meluncan yaşamaktadır. 250 bin kadarı da Meluncan olduğunu biliyor ama ondan ötesini bilmek istemiyor. Teorik olarak atalarının Meluncan olduğundan haberdar olmayanların sayılarının milyonu bulduğuna inanılıyor. Öncelikle Mullins, Goins, Collins ve Roberson olmak üzere Bell, Bolton, Bowling, Bolin, Bowlin, Breedlove, Bunch, Denham, Gibson, Gipson, Goodman, Minor, Moore, Menley, Morning, Nichols, Perkins, Riddle, Sizemore, Shumake, Sullivan, Trent ve Williams gibi soyadları Meluncan kökeni ipucu verebiliyor, ancak Meluncanların yoğun olduğu yerlerde olmak kaydıyla. Zira Amerikanın her yerinde bu soyadlara rastlamak mümkün.

Adları çıkmış dokuza inmez sekize!

Tarihçi Heather Andolina anlatıyor: “Herşey büyükannemin ender bir kan hastalığına yakalandığını öğrendiğimizde başladı. Maxine Partin’e vücudun çok fazla alyuvarlar üretmesine ve böylece kolayca pıhtı oluşmasına neden olan polisitemi vera teşhisi konmuştu. Aile, hastalığın kalıtsal olmasından endişe duydu. Öyle olmadığı anlaşıldı ama yine de meraktan aile bireylerinin çoğu DNA testi yaptırdı. Sonuçlar, beyaz olduklarını zanneden aile için sürpriz oldu. Büyükannem moka rengi tene sahipti ve hep aile soyağacında Amerikan Yerlilerinin kanı var derdi. Öğretmeni ona çirkin olduğunu, zira derisinin renginin onu kirli gösterdiğini söylermiş.

Andolina’nın ailesinin DNA deneyleri beklendiği gibi Amerikan Yerlileri ve daha başka soyları ortaya çıkarmış. Afrikalı, Ortadoğulu, Güneydoğu Asya yanında Avrupalı soy kanıtları bulunmuş. Bu sonuç, Andolina’ya, annesinin ve kuzeninin melez dağ halkından bahsettiklerini hatırlatmış. Meluncan kelimesini ilk defa o vesileyle duymuş.

Heather Andolina, şimdilerde iki kardeşiyle “Infamous Characters, Notorious Villains – Adları Çıkmış Karakterler, Dile Düşmüş Kötüler” adlı Meluncanların kökenleri ile ilgili bir belgesel çekmekte. Belgeselin adının ilginç bir hikayesi var. 1805’de Kuzey Carolina’nın Robenson ilçesinde, bir Meluncan mahkemeye başvurarak Meluncanlara ten renklerinden ötürü adları çıkmış karakterler, dile düşmüş kötüler diyen Binbaşı William Odom’un cezalandırılmasını istemiş. Amerika’nın ilk yıllarındaki ırkçı adaleti ender görülen şekilde Odom aleyhine hüküm vermiş.

Daha önce ifade ettiğimiz gibi bazı soyadları Meluncan kökenine işaret ediyor. Bunlardan biri de Gibson. Andolina’nın büyük-büyük-büyük babası Jesse’nin soyadı da Gibson. Andolina 1830’larda Tennessee’deki komşu Claiborne ilçesine, 1850’lerin başında da Hancock ilçesindeki Vardy Vadisine kadar atalarının izini sürmüş.

Andolina anlatıyor: “1800’lerin başında adları Vardemon Collins ve Shepard Gibson olan iki bey bu vadide bir yerleşim kurmuşlar. Vardy Vadisi adını Vardemon’dan almış.”

Vardy topluluğu okulu kalıntıları

Appalaşların bu uzak köşesinde Meluncanlar başka yerlerde karşılaştıkları ayrımcılıklardan kaçmış olabilirler ancak yaşam hala sertliğini sürdürmekteydi. Andolina: “Meluncanlar Melez etnisiteleri yüzünden beyazların okullarına alınmıyorlardı” diyor. Bereket versin ki vadiye bir Presbiteryen grup gelmiş ve orada 1897’de bir kilise ve 1902’de Vardy’nin çocukları için bir okul inşa etmişler. Okul 1970’lerde kapanmış ve 2000’lerin başında çökmüş. Andolina ve kardeşleri okulun kalıntılarını belgeselleri için çekmişler, ayrıca kapanmadan önce okula gitmiş olan orta yaşlı Meluncanlarla yaptıkları röportajları filme almışlar. Bunlardan ikisi olan Troy Williams ve DruAnna Williams Overbay’in onlara fırsat sağlayan kuruluşlarla ilgili güzel anıları var diyor Andolina. Tennessee’deki Vardy Vadisi ve yakınındaki Newman’s Ridge’deki çekimlerine ek olarak ekip Virginia’da Morganton’da, Big Stone Gap’da ve Güney Carolina’daki Beaufort’da da çekimler yapmışlar. Big Stone Gap Meluncan Kültür Derneği’nin yıllık konferanslarını düzenlediği yer.

Andolina’nın belgeselde vurgulamak istediği şuydu: 8. yüzyılda Araplar, İspanya, Portekiz, İtalya ve Fransa’yı işgal ederken Avrupa’ya onların kan bağları da girmiş oldu. 11. yüzyıl Haçlılarıyla başlayan süreçte Türkler ve Araplar genetik eritme potasına Orta Doğu ve yakın-doğu DNA’larını getirdiler. Portekizli ve İspanyol kaşiflerin 15. yüzyılda başlayan seyahatleriyle Afrika, Hindistan ve Güneydoğu Asya insanları ile karşılaşıldı ve karışıldı. Bunun sonucunda birçok batılı “beyaz” Avrupalı Kuzey Amerika topraklarına ayak basmadan çok önce melez olmuştu. Yeni dünyada olmalarıyla Avrupa aile soyağaçları Afrikalılar ve Amerikanın yerlileri ile melezlendi.

Küçük Kasabanın Büyük Sırları – Big Stone Gap

Küçük Kasabanın Büyük Sırları – Big Stone Gap Film afişi

2014 yapımı bu film. 1970’li yılların sonlarına doğru Virginia’nın Appalaş Dağları’nın eteklerinde yer alan, yönetmen Adriana Trigiani’nin yaşamış olduğu Big Stone Gap adlı küçük kasabada yaşayan insanların başlarından geçen aşk hüzün dolu anları anlatıyor. Kasaba, eyaletin en tuhaf insanlarına ev sahipliği yapmakta, kasabada insanların büyük sırları bulunmaktadır, bu sırlar onları sıkıntıya düşürecektir. 40 yaşındaki Ave Maria Mulligan, kasabanın hiç evlenmemiş eczacısıdır. Eczane babasından kalmadır. 1978 yılında, aslında olduğunu sandığı kişi olmadığını anlayan Maria, o zamana kadar yakın dostları ve birçok hobisi ile mutlu bir hayat yaşamıştır. Uzun süredir saklı kalan aile sırrını öğrenen Maria’yı, maceralı bir yolculuk beklemektedir. Senaryo Trigiani’nin aynı adlı romanından alınmıştır. Filmde birçok Meluncan karakter yer almakta. Bunlardan biri fakir bir genç kız olan Pearl Grimes, tanınmış ailelerin genç kızlarının kaba sözlerine maruz kalmaktadır. Ave Maria onu eczanesinde işe alır. Oyuncular: Ashley Judd, Patrick Wilson, Jenna Elfman, Whoopi Goldberg, John Benjamin Hickey, Anthony LaPaglia, Jane Krakowski, Jasmine Guy.

