TSK DOSYASI /// HABİP HAMZA ERDEM : ‘KEMALİST SUBAYLAR RAHATSIZ’


HABİP HAMZA ERDEM : ‘KEMALİST SUBAYLAR RAHATSIZ’

Amerikalı bir Düşünce Kuruluşu ‘Kemalist Subaylar Rahatsız’ diye yazmış.

Gayri meşru Hükûmetin yandaşları da ‘Darbe geliyor’ diye yırtınıyorlarmış.

‘Sözde Kemalist’ cephe ise ‘rahatsız olmadıkları’nı göstermek için en az onlar kadar paralanmaktalar.

Efendim diyorlar biz 12 Mart’a da karşı idik 12 Eylül’e de.

O arada 28 Şubat’a da karşıyız tabii…

Biz diyorlar demokrasiye evrensel hukuka guguka ıvıra ve zıvıra inanıyoruz.

‘Askerî Vasayet’e falan da karşıyız.

Sondan başlanacak olursa askerin ‘vesayet’ koyması başka ‘askerî bilgi ve disiplin’ içinde olması başka şeydir.

Bir ülkenin savunma plan ve programlarını iç ve dış güvenlik stratejilerini Diyanet İşleri Başkanlığı mı hazırlayacaktı peki ama?

Bu plan ve programların stratejilerin hükûmetin önüne konulması ve onların uygulanmasını istemesi niye ‘vesayet’ oluyormuş aklı başında biri anlatsa da öğrensek.

Gelelim ‘Kemalistlik’ konusuna.

Türk subayı bu ülkenin kurucusu ve askerî dehası dünyaca kabullenilmiş olan Mustafa Kemal’ci olmayacak da neci olabilecekmiş Tanrı aşkınıza.

Ve Kemalizm’in birincil niteliğinin ‘Asîlik’ olduğunu bilmeyen bir Türk askeri mi olabilirmiş?

Haksızlığa hukuksuzluğa adaletsizliğe karşı ‘isyankâr’lık.

Nerede bir haksızlık hukuksuzluk adaletsizlik varsa Kemalist asker ya da sivil orada ya başkaldırandır ya da başkaldıranın yanında yer alır.

Demek ki Kemalizm’in olmazsa olmazı ‘nabza göre şerbet’ vermek değil tersine bizzat haksızlık ve hukuksuzluğun karşısına dikilmektir.

‘Darbe’ konusuna gelince Kemalistler hiçbir biçimde ‘darbe’den yana olamazlar çünkü onlar ancak ve sadece ‘devrimci’ olabilirler.

Şimdi bana Türk Ordusu içinden ‘devrimci’ bir tek subay gösterebilir misiniz?

Kaldı ki uzun süredir Türk Ordusu diye bir ‘şey’in kalmadığı ve sözde ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adı üzerinde bir TSK yani bir tür STK olduğunu söyleyegelmekteyim.

Neresinden baksanız Kemalizm’le herhangi bir ilişiği kalmamış bir ‘Toplama’ silahlı kuvvet.

İçinde Fetöcüsü var ÖSO’cusu var IŞİDcisi var Mehdicisi var tarikatçısı var; var da var…

Bir tek ‘Kemalist’i yok.

Bir kesim tatlısu ‘Atatürkçü’sü de vardır belki.

Bu sonuncular sözde ‘demokrat’ ‘yasalara saygılı’ ‘Devlet terbiyeli’ falan oluyorlar.

Dikkat edilirse ‘hukuk’a değil ama ‘yasa’lara saygılı diyorum.

Bu ‘yasa’lar ‘hukuk’a uygun mu değil mi tatlısu Atatürkçüsü’nün umurunda değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olan ‘Kemalist Devlet’ göz göre göre her gün ve her saat bir tuğlası çekilerek yerle bir olmuş olabilir ama onun umurunda değildir.

Olsa olsa ‘bu kadarı da fazla diyerek sözde ‘itiraz’ ediyormuş görünür.

