TSK DOSYASI /// RIFAT OKÇABOL : CUMHURİYETİN GENELKURMAYI !!!!!


RIFAT OKÇABOL : CUMHURİYETİN GENELKURMAYI !!!

06/03/2020

Biri Osmanlıya diğeri Cumhuriyete ait olmak üzere iki farklı Erkan-ı Harbiye-i Umumiye vardır:

İlki Orhan Bey’in padişahlığı sorasında 1300’lerin ikinci çeyreğinde kurulan askeri örgütün Osmanlının son zamanlarındaki adıdır. İkincisi 23 Nisan 1920 tarihinde kurulan TBMM hükümetlerinde oluşturulmuştur.

İlk kuruluşun çekirdeğini uzun yıllar devşirmeler oluşturmuştur. İkincisini tümünü ülkeyi yabancı işgalinden kurtarmak isteyenler oluşturmuştur.

İlki ağırlıklı olarak Orhan Beyi/padişahları korumak ve başka beylikleri toplulukları ve devletleri hakimiyet altına almak için kurulmuştur. İkincisi emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşını vermek Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayanları özgürleştirmek -vatanı kurtarmak- üzere kurulmuştur; 3 Mart 1924’ten sonrasında da kazanılan bağımsızlığı ve halk egemenliğini koruma işlevini üstlenmiştir.

İlki yüzyıllarca padişah/halife/cihat için savaşmıştır. İkincisi vatanın kurtuluşu için savaşmıştır; kurtuluştan sonrasında da “yurtta barış ve dünyada barış” için var olmuştur.

İlki Sevr anlaşmasından sonra İngilizlerin İstanbul’u Yunanlıların İzmir’i … işgal etmelerini içine sindirebilmiştir. İkincisi bu durumu içine sindiremeyenlerden oluşmuştur.

İlki padişahla ilişkili olduğundan padişah İngiltere’ye kaçınca ortadan kalkmıştır. İkincisi silahlı kuvvetlerde rütbe adları Türkçeleştirilirken 1935 yılında Genelkurmay adını almış halkla ilişkili olduğundan halk var oldukça ve dünyada silahlı kuvvetlere gereksinim duyulmayacak bir düzen kurulana kadar var olacaktır.

Özetleyecek olursak Cumhuriyetin Genelkurmay Başkanlığı 23 Nisan 1920 – 30 Ağustos 1922 yılları arasında Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasını sağlayan bir kurumdur. 3 Mart 1924’ten itibaren de Cumhuriyetin temellerini oluşturan emperyalizm karşıtlığıyla bağımsızlıkla ve de halk egemenliği ile özdeşleşmiş bir kurumdur.

Bu arada son 70 yılda zaman zaman “Bu Genelkurmay Cumhuriyetin Genelkurmay’ı mı?” sorusunu akla getirecek olaylar da yaşanmıştır. Örneğin;

1950 başlarında askerlerimizin ABD’nin emperyalist emellerine destek vermek üzere Kore’ye gönderilmesi arkasından ABD’nin emrinde bir emperyalist kuruluş olan NATO’ya üye olunması ve tüm silahlı kuvvetlerin NATO’nun emrine verilmiş olması

Silahlı kuvvetlerin grev gibi demokratik haklar için gerçekleştirilen kitle eylemlerine karşı kullanılması

Amerikalıların 12 Eylül 1980 Darbesini gerçekleştiren komutanlar için “Bizim oğlanlar başardı” demesi

Hem Genelkurmay hem de 12 Eylül’ün Milli Güvenlik Kurulu başkanı Kenan Evren’in demokratik seçimle başbakan olan kişiyi devirip asan ve Pakistan’a şeriat düzeni getiren General Ziya-ül Hak’a “Kardeşim” demesi

12 Eylül darbecilerinin Türk-İslam sentezi anlayışını eğitim ve kültür politikası olarak benimsemesi; imam hatiplere öğretmen hukukçu … olma -öğretilen dini anlayışlarını mesleklerine yansıtma- yolunu açması

böyle bir soruyu haklı çıkarmaktadır.

Bu arada “Hah bu Cumhuriyet’in Genelkurmayı!” dedirten olaylar da vardır. Örneğin

Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ın Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın orduyu ABD önderliğindeki koalisyon güçleri ile Irak’a karşı savaşa sokmak istemesi üzerine 1990’da istifa etmesi

Silahlı kuvvetler mensuplarına karşı başlatılan kumpas davaları üzerine “Tutuklamaların evrensel hukuk kaidelerine hakka adalete ve vicdani değerlere uygun olarak yapıldığını kabul etmek birçok hukukçunun da ifade ettiği gibi mümkün değildir” diyen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner ve üç kuvvet komutanının istifa etmesi.

ANCAK;

1974 Kıbrıs olayları sırasında Türkiye’ye yardım eden Kaddafi’yi yok etmek için 2011’de NATO’ya destek verilmişse

15 Temmuz darbe girişimi sonrasında 15 bin askeri öğrencinin geleceğinin karartılmışsa askeri okullar bir çırpıda kapatılmışsa Haydarpaşa Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin adı Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi olarak değiştirilmişse imam hatiplere subay olma olanağı verilmişse inançlar silahlı kuvvetlerde belirleyici olacaksa

Afganistan’da Irak’ta Suriye’de … ABD’nin emperyalist emellerine alet olunuyorsa

Bağımsız bir ülkenin iç işlerine müdahaleye kalkışılıyorsa – bir ülkenin bağımsızlığına saygı gösterilmiyorsa

Bir askeri harekatı Milli Savunma Bakanı’nın mı Genelkurmay Başkanı’nın mı yürüttüğü belli olmuyorsa

“Bu Genelkurmay emperyalizm karşıtı bağımsızlıktan ve de halk egemenliğinden yana olan Cumhuriyet’in Genelkurmayı mı?” sorusu daha da can alıcı bir soru olmaktadır.