Meluncanlar kendilerini anlatıyorlar

Connie Clark, Melungeon Heritage Association – Meluncan Kültür Derneği Başkanı ve öğrencilerine Meluncan bağlarını öğreten Wise lise öğretmeni, anlatıyor: “Bu bir harekettir. Bazı kimseler farklılıkları kabul etmiyor ya da tolere etmiyor. Görevimiz hepimizin tek bir halk olduğunu dünyaya göstermek. Bizim gibi karışık olandan daha iyi bunu kim öğretebilir. Atalarımız zulüm gördüler. Biz beyaz olduğumuza inandırılarak yetiştirildik. Ama şimdi diyoruz ki biz beyaz değiliz. Irk önem arzetmiyor. Biz zavallı Appalaşlıyız ve bir hareketin önderliğini yürütüyoruz.

Kevin Hayes, IBM Atlanta’da teknik müdür, internette geneolojik bir site araştırırken soyunu keşfeden Meluncan, anlatıyor: “Bütün bunlar kendimin ve annemin neden altı parmaklı olarak doğduğumuzu, teyzemde neden daha çok Akdeniz halkına özgü bir hastalık olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir. Afro-Amerikan topluluğu saf Afrikalı olmadıklarını daha fazla kabul ediyor. Bu ülke, insanlardan çoğunun tasavvur ettiklerinden daha muazzam bir eritme potasıdır. Irkçılığın üstesinde gelme konusunda bir ümidimiz olacaksa, karışık kalıtımı olan insanlar bu gerçeği bilmeli ve bundan bahsetmeli.

Örneğin Amerika’nın kolonileşme döneminde Amerika’ya gelen Türk zanaatkarların olduğunu biliyoruz. Ayrıca Güney Carolina’da ‘Türkler’ denilen başka melez bir etnik topluluk da var.

Benim baba tarafım Tenessee eyaletinin Hancock ilçesinden. Burası Meluncanların en bilinen yerlerinden biridir. Bu bölgede yaşayan nüfusun Meluncanlarla ilgili çok yakın bir bağlantısı var. Fakat babamın zamanında bunlar konuşulabilecek şeyler değildi. Babam hep ailesinin Kızılderili olduğunu söylerdi. Ben Meluncanları ancak 12 yaşıma geldiğimde duydum ve kendi bağlarımı keşfedebildim. Bence bugün Meluncan olmak daha az kötü anlam taşıyor. Tabi bunu söylemek bu kötü etiketin tamamen ortadan kaybolduğu anlamına gelmiyor. Hatta Meluncanların yoğunlukla yaşadıkları bölgelerde, aileleri buradan taşınanlara göre daha fazla kötü etiket var. Fakat tabi ki, geçmiş yıllarda insanlar Meluncan kökenlerini sakladılar çünkü bu komşularının kötü gözle baktığı bir şeydi. Bu, insanların konuşmak istemediği bir konuydu ama herkes bunu inkar edemiyordu. Çünkü Meluncanlar çok çeşitli ten renklerine sahipler. Bu çocuklarına miras bırakmak istedikleri bir şey değildi. Bu kökeni çocuklarına aktarmak istemiyorlardı. Hatta Meluncan bölgelerinde gençler uzaklara kimsenin Meluncan kelimesini duymadığı ve onları sorgulamayacağı yerlere taşınmaları için teşvik ediliyordu.”

April Mullins, Meluncan araştırmacısı, antropolog anlatıyor: “Bu benim babam(resmini göstererek)görebiliyor musunuz? Çok yakışıklı. Film yıldızına benziyor değil mi?

Arch Goins ve ailesi, Graysville, Tennessee Meluncanları 1920’ler

Adı William Harpey Mullins. 1986’da vefat etti ve size temin ederim Meluncan kelimesini duymamıştı bile.

1600’lerin başında Jamestown’da ipek işçilerinin olduğunu biliyoruz Virginia’nın o bölgesinde, Wlilliamsburg, Jamestown. Birbirlerine çok yakın yerler. Dolayısıyla bu bölgede kesinlikle Türkler vardı.

Meluncanlarla ilgilenenlerin bilmesi gereken şey, Meluncan olmak insanların havalara zıplayıp ‘Ben Meluncanım’ dediği bir şey değildi. Bu, çok çok yeni bir gelişme; insanların kökenlerini araştırması. Çünkü bu insanlar sosyal açıdan dışlanmış insanlardı.

Plecker’dan ve kara listesinden, ‘Irk Bütünlüğü Yasası’ndan bahsedecek misiniz bilmiyorum ama insanların kendilerini beyaz olarak kabul ettirememesi için çok uğraştı ve bazı soyadlarından tabir-i caizse bir ‘Kara Liste’ oluşturdu. Mullins de bu soyadlarından biriydi. Bu insanlar da dağlarda saklanıyor gibiydiler. Benim böyle kökenlerim var diye konuşmadılar ve bu sonraki nesillere aktarılamadı.

Daha önce de size anlattığım gibi bir şeye daha rastladım. Kısmet işte, dişçideyken rastladığım ve kökenimi doğrulayan bir şey. Dişçim bana neler yapıyorsun April ? Diye sordu. Çünkü pek çok şey ile uğraşıyorum. Ben de ona bu Meluncan Araştırmasını anlattım ve bana ‘Nereli bu insanlar?’ diye sordu. Ben de ‘İşte Türkiye civarı, Ege, belki firari Yunanlar, çünkü o zamanın Osmanlı İmparatorluğuydu’ dedim. Bana ‘Karabeli tüberkilin var mı bir bakayım’ dedi. Benim gibi diş hekimliği okumamış insanların anlayamayacağı gibi bu; arka azı dişlerinden bir tanesinin özel bir şekilde olması demektir. Bu özellik Akdeniz bölgesi insanlarında bulunan genetik bir belirleyicidir. Sonra dedim ki; ‘Muhtemelen Kızılderili soyum da var. Acaba onlarda bu var mı?’ diye sorunca bana; ‘Hayır bu Akdeniz Bölgesi’ne has bir şey’ dedi.