Benim ‘Zeytin Çekirdeği’ ‘Gözyaşı Pınarı’ dediğim yurtdışı harekâtlarını da ‘Devlet terbiyesi’ gereği savunmak durumundadır.

Suriye’de bile bile ‘yenilgi’yi tatmak üzere yola çıkılmıştı.

Sonu ‘Bozgun’a varabilecek bu sözde harekâtlar Rand C’nin ‘Kemalist’ dediği bu subaylar için ‘rahatsız’lık konusu olmadı.

Seçim yolsuzlukları mahkeme soytarılıkları vurgun kapkaç ve talandan ‘rahatsız’ değiller.

‘Türk Ordusu’nun son yüz yıllık ‘yapısı’ darmadağın edildiğinde bu tatlısu Atatürkçü subayları ‘Devletimiz buyurdu’ diyerek sinelerine çekmişlerdir.

Hapislere tıkılmışlardır ‘rahatsız’ olmamışlardır.

‘Kol kırılmış yen içinde kalmıştır’.

Şimdi durup dururken niye ‘rahatsız’ olacaklarmış doğrusu ben anlayamadım.

Kimse merak etmesin onlar rahat siz rahatsınız.

Ancak Devrimci Kemalistler inanın gerçekten çok ‘rahatsız’.

Ne var ki ‘Darbe’ yapmayı kesinlikle düşünmezler.

‘Devrim’ yapmayı ise akıllarından çıkarmış olamazlar.

İşte o gün geldiğinde nerede alçak ve namussuz nerede işbirlikçi hain varsa bu kez onlar çok rahatsız olacaklar ki o günleri de göreceğiz.

Tatlısu ‘Atatürkçüleri’ ise pek yakında Gözyaşı Pınarı’ndan akacak olan gözyaşlarını silmekle uğraşacaklar.

Çünkü bunlar ahlayıp/vahlamaktan başka bir şey beceremezler…

Bunların en büyüğü eleştiriler karşısında ‘orada olan sen değildin bendim’ demişti.

Ben de ‘zaten sen olduğun için bütün bunlar oldu’ diye yazmıştım.

Ve yineliyorum keşke orada bir ‘Kemalist Devrimci’ olsaydı…

LİNK : https://www.linkedin.com/pulse/kemalist-subaylar-rahatsiz-habip-hamza-erdem/

TSK DOSYASI /// Toygun Atilla : 418 numaralı odanın sırrı


Toygun Atilla : 418 numaralı odanın sırrı

E-POSTA : tatilla

Genelkurmay Karargâhı’nda bir oda… Numarası 418… TSK’daki FETÖ’cü yapılanmaya ilişkin bilgiler, ordu içindeki fişlemeler, CD’ler, hard diskler… Hepsi sadece şifre ile girilebilen bu özel odadaydı. Odanın sahibi ise Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı Bilgi Güvenlik Şubesi’nde görevli olan Deniz Yarbay Hüseyin Yıldırım’dı. Darbe girişiminden sonra tutuklanan Yıldırım, istemeyerek de olsa geriye büyük bir FETÖ arşivi bırakmıştı.

SÖZCÜ gazetesi yazarı Aytunç Erkin, FETÖ yapılanmasını anlattığı ‘Dayının Casusları’ adlı kitabında ‘418 numaralı odanın sırrı’nı da yazdı. Erkin, darbe girişiminden iki gün önce, yani 13 Temmuz 2016’da Sözcü gazetesinde ‘İşte kumpasların imzaları’ başlıklı bir haber kaleme aldı. Haber, Ergenekon sürecinde sahte Danıştay suikastı şemasına ‘Aslı gibidir’ raporu veren isimleri konu alıyordu. Bunlardan biri dönemin Genelkurmay eski Adli Müşaviri Albay Muharrem Yıldırım, diğeri ise Deniz İstihbarat Binbaşı Hüseyin Yıldırım’dı. Aynı isimlerin, İstanbul ve İzmir’deki ‘Askeri Casusluk’ davalarında da kumpasa uğrayan meslektaşları aleyhindeki raporlarda imzaları vardı.

İÇERİDE NELER VAR NELER!

