TERÖR DOSYASI /// Güray ALPAR : Terörle Değer Yaratmaya Çalışmak


Güray ALPAR : Terörle Değer Yaratmaya Çalışmak

07 Mayıs 2020

Nisan ayının sonuna doğru bütün dünyanın virüse karşı var gücü ile mücadele ettiği bir dönemde PKK/YPG terör örgütünün Suriye’de Afrin ilçe merkezinde bomba yüklü bir yakıt tankeri ile gerçekleştirdiği saldırıda 44 sivil hayatını kaybetti, en az bir o kadar kişi de yaralandı. Ölenler arasında 11 çocuk da vardı. Aslında bu PKK/YPG’li teröristlerin sivil ve çocuklara karşı ilk saldırıları da değildi.

Olayın ardından PKK/YPG’li terörist failler yakalandı. Suriye’de neredeyse 10 yıldır süren savaş esnasında ölen ve yaralananlarını kaydını tutmaktan başka bir işe yaramayan BM saldırının ardından terör eylemini (lütfen) kınadı.

Türkiye’nin gerçekleştirdiği harekatlardan sonra bölge huzur ve güven ortamına kavuşturulmuş ve yıllarca acı çeken bu insanlar artık biraz da olsa rahata ermişti. Okullar, ibadethaneler açılmış, ticaret canlanmış, insanların yüzleri gülmeye başlamıştı. Bu durum PKK/YPG terör örgütünü rahatsız ediyor. Çünkü herkes bilir ki, terör bütün insanlığın düşmanıdır ve huzurlu ve güvenli ortamı sevmez ve mutlu insanlara tahammül edemez. Barış ve huzur ortamını sevmeyen başkaları da var şüphesiz.

Avrupa Birliği’nden (AB) de sözlü bir kınama geldi. Bölgede huzur ve güvenliğin sağlanması için bugüne kadar hiçbir şey yapmayan, yapılanları da engelleyen AB’nin Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği yaptığı yazılı açıklamada, saldırıyı yapan örgütün ismini vermeden saldırıya tepki gösterdi ve bu saldırının hiçbir gerekçesinin olmayacağı açıkladı. İfadede sanki AB bu konuda bir adım atacakmış gibi “saldırının sorumluları hesap vermelidir” deniliyordu.

İngiltere Ortadoğu Bakanı saldırı için “dehşet verici” ifadesini kullanırken, terör örgütünün isminden bahsetmedi. Bir kınama’da ABD’den geldi. ABD Dışişleri Bakanı Pompeo sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada “Böylesi şeytani bir eylem hiçbir taraf için kabul edilemez.” derken her nedense bu açıklamada da sivillere karşı bu acımasız eylemi yapan örgütün isminden bahsedilmiyordu.

ABD Dışişleri Bakanı’nın tespitlerine katılmamak mümkün değil. Şüphesiz ABD terör tehlikesini yaşamış bir ülke. Terörle mücadelesini de Türkiye başta olmak üzere birçok ülke saygı duyuyor ve destekliyor. Sivillere karşı gerçekleştirilen ve 11 masum çocuğun öldüğü bu saldırı, bütün terör saldırıları gibi gerçekten de bir terör örgütünden beklenecek şekilde şeytani. Bunu herkes biliyor. Ama her nedense akla garip garip sorular geliyor. Acaba diyor insan, bu terör örgütünü kimler destekliyor, ortadan kaldırılmasını ve bütün insanlık için bir tehlike olmasını kim engelliyor, kimler kendi ülkesinde insanlara bir maske bile veremezken ve dışarıdan yardım talep ederken bu terör örgütüne milyonlarca dolarlık sağlık malzemesi desteği sağlıyor. Diğer bir soru ise bu kadar yardımı alan PKK/YPG terör örgütü kimin komutasında bu eylemleri gerçekleştiriyor. Eğer kendisini destekleyenlerden aldığı talimatlarla bu şeytani saldırıyı gerçekleştirmişse, bu çok kötü. Çünkü bu ülkeler terörü kendisi yaratıyor demektir. Hayır eğer “bizim haberimiz olmadan gerçekleştirdi” deniyorsa o zaman daha da kötü, çünkü bütün dünya kontrolsüz bir terör örgütünün yaratacağı tehlikelerle karşı karşıya. Bu kadar silah ve malzeme desteği almış ve kontrolsüz kalmış bir terör örgütünün bundan sonra yaratacağı tehdit gerçekten çok daha şeytani olacaktır. Bu durumda gerçekleşen ve gerçekleşecek şeytani terör eylemlerinin sorumlusu olarak kimi görmek gerekecektir.

Bugüne kadar yapılan on binlerce tır silah ve malzeme yardımları ve nisan ayı başında 1 milyon 200 bin dolarlık yardımlara ilave olarak, Afrin’deki terör olayının hemen ertesinde ABD Ordusunun “Irak-Suriye Özel Ortak Görev Gücü resmi twitter hesabında” PKK/YPG terör örgütüne ABD ordusu tarafından sağlık malzemelerinin teslim edildiği duyuruldu. ABD koronavirüs’ten en fazla etkilenen ülkelerden birisi ve resmi verilere göre 1 milyondan fazla insan Covid-19 ile mücadele ediyor. ABD yönetiminin bu kriz esnasında bazı konularda yetersiz kaldığı da zaman zaman medyada geniş biçimde yer alıyor. Ama her nedense kendi halkına yardım götüremeyen ABD, sivilleri ve çocukları katleden bir örgüte karşı yardımlarını böylesi bir ortamda dahi aksatmadan yerine getiriyor. İnsanlığı şaşırtan böylesi ilginç bir durum, belki de koronavirüs sonrası bütün dünyada ve ABD kamuoyunda en çok tartışılacak konulardan birisi olacak görünüyor.

Soğuk Savaş Dönemi ertesindeki 30 yıla yakın bir süreyi yönlendirilmiş sahte hedeflerin peşinde harcayan ve kamuoylarını bu doğrultuda ikna eden büyük devletler asıl tehdidi göremediler ve beklenilmeyen bir virüs salgını karşısında darmadağın olarak büyük bedeller ödemek zorunda kaldılar. Bütün dünyanın koronavirüs (covid-19) salgını ile mücadele ettiği bir dönemden sonra yeni dönemde daha önce yapılan hataların tekrar etmemesi ve bütün ülkelerin gayretlerini insanlığın huzur ve refahına yönlendirmeleri beklenir. Ancak PKK/YPG terör örgütünün gerçekleştirdiği terör saldırısında görüldüğü üzere, değişimin farkına varmayan bazıları kaldığı yerden aynı hataları yapmaya devam etmek niyetindeler.

