TSK DOSYASI : FETÖ DAVASI’ndan yargılanan Bir ER’in Çığlığı.. .


Şair "Ne garip değil mi? Henüz yanına bile oturmamış birinin, gelip de içine oturması" demiş ya, içime oturuyor bu mektuplar… Lök gibi çöküyor, karabasanlar görüyorum. Çığlıklar çınlıyor kulaklarımda "Adalet nerede?" çığlıkları… Yazık değil mi bu çocuklara…

TÜRK ULUSUNUN EMANETİ MEHMETÇİK

Ben, sadece Komutanının emrine her Türk genci gibi itaat etmiş ve de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin emaneti olmasına rağmen, İBB işgal davasında; 15 kez müebbet-2400 yıl ceza verilen, 36 aydır cezaevinde yatan, bir Mehmetçik, Gazi ve ER’im.

3 yıldır vermiş olduğum mücadelede, Cumhuriyet değerlerimize inanan ve sahip çıkan kim varsa, hepiniz sustunuz. Türk Ulusunun evladı olarak, kimlik ve karakterimin yok oluşunu daha ne kadar seyredeceksiniz? Ben Devletimi babam ve davası Cumhuriyet olanları en büyük değerim bildim. Gelinen noktada ise, yalnızlaştırıldım. Siz büyüklerim anlayamadınız. Başka bir kimsenin olmadığını, dayanağımın, direncimin ve de aldığım gücün varlığınız olduğunu, dün, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin emanetiydim. Bugün, emanetine ihanet edenlerden dolayı FETÖ mensuplarının ellerine emanetim.

Bir ana, bir baba mı? 82 milyonun evladıydık. Şehit olmanın da, gazi olmanın da var olduğunu bilerek; Anayasamızın 72. maddesinde her Türk gencine zorunlu kılınan bu kutsal (vatani) göreve, koşa koşa taze kan olmaya ve de can vermeye gitmedik mi? Nerede sorumluluklarınız! Yok saymak, görmezden gelmek ve reddetmek. Bunun adı evladına sahip çıkmak mı, bedel ödetmek mi? Aslında bir anlamı yok. Biz zaten Komutanımızın emirlerine uymaktan "vatana ihanetle" bedel ödüyoruz ve Türkiye Cumhuriyeti tarihimizde bir ilk olduk. Bedeni Cumhuriyet’le hayat bulan ve tek gayesi Türk Cumhuriyetini muhafaza ve müdafaa etmek olan Türk gencinin, yaşadığı bu duruma, daha ne kadar kayıtsız kalacaksınız? Yüce Türk Adaletinin, bir kelime dahi edemediğini ve kanıtlayamadığını, 7 düvelin de, bir araya gelip kanıtlayamayacağı gerçeğini görünüz. Hiçbir yapıya, aklımı, şerefimi satmadım ve kimseye kul olmadım. Fetöcülerle, Mankurtlarla, aynı kategoriye alınmak, aynı değerle anılmak ve de aynı nefesi soluyup bir arada yatırılmak. Bu sömürüden; Siyaset İslam’ın ve din tüccarlarının, günahlarının fedaisi yapmaya çalıştığı Türk gencinin çekip almak, şerefi ve onuru yerle yeksan edilmiş evladınızı ayağa kaldırmak, sizin olmayacaksa kimin görevidir?

Makamı mülk yapan ve gücün celaletini uygulayanların karşısında, namlunun ucunda ve dokunduğumuz her yer yanıyor. Hakikat ki, Yüce Türk Adaletinin gücü ve Yüce Türk Milletinin vicdanı önünde, haklılığımızı 5 yaşındaki çocuk dahi biliyor, artık yer konuşuyor; gök konuşuyor. Ya söz büyüklerim, Cumhuriyetin emaneti bu ER’ler için ne yaptınız? Hanginiz emek verdi, göğüs gerdi ve gereğini yerine getirdi. Hanginiz bu yaşanılanlar dahilinde, derdiniz ve de bedenlerinizde taşınmayacak ağırlık olduk. Mehmetçiklerin, kimler tarafından harcandığının dahi farkına varamadınız. Duydunuz mu karşı duran bu sesi? O yüreklerinizde Kuvayi Milliye ruhu sönmüş olamaz. Türk Ulusunun varoluşunu ve bıraktığı mirası, halen görmüyor olamazsınız! Bu dava, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve saygınlığının simgesi Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, değerlerinde ve de ilkelerinde açılan büyük bir yaradır. Soyumun anamın ak sütü gibi Cumhuriyet ve İlelebet Cumhuriyet olmasına dayanarak, varlığımın kaynağı Kemalist kimliğime sığınarak Ergenekon-Balyoz süreçlerinde, Türkün şanlı komutanlarının vatan haini yapıldığı, adanmış gazetelerimiz Cumhuriyet ve Sözcü’nün FETÖ’cü ilan edildiği bir yerde, belki ben hiç kalıyorum. Yürümüş bir şanım, rütbem ve bir önemim yok. Hayır! Bende Türk istikbalinin evladı ve de Türk gençliğine emanet edilen Laik Cumhuriyetimizin bekçisiyim.

Bu davanın gerçeği olarak; Kutsalı Devlet olan, yetim kaldığı andan bu yana Devletini bir baba bilen, Cumhuriyetçi Türk genci yargılanmaktadır.

Kanıtlanan tek bir suçum vardır. Komutanımın emrine İtaat! "En büyük kanıtım ER olduğumdur"

Vicdanlarınızı ve Hakikatı sorgulayın.

