TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// SERVET AVCI : BU FOTOĞRAFLARA LAYIK MIYIZ ???.


SERVET AVCI : BU FOTOĞRAFLARA LAYIK MIYIZ ????. .

Bazı anlar vardır devleti yöneten veya devleti temsil eden siz olmasanız da o devlet gözünüzden bile sakındığınız devletiniz olduğu için utanırsınız…

Geçmişte çok oldu meselâ… Çözüm sürecinde PKK’lıların ölülerini mezarlıklara taşıyıp Türkiye Cumhuriyeti topraklarında kendilerince şehitlikler inşa etmeleri ve oralara terörist anıtları dikmeleri söz konusuydu… Dönemin İçişleri Bakanı "Abartmayın heykel dediğiniz fiberglastan" diyebilmişti ve yerin dibine girmek size düşmüştü…

Ya Silvan’daki o görüntüler… Türk askeri çarşının içinden geçirilirken sivil halk tarafından ağır hakaretlere uğruyor adeta bir ‘işgal gücü’ muamelesi görüyordu… Rezaletin tarifi bile yoktu… PKK’lılar hava basıyordu "Öldürmeye çalıştığınız halk bakın sizin canınızı nasıl koruyor" diye…

Diyarbakır’da askeri birliğin içinde gönderdeki Türk bayrağı indirilmişti… "Araştırdık olay çocuk işi" diyerek küçültme çabası resmî görevlilere düşerken utanmak yine millete kalmıştı…

Irak’ın kuzeyinden Suriye’nin kuzeyine ‘savaşçı’ ve silah sevkiyatına izin verdiğimiz ve her ilçede şova dönüşen o kara yolculuk… Heriflerin yediği kebapların ve fasulyelerin paralarını ödemek kaymakamlıklara konvoyun önüne eskort koymanın şerefi de yine bize düşmüştü!. .

Dağdaki teröristlere yemek ve meyve taşıyan kamyon uçuruma yuvarlanmasa bilmeyecektik Şırnak Belediyesi’nin günlük yemek taşımasını… Tıpkı soruşturmanın sonucunu hiçbir zaman öğrenemediğimiz gibi!. .

Süleyman Şah Türbesi’nin bir gecede kaçırılması da farklı değildi… Kendi topraklarımızdan ata mezarı kaçırıyoruz… Buradan da yöneticilere ‘başarılı operasyon’ gururu kalırken geri kalana anlamsız bakışlar kalıyordu…

***

Özellikle çözüm sürecinde böylesine gururu kırıcı öyle sahneler yaşadık ki devleti ve onun ciddiyetini fazlasıyla arar olduk… ‘Her kötülüğün müsebbibi güvenlikçi politikalar’dan ‘demokrat ve özgürlükçü yönetim’e dönüşümüz geride acı fotoğraflar bırakmıştı çünkü…

Geçtiğimiz gün bu fotoğraflara bir yenisi daha eklendi… HDP Diyarbakır İl Teşkilatı önünde çocuklarını almak için çırpınan ailelere destek amacıyla Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı da fotoğraf karesine girdi…

Bir hanım olarak o ailelerin arasına girmesi destek olması pek güzel de Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanı olarak orada yer alması yaralayıcı oldu…

Türkiye Cumhuriyeti devleti PKK’ye "Terör örgütüdür" diyemeyen PKK’yı ‘halk’ olarak gören bir yapının kapısında ‘talepkâr’ olamaz öyle görüntü veremez… Devlet dediğiniz gereğini yapar… Bir terör örgütünün sivil uzantısının kapısında o pozu vermez…

Bir terör örgütünden aman dilemek yalvarmak onunla ittifak etmek birlikte gelecek inşa etmek ne kadar saçmaysa o terör örgütünden neredeyse rica yoluyla kaçırılan çocukları geri istemek o kadar saçma… Devlet ciddiyetini tahrip eden bir uygulama… Bir de dilekçe verilseydi de tam olsaydı!. .