TSK DOSYASI /// HASİP SARIGÖZ : MEHMETÇİĞİN KENDİ HEKİMLERİNE NE OLDU ?


HASİP SARIGÖZ : MEHMETÇİĞİN KENDİ HEKİMLERİNE NE OLDU ???

Bu öyle bir yalnızlık ki "Allah düşmanıma vermesin" denir ya işte o cinsten…

Çünkü askeri doktor aynı zamanda askerdi.

Tıp eğitiminin yanında askerlik eğitimi de alır ve gerekirse bulunduğu birlikte eline silah alıp çatışmaya da girerdi.

• Askeri doktor; askeri birlikte cephede yetişirdi.

• Askerle birlikte silah ve teçhizat kuşanırdı.

• Dağda onunla yürür gerekirse onunla birlikte savaşırdı…Kurşun vızıltıları altında kanamaya tampon yapar serum takar dikiş atardı.

• Gerekirse sürünerek gerekirse sürüyerek Mehmetleri ateş hattından çıkarır ve Allah’ın izniyle onlara yeni bir hayat bahşederdi.

• Şartlar ne kadar çetin olursa olsun onunlaydı onun yanındaydı komutanıydı abisiydi silah arkadaşıydı ve onun koruyucusu/kurtarıcı meleğiydi.

• Hiç çatışmaya girdiniz mi?

Girdiyseniz beni çoktan anladınız.

Yok girmediyseniz o zaman da ne olur gönlünüzle yüreğinizle ve vicdanınızla düşünün.

Şimdi yapılan şey Mehmetçiğin yüreğindeki bu büyük güveni bu büyük dayanağı çekip almak değil mi?

Siz ister kabul edin ister etmeyin harp cerrahisi diye bir gerçek vardır.

Hap yarasını da en hızlı şekilde harp doktoru tedavi eder.

Bunun kimyasal silah etkileri var radyasyonu var denizaltı hekimliği yanık hekimliği var var oğlu var…

Askerler milleti adına aldıkları çok tehlikeli ve bazen de bir o kadar da gizli görevleri yaparlarken; sadece gözlerini kulaklarını ellerini ve ayaklarını kaybetmezler.

Tunç yürekli ve çelik bilekli olsalar bile psikolojileri bozulur hatta akıllarını bile kaybedebilirler.

İşte bu vaziyetteki hastaların tedavisi de mahrem koşullar gerektirir.

Hastanın bu hale nasıl geldiğine dair birliklerinden komutanlarından ve görev arkadaşlarından detaylı raporlar istenir ve bu raporlar ile operasyon tutanaklarından da faydalanılarak neden sonuç ilişkisi analiz edilerek teşhis konulur ve bu askerler tedavi edilmeye çalışılır.

İşte bu raporlar ve operasyon tutanakları devletin milletin ve personelin bekası açısından birçok gizli bilgiyi de içerir.

Bu gizlilik; birliklerimizin ve personelimizin yumuşak karnı sayılabilecek her türlü zayıf eksik ve gedik taraflarımızı içerdiği gibi göreve gizlilik derecesi verilmesine sebep olan millî menfaatlerimizle ilgili birçok mahremiyeti de içerir.

Şimdi düşünün…

Bu gizli bilgiler şimdilerde kimlerin elinde?? ?

Biliyorsunuz devlet hastanelerindeki personelin önemli bir kısmı yerel personelden oluşuyor.

Bu personelin içinde niceleri var?

Şimdi yaralı evlatlarımız bu hastanelere getiriliyor tabi ki getirilene kadar hayatta kalabilirlerse.

Kan kaybından şehit olan evlatlarımızı duyuyoruz!

Kan verilmediği için şehit olan çocukları duyduk!"

Bırakın ağrı çeksin!" dercesine kayıtsız kalanları ve bu durumdan adeta zevk alanları bizzat gördük!

Güneydoğudaki devlet hastanelerine zorunlu olarak yatırılan yaralı gazilerin PKK’lı doktor ve hemşireler tarafından taciz edildikleri doğru dürüst tedavi edilmedikleri ve hatta bilerek ölüme sürüklendikleri iddialar arasındadır!

Ne yazık ki bugün leylekler ve göçmen kuşlar için bile hastane kurmuş olan Türk milletinin Mehmetçiği için bir hastanesi ve sahra sıhhiye sistemi yoktur.

Bugün için Türk ordusundaki at ve köpeklerin bile kendi hekimleri varken Mehmetçiğin kendi hekimi yoktur!

Peki kendi ellerinizle meydana getirmiş olduğunuz bu garabeti sonlandırmak için neyi bekliyorsunuz?

Bakın her gün şehitler veriyoruz yaralılarımızın gerçek sayısını bilen bile yok!

Yaptığınız bu vahim yanlışlar nedeniyle daha kaç Mehmet acı ve ağrı çekecek?

Kaç Hüseyin hastanelerde zehirlenecek?

Kaç Ali kaç Mehmet kan kaybından gidecek?

Kaç kınalı kuzu daha toprağa düşecek?

Kaç ana kuzusu daha traktör kasalarında üst üste yığılarak tahliye edilecek?

Kaç İbrahim?

Kaç İsmail?

Kaç Hasan?

Kaynak: Mehmetçiğin kendi hekimlerine ne oldu?

LİNK : https://www.gunboyugazetesi.com.tr/mehmetcigin-kendi-hekimlerine-ne-oldu-3916yy.htm?fbclid=

TSK DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : BARİYER Mİ, KARİYER Mİ ???


YILMAZ ÖZDİL : BARİYER Mİ, KARİYER Mİ ???