Terör örgütünün öldürdüğü çocukları kendi çocuklarımız gibi göremediğimiz ve onların ailelerinin acılarını yüreğimizin derinliklerinde hissetmediğimiz sürece, terör örgütleri de hallerinden memnun bir şekilde var olmaya devam edecektir. Sonuçta bu terör eylemine kınama dışında bir yaptırım uygulanmadı. İlkel ve bencil bir düşünce anlayışı içinde sadece Suriye’deki savunmasız, kimsesiz garip çocuklar ve siviller zarar gördüğü düşünüldüğü için de herhangi bir yaptırım uygulanmayacak gibi. Üstelik bu terör eyleminden sonra eylemi yapan terör örgütüne” sanki eylemin bir mükafatı” gibi yardım yapıldığı da ABD ordusu tarafından resmi olarak açıklanıyor. Dolayısıyla terör örgütü de kendisine sağlanan korumalı bir alanda eylemlerine rahatça devam ediyor. Ödül ve yardım devam ettiği sürece de önümüzdeki dönemde böylesi şeytani saldırıları muhtemelen göreceğiz. Bu durumu bombalı saldırıda ölen çocukların ve sivillerin ailelerine ve bütün dünyaya nasıl anlatacağız? Bu terör örgütlerinin hür ve demokratik dünyayı esir alması manasına mı geliyor? Peki bundan sonra dünyanın herhangi bir yerinde bir terör eylemi olduğunda insanlık olarak nasıl bir araya geleceğiz, hangi terörle ve nasıl mücadele edeceğiz? Yapılacak çağrıların samimiyetine insanları nasıl inandıracağız? İşte terör örgütlerinin tam olarak başarmak istedikleri de budur.

Yıkıcı silahlara ve büyük ordulara sahip olmak güçlü olmak demek değildir. Güçlü olmak; adaletsiz olmak ve her istediğini yapmak da değildir. Güçlü olmak ancak insanı esas alan değerleri geliştirmek ve onların gönüllerinde yer etmekle mümkündür. Şu iyi bilinmelidir ki, terörü ve terör örgütleri kullanılarak değer yaratılamaz. Çocukları ve sivilleri katlederek insanlara mesajlar verilemez, dahası büyük devlet olunamaz. Terörün ve terör örgütlerinin er geç kendini destekleyenleri vurduğu da bilinen bir gerçektir. Diğer taraftan elbette virüs salgını sonrası dönemde Batılı ülkelerin vatandaşları da kendi yönetimlerinden, neden sahte tehditlere milyarlarca doları harcarken kendilerini virüs tehdidine karşı korumasız bıraktıklarının hesabını soracaklardır. Değişim çoktan başlamıştır. Şüphesiz yeni dönem, insanları birbirine düşürenlerin değil, insanı merkeze alarak değer yaratanların ve onlara huzur ve refah sunanların dönemi olacaktır.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PYD’nin Ermeni kolu


PYD’nin Ermeni kolu

PKK/YPG’li teröristler, uluslararası kamuoyunun dikkatini Suriye’ye çekmek için sözde “Ermeni Taburu” kurdu. MİT, taşeron örgütün Kandil’den gelen teröristlerden oluşturulduğunu belirledi.

1970’li yıllarda ASALA, 1980’li yıllardan itibaren de PKK terör örgütünü piyasaya süren Türkiye karşıtı emperyal güçler, bu kez PKK/PYD içine odaklanmış yeni bir mikro terör örgütünü devreye soktu.

PYD’nin Ermeni kolu olarak kurgulanan sözde Nubar Ozanyan Taburu adlı bu örgüt adını, 2017’de öldürülen terörist Ozanyan’dan alıyor. Örgüt, PKK/PYD güdümündeki Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı teröristlerden oluşuyor.

PYD’nin ABD’den aldığı desteği güçlendirmek üzere uluslararası kamuoyunun dikkatini Suriye’ye çekmek için kurduğu bu yapının kuruluşu, organizasyon şeması ve planları Türkiye tarafından tespit edildi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) kaynaklarına göre bu yapı içinde, 40-50 civarında silahlı unsur barındırıyor. PKK/PYD’nin bu sözde taburu ‘Ermeni soykırımı’ propagandaları ve ‘SDG’nin bölgedeki tüm azınlıkları temsil ettiği’ söylemlerini işlemek için kullandığı gelen bilgiler arasında.

SABAH Özel İstihbarat Bölümü’nün edindiği bilgilere göre 2019 yılında kurulan Nubar Ozanyan Taburu ASALA Terör Örgütü’nü kendisine öncü olarak kabul ediyor.

PYD içinde bir mikro örgüt gibi kurgulanan bu tabur, kurulma hedefini; ‘sözde Ermeni soykırımı üzerinden uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek, SDG’nin kazanmalarını sonuna kadar müdafaa etmek ve Ermeni halkını, dilini ve kültürünü korumak’ şeklinde tanımlıyor.

Örgüt içindeki silahlı unsurların büyük çoğunluğu, Ermeni olmayan, bölgenin yerel halkıyla da bağlantısı bulunmayan, PKK/KCK-PYD/YPG’ye bağlı terörist unsurlardan oluşuyor. Yani sözde Ermeni meselesi için kurulmuş yapılanmada Ermeni yok. Ayrıca tabur içinde bünyesindeki unsurlar içerisinde tamamı YPG/YPJ’de faaliyet göstermiş kadın teröristler de yer alıyor.

Sözde taburun komutanlığını TKP/ML yanlısı Marksist/Leninist görüşleri ile tanınan Monte Vartanyan, yardımcılıklarını ise Nubar Melkonyan ile Masis Mutanyan yürütüyor.

ERMENİ DİASPORASINDAN DESTEK BULMADI

MİT kaynaklarında, söz konusu taburun Haseke/Tel Tamir cephesinde SDG saflarında, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye Milli Ordusu’na karşı faaliyet gösterdiği yönünde bilgiler mevcut.

Bununla birlikte taburun kayda değer bir muharip özelliği bulunmuyor. Yapılanmanın, organik olarak SDG’ye bağlı olmakla birlikte, SDG’nin karar mekanizmaları içerisinde etkin bir rolü de yok.

Hiçbir sorumluluk verilmeyen ve örgüt içinde son derece etkisiz bir hacme sahip olan sözde taburun sahadaki mevcudiyetinde de son dönem itibarıyla herhangi bir artış yaşanmadı. Daha önemlisi ABD başta olmak üzere Ermeni Diasporası’nın etkin olduğu ülkelerde taburun faaliyetlerinin, diaspora ana akımlarında karşılık bulmadığı, diasporalardan tabura katılım yönünde bir eğilim bulunmadığı yönünde bilgiler mevcut.

ESAD REJİMİYLE İLİŞKİLERİ İYİ

Bahse yapılanmanın Suriye Rejimi ile de geçmiş döneme dayanan iyi ilişkilere sahip olduğu, yapılanma mensuplarının rejim kontrolündeki bölgelerden sorunsuz geçiş ve dolaşım gerçekleştirebildikleri yönündeki bilgiler de MİT’in tespitleri arasında yer alıyor.

Gençleri yanına almaya çalışan, direnenleri ise öldüren PKK/KCK-PYD/YPG yürüttüğü bu propaganda faaliyetleri ile Ermeniler, hatta Hristiyanları kazanarak, hayatını kararttığı nesillere yenilerini dâhil etmek istiyor.

Kandırdığı bu kitleleri ise çatışma bölgelerine sürerek hain emelleri doğrultusunda kullanmayı planlıyor.

Örgütün konuyu Ermeni meselesiymiş gibi göstererek bunun savunuculuğunu üstlenmesi, gerek dünyada gerekse Türkiye’de huzur ve barış içinde yaşayan Ermeni kökenlilerin ise günden güne artan tepkilerine yol açıyor.