***

Daha dün Nevruzlarda birlikte yeni Türkiye inşa etmeye kalkışıp bugün aynı ilde dünkü masa arkadaşınızın il binası önünde acılı ailelere eşlik etmek tarif edilemez bir çelişki olmalı… "Bu çocuklar bu dağlara nasıl çıktı nasıl kaçırıldı bu iklim nasıl oluştu nasıl yeşertildi?" sorularıyla özeleştiri yapmak yerine hiç sorumluluk yokmuş gibi davranabilmek çok ama çok zor olmalı…

Asfaltların altına patlayıcı yerleştirilirken devletin uyutulduğu günler geride kalmış olmalı… Devlet devlet gibi davranmalı ve resmi görevlileri parti kapılarında bu hâle düşürülmemeli… Yoksa sadece çocuklar değil devlet de bir yerlere kaçırılmış sayılır!. .

Ayarlarla daha fazla oynanmasın!. . Yeter artık!. .

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bu-fotograflara-layik-miyiz-53236yy.htm

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// MUSA ÖZUĞURLU : ASKERLER NE/KİMİN İÇİN ÖLÜYOR ???


MUSA ÖZUĞURLU : ASKERLER NE/KİMİN İÇİN ÖLÜYOR ???

11 Şubat 2020

Hükümet halkla ilişkilercilerinin bütün çalışmalarına rağmen sokağı askerlerin orada bulunması konusunda ikna edebilmiş değil. Sokakta vatandaşla biraz sohbet edince “Ne işimiz var orada” demeye başlıyor. Ortada biz gafillerin anlayamadığı olağanüstü zeka gerektirecek bir durum da yok.

“Suriye’nin kuzeyinde oluşan otorite boşluğu nedeniyle uluslararası hukukun ve Adana Anlaşması’nın verdiği haklarla terör ve benzeri tehditler gerekçeleri ile” Suriye’de bulunduğumuz söyleniyor. Bu açıklama ne kadar doğru?

Kamuoyu çok hızlı gelişmeler nedeniyle bilginin ucunu kaçırıyor ve meseleyi son gelişme(ler)den ibaret/itibaren görüyor.

İdlib özeline sıkıştırılan bu sürecin daha iyi anlaşılabilmesi ve klişe deyişle “büyük resmin görülebilmesi” için Suriye’de örtülü amaçlarla hareket edenlere ve bunların propagandalarını yapanlara bir kez daha hatırlatmak lazım:

– İdlib’te çeşitli zamanlarda çeşitli yerlerden nakledilen konsantre cihatçılar var. Konsantre diyoruz çünkü ılımlı olanların büyük çoğunluğu Suriye yönetimi ile anlaşma yapmayı kabul ederek bu gruplardan ayrıldı. Kalanların büyük bir kısmı ise dini ideolojileri gereği cihat yapmak isteyenlerden oluşuyor. Bu gruplar demokrasi gibi bir amaçlarının olmadığını bizatihi kendileri vurguluyor. Toplum adına siyasi bir ideolojileri yok. Amaçları Farabi İbn-i Sina El Kındi Harezmi Maarratul Numan’da heykelinin kafasını kopardıkları şair ve felsefeci Ebu Ala El Maarri gibi filozof şair matematikçi müzik adamı astronomlar ve benzerlerinin izlerini yeryüzünden silmek ve kendi İslami anlayışları içinde bir düzeni hakim kılmak. İnsan emekçi kadın çocuk hayvan hakları umurlarında değil. Teknoloji ve bilimle ilişkileri sadece kendi cihatlarını yürütebilecekleri silah ve iletişim araçları ile sınırlı. Üretim sanayi gelişim gibi kavramlardan haberleri bile yok.

– Bu gruplar cihat anlayışıyla hareket ettikleri için kendi amaçlarına engel olarak gördükleri herkesi katletmekten zerre kadar çekinmiyorlar. Bu nedenle hukuku önemsemiyorlar ve bu açıdan toplum için büyük tehlike oluşturuyorlar.

