TSK DOSYASI : BİR ANNENİN ŞEHİT EVLADINA SON SÖZÜ – 18 Bin Liram Yoktu Affet Beni Oğlum !


BİR ANNENİN ŞEHİT EVLADINA SON SÖZÜ – 18 Bin Liram Yoktu Affet Beni Oğlum !

Acılı anne, tabuta sarılmış oğlundan özür diliyordu, “Affet beni oğlum, 18 bin liram yoktu!” Bu yaşıma kadar pek çok protesto olayında yer aldım, yüzlerce slogan duydum ama hiçbir slogan beni o annenin sözleri kadar etkilememişti. “Affet oğlum” diyordu, “18 bin liram yoktu!
Türkiye’de her erkek çocuk eğer fakir bir ailede doğmuşsa, asker doğmuştur. Onu ailesi ve komşuları şenliklerle uğurlar ve hep birlikte bağırırlar: “En büyük asker bizim asker!” diye. Oysa oğlu her asker olan annenin yüreğine işte tam da o şenlikte ateş düşer. Her nişanlı kız, kimselere görünmeden gözyaşlarına boğulur. Çünkü bütün tantanaya, havalara kaldırıp omuzlarda taşınmaya rağmen canlarını ölüme yolladıklarını bilirler.

Sonra o canlardan birinin cenazesi gelir ve kalabalık gene bağırır: “Şehitler ölmez vatan bölünmez!” Anneler babalar sessizce “Vatan sağ olsun” der. Sormazlar neden benim oğlum öldü? Neden başkalarının çocuğu 18 bin lira ödeyip bir gün bile askerlik yapmadan teskere aldı? Sormazlar; tıpkı madenlerde neden kaza olduğunu ve yüzlerce insanın öldüğünü sormadıkları gibi. Neden çocuklarının pahalı okullara gidemeyip anca imam hatibe mecbur kaldığını sormadıkları gibi. Yoksul bir Kürtle yoksul bir Türkün neden daha doğuştan kaybedenler olduğunu sormadıkları gibi. Sabahtan akşama kadar öldürücü sıcakta mevye toplayıp neden 30 lira aldıklarını sormadıkları gibi. Neden evlerinin bir göz oda olduğunu sormadıkları gibi. 18 bin lirası olanların neden iki çocuktan fazla yapmadıklarını sormadıkları gibi. Neden evde sadece bulgur ve yoğurt yediklerini sormadıkları gibi. Onların adı yoksullardır ve ne yazık ki, öğrenilmiş bir çaresizlikle sadece Tanrı’nın bütün bu adaletsizliği göreceğini ve onları cennetiyle ödüllendireceğine inanırlar.

Ama Tanrı onları görmez. Tanrı zenginleri sever. Onların çocukları sınır boylarında ölmez! Onların çocukları şehit olmaz! Onların çocukları sokaklarda dilenmez. Onların çocukları sokak köşelerinde tiner koklamaz! Onların çocuklarının karanlık sinemalarda ırzına geçilmez! Karıları E-5 yolunda müşteri beklemeye çıkmaz. Kızları hayat kadını olmaz! Tanrı onlara iyi okullar sunar, Tanrı onlara iyi kariyerler sunar, Tanrı onlara yatlar katlar sunar. Tanrı onlara dünyada bir cennet sunar. Onlar öbür dünyayı beklemezler!
Cennette ödüllendirileceklerini düşünenler, Tanrı’nın onları sevdiğini söyleyenler, onları gerçekten sevenleri de pek sevmezler! HES’ler senin derelerini kurutacak, denildiğinde şüpheyle bakarlar, “Bize iş sahası açacaklar” derler. Sonunda dereler kurur ve “vay biz ne yaptık” diye dövünürler, anca o zaman kendilerini sevenlere güvenmeye başlarlar. Ama çok geç olmuştur, ormanlar kesilmiş, dereler kurumuş ve termik santrallar çoluk çocuk çok can almıştır.
Cennette ödüllendirileceklerini düşünenler, zenginlerin kestiği ama esaslı parçalarını kendilerine ayırdıkları kurbanın üç kuruşluk eti kendilerine düştüğünde bir sevinirler bir sevinirler. Kurbanı kesene kurban olurlar. Mitinglerde dağıtılan üç kuruşluk yemeği nimetten sayarlar ve sahibine oylarını teslim ederler.
Bir gün olsun şu soruyu sormazlar: “Neden ben böyle yoksulum?” Çünkü Tanrı’nın kendisini böyle yarattığına inanırlar. “Beş parmağın beşi bir olmaz” sözünü pek severler. Çocukları güvenli deniz kıyılarından değil, şiddetle akan sularda serinlediğinden ölüp giderler, cenazede çok ağlarlar ama adı “Tanrı verdi Tanrı aldı” olur.
1 Mayıs’ta işler tatil olduğu ve sahil kıyısındaki mesire yerlerine gidecekleri için çok sevinirler. “Şu gençler de hiçbir şeyden memnun olmuyorlar, ne var şimdi olay çıkaracak” diye Taksim’e çıkanlara karanlık gözlerle bakarlar. Ama mangalda neden kuzu pirzola değil, ancak tavuk kanadı çevirebildiklerini hiç sormazlar. Katkı maddesiz bir kangal sucuk ise onlar için sadece televizyonda gördükleri ağız sulandıran ve ancak zenginlerin yiyebileceği bir yiyecektir.
Asgari ücretli işlerine sımsıkı yapışırlar, bunun için en yakın arkadaşlarını bile hiçe sayabilirler. Sendikacılar, solcular onlar için uzak durulması gereken tehlikeli tiplerdir. Tersanelerde, inşaatlarda ölen arkadaşları için üzülürler ama “kader” deyip geçerler.
Evet , öyle bir dolmuşum ki, bıraksalar en az üç sayfa yazabilirim. Öfkeliyim. Yaşadığım bu güzel ülkenin büyük çoğunluğuna öfkeliyim. Çünkü o annenin sözü hiç aklımdan çıkmıyor: “Affet beni oğlum, 18 bin liram yoktu!