Hüseyin Yıldırım’ın darbe girişiminden tutuklanmasının ardından Genelkurmay Karargahı’ndaki 418 numaralı odada arama yapıldı. Odada deyim yerindeyse yok yoktu! ‘Dayının Casusları’ adlı kitabındaki anlatıma göre, FETÖ’cülerin TSK’daki yapılanmasıyla ilgili istihbari mahiyette 48 maddelik not saklanmıştı. Hüseyin Yıldırım’ın cüzdanının içerisinde ‘Kıtmir’ (Yedi Uyurlar olarak da bilinen Eshab-ı Kehf’in köpeğinin ismi) duası çıkmıştı ve bu birçok Fetullahçının üzerinden çıkan duayla aynıydı. Ayrıca örgütün yapılanmasıyla ilgili, 231 sayfa şikayet, mektup ve bilgi notları da bulunmuştu! Aytunç Erkin’e göre, Deniz Yarbay Hüseyin Yıldırım örgütün en önemli ‘casuslarından’ biriydi.

FETÖ’NÜN NOTLARI BUHAR OLMUŞTU

Odadan çıkanlardan biri de Yarbay Selçuk Çakmaklı’nın 2007’de üstlerine sunduğu FETÖ’cülerin TSK’daki yapılanması ve hedef aldıkları askerlerle ilgili notlardı. Yarbay Selçuk Çakmaklı’nın üstlerine sunduğu bu notlar, bir anda kaybolmuş, deyim yerindeyse buhar olup uçmuştu. Örgüt, kendisiyle ilgili bilgileri yok etmiş, sonrasında ise bu bilgileri üstlerine teslim eden Hava Yarbay Selçuk Çakmaklı’yı, ‘Karargah Evleri’ adı verilen kumpas soruşturmayla tutuklamıştı.

ÖZKÖK’E AĞIR SUÇLAMA

Kitaptaki iddialardan biri de Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök ile ilgili. Aytunç Erkin, emekli Orgeneral Hilmi Özkök’ün bilerek ve isteyerek FETÖ’ye yardım ettiği iddiasını ortaya atıyor. Buna gerekçe olarak Özkök’ün, Fetullahçıların yolladığı ihbar mektuplarını ciddiye almasını ama TSK’dan istifa etmek zorunda kalan Tümgeneral Reha Taşkesen’in görevdeyken hazırladığı raporları kabul etmemesini gösteriyor. Aytunç Erkin bir de şu soruyu soruyor: “Hilmi Özkök, TSK’yı yönetirken 2006-2007 arasında tümgeneral görevinde olan Cengiz Arslan üzerinden Fetullahçılar ile görüştü mü?”

TÜRKİYE’Yİ İŞGAL EDECEKLERDİ

Aytunç Erkin, “Dayının Casusları” isimli kitabında örgütün Gladyo ile olan bağlarını ortaya koyduğunu belirterek şunları söyledi:
“Bu kitapla, örgütün 1970’lerden bu yana nasıl geldiğini, Seferberlik Tetkik Kurulu, Özel Harp Dairesi, Komünizmle Mücadele Dernekleri üzerinden bir Gladyo yapılanması olduğunu anlatmaya çalıştım. Bunlar siyaseti kullanarak Gladyo dediğimiz yeraltı örgütünü legal hale getirip, aslında medya, yargı ve TSK’ya çöktüler. Şimdi düşünsenize, bir örgüt MİT’e neden elemanını yollar? İçinden ne bilgi almak ister? O bilgileri nerede kullanmak ister? O yüzden bunlara aslında Fetullahçı Terör Örgütü yerine ‘Fetullahçı Terör Örgütü Casusluk Yapılanması’ denilmesi lazım. Türkiye’deki bu operasyonların arkasında Amerikan emperyalizminin olduğunu burada da gördük. Bu örgütün güçlenmesini, bu örgütün başta Türkiye’de TSK’ya operasyon yapmasını neden istediler?