Mayıs 1993… Pkk azmıştı. Hergün pusu, hergün karakol baskını, kan gövdeyi götürüyordu. 150 kişilik ağır silahlı terörist grup, Elazığ-Bingöl karayolunda şehirlerarası otobüsü durdurdu, kimlik kontrolü yaptı. Malatya’dan usta birliklerine giden sivil kıyafetli, silahsız 36 er indirildi. Geceyarısı saat 03’tü. Aslanlarımızı yol kenarında yan yana dizdiler, kolkola girin diye bağırdılar, Kalaşnikoflarla, Bixi tabir edilen ağır makineli tüfeklerle taradılar. Dakikalarca, şarjörleri değiştirip değiştirip boşalttılar. Delik deşik cansız bedenlerin yanına gelip, suratlarına sıkmaya devam ettiler. 33 askerimiz orada şehit oldu. 3’ü öldü sanılarak bırakıldı.
*
Olay yerinde 1570 mermi kovanı bulundu.
*
Her evladımıza 44’er mermi sıkmışlardı.
*
Memleket ayağa kalktı. Birilerinin bir şey yapması gerekiyordu artık.
*
Bir şey yapılmalıydı ama, bir şey yapması gereken generallerin çoğu çeşitli bahaneler ileri sürerek, bölgeye tayinini engelliyordu. Neredeyse Hakkari Dağ Komando Tugayı’na gönderecek komutan bulunamıyordu. Terfi bekleyen 80 tuğgeneral vardı, isim isim vermek istemem ama, mazeretin bini bir paraydı, istifa ederim diyen bile vardı.
*
Haziran 1993…Genelkurmay başkanının kapısından içeri bir tuğgeneral değil, bir kurmay albay girdi. Üstün sicilliydi. Kara kuvvetleri komutanı da odadaydı.
*
Genelkurmay başkanı 45 dakika alakasız konulardan bahsetti, muhtemelen gene bahaneler duyacağı endişesiyle mevzuya bir türlü giremiyordu, sonra lafı evirdi çevirdi, “seni Hakkari’ye gönderelim mi?” diye sordu. Hiç tereddütsüz “emredersiniz” cevabını aldı. Mazeret duymayınca rahatlayan genelkurmay başkanı bu defa “ne zaman katılırsın?” diye sordu. “Hemen” cevabı geldi.Kuvvet komutanı o güne kadar aldığı mazeret cevaplarından olsa gerek, albaya açık kapı bıraktı, “önce ailenle konuş istersen” dedi. Albay kararlıydı, “hemen gideyim” cevabını verdi.
*
Hemen gitti.
*
Terörle mücadele tarihinde görülmemiş başarı sağladı. Bin ila 5 bin askerin katılımıyla, 857 defa vurucu operasyon yönetti. 21 defa sınırötesi harekat yönetti. Pkk’yı bekleyen değil, Pkk’yı kovalayan konuma geçti, örgütün dağ kadrosunu yarı yarıya imha etti. Askerleriyle birlikte omuz omuza vuruştuğu için, çatışmalara bizzat katıldığı için, emrindeki askerler tarafından “efsane komutan” adı verildi. Buzul Dağı’nda mesela, beklemedikleri anda baskın yapabilmek için 3500 askeriyle birlikte eksi 40 derecede buzda yattı, tipiye yakalandılar, çanak benzeri bir arazide beş gün mahsur kaldılar, üçüncü gün erzakları bitti, donuyorlardı, “çantalarınızı, hatta tüfeklerin dipçiklerini bile yakın” emri verdi, neticede ummadıkları anda mağaralarda saklanan yüzlerce teröristi basmayı başardılar. Birinci Dereceden Altın Üstün Cesaret ve Feragat Madalyası aldı, ayrıca iki defa Üstün Cesaret ve Feragat Nişanı aldı. Beş defa Üstün Birlik Yetiştirme Nişanı aldı, Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinde beş defa Üstün Birlik Yetiştirme Nişanı’na sahip tek kişi oldu. Tümgeneral’ken önü kesildi, emekli edildi.
*
Osman Pamukoğlu.
*
Önceki gün…Değerli eşi hanımefendi, kendisi gibi bazı komutan eşi arkadaşlarıyla birlikte Ankara’da bir askeri sosyal tesiste buluşacaklardı. Osman Pamukoğlu “yolumun üstünde, ben götüreyim” dedi, aracıyla askeri sosyal tesisin nizamiyesine geldiler, eşinin girişi için kendi kimlik kartını çıkardı, bariyerde görevli astsubaya uzattı. Osman Pamukoğlu girmeyecekti, sadece eşine kolaylık olsun diye aracından inmiş ve kendi kimlik kartını uzatmıştı. Bariyer açılacak, hanımefendi geçecek, Osman Pamukoğlu aracına binerek, randevusuna gidecekti. Ama bir tuhaflık vardı…Kapıda görevli astsubaylar kartı makineye sokuyor, kendi aralarında mırıl mırıl konuşuyor, bariyer açılmıyordu. Pamukoğlu “hayrola oğlum?” diye sordu. Astsubayların utançtan yüzü kızarmıştı, komutanın gözüne bakamıyor, cevap veremiyorlardı. “Hayrola?” diye bastırınca, esas duruşta yere bakarak, utana sıkıla cevap vermek zorunda kaldılar.
*
“Bu kartın sahibi askeri sosyal tesislere giremez” ibaresi çıkıyordu!
*
Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinin en gurur duyulan generallerinden, vatanını seven herkes tarafından efsane olarak anılan komutan Osman Pamukoğlu’nun askeri sosyal tesislere girmesi yasaklanmıştı!
*
Hulusi efendi tarafından yönetilen genelkurmay, aklınca, Osman Pamukoğlu’nu cezalandırmıştı. Osman Pamukoğlu’nu kendileri gibi zannettikleri için “askeri sosyal tesislere sokmayalım, aklı başına gelsin” diye düşünmüşlerdi.
*
Gülümsedi Osman Pamukoğlu. Her zamanki gibi gülümsedi. Gitti.
*
Şimdi sıkı durun…
*
Osman Pamukoğlu 14 sene önce emekli oldu.14 senedir bir defa bile, tekrar yazıyorum, bir defa bile, herhangi bir askeri sosyal tesise adım atmadı.
*
Askeri sosyal tesislere girişi yasaklanan, güya cezalandırılan Osman Pamukoğlu, zaten, 14 senedir bir defa olsun herhangi bir askeri sosyal tesise gitmedi, bir saniye bile oturmadı, bir çay bile içmedi.
*
Şimdi daha sıkı durun…
*
Osman Pamukoğlu henüz 11 yaşındayken askeri okula yazıldı, teğmenliğinden itibaren 35 sene subay üniforması taşıdı. Bu 35 sene boyunca, bir defa bile, tekrar yazıyorum, bir defa bile herhangi bir askeri sosyal tesise, askeri tatil kampına filan, adım atmadı.
*
Hulusi efendi emir versin, açıp kayıtları incelesinler…
*
35 sene muvazzaf subaylık. 14 sene emeklilik. Osman Pamukoğlu ömrü boyunca, bir defa olsun herhangi bir askeri sosyal tesise gitmedi, herhangi bir askeri tatil kampına adım atmadı, bir saniye bile girmedi, bir kahve bile içmedi.
*
Böyle bir prensibi var çünkü.
*
Askerliğin askerlik tarafıyla ilgileniyor. Sosyal tesis tarafı, ömrü boyunca umurunda bile olmadı.
*
Tekrar yazıyorum. 35 sene muvazzaf subaylık.14 sene emeklilik. Bir defa olsun gitmedi kardeşim.
*
Ve, bu onurlu prensipten haberi bile olmayan zavallı tipler…Sosyal tesisleri yasaklayarak Osman Pamukoğlu’nu cezalandırdığını zannediyorlar!
*
Suriye sınırını, Irak sınırını, Ege’deki adalarımızı koruyacaklarına…Osman Pamukoğlu girmesin diye sosyal tesis sınırını koruyorlar!
*
(Kitap fuarlarından bizzat şahidim. İstanbul, İzmir, Ankara, Adana, Bursa, Kayseri, en uzun kuyruklardan biri daima Osman Pamukoğlu’nun imza standında olur, özellikle gençler komutandan imzalı kitap alabilmek için saatlerce kuyruk bekler, konferanslarında iğne atsan yere düşmez, hınca hınç kalabalık olur. Ve bizzat şahidim… Osman Pamukoğlu kitap fuarları için gittiği bu şehirlerde asla ve asla orduevinde kalmaz, parasıyla otelde kalır.)
*
Hulusi efendi…Efsane öyle kolay olmuyor. Böyle oluyor.
*
Bariyerle olmuyor.
Kariyerle oluyor.