TSK DOSYASI /// Arslan BULUT : Askerler neden istifa etti ???


Arslan BULUT : Askerler neden istifa etti ???

E-POSTA : arslanbulut

28 Ağustos 2019

Fransız haber ajansı AFP, Suriye’de terör örgütü YPG/PKK’nın Türkiye sınırından çekilmeye başladığını duyurdu. Yalnız terör örgütünün çekildiği yerlerdeki varlığını, YPG’ye bağlı sözde askeri meclisler sürdürecek.

Yeniçağ muhabiri Fatih Ergin’in haberine göre bu çekilme, terör örgütünün Fırat’ın doğusundaki varlığını ve Türkiye’ye oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmıyor. Güvenli bölge içerisinde kalan meskûn alanlarda YPG’nin türevleri bulunacak.

Fırat’ın doğusundaki kontrol ettiği alanlarda sözde "yerel askeri meclisler" kuran PKK/YPG’nin çekildiği yerlerdeki varlığını bu meclisler ile sağlayacak. Güvenli Bölge kapsamında PKK/YPG’nin çekildiği duyurulan Tel Ebyad ile Resulayn ilçeleri arasındaki 88 kilometrelik bölgede terör örgütünün kurduğu Gre Spi ve Sere Kaniye sözde askeri meclisleri, kontrolü sağlayacak.

Bu alanda 6 gözlem noktası kurulacak ve bunlardan 3’ünün denetimini, PKK/YPG’ye bağlı Tel Abyad, 3’ünü ise Resulayn sözde askeri meclisleri üstlenecek. Bölgede Türk-ABD ortak devriyeleri denetim yapacak ancak devriyeler kent merkezlerine girmeyecek.

***

Bu haber, sizi şaşırtmamıştır. Zira Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümün yazarlarından Fehim Taştekin, "Kürtlerin Ankara’ya önerisi kilidi açar mı?" başlıklı yazısında "Heyecan yaratan Kürt açılımı" diyerek Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Kobani ile Haseke’deki karargâhında görüştüğünü anlatmış ve güvenli bölge önerilerinin ABD’nin SDG dediği güçlerin komutanı Mazlum Kobani’ye ait olduğunu yazmıştı.

Kobani, Taştekin’e Amerikalılar aracılığıyla Türkiye’den görüşme talep ettiklerini ve çözüm olarak beş kilometre derinliğinde bir güvenli bölge planı sunduklarını söylemişti.

Kobani’nin önerileri şöyleydi:

* Türkiye’nin istediği 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge olamaz. Ama beş kilometre olabilir.

* Halk Savunma Birlikleri (YPG) beş kilometrelik alandan çekilir. Bu alana yerel askeri meclis olarak oluşturulan güçler yerleşir.

* YPG beş kilometre içindeki ağır silahlarını çekebilir. Menzili Türkiye’ye ulaşan silahlar da çekilebilir. Hatta 20 kilometre menzilli silahlar da 20 kilometre uzağa indirilir.

* Buna karşılık Türkiye saldırmayacağını taahhüt eder.

* Bu alanda uluslararası gözlemciler yer alabilir.

* Türkiye uluslararası gözlemcilerin parçası olamaz. Uluslararası gücün tarafsız olması gerekir.

* Türkiye’nin istediği şekilde (Fırat Kalkanı ile birlikte hareket eden) milis güçleri bölgeye giremez. Ancak bu bölgeden ayrılmışsivillerin geri dönüşünde bir engel yok.

Mazlum Kobani bu önerileri, James Jeffrey aracılığıyla sunduklarını da belirtmişti.

Aynı yazıda Taştekin, SDG’nin, "Jeffrey, Ankara’ya geldiğinde CENTCOM Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie’nin PYD’ye ‘ABD, Türkiye’nin saldırmasına izin vermeyecek’ garantisi verdi" diye açıklama yaptığını da bildirmişti.

Biz de bu bilgileri 2 Ağustos’ta "Oslo’dan sonra PYD açılımı" başlığı altında değerlendirmiştik.

