KARADENİZ BÖLGESİ DOSYASI : SİYASET, EKONOMİ VE TOPLUM ÜZERİNE 3 . ULUSLARARASI MAVİ KARADENİZ KONGRESİ 15-17 EKİM 2012


İÇİNDEKİLER :

BÖLÜM I

KARADENİZ HAVZASINDA STRATEJİK REKABET

The “Russian Question” and the Moscow’s Strategy toward the Black Sea Region

Impacts of the Russian-Turkish Relations on Black Sea Basin

11 Eylül Sonrası Büyük Devletlerin Karadeniz’de Etkinlik Çabaları ve Yeni Güç Dengeleri

Yeni Büyük Oyun’da "Batı’nın İki Ötekisi" olarak Türkiye ve Rusya’nın Avrasya’da İşbirliği Arayışları

Rusya Federasyonu’nun Sovyet Ardılı Bölgeleri Algılayışı : Avrasyacılık Stratejisi ve Rus Dış Politikası

Türk Dış Politikasında Değişim

Oryantalist Yaklaşıma Karşı Yeni Bir Düşünce Geleneği Oluşturulabilir mi?

BÖLÜM II

KARADENİZ’DE GÜVENLİK VE BÖLGESEL SORUNLAR

Religion, Identity, Culture, Social Change and Minority Politics in the Black Sea Region

Karadeniz Politikalarında Anahtar Bölge: Kırım

Analysis of the 2008 Russia-Georgia Conflict and Its Implications

Soğuk Savaş Sonrası Milliyetçiliğin Güvenlik Politikalarına Etkisi : Türkiye Örneği

BÖLÜM III

KARADENİZ HAVZASINDA EKONOMİK İLİŞKİLER VE ENERJİ GÜVENLİĞİ

Black Sea Region – A Black-Box for Business? Drivers and Barriers for Market Entry in the Black Sea Region Evidence from Austrian Enterprises

Küresel Krizin Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİÖ) Üyelerine Etkileri

Küresel Enerji Güvenliğinde Azerbaycan’ın Artan Önemi

BÖLÜM IV

AVRUPA BİRLİĞİ VE KARADENİZ

Europe and the Black Sea Region : A Critical Analysis of the European Neighbourhood Policy

Is the Division between Centre and Periphery of European Integration Inevitable?

Europe and the Black Sea Region: A Critical Analysis of the European Neighbourhood Policy

Is the Division between Centre and Periphery of European Integration Inevitable?

BÖLÜM V

ORTADOĞU’DAKİ GELİŞMELER

Ortadoğu’da Değişim Rüzgârları: Tunus, Mısır, Libya Örneğinden Sonra Suriye’deki Gelişmelerin Analizi

Suriye Krizinin Uluslararası Siyasetteki Yansıması

Türkiye, ABD ve Ortadoğu: Görüşlerdeki Ayrılıklar Derinleşir mi?

Ortadoğu’da Rejimler Değişirken Filistin Sorunu ve Türkiye – İsrail İlişkileri

Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin AB Dönem Başkanlığı Döneminde Ortadoğu ve Enerji Sorunları Bağlamında Türkiye – AB İlişkileri

BÖLÜM VI

BÖLGESEL DİĞER KONULAR

OECD ve AB Ülkelerinin Eğitim Göstergelerinin Türkiye ile Karşılaştırmalı Bir Analizi

Turkey’s Immigration Policy and Illegal Immigration

Examination of Manners of the Parents Who Have Children in Ages Of Preschool about Forest with Miscelanous Variables

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

ERMENİSTAN DOSYASI : Kıbrıs Ermeni Toplumu ve Ermeni Kilisesine Dair Bir İngiliz Raporu (1960-1963)


