TERÖR DOSYASI : Kırmızı bültenle aranan Dahlan kimdir ???


Kırmızı bültenle aranan Dahlan kimdir ???

İçişleri Bakanlığınca, arama ve yakalama kaydı bulunan Muhammed Dahlan’ın terörden arananlar listesinde kırmızı kategoriye eklendiği açıklanmıştı. Kırmızı bültenle aranan Dahlan kimdir? Orta Doğu’nun karanlık yüzünü Doç. Dr. İdris Kardaş analiz etti.

Bush’un Ariel Şaron kadar güvendiği, Gazze’de işkence tezgahları kuran, Mossad-CIA işbirliği hakkında binlerce yazışması ortaya çıkan, Mısır’dan Katar’a, Suudi’den TR’ye birçok operasyonda parmağı olan Dahlan’ın portresini, Doç. Dr. İdris Kardaş Star Gazetesi’nde Açık Görüş’te analiz etti.

İdris Kardaş’ın değerlendirmesi şu şekilde;

Modern zamanların en büyük ihanet hikayesi ve Filistin’in kaderi

Filistin meselesinin nasıl bu kadar çözümsüz kalabildiğini, İsrail’in her seferinde topraklarını nasıl genişletebildiğini, Filistin içinde birliğin neden sağlanamadığını Dahlan’ın on yıllarca yürüttüğü faaliyetlerine bakarak anlayabiliyoruz. Yıllar sonra hayatını kaybeden yüz binlerce insan, hapislerde çürüyen milyonlar, etrafı duvarlarla örülen ve her yeri işgal edilmiş bir ülke, ablukada nefes bile alamayan şehirlerin kaderinin nasıl örüldüğünü anlatıyor Dahlan’ın hikayesi bize.

2003 Temmuz ayında ABD Başkanı Bush’un girişimiyle, Ürdün Akabe’de İsrail-Filistin barış görüşmeleri gerçekleşiyordu. Filistin’i Başbakan Mahmut Abbas, İsrail’i ise Ariel Şaron temsil ediyordu.

O sıralar Filistin yönetiminin güvenlikten sorumlu en üst düzey yetkilisi olan Muhammed Dahlan’dan, İsrail’in işgali altındaki Filistin topraklarındaki yerleşimlerin güvenliği hakkında sunum yapılması istenmişti. Dahlan, tam sunumuna başlamışken ABD Başkanı Bush tarafından susturuldu. Katılımcıların şaşkın bakışları arasında Bush’un ağzından şu sözcükler döküldü. “Burada durabiliriz. Tek istediğim gözlerine bakmaktı, sana güveniyorum. Tam olarak Bay Sharon’a güvendiğim gibi güveniyorum.”

Kendisi de Han Yunus’ta bir mülteci kampında dünyaya gelen Dahlan’ı, 1982 yılında Sabra ve Şatilla mülteci kamplarını basarak, kadın çocuk genç yaşlı demeden silahsız dört binden fazla insanı katleden Arial Sharon ile aynı derecede güvenilir kılan özelliği neydi?

Muhammed Dahlan, 1961 tarihinde Gazze Şeridi’nin güneyinde bir şehir olan Han Yunus’ta mülteci kampında fakir bir ailenin altı çocuğundan en küçüğü olarak doğdu. El-Fetih’in gençlik hareketinin öncüleri arasında yer aldı. 1980’li yıllarda İsrail tarafından defalarca tutuklandı. Bu tutuklanmalar sayesinde Filistin siyasetinde ün yaptı. Tutuklu olduğu dönemde İbranice öğrendi. Daha sonra Gazze İslam Üniversitesi’nde İşletme okudu. İngiltere’de bulunan Cambridge Üniversitesi’nde İngilizce eğitimi aldı. 1987 yılında 1. Filistin intifadasında önde gelen isimler arasında yer aldı. Sonra sürgüne gönderildi. Amman, Bağdat, Kahire’ye gitti. Libya ve Tunus’ta bir süre yaşadı. Bu dönemlerde Batılı istihbarat gruplarıyla yakın çalışma zemini bulduğu sıkça söylenir. 1994 yılında Filistin’e geri döndü.

Kariyer basamakları

Dahlan, Filistin’e döndükten sonra kariyer basamaklarını çok hızlı tırmandı. Filistin özerk yönetimin oluşturulmasından sonra “Koruyucu Güvenlik Birimi”nin Gazze sorumluluğunu yaptı. Bu dönemde Dahlan, işkenceleriyle Gazzeliler arasında nam saldı. Binlerce kişilik polisi ve silahlı adamı ile Gazze artık Dahlanistan olarak anılıyordu. Dahlan’ın işkenceleri sonu-cu onlarca Filistinli hayatını kaybediyor, çoğu insan sakat kalıyordu. Filistinlilere yönelik tutuklamaları öyle noktalara gelmişti ki, adeta İsrail ile yarışıyordu. Şubat 1996’da başlattığı tutuklama furyası, kendi deyimiyle İsrail’in 1967’de Gazze’yi işgal etmesinden bu yana gerçekleştirilen en geniş çaplı tutuklama kampanyasına dönüşmüştü.