– Dini açıdan kendileri gibi olmayan/düşünmeyen Sünnileri Alevileri Hıristyanları Ezidileri Ermenileri Arapları Türkleri laikleri solcuları sosyalistleri düşman ve yok edilmesi gereken olarak görüyorlar.

– Bu silahlı grupların bazıları Türkiye ve Rusya ile birçok devlet tarafından “terör örgütü” olarak kabul ediliyor. Aslında İdlib’te silah gücü ve alan hakimiyeti olan grupların hepsi terör örgütü.

– Bu grupların bazıları Türkiye ile Rusya arasında yapılan gerilimi azaltma anlaşmasını en baştan reddetti silahlı grupların hepsi ateşkes anlaşmasına bir saat bile uymadı ve saldırılarına devam etti.

– İdlib’te bulunan sivillerin çoğunluğu bu grupları onaylamıyor. Ancak kaçabilenlerin dışında imkanı olmayanlar bu örgütlere mahkumlar. Bir kısmı bu cihatçıların aileleri ve başka şansları da yok.

– Suriye’de artık siyasal sürecin başlatılması için şartlar oluşmaya başladı. Ancak siyasal süreç de bu örgütlere kurban edilmiş durumda. Bu nedenle Kürtlerin dışında hükümet ile masaya oturabilecek tek bir siyasal grup ya da parti yok. Suriye sürecine müdahil olan ülkeler sanki Sünniler siyaset yapamazmış gibi ya da bu cihatçılara mahkummuş gibi hareket ediyor ve Sünni Müslümanlara “şeriat” dayatılıyor.

Bu ahval ve şerait içinde birçok ülke Suriye’den elini çekmişken Türkiye ısrarcı olmaya devam ederek hatalar zincirini devam ettiriyor.

– Türkiye’nin içinde bulunduğu topraklar Suriye’nin yani bir başka ülkenin toprağı.

– Cumhurbaşkanı Erdoğan Adana Mutabakatı’nın böyle bir hak verdiğini söylüyor ancak bu doğru değil. Adana Mutabakatı’nın muhatabı kim? Suriye. Suriye yönetimini tanıyor muyuz? Hayır. “Teröre karşı” yapılmış olan mutabakatı kimin yararına ve kime karşı kullanıyoruz? Bizim de terör örgütü olarak kabul ettiğimiz (daha doğrusu etmek zorunda kaldığımız) El Nusra ve benzerlerinin yanında anlaşmanın altında imzası olan Suriye’nin ordusuna karşı.

TSK unsurlarının İdlib ve diğer bölgelerde tutulmasının savaştırılmasının faydası ne? Bu bölgelerden gelebilecek terör tehdidi var mı gerçekten? Fırat’ın doğusundan yok. Batısında ise bu omurgasız ve kendilerine üç kuruş fazla verenin yanında savaşacak cihatçılar var. O halde tehlike asıl nereden kaynaklanıyor? Bizatihi uğruna asker feda edilen bu gruplardan.

Neresinden bakarsanız bakın iktidarın o bölgede asker bulundurması/savaştırması yukarıdaki gerçekler ışığında akla mantığa uluslararası hukuka komşuluğa aykırı.

Hükümet halkla ilişkilercilerinin bütün çalışmalarına rağmen sokağı askerlerin orada bulunması konusunda ikna edebilmiş değil. Sokakta vatandaşla biraz sohbet edince “Ne işimiz var orada” demeye başlıyor. Ortada biz gafillerin anlayamadığı olağanüstü zeka gerektirecek bir durum da yok.

Memleketi yönetenlerin cevaplaması gereken iki soru ile bitirelim:

1- Askerler ne için ölüyor?

2- Amaç İdlib’i ilhak mı?

Musa Özuğurlu kimdir?