***

Bana gelen duyumlar, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki istifaların da bu konuyla ilgili olduğu şeklinde. Yalnız, istifa edenlerin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, yani siyasi iradenin Suriye politikasını doğru bulmadıkları, verilen görevleri bu sebeple kabul etmek istemediği bildiriliyor…

Yine Türkiye’nin ABD ile Müşterek Harekât Merkezi kurmasının da Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda ABD’den bağımsız hareket etme yeteneğini ortadan kaldırdığı ifade ediliyor. Kısacası bu şartlar çerçevesinde verilen siyasi emirler, bazı komutanlar tarafından benimsenmiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor.

Bu ortamda, Özgür Suriye Ordusu denilen muhaliflerin de bölgede kendi bildiğini okumaya çalıştığı belirtiliyor.

Türkiye, bir an önce kesin kararını vermeli ve uygulamalıdır!

Kaynak Yeniçağ: Askerler neden istifa etti? – Arslan BULUT

TSK DOSYASI : 15 Temmuz’dan sonra askeri alanlarda son durum nedir ???


15 Temmuz’dan sonra askeri alanlarda son durum nedir ???

15 TEMMUZ hain darbe girişiminin ardından 31 Temmuz 2016’da yayınlanan Kanun Hükmünde Kararname ile Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanlıkları, Milli Savunma Bakanı’na bağlandı, YAŞ’ın yapısı değişti. Harp akademileri, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı. Milli Savunma Üniversitesi kuruldu. GATA ve askeri hastaneler Sağlık Bakanlığı’na devredildi.
MİLLİ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ
15 Temmuz’da gerçekleştirilen başarısız darbe girişiminin ardından alınan Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında bir dizi Kanun Hükmünde Kararname ile kanunlar çıkarıldı. Vatanın birlik ve bütünlüğünü zedeleyecek benzer darbe girişimlerinin önünü kesmek amacıyla çıkarılan KHK’larla Harp Akademileri Komutanlığı, Milli Savunma Üniversitesi yapıldı. Hava, Kara, Deniz ve Harp Okulları ile aynı okulların meslek yüksekokullarında eğitim almak isteyen öğrenciler bu üniversiteye girdi. Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulan Milli Savunma Üniversitesi, rektörlüğe bağlı olarak, kurmay subay yetiştirmek ve lisansüstü eğitim vermek amacıyla yeni kurulan enstitülerden, kara, deniz ve hava harp okullarından, astsubay meslek yüksek okullarından oluştu.
Milli Savunma Bakanlığı bünyesinde kurulan üniversite, rektörlüğe bağlı olarak, kurmay subay yetiştirmek ve lisansüstü eğitim vermek amacıyla yeni kurulan enstitülerden, kara, deniz ve hava harp okullarından, astsubay meslek yüksekokullarından oluşuyor. Üniversitenin rektörü, Milli Harp okulları ve astsubay meslek yüksekokulları, üniversite bünyesinde ve denetiminde kendi özel kanunlarına göre faaliyet gösteriyor, iş ve işlemleri üniversite rektörlüğü tarafından yürütülüyor.
KULELİ ASKERİ LİSESİ MÜZEYE DÖNÜŞTÜRÜLÜYOR
15 Temmuz darbe girişiminin ardından Kuleli Askeri Lisesi de kapatıldı. Çengelköy’de İstanbul Boğazı’nın kıyısında yer alan tarihi okulun müzeye dönüştürülmesine karar verildi. Liseyi müzeye dönüştürecek proje ihalesi bu yıl Ocak ayında tamamlanarak çalışmalara başlandı.
GATA, SAĞLIK BAKANLIĞI’NA DEVREDİLDİ
​Darbe girişiminin ardından Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Kanun Hükmünde Kararname ile GATA, Sağlık Bakanlığı’na devredildi, zırhlı birlikler şehir dışına taşındı. GATA’nın İstanbul’da bulunan yerleşkesi de İstanbul Sultan Abdülhamit Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi oldu. Böylece hastane herkese hizmet vermeye başladı. Gerçekleştirilen bu uygulama, sağlık alanında hizmet akışını arttırırken, vatandaşları da memnun etti.
ANKARA’DA YAŞANLAR
15 Temmuz darbe girişimi sırasında Ankara genelinde toplam 14 bomba atıldı. Bombalamalar, helikopter ateşi ve başta Genelkurmay Başkanlığı önünde canlarını siper ederek darbecileri engellemek üzere toplanan kalabalığa isabet etti. Darbeci askerler tarafından kendi halkına yönelik düzenlenen bu saldırılarda kahramanca sokaklara çıkan 89 sivil vatandaş, 2 askeri personel, 56 polis memuru olmak üzere toplam 147 kişi şehit oldu. 96’sı polis memuru, 18’i askeri personel bin 151 kişi yaralandı.
KAMU KURUMLARI ONARILDI
Büyük can kaybı yaşanan darbeci askerlerinin saldırılarında başta Meclis olmak üzere kamu binalarında da ciddi hasar meydana geldi. Darbenin ardından bir yıl, Ankara’da geçen 1 yıl kamu binalarında ‘inşaat yılı’ oldu. Bombalanan Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Meclis, Gölbaşı Özel Harekat Daire Başkanlığı, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Havacılık Daire Başkanlığı’nın zarar gören bölümleri onarıldı.
MECLİS SIĞINAĞI YENİLENDİ
Darbe girişimi gecesi atılan bombalar nedeniyle zarar gören Meclis’teki tamirata, işlevsiz olduğu ortaya çıkan sığınak da eklendi. İçine daha büyük bir sığınağın yapılacağı yeni bir bina inşası için eski halkla ilişkiler binası yıkıldı. Meclis’teki onarım çalışmalarında bombaların düştüğü iki noktaya ise dokunulmadı. Biri Meclis bahçesinde iki yer müze haline getirildi.
AKINCI, ‘MÜRTED’ OLDU
Darbe girişiminin ana üssü olan Ankara’nın Kazan ilçesi sınırlarındaki Akıncı 4. Ana Jet Üs Komutanlığı’nın adı Hava Kuvvetleri tarafından değiştirildi. Üs, ”meydan komutanlığı” seviyesine düşürülürken, ‘Akıncı’ adının yerini 1995’e kadar kullanılan ‘Mürted’ aldı. Mürted Üssü’nde bulunan üç F-16 filosu da OHAL kararları çerçevesinde kapatıldı.
ZIRHLI BİRLİKLER TAŞINDI
Darbe girişimi sonrası kent merkezlerindeki zırhlı birliklerin taşınmasına karar verildi. Ankara Etimesgut’taki tank ve zırhlı araçlar Şereflikoçhisar’a, Mamak’taki tank ve zırhlı araçlar Çankırı’daki birliğe sevk edildi.
KAZAN’A, ‘KAHRAMAN’ ADI VERİLDİ
15 Temmuz gecesi Kazan ilçesinde bulunan Akıncı Üssü önünde toplanan kalabalığa ateş açılması sonucu 9 kişi hayatını kaybetti, 92 kişi yaralandı. Meclis’e verilen kanun teklifi ile Kazan ilçesinin adı ‘Kahramankazan’ olarak değiştirildi.
KIZILAY’IN İSMİ DEĞİŞTİRİLDİ
Darbe girişinin ardından birçok il ve ilçede isim değişiklikleri gerçekleştirildi. bu uygulamalar kapsamında Ankara’da, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kararıyla Kızılay Meydanı’na ’15 Temmuz Kızılay Milli İrade Meydanı’, Genelkurmay Kavşağı’na ise ’15 Temmuz Şehitler Meydanı’ ismi verildi. ‘Esenboğa Yolu’ olarak bilinen, General İrfan Baştuğ’un adını taşıyan caddeye de ‘Şehit Ömer Halisdemir Bulvarı’ ismi verildi.
ASKERİ OKULLAR KAPATILDI
31 Temmuz’da Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile harp okulları, askeri liseler ve astsubay hazırlama okulları kapatıldı. Bu kapsamda Ankara’da; Kara Harp Okulu, GATA Askeri Tıp Fakültesi, GATA Hemşirelik Yüksekokulu, GATA Sağlık Astsubay Meslek Yüksekokulu, Jandarma Astsubay Meslek Yüksek Okulu, Bando Astsubay Meslek Yüksek Okulu.
İKİ ÜNİVERSİTE KAPATILDI
Başarısı darbe girişiminin ardından yürütülen soruşturmalar kapsamında Ankara’da FETÖ bağlantılı olduğu tesbit edilen Turgut Özal Üniversitesi ve İpek Üniversitesi kapatıldı. Yurt genelinde de birçok dershane ve okulun faaliyetlerine son verildi.