Yılmaz ÖZDİL

TSK DOSYASI /// E. ALB. ÖMER ERBIYIK : NEDİR BU ASKER DÜŞMANLIĞI ???


E. ALB. ÖMER ERBIYIK : NEDİR BU ASKER DÜŞMANLIĞI ???

19.01.2020

Akit gazetesinde bir yazı;

“Suriye’de terör örgütü PKK/YPG’ye karşı başlatılan Barış Pınarı Harekatı devam ederken Gölcük Orduevleri Müdürlüğü tepki çeken bir organizasyona imza attı.

‘Hoşgeldin 2020’ adı altında yapılan organizasyonun afişinde yarı çıplak kadınların resimleri yer aldı. “

Evet yazı bu şekilde devam ediyordu.

Yazıya bakılırsa Ordunun genleriyle tamamen oynanmasına rağmen adamların orduya husumetleri halen de dinmiş değil.

*

Yarı çıplak dedikleri resim ise bayan sanatçının sahne kıyafeti.

Yazıda bahsedildiği gibi yarı çıplak felan da değil.

Bu zihniyet ahlakı sadece iki bacak arası olarak görür.

Ama çalıp çırpmak sömürmek ise bunlara göre asla ahlaksızlık olmaz!

*

Yukarıdaki yazıya ben değil Genelkurmay’ın cevap vermesi gerekirdi.

Böyle bir yazı şu an ordumuzda görev yapan subay ve de astsubayları kesin olarak üzer.

Büyük fedakarlıklarla çok zor şartlarda görev yapan TSK personeli bunları asla hak etmiyor.

Eğer bu yazıya Silahlı Kuvvetlerin ilgili makamlarınca cevap verilmez ise TSK’lerinde görev yapan subay ve astsubaylar da böyle art niyetlilere karşı sahipsiz oldukları hissi uyanır.

Bu da moral ve motivasyonlarını olumsuz yönde etkiler.

*

TSK’nın şerefli personelini hedef alan yukarıdaki yazıya değinmeden sizleri fazla değil sadece 6 ay geriye götürmek istiyorum;

Tarihler 01 Haziran 2019’ gösteriyordu.

Akit Tv’de yayımlanan bir programda Yeni Akit Gazetesi Haber Müdürü Murat Alan askere yönelik olarak generaller için;

“O omuzu çatal bıçak seti apoletli generaller varya. Şimdi hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya. Eşek gibi saf tutacaklar. ”

Evet ifadeler aynen böyleydi.

*

Bu ifadeler TSK’da üniforma giymiş birisi olarak şahsımı çok üzmüştü.

Türk Silahlı Kuvvetleri asil milletimizin bağrından çıkmıştır.

Bu ifadelerle generaller üzerinde TSK’leri hedef alınmış güzide ordumuza olan husumet dışarı kusulmuştur.

*

Yaz kış gece gündüz tatil bayram demeden her türlü şart ve ahvalde bütün olumsuzluklara göğüs gererek TSK’nin bütün subay ve de ast subayları gibi fedakârca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin şerefli generallerine karşı sarfedilen bu ifadeler hadsiz yakışıksız hatta yasal sınırları aşan hakaret içeren ifadelerdi.

*

Türk Silahlı Kuvvetleri’ne komuta eden generalleri toplum nezdinde aşağılamaya çalışmak kahraman ordumuza dolayısıyla Türk milletine zarar vermektir.