Yapılan bazı akademik araştırmalar bir kültürel coğrafyacı tarafından yapılmıştır. Adı Edward Price. Meuncanlarda ortak bir özellik olarak görülen, mezarlarının üzerine küçük evler (sandukalar) yapmaları gerçeğini gözardı etmiş. Bu mezar evleri, 1977’de Donald Ball tarafından belgelendi. Bu mezarevlerini Osmanlı veya herhangi bir kültürel kökene bağlamadı; ancak, ‘İngiliz kilise kapılarının veya İskoç ev türbelerinin bir türevi olabilir’ dedi. Toplumlar, başka bir güç tarafından fethedilmedikçe cenaze geleneklerini bırakmazlar. Fethedildiklerinde bile bu gelenekler, vazgeçtikleri en son şeylerden biri olur. Benim teorim de Türkler Amerika’ya geldiğinde Kızılderililer onlara kucak açtı ve farklı kabilelerle kaynaştılar. Kızılderili kültüründe bir izleri olsun istediler. Bunu da Osmanlı parmaklık tasarımlarını Meluncanlarla harmanlayarak yaptılar. Mount Comfort Mezarlığı’nda 1830 yılına ait, son derece iyi korunmuş bir tane bulabildim. Hatta bu fotoğrafı 2001’de Türkiye’ye giderken yanıma aldım. Bu resim de Türkiye’nin Tire ilçesinden bir Osmanlı mezartaşının resmi. Sizin de gördüğünüz gibi parmaklık tasarımına yapı ve biçim olarak çok benziyor.

Babaannem hep kahve falına bakardı. Kahvenin telvesinden. Sonra Türkiye’ye gittiğimde insanları kahve falına bakarken görünce ‘Tanrım inanılmaz’ diye düşündüm. Bir iki kere insanlar benim falıma baktıktan sonra ‘Sanırım bunu ben de yapabilirim’ dedim. Sonra da sana dediğim gibi beni aradığında ‘Sana kahve yapıp falına bakarım’ dedim.”

Russell G. Townsend, Doğu Çeroki Kabilesi Tarihini Koruma Görevlisi, anlatıyor: “Ve bildiğiniz gibi, bu insanların çevrelerinde yaşayan diğer insanlardan farklı oldukları görülmüştür ve ataları üzerinde çeşitli savlar türetilmiştir. Bazıları Meluncanları Portekizlilerle ilişkilendirirken bazıları Osmanlılarla ilişkilendirmiştir. Meluncanlarla ilgili farklı akrabalık ilişkileri kurulmuştur. Bence bu konuda tarihi belgeler sınırlı olacak. Çünkü Meluncanlar, aynı bölgede yaşayan diğer yerli kabilelerden Çerokilere, Kriklere ve Şavnilere ten rengi ve diğer özellikleri açısından muhtemelen çok benziyorlardı. Tabi o zamanlarda öyle bir ten rengine sahip olmak iyi bir şey değildi. Sizi farklı bir sosyal sınıfa sokuyordu. Bu yüzden Meluncanların çoğu, eğer yapabilirlerse, Atalarının Avrupalı olduğunu söyleyip kendilerine Siyahi Hollandalı, Portekizli veya buna benzer şeyler diyorlardı. Bu insanların tam olarak nereden geldiğini tarihi belgelerle bulmak bu yüzden zor olabilir. Fakat Meluncan halkının Güney Amerikaya geldiği ve Tenessee eyaletinin kuzeydoğusuna Cumberland Yaylası civarına yerleşmesi şüphe götürmez bir gerçektir.

Bu bölgede sadece Avrupalı-Amerikalı halklarla değil Çeroki, Şavni, belki de Vandot, Çikasav, Krik Kızılderilileriyle de kaynaşma imkanı buldular.

İlginç olan şu ki, turbana sadece Güneydoğu Amerika’da rastlarsınız. Kuzeydoğu bölgesinde bir uçtan bir uca pek çok farklı şapka türü olmasına rağmen turbanı sadece Meluncanların yoğunlukla yaşadığı bölgelerde görüyoruz. Üzerinde durulması gereken ilginç bir bağlantı.”

Wayne Winkler, annesi Yahudi, babası Çeroki (Cherokee), bir radio istasyonu müdürü, anlatıyor: “Meluncanlara kadar giden kök araştırmaları bende bir aidiyet duygusu oluşturdu.Kızılderililer için ayrılmış kampta Yahudiydim. Yahudi okulunda Yerliydim. Meluncanlarla sonunda ayağa uymuş ayakkabıya benziyorum.”

Darlene Wilson, Meluncan sosyolog, anlatıyor: “Appalaşlar hiçbirzaman yeterince beyaz olamayacağınız ama öyle olmak için akıl almaz zaman harcadığınız bir yerdir. Alt sınıfta olmadan orta sınıfta olamazsınız. Appalaşların Meluncanlara ihtiyacı olduğu kadar Amerika’nın da Appalaşlara ihtiyacı var.

Bill Fields,“Under One Sky” adlı Meluncan haber bülteni yayıncısı, anlatıyor: “Akademisyenler hoşlanmıyor ama kendimize kendi hikayemizi anlatıyoruz. Ülkenin bu kesiminde daha önce olup bitenleri”.

Gerçekten de Amerikalı akademisyenler yeterli kanıtlara dayanmadığı gerekçesiyle Meluncanların Türk tezine kuşku ile bakmaktadırlar.

Chester DePratter, Güney Carolina Üniversitesi arkeologu, Melungeon Heritage Association’un danışmanı, Santa Elena yerleşkesinde kazı yöneticisi, anlatıyor: “En azından mümkündür. Bazı şeyler açısından deliller oradadır ve diğerlerini yorumlamada ihtiyatlı olmak gerekir.

Jeff Lester, The Coalfield Progress gazetesi haber editörü anlatıyor: “Çok net hatırlıyorum; küçükken otobüsle ilkokula giderken yolda bir yere gelirdik ve evler görürdük, bizim burada ‘dağın arkasında’ dediğimiz gibi yerlerde biri çıkıp ‘Şu çocuklar Meluncanmış’ derdi. Bunu kötü bir manada söylüyordu. Yani olumsuz bir şey olarak.”

David Arnett ABD’nin İstanbul eski Başkonsolosu (1996 – 2005) anlatıyor: “Baba tarafımdan %25 Türk DNA’mın olduğunu bilmek beni çok mutlu ediyor. Türkiye’de uzun yıllar geçirmiş olmam nedeniyle de damarlarımda Türk kanı olduğunu bilmek beni çok sevindiriyor.”

Jimmy Adkins İş adamı: “DNA’mda Türk izi olduğunu bilmek beni onurlandırır.