TSK DOSYASI /// Emin Emre BEYDİLİ : BİR SUBAYDAN MEKTUP VAR !!


Şahsen tanışma onuruna erişemediğim ancak hakkında pek çok şey okuduğum bir subayın yazdığı mektubu sizlerle paylaşmak istiyorum. Yıllarca ülkesi için sayısız fedakarlıklarda bulunan bu kahramanın yazdıklarına katılmamak imkansız.

Mektubun tümünü yayınlamam mümkün değil ancak özetini aktarabilirim:

“Bir gazetede çıkan köşe yazısında ordu komutanları hakkında “sefil” ve hatta “haydut” gibi ifadeler kullanılmıştır. Savunma gereği bile duymayacağım bazı kişilere yüklenmek isterken, vatan ve millet her türlü mahrumiyete ve zorluğa katlanarak görev yapan ordu komutanlarına bu tür ithamlarda bulunmak ahlaksızlık ve vicdansızlıktır. Ordunun namuslu komutanlarını böyle göstermek isteği ancak vatanın ve milletin yok olmasını arzu eden bir alçakta bulunabilir. Diğer komutanların bu hakaretlere ne cevap vereceklerini bilemem ama kendi adıma, komuta ettiğim birliklerin haydutlardan değil, namuslu vatan evlatlarından oluştuğunu söyleyebilirim. Bu namussuzca iftirayı reddediyorum ve bu sözlerin sahibini kınıyorum.”

Yukarıda özetlediğim mektubu bana değil, üstlerine yazmıştı Mustafa Kemal.