Şu hususu altını çizerek ifade etmek isterim;

“Bu ordu hepimizindir. Ordumuza verilen ve de verilecek zarar bu sıkıntılı coğrafyada yaşamamızı imkansız kılar. ”

*

Evet bu şahsın sarfettiği ifadeler

Askeri Ceza Kanunu 95/4 ve

Türk Ceza Kanunu 125/3 maddeleri uyarınca suç teşkil etmekteydi.

Acaba kaç generalimiz bu şahıs hakkında dava açtı bilmiyorum.

*

Düşünebiliyor musunuz;

TSK’nın generalleri için bu kendini bilmez kişi

Böyle alçakça ifadeler kullanabiliyor.

Bu kişiler bir yerlerden cesaret bulmasalar böylesi hakaret içeren ifadeleri kullanabilir mi hiç?

*

Sahi bu zihniyet “Babanın öz kızına şehvet duyması haram değil. ” diyene ne tepki gösterdi?

Bu zihniyet “6 7 yaşındaki kız ile evlenilebilir. ” diyene ne tepki gösterdi?

Bu zihniyet “Annen de olsa diz kapağının üstü tahrik eder. ”

diyene ne tepki gösterdi?

Bu zihniyet “Hamile kadının sokakta dolaşması terbiyesizliktir. ” diyene ne tepki gösterdi?

"Cinsel istismar tecavüz" suçlarında mağdur ile failin (tecavüzcünün ) evlenmesi durumunda ‘Tecavüzcünün Cezanın Ertelenmesini’ öngören yasa teklifini Kasım 2016 yılında meclise verene ne tepki gösterdi?

*

Ne diyelim moral için yapılan yılbaşı organizasyonundan

“Yarı çıplak kadınlar” diye bahsetmek kadar ahmakça bir düşünce olabilir mi?

*

Evet;

Bazı tarikat yurtlarında erkek çocuklarına tecavüzden bahsetmez bunlar.

Kur’an da adaletle ilgili onlarca ayet varken yaşanan adaletsizliklerden hukuksuzluklardan bahsetmez bunlar.

İsrafın haram olduğu ile ilgili pek çok ayet varken ülkeyi yönetenlerin yaptıkları israflardan bahsetmez bunlar.

Ülkemizde yaşanan her olumsuzluk haberlerine olayda kusuru olanları toplumun öğrenmemesi için derhal YAYIN YASAĞI getirilmesinden bahsetmez bunlar.

YASAKLAR’ın toplumda artık olağan hale getirildiğinden bahsetmez bunlar.

Telefonların dinlenmesinden kişisel özgürlüklerin yok edilmesinden bahsetmez bunlar.

Kendi zihniyetindekilerin FETÖ’yü nasıl besleyip palazlandırdıklarından bahsetmez bunlar.

Liyakata bakılmadan sadece yandaşlara iş imkanı sağlandığından haksızlığın sıradan hale geldiğinden

kindar nesil yetiştirildiğinden toplumun sizden bizden diye kutuplara ayrıştırıldığından bahsetmez bunlar.

Soruları çalarak milyonlarca gencin hakkını gasbederek geleceğini karartanlardan soruların çalınmasına çanak tutan siyasetçilerden bahsetmez bunlar.

Yasama yürütme ve yargının tek elde toplanmasının ülkemizde yaratmış olduğu sıkıntılardan bahsetmez bunlar.

Sendikacıların akademisyenlerin öğretim üyelerinin korkudan seslerini çıkaramamalarından bahsetmez bunlar.

Kanal İstanbul projesinin bilimsel sakıncalarından bahsetmez bunlar.

Ülkede yaşanan hırsızlıktan yolsuzluktan saçılan rüşvet dolarlarından bahsetmez bunlar.

Yalanları talanları yeşilin rant uğruna katledilmesini bahsetmez bunlar.

Dün mücahit olanların beş parası olmayanların bugün nasıl Türkiye’nin en zengin müteahhitleri ülkenin en zenginleri olduklarını bahsetmez bunlar.

Milletin yenen haklarından kul haklarından bahsetmez bunlar.

Allah’la aldatmanın ne kadar günah olduğundan bahsetmez bunlar .

“Vatandaşa gelince din iman kendilerine gelince kat hamam”

sağlayanlardan bahsetmez bunlar.

Dantelli kefen giyenlerin sahte raporlarla veya bedel ödeyerek askerlik yapmadıklarından bahsetmez bunlar.

Milletvekili bakan bürokrat çocuklarını neden

askerde göremediğimizden bahsetmez bunlar.

Neden şehit olanların fakir ailelerinin evlatları olup zenginin milletvekillerinin bakanların evlerine de ateş düşmediğini sorgulamaz bunlar.

Siyasal İslamcıların eşlerinin gelinlerinin neden Mekke’de Medine’de doğum yapmayıp da gidip Amerika’da doğum yaptıklarından bahsetmez bunlar.

Bu zihniyet eşleriyle sıcacık yataklarda yatarken

“Gölcük orduevindeki Yılbaşı organizasyonu afişinde yarı çıplak kadınların resimleri yer aldı” dedikleri yerdeki subay ve astsubayların yine aynı yazılarında bahsettikleri Barış Pınarı Harekatı ve diğer harekatlarda savaştıklarından yaralandıklarından hatta şehit olduklarından bahsetmez bunlar.

Kendileri tarikat evlerinde şeyhlerinin el ve eteklerini öperken

düzenlenen harekat veya terörle mücadele operasyonlarında şehit düşenlerin ailelerinin ihtiyaç ve sıkıntılarıyla yine bu subay ve astsubayların ilgilendiklerini bahsetmez bu vicdansızlar.

Domuz eti yemekten korkup ama kul hakkı yemekten korkmayanlardan bahsetmez bunlar.

“Allah Allah “ diyerek aldığımız bu toprakları

“Allah Allah “ diyerek yiyenlerden bahsetmez bunlar.