Waynor Smith Wise Belediye Başkanı anlatıyor: “Türkiye’deyken çok fazla insan gördüm, çok insanla tanıştım ve yüreğimi ısıtan en büyük şey; insanların candan oluşuydu. İnsanlar çok samimiydiler, içtendiler.Hayatımda tanıdığım en iyi insanlardı, sıcacık bir millet.

Kesinlikle bir akrabalık olduğunu düşünüyorum. Wise ilçesinde ve Güneybatı Virginia’da yaşayan insanların, Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’nin soyundan geldikleri konusunda en ufak bir kuşkum yok. Böyle bir bağ olduğundan hiçbir kuşkum yok.”

Brent Kennedy anlatıyor: “Annemden ve kardeşlerimden daha avantajlıydım. Çünkü beyaz tenli ve mavi gözlüydüm. Amerika’da bu bir üstünlüktü o yıllarda. Ama hayatım boyunca hep merak ettim. İngiliz, İrlanda ve İskoç karışımı olması gereken ailemin neden bu kadar esmer olduğunu hep merak ettim. Ailede bir de efsaneler vardı. Portekizli, Yahudi ya da Türk olduğumuza dair, zira öyle olması gerekmiyordu. Uzun bir süre efsaneler dışında hiçbir cevap bulamadan yıllar geçti. Sonra 36 yaşıma geldiğimde bu işi ciddiye almaya karar verdim. Bulduğum şuydu. Dört büyükannemden birden Meluncandım. Bu durum herşeyi değiştirdi. Maceramın başlangıcı sarkoidoz adında bir hastalıktı. Çok ciddi şekilde hastalandım. Aylarca yataklara düştüm. Kol değnekleri kullandım. Altı ay sonra öleceğime inandım. Ailemle vedalaştım. Beni yola çıkaran şey sarkoidozdu ama sadece bu da değildi. Bende kalıtsal Akdeniz ateşi de var.

Amerika birinci günden itibaren çok ulusluydu ama bu hiç söylenmiyordu. Böyle İngiliz kökenli olduğumuza inanmıyordum. Çok normaldi çünkü egemen ülke İngiltere’ydi. Bugün de bu yüzden İngilizce konuşuyoruz zaten. Tarih böyle yazılıyor. O ilk yıllardan Kolomb sonrası dönemde 1500’lerden 1600’lerin sonuna kadar buraya birçok ırktan gelenler oldu. Portekizliler, İspanyollar, Osmanlılar. Mesela 1586’da Francis Drake’in Kuzey Carolina sahillerine 200-300 kadar denizci bıraktığını hatırlıyoruz. Hatta Francis Drake’in notlarından öğrendiğimize göre bu kişilerin 100’ünü geri götürülüp padişaha belli bir para karşılığında iade etmişler. Ama diğerleri arkada kalmış. Tarihi belgeler açık. Biz tek ve büyük bir aileyiz. Türkiye’ye tam 10 kere gittim ve her gittiğimde diyorum ki Türkiye haritada herhangi bir ülke değil. Orada akrabalarım var. Biliyorum ki depremde acı çekenler var.

Arch Goins ve ailesi, Graysville, Tennessee Meluncanları 1920’ler

Çok güzel ama aynı zamanda acı dolu bir yer. 200 kadar yıl önce farklı ırktan insanlar bu vadilere gelip yerleşmiş ama sonra dağlara doğru itilmişler. Bir çoğu batıya Kentucky tarafına gitmiş. Bütün buralar Meluncanların yaşadığı topraklar. Meluncan eski bir kelime ve kökeni hakkında tam bir bilgimiz yok. Türkçe ve Arapça’dan geliyor olabilir. Ama Portekizce’den, Fransızca’daki melanj yani karışık kelimelerinden geliyor da olabilir.

Yüzlerce kelime var. Hem Türkçe’de hem de Kızılderili kabilelerde aynı olan o kadar çok kelime var ki, yüzlerce. Bunların bazıları Meluncanlarda da aynı. Tesadüf mü bilmiyorum. Kentucky kelimesi mesela. Kana doymuş toprak demek ve Türkçe’deki kan tok kelimesinden gelmiş olabilir. Türkiye’ye ilk gidişimde rakı diye alkollü bir içki getirdiler. Ben önce rakka diye anladım. Appalaş dağlarında aynen böyle şeffaf bir içki vardır. Çünkü gerçekten insanın midesini, gırtlağını sarsan bir içkidir. Buralarda ona rakkat deriz. Hızlı söylendiğinde rakı gibi anlaşılır ve aynı etkiye sahip bir içkidir. Çeroki dilinde ana kelimesi anne demektir. Hatta sonsuz taşayan ana demek olan anata diye bir kelime vardır. Türkçede Ta sonsuz demek. Aynı anlamda. Ata kelimesi de baba demek. Çeroki şefine ata kula ku deniliyor. Kutsal adama haco diyorlar. Bu Arapça ve Türkçe’deki hacı kelimesine o kadar çok benziyor ki. Liste uzadıkça uzuyor. Yüzlerce kelime.

Şimdi kendimizi açıklamakla atalarımıza ihanet ediyor ama onları özgürlüğe kavuşturmuş da oluyoruz.”

VİDEO LİNK : https://youtu.be/k7eseRHgybQ

Girift, kıvrımlı aile hikayeleri ve ender görülen hastalıklar karşısında afallayıp kalmış birçok Meluncan açısından bu açıklamalar daha çok anlam kazanmaktadır.

Meluncanların çoğuna göre kökleri hakkındaki tartışma ırk ile ilgili olduğu kadar sınıf ile de ilgilidir. Bu, Apalaşlardaki Meluncan olmayan halka ve dünyaya mesajdır: “Hakkımızda hüküm verme günleri sona ermiştir. Şimdi biz kendimize hüküm veriyoruz.

Meluncan ünlüler

Abraham Lincoln, Elvis Presley, Ava Gardner, Tom Hanks, Steve Martin, George C. Scott, Cher, Heather Locklear, Lauren Hutton, Jimmy Martin, Loretta Lynn, Gary Francis Powers, Lisa Alther…

Abraham Lincoln, iç savaş sonrası Kuzey ve Güney’i birleştiren, köleliği kaldıran ABD’nin en önemli başkanlarından. Anne ve babası Virginia doğumlu. Meluncan soyu annesi Nancy Hanks Lincoln’dan geliyor. Nancy, Appalaşların Tennessee ve Kentucky yöresinden. 9 yaşında yetim kalıyor. Abraham Lincoln ve annesi Nancy esmer renkli, gür-siyah saçlı, gri gözlüler. Kölelik karşıtı olan Abraham Lincoln’a kölelik taraftarlarınca verilen lakap “Birinci Abraham Afrikanus”.

Tom Hanks, Abraham Lincoln’un annesi Nancy Hanks Lincoln ile akrabalığından dolayı Abraham Lincoln’un dördüncü derece göbekten üçünce derece kuzeni. Geleneksel soybilimciler de bunu doğruluyor. Tom’a göre aralarındaki akraba ilişkileri oldukça zayıf.