Özgün Çetin / Kırşehir E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu B-12

Mektuplara devam edeceğiz…

TSK DOSYASI /// SEDAT ERGİN : YAŞ SONRASI TSK – TÜRK ORDUSUNDA KURMAYLIK SİSTEMİNİN AĞIRLIĞI AZALIYOR (4 BÖLÜM)


SEDAT ERGİN : YAŞ SONRASI TSK (1) – TÜRK ORDUSUNDA KURMAYLIK SİSTEMİNİN AĞIRLIĞI AZALIYOR

E-POSTA : sergin1

10 Eylül 2019

Geçen ağustos ayının ilk gününde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında yapılan Yüksek Askeri Şûra’nın (YAŞ) en dikkat çekici sonuçlarından biri Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda tuğgeneralliğe terfi eden subaylar içinde kurmay olanların sayısının çok sınırlı olmasıydı.

Resmi Gazete’de 2 Ağustos 2019 tarihinde yayımlanan general terfi listesine göre son YAŞ’ta Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda toplam 23 albay tuğgenerallik rütbesine terfi etmiştir. Bu toplam içinde kurmay albay olanların sayısı yalnızca 2’dir. Bu kurmay subaylar listede birinci ve ikinci sıradan terfi etmiştir.

Tuğgeneralliğe terfi eden kalan 21 albayın tümü de geleneksel kurmay eğitim sisteminden geçmemiş olan sınıf subaylarıdır. Bunlar arasında piyade piyade komando tank topçu muhabere istihkam ve istihbarat gibi muhtelif sınıflardan subaylar bulunuyor.

Peki diğer kuvvetlerde durum ne? Deniz Kuvvetleri’nde tablo biraz değişik. Bu kuvvette toplam 11 albay tuğamiralliğe terfi etmiş bunların ilk 8’i kurmay albay rütbesinde.

Hava Kuvvetleri’ne baktığımızda yalnızca 6 albayın tuğgeneral rütbesini aldığını ve bunlardan yalnızca 1’inin kurmay olduğunu görüyoruz.

*

YAŞ’ta karşımıza çıkan bu tablonun ne anlama geldiğini anlayabilmek için “Sistem geçmişte nasıldı” sorusuna yanıt aramamız gerekiyor. Geriye dönük bir şekilde sistemin işleyişine baktığımızda özellikle 15 Temmuz 2016 darbe girişimi öncesindeki dönemde her üç kuvvette de generalliğe geçişte sistemin -belli istisnalar olmakla birlikte- ağırlıklı olarak kurmay subayların terfi etmesi üzerine kurulu olduğunu vurgulamalıyız.

Bu saptamayı rakamlarla ortaya koyabiliriz. Önce AK Parti iktidara gelmeden önce 2002 Ağustos ayında Genelkurmay Başkanlığı’nda Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu’nun görev yaptığı Bülent Ecevit’in başbakanlığındaki koalisyon hükümeti dönemindeki son YAŞ kararlarına bakalım.

2002 YAŞ’ında Kara Kuvvetleri’nde 24 albay tuğgeneralliğe terfi ederken bunlardan ilk 21’i kurmay sınıfından çıkmış. Buradaki ‘24’te 21’ oranı aslında AK Parti iktidara geldikten sonra da –bazı yıllarda istisnai değişikliklerle- aynen devam etmiş. Örneğin bu oran 2003’te ‘24’te 20’ 2004’te ‘23’te 20’ olmuş. 2005’te ‘24’te 24’ 2006’da yine ‘24’te 21’ 2007’de ise ‘23’te 20’ olmuş. Daha sonra 2008 2009 2010 2011 yılları hep ‘24’te 21’ seyretmiş. Balyoz gibi kumpas davalarının başlamasını izleyen yıllardaki tasfiyeler nedeniyle oranda küçük çapta oynamalar olsa da genel teamül korunmuş. Örnek vermek gerekirse bu oran 2015 yılında ‘26’da 23’.

*

Aynı soruya 15 Temmuz’a kadar olan dönem için Deniz Kuvvetleri’nde yanıt aramaya çalışalım. Deniz Kuvvetleri’nde teamül her yıl YAŞ’tan 7 tuğamiralin çıkması ve bunların genellikle tümünün kurmay subay olması şeklinde işlemiş. Örneğin 2001 2002 2003’te ‘7’de 7’ 2004’te ‘7’de 6’ oranıyla karşılaşıyoruz. Oran 2008-2011 yılları arasında ‘7’de 6’ çizgisinde seyretmiş. 2011 sonrasında tuğamiral sayısı genellikle 8 eşiğinde seyrediyor.

Hava Kuvvetleri’nde ise işleyiş her yıl YAŞ’ta tuğgeneralliğe 8 subayın terfi etmesi. Havacılarda nadiren kurmay subay olmayan bir albayın tuğgeneral olabildiği görülüyor. Oran 2001 2002 2003 2004 2006 2007 2008 yılları hep ‘8’de 8’ gidiyor. 2005’te bu oran 8’de 7’ye düşüyor 2009’da 9/9 ve 2010’da ‘8’de 8’ oluyor. 2001 sonrasında YAŞ’tan genelde 9 ya da 10 tuğgeneral çıkıyor.

*

Şimdi kısaca 15 Temmuz’dan sonra beliren tabloya göz atalım.

Kuşkusuz 15 Temmuz darbe girişiminin hemen ardından yapılan 2016 YAŞ’ını olağanüstü koşullarda gerçekleşmiş bir toplantı olarak görmek ve orduda gerçekleşen büyük tasfiye sonrasında alınan kararları da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor.