Hangi birini sıralayım kardeşim hangi birini.

Daha devam etsem inanın sayfalar yetmez sayfalar.

Bu kişiler olsa olsa “Kara Vicdanlı” olurlar.

*

Bakınız Ömer Hayyam ne güzel de söylemiş;

İçin temiz olmadıktan sonra

Hacı hoca olmuşsun kaç para.

Hırka tespih post seccade güzel

Ama “MEVLA” kanar mı bunlara?

*

Unutmayınız ki;

Elbisesi kirli olandan değil

düşüncesi kirli olandan korkmalı.

Kötüler kendilerine tahammül edildikçe daha da çok azarlar.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/nedir-bu-asker-dusmanligi-e-alb-omer-erbiyik-264807h.htm

TSK DOSYASI : AİLESİNİ GEÇİNDİRMEK İÇİN ŞEHİTLİĞE KOŞAN UZMAN ÇAVUŞ ADAYININ TİRAJİK HİKAYESİ


ÖLÜM KADER DEĞİL ÇARESİZLİK..

YOLCU KARŞILAMAK ÜZERE GİTTİĞİM ANKARA OTOGARI AŞTİ’DE YAŞADIĞIM BİR OLAYDAN O KADAR ÇOK ETKİLENDİM Kİ, BUNU SİZLERLE PAYLAŞMAM GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNDÜM.

Terörle mücadelede, asker, polis, korucu hemen her gün şehit veriyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin her rütbeden şehitleri var, ama dikkat ederseniz en çok uzman çavuşlar yani profesyonel askerler şehit düşüyor.

Bu acı gerçeğin arkasındaki temel nedenlerden biri de, Anadolu insanının kaderi haline gelmiş yoksulluktur.

Dikkat edin, uzman çavuşların büyük bir çoğunluğu yirmili yaşlardadır.

Yani ömürlerinin baharındayken, ülkenin birliği, bütünlüğü, toplumun rahatı ve ailelerinin geçimini sağlamak için şehit düşerek, hayata veda ederler.

Dönelim Ankara Otogarı’nda yaşadığım olaya.

AŞTİ’nin önünden geçen yolun karşı tarafındaki metro çıkışının bulunduğu sokakta, bir lokantanın önünde yolcularımı bekliyordum.

Park yeri bulamadığımdan, binanın otoparkına giriş çıkış olabilir düşüncesiyle, dörtlülerini yaktığım otomobilimin başında duruyordum.

Boş gözlerle kalabalığı izlerken, “bir şey sorabilir miyim” sorusu ile kendime geldim.

Karşımda duran genç ile aramızda şu konuşma geçti:

–Sor kardeşim.

–Abi burada Eskişehir yolu varmış.

–Karşıdaki büyük binaları görüyor musun? İşte onların önünden geçen yol Eskişehir Yolu’dur. Sen neresine gideceksin?

–Hava Hastanesi’ne.

–İyi de, Hastane Eskişehir Yolu’nda değil ki…

–Nerede?

–Etimesgut tarafında. Eskişehir Yolu’nda bir süre gidip, Etimesgut istikametine devam ediliyor.

–Abi oraya yürüyerek gidilir mi?

–Gidersin, ama yaklaşık 15 kilometre yürümen lazım. Ama en iyisi, yolun karşından geçen Etimesgut, Sincan dolmuşlarına binmek.

–Abi ben yürüyerek gitmek istiyorum. Saat kaçta çıksam sabah 8’de orada olurum?

–Kaldığın yere göre değişir. Nerede kalacaksın?

–AŞTİ’de kalırım. Sabah 5’te çıksam, oraya 8’de ulaşır mıyım?

–Kardeşim, ulaşırsın ulaşmasına da, dolmuşa sabah 7.30’da binersen, Hava Hastanesi’nin önünde 8’de inersin. Senin ne işin var orada?

–Profesyonel askerlik için müracaat ettim. Rapor alacağım.

–Uzman çavuş mu olacaksın?

–Evet abi.

–Nerelisin sen?

–Yozgat Çekerek’in bir köyündenim. Biraz önce otobüsle memleketten geldim.

–Niye uzman çavuş olmak istiyorsun?

–Mecburum abi.

–Neden mecbursun ki?

Genç bu soru üzerine başını önüne eğip, kısa bir süre sustu.

Sormamam gereken bir soru mu yönelttim diye düşünürken, genç çok mahcup bir şekilde konuşmaya devam etti.

–Fakirlik işte abi. Köyde doğru dürüst bir geçimimiz yok. Babam hastalıktan öldü. Üç küçük kardeşim var. Annem de hasta. Onlara bakmak için sağlam bir işe girmem lazım.

–Sağlam iş diyorsun da, terörü görmüyor musun? Her gün ölüm var, birçok şehit veriyoruz. Bu işin neresi sağlam?

–Doğru söylüyorsun abi. Bizim komşu köyden bir akrabamız 2 yıllık uzman çavuştu, Şırnak’ta şehit düştü. Merkezde de 2-3 uzman çavuş var şehit olan.

–Bak gördün mü? İşin ucunda şehitlik olduğunu sen de biliyorsun. İyi düşündün mü?

–Abi başka çarem kalmadı. İki-üç bin lira, komando olursam da daha fazla maaş alacağım. Şehit düşmek alın yazımızda varsa, memlekete canımız feda olsun. Hem şehit olursam, annemi ve 3 kardeşimi de kurtarırım.

–Şehit olunca onları nasıl kurtaracaksın ki?

–Anneme şehit maaşı bağlarlar. Şehitlerin kardeşlerine de devlette iş veriyorlar.

–Anladım kardeşim, Allah hakkında hayırlısını versin. Madem Hava Hastanesi’ne gideceksin. O kadar yol yürünmez. Dolmuşa bin. Tamam mı?

Teşekkür eden genç, geceyi geçireceğini söylediği AŞTİ’ye doğru yürümeye başladı.