Elvis Presley’in annesinin ailesi 1800’lerin başlarında Kuzey Carolina’dan göç etmişler. Brent Kennedy, The Melungeons adlı kitabında Elvis’in Kuzey Carolina’daki anne ve baba tarafı ecdadına ait ayrıntılı soyağacı bilgilerini veriyor. Elvis’in büyük-büyük-büyük-büyükannesinin adı “Morning Dove White”, Tennessee’li Çeroki Kızılderilisi. Elvis bu yüzden Amerikalı-Kızılderili kanı taşıyordu. Elvis ve Abraham, iki ünlü Meluncan akrabalar. Elvis, Abraham Lincoln’un ikinci büyük büyük babası Isaiah Harrison’un soyundan geliyor. Isaiah Harrison 1666’da İngiltere’de doğmuş ve 1687’de Amerika’ya gelmiş,1738’de ölmüş. Lincoln ve Presley soyağaçları bu “kökten” yayılmış.

Brent Kennedy anlatıyor: “Abraham Lincoln büyük bir ihtimalle Meluncan, ayrıca Elvis Presley ve Ava Gardner’ın soyu da yine Meluncanlara dayanıyor.”

Wayne Winkler babası Çeroki (Cherokee) olan, bir radio istasyonu müdürü, anlatıyor: “Bence Meluncan olması muhtemel olanen ünlü iki isim Abraham Lincoln ve Elvis Presley’dir. Amerika’nın en fazla saygı ve hürmet gösterilen devlet başkanlarından biri olması nedeniyle Abraham Lincoln hakkında pek çok kişi pek çok fikir ortaya atmıştır. Bu iddialar; kökeninin Avrupalı asilzadelere dayandığı iddialarından tutun, Meluncan olduğuna kadar uzanır. Fiziksel olarak kesinlikle Meluncanlara benziyordu. Teni ve saçları koyu renkliydi. Meluncanların yerleşmiş olabileceği bir bölgenin yerlisiydi. Brent Kennedy’nin Lincoln’un soy ağacığını incelediğini ve böyle bir olasılığı keşfettiğini biliyorum. Elvis Presley de anne tarafından Amerika’nın bu bölgesinden gelmiştir. Kesinlikle ailesinin bir kısmının Meluncanlarla bağlantısı vardı. Tabi bu akrabalıklar evlilik yoluyla mı yoksa kan yoluyla mı? Dediğim gibi kimin Meluncan olup olmadığı konusunda tanımsal bir sorun olduğundan eğer kimin Meluncan olduğu konusuna geniş bir bakış açısıyla bakarsanız Elvis Presley de bu tanımın içine girebilir.

Tom Hanks. Biliyorsunuz Abraham Lincoln’un annesi Hanks ailesindendi. Tom Hanks de bu aile ile akrabadır. Yani; eğer onlar Meluncan ise doğal olarak Tom Hanks de Meluncandır. Bluegrass müzisyeni Jimmy Martin. Onun Meluncan olduğunu biliyorum; çünkü kendisi babamın kuzeni yani bunu biliyoruz. Tabi Hancock ilçesinde herkes Jimmy Martin’i ve ailesini tanır. Gary Francis Powers 1960 yılındaki ünlü U2 olayında casus uçağını Rusya üzerinde uçuran ve vurulan pilottu. O zamanlar epey meşhurdu. Ava Gardner gibi insanlar.

Benim yaptırdığım DNA testi, atalarımın Orta Doğu’dan, geçmişteki Osmanlı topraklarından olduğunu gösteriyor. ”

Lincoln ve Elvis

David Arnett ABD’nin İstanbul eski Başkonsolosu (1996 – 2005) anlatıyor: “Hatta muhtemelen eski devlet başkanımız Andrew Jackson’ın ve Daniel Boone’un (Amerikan halk lideri) da Meluncan olabileceğini duydum; fakat size kesin olarak söyleyebilirim ki bugün yaşayan ünlü Meluncanlardan biri; günümüzün en büyük Amerikalı yazarlarından olan Lisa Alther’dir.”

Doğduğu yer ile saç ve ten rengine göre soyunda Meluncan olduğu tahmin edilen Ava Gardner, Kuzey Carolina’nın Johnston kasabasında fakir bir tütün-pamuk çiftçisinin kızıydı.

Jessica Meadows Hammett, Ava Gardner Müzesi müdürü, anlatıyor: “Bence bir DNA testi yapılmadığı da göz önüne bulundurulursa, herşey mümkün. Eğer yeterince geriye gidilirse pek çok farklı kökenden gelmiş olabileceği görülebilir. Ben de farklı köklere sahip olabilirim. Bunu bilemiyorum; çünkü ailemden kimse DNA testi yaptırmış değil. Ava esmer tenli ve saçları koyu renkliydi. Bu egzotik görünüşü Meluncan olma iddialarını gündeme getirdi. Tabi burada Johnston bölgesinde Kızılderili kabileler de var; çoğunlukla Taskarora kabilesi. Kesinlikle bu bölgede yaşayan zenci Amerikalıların da nüfusu oldukça fazlaydı. Fakat ailesiyle konuştuğumuzda ve soyağacına baktığımızda, kökeninde farklı ırklar olduğuna dair herhangi bir kanıt yok. Anne tarafı İskoçya ve İrlanda kökenliydi, baba tarafı da hayli Anglo-Sakson’du. Çoğunlukla Britanya adalarından geliyorlardı. Hala burada, Johnston ilçesinde yaşayan akrabaları var. Yeğeni Mary Rdna ve büyük yeğeni David, Ava Gardner Müzesi yönetim kurulundalar. Ava’nın ailesinden hiçbirine DNA testi yapılmadı.”

Son söz

Sadece DNA verilerine bakıp; Beklenenlerin aksine Meluncanlar Türk çıkmadı diyenler var. Bu çok sığ bir görüş.

Hiçbir ırk artık ari ırk değildir. DNA test sonuçları da neredeyse herkes için çeşitlilik göstermektedir. Bu yüzden insanlar ancak nereden geldiklerini öncelikle eskilere dair anlatımlarla/hikayelerle/saptamalarla anlayabilirler. Örneğin Türkiye’de “soyum Oğuz Türkleri” diyen birisi bunu DNA analizleri ile değil, soyağacını çıkarıp ecdadının Anadolu’ya yerleşme hikayesine, diline-aksanına, örflerine, adetlerine bakarak anlamış olmalıdır. Ya ecdadının Anadolu’ya gelmeden önceki kökeni? Onu nasıl anlayacak? Onun çerçevesini de DNA test sonuçlarına bakıp, hikayelerle vb. parçaları birleştirebilip tahmin edebilirse ne mutlu.