Ermenilerin 6. yüzyıldan beri Kıbrıs’ın etnik yapısında yer aldığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti’nde Ermenilerin adadaki dini liderleri diğer etnik gruplarda olduğu gibi oldukça geniş yetkilere sahipti. Kıbrıs, İngiliz idaresinde başta Anadolu olmak üzere diğer Osmanlı topraklarında ortaya çıkan Ermeni olayları sırasında Ermeniler tarafından bir karargâh olarak kullanıldı. 1915 Sevk ve İskânı’nın ardından bir kısım Ermeni de Kıbrıs’a geldi. Ermenilerin, Kıbrıs’ın İngiltere tarafından ilhak edilmesinden itibaren başlayan macerası Türklerin tamamen ortadan kaldırılmasıyla adanın Helenleştirilmesini amaçlayan Rum saldırılarına kadar sürdü. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “de facto” olarak ortadan kalkmasından sonra Kıbrıslı Türklerle iyi ilişkiler içerisinde yaşayan Ermeniler bu tarihten itibaren önce adanın güneyine sonra da ada dışına göç etmeye başladı. Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası adada yaşayan Ermeni, Maruni ve çingeneleri azınlık olarak kabul etti. Ancak özellikle 1963 sonrasında başlayan Türk-Rum çatışmalarından ötürü adada yaşayan Ermeniler, Kıbrıs’ı terk etmeye başladı. Bu çalışma kapsamında tarihsel süreçte Kıbrıs Ermenilerinin geçmişi irdelenecektir. Ayrıca Soğuk Savaş döneminin bir yansıması olarak Kıbrıs Ermeni Kilisesi’ndeki dini bölünmeye dair bakış açısı Kıbrıs Sömürge Yönetimi’nin bir raporu doğrultusunda ele alınacaktır.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

TOPLUM SORUNLARI DOSYASI /// Gülay TUNÇEL : TOPLUMUN RUH SAĞLIĞINA NELER OLUYOR ???


Gülay TUNÇEL : TOPLUMUN RUH SAĞLIĞINA NELER OLUYOR ???

Hayatın içinden haber merkezine düşen haberler, ruh sağlığımıza neler oluyor sorusunu akla getiriyor?…

Bir haftada, 3 aileden 11 kişinin hayatının kaybetmesi gündeme bomba gibi düştü.

Konuyu araştırırken, konu ekonomik sıkıntıya geliyor. Üç ailenin ölümünde ortak benzerlik Siyanürle ölümü seçmesi ve yanındaki aile fertlerinin kararını almadan ölüm fermanını vermesi. Kendisini öldürürken aslında ailesinde de cinayet aslın da işlemiş olduğunun bilincinde miydi acaba?.. bu karar veren kişiler.

Çok zor bir karar. İnsanoğlu doğar, büyür. Ergenlik sonrası Aile olmak ister. Ailesine ufacık zarar gemesin diye hayatın içinde canlarını korur.

Sonra temelde ne yaşanıyorsa kişinin beyninde .. Büyük emekle kurduğu yuvasını kendi ellerinle yok ediyor.

Konun uzmanlarına sizler için sordum. İ. Ü. Adli Tıp Enstütüsünden Adli Tıp Doktoru Dr. Havva Altunçul, şunları söyledi.

Aile çok önemli. Temelde sorunlar birikmemeli. İletişim kurmak, konuşmak, hayatı paylaşmak çok çok kıymetli.

Bu kişi ve kişiler diyelim, kriminal gözlede araştırılması gerekir.

Bakıldığında hem ölüyor. Hem öldürüyor. Ekonomik sebep deniliyor. Bu sıkıntıları yaşarken çok yalnız kalmış olabilir. Zaten gözlemlediğimde bu karar aşamasını veren kişiler evin maddi manevi yükünü alan kişiler olduğu ortaya çıkıyor.

Bunun adı aslında bir nevi kendi dünyasında çaresizlik diyebiliriz. Perde arkasında ne var? Kimler olabilir? Ciddi takip, araştırmak şart. Çok üzücü bir durum açıklamasında bulunuyor.

Toplum Ruh sağlığına bakışta ise, neler oluyor bize Hocam diye sizler sorduğumda , Başarı Hastanesinden uzman klinik psikolog Meslis Avcı ise,

Türkiye’nin Psikoloji Haritasına baktığımızda her 5 kişiden 1’inin ruhsal sorunu olduğunu söylüyor.