2004 yılında Arafat’ın itirazlarına rağmen Mahmud Abbas hükümetinde İçişleri Bakanlığı’ndan sorumlu devlet bakanı oldu. Arafat ile Abbas arasındaki anlaşmazlık böyle bir bakanlık formülünü doğurmuştu. Bu arada, Kasım 2004’te Arafat öldü. 2006 yılına geldiğimizde Filistin genel seçimlerinde Hamas büyük bir zafer elde etti. Yıllarca Hamas ile en sert şekilde mücadele eden Dahlan ile Hamas yönetimindeki Gazzeliler için bundan sonra yeni bir dönem başlıyordu. 2007 yılına kadar Hamas ile el-Fetih arasında anlaşmalar ve çatışmalar hiç durmadı.

Dahlan Suudi istihbaratına takılıyor

“Tarihin en zorlu sorunlarından birini çözmek için bir araya gelen heyetler, aralarında anlaşmazlığa düştüklerinde Kabe’ye bakıyorlar ve tavırlarında yumuşama meydana geliyordu.” Suudi Arabistan Kralı Abdullah; Şubat 2007’de bir perşembe akşamı imzalanan anlaşma törenindeki konuşmasında, kendi sarayı El Safa’da bir araya getirdiği Hamas ve el-Fetih liderlerinin nasıl anlaştıklarını bu cümlelerle aktarıyordu.

Anlaşmanın imzalandığı akşam büyük salonda, heyetlere dahil olmasına rağmen bir kişinin eksikliği dikkat çekiyordu. O kişi Filistin Güvenlik Ba-kanı Muhammed Dahlan’dan başkası değildi. Dahlan görüşmeler devam ederken İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan bir isimle telefon görüşmeleri yapmış ve anlaşmanın içeriğini sürekli olarak İsrail’e sızdırmıştı. Dahlan’ı İsrail’den arayan isim ise el-Fetih Milletvekili ve eski Bakan Kaddura Faris’ti. Faris’in, anlaşmanın bu halini İsrail’in kabul etmeyeceğini, Dahlan’ın da buna cevaben, anlaşmanın daha sonra bozulabileceğini söylediği konuşmaları Suudi istihba-ratına takılmıştı. Ancak bu anlaşma Dahlan’ın eski Bakan’a söylediği gibi uzun sürmedi. Mart’ta kurulan hükümet, Haziran’da Mahmud Abbas’ın Batı Şeria ve Gazze’de olağanüstü hal ilan etmesiyle son buldu. Geçici hükümet atandı ve Gaz-ze artık tamamen Hamas’ın kontrolüne girdi.

En büyük istihbarat krizi

Hükümet yıkıldıktan sonra Hamas üyeleri, Gazze’de el-Fetih’in denetimindeki İstihbarat Karargâhını el geçirdi. İsrail istihbarat kaynakları, Mısır istihbarat birimlerine hemen bilgi verdi ve Hamas’ın bunu yayması durumunda yüzyılın büyük felaketi olacağı dile getirildi. Mısır’a iletilen şu ifadeler belgelerin önemini ortaya koyuyordu. “Bu olayın dünya istihbarat birimleri tarihinde bir benzeri yoktur. Hatta Nazilerin İkinci Dünya Harbi sonrası çöküşünde ve 90 yıllarda Doğu Almanya’da Komünist rejimin bitişinde dahi benzeri yaşanmadı”.

El Cezire bu belgeleri kamuoyuna duyurmaya karar verdi. 1,600’den fazla belge Filistin’in ihanetlerle, işkencelerle, kumpaslarla dolu gizli siyasi ha-yatını ortaya seriyordu. Ses kayıtları, e-mailler, haritalar, gizli toplantılardan notlar, yüksek meblağlı para transferlerinin belgeleri, strateji belgeleri ve sunumlardan oluşan bu belgeler 1999 yılından başlayan süreci kapsıyordu.

Ele geçirilen belgeler, Muhammed Dahlan’ın İsrail’in yabancı istihbaratlar ile ortak operasyonlarını, İsrail’le ortak çalışan Filistinli yetkililerin adları-nı, silah ve kara para transferini içeriyordu. Ancak daha çarpıcı olanları da vardı. Yaser Arafat’ın Dahlan tarafından zehirlenme olayı bunlardan belki de en önemlisiydi. Mahmud Abbas 2014 yılında Arafat’ın, Dahlan tarafından zehirlendiğini kamuoyuna açıkladı.