DNA testlerinden önce Meluncanların ecdadının Amerikaya geliş hikayesinin olması önemlidir. Osmanlı İmparatorluğunun, geniş coğrafyaya yayılmış etnisitesi, Meluncanların genelde başlangıç kökenini teşkil etmiştir. Esmer, elmacık kemikli, kara saçlı, fizikli Meluncanların baskın olarak bu özellikleri taşıyan başlangıçtaki Türk, kısmen Berberi (Kuzey-Güney Afrika orijinli) yani Akdeniz, ayrıca Kafkasya, Orta Doğu, Orta Asya kökenlerinin zamanla Amerika’da yerleşik Kızılderililer ve sonradan göçen Afro Amerikalılar, Kelt ve diğer Avrupalı etniklerle melezlendikleri aşikar. DNA test sonuçları da bunu gösteriyor. Meluncanlar da zaten “Biz bugün artık pek çok halkın karışımıyız ve büyüklük gücümüz de buradan gelmektedir” diyerek bunu doğrulamaktadırlar.

Kaynaklar:

From Anatolia to Appalachia, Admin TOA, Türk of America dergisi, September 15, 2004 http://www.turkofamerica.com/index.php/others/life-style/item/2760-from-anatolia-to-appalachia

Beneath Myth, Melungeons Find Roots of Oppression, Carol Morello. The Washington Post May 30, 2000. https://www.washingtonpost.com/archive/politics/2000/05/30/beneath-myth-melungeons-find-roots-of-oppression/5dfc3393-d4b9-443c-9bb4-ef852ba8c3b3/?noredirect=on&utm_term=.bcac5bea5a9f

Melungeon DNA Project Wikipedia https://en.0wikipedia.org/wiki/Melungeon_DNA_Project

2002 and 2010 DNA studies. Melungeon Heritage Association. October 17, 2016 http://melungeon.org/category/resourcesforresearch/

Frequently Asked Questions. Melungeon Heritage Association http://melungeon.org/frequently-asked-questions-about-melungeons/

Roanoke Island. Wikipedia https://en.0wikipedia.org/wiki/Roanoke_Island

David Beers Quinni Wikipedia https://en.0wikipedia.org/wiki/David_Beers_Quinn

Turks, Moors, Blacks and Others in Drake’s West Indian Voyage A chapter from Explorers and Colonies, America 1500-1625, by David B. Quinn. http://turkishimage.blogspot.com/2010/01/blog-post.html

Turkish filmmakers come in search of Melungeons. JEFF LESTER News Editor The Coalfield Progress Jul 22, 2010 http://www.thecoalfieldprogress.com/coalfield_progress/news/turkish-filmmakers-come-in-search-of-melungeons/article_c2f21365-a8f0-56d6-9929-b157f4d97126.html

Elvis Presley’s “Melungeon” Ancestry http://maviboncuk.blogspot.com/2010/01/elvis-presleys-melungeon-ancestry.html

The Melungeon Story: Part 3i Al Hunter. January 24, 2013 http://weeklyview.net/2013/01/24/the-melungeon-story-part-3/

Revealed: How Tom Hanks is related to Abraham Lincoln through president’s mother… but actor admits his family are the ‘poor relations’. Paul Thompson. MailOnline. 23 September 2012 https://www.dailymail.co.uk/news/article-2207331/How-Tom-Hanks-related-Abraham-Lincoln-presidents-mother.html

New Documentary Will Showcase Untold Story of Melungeon People From infamy to diversity. Pat Moran. Creative Loafing Charlotte. July 18, 2018 https://clclt.com/charlotte/new-documentary-tells-story-of-mysterious-mixed-race-people/Content?oid=10518364

Meluncanlar Belgeseli. TRT Haber. https://dai.ly/x6wdmiw

ABD’de unutulmuş Türkler: Meluncanlar. 15 Nisan 2018. Vatan Kitap http://vatankitap.gazetevatan.com/haber/abdde_unutulmus_turkler_meluncanlar/1/25134

Meluncanlar (Melungeons) Kimdir? 30 Nisan 2011 https://insanveevren.wordpress.com/2011/04/30/meluncanlar-kimdir/

Osmanlı Yönetiminde Kuzey Afrika: Garp Ocakları Seydi Vakkas Toprak Türkiyat Mecmuası, C. 22/Bahar, 2012. http://dergipark.gov.tr/download/article-file/173062

İlk Türklerin Tarihi. Bülent Pakman. Mart 2016. https://bpakman.wordpress.com/turk-dunyasi/eski-turk-devletleri-turk-yurtlari-turk-topluluklari/on-turkler/on-turkler/022016-3/

Birinci Berberi Savaşı. Vikipedi. http://www.wikizeroo.net/index.php?q=aHR…..

Meluncanlar Türkler’le buluşuyor. Turkish Journal 30 Ekim 2011 http://www.turkishjournal.com/i.php?newsid=963

Türk Tarihi Perspektifinden Kamu Diplomasisi Olgusu. Prof. Dr. Yusuf Devran http://www.kamudiplomasisi.org/makaleler/haberler/135-tuerk-tarihi-perspektifinden-kamu-diplomasisi-olgusu

Meluncan. Vikipedi https://tr.0wikipedia.org/wiki/Meluncan

Amerika’daki Türklerin Tarihi / Sevgi Ertan https://www.tarihtarih.com/?Syf=26&Syz=359021&/Amerikadaki-T%C3%BCrklerin-Tarihi-/-Sevgi-Ertan-

Kayıp Koloni’nin izleri 425 yıllık haritada. NTV 05.05.2012 https://www.ntv.com.tr/turkiye/kayip-koloninin-izleri-425-yillik-haritada,QWIPa3G5xEy31TUKBADYvA

Amerikalı Türkler M. Necati Özfatura 14.07.1999 Türkiye Gazetesi http://www.turkiyegazetesi.com.tr/yazarlar/m-necati-ozfatura/12002.aspx

Bülent Pakman. Kasım 2018. Aktif link verilmeden alıntı yapılamaz.

KAYNAK : Bülent Pakman kimdir? https://bpakman.wordpress.com/pakman/

ERMENİ SORUNU DOSYASI : TÜRK ARAŞTIRMACI GAZETECİ ABD SENATOSUNA GÖNDERDİĞİ MEKTUPTA NE YAZDI ??? /// İŞTE MEKTUP


MR. SENATÖR

08 Kasım 2019

Bu bilgiler ışığında, ABD Soykırım Anıtı Müzesi’nde BÜTÜN OLANLARDAN SONRA, KİM BUGÜN TÜRKLERİN YOK EDİLMESİNDEN SÖZ EDİYOR ifadelerini de yazmanız için herhalde SENATODA yeni bir karar alırsınız…

Ulaşmış olduğunuz siyasi kariyerinizin doruğunda, insanlık ve tarih şuurundan bir nebze nasiplenmiş olacağınız düşüncesiyle, vicdanınızın sesini dinleyeceğinize inanarak, tarihi olaylara objektif bir pencereden bakmanızı öneriyorum.