2016 YAŞ’ında rekor sayıyla 57 albay generalliğe yükseltilirken bunlardan yalnızca 24’ü kurmay subaydı. Kalan 33’ü ise sınıf subayıydı. Böylelikle çoğunluk ilk kez sınıf subaylarına geçmiş oldu. Deniz Kuvvetleri’nde ise 14 albay tuğamiral oldu. Bunların yarıdan bir fazlası yani 8’i kurmay albaydı. Hava Kuvvetleri’nde ise 28 generalden 17’si kurmaydı.

2017 YAŞ’ında Kara Kuvvetleri’ndeki terfi listesinde sınıf subayları kurmay subayları sayıca ikinci kez geçti. Generalliğe terfi eden 37 albaydan yalnızca 17’si kurmaydı. Buna karşılık Deniz Kuvvetleri’nde 16 albaydan 10’u kurmaylardan seçildi. Hava Kuvvetleri’nde 10 albay tuğgeneral rütbesine yükselmeye hak kazandı. Bu grup kurmay subayları ve sınıf subayları arasında (5/5) eşit bir şekilde dağılmıştı.

Gelelim 2018 YAŞ’ına. Bu YAŞ’ta Kara Kuvvetleri’nde 24 albay general olurken bunlar arasında kurmayların sayısı 8’le sınırlı kaldı sınıf subayları 16 kişiyle yine çoğunluğu oluşturdu. Deniz Kuvvetleri’nde 9 tuğamiral içinde kurmaylar 4’le sınırlı kaldı. Hava Kuvvetleri’nde 8 albay tuğgeneral olurken içlerinde yalnızca 1’i kurmay subaydı.

2019 YAŞ’ındaki durumu yazının girişinde özetlemiştik.

Bu yazıda somut veriler üzerinden bir fotoğraf çektik. Yarın bu verilerin değerlendirmesine geçebiliriz. Ayrıca 15 Temmuz faktörü nedeniyle her kuvvette farklı durumların ortaya çıkabileceğini de dikkate almalıyız.

LİNK : http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/yas-sonrasi-tsk-1-turk-ordusunda-kurmaylik-sisteminin-agirligi-azaliyor-41326231

SEDAT ERGİN : YAŞ SONRASI TSK (2) – GENERALLİĞE YÜKSELMEDE YENİ KRİTERLER

Dünkü yazımız başlığında vurgulandığı üzere ‘Türk Ordusu’nda Kurmaylık Sisteminin Ağırlığı Azalıyor’ tespitini içeriyordu. Yazı geçen ayın başında Yüksek Askeri Şûra’da (YAŞ) alınan kararlardan yola çıkarak özellikle Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılan tuğgeneral seçimlerinde tercihlerin kurmaylardan çok sınıf subayları üzerinde yoğunlaştığına işaret ediyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin -geleneksel olarak- komuta kademesini kurmay subaylardan oluşturduğu bütün sistemin buna göre tasarlanmış olduğu dikkate alındığında bu sistemin dışına çıkan yeni bir yöneliş söz konusu.

Ancak bu yönelişi değerlendirirken 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ve FETÖ faktörünün söz konusu gelişmeler üzerindeki etkisine de muhakkak değinmeliyiz.

*

TSK’nın 15 Temmuz kalkışmasında çok ağır bir sarsıntıya uğradığı kurumsal yapının altüst olduğu ve bu sarsıntının bıraktığı izlerin sorunların tümüyle aşılamadığı bunun için daha uzun yıllar gerektiği bir sır değil.

Kara Kuvvetleri’nde darbe girişimine katılan çok sayıda FETÖ’cü general subay çıktı. Bunlardan suçüstü yakalananlar darbeye karıştığı tespit edilenler TSK’dan atıldı. Bu tasfiye yaşanırken sırf ‘görevlendirme listeleri’nde gıyaplarında adları geçtiği için haksız bir şekilde birçok general de KHK ile ihraç edildi. Bu durum ikinci bir tasfiyeye yol açtı. Bu grupta olanlar arasında yargıda aklanan ayrıca halen istinaf temyiz süreçlerini bekleyen birçok asker var.

15 Temmuz’da yapılan büyük tasfiye TSK’daki general ve kurmay subay havuzunu da etkiledi. FETÖ özellikle TSK’nın komuta kademesine general kadrolarına göz koyduğu için bu kademelere uzanan kurmay sistemine nüfuz etmeye stratejik bir öncelik vermişti. Darbe girişimini izleyen tensikat general ve kurmay subay kadrolarında ciddi bir açığın ortaya çıkmasına neden oldu. Bu açığın kapatılması ihtiyacı bütün kuvvetlerde generalliğe terfilerde kurmay albayların yanı sıra kurmaylık sisteminin dışındaki sınıf subaylarından da yararlanılmasının önünü açtı.

Bu uygulama 15 Temmuz koşullarında kaçınılmaz olarak kendisini dayattı. Buna karşılık sınıf subaylarının general yapılması uygulamasının darbe girişiminden sonraki üç yıl içinde 15 Temmuz’dan bağımsız bir şekilde genel bir politikaya dönüştüğünü söylemek mümkün.

*

Dünkü yazımızda darbe girişiminin hemen sonrasındaki olağanüstü koşullarda gerçekleştirilen 2016 YAŞ’ında tuğgeneralliğe terfi eden toplam 57 albaydan yalnızca 24’ünün kurmay kalan 33 albayın ise sınıf subayı olduğunu yazmıştık. Son YAŞ’ta tuğgeneralliğe terfi eden 23 albay arasında yalnızca 2’sinin kurmay kalan 21’inin sınıf subayı olması bu yönelişin kazandığı ivmeyi göstermesi bakımından yeteri kadar açıklayıcı.