AMAÇ SURİYE’DEKİ KAZANIMLARI KARALAMAK

Bilindiği gibi Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından; Türkiye’nin sınırlarını korumak, Suriye’nin kuzeyinde bir terör koridoru oluşturulmasını engellemek, DEAŞ ve PKK/KCK-PYD/YPG başta olmak üzere millî güvenliğe tehdit oluşturan terör örgütlerini ve teröristleri etkisiz hale getirmek, bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak, sivil halkı korumak ve Türkiye’ye yönelik göç baskısını azaltmak üzere bir dizi sınır ötesi harekat gerçekleştirildi.

Bu harekâtlar PKK/KCK-PYD/YPG’nin silahlı gücüne ve geleceğine çok büyük darbeler indirdi.

Örgütün, bu harekâtları karalamak, meşruiyetine damga vurmak adına birçok menfi kara propaganda yöntemini devreye sokmasına rağmen Mehmetçik, sınır ötesi operasyonlarda sivillere ve özellikle de ibadethanelere zarar vermeyerek bu sinsi plana geçit vermedi.

Harekâtlar sonucunda örgüt, gerek silahlı gücü gerekse psikolojik anlamda önemli ölçüde güç kaybetti. Bu kayıplar ve çaresizlik örgütün stratejilerinin de çeşitlenmesine yol açtı. İşte örgütte yaşanan bu kaos ve yönetim zafiyeti de Nubar Ozanyan sözde taburu gibi yeni enstrümanları ortaya çıkarıyor.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Centcom’un Çabalarına Rağmen YPG Terörist Tabiatını Sürdürüyor


Centcom’un Çabalarına Rağmen YPG Terörist Tabiatını Sürdürüyor

Yazan Mete Han Kutlusan

16 Mayıs 2020

Şarkul Awsat’ın haberine göre[1]ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Başmüfettişliği, Irak ve Suriye’de IŞİD’e yönelik gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin geçtiğimiz günlerde yayınladığı raporda, PKK’nın Suriye yapılanması YPG’nin Demokratik Suriye Güçleri (DSG) yönetimine Arapları dahil etmemekte ısrar ettiği belirtildi.

Son aylarda DSG’nin çatı bir kuruluş haline getirilerek YPG terör örgütünün kontrolü altında bulunan birtakım diğer Arap aşiretler ve YPG’ye dahil olmayan Kürt grupların da buna eklemlenmesine yönelik bir ajanda güdülüyor.

Raporda göze çarpan hususlardan birisi de ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile Savunma İstihbarat Ajansı’nın (DIA) arasındaki görüş ayrılığı.

CENTCOM, Arap nüfusun büyük çoğunluğunun YPG ve bu yapıyla ilişkili DSG gibi yapıları desteklediğine ilişkin bir kanaat sürerken; DIAise YPG’nin Arapları SDG yönetimine dahil etmek istemediğini vurguladığı raporda belirtiliyor. Bunun temel sebebi hali hazırda ABD ve Rusya tarafından desteklenen YPG terör örgütünün DSG çatısı altındaki özgül ağırlığını ve pastadaki payını kaybetmek istememesi.

"DIA, PENTAGON’aDSG içindeki YPG’nin, Arapların yoğun yaşadığı ve Arap milislerin çoğunlukta olduğu bölgeler söz konusu olduğunda bile Araplarla güç paylaşımına girme konusunda isteksiz davrandığını bildirdi. DIA’ya göre bu emareler, YPG’ninDSG bünyesinde halihazırda oldukça az seviyede olan Arap otonomisini de yok etme girişimini gösteriyor."

Raporda vurgulanan durum, haliyle YPG terör örgütününDSG içindeki gücünü elinde tutup karar verici konumda olması. CENTCOM’un, Arap aşiretleri DSG çatısına eklemlemeye yönelik son dönemlerdeki çabaları ve görüşmeleri de rapora bu anlamda yansıyor.

Şarkul Awsat’ın değerlendirmelerine göre raporda yer alan birtakım önemli tespitler şu şekilde:

  • YPG’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşanan etnik rekabet, yoksulluk ve güvenlik sıkıntıları Arap toplumunun DSG’ye yönelik desteğini olumsuz etkiliyor.
  • YPG’nin gençleri zorla silah altına alma uygulaması Araplar tarafından büyük bir tepkiye yol açıyor. Bu uygulamaya karşı zaman zaman protestolar da düzenleniyor.
  • Arap sivil toplum aktivistlerinin siyasi muhalefetten dolayı YPG militanları tarafından esir alınıyor.
  • YPG, Türkiye’nin askeri harekatları sonucunda uğradığı kayıpları kapatmakta güçlük çekiyor.

Sonuç olarak YPG kontrolündeki bölgelerde yaşanan rahatsızlıklar insan hakları ihlallerine kadar varmış durumda. Her ne kadar CENTCOM bunu saklamaya çalışsa da DIA bu sorunları dile getiriyor. En nihayetinde YPG, her ne kadar sivil bir yapı kimliği kazandırılmaya çalışılsa da terörist tabiatını sergilemeye devam ediyor. CENTCOM, YPG’ye legal bir meşruiyet ve halk desteği kazandırmak için bazı girişimlerde bulunsa da, uzun vadede bu bölgede her an patlamaya hazır siyasal, ekonomik, toplumsal ve güvenlik boyutlarında birçok sorun bulunuyor.

LİNK : [1]

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI : Fetullah’ın gen haritası çıkartıldı !!!.. Fetullah Gülen’in soyu İran Ermenilerine çıktı !!!


Fetullah’ın gen haritası çıkartıldı !!!.. Fetullah Gülen’in soyu İran Ermenilerine çıktı

İşte FETÖ’nün gen haritası

Gerçek Hayat dergisi, dünyanın en alçak terör örgütü FETÖ’nün yüz yıllık hikayesini özel sayı olarak yayınladı. Özel sayıda, FETÖ ve Pensilvanya’daki elebaşı Fetullah Gülen’e dair birbirinden çarpıcı bilgi ve belgeler yer alıyor.

Gerçek Hayat Dergisi, özel bir sayı ile ihanet şebekesi FETÖ’nün gen haritasını ortaya çıkardı. Terörist başı Fetullah Gülen’in gizli teşkilatlarla ilişkileri, masonlarla bağlantıları, bugüne kadar yayınlanmayan bilgi, belge ve detaylarla ortaya konuldu.

İNÖNÜ VE GÜLEK İLE BAĞLANTILARI

Örgütün kuruluş amacının yanısıra örgütlenme modeli de en ince detayına kadar aktarıldı. Devletin kılcal damarlarına kadar sızan örgütün yolunu açan yerli ve yabancı işbirlikçiler ifşa edildi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü ve CHP’nin kudretli mason Genel Sekreteri Kasım Gülek’in terörist Gülen’e destekleri, 27 Mayıs Milli Birlik Komitesi Genel Sekreteri Albay M. Şükran Özkaya ve gazeteci İnal İnanç’ın arşivinden çıkan özel belgelerle ifşa edildi.