Ancak, dünya barışını, özgürlükleri ve ekonomileri bilinçli olarak sabote etmenizden tutunuz, bunları gerçekleştirirken bilinçli olarak YALANI kullanmanız, ister istemez, mensup olduğunuz din de ki;

“Ne var ki ağızdan çıkan, yürekten kaynaklanır. İnsanı kirletende budur. Çünkü kötü düşünceler, cinayet, zina, fuhuş, hırsızlık, YALAN yere tanıklık ve İFTİRA hep yürekten kaynaklanır. İnsanı kirleten bunlardır.” (Matta, Bap 15, 18-20), ifadeleri hatırlamanızı tavsiye ediyorum…

Kutsal kitabınızın sizlere mutlak uymanız gerektiğini emrettiği gibi, ilahi sorumluluklarınıza aykırı davrandığınızı TANRI ve bütün insanlık görüyor… Gerçek inancınız nedir? Merak ediyorum. Yoksa sizler BÜYÜK ŞEYTAN inancına mı sahipsiniz!

ABD Temsilciler Meclisi’nin almış olduğu dayanaktan yoksun H. Res.296 kararına rağmen, bilmenizi isterim ki, 1915 öncesinde; 1812 -1918 yılları arasında Kafkasya ve Balkanlardan 4,5 milyon (4.500.000) TÜRK Anadolu’ya TEHCİR edilmiştir.

Aynı zaman diliminde 5 milyon (5.000.000) TÜRK hayatını kaybetmiştir. Sizin adlandırdığınız dille ifade etmek gerekirse, “SOYKIRIMA” uğramıştır.

Özellikle, Devletinizin emelleri doğrultusunda, MİSYONERLERİNİZ tarafından maşa olarak kullanılan ERMENİLERİN, devlet kurmak hayaliyle başlattıkları isyanlar, (1776-1918) hedeflerine ulaşmak için yaptıkları mezalimler sonucunda, Doğu Anadolu’nun sadece ALTI şehrinden 3 milyon (3.000.000) TÜRK hayatını kaybetmiş, 3 milyon (3.000.000) TÜRK sahip oldukları topraklardan GÖÇ etmek zorunda kalmıştır.

Bu bilgiler ışığında, ABD Soykırım Anıtı Müzesi’nde BÜTÜN OLANLARDAN SONRA, KİM BUGÜN TÜRKLERİN YOK EDİLMESİNDEN SÖZ EDİYOR ifadelerini de yazmanız için herhalde SENATODA yeni bir karar alırsınız…

Aşağıda ki TARİHİ kaynaklar üzerinde bilgilenmenizi, biliyorsanız (!) bilgilerinizi gözden geçirmenizi öneriyorum.

Thessaly kökenli ERMENİLERİN (Asılları Frig) Anadolu’ya İllyrya’lılar tarafından TEHCİR edilişlerini, o dönemde yaşadıkları SOYKIRIMI, Tarihçi HERODOT yanlış mı anlatıyor? Herodot’u destekleyen EUDOKSOS vd. tarihçilerin aktardığı gerçeklere neden bakmak istemiyorsunuz?

Roma Generalinin, Artavazt’ı Mısır’a nasıl götürdüğünü, POMPEYÜS’ÜN Ermenilere yaptıklarını, Galatya hükümdarı DEJOTER’E Ermenilerin teslim oluş şeklini neden irdelemiyorsunuz?

Tarih de Ermenilerle ilgili “HURRİ EVRESİ” ni, HİTİTLER, MİTTANİLER döneminin başka bir bölümünde, Ermenilerden neden hiç bahsedilmediği hakkında, hangi bilgilere sahipsiniz?

LUKULLOS’UN Ermenilere saldırılarını, Part Kralı I. ORODES’İN Ermenistan’ı yakıp yıkmasını, ANTONNİUS’UN Ermenilerden nasıl öç aldığını, ANAHİT heykelini nasıl paramparça ettiğini neden sorgulamıyorsunuz?

Ermenilerin acılarını anlamak için, Pers, Makedon, Selefkit, Rum, Part, Sasani, Bizans, Arap ve Rusların tarih boyunca ne kadar Ermeni’ye SOYKIRIM uyguladığını, onları hangi şartlar altında, hangi coğrafyaya TEHCİR ettiklerini neden dikkatlice araştırmıyorsunuz?

Anadolu topraklarında birçok milletin yaşadığı, Rumların hâkim olduğu 4. yy.da Ermeni DİLİ ve DİNİ’NE getirilen yasakları, Ermeni milletini tamamen ortadan kaldırmak için kitleler halinde ÖLDÜRÜLDÜKLERİNİ, kalanlarını, yine kitleler halinde bulundukları bölgenin dışına TEHCİR edildiklerini, neden hiç merak etmiyorsunuz?

İberya Kralı PARASMAN’IN saldırılarında kaç bin Ermeni öldürülmüştür? Roma Komutanı CORBULO’NUN Ermenileri nasıl katlettiğini, Arşag’ı kimin ele geçirdiğini, kızgın ateşle kimin gözlerini dağladığını, THESDOSİUS’UN, İUSTİNİANOS’UN, MAURİCİUS’UN, Ermenileri kaç defa kaç parçaya böldüğünü, bölerken yaptıkları SOYKIRIMI hatırlamak ister misiniz?

MAURİCİUS’UN, Ermenileri Kıbrıs’a, Yunanistan’a götürürken yaptıklarına SOYKIRIM demeyecekseniz ne diyeceksiniz? CONSTANT, acaba Ermenileri düğüne mi davet etmişti? BİZANS, Ermenileri Trakya’ya davul-zurna ile mi getirmişti?

Arapların yaptıklarını, Ermeniler adına Yezid’le beraber yaşamanın ne olduğu hakkında neler bilmektesiniz? Ermenilerin ilk defa KİLİKYA’YA ve diğer Anadolu şehir ve kasabalarına nasıl sığınmak mecburiyetinde kaldıkları hakkında bir fikriniz, bilginiz var mı?

ANİ’DEN, FRANSA’YA gitmek mecburiyetinde kalan Ermeniler, X. yy.da hangi acılardan kurtulmak için gitmişlerdi?

Ermeni tarihçi MATEOS; “Roma Dükü, Bizans İmparatoru büyük bir ordu ile beraber Ermenistan’a yürüdü. Hıristiyanların üzerine atılıp onları kılıçtan geçirdi ve esaret altına aldı. O zehirli bir yılan gibi her yere ölüm getirdi ve böylelikle dinsiz milletlerin yerini aldı.” “Bizanslılar bu gayretleri ile bütün Ermeni prens ve kumandalarını DOĞUDAN çıkarıp, kendi memleketlerinde ikamet etmeye mecbur ettiler” diyor.