6 Hastadan 1’i ise yardım almayı tercih etmektedir. Türkiye’de nüfusun yüzde 18’i yaşamı boyunca 1 ruhsal hastalık geçirmektedir. Günümüzde antidepresanlar birkaç farklı problemde kullanılırken, özellikle Depresyon ve Anksiyete bozuklukları antidepresanların en yaygın kullanıldığı ruhsal hastalıklardır. Ayrıca birden fazla ruhsal sorundan dolayı ortaya çıkan ruhsal bozukluklar, yeme bozuklukları, bazı kişilik bozukluğu tiplerinde de yaygın ilaç kullanımı söz konusudur. İntihar, psikiyatrik hastalıklar içerisinde en çok duygu durum bozukluklarında görülmektedir. İkinci sırada ise, Şizofreni, sonrasında ise Alkol ve Madde kullanımında intiharı görmekteyiz. Madde kullananların 4’te 3’ünde en az bir psikiyatrik bozukluk görülmektedir.

Günümüzde insanların ruh sağlığı ve hastalıkları konusunda daha bilinçli olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca yaşam zorlukları ve streste ruh sağlığı alanında destek almayı mecburi hale getirmektedir. İnsanların yaşamını değerli kılacak ve yaşam kalitesini arttıracak yaşam koşullarına ulaştırılması, stres, göç, travma ve savaş gibi tetikleyici etkenlerin azaltılması ve olumlu bakışın geliştirilmesi önemlidir. Geçici günlük duygusal değişimler depresyon anlamına gelmemektedir. Ruhsal hastalıkların tedavisi mutlaka Uzmanları tarafından değerlendirilmelidir. Genetik ve biyolojik yatkınlıklar da göz önüne alınarak ilaç ve psikoterapi yaklaşımları uygulanmalı, kişiye özgü tedavi planı yapılmalıdır. Eş dost tavsiyesi, eczane önerisi, kulaktan dolma bilgilerle ilaç kullanmak doğru değildir.

Tedavinin erken sonlandırılması da hastalıkların tekrar ortaya çıkması riskini arttırmaktadır.

Stresi yaratan zihnimizdir. Tıbbi destek ve terapi ile stresle başa çıkmanın yeni yollarını keşfedebiliriz. İntihar vakaları özellikle genç ve genç erişkin nüfusta artmaktadır. Unutmamalıyız ki, hayatta alınan bazı sorumluluklar ,yaşanılan travmatik durumlar, zamanla insan ruhunu ve bedenini yıpratır, bu süreçleri daha sağlıklı atlatmak için profesyonel destek almak gereklidir.

Hocam bu dönemde en çok tartışma konusu psikolog mu.. psikiyatriste mi gitmeliyim sorusunu çok duyuyoruz.

Bizede çok soran danışanlarımız oluyor. Aslında bu bir ekip işidir.

Bir psikolog danışanının psikiyatrik değerlendirilmeye ihtiyacı olduğunu görürse onu psikiyatri hekimine yönlendirir.

Yine aynı şekilde bir psikiyatristte hastasının ilaç tedavisine destek olarak psikoterapiye ihtiyaç duyduğunu gözlemlediğinde psikoloğa yönlendirir. Bilimsel açıdan bu süreç bu şekilde işlemektedir .

Sağlık en büyük zenginliğimiz.

Kendinize ve Ruh sağlığınıza zaman ayırmak, başarılı ve mutlu hayatın sırrıdır, lütfen

ihmal etmeyiniz.

Sağlıkla, iyi haftalar.