Bu durum kurmay subay havuzunda tuğgeneralliğe yeteri kadar aday bulunmamasından mı kaynaklanıyor? Bu tez kurmay kadroları 15 Temmuz’da ağır bir sarsıntı geçiren Hava Kuvvetleri açısından belli ölçülerde geçerli olabilir. Ancak aynı gözlemi Kara Kuvvetleri için öne sürebilmek isabetli olmaz. Çünkü pekâlâ tuğgenerallik rütbesine sırası gelmiş olan yıllardır bu rütbeye terfi etmeyi bekleyen farklı devrelerden pek çok kurmay albay var sistem içinde. Üstelik bunlar arasında son YAŞ sırasında emekli edilenlerin de bulunduğu anlaşılıyor.

*

Ayrıca bu yönelişin yalnızca tuğgenerallik terfileriyle sınırlı olduğunu da düşünmemek gerekiyor. Bu yılki YAŞ kararlarının emekliye ayrılan tuğgenerallerle ilgili bölümünü incelediğimizde ana tespitimizi teyit eden ikinci bir tutumla karşılaşıyoruz.

Bilindiği gibi orgeneraller hariç tutulursa diğer general rütbelerinde siyasi otoritenin süre uzatma ya da emeklilik gibi başlıklarda geniş bir tasarruf yetkisi var. Teamül bir generalin genelde dört yıl bu görevde kalıp terfi etmediği ya da uzatma almadığı takdirde kadrosuzluktan emekliye sevk edilmesi. Olağan uygulama bu yönde.

Buna karşılık bulunduğu rütbede normal bekleme süresini doldurmadığı halde kadrosuzluk gerekçesiyle emekliye sevk edilenlerin durumu ayrı bir bakışı gerektiriyor. Çünkü burada rütbede pekâlâ bekleme süresi olduğu halde kendisine teşekkür edilerek el sıkışılması durumu söz konusu.

*

Bu yılki YAŞ’ın önemli bir yönü 2016 YAŞ’ında yani kalkışmadan hemen sonra tuğgeneralliğe terfi eden devrenin mensuplarının bir bölümüne dönük alınan emeklilik kararlarıydı. O YAŞ’ta toplam 57 albay tuğgeneral yapılmıştı ve denge 24 kurmay-33 sınıf subayı şeklindeydi.

İlginçtir ki 2016 YAŞ’ında terfi eden tuğgenerallerden 17’si geçen ağustos ayında normal bekleme sürelerini tamamlamadan kadrosuzluk gerekçesiyle emekliye sevk edildi. Bu tasarrufta dikkat çeken bir ayrıntı bu 17 subaydan 11’inin yine kurmay sınıfından gelen askerler olmasıydı. Böylelikle 2016’da terfi eden 24 kurmay subaydan 11’i üçüncü yıl sonunda sistem dışı kalmış oldu. Bu arada emekliye sevk edilenler arasında 15 Temmuz darbe girişimine karşı kuvvetli bir duruş sergilemiş olan askerler de var.

Gelgelelim emekli edilen 17 tuğgeneralden yalnızca 6’sı yani sayıca daha azı sınıf subayıydı. Bu durumda 2016 tuğgeneral devresi içindeki sınıf subayı ağırlığı belirgin bir şekilde genişlemiş oldu.

Yaptığım kaba bir hesaba göre 2016 2017 2018 ve 2019 YAŞ toplantılarında tuğgeneralliğe terfi edenlerin -toplam ortalamada- yaklaşık üçte biri kurmay üçte ikisi ise sınıf subaylarından oluşuyor.

*

Anlattıklarımız ışığında TSK’da majör bir değişikliğin yaşandığını kurumun geleceğinde kurmaylık sisteminin belirleyiciliğinin azaldığı bir aşamaya geçildiğini söyleyebiliriz. Konuyu tartışmaya devam edeceğiz.

LİNK : http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/yas-sonrasi-tsk-2-generallige-yukselmede-yeni-kriterler-41327364

SEDAT ERGİN : YAŞ SONRASI TSK (3) – ATAMALARDAKİ YERLEŞİK ÖLÇÜLER KAYBOLUYOR

Kara Kuvvetleri Komutanlığı bünyesindeki kolordu komutanlıklarına yapılan görevlendirmelere baktığınızda nasıl bir sistemin işlemekte olduğunu anlamak açısından biraz karışık bir durumla karşılaşabilirsiniz.

Şöyle anlatalım…

*

Gelibolu’daki İkinci Kolordu Komutanlığı’nın başında 15 Temmuz darbe girişimi karşısındaki tutumu nedeniyle kamuoyunun çok yakından tanıdığı bir isim olan Korgeneral Zekai Aksakallı var. Aksakallı tümgeneral rütbesiyle Özel Kuvvetler Komutanı iken 2016 Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında korgeneralliğe terfi etti ve 2017 yılında Gelibolu’daki kolordu görevine gönderildi.

İstanbul’daki Üçüncü Kolordu Komutanlığı görevinde yine korgeneral rütbesinde olan Kemal Yeni var. Yeni 2018 yılında bu rütbeye terfi etmiş ve hemen ardından İstanbul’daki görevine atanmıştı.

Ankara’daki Dördüncü Kolordu Komutanlığı’na gelirsek başkentin resmi protokolünde de önemli bir yeri olan bu makamda bir tümgeneral görev yapıyor: Ahmet Kurumahmut… Kendisi tümgenerallik makamına geçen ağustos ayı başındaki YAŞ’ta terfi etmişti.