TSK OYUNLARINI BOZACAKTI

Çünkü TSK bölgede ABD’nin tüm oyunlarını bozacak bir kuvvete gelmişti. İşte Fetullahçı Terör Örgütü’nün, darbede merkezinin Akıncı Üssü ve İncirlik olmasının anlamı budur. O yüzden bu kitaba okuyan, belgeleri görenler, bu örgütün sadece TSK’yı değil, Türkiye’yi işgale hazırlandığını görecek. Hizmet insanı diye bir bölüm var, Fetullah’ın kendi yazdığı kitabında. Diyor ki, ‘Hizmet insanı davası için ölümü göze alır, davası için canını, cananını her şeyini yok edebilir, her şeyden vazgeçebilir ve bunu da kutsal bir görev için yapar.’ Hizmet insanın tanımı aslında bunların kılavuzu olmuştu. Okuyucular bu yapının farkını anlayacak. Generallerin, iş insanlarının, yargı mensuplarının Fetullah’ın arkasından neden gittiğini görecekler.”

TSK DOSYASI /// PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ : Ergenekon Operasyonunun başlangıcı Atabeyler


PROF. DR. ÜMİT ÖZDAĞ : Ergenekon Operasyonunun başlangıcı Atabeyler

E-POSTA : uozdag61

Atabeyler adlı operasyonu ve davayı hatırlayacaksınız. Davanın özü, Başbakan Erdoğan ve danışmanı Cüneyt Zapsu’ya bir grup özel kuvvet mensubu subayı ve assubayın suikast yapma iddiasıdır. Şimdi internete girin ve 2006 tarihli gazeteler bir bakın ne büyük iddialar ortaya atılmış. Önce ne olduğunu birlikte hatırlayalım.
Mayıs-Haziran 2006’da Yüzbaşı Murat Eren ve astsubaylar Erkut Taş ve Yunus Yaman, Başbakan Erdoğan’ın evinin de bulunduğu bölgenin krokisi ve çok sayıda patlayıcı ile yakalanmışlardır.Üç subay Genelkurmay Askeri Mahkemesi tarafından “ordu malını zimmete geçirmek” iddiası ile tutuklanmıştır. Davaya bazı emekli asker ve sivillerinde ismi karışmıştır. Davanın ilerleyen aşamasında Cumhuriyet Savcısı sanıkların beraatini istemiştir.
Ancak beraat isteye savcının değişmesinden sonra karar ertelenmiş ve Ümraniye Soruşturması ile Atabeyler Soruşturması arasında bağ olup olmadığının incelenmesi istenmiştir. Bu arada bazı kaynaklara göre bir polis bazı kaynaklara göre havacı bir subay olduğu söylenen kişinin Genelkurmay Başkanlığı önünde gazetecilere sarı zarf içinde operasyon ile ilgili bilgi dağıtması tartışmalara yol açmıştır.
Atabeyler ile ilgili olarak o zaman Sabah gazetesinden Metehan Demir’e açıklama yapan bir Genelkurmay Başkanlığı yetkilisi, konu ile ilgili olarak Özel Kuvvetler bünyesinde soruşturma açıldığını söylemiştir. Yetkili, Özel Kuvvetlerin, terör ve işgal senaryolarına karşı, kırsal ve kentsel alanlarda tatbikat/eğitim yapan Özel Kuvvetlere bağlı güçlerin olduğunu, Atabeylerin de böyle gruplardan birisi olduğunu eklemiş ve Karacabey, Kayıboyu, Otağ, Alparslan gibi başka grupların da olduğunu söylemiştir.
Genelkurmay yetkilisi, Atabeyler grubu üyelerinin “eğitim sırasında verilen malzemelerin hepsini kullanmamış, evlerine götürmüş olabilirler. Eğitim sırasında ajandalarında tuttukları notları ise hemen imha etmeleri gerekiyordu, ama imha edilmemiş: Eğitim amaçlı bir kroki ve şifreler yanlış anlaşılıyor. Olay bundan ibaret” şeklinde bir izahta bulunmuştur. 210 Haftalık dergisinde olayı inceleyen Ali Kemal Erdem de Atabeylerin tatbikat yapan bir Özel Kuvvetler hücresi olduğunu, bu operasyondan sonra, başka operasyonlar olabileceği endişesi ile Özel Kuvvetlerin şehirlerdeki diğer hücrelerini kışlalara geri çektiklerini açıklamıştır.
Sauna, Atabeyler ve Küre operasyonları sırasında da bir kısım basın organı, bu örgütlenmelerin amacının AKP hükümetine karşı bir askerî darbe örgütlenmesi olduğu konusu üzerinde durarak, kamuoyunda AKP hükümetine karşı bir darbe tezgahlandığına dair genel bir kanaat oluşturmaya çalışmıştır. Ancak, AKP yandaşı basında çıkarılan bütün gürültüye ve Ümraniye Soruşturması ile yukarıda anılan soruşturmalar arasında kurulmaya çalışılan bağa rağmen, unutturulmaya çalışılan husus, bu soruşturmalardan dolayı tutuklu hiç kimsenin olmadığı olmuştur.
Şimdi 2006’dan bugüne gelelim. Aradan koskoca bir altı sene geçti. 18 Temmuz 2012 tarihli Milliyet gazetesinin 20. Sayfasında büyük bir manşet: “ÖYM’den Atabeyler Davasında Sürpriz: Özel yetkili Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon ve benzeri davaların ilki olarak kabul edilen Atabeyler davasında, 9 asker hakkında hükümeti yıkmaya teşebbüs suçundan beraat kararı verdi.” Davadan çıkan ceza sadece bir sanık için izinsiz patlayıcı madde taşımaktan dört yıl, diğer üç sanık için ise 2 yıl, 6 ay. Bunlarda adli para cezasına dönüştürüldü.
Önce İstanbul ÖYM’de casusluk ve fuhuş davasında casusluk ve fuhuş çıkmadı beraat geldi. Şimdi Ankara ÖYM’de hükümeti devirme davasından beraat çıktı. Bu davalarla ile ilgili olarak yargısız infazlar yapan, Türk subaylarına, Yunan, Rum, Ermeni subaylarına duymadıkları kini duyan ve kusan kalem erbabına söyleyeceğimiz bir tek şey var. Kul hakkı.