KARANLIK İLİŞKİLER AĞI

9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Musevi işadamı İshak Alaton, CHP eski Milletvekili Aydın Bolak, Vehbi Koç, Özel Harpçi Resat Taylan, CIA Ortadoğu Şefi Graham Fuller, Amerikan Yahudi Örgütü Başkanı Abraham Foxman ve CIA ajanı Henri Barkey gibi isimlerin FETÖ’nün kurulması, gelişmesi ve yayılması için yaptığı yardımlar kapsamlı bir şekilde gözler önüne serildi.

SOY AĞACI İRAN’A UZANIYOR

Sayıdaki en dikkat dosyalardan birisi de terörist Fetullah Gülen’in şaibeli soy ağacı ve öz geçmişi oldu. Dosyada Gülen’in soy ağacının İran Ermenilerine dayandığı ifade edildi: “Baş terörist Gülen’in babası Ramiz, fiili olarak Van-Erciş-Hevirzok doğumludur. Ancak nüfusa Hasankale olarak yazılmıştır. İran’daki 1852 Babi (Bahai) ayaklanmasına katılanlardan olan baba dedeleri Anadolu’ya kaçmış Ermenidir. Terörist başı Gülen’in annesinin nüfustaki kızlık ismi Rebia idi. Evlendiğinde nüfusta ismi Rabia’ya dönüşmüştür. Mezar taşında Refia yazsa da aile içindeki ismi Rabin’dir. Gülen de 1986 yılında pasaport alırken annesinin bu 3 adından biri olan Rabin’i yazmıştır.”

DEVLETE BÖYLE SIZDI

Gülen’in devlete bizzat sızış öyküsü sayfalarda yerini aldı. Yaşı tutmamasına rağmen imam yapılması, hiç okula gitmediği halde ilkokul diploması verilmesi, devlet memuru olabilmesi için yaşının büyütülmesi ve CHP ile ilk teması satır satır ortaya döküldü. Gülen’in en büyük hamilerinden birisi olan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Yaşar Tunagür’ün de portresine yer verildi.

TUNAGÜR’Ü FETÖ MÜ ÖLDÜRDÜ?

Masonik Manevi Cihazlanmacılarla yakın teması olan Tunagür’ün de bizzat hamilik yaptığı Gülen tarafından öldürülmüş olabileceği anlatılarla özel sayıya taşındı: Oğlu Mehmet Tunagür’ün anlattığına göre, hastanede tedavi gören Tunagür, taburcu olacağı için eşyaları hazırlanır. Hastaneden çıkmalarına artık dakikalar vardır. Son bir kere daha muayene etmek için doktorlar yanına girer. Tunagür onlar gidince tekrar yatağa düşer ve bir iki saat sonra ölür. Bu hastane son anda Hakan Fidan yetişmeseydi Recep Tayyip Erdoğan’ın da ameliyat masasında kalacağı rivayet edilen Sema Hastanesi’dir….

DİYALOG FİTNESİ NASIL DOĞDU?

FETÖ’nün en büyük fitnelerinden birisi olan ‘dinler arası diyalog’ projesinin köklerine de özel sayıda inildi. ‘İbrahim’i dinler projesi’ başlıyor’ başlıklı dosyada özetle şu bilgilere yer verildi: Masonlar 1955’te İstanbul’u üç dinin başkenti yapmak da dahil ‘dinler Arası Diyalog ve Hoşgörü’ projesi başlatır. 1960 darbesi ili proje sekteye uğrar. 1963 yılında bu kez de görev mason Gülen’e tevdi edilir…

TERÖR DOSYASI /// E. TUĞG. OKTAY BİNGÖL : ABD’nin Terörizm Ülke Raporları 2016 ve Türkiye


ABD’nin Terörizm Ülke Raporları 2016 ve Türkiye


Hazırlayan: Oktay BİNGÖL
Emekli Tuğ General, Doç. Dr. MSE Bşk.

Giriş.,

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yıllık olarak hazırlanan Terörizm Ülke Raporların dan 2016 yılı verilerini ve değerlendirmelerini kapsayanı 19 Temmuz 2017 tarihinde açıklanmıştır.1

Rapor, Yedi Bölümden oluşmaktadır:

1 Country Reports on Terrorism 2016, US Department of State, https://www.state.gov/j/ct/rls/crt/2016/index.htm

• Stratejik Değerlendirme,

• Ülke Raporları (Altı kısımdan oluşmaktadır: Afrika, Doğu Asya ve Pasifik, Avrupa, Orta Doğu ve Kuzey Afrika, Güney ve Orta Asya ile ABD kıtası),

• Terörizmi destekleyen ülkeler,

• Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer Terörizm ile Küresel Mücadele

• Terörist Güvenli Bölgeler,

• Yabancı Terör Örgütleri (Tablo 1),

• Mevzuat İhtiyaçları ve Anahtar Terimler.

Raporun Türkiye için önem taşıyan bölümlerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler müteakip bölümlerde sunulmaktadır.

Türkiye Terörizm Raporu.,

Türkiye Terörizm Raporu, 2’nci Bölüm 3’üncü Kısım’da yer almaktadır. Raporda, PKK, TAK, IŞİD ve DHKP-C’nin Türkiye’de terör eylemeleri yaptığı, Hükümetin bu örgütlere ilaveten ülke içinde faaliyet gösteren Türkiye’deki Hizbullah, TKP/ML ve TİKKO, MLKP gibi çok sayıda örgütü terör örgütü olarak ilan ettiği ifade edilmektedir. Türkiye’nin PKK bağlantısı nedeniyle Suriye’de PYD ve askerî kanadı YPG’yi terör örgütü olarak kabul ettiği belirtilmekte, bu cümlenin ardından Türkiye’nin HAMAS’ın siyasi lideri Halid Meşal ile diplomatik işbirliğine devam ettiği vurgulanmaktadır. Bu şekilde, ABD’nin terör örgütü olarak ilan ettiği Hamas’a Türkiye’nin desteği öne çıkarılırken ABD’nin PYD/YPG ile işbirliği normalleştirilmeye çalışılmaktadır.

Raporda, kendi isteğiyle ABD’de “sürgünde” yaşayan "din adamı" Fetullah Gülen’in dini hareketinin Türkiye’de Milli Güvenlik Kurulu’nun 26 Mayıs 2016’da aldığı kararla terör örgütü olarak kabul edildiği ve FETÖ olarak adlandırıldığı ifade edilmektedir. Türkiye’de Hükümetin Gülen Hareketi’nin 15 Temmuz
darbe girişimini planladığı ve yönettiğini iddia ettiği, FETÖ’nün Körfez İşbirliği Örgütü ve İslam İşbirliği Örgütü tarafından terör örgütü olarak kabul edildiği belirtilmektedir. Raporda Türkiye’nin FETÖ hakkındaki işlemlerine yer verilmekle birlikte terimler tırnak içinde kullanılarak ve iddia olduğu belirtilerek ABD yönetiminin Türkiye’nin kararlarına şüphe ile yaklaşıldığına işaret edilmektedir. Bölüm içinde FETÖ yerine Gülen Hareketi teriminin tercih edilmesi, FETÖ ile ilgili paragrafta 15 Temmuz sonrası OHAL ilanı ile kamu görevlerinden ihraçların ve tutuklamaların fazlalığına vurgu yapılması dikkat çekmektedir.