İçişleri Bakanı Dahlan ile ilgili belgeler bununla da sınırlı değildi. Hamas’lılara yönelik olarak Dahlan’ın bizzat yönettiği işkence kayıtları bulundu. El-Fetih liderleri, komutanları ile Mossad ve CIA arasındaki ilişkileri ortaya koyan sayısız evrak bulundu. Dahası, birçok Hamas siyasetçisine yönelik suikastlarla ilgili bilgiler elde edildi. İsrail istihbaratçılarının dediği gibi bugüne kadar ele geçirilen en büyük istihbarat kaynağı deşifre olmuştu.

Belgeler arasında Dahlan’ın İsrail Dışişleri Bakanı Mofaz’a gönderdiği bir mektup, kamuoyunda hayli ilgi çekti. Mektupta, İsrail’le birlikte yaşama düşüncesini kabul etmeyenlerin kökünün kazınacağını, Filistin Parlamentosu’ndaki bir çok bakanı teşvik veya şantajla kendisine çekmeyi başardığını yazan Dahlan “Başkan Bush’un önünde verdiğim sözleri yerine getirmek için hayatımı vermeye hazırım” demişti. Dahlan, Bush’a bu sözü muhtemelen yazının başında aktardığım Ürdün toplantısında vermişti. Bu belgeler Filistin-İsrail görüşmelerinin nasıl sabote edildiğinin ve neredeyse tamamının neden İsrail lehine sonuçlandığının da çok açık ispatıydı.

Dahlan ve adamlarnın İsrail Sahil Güvenlik Güçleri ile deniz yoluyla Gazze’den Mısır’ın El-Ariş bölgesine kaçtığı iddia edildi. Bu grubun içerisin-de Dahlan’ın olduğu İsrail tarafından inkar edildi. Ancak gerçek olan bir şey vardı ki, o da aralarında “Ölüm Mangası” olarak bilinen ve Hamas üyeleri-nin tasfiyesi görevini yürüten grubun elebaşı Atıf Bekir’in de yer aldığı Dahlan’ın en önemli 97 adamı bu şekilde Gazze’den kaçırılmıştı.

Küresel operasyonlar dönemi

Muhammed Dahlan o günden sonra farklı ülkelerde yaşamaya başladı. Son olarak, Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed’in danışmanı oldu. İşte bu süreçten sonra Dahlan’ın siyasi operasyon alanı da genişledi. Artık sadece Filistin değil, bununla birlikte aralarında Türkiye’nin de bulunduğu, Mısır, Katar, Libya gibi birçok ülkede siyasi operasyonlar gerçekleştirmeye başladı. BAE’nin bölge-deki tüm operasyonlarını yürüten kişi olarak son zamanların en etkili isimlerinden biri oldu. Dahlan, son birkaç yıldır BAE’nin finanse ettiği birçok medya kuruluşu aracılığıyla aralarında Türkiye ve Katar’ın da olduğu birçok ülke aleyhine müthiş algı operasyonlarını yönetiyor. Sadece medya değil, sosyal kuruluşlar, sivil toplum ve siyasi hareketleri finanse ederek devletlere operasyon yapıyor.

Mısır darbesinde BAE’nin Sisi’ye olan desteğinin arkasında olan Dahlan, Mursi iktidarı boyunca medya ve finans gücünü kullanarak Müslüman Kardeşler’i itibarsızlaştırma ve Mursi’yi devirme planlarını hayata geçirdi. Böylece Filistin mesele-sinde Mısır’ı da yanına almanın hesaplarını yapıyordu. Hem Gazze’yi boğmayı hem de Hamas’ın sonunu getirmeyi planlıyordu.

Katar’a yönelik olan ablukanın mimarlarından birinin, BAE veliaht prensi ilişkisi dolayısıyla yine Dahlan olduğu biliniyor. Katar’ın özellikle Hamas liderlerine ev sahipliği yapması, Müslüman Kardeşler’i destekleyen politikalar izlemesi, El Cezire televizyonunun birçok alanda BAE-İsrail ile ters düşmesi ve 2007’deki açığa çıkan istihbarat belgelerini yayınlayarak hem Dahlan’ı hem İsrail’i zor duruma sokması bu operasyonun birkaç ayağından biri. Dahlan’ın Katar’ı sıkıştırma strateji-lerini ABD’li düşünce kuruluşlarıyla birlikte geliştirdikleri, BAE’nin ABD Büyükelçisi Uteybe’nin sızan e-maillerinden anlaşılıyor. Bu yazışmalarda konuşulan maddelerin tümü daha sonra Katar ablukası sonrasında Suudi yetkililerin ağzından ablukanın kalkmasına yönelik şartlar olarak okundu.