Kaynak Yeniçağ: Ergenekon Operasyonun başlangıcı Atabeyler – Ümit ÖZDAĞ

TSK DOSYASI /// Emekli Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : KARA, DENİZ VE HAVA HARP OKULLARININ YENİ TEŞKİLAT BAĞLANTILARI


Emekli Hava Pilot Tümgeneral İrfan Sarp : KARA, DENİZ VE HAVA HARP OKULLARININ YENİ TEŞKİLAT BAĞLANTILARI

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne yıllarca subay ve astsubay yetiştiren Harp Okulları ve Astsubay Yüksekokulları, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra çıkarılan “Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması ve Milli Savunma Üniversitesi Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair” 25 Temmuz 2016 tarihli ve 669 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmıştır. Bakanlar Kurulu’nun 14 Kasım 2016 tarihli, 2016/9522 sayılı kararı ile Milli Savunma Üniversitesi (MSÜ) teşkilatı oluşturulmuş, 25 Kasım 2016 tarihli Resmî Gazetede yayımlanmış, MSB’nin 03 Şubat 2017 tarihli onayı ile Rektörlük Karargâh Teşkilatı oluşturulmuştur. Bu KHK ile Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları, dört Harp Enstitüsü, altı Araştırma Enstitüsü ve dört Astsubay Meslek Yüksekokulu Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlanmıştır.

Kara, Deniz ve Hava Harp Okullarının resmi internet sitelerinde yer alan ve Milli Savunma Üniversitesi’nin bir alt kuruluşu gibi gösteren tanıtım sayfaları aşağıya çıkarılmıştır.

Harp Okullarının askeri hiyerarşik sistem içinde bulundukları emir komuta zincirinden kopartılarak sivil bir eğitim kuruluşu olan Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlanmalarıyla ilgili bir değerlendirme yapmadan önce bu üç güzide Harp Okulumuzun kısa tarihçelerini hatırlayalım.