Yıl 1919’du. İşgal yılları. Tıpkı bugün gibi.

Ülkesi için savaşan ve ölümü göze alan bir subayın sözleri bunlar. Tıpkı bugünküler gibi.

Bir asır geçti aradan. Bir dönem gazeteler daha da fütursuz ordumuza saldırırken. Padişaha yalakalık da hiçbir zaman şimdiki iğrençliğine ulaşmamıştı.

Bir asır geçti aradan. Ne değişti?

Neyzen Tevfik versin yanıtı:

“Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti,
Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!”

Mektubun aslına ulaşmak için: Mustafa Kemal Arkadaşları ve Karşısındakiler – Feridun Kandemir 1964 Syf:76

Emin Emre BEYDİLİ

İLK KURŞUN

TSK DOSYASI /// ERCAN CANER : TÜRK ASKERLERİ KUŞATILDI MI ? İDLİB ÇIKMAZI


idlib-sam-hama-gozlem-noktalari-640x691px.jpg?resize=640,691&ssl=1

ERCAN CANER : TÜRK ASKERLERİ KUŞATILDI MI ? İDLİB ÇIKMAZI

Rus savaş uçaklarının desteklediği Suriye Arap Ordusu Astana anlaşmalarının ruhuna aykırı olarak ilerlemesini sürdürmüş ve İdlib Eyaletinde kritik öneme sahip Khan Sheikhoun kasabası sınırına dayanmıştır.

Sun Savunma Net 29 Ağustos 2019

Rus savaş jetleri İran destekli gruplar Rus özel kuvvetleri ve paralı askerler tarafından da desteklenen Suriye Arap Ordusu ilerlemesini sürdürerek İdlib Eyaletinde kritik bir öneme sahip olan Khan Sheikhoun kasabası sınırına kadar ulaşmıştır.

Khan Sheikhoun kasabası İdlib Eyaletinin 2014 yılından beri Suriyeli isyancıların kontrolünde olan en büyük yerleşim yerlerinden bir tanesidir.

Suriyeli muhalif askeri kaynakların iddialarına göre; Türk Silahlı Kuvvetlerinin Hama Eyaletinde Morek bölgesi güneydoğusunda oluşturduğu gözlem noktası Assad rejim kuvvetlerinin tehdidi altındadır.

Düzenlenen bir hava saldırısında Morek Gözlem Noktasına ikmal maddeleri götüren bir Türk askeri konvoyu vurulmuştur. Türkiye Savunma Bakanlığı yaptığı açıklamada; askeri konvoyun ikmal yollarını açık tutmak Morek’de bulunan gözlem noktasının emniyetini sağlamak ve bölgedeki sivilleri korumak maksadıyla gönderildiğini ifade etmiş ve hava saldırısı sonucu en az üç sivilin öldüğünü açıklamıştır.

Bölgedeki kaynakların iddialarına göre; Türk askeri konvoyu halen savaş uçaklarının hava saldırısına maruz kaldığı Maarat Al Numan kasabası yakınlarında Şam-Halep otoyolu üzerinde hareketsiz durumdadır. Türk askeri konvoyunun Suriye veya Rus savaş uçakları tarafından mı vurulduğu henüz belirsizliğini korumaktadır.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yaptığı açıklamada Morek’de bulunan gözlem noktasını taşıma niyetinde olmadıklarını açıklamıştır. Bilindiği gibi Morek Gözlem Noktası 2017 yılı Temmuz ayında Rusya İran ve Türkiye arasında imzalanan anlaşma sonrasında İdlib Eyaleti sınırlarında kurulan 12 Türk gözlem noktasından bir tanesidir.

Geçtiğimiz günlerde İdlib ile ilgili bir soruya saldırılara yanıt verileceğini ve bu konuda Türk meslektaşlarını uyardığını ifade eden Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Suriye Arap Ordusunun Khan Sheikhoun operasyonunun haklı ve yasal olduğunu ve Rusya ile Türkiye arasında İdlib Eyaletinde gerginliği azaltma bölgeleri konusunda yapılan Astana anlaşmalarının ruhuna aykırı olmadığını iddia etmektedir. Lavrov bunun yanı sıra Suriye Ordusu tarafından icra edilen Khan Sheikhoun operasyonunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından Suriye krizini çözmek maksadıyla alınan kararların uygulanması açısından da gerekli olduğunu vurgulamaktadır.

Kuzeye doğru kaçan siviller. Kaynak: Mustafa Dahnon/The Defense Post

Khan Sheikhoun kasabası Şam-Halep kentlerini bağlayan otoyolun üzerinde yer alan kritik öneme sahip stratejik bir yerleşim yeridir. Kasaba ve çevresinde yaşayan birçok sivil hava bombardımanlarından korunmak maksadıyla Türkiye-Suriye sınırına doğru kaçmıştır.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Ankara’nın Morek Gözlem Noktasının Suriye Ordusu tarafından kuşatıldığı ve bir askeri konvoyunun savaş uçakları tarafından vurulduğunu açıklamasından sonra Moskova’ya bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Rusya ziyareti esnasında açıklama yapan Erdoğan düzenlenen saldırıların bölgedeki huzuru bozduğunu dile getirmiştir. Erdoğan Suriye hava kuvvetlerinin sivillere ölüm yağdırmasının kabul edilemez olduğunun da altını çizmiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Moskova dönüşü uçakta yaptığı açıklamalarda da İdlib’deki 12 gözlem noktasında görevlerimizin süreceğini ve bölgede yeni bir insani krize izin veremeyeceğimizi açıklamıştır. Suriye’de siyasi çözüm için çalışmaların devam ettiğini vurgulayan Erdoğan en acil konunun İdlib Mutabakatının uygulanması olduğunun altını çizmiştir.