Gelelim Çorlu’daki Beşinci Kolordu Komutanlığı’na… Aslında Beşinci Kolordu’ya ilk başta Tümgeneral Kurumahmut atanmıştı. Ancak YAŞ’ta Dördüncü Kolordu Komutanlığı’na atanan Tümgeneral Erhan Uzun Adana’daki Mekanize Tümen Komutanlığı’na kaydırılınca Ankara’daki bu pozisyon boşalmış ve buraya Kurumahmut gönderilmişti. Kurumahmut Ankara’ya gidince bu kez Beşinci Kolordu’da boşalan makama tuğgeneral rütbesindeki Tevfik Algan getirildi. Algan bu rütbeye 2013 YAŞ’ında terfi etmiş kıdemli bir tuğgeneral.

*

Özellikle terörle mücadelede kritik bir konumda olan Yedinci Kolordu Komutanlığı’na gelirsek… Diyarbakır’daki bu göreve geçen geçen ağustos ayında Tümgeneral Yılmaz Yıldırım atandı. Kendisi 2016’dan bu yana tümgeneral rütbesinde.

Sekizinci Kolordu Komutanlığı makamında ise bir korgeneral görev yapıyor: Osman Erbaş… 2016 YAŞ’ında korgeneralliğe terfi eden Erbaş 2017 yılından beri Elazığ’daki bu görevi yürütüyor.

Erzurum’daki Dokuzuncu Kolordu Komutanlığı’nın başında ise 2018 yılından bu yana Tümgeneral Veli Tarakçı bulunuyor. Tarakçı 2014 yılında tümgeneral olmuştu.

*

Bu tablo bize ne anlatıyor? Yedi ayrı kolordunun komutanlıklarına ilişkin atamalara baktığımızda korgeneral tümgeneral ve tuğgeneral olmak üzere üç ayrı rütbede askerlerin görev yapabildiklerini bu anlamda yerleşik bir standardın bulunmadığını görüyoruz. Kolordulardan üçünün başında ‘kor’ üçünün başında ‘tüm’ ve birinin başında ‘tuğ’ rütbesinde komutanlar var.

Kolordu komutanlıkların başında eskiden yerleşmiş bir uygulama olarak yalnızca ‘kor’ rütbesinde üç yıldızlı generaller görevlendirilirdi. 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yaşanan altüst olma halinin ve bu süreç içinde korgeneral sayısında azaltmaya gidilmesinin bir sonucu bugün kolordular farklı rütbelerdeki generaller tarafından yönetiliyor.

*

Geçmişteki yerleşik uygulamalardan uzaklaşan durumları yukarıdan aşağı her kademede görmek mümkün. Örneğin eskiden Kara Kuvvetleri’ndeki ordu komutanlıkları orgeneral rütbesinde bir general tarafından komuta edilirken bugün yalnızca İstanbul’daki Birinci Ordu Komutanlığı’nın başında bir orgeneral bulunuyor: Musa Avsever…

Buna karşılık Malatya’daki İkinci Ordu Komutanlığı’nda (Sinan Yayla) Erzincan’daki Üçüncü Ordu Komutanlığı’nda

(Şeref Öngay) ve İzmir’deki Ege Ordu Komutanlığı’nda (Ali Sivri) korgeneral rütbesinde generaller görev yapıyor. (Aynı zamanda üç kolordunun başında korgeneraller var. )

Bunun gibi geçmişte tugaylara tuğgeneral düzeyinde atama yapılırken bugün geldiğimiz noktada birçok tugayın komutasında albay rütbesinde subayların da görev alabildikleri görülüyor.

*

Bu örneklerden hareket edersek Türk Silahlı Kuvvetleri’nde geçmişin yerleşmiş geleneklerinin dışına çıkan uygulamalarla artık sıkça karşılaşıldığını bazı komutanlıklara yapılan görevlendirmelerde gözetilen ölçülerin standart bir çizgi izlemediğini yerleşik bir sistem görüntüsünün zemin kaybettiğini objektif bir tespit olarak kayda geçebiliriz.

Bu gelişmeler yeni ve farklı bir sisteme geçişin hesaplanmış ön adımları mıdır yoksa 15 Temmuz darbe girişimin yol açtığı büyük sarsıntı nedeniyle taşların hâlâ oturmamış olmasının mı sonucudur? Belki de her iki şık birlikte geçerlidir.

Meseleyi biraz daha büyüteç altında tutacağız.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/yas-sonrasi-tsk-3-atamalardaki-yerlesik-olculer-kayboluyor-41328534

SEDAT ERGİN : YAŞ SONRASI TSK (4) GENERAL – AMİRAL KADROLARINDA DARALMA DEVAM EDİYOR

GEÇEN 1 Ağustos tarihinde yapılan Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısının sonuçlarını açıklayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki general/amiral toplamını 233 olarak verdi. Kalın tam bir yıl önce 2018 YAŞ kararlarını açıklarken bu sayı 244’tü.

Komuta kademesinin geçen dönemde hangi boyutlarda küçüldüğünü gösterebilmek için 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden önceki toplamla 2019 toplamını karşılaştırmamız gerekiyor. Bu amaçla başvuracağımız en önemli referans kalkışmadan kısa bir süre önce 4 Mayıs 2016 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı’nın web sitesinde bu konuda yapılan paylaşımdır.

Genelkurmay’ın bu açıklamasına göre darbe girişiminden yaklaşık iki ay önce kuvvet komutanlıklarında 325 general ve amiral (Jandarma Genel Komutanlığı dışında) görev yapmaktaydı.

Kalın’ın geçen ay açıkladığı 233 rakamı 2016 yılındaki 325 toplamının 92 eksiğidir. Bir başka anlatımla TSK’nın general/amiral rütbelerindeki gövdesi darbe girişimi öncesi döneme kıyasla bugün yüzde 30 kadar küçülmüştür.