15 Temmuz’daki rolü

Bununla birlikte ülkemizde gerçekleşen 15 Temmuz darbe girişiminde de Dahlan’ın, FETÖ’yü yönlendiren, yöneten, destekleyen küresel ekibin içerisinde olduğu birçok otorite tarafından dillendiriliyor.

Aralık 2015’te yani 15 Temmuz’dan önce Dahlan’ın Abu Dabi’deki ofisinde, medya dünyası ve siyasetçilerden oluşan kişilerle gizli toplantılar yaptığı sıkça iddia ediliyor. Bu toplantılarda Dahlan ve ekibinin tıpkı Mursi’nin indirilmesi sürecinde yaşananların bir benzerini Erdoğan için hayata geçirmeyi planladıklarını yine BAE Washington Büyükelçisi Uteybe’nin sızan e-maillerinden okuyoruz.

30 Temmuz 2016’da, yani darbeden hemen sonra Türkiye’yi çok iyi tanıyan, İngiliz The Guardian gazetesinin eski editörü David Hearst, Genel Yayın Yönetmeni olduğu Middle East Eye’da bir makale yayınladı. 15 Temmuz darbe girişiminden haftalar önce BAE hükümetinin FETÖ’ya para aktardığını, para transferi için bir aracı belirlediğini ve bu aracının da Muhammed Dahlan olduğunu yazdı. Hearst’e göre, Dahlan’ın Fetullah Gülen ile iletişim kurmasına, ABD’de yaşayan Filistinli bir iş adamının yardımcı olmuştu. Gerçekten de 15 Temmuz’un hemen sonrası darbeci Fethullah Gülen, Dahlan’ın sahibi olduğu ve BAE tarafından finanse edilen ve El Gad kanalında demeç verdi. Gülen-Dahlan ilişkisini de ispatlayan bu yayında Gülen, Batı’nın Türkiye’ye müdahale edilmesi gerektiğini açıkça söylemişti.

Washington DC’deki en etkili büyükelçi olarak bilinen BAE büyükelçisi Uteybe ile Dahlan’ın birçok siyasi operasyonu birlikte planladıkları biliniyor. Uteybe’nin 2017 ortalarında sızan e-maillerinin birçoğunda Dahlan ile ABD’deki düşünce kuruluşlarının Abu Dabi’deki buluşmaları ve geliştirdikleri stratejiler yer alıyor. Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetimden indirilmesine, Suudi Arabistan’da Muhammed bin Selman’ın tahta geçmesine, Müslüman Kardeşler’in bölgedeki tüm etkisinin kırılmasına, özellikle Hamas’ın yok edilmesine yönelik çalışmalar Uteybe-Dahlan ve FDD adlı düşünce kuruluşunun yetkilileri Dubowitz-Schanzer-Hannah (ABD’de görülen ve Türkiye aleyhine bir kumpas davası olan Sarraf davasına bilirkişi olarak atandı bu kişiler) ve uluslararası medyanın önemli isimleri arasında konuşuluyor. Türkiye aleyhine yazılan birçok yazıda bu ekibin etkisi görülüyor. Özellikle Türkiye ile DEAŞ’ı işbirliği içerisinde gösterme stratejisinin fikir babalarından biri olan Dahlan’ın, Kasım 2015’te NATO’nun bir toplantısında kıdemli diplomatlara, Türkiye’nin DEAŞ ile işbirliği yaptığı konusunda uzun bir konuşma yaptığı basına sızmıştı.

Geleceği belirsiz Filistin

Geçtiğimiz Ekim ayında Dahlan’ın hayli etkili olduğu Mısır’ın arabuluculuğuyla Hamas ile el-Fetih, 10 yıl sonra Gazze’nin Filistin Yönetimine devredilmesi konusunda anlaştı. Gazze’nin nefes alabilmek için tek şansı buydu. Dahlan Gazze’nin durumunu çok iyi biliyor ve bu çaresizliği kendi siyasi geleceği için kullanmaktan çekinmiyordu. ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilan etmesinin ardından Filistin’in durumunun ne olacağı belirsiz. Ancak bugüne kadarki süreçte Filistin meselesinin nasıl bu kadar çözümsüz kalabildiğini, İsrail’in her seferinde topraklarını nasıl genişletebildiğini, Filistin içinde birliğin neden sağlanamadığını Dahlan’ın on yıllarca yürüttüğü faaliyetlerine bakarak anlayabiliyoruz. Yıllar sonra hayatını kaybeden yüz binlerce insan, hapislerde çürüyen milyonlar, etrafı duvarlarla örülen ve her yeri işgal edilmiş bir ülke, ablukada nefes bile alamayan şehirlerin kaderinin nasıl örüldüğünü anlatıyor Dahlan’ın hikayesi bize.