TARİH : AZİZ ANTHONY ATEŞİNİN ORTA ÇAĞ AVRUPA TOPLUMUNA ETKİLERİ


AZİZ ANTHONY ATEŞİNİN ORTA ÇAĞ AVRUPA TOPLUMUNA ETKİLERİ

Eskiçağlardan beri insanların en önemli geçim kaynağı olan toprak, insanoğlunun hayatını kolaylaştırdığı gibi aynı zamanda da ciddi hastalıklarla ölümlerine de sebebiyet verebilmekteydi. Yaşanan iklimsel değişiklikler, bazı hayvan türlerinin bitkilere zarar vermesi ve bunların sonucunda da ekolojik dengenin bozulması kıtlığı yol açmaktaydı. Bu kıtlık da beraberinde salgın hastalıkları getirmekte ve bunlar yüzünden binlerce insan ölmekteydi. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi kıtlık Avrupa’da da kendisini zaman zaman hissettirmiştir. Kıtlığın yanında bazı tahıl ürünlerinin bolca tüketimi de tedavisi zor olan hastalıkları tetikleyebilmekteydi. Ortaçağ Avrupası’nda Hristiyanlıkla beraber yaygınlaşan çavdar üretimi sonrasında bilhassa Kuzey Avrupa topraklarında bu nedene bağlı ölümlere sıkça rastlanmaktadır. Tıptaki adı ile ergotizm olan ve halk arasında yaygın kullanılışıyla Aziz Anthony Ateşi, çavdarmahmuzu ile kontamine olmuş çavdar ekmeği yenmesi sonrası ortaya çıkan ve bu da uzuvların kangrenine, merkezi sinir sisteminin işlevindeki rahatsızlıklara ve de sonuçta ölüme neden olmaktaydı. Biz de bu çalışmada Aziz Anthony ateşi ve Ortaçağ Avrupası’an tesiri hakkında bilgi vereceğiz.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ DOSYASI : Toplumun etki merkezleri STK’lar ve vakıflar


Toplumun etki merkezleri STK’lar ve vakıflar

İlk bölümünde ihanet çetesi FETÖ’nün iç yüzünü anlattığımız yazı dizimizde, bugün STK ve vakıfların öneminden bahsedeceğiz. Dünyayı kontrolü altına almaya çalışan ABD, istihbarat için masum görünüşlü STK ve vakıfları kullanıyor

Toplumsal ve sosyal sorumluluk projeleri konularında gönüllülük esasına göre faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları, genellikle hoşgörü ve sevgi ile karşılanır. Ancak olayın bir de perde arkası vardır. Dünyayı kontrolü altına almaya çalışan ABD, bu STK ve vakıflar aracılığıyla istihbarat ağını örmüştür. ABD’deki STK’lar, maddi ve yasal yönden devlet kuruluşlarına göre daha esnektir. Bu nedenle ABD istihbarat mekanizması, ABD ile dost "demokratik" rejimler kurma misyonunu üstlenecek vakıf ve STK’ların kurulmasını sağlar. ABD’de kurulan bu vakıf ve STK’lar, 155 ülkedeki STK ve vakıflarla sıkı bir network oluşturarak hedef ülkeleri örümcek ağı gibi sarmıştır. Bu ülkelerdeki vakıf ve STK’lara nüfuz edemedikleri durumda o ülkedeki etki ajanlarına kendileri ile işbirliği yapabilecek STK ve vakıflar kurdururlar.

900 MİLYON DOLAR
Bu vakıflar dışında Türkiye’de 1300’den fazla yabancı dernek vardır. Bunlardan basında en çok yer alan 2005’te kurulan Konrad-Adenauer- Stiftung Türkiye Temsilciliği ve Heinrich Böll Stiftung Derneği, Bergama’daki altın madenlerine karşı protestoların düzenlenmesiyle başlayan pek çok çevreci eyleme eğitim ve finans desteği vermekle itham edildi. Türkiye’deki yasal boşluktan yararlanan kiliseler, rahatlıkla dernek statüsünde açılırken Avrupa’da ve ABD’de, cami açabilmek için pek çok bürokratik izin gerekir. Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Derneği, yurtdışındaki Mason örgütlenmesi ile sıkı işbirliği içindedir. Bu vakıf ve derneklere ABD ve AB kaynaklı fonlardan son 15 yılda aktarılan para miktarının 900 milyon dolar civarında olduğu hesaplanır.

ABD’DE KURULAN VAKIFLAR
ABD’nin tüm dünyada demokrasiyi geliştirme adına kullandığı 7 adet vakıf vardır. Bu vakıflar tek tek faaliyet gösterseler de çoğu zaman ortak operasyonlar düzenlemektedir.