KARA HARP OKULU: 1795 yılında topçu ve istihkâm subayı yetiştirmek üzere Mühendishane-i Berri Hümayun ismiyle İstanbul / Eyüp’te açılmıştır. 1834 yılında Sultan II Mahmud’un emriyle yeniden teşkilatlandırılmış ve Mekteb-i Harbiye ismini almıştır. Bu güzide okul başta Ebedi Başkomutanımız Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere pek çok kahraman subayı yetiştirmiştir. 1936 yılında Ankara’ya taşınmıştır.

DENİZ HARP OKULU:1776 yılında Kaptan-ı Derya Cezayirli Gazi Hasan Paşa tarafından İstanbul / Kasımpaşa’da kurulmuştur. 1784 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adını almıştır. Okul 1850 yılında Heybeliada’ya taşınmıştır. Kurulduğu yıllarda bu okul Mekteb-i Bahriye-i Şahane, Mekteb-i Fünun-i Bahriye gibi isimlerle anılmıştır. Okul 31 Temmuz 1985 tarihinde Tuzla’daki bugünkü yerine taşınmıştır.

HAVA HARP OKULU: İlk uçuş eğitimi veren okul, 3 Temmuz 1912 tarihinde Hava Okulu ismiyle Yeşilköy’de şimdiki Havacılık Müzesi’nin yakınında kurulmuştur. 17 Eylül 1922’de

İzmir / Gaziemir’de, 1925 yılında Eskişehir’de teşkilatlandırılmıştır. 1 Ekim 1951’de Hava Harp Okulu ismiyle Eskişehir’de kurulmuş, 1954 yılında İzmir / Güzelyalı’ya intikal etmiştir.

21 Temmuz 1967’de İstanbul / Yeşilyurt’ta bugünkü tesislerine taşınmıştır.

Kara okulunun kuruluşundan günümüze 224 yıl, Deniz okulunun kuruluşundan bu güne 243 yıl geçmiştir. Harp okulları içinde en son kurulan Hava okulunun kuruluş tarihinden bu yana 107 yıl geçmiştir. Kuruldukları tarihten sonra asırları bulan süre içinde, bir komutan emrinde görev yapan HARP OKULLARI alınan kararla sivil statüdeki bir ÜNİVERSİTEYE bağlanmıştır. Şimdi ÜNİVERSİTE ve HARP OKULU kavramları üzerinde şöyle bir analiz yapalım.

Kara Harp Okulu, Deniz Harp Okulu, Hava Harp Okullarının üçer kelimeyle tanımlandığı dikkatinizi çekmiş olmalıdır. Baştaki Kara, Deniz ve Hava kelimeleri malum olduğu üzere, bu üç okulun mensup olduğu kuvveti göstermektedir. Okulları tanımlayan bu üç kelimenin kilidi ise HARP kelimesinde düğümlenmektedir. Bu kelimelerin anlamını açacak olursak, KARA’da yapılacak bir HARP’in, usulleri, prensipleri, silahları, araç ve gereçleri bir OKUL’da ve o OKUL’un teşkilatı içinde öğretilmektedir. Ayni şekilde DENİZ’de yapılacak bir HARP’in ve HAVA’da yapılacak bir HARP’in öğretildiği yer OKUL’dur. HARP ve OKUL kelimeleri kilit kelimelerdir. Özetleyecek olursak, KARA’da, DENİZ’de HAVA’da yapılacak HARPLERİN öğretildiği yerin ismi ÜNİVERSİTE değil, her biri mensup olduğu kuvvete bağlı, başında bir komutanı olan, askeri komuta zinciri içinde, HARP kavramıyla bütünlenmiş, iç içe geçmiş olan OKULLARDIR. Harbin kurallarının öğretildiği bir kurumun başında da elbette bir sivil değil, komutan olmalıdır.