Aslında general/amiral sayısı FETÖ’nün 15 Temmuz kalkışmasından sonra gerçekleştirilen büyük general tasfiyesinin ardından 27 Temmuz 2016 tarihindeki YAŞ toplantısında alınan kararlarla 206’ya kadar inmişti. Küçülme oran olarak o tarihte yüzde 40’a kadar yaklaşmıştı. Ancak bir yıl sonra yapılan 2017 YAŞ’ında general/amiral toplamı 215’e ve 2018’de daha anlamlı bir artışla 244’e çıkmıştır. Bu yılki toplam 2018’deki rakamın 11 altındadır.

*

Peki bu düşüş kuvvetlere nasıl yansıdı? Bunu gösterebilmek için AA’nın Genelkurmay verilerine dayanarak 23 Temmuz 2017 tarihinde kuvvetlerin durumuna ilişkin geçtiği bir haberi baz alabiliriz. AA bu haberde 15 Temmuz 2016 itibarıyla TSK’daki general/amiral toplamını 325’ten 1 fazlasıyla 326 olarak veriyor. Habere göre darbe girişimi günü toplam general/amiral sayısının kuvvetlere göre dağılımı şöyleydi: Kara Kuvvetleri’nde toplam 198 general Deniz Kuvvetleri’nde 56 amiral ve Hava Kuvvetleri’nde 72 general…

Bugüne gelirsek Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’ın açıkladığı 233 rakamının kuvvetlere dağılımı nedir? Elime geçen verilere göre dağılım Kara Kuvvetleri’nde 131 general Deniz Kuvvetleri’nde 47 amiral Hava Kuvvetleri’nde ise 55 general şeklinde beliriyor.

Resmi rakamlar her bir kuvvet için bu hesaplamanın bir fazlası ya da bir eksiği çıkabilir. Ancak her halükârda Kara Kuvvetleri’ndeki küçülmenin oran olarak Hava ve Deniz Kuvvetleri’ne kıyasla belirgin bir şekilde daha büyük olduğunu söyleyebiliriz.

*

Aslında Kara Kuvvetleri’ndeki düşüşün kamuoyu tarafından da yakından izlendiği alanlardan biri orgeneral kadrolarıdır. Bu kuvvette 15 Temmuz öncesi toplam 10 orgeneral görev yapmaktaydı. (Genelkurmay Başkanı Genelkurmay İkinci Başkanı Kara Kuvvetleri Komutanı Kurmay Başkanı EDOK Komutanı ile 1 2 3 ve 4. Ordu (Ege) komutanları ve karacı kadrosundan Jandarma Genel Komutanı. )

Bugün Kara Kuvvetleri’nde Genelkurmay Başkanı (Yaşar Güler) Kara Kuvvetleri Komutanı (Ümit Dündar) ve Birinci Ordu Komutanı (Musa Avsever) ve kısmen pasif bir görev olan Genelkurmay Denetleme Değerlendirme Başkanı (İsmail Metin Temel) olmak üzere yalnızca dört orgeneral var.

Kara Kuvvetleri’nde 15 Temmuz’dan sonraki dört yıl zarfında yalnızca iki korgeneral orgeneralliğe terfi ettirilmiştir. Birincisi 2016 YAŞ’ında ‘or’luğa yükselerek Birinci Ordu Komutanlığı’na atanan Musa Avsever ikincisi ise 2018 YAŞ’ında ‘or’ olan İsmail Metin Temel’dir. Boşalan orgeneral kadrolarına

–iki istisna dışında- terfi yapılmadığından geçen süre içinde toplam kadro 4’e inmiştir. Örneğin geçen YAŞ’ta bekleme sürelerini tamamlayıp kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edilen orgeneraller Abdullah Recep ve Serdar Savaş’ın boşalttıkları Ege Ordu ve Üçüncü Ordu komutanlıklarına bu kez korgeneral düzeyinde atama yapılmıştır.

Bu arada 15 Temmuz öncesinde 23 korgeneral görev yaparken bu sayı bugün 10’a düşürülmüştür.

*

Deniz Kuvvetleri’nde ise geçmişte iki olan oramiral kadrosu artık 1’de (Komutan Oramiral Adnan Özbal) tutulmaktadır. Donanma Komutanlığı’nı geçmişte oramiral rütbesinde bir komutan üstlenirken bu makamda artık bir koramiral (Ercüment Tatlıoğlu) bulunuyor. Koramiral sayısı 2016’da 4’ken bugün 1’e düşmüştür. Eskiden koramiral düzeyinde yürütülen kuzey ve güney deniz saha komutanlıkları gibi görevlerde artık tümamiraller iş başındadır.

Buna karşılık Hava Kuvvetleri’nde eskiden olduğu gibi iki orgeneral görev yapmaktadır. Hava Kuvvetleri Komutanı Hasan Küçükakyüz 2016 YAŞ’ında Eskişehir’deki Muharip Hava Kuvveti Komutanı Atilla Gülan ise 2017 YAŞ’ında ‘or’ rütbesine çıkmıştır. Hava Kuvvetleri’nde geçmişte 8 olan korgeneral sayısı 3’e inmiştir.

Geride bıraktığımız dört yıl içindeki şekillenmekte olan bu yönelişler görevlendirmelerde yerleşen kalıplar TSK’nın en azından -gözle görülebilir bir gelecekte- geçmişe kıyasla daha küçük bir general/amiral kadrosu tarafından yönetileceğine işaret ediyor.