Raporda dikkat çeken diğer bir konu, Türkiye’de terörizmin geniş tanımına ve ABD’nin ifade ve toplanma özgürlüğü olarak gördüklerinin Türkiye’de suç olarak kabul edilmesine yönelik eleştiridir. Türkiye’de yetkililerin, siyasi muhalifleri, gazetecileri ve aktivistleri etkisizleştirmek için mevcut yasaları geniş olarak yorumladıkları öne sürülmektedir. 20 Temmuz 2016’dan beri devam eden OHAL nedeniyle şüphelilerin adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, mahkemelerin yetersiz delillerle tutuklamalar yaptığı diğer bir eleştiridir.

Raporda Türkiye’nin IŞİD ile 2016 yılındaki mücadelesine özel bir vurgu olduğu görülmektedir.
Ayrıca Türkiye’nin aldığı sınır güvenlik tedbirleri, radikalleşmenin önlenmesi yönündeki çabaları, uluslararası terörizmin finansmanının kesilmesine yönelik girişimleri ile uluslararası işbirliğine olumlu vurgular öne çıkmaktadır.

Yabancı Terör Örgütleri.,

Raporun 6’ncı bölümünde ABD’nin terör örgütü olarak kabul ettiği 61 örgüt sıralanmaktadır. Bu örgütler içinde El kaide ve IŞİD bağlantılı olanlar çoğunluğu oluşturmaktadır. Türkiye’den PKK ve DHKP-C listede yer alırken FETÖ, PYD/YPG, TKP/ML TİKKO ve Türkiye’deki Hizbullah yer almamaktadır.

Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul etmediği başta HAMAS olmak üzere çok sayıda örgüt ABD listesinde yer almaktadır.

Teröre Destek Veren Ülkeler.,

Raporun 3’üncü bölümünde İran, Sudan ve Suriye’nin teröre destek veren ülkeler olduğu ifade edilmektedir.

İran’ın; Suriye, Irak, Lübnan, Filistin ve Bahreyn’deki gruplara; Sudan’ın; Abu Nidal, Filistin İslami Cihadı, Hamas ve Hizbullah’a; Suriye’nin ise 2011’den itibaren ülke içindeki yandaş terör gruplarına destek verdiği ve El Kaide bağlantılı gruplara zaman zaman ılımlı davrandığı ifade edilmektedir.

Teröristler İçin Güvenli Bölgeler

Raporun 5’inci bölümünde teröristler için güvenli bölgeler olarak; Somali, Mali, Yemen, Suriye, Irak, Mısır, Lübnan, Libya, Pakistan, Afganistan, Kolombiya, Venezüella ve Filipinler’in tespit edilmiş bölgeleri dikkat çekmektedir.

Rapora İlişkin Değerlendirme

ABD’nin raporunda kendisinin ve yakın müttefiklerinin ulusal güvenliğine ve ABD’nin ülke dışındaki tesis ve personeline tehdit teşkil eden gruplara ağırlık verdiği, bu kapsamda El Kaide ve bağlantılı grupların öncelik aldığı görülmekte dir. ABD’nin terörizmle uluslararası mücadelede sıklet merkezinin, içinde etkin olarak yer aldığı uluslararası kuruluşların kararlarına diğer ülkelerin uymasını ve
işbirliği yapmasını sağlamaya yönelik olduğu, bu kapsamda terörizmin finansmanını kesmeyi ve personel teminini engellemeyi sağlayacak tedbirlere öncelik verildiği görülmektedir.

ABD’nin, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer silahların terör örgütleri tarafından kullanılmasını öncelikli bir tehdit olarak görürken, siber teröre ağırlıklı vurgu yapmamasının, siber savunma/taarruz kapasitesine duyduğu güveni yansıttığı düşünülmektedir.

Türkiye ile ABD arasında terörizm kavramı, terör örgütü tanımı ve cezai tedbirler konusunda önemli farklılıklar olduğu rapora da yansıtılmıştır. Bu kapsamda önümüzdeki dönemde FETÖ ve PYD/YPG’nin terör örgütü olarak kabul edilmesinde bir ilerleme yaşanmasının zor olduğu kıymetlendirilmektedir.

Tablo 1. ABD’nin Yabancı Terör Örgütleri Listesi-2016

  1. Abdallah Azzam Brigades (AAB)
    2. Abu Nidal Organization (ANO)
    3. Abu Sayyaf Group (ASG)
    4. Al-Aqsa Martyrs Brigade (AAMB)
    5. Ansar al-Dine (AAD)
    6. Ansar al-Islam (AAI)
    7. Ansar al-Shari’a in Benghazi (AAS-B)
    8. Ansar al-Shari’a in Darnah (AAS-D)
    9. Ansar al-Shari’a in Tunisia (AAS-T)
    10. Army of Islam (AOI)
    11. Asbat al-Ansar (AAA)
    12. Aum Shinrikyo (AUM)
    13. Basque Fatherland and Liberty (ETA)
    14. Boko Haram (BH)
    15. Communist Party of Philippines/New People’s Army (CPP/NPA)
    16. Continuity Irish Republican Army (CIRA)
    17. Gama’a al-Islamiyya (IG)
    18. Hamas
    19. Haqqani Network (HQN)
    20. Harakat ul-Jihad-i-Islami (HUJI)
    21. Harakat ul-Jihad-i-Islami/Bangladesh (HUJI-B)
    22. Harakat ul-Mujahideen (HUM)
    23. Hizballah
    24. Indian Mujahedeen (IM)
    25. Islamic Jihad Union (IJU)
    26. Islamic Movement of Uzbekistan (IMU)
    27. Islamic State of Iraq and Syria (ISIS)
    28. Islamic State’s Khorasan Province (ISIS-K)
    29. ISIL-Libya
    30. ISIL Sinai Province (ISIL-SP)
    31. Jama’atu Ansarul Muslimina Fi Biladis- Sudan (Ansaru)
    32. Jaish-e-Mohammed (JeM)
    33. Jaysh Rijal Al-Tariq Al-Naqshabandi (JRTN)
    34. Jemaah Ansharut Tauhid (JAT)
    35. Jemaah Islamiya (JI)
    36. Jundallah
    37. Kahane Chai
    38. Kata’ib Hizballah (KH)
    39. Kurdistan Workers’ Party (PKK)
    40. Lashkar e-Tayyiba (LeT)
    41. Lashkar i Jhangvi (LJ)
    42. Liberation Tigers of Tamil Eelam (LTTE)
    43. Mujahidin Shura Council in the Environs of Jerusalem (MSC)
    44. Al-Mulathamun Battalion (AMB)
    45. National Liberation Army (ELN)
    46. Al-Nusrah Front (ANF)
    47. Palestine Islamic Jihad (PIJ)
    48. Palestine Liberation Front – Abu Abbas Faction (PLF)
    49. Popular Front for the Liberation of Palestine (PFLP)
    50. Popular Front for the Liberation of Palestine-General Command (PFLP-GC)
    51. Al-Qa’ida (AQ)
    52. Al-Qa’ida in the Arabian Peninsula (AQAP)
    53. Al-Qa’ida in the Indian Subcontinent (AQIS)
    54. Al-Qa’ida in the Islamic Maghreb (AQIM)
    55. Real IRA (RIRA)
    56. Revolutionary Armed Forces of Colombia (FARC)
    57. Revolutionary People’s Liberation Party/Front (DHKP/C)
    58. Revolutionary Struggle (RS)
    59. Al-Shabaab (AS)
    60. Shining Path (SL)
    61. Tehrik-e Taliban Pakistan (TTP)