Dünya Tarihi, Ermenilerin yaşadıklarını bu şekilde günümüze aktarıyor. Tarihi coğrafyada hiçbir milletin kadim ve kaim olmadığını, Ermenilerin, Lübnan, Suriye, Mısır, Kıbrıs, Yunanistan, Yeni Zelanda, Avustralya, vd. gibi Balkanlar, Trakya, Anadolu ve Anadolu’nun bütün şehirlerinde de var oluşları yukarıda belirttiğim olaylar sonucunda gerçekleşmiştir. Bu nedenledir ki Ermenilerin kadim bir toprağı olamamıştır.

ABD Temsilciler Meclisinin 1915 olaylarını “SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI” olarak tanıması H. Res. 296 ise bilgisizlik ve vicdan yoksunluğu sonucunda alınmıştır.

Mr. Senatör;

Temsilciler Meclisinin, gerekçesiz kabul ettiği bu yanlı kararı RET ederek, bu vicdansızlığa lütfen ortak olmayınız…

Üzülerek ifade etmek isterim ki, dünyanın sizi emperyalist olarak tanımladığı zaman diliminde, halen ORTADOĞU DA yaşatmakta olduğunuz olaylara, TERÖRİSTLERLE yaptığınız işbirliğine, özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum.

Tarihi kaynaklardan yararlanarak yukarıda bilgilerinize sunduğum KATLİAMLARIN en büyüğünü, en kanlısını ve dünyanın en büyük SOYKIRIMINI, HIRİSTİYAN dünyası, ROMA İmparatorluğu ve bağlıları yapmıştır. Bütün bu gerçeklere rağmen PAPA Francisco, 1915 olaylarının 100. yıldönümünde “Son yüzyılda insanlık üç büyük trajedi yaşamıştır. Bunların ilki, genel olarak 20. yüzyılın ilk soykırımı olarak görülen ve siz Ermeni halkına karşı yapılmış olandır. Piskoposlar, rahipler, dindarlar, kadınlar, erkekler, yaşlılar ve hatta savunmasız çocuklar ve hastalar bile öldürülmüştür.”

“Bugün, acıdan parçalanmış ama umut dolu kalplerle, atalarınızın zulme maruz kaldığı bu trajik olayın, bu toplu ve delice kıyımın yüzüncü yıldönümünü anıyoruz.” “Hatırlamak gereklidir, hatta zorunludur.” “Çünkü kötülüğü saklamak ya da inkâr etmek, bir yarayı tedavi etmeden kanamaya bırakmaya benzer” ifadelerini kullanmıştır.

Bu ifadeleri kullanan, şuursuzca YALAN söyleyen DİN ADAMI (!) bağlılarına; Nasıl YALAN söylemeyin diyebilir? Nasıl doğru yolu gösterebilir? Yukarıda ifade ettiğim bütün SOYKIRIMLARI atalarının yaptığını bilmemesi, sizin bilmemeniz hangi zekâyla izah edilebilir? Fakat şu gerçeği gözden uzak tutmuyorum ki, O İFTİRALARIN en büyüğünü, en adisini TÜRK MİLLETİNE yüklüyor. PAPA FRANCİSCO, Hıristiyan dünyasını; kendi geçmişini sözde yok sayarak, ERMENİLERE tarih boyunca Batı ve Doğu Roma’nın yaptıklarını, KİRLİ ve KANLI geçmişini gizleyerek aklınca yok sayıyor, aldatıyor ve YALAN söylüyor…

Mr. Senatör,

Siz, Osmanlı İmparatorluğu’nun 1914 yılında 18.000.000 olan nüfusunun, 1918 yılında 14.000.000’a düştüğünü bilir misiniz? Sizin atalarınız, kısaca ifade edecek olursam, Latin Amerika, Güney Doğu Asya ve Orta Doğu’da vd. yaptığınız SOYKIRIMLARI, size hiç mi anlatmadılar? Biliniz ki TÜRK MİLLETİ tarihin hiçbir döneminde, hiçbir MİLLETE sizin gibi SOYKIRIM uygulamamıştır.

Ermenilerin ve sizin, SÖZDE ERMENİ SOYKIRIMI iddialarına gelince; Birinci Dünya Savaşı sonrasında; Cemiyet-i Akvam 1922 yılın da, dünyada ki YAŞAYAN (HAYATTA OLAN) Ermenilerin sayısını (4.003.000), bunun (817.873)’ünün Türkiye’den giden Ermeniler olduğunu, (95.000) kadın ve çocuğun Müslümanlığı seçerek Türkiye’de yaşadığını, bunun dışında yine Türkiye/İstanbul da (148.997), Anadolu’da (131.175) kişinin ERMENİ kimliği ile hayatta olduğunu söylüyor. Şayet birazcık matematik biliyorsanız, 1914 Osmanlı nüfusunun (1.290.000)’a yakın Ermeni nüfusundan, yukarıdaki toplam 1.194.000 Ermeni’yi çıkarırsanız farklı yerlerde ölen Ermeni sayısının 90.000 olduğunu zaten anlarsınız. Bu rakamları değerlendirirken, yine bu rakamlar içinde (8.000) Ermeni’nin eşkıyalarca öldürüldüğünü, (37.000) Ermeni’nin hastalıktan öldüğünü görmüş olursunuz. Tabii sizde görecek göz var ise!

Temsilciler Meclisi’nin aldığı karar “slander” iken, siz SENATO üyeleri, şayet S. Res. 150 kararını onaylayacaksanız, sizin yaptığınız da “stupidity” olmaz mı?

İnancınızda; “Ama korkak, imansız, iğrenç, adam ÖLDÜREN, cinsel ahlaksızlıkta bulunan, büyücü, putperest ve bütün YALANCILARA gelince, onların yeri, kükürtle yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.” (Rev, 21:8) demiyor mu?

ABD Senato üyelerini, sizi yanıltarak YALAN söyleyen Ermeni dostlarınızı ve de tüm insanlığı aldatan PAPA’YI, Anadolu’nun her karış toprağında, birlikte gezerek, İDDİALARINIZI ispata davet ediyorum.

Ve de sormak istiyorum; KIZILDERİLİLERİ, Hiroşima ve Ngazaki de JAPONLARI kimlerin öldürdüğünü şimdi kim hatırlıyor? Bugün IRAK ve SURİYE de öldürülenleri, kimlerin öldürdüğünü kimler, ne zaman hatırlayacak?

Ailenize, çocuklarınıza, milletinize ve dünyaya, gerçeklerden kopmayan siyasi figür olarak anılacağınız kararlar vererek, yaşamınızın sağlık ve mutlulukla dolu olmasını diliyorum.

Saygılarımla,

Kenan Mutlu Gürses

Araştırmacı-Yazar

www.gggurses.com