TERÖR DOSYASI : İŞTE DAVUTOĞLU’NUN BAHSETTİĞİ DEFTERLERDEKİ SIRLAR


İŞTE DAVUTOĞLU’NUN BAHSETTİĞİ DEFTERLERDEKİ SIRLAR

Davutoğlu’nun sözleri yeniden iktidar için terörün kullanıldığı yorumlarını beraberinde getirdi.

Soruşturma ve dava dosyaları seçimlerin yapıldığı 7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında ‘IŞİD eylemlerine göz yumulduğuna’ ilişkin belgelerle dolu.

26 Ağustos 2019 Pazartesi 08:15 İşte Davutoğlu’nun bahsettiği defterlerdeki sırlar Eski AKP’li Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz” diyerek işaret ettiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasında yaşanan IŞİD katliamları “AKP’nin yeniden tek başına iktidara gelmesinin” yolunu açtı.

Suriye politikası kapsamında “Beşşar Esad’ı devirmek için her türlü cihatçı grupların faaliyetlerine tolerans gösteren destekleyen iktidarın dokunmama politikası” nedeniyle güvenlik birimleri örgüt faaliyetlerini sadece “izlemekle” yetindi.

O dönemde gerçekleşen olaylarla ilgili soruşturma ve dava dosyalarındaki verilere göre dünyanın dört bir yanından Türkiye’ye gelen IŞİD üyeleri serbestçe sınırdan örgüte katıldı.

Yaralanan örgüt mensupları Türkiye’de tedavi ettirildi.

Örgüte lojistik destek de yine sınırdan geçirilerek yapıldı.

7 Haziran – 1 Kasım 2015 arasında yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamlarının “polis tarafından izlenen kişilerce gerçekleştirildiği” de ortaya çıktı.

Gaziantep’te büyük çaplı hücre kuran burada 150 kişiye silahlı eğitim veren IŞİD’e bağlı canlı bombalar açık istihbaratlara karşın Şanlıurfa ve Ankara’yı kan gölüne çevirdi.

Bu süreçte ihmali olan kamu görevlileri ise “soruşturmaya uğramadıkları” için korundu.

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok insan insan yüzüne çıkamaz” diyerek iktidara mesaj verdiği 7 Haziran – 1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki dönemde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamları yaşandı.

Bir yanda terör örgütü PKK’nin saldırılarıyla gelen şehit haberleri diğer yandan IŞİD’in kanlı katliamları gündemden düşmedi.

Terör örgütü IŞİD Türkiye’de 14 önemli terör saldırısı gerçekleştirdi.

Bunun sonucunda 10’u polis ve 1’i asker olmak üzere toplam 304 kişi yaşamını yitirdi; 1338 kişi yaralandı.

10 canlı bomba 1 bombalı saldırı 3 silahlı saldırı gerçekleşti.

Bu dönemde yaşanan Suruç ve Ankara Garı katliamları “açılması gereken defterler” arasında başı çekti.

‘Esad gitsin’ diye…

AKP hükümeti Suriye’de Beşşar Esad rejimini devirmek için 2011’den bu yana cihatçı örgütleri destekledi.

Dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan Suriye’yi “Türkiye’nin iç işi” olarak tanımlarken muhaliflere lojistik destek verdiklerini açıklamaktan geri durmadı.

Bu dönemde Suriye ve Irak’ta örgütlenen IŞİD’in önemli insan kaynağının yolu Türkiye oldu.

Dünyanın birçok bölgesinden IŞİD’e katılmaya gelen yabancı teröristler Türkiye üzerinden geçerek çatışma bölgelerine ulaştı.

İstanbul Sabiha Gökçen ve Atatürk havalimanları ile Antalya Havalimanı örgüt militanlarının en sık kullandığı havayolu oldu.

Bu kişiler karayolu veya havayolunu kullanarak çatışma bölgelerine yakın olan illere – Gaziantep Hatay Adana Şanlıurfa – gittiler ve buradan Suriye’ye geçtiler.

Özellikle Türk vatandaşı kaçakçıların desteğiyle yüzlerce IŞİD’ci Suriye’ye geçti.

Sınır hatlarından bu geçişler önlenmedi.

IŞİD’e katılan Türkler…

IŞİD’e binlerce Türk vatandaşı da bu dönemde katıldı.

Ancak güvenlik birimleri sadece bu faaliyetleri izlemekle kaldı.

IŞİD içerisinde “emir” konumuna yükselen İlhami Balı Mustafa Dokumacı Deniz Büyükçelebi’nin faaliyetleri polis ve istihbarat birimleri tarafından adım adım izlendi.

Ancak bu süreçte herhangi bir tutuklama işlemi yapılmadı.

Gar katliamının bir numaralı sanığı İlhami Balı Suriye iç savaşı başlayalı henüz bir yıl olmuşken 2012’de Ankara’ya gelerek burada örgütsel toplantılar yaptı.

O sırada hareketleri polis takibindeydi ancak kendisine dokunulmadı.