LİNK : www.merkezstrateji.com
E-POSTA : bilgi – Analiz
Tlf.: +90 3122362199
GSM: +90 5332303018

ISIS FILES /// AL BAGHDADI : ISIS CALIPH AND MOSSAD-CIA AGENT HIDDEN BY US


AL BAGHDADI : ISIS CALIPH AND MOSSAD-CIA AGENT HIDDEN BY US

Whithout result the Daesh leader hunting launched by Hashid in desertic Iraqi border after many intelligence sources hint The perfect refuge is the Syrian Al Rukban camp in the terrorists hands under american defense

___di Fabio Giuseppe Carlo Carisio ___

«The Hashd, which conducted a massive offensive on the border between Syria and Iraq for a week, is looking for the “American caliph” and the CIA super agent, Abu Bakr Baghdadi, a protagonist of Iraq’s dismemberment scenario for the benefit of the United States. The “Will to Defeat” operation aims to capture Abu Bakr al-Baghdadi, leader of the Daesh terrorist group, whose bloodshed is known to all. After their defeat in Iraq and Syria, the remaining takfiris (the jihadists considered heretics by other moderate Muslims – ed) under their control now operate through sleeper cells».

Al Baghdadi mistery (update). Pentagon’s farce: changes idea and releases an useless video. Disappeared a child body

The pro-Shiite site ParsToday wrote this in an article taken from the French geopolitical portal Réseau International in reference to the actions of the Popular Mobilization Forces (in Arabic: Hashd al-Shaabi), a coalition of paramilitary militias, mainly Shiite, born in context of the Iraqi civil war, in response to the appeal of 13 June 2014 of Ayatollah Ali al-Sistani to the jihad against the Islamic State, which a few days earlier had conquered the city of Mosul.

Hashid Shiite militias fighting alongside Iraqi regular army

The harsh reaction took place following the publication of an audio recording that would prove the complicity of US troops in the murder of Iraqi militias.The Iranian Fars network, instead, cites an authoritative source: «Al-Baghdadi together with a number of its Arab and foreign helpers is currently in Syria because it feels too endangered after several ISIL commanders were killed in the military operations of the Iraqi army on ISIL hiding places in western Iraq» the head of Iraqi intelligence Abu Ali al-Basri told to the Arabic-language daily al-Sabah on Monday, July 29.

The exact refuge of the Islamic State’s Caliph, which reappeared in a video in April right after the attacks in Sri Lanka coordinated by a himam trained in Syria, is still a mystery.

The Arabic-language news site al-Ma’aloumehm nentioned an intelligence source inside the command center of Hashd al-Shaabi, the Iraqi popular forces predominantly of Shia Muslim confession and therefore rivals of the ISIS Sunnis. The source reported that, according to the latest information, al-Baghdadi had taken refuge in a hidden tunnel in the region of al-Husayniyat in the northern part of the city of al-Ratbah in the western part of al-Anbar district.

«The source pointed out that, as US fighters have not bombed ISIL’s hideouts and tunnels in the region, US forces are probably aware of its presence in the desert areas of al-Ratbah» Fars always reports, indicating the Iraqi province on the border with Syria as the refuge of the ISIS leader.

THE PERFECT REFUGE IN THE AL RUKBAN CAMP

But in the light of multiple reports on Daesh and on the movements of its jihadists, another hypothesis seems very likely. That is: Al Baghdadi may be hiding in a tunnel but not in the Iraqi desert but rather in the immense refugee camp of Al Rukban, under control of various groups considered terrorist by the governments of Damascus and Moscow. Among those terrorists the most powerful are the Magaweir al Thawra fighters, in english Commandos Revolutionaries, allies of the anti-Assad rebels of the FSA army (Free Syrian Army), who made their headquarters there under the protection of the US Army Al Tanf military base. «An intelligent hypothesis” is the comment of a foreign secret service official operating in a NATO force to which we have subjected the theory…

A panoramic image of the immense Syrian refugee camp of Al Rukban where about 45 thousand people are imprisoned

Al Rukban is an immense tent city: a crowd of 45 thousand inhabitants in one of the most strategic points of Syria because it is on the border with Iraq, where in Mosul Al Baghdadi founded the ISIS, and with Jordan, the main extra ally -Nato of the USA. Suffice it to say that since 2013, the United States had granted over $ 3.3 billion in aid over the past five years to the Jordanian intelligence agency, the General Intelligence Directorate (GID), with another $ 200 million committed to the crisis of Syrian refugees. The GID of the Hashemite Kingdom of Jordan, with a Sunni majority, is a close partner of the American Central Intelligence Agency (CIA). In 2014, due to concerns over Jordan’s fragile economy that was strained by the influx of Syrian refugees, President Obama announced that he would seek guarantees for a $ 1 billion loan in addition to the $ 1.25 billion Congress approved in 2013.

For about two years, after the ISIS’s defeat in 2016, Damascus and Moscow have been denouncing the inhuman conditions of life in the Al Rukban camp, where dozens of children die today due to lack of food and medical care. Both Syrian President Bashar Al Assad and Russian President Vladimir Putin, through Foreign Minister Sergej Lavrov, have repeatedly called for the release of Syrian refugees for a project to come back to their freed villages, but this happens only with the dropper because the US, and even more the militias of the terrorist brigades allied with the FSA, seems to use the refugees like hostages to justify the American presence of the Al Tanf base.

The 55 square kilometer desert area controlled by the US military base of Al Tanf in southern Syria on the border with Iraq

The Assad Government, through the UN spokesman, has in fact repeatedly denounced the illegitimacy of the American contingent in Syria which has no justification on the part of the United Nations but is based on the project of the Global Coalition Against Daesh, inspired by NATO which it entered officially in 2019, the year in which this international military training and intervention force in Syria, Iraq, Libya and Nigeria (against Boko Haram) came to bring together 80 countries among which Uk, France and Italy are one of the most active.

The paradox is that the US makes war on ISIS but this one, since 2014 has been a historic ally of the FSA. The Free Syrian Army is now leaded by the Hay’at Tahrir al-Sham (HTS) already facing Al Nusra (Syrian branch of Al Qaeda) in the province of Idlib, the last stronghold jihadists supported and armed with rocket launchers, missiles and other heavy ammunition by another NATO country: Turkey, rival to the SDF Kurds. Al Rukban, like the still larger refugee camp of Al Hol in the north-east of Syria, is also a place of refuge for many of the Islamic State’s mutations after the fall of Bagouz, the last city controlled by Islamic extremists of the black flag. Not only.

According to international intelligence sources in contact with intelligence international sources of the Veterans Today website, in Al Rukban was trained the Christchurch killer Brenton Tarrant, considered a contractor of the Mossad, the ruthless 007s of Israel. Mossad, according to Iraqi parliamentarian Hassan Salman, is operating in Iraq under US protection: «The US embassy in Baghdad has turned into a center for Israeli terrorists of Mossad and ISIS (Daesh)» said the political al-Sumariya site in Iraqi Arabic language.