Gazeteci. Mesleğe 1994 yılında başladı. Çok sayıda radyo ve TV kanalının haber merkezlerinde editörlük muhabirlik program sunuculuğu yaptı. 2010 yılında TRT Türk’ün Suriye temsilcisi olarak çalışmaya başladı. Suriye’de 2011’de başlayan süreci 2016 yılına kadar yerinde takip eden az sayıda yabancı gazeteciden biridir. Alanı Suriye başta olmak üzere Ortadoğu. Halen Artı TV’de hafta içi her gün iç ve dış gündeme medyanın yaklaşımını yorumladığı “Medya Kritik” ve iç ve dış gündemin tartışıldığı “Bu arada” haftalık programını sunmaktadır.

LİNK : https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/02/11/askerler-nekimin-icin-oluyor/?fbclid=

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// ELVAN ALKAYA : Rusya’nın 22 yıllık PKK destek tarihi


Rusya’nın 22 yıllık PKK destek tarihi

1993 Rusya, Türkiye Çeçenistan’ı desteklerse PKK’yı destekleyeceğini bildirdi.
1994 Rusya’nın PKK’yı destekleme çalışmaları başladı. Rusya Bakanlığı’nın yer aldığı bir konferansta Türkiye, devlet terörü uygulamakla suçlandı . Rus resmi şahıslarının katıldığı bir başka etkinliğe Öcalan, tebrik mesajı gönderdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Karaşin, “Moskova, PKK’yı bir terör örgütü olarak görmüyor mu?" sorusuna net cevap veremedi. Aynı yıl Moskova’da PKK sempatizanı Kürt Evi açıldı.
1995 Türkiye Kürt Evi’nin kapatılmasını istediğinde; Rusya isteği Uluslararası Kürt Toplumu Örgütleri Birliği’ni Adalet Bakanlığı kayıtlarına alarak cevap verdi. PKK’lılar Duma Meclisi’nde görüşmelere başladı. Duma Meclisi’nde ‘Kürdistan Sorunları Çalışma Grubu’ kurarak PKK desteği yasallaştırıldı. Hazırlanan bir raporda; Rusya’nın Kürt devleti kurulması çabalarına destek vermesi ve Türkiye’deki iç istikrarı bozarak, uzun dönemde parçalanmasının sağlanması çağrısı yapıldı
1997 Duma Jeopolitik Konular Komitesi’nde, 10 PKK’lı Kürt grubu çalışma yapmaya başladı. Rusya’nın Ankara eski Büyükelçisi Albert Çernişev “kendileri camdan evde oturanların etrafa taş atmamaları gerekir" diyerek Çeçenistan’a karşı PKK kartını bir kez daha yineledi.
1998 Mahir Velat PKK’nın siyasi kanadı ERNK’nin Moskova temsilcisi oldu. Velat, PKK’nın Bakü-Ceyhan projesini engelleyebileceğini iddia etti . Öcalan Suriye’den Moskova’ya geçti. Liberal Demokrat Parti’nin milletvekili Mitrapano’nun ayarladığı evde 33 gün kaldı. Duma, Öcalan’a siyasi sığınma hakkı verilmesi isteğini kabul etti. Karar Rus Dışişleri Bakanı ile Demirel’in kulağına fısıldandı.
1999 İtalya’da saklanan Öcalan yeniden Moskova’nın yolunu tuttu . Rusya Öcalan’ın Rusya’da bulunduğunu kabul etti. Türkiye Öcalan’ın iade talebiyle birlikte iktisadi kolaylıklar teklif etti. Öcalan’ın her iade talebi oyalamalarla yanıtlandı. Öcalan yakalandıktan sonra Rusya’da bulunuş süreleri hakkında bülbül gibi ötünce Rusya’nın PKK desteği ifşa olmuş oldu.
2006 Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a " Siz de PKK’yı terör örgütü listesine alın " denildiğinde, sadece " Biz de terör konusunda hassasız " diyebildi.
2007 Genelkurmay Başkanlığı, PKK’ya ait silahların menşeini belirledi. Kalaşnikof silahların % 71,6’sı, kannasların %45,2’si, roketlerin %85’i, el bombalarının %72’si, mayınların %28’i Rusya’ya aitti.
2010 Wikileaks belgelerinde Rusya’nın mafya aracılığı ile PKK’ya silah sattığı yer aldı. İspanyol savcı Jose Grinda Gonzales, Amerikalı diplomatlara Moskova’nın Rus mafya lideri Zahary Kalaşov ile PKK’ya silah sevkiyatı yaptığını anlatmıştı.
2013 G20 Zirvesi’nde Putin, Rusya’nın Esed’e silah sattığını büyük bir rahatlıkla söyledi. ( 2005-2011 yılları arasında Rusya Suriye’ye 25 milyar dolarlık silah sattı ) Genel Kurmay Başkanlığı PKK’nın elindeki silahlar hakkında yeniden bilgi paylaştı. Buna göre örgütün elindeki roketlerin %85’i, , kanasların %60’ı, el bombalarının ve kalaşnikofların çoğu Rus menşeiliydi…
2014 HDP’li milletvekili Burcu Özkan : "Buradan defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız keleşi size çevirmesini iyi biliyoruz" dedi. ( Yazımın sonuna gelince neden söylendiğini daha iyi algılamışsınızdır…)
Ekim 2015 Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, PKK’yı terör örgütü olarak tanımadıklarını söyledi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın Iraklı Kürtlere askeri destek verdiklerini ilan etti. Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nin Kaymakamı Kadir Güntepe, terörist sığınaklarında Rus üretimi ‘Metis M’ füze kartuşlarını bulduklarını açıkladı.
Aralık 2015 Rus ordusuna ait askeri kargo uçağı PYD’ye 5 ton hafif silahı paraşütlerle indirdi. Rusya Savunma Bakanlığı tarafından İran’a teslim edilen 40 bin kalaşnikof Türkmen Dağı cephesindeki Türkmenleri katletmeye hazır grupların eline geçti.
Bugünden sonra Türkiye’de gerçekleştirilecek her türlü PKK saldırısı Putin’in PKK’ya, İran’a ve Suriye’ye sattığı silahlar üzerinden olacak.
2017’den itibaren Ukrayna’daki Sevastopol üssünü kullanamayacak olan Rusya’nın, açık denizlere inme hayali için tek nokta Suriye’deki Tartus şehri. Ve Rusya bu şehir için Esed’in borçlarını sıfırlayıp, Suriye’deki halkı katletmeye başladı bile.
DAEŞ falan bahane…