Türkiye 2013’te IŞİD’i terör örgütü ilan etti.

Ancak Suriye’deki çatışmalarda yaralanan IŞİD mensuplarının Gaziantep ve Hatay gibi illerdeki özel hastanelerde tedavi olmasına izin verildi.

İlhami Balı 2014’te polisin gözü önünde bu hastanelerde IŞİD’lileri ziyaret etti.

İslam Çay Ocağı…

IŞİD’e eleman temin edilen illerin arasında Adıyaman da öne çıktı.

Burada örgüt mensupları şehrin ortasında yer alan “İslam Çay Ocağı” adında çay ocağı görümündeki örgüt merkezini açtı.

Burada cuma namazları kılan örgütsel toplantılar yapan IŞİD’liler polis takibindeydi.

Ancak bu kişilerin Suriye’ye gitmesine izin verildi.

Ocağı işleten Yunus Emre Alagöz Gar katliamını kardeşi Şeyh Abdurrahman Alagöz ise Suruç saldırısını gerçekleştirdi.

Bu grubun lideri Mustafa Dokumacı ise o günden bu yana yakalanmadı halen aranıyor.

Antep hücresi!

Bir dönem Türkiye’nin sınır hattı tamamen IŞİD’in egemenliği altına girdi.

İlhami Balı’nın Suriye’de sınır emirliğini almasının ardından Gaziantep hücresinin sorumluluğuna Yunus Durmaz getirildi.

Kendisine bağlı büyük bir hücre kuran Yunus Durmaz Suriye’deki “emirine” gönderdiği elektronik postada “Gaziantep’te 150 kişiye canlı bomba bombalı saldırı ve silahlı eğitim verdiğini bu kişileri düzenli maaşa bağladığını 120 dolar ile 690 dolar arasında değişen miktarda maaş verdiğini” kaydetti.

Durmaz işi “Gaziantep’i işgal etme planı” yapacak kadar ileriye götürdü.

Bilinen katliam: Suruç Cumhuriyet’in haberine göre IŞİD’in Gaziantep hücresinin en güçlü dönemini yaşadığı sırada 7 Haziran 2015’te genel seçimler yapıldı.

AKP tek başına iktidarı yitirdi.

Bu süreçte önce 20 Temmuz 2015’te Suruç’ta 34 kişinin öldüğü canlı bomba saldırısı gerçekleşti.

Canlı bomba Şeyh Abdurrahman Alagöz Gaziantep’teki hücreden motosikletle Suruç’a götürüldü.

Burada üzerinde bomba olduğu halde Suruç sokaklarında gezen Alagöz iki defa ilçe Emniyet müdürlüğünün önünden geçti.

Asıl skandal olan ise Suruç’a yönelik canlı bomba eylemi yapılacağından Emniyet’in önceden haberdar olmasıydı.

Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü katliamdan 3 gün önce Suruç Emniyeti’ne “Görev alan tüm personel meydana gelebilecek canlı bomba saldırıları vb. konulara karşı görev yerlerinde dikkatli duyarlı ve müteyakkız bulunacaktır” şeklinde talimat verdi.

Bu amaçla Suruç’ta önleme araması yapılması için sulh ceza hâkimliğinden karar dahi alındı.

Ancak Suruç İlçe Emniyet Müdürlüğü Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) üyelerinin Ayn el-Arab’a (Kobani) gitmek için geldikleri Amara Kültür Merkezi’nde gelenleri hiçbir şekilde aramadı.

Canlı bomba hiçbir aramadan geçmeyerek kalabalığın arasına girerek kendisini patlattı; 34 kişinin ölümüne neden oldu.

Kobani’deki çocuklara oyuncak götürmek üzere yola çıkan Sosyalist Gençlik Federasyonu üyesi gençler Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde basın açıklaması yaparken IŞİD’ci bir canlı bombanın saldırısına uğramışlardı.

Açıklama sırasında görüntü alınırken yapılan saldırıda 34 kişi yaşamını yitirmişti.

Suruç saldırısının yapılacağına dair istihbarat bulunmasına rağmen yetkililerin aynı Ankara Gar katliamında olduğu gibi hiçbir önlem almaması ve canlı bombanın olay yerine elini kolunu sallayarak gelmesi en çok tartışılan gündem maddeleri arasında yer almıştı.

Güvenliğin olmadığı gün: 10 Ekim Suruç katliamına karşın örgütün Antep hücreleri faaliyetine rahatlıkla devam etti.

Yunus Emre Alagöz yanındaki Suriyeli canlı bomba ile sınırdan geçerek Gaziantep’teki hücre evine geldi.

9 Ekim 2015’te gece saatlerinde iki canlı bomba yola çıkarıldı.

Üzerlerinde bombalar olan Alagöz ve Suriyeli kişinin olduğu aracı Yunus Durmaz’ın yardımcısı Halil İbrahim Durgun kullandı.