Bilirsiniz tren istasyonu, otogar gibi yerlerde, “Bir şey sorabilir miyim” diyerek yanınıza gelip, yol ya da yemek parası isteyenler vardır.

Bu saygılı, mahcup, mahzun genç, kesinlikle onlardan değildi ve tertemiz bir Anadolu çocuğuydu.

Neden dolmuşa binmeyip, ısrarla yürümek istediğini düşünürken, birden aklıma, cebinde yol parası olmayacağı geldi.

İsmini bile sormadığım gencin arkasından birkaç kez seslendim.

Dönüp geldi.

–Buyur abi.

–Kardeşim neden dolmuşa binmiyorsun? Paran mı yok?

Utandı. Yüzü kızardı. Yanıt veremedi.

Hemen arabama girdim, sigara içmediğim için bozuk paraları koyduğum küllüğü aldım. Avucuma boşalttığım bozuklukları gence uzattım.

–Abi gerek yok. Ben yürürüm.

–Allah aşkına al şu parayı.

Sanki çok şeymiş gibi parayı vermeye kararlıydım, ama o da almamaya.

Hani hesap ödemek için neredeyse güreşecek duruma gelenler var ya, “alırsın, almam çekişmesi” içinde biz de o görüntüdeydik.

Benden kısa ve çelimsiz olduğu için fazla direnemeyince, bozuklukları zorla cebine doldurdum.

O an nefesinin koktuğunu da hissettim. Belli ki uzun süredir açtı.

Gözleri hafiften yaşarmıştı. “Peki, abi dolmuşa binerim” diyerek, AŞTİ’ye gitmek üzere metronun bulunduğu alt geçide doğru yürüyüp gözden kayboldu.

Yozgat Çekerekli gencin, “Şehit olursam, annemi ve 3 kardeşimi de kurtarmış olurum” sözleri kulaklarımda çınlıyordu.

Ama hayatını, ailesine maddi gelir sağlamak için vermeye hazır bu genç, cebinde, otel ve dolmuş parası olmadığından, otogarda gecelemeyi, 15 kilometrelik yolu yürümeyi düşünüyordu.

Ben ise bu gence bir avuç bozuk para vererek, sanki vicdanımı rahatlatıyordum.

Bu düşünce beni boğar gibi oldu.

Cüzdanıma baktım, 220 TL vardı.

O an aklımda, ne park yeri sorunu ne arabam ne de karşılayacağım yolcular kalmıştı.

Aracımı orada bırakıp, AŞTİ binasına doğru koşmaya başladım.

Koskoca terminalin insan kaynayan kalabalığında, bir o yana bir bu yana kaç kez gittim bilmiyorum.

Kan ter içinde kalmış bir halde yolcuların oturduğu bölümlere bakmaya devam ederken, aradığım genci, alt katta, gelen yolcu bölümündeki sıraların birinin, duvara dayanmış köşesine iki büklüm uzanmış halde gördüm.

Bir süre onu yattığı yerde izledikten sonra yanına gittim.

–Çekerekli kardeşim, sana para lazım olur diye düşündüm. Cüzdanımdaki tüm para bu. Alırsan çok sevinirim.

Uykulu gözlerle bana baktı. Belli ki, duyduklarından pek hoşlanmamıştı.

–Abi ben dilenci değilim. Kesinlikle almam. Hem bana niye para vermek istiyorsun ki?

Bu sırada gözlerinden damlalar düşmeye başlamıştı. Başını öne eğip, gözyaşlarını gizlemeye çalıştı.

Duygusal biri olduğum için benim de gözlerim yaşarmıştı.

Yanına oturdum ve katlayıp avucumun içine sakladığım parayı uzattım.

–Dilenci olmadığını bildiğim için geldim. Sen onurlu bir gençsin. Bu para az da olsa işini görür.

–Abi kendimi kötü hissettim. Alamam.

–Bu parayı borç say kardeşim. Telefon numaramı vereyim, sen de uzman çavuş olduğunda, alacağın ilk maaşla borcunu ödersin.

–Ya uzman çavuşluğa almazlarsa?

–Numaram sende kalacak. Durumun müsait olduğunda ödersin.

Önerim aklına yatmıştı, ama parayı almayı kabul etmesi yine de 5-10 dakika sürdü.

Çantasından çıkardığı zarfın arkasına da, telefon numaramı yazdım.

Adının Mustafa olduğunu öğrendiğim genci orada bıraktım.

Son kez dönüp baktığımda, çantasını yastık yapmış, sıranın üstüne kıvrılıp uykuya dalmıştı.

Arabama döndüğümde, trafik polisi ceza yazıyordu.

Hiç itiraz etmeden makbuzu alıp aracıma bindim ve radyoyu açtım.

Gece haberlerinde, terör örgütü PKK ile çatışmalarda şehit olan 5 uzman çavuşun isimleri okunuyordu.

Bu yazıyı kaleme aldığım birkaç gün boyunca yine şehit uzman çavuşların adları, daha öncekiler gibi haberlerde verilirken hep Mustafa’yı düşündüm.

Biliyorum ki, uzman çavuşların adları bundan sonra da şehit haberlerinde sürekli okunacak ve Mustafa’nın sözleri hiç aklımdan çıkmayacak.

Terörle mücadeledeki önde gelen gücün, yoksul Anadolu insanındaki vatan sevgisi olduğu bilinmelidir.

Ama bununla birlikte, ailesine maaş, kardeşlerine iş sağlamak için yirmili yaşlarda şehit düşmeyi göze alan daha çok Mustafa’nın da olduğu unutulmamalıdır.

Gürbüz Evren.

TSK DOSYASI /// HABİP HAMZA ERDEM : ‘KEMALİST SUBAYLAR RAHATSIZ’


HABİP HAMZA ERDEM : ‘KEMALİST SUBAYLAR RAHATSIZ’

Amerikalı bir Düşünce Kuruluşu ‘Kemalist Subaylar Rahatsız’ diye yazmış.