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Arslan BULUT : “FETÖ’cü albayları general yapan yasa…”


Arslan BULUT : "FETÖ’cü albayları general yapan yasa…"

E-POSTA : arslanbulut

08 Şubat 2020

Cumhuriyet gazetesinden Alican Uludağ, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15 Temmuz Genelkurmay Çatı Davası’nın iddianamesinden bazı ifadeleri yayınladı.

Bu arada İlker Başbuğ’un "25-26 Haziran 2009’un gece yarısı TSK ile ilgili bir yasa geçiyor. Böylece askeri şahısların askeri mahalde işlediği suçlar da dahil özel yetkili mahkemelerde yargılanmasının önü açılıyor. Bu bir kere anayasaya aykırı… Bu yasa teklifini kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili… Bu araştırılsın." sözlerine suç duyurusu ile cevap verildi…

Uludağ’ın haberinde ise şu bilgiler var:

"İddianamede, ‘Örgüt, son olarak kendisine müzahir elemanların en az bulunduğu 1988 ve daha önceki yıllarda mezun olmuş subayları Türk Silahlı Kuvvetleri’nden tasfiye etmek için üç devreyi birden toplu olarak emekli edecek ve hizmet süresini 28 yıla indirecek kanuni düzenlemeleri siyasi otoriteye yaptırabilmiştir.’ denildi.