Araca önde eskortluk yapan ise yine örgüt üyelerinden Yakup Şahin’di.

Ertesi günü Ankara’da Emek Barış ve Demokrasi mitingi vardı.

Sivil toplum örgütlerinin düzenlediği miting nedeniyle kente girişlerde önlem alınması gerekirken yollar boş bırakıldı.

Canlı bombaları taşıyan araç hiçbir güvenlik noktasına takılmadan Ankara’ya kadar ulaştı ve “içindeki yolcularını” bıraktı.

Yine Ankara Garı Meydanı’nda hiçbir güvenlik araması yoktu.

İki canlı bomba ellerini kollarını sallayarak Gar Meydanı’na ulaştı ve 2’si çocuk 100 kişinin öldüğü katliama imza attı.

Gar davasında müşteki olarak katılan onlarca kişi şu benzer ihmale özellikle işaret ettiler: “Biz daha önce de benzer eylemler için Ankara’ya gelirdik.

Ancak çıktığımız iller başta olmak üzere Ankara’ya kadar çok sayıda GBT kontrolünden geçer türlü engellemelerle karşılaştırdık.

Ancak bu miting için yolda herhangi bir arama ile karşılaşmadık.

Hatta bu durum bizim garibimize gitti. ”

Kamu görevlileri korundu Katliam sonrası Ankara’da canlı bomba saldırısı yaşanacağına ilişkin gizlenen istihbarat raporları ortaya çıktı.

10 Ekim’deki patlamadan 25 gün önce 14 Eylül 2015’te IŞİD’in mitinglerde birden fazla canlı bomba ile eylem yapacağına dair istihbarat bilgisi Ankara Emniyeti’ne geldi.

10 Ekim sabahı İstihbarat Dairesi Başkanlığı “gizli” yazılı ibareyle Terörle Mücadele Daire Başkanlığı’na canlı bomba Yunus Emre Alagöz ile Hacı Yusuf Kızılbay ve Mehmet Işık’ın eylem hazırlığında olabileceğine ilişkin istihbarat bilgisi gönderdi.

Bu süreçte savcılık ihmali olan kamu görevlileriyle ilgili soruşturma başlattı.

Ancak Ankara Valiliği dönemin Ankara Emniyet Müdürü Kadri Kartal eski İstihbarat Şube Müdür Vekili Cihangir Ulusoy TEM Şube Müdürü Hakan Duman eski Güvenlik Şube Müdür Vekili Adem Arslanoğlu ile TEM Şubesi C Büro Amiri Hüseyin Özgür Gür hakkında soruşturma izni vermedi.

MİT’in sorumluluğu Suriye politikası nedeniyle Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) bölgede etkin faaliyet yürüttü.

Bu süreçte IŞİD’lilerle bire bir diyaloglar kuruldu örgüt yakından izlendi.

Ancak MİT’in bu çalışmalarına karşın hiçbir katliamın önüne geçilemedi.

LİNK : https://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/iste-davutoglu-nun-bahsettigi-defterlerdeki-sirlar-h138065.html

TERÖR DOSYASI /// Berfin Mahide ERTEKİN : HAMPİG SASUNYAN’A PİSKOPOSLUKTAN ZİYARET


Berfin Mahide ERTEKİN : HAMPİG SASUNYAN’A PİSKOPOSLUKTAN ZİYARET

Yorum No : 2019 / 60

16.09.2019

ABD’de yayınlanan Ermeni Radikal görüşlerinin temsilcisi Daşnaksutyun’un yayın organı Asbarez gazetesinin 12 Eylül 2019 tarihli haberine göre, 8 Eylül 2019 tarihinde ABD’de Ermeni Diasporasına ait “Western Prelacy of the Armenian Apostolic Church of Amerika” adlı piskoposluğun organize ettiği dini program kapsamında Ermeni kökenli bir din adamı olan ve bu din programını yöneten din görevlisi Rafi Garabedian, cezaevinde tutuklu olan “Ermeni Soykırımı Adalet Komandoları” üyesi terörist Hampig Sasunyan’ı özel olarak ziyarete gitmiştir.[1] Habere göre Sasunyan’ın zor koşullar altındaki durumu sebebi ile din görevlisi Rafi Garabedian, Sasunyan’a cesaret ve manevi/dini güç vermesi için dualarını sunmuştur.

Bu ziyaret, Ermeni Diasporasına ait bahsi geçen piskoposluğun internet sitesinde terörist Sasunyan’ın Garabedian ile birlikte çekilen fotoğrafı ile yayımlanmıştır.[2] Asbarez’in haberinde yer alan ayrıntıya göre, Western Prelacy 10 yıldır Garabedian’ın yönetimi ile “cezaevi papazlığı” adlı organizasyonları ile California’daki cezaevlerinde bulunan Ermeni mahkumlara manevi/dini rehberlik hizmeti sunmaktadır.