Gayri meşru Hükûmetin yandaşları da ‘Darbe geliyor’ diye yırtınıyorlarmış.

‘Sözde Kemalist’ cephe ise ‘rahatsız olmadıkları’nı göstermek için en az onlar kadar paralanmaktalar.

Efendim diyorlar biz 12 Mart’a da karşı idik 12 Eylül’e de.

O arada 28 Şubat’a da karşıyız tabii…

Biz diyorlar demokrasiye evrensel hukuka guguka ıvıra ve zıvıra inanıyoruz.

‘Askerî Vasayet’e falan da karşıyız.

Sondan başlanacak olursa askerin ‘vesayet’ koyması başka ‘askerî bilgi ve disiplin’ içinde olması başka şeydir.

Bir ülkenin savunma plan ve programlarını iç ve dış güvenlik stratejilerini Diyanet İşleri Başkanlığı mı hazırlayacaktı peki ama?

Bu plan ve programların stratejilerin hükûmetin önüne konulması ve onların uygulanmasını istemesi niye ‘vesayet’ oluyormuş aklı başında biri anlatsa da öğrensek.

Gelelim ‘Kemalistlik’ konusuna.

Türk subayı bu ülkenin kurucusu ve askerî dehası dünyaca kabullenilmiş olan Mustafa Kemal’ci olmayacak da neci olabilecekmiş Tanrı aşkınıza.

Ve Kemalizm’in birincil niteliğinin ‘Asîlik’ olduğunu bilmeyen bir Türk askeri mi olabilirmiş?

Haksızlığa hukuksuzluğa adaletsizliğe karşı ‘isyankâr’lık.

Nerede bir haksızlık hukuksuzluk adaletsizlik varsa Kemalist asker ya da sivil orada ya başkaldırandır ya da başkaldıranın yanında yer alır.

Demek ki Kemalizm’in olmazsa olmazı ‘nabza göre şerbet’ vermek değil tersine bizzat haksızlık ve hukuksuzluğun karşısına dikilmektir.

‘Darbe’ konusuna gelince Kemalistler hiçbir biçimde ‘darbe’den yana olamazlar çünkü onlar ancak ve sadece ‘devrimci’ olabilirler.

Şimdi bana Türk Ordusu içinden ‘devrimci’ bir tek subay gösterebilir misiniz?

Kaldı ki uzun süredir Türk Ordusu diye bir ‘şey’in kalmadığı ve sözde ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’nin adı üzerinde bir TSK yani bir tür STK olduğunu söyleyegelmekteyim.

Neresinden baksanız Kemalizm’le herhangi bir ilişiği kalmamış bir ‘Toplama’ silahlı kuvvet.

İçinde Fetöcüsü var ÖSO’cusu var IŞİDcisi var Mehdicisi var tarikatçısı var; var da var…

Bir tek ‘Kemalist’i yok.

Bir kesim tatlısu ‘Atatürkçü’sü de vardır belki.

Bu sonuncular sözde ‘demokrat’ ‘yasalara saygılı’ ‘Devlet terbiyeli’ falan oluyorlar.

Dikkat edilirse ‘hukuk’a değil ama ‘yasa’lara saygılı diyorum.

Bu ‘yasa’lar ‘hukuk’a uygun mu değil mi tatlısu Atatürkçüsü’nün umurunda değildir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli olan ‘Kemalist Devlet’ göz göre göre her gün ve her saat bir tuğlası çekilerek yerle bir olmuş olabilir ama onun umurunda değildir.

Olsa olsa ‘bu kadarı da fazla diyerek sözde ‘itiraz’ ediyormuş görünür.

Benim ‘Zeytin Çekirdeği’ ‘Gözyaşı Pınarı’ dediğim yurtdışı harekâtlarını da ‘Devlet terbiyesi’ gereği savunmak durumundadır.

Suriye’de bile bile ‘yenilgi’yi tatmak üzere yola çıkılmıştı.

Sonu ‘Bozgun’a varabilecek bu sözde harekâtlar Rand C’nin ‘Kemalist’ dediği bu subaylar için ‘rahatsız’lık konusu olmadı.

Seçim yolsuzlukları mahkeme soytarılıkları vurgun kapkaç ve talandan ‘rahatsız’ değiller.

‘Türk Ordusu’nun son yüz yıllık ‘yapısı’ darmadağın edildiğinde bu tatlısu Atatürkçü subayları ‘Devletimiz buyurdu’ diyerek sinelerine çekmişlerdir.

Hapislere tıkılmışlardır ‘rahatsız’ olmamışlardır.

‘Kol kırılmış yen içinde kalmıştır’.

Şimdi durup dururken niye ‘rahatsız’ olacaklarmış doğrusu ben anlayamadım.

Kimse merak etmesin onlar rahat siz rahatsınız.

Ancak Devrimci Kemalistler inanın gerçekten çok ‘rahatsız’.

Ne var ki ‘Darbe’ yapmayı kesinlikle düşünmezler.

‘Devrim’ yapmayı ise akıllarından çıkarmış olamazlar.

İşte o gün geldiğinde nerede alçak ve namussuz nerede işbirlikçi hain varsa bu kez onlar çok rahatsız olacaklar ki o günleri de göreceğiz.

Tatlısu ‘Atatürkçüleri’ ise pek yakında Gözyaşı Pınarı’ndan akacak olan gözyaşlarını silmekle uğraşacaklar.

Çünkü bunlar ahlayıp/vahlamaktan başka bir şey beceremezler…

Bunların en büyüğü eleştiriler karşısında ‘orada olan sen değildin bendim’ demişti.

Ben de ‘zaten sen olduğun için bütün bunlar oldu’ diye yazmıştım.

Ve yineliyorum keşke orada bir ‘Kemalist Devrimci’ olsaydı…

LİNK : https://www.linkedin.com/pulse/kemalist-subaylar-rahatsiz-habip-hamza-erdem/