Erdoğan gözlem noktasına yapılan saldırılardan ciddi manada rahatsız olduklarını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’e ilettiğini onun da Türkiye’nin ve gözetleme kulelerinin çevresinde görev yapan Türk askerlerinin zarar görmesini istemediğini ve bu konuda çok hassas olduğunu gördüğünü ifade etmiştir.

LİNK : https://sunsavunma.net/idlib-cikmazi/

TSK DOSYASI : EMEKLİ GENERAL TSK’DA PEŞ PEŞE İSTİFALARIN GERÇEK NEDENİNİ AÇIKLADI


EMEKLİ GENERAL TSK’DA PEŞ PEŞE İSTİFALARIN GERÇEK NEDENİNİ AÇIKLADI

Emekli Tuğgeneral Ali Er : “İstifaların nedeni generallere YAŞ’ta gösterilmiş olan güvensizliktir.

Siyase irade komutanları terfi ettirmemekle komutanlara olan güvensizliğini ortaya koymuştur” dedi.

27 Ağustos 2019 Salı 09:14 Emekli general TSK’da peş peşe istifaların gerçek nedenini açıkladı Türk Silahlı Kuvvetleri’nde (TSK) 5 generalin istifasının perde arkasında “atamaların ve terfilerin artık TSK’nin gelenek ve göreneklerine bağlı kalınarak yapılmadığı ve etik yapının bozulduğu gerekçesinin” olduğu konuşuluyor.

“Görev yerini beğenmemenin” istifa gerekçesi olmadığına dikkat çekiliyor.

TSK’nin geleneklerinin bozulmasından ve liyakatsizliğe duyulan tepkilerin yeni istifaları da beraberinde getirebileceği belirtiliyor.

AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında 2 Ağustos’ta yapılan YAŞ toplantısında general sayısı düşürülmüş komuta kademesinde tasfiye yaşanmıştı.

YAŞ’ta alınan kararlar doğrultusunda general görevlendirmeleri ile ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesi geçen günlerde yayımlandı.

Kararnameye göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda 75 Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda 27 Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nda ise 27 general yeni görevlere atandı.

Kararname ile görev yeri değişen 5 karacı generalin önceki gün istifa dilekçelerini hazırladıkları ve gerekli makamlara sundukları öğrenildi.

Cumhuriyet’in haberine göre Generallerin YAŞ’tan önce Ankara’da Özel Kuvvetler Komutanı olarak görev yapan YAŞ’tan sonra 6. Mekanize Piyade Tümen ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı’na atanan Tümgeneral Ahmet Ercan Çorbacı; Ankara’da Kara Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Başkanlığı’nda görev yapan YAŞ ile 6. Hudut Tugayı Komutanlığı’na Van-Başkale’ye atanan Tuğgeneral Recep Özdemir; Kara Kuvvetleri Komutanlığı Eğitim ve Doktrin Komutanlığı’nda Kurmay Başkanı olarak görev yapan; YAŞ’tan sonra Hakkâri Yüksekova’ya 3.Piyade Tümen Komutanı olarak atanan Tuğgeneral Ömer Faruk Bozdemir; Kahramanmaraş 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nda görev yapan YAŞ’tan sonra 6.Mekanize Piyade Tümen ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı Yardımcılığı’na Kilis Elbeyli’ye atanan Tuğgeneral Uğur Bülend Acarbay ve 59.Topçu Eğitim ve Tugay Komutanlığı’nda görev yaparken 6.Mekanize Piyade Tümen ve Müşterek Özel Görev Kuvvet Komutanlığı Yardımcılığı’na atanan Tuğgeneral Ertuğrul Sağlam olduğu belirlendi.

Liyakatsizliğe tepki Edinilen bilgiye göre generallerin istifasına YAŞ sonrası verilen atama kararlarının “liyakatsizliği” gerekçe gösteriliyor.

Generallerin istifaları Doğu hizmeti görmemiş isimlerin Kuvvet Komutanlıkları gibi kritik yerlere atanırken “savaşan askerlerin pasif görevlere atanması” ve TSK’de mücadele yürüten çok sayıda askerin de emekli edilmesine karşı böyle bir girişimde bulundukları şeklinde yorumlanıyor.

Generallerin istifasının ardında da “görev yerini beğenmemenin” değil bu yapının bozulmasına tepki duyulduğuna dikkat çekiliyor.