Harplerin öğretildiği Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları, askeri hiyerarşi kuralları içinde yüzyılların biriktirdiği usuller, kültür, disiplin ve gelenekler üzerine bina edilmiştir. Burada belirtilmiş olan USUL, KÜLTÜR, DİSİPLİN ve GELENEK kavramlarından her biri, bu eğitim kurumlarının temel taşlarını teşkil etmektedir. Bu taşlardan birini yerinden oynattığınızda bina ayakta kalamaz ve zamanla çöker!

Bu kavramlardan her birinin ayrı ayrı ağırlıkları bulunmakla beraber bu OKULLAR ve bağlı olduğu Silahlı Kuvvetler asırlar boyunca gelenekleriyle ayakta kalmıştır. Bu gelenekler Silahlı Kuvvetlerin genlerine işlemiştir. Türk Dil Kurumu Türkçe Büyük Sözlük’te gelenek kelimesinin tarifi şöyle açıklanmıştır: GELENEK: Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olan, saygın ve kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.

İşte TDK’nın Türkçe sözlüğünde açıklandığı şekilde Harp Okullarının da kuşaktan kuşağa geçen gelenekleri, alışkanlıkları, töreleri, ve ananeleri bulunmaktadır. Harp okullarının askeri üniforma giyen öğrencilerinin başında da askeri üniforma giyen bir komutan bulunması en başta gelen vazgeçilmez ve aksi hiçbir zaman düşünülemeyen bir geleneğidir.

Ne yazık ki bu gelenek 15 Temmuz darbe girişiminin yarattığı çok üzücü koşulların sonucunda alınan bir kararla değiştirilmiş ve Harp Okulları sivil bir şahsın başında bulunduğu bir teşkilata bağlanmıştır.

Şimdi bu konuyla bağlantılı olarak Kara Harp Okulu’nun yukarıya çıkarılmış olan internet tanıtım sayfasının fotoğrafına bakalım. Fotoğraf, Ebedi Başkomutanımız ve Başöğretmenimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Kara Harp Okulu’na girişinin 120’nci Yıldönümünü kutlamak üzere okul bahçesinde yapılan törende çekilmiştir. Fotoğrafın arka planında çok düzgün görünüşte, dört bölük halinde dizilen öğrenciler. Önlerinde bir grup halinde sınıf subayları ve öğretmenler. En önde resmi elbisesiyle Komutan ve yanında bir sivil şahıs görülüyor.

İşte sivil bir şahsı tören kıtasının en başında, Komutanla yan yana gösteren bu fotoğraf, Kara Harp Okulu’nun 224 yıldır sürdürülen ve başında resmi elbiseli bir Komutanın yer aldığı geleneği yerle bir etmiştir.

Türkiye’de Harp Okulları bir sivil üniversite yönetimine bağlanırken acaba dünyanın diğer ülkelerindeki Harp Okullarında bu uygulama nasıl yapılmaktadır sorusunun cevabı aranmıştır. Dünyadaki belli başlı ülkelerin Harp Okullarının askeri teşkilat yapısı içindeki yerleri Internette incelenmiş ve istisnasız hepsinin askeri hiyerarşi sistemi içinde, Eğitim Komutanlığı silsilesiyle Komutanlığa bağlı olduğu tespit edilmiştir. Yapılan incelemede, her ne şekilde olursa olsun, Harp Okullarının sivil statüdeki bir üniversiteye bağlı olduğu bir ülkeye rastlanmamıştır.

Yabancı ülkelerde bizdeki muadilleri olan Harp Okulları kendi dillerinde değişik isimlerle tanımlanmaktadır. İngilizce konuşan anglosakson ülkelerde Harp Okulları “College” veya “Academy” kelimeleriyle isimlendirilmişlerdir. Örnek olarak, İngiltere Hava Harp Okulu – RAF College-Cranwell; Amerikan Kara Harp Okulu : Military Academy West Point, Kanada Harp Okulu: Royal Military College of Canada. Fransızca konuşan frankofon ülkelerde ise Harp Okulları “Ecole” olarak isimlendirilmiştir. Paris’te bulunan ve Napoleon Bonapart’ın da mezunu olduğu Kara Harp Okulu, Ecole Militaire olarak isimlendirilmiştir.