In this jumble of contradictions and underground plots, that’s why Al Rukban could be the safest place for Al Baghdadi to take refuge, hidden in a tunnel and free to move among the refugees thanks to the civering by loyal bodyguards Isis, by FSA allied terrorist militians, sworn enemies of Assad, and finally by the approximately 200 men of the US Army of the Combined Join Task Force headed by the Central Command, probably increased after sending a reinforcement of 1000 soldiers in the Middle East due to the escalation of the crisis between Washington and Washington Tehran in the Strait of Hormutz.

THE GENESIS: SHIMON ELLIOT BECAME AL BAGHDADI

«One might assert that accusing Israel of training agents to infiltrate Arab organizations is “anti-Semitic” with this exception, they admit that not only do they do it all the time, but that this is a primary Mossad purpose – wrote Gordon Duff, former marines, intelligence consultant and senior editor of american military intelligence website Veterans Today – Israeli operatives fill the ranks of Hamas and Hezbollah, ISIS and al Qaeda. In some cases dozens have been executed but, as had come to the surface in 2014, one stood out above the rest, Abu Bakr al Baghdadi or as he had been exposed, Shimon Elliot»

The metamorphosis of Shimon Elliot in Al Baghdadi and important American friends

«Veterans Today broke the story on August 4, 2014, based on French reports and an alleged confirmation by Edward Snowden that Baghdadi was the British born son of Jewish parents, trained from early life in a well known Mossad program to place sleeper agents within key Arab nations – reads on VT – In this case, Shimon Elliott became “al Baghdadi” in Iraq under a fake identity and was laundered through an American prison to be the actor commanding the long proven fake “Islamic State” that appeared from nowhere fighting the battles of Israel and America’s neocon right». As evidenced by a secret document revealed by Gospa News …

CAMP BUCCA PRISON: THE ISIS ACADEMY

It isn’t the first time that the United States of America has an ambiguous and suspicious attitude in the management of the ISIS caliph. A circumstance that supports the thesis that the Islamic State itself was born for a specific American project of destabilization of the Middle East as reported by multiple authoritative sources on the so-called “academy” of jihadists in a prison in the Umm Qasr locality, a town in the Basra governorate, where some Islamic fundamentalists from Saddam Hussein’s army were brought, following the 2004 US torture scandal over Iraqi detainees in Abu Ghraib.

An eloquent image of the open-air prison of Camp Bucca

«In the summer of 2004, a young jihadist in chains and chains was brought slowly by his jailers to the Camp Bucca prison in southern Iraq. He was nervous when two American soldiers led him through three illuminated buildings and then a maze of wire corridors, in an open courtyard, where men with close-set looks, wearing brightly colored prison uniforms, retreated cautiously, looking at him» he wrote The newspaper Guardian in 2014.

The jihadist, who uses the war name Abu Ahmed, entered Camp Bucca as a young man a decade ago, and is become a senior official within the Islamic State (ISIS), after having risen in rank with many of the men who they served him in prison: a desert fortress that would shape the legacy of the American presence in Iraq.

«The other prisoners did not take long to cheer him up, Abu Ahmed recalled. They were also terrified of Bucca, but soon realized that away from their worst fears, the prison operated by the United States offered an extraordinary opportunity. “We could never have all gathered like this in Baghdad, or anywhere else,” he told me – report the journalist Martin Chulov, correspondent for the British network – “It would have been incredibly dangerous. Here, we were not only safe, but we were just a few hundred meters from the entire al-Qaeda leadership “- says – It was at Camp Bucca that Abu Ahmed first met Abu Bakr al-Baghdadi, the Emir of ISIS who is now often described as the most dangerous terrorist leader in the world. From the beginning, Abu Ahmed said, others in the field seemed to undergo him. “Even then, it was Abu Bakr. But none of us knew he would ever become a leader “».

Islamic extremists imprisoned inside Camp Bucca

We leave the story of one of the future Daesh commanders to analyze that of the caliph self-proclamation. «When Baghdadi, 33, arrived in Bucca, the anti-US insurgency led by the Sunnis was taking hold across central and western Iraq. An invasion that had been sold as a war of liberation had become a striking occupation. Iraqi Sunnis, deprived of the overthrow of their patron, Saddam Hussein, were fighting against US forces and starting to turn their weapons against the authors of the overthrow of Saddam Hussein, the Shiite majority in the country» wrote The Guardian.

«The small militant group that Baghdadi was the leader of one of the dozens that emerged from a large Sunni insurgency – many of whom would soon gather under the banner of al-Qaida in Iraq, and then in the Islamic State of Iraq. These were the forerunners of the colossus now simply known as the Islamic State, which, under the command of Baghdad, invaded much of the west and center of the country and eastern Syria – highlights Chulov – but at the time of his stay in Bucca , the Baghdadi group was little known, and was a much less significant figure than the notional leader of the insurgency, the ruthless Abu Musab al-Zarqawi, who represented the sum of all the fears for many in Iraq, Europe and the United States».

«Baghdadi, however, had a unique way of distinguishing itself from other aspiring leaders in Bucca and out in the wild roads of Iraq: a pedigree that allowed them to claim direct lineage with the prophet Muhammad – specifies the Guardian – He also earned a PhD in Islamic studies at the Islamic University of Baghdad, and he would draw on both of them to legitimize his unprecedented claim to join the caliph of the Islamic world in July 2014, which realized a sense of destiny evident in the prison yard a decade earlier». Other sources have instead reported the special permits enjoyed by the leader to move between the 24 sections of the prison camp, which is absolutely forbidden to other prisoners.

THE BLACK CALIPH RELEASED BY US MILITARY

«According to Abu Ahmed and two other men who had been imprisoned in Bucca in 2004, the Americans saw him as a repairer able to resolve controversial disputes between competing factions and keep the field quiet – the British newspaper reports – “But over time, whenever there was a problem in the camp, it was at the center of it” Abu Ahmed recalled. “He wanted to be the head of the prison, looking back on the past, he was using a policy of conquest and division to get what he wanted, which was status. And it worked”. In December 2004, Baghdadi was considered by his jailers no longer dangerous and his release was authorized».

“He was highly respected by the US military,” said Abu Ahmed. “And in the meantime, a new strategy, which was driving, was rising under the nose, and that of building the Islamic State. If there were no American prison in Iraq, there would be no IS now. Bucca was a factory. He built us all. He built our ideology”. The interviewee tells of how the contact details and phone numbers were written in the boxers rubber bands to contact them once they were released.

According to Hisham al-Hashimi, an analyst in Baghdad, the Iraqi government estimates that 17 of the 25 most important Islamic state leaders who led the war in Iraq and Syria spent time in prisons in the United States between 2004 and 2011. Some have been transferred from US custody to Iraqi prisons, where a series of assaults in recent years have allowed many senior leaders to flee and rejoin the ranks of the insurgents.