  1. USAID (ABD ULUSLARARASI KALKINMA AJANSI): Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilir.
  2. NED (ULUSAL DEMOKRASİ VAKFI ): Dışişleri Bakanlığı ve CIA tarafından desteklenir ve finanse edilir.
  3. IRI (ULUSLARARASI CUMHURİYETÇİ ENSTİTÜSÜ): Cumhuriyetçi Parti ile bağlantılı başkanı Senatör John Mccain olan vakıf.
  4. NID (ULUSAL DEMOKRATİK ULUSLARARASI İŞLER ENSTİTÜSÜ): Demokrat parti ile bağlantılı başkanı Eski Dışişleri Bakanı Maddeline Albright olan vakıf.
  5. OSI (AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ): Yahudi İşadamı George Soros tarafından kurulan en etkin vakıftır.
  6. FREEDOM HOUSE (ÖZGÜRLÜKLER EVİ): Şiddet dışı yurttaş girişimlerini destekleyen USAID, NED ve OSI tarafından finanse edilen vakıftır. CANVAS (UYGULAMALI ŞİDDET DIŞI EYLEM VE STRATEJİ MERKEZİ): Özellikle sokak eylemleri ve sosyal medya kullanımı alanında verdiği eğitimlerle bilinen USAID, NED ve OSI tarafından finanse edilen vakıftır.

TÜRKİYE’DE BULUNAN YABANCI VAKIFLAR

İçişleri Bakanlığı verilerine göre, şu anda Türkiye’de temsilcilik açıp faaliyette bulunan 7 tane yabancı vakıf bulunmaktadır. Şimdi bunları tek tek ele alalım.

  1. AÇIK TOPLUM ENSTİTÜSÜ VAKFI (OPEN SOCİETY INSTİTUTE ASSİSTANCE FOUNDATİON) : Bu vakıf borsa spekülatörü olan ABD vatandaşı Yahudi George Soros tarafından kurulmuş olup, "dünya çapında insan haklarını ilerletme" iddiasıyla faaliyet yürütür. Soros kendi kurduğu Açık Toplum Vakfı’na 2016 yılında 18 milyar dolar bağışta bulunmuştur. Kurulduğu 1993 yılından bugüne kadar Soros’un vakfa toplam katkısının 32 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Bu bağışın ardından vakıf, dünyanın en büyük üçüncü "hayır kuruluşu" haline gelmiştir. Bu vakıf, dünya genelinde "enerjik ve hoşgörülü demokrasiler inşa etmeyi" hedeflediğini söyler. Ancak Soros, bugüne kadar ABD’yle aynı hatta olmayan ülke yönetimlerini istikrarsızlaştırma girişimlerinin en büyük aktörü olmuştur. Sırbistan’da "Buldozer Devrimi", Gürcistan’da "Gül Devrimi", Ukrayna’da "Turuncu Devrim", Kırgızistan’da "Lale Devrimi", Tunus’ta "Yasemin Devrimi", Mısır’da "Tahrir Meydanı Protestoları" ve "Sisi Darbesi", Libya’da "Bingazi Ayaklanması" ve "İç Savaş", Suriye’de "İç savaş" ve "IŞID’in Kuruluşu", Bahreyn’de "İnci Meydanı Ayaklanması", Yemen’de "Sana Ayaklanması" ve "Suudi Arabistan Öncülüğünde Yemen’e Müdahale" olaylarının perde arkasında hep Soros’un parmağı olduğu ifade edilir.
  2. GENÇLERE YARDIM VAKFI : (YOUTH CAREER FOUNDATION): ABD kaynaklı bu vakıf pek çok Amerikan kuruluşu ve üniversiteleri için öğrenci seçilmesi için organizasyonlar yapar.
  3. ALMAN FREDRİCH NAUMANN VAKFI : Alman çıkarlarını korumak için faaliyet gösteren bu vakıf Bergama Altın madeni protestolarında da gündeme gelmişti. Son dönemde Kürt kökenli STK’lar ile işbirliği yapmaktadır.
  4. ABD’Lİ OTTOMAN STUDİES FOUNDATİON VAKFI: Türk kültürü üzerine çalışmalar yapan bu vakıf diğerlerinin aksine muhafazakar insanlar arasından öğretim görevlileri ve öğrencileri seçerek çalışmalar yapar. Bu vakfa dolaylı yoldan Birleşik Arap Emirlikleri tarafından da para aktarıldığı söylenir.
  5. TÜRKİYE YÜKSEK ÖĞRETİM VAKFI (HOLLANDALI STİCHTİNG HOGER ONDERWİJS NEDERLAND-TURKIJE):
    Hollandalıların Almanlara benzer kurduğu bir vakıftır. Hollanda’da yaşayan Türkler’in Hollanda toplumuna tehdit oluşturmasını engellemek üzere araştırmalar da yapmaktadır.