Yukarıda bizim Harp Okullarımızın kısa tarihçelerinde dikkatinizi çekeceği gibi Kara Harp Okulu 1784 yılında kurulduğunda Mekteb-i Harbiye olarak; Deniz Harp Okulu da kurulduğu yıllarda Mekteb-i Bahriye olarak isimlendirilmiştir. Daha sonraki yıllarda Mekteb yerine Okul kelimesinin kullanılmaya başlandığı bilinmektedir

Konuya böylece esas açısından bakıldıktan sonra bir de şekil açısından bir değerlendirme yapılması faydalı olacaktır. Şekil açısından yapılan bu değerlendirmede Türkiye ve yabancı ülkelerde ÜNİVERSİTE teşkilatı içinde yer alan eğitim kurumlarına verilen isimlerin neler olduğuna bakalım.

Türk üniversitelerinin teşkilat yapısında üniversiteye bağlı eğitim kurumlarının içinde Fakülte, Enstitü ve Yüksekokul isimli kurumlar vardır ama tek bir tane OKUL isimli eğitim kurumu bulunmamaktadır. O zaman şu soru akla gelmektedir. Türkiye’de ve yabancı ülkelerdeki ÜNİVERSİTELERE bağlı kurumlardan hiç biri OKUL (SCHOOL) olarak isimlendirilmemiş iken bizde MİLLİ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ’ne bağlı OKUL isimli bir askeri kurumun yer alması hem şekil hem de geleneklerimize ters düşmesi açısından yanlış bir uygulama olmaktadır.

SONUÇ: Kara, Deniz ve Hava Harp Okulları 15 Temmuz darbe girişimi sırasında meydana gelen ve şehitler verdiğimiz üzücü, talihsiz olaylardan sonra asırlar boyunca bağlı oldukları askeri hiyerarşi içindeki teşkilatları o günün şartlarında değiştirilip bir sivil eğitim kurumu olarak başında bir sivil şahsın bulunduğu Milli Savunma Üniversitesi’ne bağlanmıştır. Bu uygulamayla Harp Okullarının asırlar boyu adeta genlerine işlemiş olan ve doğrudan bir komutana bağlı olan gelenekleri bir anda yıkılmıştır. Bu durum askerlerin olduğu kadar sivil vatandaşlarımızın da ruhlarını rencide etmektedir. Artık 15 Temmuz sendromundan kurtulma zamanı gelmiştir. Askeri gelenekleri yıkarak sivil bir eğitim kurumuna bağlanan Harp Okullarımız bir an önce bağlı oldukları Milli Savunma Üniversitesi’nin bir alt kuruluşu olmaktan çıkarılarak tekrar asırlar boyunca sahip olduğu askeri hiyerarşi içinde ve başlarında bir komutanın olduğu askeri eğitim kurumları statüsüne kavuşturulmalıdır.

İrfan Sarp

8 Ocak 2020

İletişim: isarp56

TSK DOSYASI : TAKKE İLE BAKAN VE GENELKURMAY BAŞKANI’NI SELAMLADILAR !!!


TAKKE İLE BAKAN VE GENELKURMAY BAŞKANI’NI SELAMLADILAR

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milltevekili Aytun Çıray bir fotoğraf paylaştı. Çıray’ın paylaştığı fotoğrafta üniformalı askerlerin mescit gibi bir yerde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler’i selamladığı görülüyor.

Çıray Twitter hesabından, “Eğer bu asker Türk askeri ise başında talimatnamelerde olmayan bir başlıkla (takke, fötr, kipa vs vs.) komutanlarının selâmlanmayacağını bilmesi gerekirdi.” diyerek Milli Savunma Bakanlığı’nı ve Genelkurmay Başkanlığı’nı etiketledi.

BİZ DE BURADAN SORUYORUZ. GENELKURMAY’DA 2,000 YILLIK TEAMÜLLER DEĞİŞİYOR MU ? FESLİ, TAKKELİ BİR DÖNEM Mİ BAŞLIYOR ? EĞER KOMUTANLARIMIZ LÜTFEDİP CEVAPLARLARSA SEVİNİRİZ.