Al Baghdadi during his speech at the great mosque at Nuri in Mosul, 29 June 2014, when he announced the birth of Isis

How well it reconstructs Il Fatto Quotidiano Al Baghdadi was released after only 10 months of incarceration since his arrest on 4 February 2004. The reason is made clear in the American documentation: the future leader of the Islamic State was imprisoned as a “civil prisoner” despite the International intelligence was already aware of its dangerousness because «he had already joined, five years earlier, an extremist fringe linked to the Muslim Brotherhood led by Muhammad Hardan, a member of the movement and former mujahidin who had fought against the Soviet invasion of the Afghanistan in the 80s» writes the Italian journal. In 2000, according to William McCants of the Brookings Institution in his The Believer, the future Caliph “was already ready to fight” and in 2003 he will be among the founders of Jaysh Ahl al-Sunna wa-l-Jamaah, an Islamist group that fought against American troops in central and northern Iraq.

In the Camp Bucca prison, as mentioned, Baghdadi becomes a reference point for both prisoners and the Americans who controlled them. «This image of leader and the profound knowledge of Koranic texts and acting, the basis of all his university studies, allowed him to win the trust of many former Baathists, convert them and convince them to join the jihad. All under the eyes of the American military. When al-Baghdadi leaves the detention camp, in December 2004 according to the documents released, he will do so as a normal Iraqi citizen and not as a terrorist, as instead happened in early December to his ex-wife, Saja al Dulaimi, released by the Lebanese government as part of an exchange of prisoners with the jihadists of Jabhat al-Nusra».

THE BIRTH OF ISIS PROVIDED BY THE PENTAGON

«Coming out of Camp Bucca with his group, he joins al-Qaeda’s struggle in Iraq, at the time commanded by Abu Musab al-Zarqawi. Only in 2012, after the death of the founder and his successor, Abu Ayyub al-Masri, al-Baghdadi becomes the new head of what has become the Islamic State of Iraq and Levante (Isil) – adds Il Fatto Quotidano – Already from a year, however, the jihadist of Samarra is engaged in Syria alongside al-Nusra in the battle against the Assad regime. And it is precisely in those years, as Seymour Hersh reveals in his inquiry The Red Line and the Rat Line, that the second meeting between al-Baghdadi and the United States takes place».

In 2012, the investigative journalist reported citing sources at the top of US intelligence and security services, in areas controlled by the rebels, including those of Isis and Jabhat al-Nusra, the arms of the former army of the fallen Libyan president arrived, Muhammar Gaddafi, military supplies and millions of dollars. The operation was financed by the Gulf monarchies like Qatar and Saudi Arabia, but the Turkish secret services, the British MI6 and, indeed, the CIA, organized what Hersh renamed the Rat Line.

ISIS Islamic fighters in Iraq

According to the declassified Pentagon documents released by Judicial Watch in May 2015, the Department of Defense was fully aware of the risks facing the United States by supplying Syrian rebels with weapons. In the files we read that the US Defense had foreseen the possible formation of a “declared or not declared Salafite principality in eastern Syria. This is exactly what the opposition support forces want to isolate the Syrian regime, considered a strategic point of Shiite expansion in the area (Iraq and Iran)”. But the prediction, which will then be ignored by the American administration favoring the birth and expansion of the self-proclaimed Caliphate, also adds that “Isi (Islamic State of Iraq, ed) could also declare the birth of an Islamic State thanks to its union with other terrorist groups in Iraq and Syria”.

«The most important statement concerning the establishment of the organization was published on 16 July 2014 in the Gulf Daily News, based in Bahrain – writes the Veterans Today correspondent from Istanbul Abdullah Manaz – According to this news agent Edward Snowden of the US national security agency said that Daesh was founded by Israel, the United Kingdom, US intelligence agencies and trained by them. According to Snowden, this secret operation he called “The Hornet’s Nest” called for the gathering and liquidation of all radical Islamists in the world in one position. Abu Bakr al Baghdadi was trained by the Mossad in the military, theological and oral fields”».

That context is well explains by an international military intelligence consultant and marines veteran of Vietnam, Gordon Duff, the senior editor of the US geopolitical site Veterans Today Gordon Duff who carry out a conference on the “terror unions” in Damascus in 2015, thanks to direct intervention by the Syrian Minister of Justice, Najm Hamad al Ahmad, to win the boycott attempts. Fors this meeting the former escaped an attempt at poisoning and conspiracy to put a kilo of heroin in his room, thwarted by VT editor Mike Harris.

GAS, OIL, ANTIQUES AND COPPER TUBES SEIZED IN SYRIA

«Currently, Syria is sacked by Kurds supported by the United States who have seized thousands of square miles of oil and gas fields, fertile agricultural land and billions of dollars of industrial and commercial resources – wrote Gordon Duff in a recent article – Before, Syria had been openly plundered by Turkish organized crime, which I examined in detail with the Syrian government; not only infinite antiquities sold in London and New York, but entire factories, machine tools, copper pipes of schools: all that could be eradicated from areas under the control of ISIS and al Qaeda or the presumed free Syrian army was stolen».

Veterans Today senior editor Gordon Duff

«Used tankers were bought wholesale in the United States and loaded on transport in the port of Houston, shipped to Turkey and, from there, passed through Iraq and Syria to steal oil (…) using the Baku-Ceyhan pipeline, looting the oil field Iraqi Kirkuk, the largest in the world, up to $ 0.5 trillion of oil during and after the US occupation of Iraq, mainly by Exxon and British Petroleum, aided by corrupt US officials. I met with Iraqi officials while representing the United Nations, including on this issue, during this time from my office in Erbil. Everything was known» added the senior editor of Veterans Today, pointing out that the theft of oil in Syria that began in 2012 would not have existed without the precedent established by the United States and Great Britain in Iraq from 2005 onwards.

«The problem is that when this oil was stolen from Iraq, the only road system that would have delivered it to the refineries and the world market, an endless stream of thousands of trucks, was through the city of Erbil itself, the capital of the Kurdish regional government, then in Mosul held by ISIS; and from there, to the north, beyond a Turkish-owned region within Iraq and directly into Turkey itself – Duff points out, then launching his accusations – ISIS, the powerful Turkish organizations and the Krg government in Iraq were completely implicated with their massive theft of resources, taking hold with the tacit approval of the US and British military».

THE FALSE WAR AT THE ISIS OF CRIMINAL SINDACATES

«This obviously means that the entire “coalition” effort against ISIS was false – false then, and now false. ISIS was funded by Saudi Arabia and Qatar, openly aided by the Israeli air force and facilitated by many governments: Romania, Bulgaria, Ukraine, Georgia, Turkey, Jordan, Bahrain and many more – reports Veterans Today – Why? Our hypothesis shows the long collaboration between multi-generational organized crime and governments, some controlled, other associates, which stage terrorism and organize wars as a background for criminal activities».

«This is not politics, it is organized crime – a mafia that operates within the Kurdish region, which works in concert with the Turkish mafia, which has long collaborated with what is called the “Kosher Nostra” – the “oligarchs” who govern much of the world organized crime by the Trump Towers in New York, the City of London, where they own banks, the Ukraine and the whole world – adds Duff – The Baghdad government, with US money flowing into the major Sunni politicians remained divided and defenseless. I met security officials in Baghdad in January 2014 to discuss the threat of ISIS. Many with whom I spoke assured me that ISIS was easy to use and control. Months later, most of those I spoke to had been beheaded».

The reference to the so-called “Deep International State” is evident: a mix between the high finances of the Zionist banks, the arms lobby, Freemasonry, driven and corrupt politicians, secret services and the crime’s underworld as an armed wing for dirty jobs…