  6. HOLLANDA TİCARET TEŞVİK MERKEZİ VAKFI : Hollandalıların Türkiye’de yaptığı yatırımları ve ticari faaliyetleri korumak için kurulan ekonomik lobicilik yapmaktadır.
  7. AZERİ HAYDAR ALİYEV VAKFI: Türkiye dostu bir vakıftır.

TANIDIK İSİMLER

Resmi kayıtlarına göre, Türkiye’de 2004 yılında Anna Lindh Foundation adı altında faaliyete başlayan Açık Toplum Enstitü Vakfı, içinde üniversiteler, sendikalar, kadın kuruluşları ve derneklerin yer aldığı birçok sivil toplum kuruluşuna çeşitli projeler karşılığında kaynak aktarmaktadır. Vakfın Türkiye’deki "Mütevelli Heyeti" içinde İshak Alaton, Osman Kavala, Meltem Aslan, Nesra Gürbüz, Can Paker ve Dışişleri Bakanlığı eski sözcüsü Murat Sungar bulunur. Yönetim Kurulunda ise; İshak Alaton, Ferhat Boratav (CNN Türk Genel Yayın Yönetmeniydi), Üstün Ergüder (Boğaziçi Üniversitesi eski rektörü), Osman Kavala (F-16′ ları modernize eden iş adamı, şu anda tutuklu) ve Murat Sungar’dır. Ayrıca Türkiye Ekonomik Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV), KA-MER Vakfı , Helsinki Yurttaşlar Derneği ve Türkiye Basın Enstitüsüdür (IPI) bu vakıf ile işbirliği içindedir.

PSİKOLOJİ DOSYASI /// Rol Teorisi : Toplumdaki Rolümüz Nedir ?


Rol Teorisi : Toplumdaki Rolümüz Nedir ?

KAYNAK :

Sosyal rolleri toplumda oynadığımız roller olarak açıklayabiliriz. Sosyal rol detaydır ve insanların bulunduğumuz sosyal çevrede bizden beklediği hareketleri veya davranışları temsil eder. Yapmamız gereken hareketleri bize açıklayan kişiler kimlerdir? Birisi daha önceden o rolü bize tahsis mi etmiştir? Ya da o rolü kendimiz mi yaratıyoruz? Bu yazıda bu sorulara cevap vereceğiz.

Herhangi bir grupta ve girdiğimiz bütün gruplarda birer rolümüz vardır. Bunu en kolay şekilde takım içinde görebiliriz. Örneğin; müdafi veya hücum oyuncusu, takım kaptanı veya oyun kurucu. Aileler içinde de roller bulunur, anne, baba ya da erkek kardeş gibi. Roller iş yerinde de vardır: müdür, sekreter, çalışma arkadaşı veya asistan. Şartlara göre bir kişi birkaç rol üstlenebilir. Bir kişi hem iş arkadaşı, hem bir ailede erkek evlat veya bir arkadaş grubu içinde ahbap olabilir.

Kendimize ait rolleri biz inşa ederiz veya zaten var olan rollere adapte oluruz. Grubun diğer üyeleri başlangıçta sizden bekledikleri davranışları açıklayabilirler. Bu beklentiler genelleştirilir ve her bir şahıs sonuç olarak sizin kişisel özelliklerinizi kabullenmek zorunda kalır.

Roller ile bağlantılı stres faktörleri

Üstlendiğimiz rollerden kaynaklanan sorunlar farklı kaynaklardan gelebilir:

  • Anlaşmazlık. Bu durumda birisi bizden gerçekten anlamadığımız bir role adapte olmamızı istemektedir. Belirsiz bir durumdur ve başkalarının bizden ne istediğini ya da bulunduğumuz gruba nasıl katkı sağlamamızı istediklerini bilemeyiz.
  • Çelişkili roller. Bu bölümde iki fikirden bahsedebiliriz. İlki aynı rol içindeki çelişkidir. Bu durum biçilen rol kişiye uygun olmadığı zaman meydana gelir. Her ne sebeple olursa olsun insanların bizden beklediği role adapte olamayız, çünkü onların istekleri yeteneklerimizi çok aşar. Ayrıca insanların istekleri bizim değerlerimize aykırı olabilir, bu da onların istekleri doğrultusunda kendimizi rahat hissetmediğimiz anlamına gelir. Diğer bir problem türü ise iki farklı rolün birbiriyle çatışmasıdır. Örneğin; bir grup içinde iki farklı role sahip olabilirim, hem bir bilim insanı olabilirim, hem de aynı zamanda derslerime devam edebilirim ya da hem bir ebeveyn, hem de bir çalışan, meslek sahibi bir kimse olabilirim. Bu durum bende stres yaratabilir, çünkü her iki rolün beklentilerini aynı anda karşılamak çok zor olabilir.
  • Verilmiş roller. Bunlar insanların önceden bizim için belirlediği role adapte olurken yaşadığımız sorunlardır. Böyle durumlarda rolü kendimize özgü hale getirmek, genişletmek ve geliştirmek için çok az alan vardır. Bu tür strese iyi bir örnek toplumdaki cinsiyet rolleridir. Eğer kız iseniz, belli bir şekilde davranmanız gerektiğini hissedersiniz, çünkü bir bayansınız, hatta o davranışlar sizin kimliğinize uymasa bile bunu yapmak zorundasınızdır.
  • Aşırı yüklenen roller. İnsanlar bizden çok fazla şeyler beklerse, bunalır, boğuluruz. Verilen rol çok fazla enerjimizi alabilir ve bu da bizim role uyum sağlamak için yeteneklerimizi aşmamıza sebep olabilir. Bu durum bize stres olarak yansır.
  • Düşük roller. Bu da aşırı yüklenen rollerin zıddı olarak tanımlanabilir. Aşırı yüklenen rollerin aksine düşük bir rolde maksimum potansiyelimizi kullanamadığımızı düşünebiliriz. Kendimizden daha çok verebileceğimizi hissederiz, ama üstlendiğimiz rol bunu yapmamıza izin vermez.

Bir rol inşa etmek

Toplum içindeki veya bir gruptaki rolümüz dinamiktir ve sürekli gelişmektedir. Bu dönüşüm esnasında değişme şeklinden dolayı sorumluluğumuz büyüktür. Bu bağlamda kaybolduğumuzda ve kendimizden emin olmadığımızda sorunlar artar. Sınırlarımızı aşan bir role uyum sağlamaya çalıştığımız veya kendimizi çok hızlı değiştirmeye çalıştığımız zaman bu durum oluşur. Vücudumuz ve zihnimiz radikal değişikliklere cevap verirken zor anlar yaşar.

Günün sonunda roller benzersiz, tek olmalıdır ve devredilmemelidir. Yeni bir gruba katıldığımızda uyum sağlamamız gereken şeyler olabilir. Bu roller genellikle bir dizi ana esaslar ve davranışlarla var olur, fakat bunlar bizimle bağdaşmalıdır ve başka şekilde olmamalıdır.

Kendi rolünüzü inşa ederken zamana ve zekaya ihtiyacınız vardır. Her şeyden önce rolünüz sizin dünyaya kapasitenizi gösterebilmeniz için bir fırsattır.

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// VİDEO : 1960’LARDA Kİ TÜRKİYE’DE SEVGİ – SAYGI VARDI – ŞİMDİ ŞİDDETİ SEVEN BİR TOPLUMA DOĞRU GİDİYORUZ


İstanbul, yıl 1960’lar. Video’da fark ettiniz mi ?

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=_6IloZz3bjI&feature=youtu.be

– Yayalara yol veren arabalar,

– Kendi başlarına sokakta oynayan çocuklar,

– Birbirine saygılı, sakince sıra bekleyen, stresten uzak, sanki bu dünyadan değilmiş gibi davranan insanlar.

– Tertemiz ara sokaklar, huzur dolu bir şehir.

Yıl 2019. Nerede yanlış yaptık?

Tamam nüfus arttı ama geçen sürede biz;

– Aynı havayı soluduğumuzu,

– Aynı sudan içtiğimizi,

– Aynı toprakta yetişen yiyecekleri yediğimizi, En önemlisi, birbirimize olan bağlılığımızı unuttuk. Dünyamızın uzaydan görünen o meşhur resmi vardır ya, Günlük yaşamımızda daha bilinçli seçimler yapmak istiyorsak, o resmi arada bir hatırlamakta fayda var.