Örneğin Özel Kuvvetler Komutanı olan Çorbacı’nın Adana’ya piyade Piyade Tümen Komutanı olarak atanmasının doğru bulunmadığı alt kadrosuna da Harp Okulu mezuniyeti açısından daha kıdemli olan iki tuğgeneralin “yardımcı olarak” atanmasının “liyakate aykırı” olduğu belirtiliyor.

‘İlkesel tutum’ Terfi ve tayinlere karşı alınan istifa kararlarını Cumhuriyet’e “kişisel ikbal değil ilkesel tutum” olarak değerlendiren emekli Tuğgeneral Ali Er “İstifaların nedeni generallere YAŞ’ta gösterilmiş olan güvensizliktir.

Siyasi irade YAŞ’ta komutanları terfi ettirmemekle ve kadroları boş tutmakla komutanlara olan güvensizliği ortaya koymuştur.

Bunun karşılığında da Başkomutanın kendilerine güvenilmeyen cephedeki komutanları ‘O zaman bizim bu göreve gitmemize gerek yok’ demişlerdir” ifadelerini kullandı.

İstifa eden komutanların ikbal ve üst rütbeye terfi etme hırslarının olmadığını belirten Er “İstifaların sebebi kendilerine bu kadar kritik görevi veren makamın güvensizliğidir.

İstifa edenlerin hepsi bekleme sürelerini doldurmuş ve kendilerine verilmiş olan bütün görevlerde başarılı olmuş olan komutanlar.

İstifaların tek sebebi YAŞ kararları dersek işin içine ikbal ve rütbe beklentisi girer” dedi.

YAŞ kararları sonrası komuta kademesinde huzursuzluk oluştuğunu belirten Er “Bunun ciddiye alınması gerekir çünkü asker hiçbir zaman ikbal para makam rütbe için çalışmaz.

Yeminine bağlı olmak için çalışır.

Ama başındaki Genelkurmay Başkanı Milli Savunma Bakanı Cumhurbaşkanı kendisine güveniyor mu güvenmiyor mu görmek ister.

Güvensizlik devam ederse istifaların devamı gelebilir” dedi.

LİNK : https://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/emekli-general-tskda-pes-pese-istifalarin-gercek-nedenini-acikladi-h138116.html

TSK DOSYASI /// Müyesser Yıldız : Genelkurmay kapatılacak mı ???


Müyesser Yıldız : Genelkurmay kapatılacak mı ???

26.08.2019

TSK’yı şekillendiren YAŞ toplantıları eskiden 3 gün sürerdi. Önce 1 günde bitirilir oldu. Bu yıl ise sadece 1.5 saatte tamamlandı. Toplantıdan sonra açıklanan terfi/emeklilik kararları ile geçen hafta yayınlanan tayin/atamalara tepki için çok sayıda subay emeklilik dilekçesi vermeye başladı.

Doğu-Güneydoğu, Irak’ın kuzeyi ve Suriye’de PKK/YPG terör örgütüne karşı alarm durumundayız…

Ege-Doğu Akdeniz’de, Rum-Yunan ikilisi ve bunların arkasındaki bilumum emperyalist güçlerle bilek güreşindeyiz…

İşte bu şartlarda onlarca subay emekli ediliyor ya da emekliliğini istiyor, ama birkaç medya kuruluşu dışında haber bile olmuyor.

Hoş, Ergenekon/Balyoz/Casusluk kumpaslarında bir kalemde yüzlerce subay tutuklandı da kaç tanesi umursadı?

Ülkenin Genelkurmay Başkanı Silivri’ye atıldı da ne oldu?

Veya bir diğer Genelkurmay Başkanı, gidişata tepki için emekliliğini istedi de kaç gün konuşuldu ki, 5-10 generalin emeklilik dilekçesi vermesi haber değeri taşısın, değil mi?

ORAYA KORGENERAL VERİRLERSE

YAŞ kararlarından sonra bu yıl hiç kimsenin Orgeneralliğe terfi ettirilmemesi nedeniyle, 2’inci, 3’üncü ve Ege Ordu Komutanlıklarının Korgenerallerle idare edilmeye çalışılabileceğine dikkat çekmiştik.

O günlerde Balyoz kumpasında yıllarca hapis yatan emekli bir general şu mesajı gönderdi:

“Yunanistan’da 2 sene yeni kurulan NATO karargâhında görev yaptım. Orada Ege Ordu’nun adı 4’üncü ordudur. Buraya Korgeneral verilirse, bayram ederler.”

Öyle de oldu, 22 Ağustos’ta yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararı ile sadece Ege Ordusu’na değil, 2 ve 3’üncü Ordulara da Korgeneral atandı, yani bu komutanlıkların seviyesi düşürüldü.

Düşünün, Genelkurmay Karargâhı’nda kızakta “Afrin kahramanı” olan bir Orgeneral, İsmail Metin Temel var, ama ilaç niyetine de olsa hiç bir yere atanmıyor ve Korgenerallerle idare tercih ediliyor. Bu durumda iki ihtimal akla geliyor; Ya Temel’in “günahı” çok büyük ya da Orduların yapısının artık böyle olması isteniyor!