LİNK : http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/yas-sonrasi-tsk-4-general-amiral-kadrolarinda-daralma-devam-ediyor-41329390

TSK DOSYASI : BİR ANNENİN ŞEHİT EVLADINA SON SÖZÜ – 18 Bin Liram Yoktu Affet Beni Oğlum !


BİR ANNENİN ŞEHİT EVLADINA SON SÖZÜ – 18 Bin Liram Yoktu Affet Beni Oğlum !

Acılı anne, tabuta sarılmış oğlundan özür diliyordu, “Affet beni oğlum, 18 bin liram yoktu!” Bu yaşıma kadar pek çok protesto olayında yer aldım, yüzlerce slogan duydum ama hiçbir slogan beni o annenin sözleri kadar etkilememişti. “Affet oğlum” diyordu, “18 bin liram yoktu!
Türkiye’de her erkek çocuk eğer fakir bir ailede doğmuşsa, asker doğmuştur. Onu ailesi ve komşuları şenliklerle uğurlar ve hep birlikte bağırırlar: “En büyük asker bizim asker!” diye. Oysa oğlu her asker olan annenin yüreğine işte tam da o şenlikte ateş düşer. Her nişanlı kız, kimselere görünmeden gözyaşlarına boğulur. Çünkü bütün tantanaya, havalara kaldırıp omuzlarda taşınmaya rağmen canlarını ölüme yolladıklarını bilirler.

Sonra o canlardan birinin cenazesi gelir ve kalabalık gene bağırır: “Şehitler ölmez vatan bölünmez!” Anneler babalar sessizce “Vatan sağ olsun” der. Sormazlar neden benim oğlum öldü? Neden başkalarının çocuğu 18 bin lira ödeyip bir gün bile askerlik yapmadan teskere aldı? Sormazlar; tıpkı madenlerde neden kaza olduğunu ve yüzlerce insanın öldüğünü sormadıkları gibi. Neden çocuklarının pahalı okullara gidemeyip anca imam hatibe mecbur kaldığını sormadıkları gibi. Yoksul bir Kürtle yoksul bir Türkün neden daha doğuştan kaybedenler olduğunu sormadıkları gibi. Sabahtan akşama kadar öldürücü sıcakta mevye toplayıp neden 30 lira aldıklarını sormadıkları gibi. Neden evlerinin bir göz oda olduğunu sormadıkları gibi. 18 bin lirası olanların neden iki çocuktan fazla yapmadıklarını sormadıkları gibi. Neden evde sadece bulgur ve yoğurt yediklerini sormadıkları gibi. Onların adı yoksullardır ve ne yazık ki, öğrenilmiş bir çaresizlikle sadece Tanrı’nın bütün bu adaletsizliği göreceğini ve onları cennetiyle ödüllendireceğine inanırlar.

Ama Tanrı onları görmez. Tanrı zenginleri sever. Onların çocukları sınır boylarında ölmez! Onların çocukları şehit olmaz! Onların çocukları sokaklarda dilenmez. Onların çocukları sokak köşelerinde tiner koklamaz! Onların çocuklarının karanlık sinemalarda ırzına geçilmez! Karıları E-5 yolunda müşteri beklemeye çıkmaz. Kızları hayat kadını olmaz! Tanrı onlara iyi okullar sunar, Tanrı onlara iyi kariyerler sunar, Tanrı onlara yatlar katlar sunar. Tanrı onlara dünyada bir cennet sunar. Onlar öbür dünyayı beklemezler!
Cennette ödüllendirileceklerini düşünenler, Tanrı’nın onları sevdiğini söyleyenler, onları gerçekten sevenleri de pek sevmezler! HES’ler senin derelerini kurutacak, denildiğinde şüpheyle bakarlar, “Bize iş sahası açacaklar” derler. Sonunda dereler kurur ve “vay biz ne yaptık” diye dövünürler, anca o zaman kendilerini sevenlere güvenmeye başlarlar. Ama çok geç olmuştur, ormanlar kesilmiş, dereler kurumuş ve termik santrallar çoluk çocuk çok can almıştır.
Cennette ödüllendirileceklerini düşünenler, zenginlerin kestiği ama esaslı parçalarını kendilerine ayırdıkları kurbanın üç kuruşluk eti kendilerine düştüğünde bir sevinirler bir sevinirler. Kurbanı kesene kurban olurlar. Mitinglerde dağıtılan üç kuruşluk yemeği nimetten sayarlar ve sahibine oylarını teslim ederler.
Bir gün olsun şu soruyu sormazlar: “Neden ben böyle yoksulum?” Çünkü Tanrı’nın kendisini böyle yarattığına inanırlar. “Beş parmağın beşi bir olmaz” sözünü pek severler. Çocukları güvenli deniz kıyılarından değil, şiddetle akan sularda serinlediğinden ölüp giderler, cenazede çok ağlarlar ama adı “Tanrı verdi Tanrı aldı” olur.
1 Mayıs’ta işler tatil olduğu ve sahil kıyısındaki mesire yerlerine gidecekleri için çok sevinirler. “Şu gençler de hiçbir şeyden memnun olmuyorlar, ne var şimdi olay çıkaracak” diye Taksim’e çıkanlara karanlık gözlerle bakarlar. Ama mangalda neden kuzu pirzola değil, ancak tavuk kanadı çevirebildiklerini hiç sormazlar. Katkı maddesiz bir kangal sucuk ise onlar için sadece televizyonda gördükleri ağız sulandıran ve ancak zenginlerin yiyebileceği bir yiyecektir.
Asgari ücretli işlerine sımsıkı yapışırlar, bunun için en yakın arkadaşlarını bile hiçe sayabilirler. Sendikacılar, solcular onlar için uzak durulması gereken tehlikeli tiplerdir. Tersanelerde, inşaatlarda ölen arkadaşları için üzülürler ama “kader” deyip geçerler.
Evet , öyle bir dolmuşum ki, bıraksalar en az üç sayfa yazabilirim. Öfkeliyim. Yaşadığım bu güzel ülkenin büyük çoğunluğuna öfkeliyim. Çünkü o annenin sözü hiç aklımdan çıkmıyor: “Affet beni oğlum, 18 bin liram yoktu!