‘FETÖ’cü subaylara erken general olma’ yolunu açan bu yasa değişikliği teklifinin altında 37 AKP milletvekilinin imzası vardı. Değişiklik, 30 Aralık 2015 tarihinde ‘Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ adıyla Meclis Başkanlığı’na sunulmuştu.

İddianamede, ‘2013 YAŞ’ta terfi eden generallerin bir iki istisna hariç hepsi darbeye fiilen iştirak ettikleri için TSK’den ihraç edilmiş veya tutuklu durumdadır. 2011 ve 2012 yıllarında icra edilen YAŞ toplantıları neticesinde de durum aynı şekildedir. 2014 ve 2015 yıllarında albaylıktan tuğgeneralliğe ve amiralliğe terfi ettirilen personelin yüzde 80’i ihraç edilmiştir’ ifadelerine de yer verildi."

***

Bu sütunda 2014 ve 2015 şuralarını sık sık incelediğim için mesela 16 Temmuz 2019 tarihli yazımdan bir hatırlatmada bulunayım:

"2014 şurasında general yapılan 19 albaydan 12’si ve 2015 şurasında general yapılan 23 albaydan 20’si, 15 Temmuz darbesine karıştıkları gerekçesiyle TSK’dan atıldı!

FETÖ’nün askeri okullara sızması, 30-40 yıllık bir süreçtir ama 15 Temmuz 2016 darbe girişimine, 2014 ve 2015 YAŞ toplantılarında alınan siyasi kararların yol verdiğini görmek durumundayız."

***

Peki, 2015’te FETÖ’cü albayların generalliğe terfileri nasıl yapıldı?

Onu da dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel, Fikret Bilâ’ya anlatmıştı:

"2105 yılı YAŞ hazırlıkları devam ediyordu. Genelkurmay’da terfi listesi hazırlanmıştı. Başbakan Ahmet Davutoğlu’ydu. Necdet Paşa daha önceki yıllarda yaptığı gibi listeyi alıp Başbakan Davutoğlu’na gitti. Başbakan ve Cumhurbaşkanı da bir liste üzerinde çalışmışlardı. İki liste karşılaştırıldı, çelişkiler vardı, bazı isimler tutmuyordu. Özel Paşa farklılığın nedenini sordu ancak Başbakan açıklama yapmadı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşmeyi kararlaştırdılar. Özel Paşa’nın önerisiyle, toplantıya Genelkurmay Başkanlığı görevini devralacak olan Kara Kuvvetleri Komutanı Hulusi Akar Paşa da katıldı.

Erdoğan, Davutoğlu, Özel ve Akar toplantı yaptılar. O sırada kuvvet komutanları da dışarıda hazır bekliyorlardı. Kendi kuvvetleri konu olduğunda onlar da Özel Paşa’nın önerisiyle içeri girip görüşlerini aktardılar. Sonuçta terfi listesine bu dörtlü toplantıda son şekli verildi. Liste YAŞ’tan geçti ve onaylandı."

***

AKP hükümetinin bir bakanı, önce Türk ordusuna sonra da 17-25 Aralık’ta kendilerine yönelik soruşturmaları kimin yaptığını, operasyonlar devam ederken telefon görüşmesinde Fatih Altaylı’ya itiraf etmişti.

Bakan, "Devlette, görünen devletin kontrolü dışında paralel bir yapı kurmuşlar, cirit atıyorlar. Üstelik de dış bağlantılılar. Dışarıdan yönlendiriliyorlar. Bu işin içinde sizin de tahmin edebileceğiniz yabancı istihbarat örgütleri var. Bunu biliyoruz ve bu yapıyı kullanıyorlar" demişti.(22 Aralık 2013, Habertürk, Fatih Altaylı)

Öyleyse, FETÖ’cü albayları bir an önce general yapmak, kimin operasyonuydu?

Kaynak Yeniçağ: "FETÖ’cü albayları general yapan yasa…" – Arslan BULUT