EMEKLİLİK GEREKÇELERİ

Son kararlara tepki için emeklilik dilekçesi verdiği belirtilen generallerin gerekçelerini, merak edenler için kısaca anlatalım.

Birincisi, 30 Ağustos geçmeden hiç biri konuşmak istemiyor.

Ancak öğrendiğimiz kadarıyla; Komutanlardan birisi, daha YAŞ öncesinde terfi ettirilmediği takdirde pasif bir göreve verilmesini, emekli olacağını söylemiş. Yönetim de öyle uygun görünce, emekliliğini istemiş.

Bir diğeri, Korgeneral rütbesindeki bir görevdeyken Tümgeneral seviyesindeki bir göreve atanmasını kabul etmemiş.

Bir başkası; 15 Temmuz darbe teşebbüsünün en önemli davalarından birisinin çok önemli tanıklarındandı. Aynı karargâhla ilgili davanın birisinde mahkemeye gelip, tanıklık yaparken, diğerinde dinlenmesi sağlanamamıştı. O süreçte peş peşe önemli görevlere atanırken, bu yıl Güneydoğu’ya tayin edilince, emekliliğini istemiş.

Dördüncü bir isme gelince; İnanmayacaksınız, ama “Mobbinge” maruz kaldığı için emeklilik dilekçesi vermiş. Doğruysa, bir yandan böyle bir durum sözkonusu. Öte yanda Mahkeme kararıyla, emrindeki askerlere “Mobbing” uyguladığı tespit edilip, cezaya çarptırılan bir başka generalin görev süresinin YAŞ kararıyla uzatılması gerçeği var!

GENELKURMAY KAPATILACAK MI

Bu detaylardan sonra genel tabloya geçelim.

ABD ve AB, 1999’dan itibaren “Askeri vesayetin sona erdirilmesi” için Genelkurmay Başkanlığı ile Kuvvet Komutanlıklarının Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanmasını istiyordu.

Bu talep AB’nin Türkiye İlerleme Raporu’nda, “AB, NATO ve AGİT standartlarına rağmen, Genelkurmay Başkanı Savunma Bakanı’na karşı sorumlu olmak yerine, hala Başbakan’a karşı sorumludur” şeklinde dillendirildiğinde, 2002’de dönemin AKP’li Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, mevcut düzenlemenin devam edeceğini söyledi. O günün Komuta kademesi ise “Geçmişte denenmiş ve askeri işlerin siyasallaşmasına yol açmış” bu uygulamanın Türkiye’nin ihtiyaçlarına uymadığını bildirdi.

AB, 2004’te aynı talebi tekrarladığında da Savunma Bakanı Gönül, “Ortak gündemimizde olmayan bir konu üzerinde Türkiye çalışma yapmak zorunda değil” dedi.

Benzer talepler, hazırlanan çeşitli uluslararası raporlarda da yer aldı, ama beraberinde şunun altı çizildi:

“Kendi sahaları içinde askerlerin mesleki uzmanlığı kabul edilmeli ve izlenecek politika konusundaki tavsiyelerine saygı duyulmalıdır.”

Malûm, ABD ve AB’nin bu isteği 20 yıl sonra, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından hayata geçirildi.

Kuvvet Komutanlıkları ile bağı kopan Genelkurmay Başkanlığı, adeta MSB’nin altında bir Genel Müdürlük konumunda kaldı… İzlenecek politikalar konusunda görüşlerini soran veya dikkate alan da yok…

Şuraya geleceğiz; Bu yılki YAŞ kararlarıyla sadece 1 Tümgeneral Korgeneralliğe terfi ettirildi. O isim de son açıklanan atama kararıyla Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’ndan, MSB Savunma ve Güvenlik Genel Müdürlüğü’ne getirildi.

Genelkurmay’da görevli birkaç isim daha MSB’de görevlendirildi.

İşte bu atamalar askeri çevrelerde, “Yoksa Genelkurmay kapatılacak mı?” gibi dikkat çekici bir değerlendirmeye yol açtı.

“Emperyalistler bile bu kadarını istememişti” demekle yetinip, askeri kulislerde konuşulan bir başka iddiaya geçelim.

“Orduların seviyesi düşürülüyor… Terfi/tayin mekanizması alt üst ediliyor… Kurmay subaylar yerine sivil kökenlilerin ağırlığı arttırılıyor…” ya;

Tüm bunların sebebiyle ilgili bir çalışmadan söz ediliyor.

Deniyor ki; “TSK’nın yeniden yapılandırılması kapsamında Doğu-Batı Ordusu şeklinde iki ordu sistemine geçilmesi düşünülüyor”!

Doğruysa, bir kez daha tekrar edelim.

Evet, emperyalistler NATO’dan bağımsız tek ordu olan ve “4. Ordu” diye bilinen Ege Ordusu’nun lağvedilmesi peşindeydi, ama bu kadarını onlar bile istememişti!

Ülkemizin içinde bulunduğu şartlarda bunların konuşuluyor dahi olması karşısında hepimizin acilen şapkamızı önümüze koyup, “TSK nereye sürükleniyor?” diye sorması gerekmiyor mu?

Müyesser Yıldız

Odatv.com