TSK DOSYASI /// Arslan BULUT : Askerler neden istifa etti ???


Arslan BULUT : Askerler neden istifa etti ???

E-POSTA : arslanbulut

28 Ağustos 2019

Fransız haber ajansı AFP, Suriye’de terör örgütü YPG/PKK’nın Türkiye sınırından çekilmeye başladığını duyurdu. Yalnız terör örgütünün çekildiği yerlerdeki varlığını, YPG’ye bağlı sözde askeri meclisler sürdürecek.

Yeniçağ muhabiri Fatih Ergin’in haberine göre bu çekilme, terör örgütünün Fırat’ın doğusundaki varlığını ve Türkiye’ye oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmıyor. Güvenli bölge içerisinde kalan meskûn alanlarda YPG’nin türevleri bulunacak.

Fırat’ın doğusundaki kontrol ettiği alanlarda sözde "yerel askeri meclisler" kuran PKK/YPG’nin çekildiği yerlerdeki varlığını bu meclisler ile sağlayacak. Güvenli Bölge kapsamında PKK/YPG’nin çekildiği duyurulan Tel Ebyad ile Resulayn ilçeleri arasındaki 88 kilometrelik bölgede terör örgütünün kurduğu Gre Spi ve Sere Kaniye sözde askeri meclisleri, kontrolü sağlayacak.

Bu alanda 6 gözlem noktası kurulacak ve bunlardan 3’ünün denetimini, PKK/YPG’ye bağlı Tel Abyad, 3’ünü ise Resulayn sözde askeri meclisleri üstlenecek. Bölgede Türk-ABD ortak devriyeleri denetim yapacak ancak devriyeler kent merkezlerine girmeyecek.

***

Bu haber, sizi şaşırtmamıştır. Zira Al Monitor-Türkiye’nin Nabzı bölümün yazarlarından Fehim Taştekin, "Kürtlerin Ankara’ya önerisi kilidi açar mı?" başlıklı yazısında "Heyecan yaratan Kürt açılımı" diyerek Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Kobani ile Haseke’deki karargâhında görüştüğünü anlatmış ve güvenli bölge önerilerinin ABD’nin SDG dediği güçlerin komutanı Mazlum Kobani’ye ait olduğunu yazmıştı.

Kobani, Taştekin’e Amerikalılar aracılığıyla Türkiye’den görüşme talep ettiklerini ve çözüm olarak beş kilometre derinliğinde bir güvenli bölge planı sunduklarını söylemişti.

Kobani’nin önerileri şöyleydi:

* Türkiye’nin istediği 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge olamaz. Ama beş kilometre olabilir.

* Halk Savunma Birlikleri (YPG) beş kilometrelik alandan çekilir. Bu alana yerel askeri meclis olarak oluşturulan güçler yerleşir.

* YPG beş kilometre içindeki ağır silahlarını çekebilir. Menzili Türkiye’ye ulaşan silahlar da çekilebilir. Hatta 20 kilometre menzilli silahlar da 20 kilometre uzağa indirilir.

* Buna karşılık Türkiye saldırmayacağını taahhüt eder.

* Bu alanda uluslararası gözlemciler yer alabilir.

* Türkiye uluslararası gözlemcilerin parçası olamaz. Uluslararası gücün tarafsız olması gerekir.

* Türkiye’nin istediği şekilde (Fırat Kalkanı ile birlikte hareket eden) milis güçleri bölgeye giremez. Ancak bu bölgeden ayrılmışsivillerin geri dönüşünde bir engel yok.

Mazlum Kobani bu önerileri, James Jeffrey aracılığıyla sunduklarını da belirtmişti.

Aynı yazıda Taştekin, SDG’nin, "Jeffrey, Ankara’ya geldiğinde CENTCOM Komutanı Orgeneral Kenneth McKenzie’nin PYD’ye ‘ABD, Türkiye’nin saldırmasına izin vermeyecek’ garantisi verdi" diye açıklama yaptığını da bildirmişti.

Biz de bu bilgileri 2 Ağustos’ta "Oslo’dan sonra PYD açılımı" başlığı altında değerlendirmiştik.

***

Bana gelen duyumlar, Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki istifaların da bu konuyla ilgili olduğu şeklinde. Yalnız, istifa edenlerin Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, yani siyasi iradenin Suriye politikasını doğru bulmadıkları, verilen görevleri bu sebeple kabul etmek istemediği bildiriliyor…

Yine Türkiye’nin ABD ile Müşterek Harekât Merkezi kurmasının da Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda ABD’den bağımsız hareket etme yeteneğini ortadan kaldırdığı ifade ediliyor. Kısacası bu şartlar çerçevesinde verilen siyasi emirler, bazı komutanlar tarafından benimsenmiyor. Sorun buradan kaynaklanıyor.

Bu ortamda, Özgür Suriye Ordusu denilen muhaliflerin de bölgede kendi bildiğini okumaya çalıştığı belirtiliyor.

Türkiye, bir an önce kesin kararını vermeli ve uygulamalıdır!

Kaynak Yeniçağ: Askerler neden istifa etti? – Arslan BULUT