ABD’deki cezaevlerinde, -ırk ayırmadan- herkese dini rehberlik hizmeti sunan gönüllü oluşumlar mevcuttur ve herkesin elbette dinini özgürce yaşamaya hakkı vardır. Fakat 1982 yılında Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan’ı katleden katil terörist Sasunyan’ın, bir din adamı ile birlikte çekilmiş fotoğrafını Ermeni Diasporasına ait piskoposluğun sitesinde yayınlamak talihsiz bir eylemdir. Piskoposluğun bu ziyareti haber yapması ile Ermeni Diasporasının Türklere ve Türkiye’ye karşı düşmanlığı bağlantılanabilir. Ayrıca bir din müessesesinin bu tür bir paylaşımı teröre teşvik olarak yorumlanabilir.

Bir diğer sorgulanması gereken husus ise -Ermeni veya başka bir grup fark etmez- diasporalara/gruplara verilen özel dini rehberlik hizmetinin California cezaevleri tarafından denetlenebilir olması konusudur; Dini programların dil ve içeriklerinin denetlenip denetlenmediği sorgulanmalıdır.

Foroğraf: Asbarez

[1] “Western Prelacy Clergy Visit Hampig Sassounian,” Asbarez, 12 Eylül 2019 http://asbarez.com/185340/western-prelacy-clergy-visit-hampig-sassounian/

[2] “WESTERN PRELACY JAIL MINISTRY REPRESENTATIVES VISIT HAMPIG SASSOUNIAN,” Western Prelacy News, 12 Eylül 2019 http://westernprelacy.org/en/western-prelacy-jail-ministry-representatives-visit-hampig-sassounian/

TERÖR DOSYASI /// Süleyman Özışık : Hadi şimdi konuşun !!!


Süleyman Özışık : Hadi şimdi konuşun !!!

06.09.2019

E-POSTA : suleyman.ozisik

“Oğlumu HDP dağa kaçırdı” diyen Hacire Ana’nın HDP parti binası önünde başlattığı oturma eylemi sonuç verince benzer eylemler yaşanmaya başlandı.

Hacire Ana’dan sonra Çetinkaya Ailesi de aynı gerekçeyle HDP binası önünde eylem yaptı.

Dikkatinizi çekerim!

Remziye Akkoyun isimli anne, 10 yaşındaki küçücük çocuğunun HDP’nin yardımıyla dağa kaçırıldığını söylüyor.

Biçer ailesi de oğulları Mustafa Biçer’in aynı yöntemlerle HDP’li bazı il yöneticilerinin yardımıyla dağa götürüldüğünü belirtiyor.

Eylemlerin iyiden iyiye yaygınlaşması üzerine HDP il yöneticileri, parti binasının kepenklerini indirip kayıplara karıştı.

Her şey bu kadar ayan beyanken, "Bu anneler neden çocuklarını PKK’nın elinden kurtarmak için HDP binasının önünde oturuyor?" diye sormak aptallık olur değil mi?

Çünkü; HDP’nin il ve ilçe teşkilatları, terör örgütü PKK’nın askerlik şubesi gibi çalışıyor. Ve HDP Diyarbakır İl Teşkilatı’nda bu işin önderliğini düne kadar kim yapıyordu biliyor musunuz?

Hani şu görevden alınıp yerine kayyum atanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı vardı ya?

İşte o yapıyordu!

Bunu nereden mi biliyorum.

Diyarbakır’da özel bir hastanede hemşirelik yapan bir kadın bundan bir süre önce "itirafçı" oldu ve istihbarat teşkilatına çok önemli bilgiler verdi.

Adnan Selçuk Mızraklı’nın şehirde bulunan özel hastanede, özel bir bölümü PKK’lı teröristlerin tedavisi için izole ettiğini, yaralı teröristleri bu özel alanda tedavi ettirdiğini söyledi. Son olarak Mehmetçik ile girdiği çatışmada yaralanan Hogir isimli bir teröristi, aynı hastanede tedavi ettirip tekrar dağa gönderdiğini belirtti.

Hemşire, Mızraklı’nın HDP aracılığıyla PKK’ya eleman desteği sağladığını da itiraf etti.

Tekrar ediyorum, bu kayıtlar şu anda devletin elinde bulunuyor.

Kaldı ki…

HDP’liler ilk oturma eyleminden sonra dağa gidip Hacire Ana’nın oğlunu bizzat bulup getirdi mi?

Getirdi!

Peki, bu durum, "Biz PKK’nın siyaset kanadıyız ve PKK için eleman topluyoruz" itirafı anlamına gelmiyor mu?

Peki, hâl böyleyken herkes niye suspus?

Mesela;

Gölgelere bakıp "Atatürk’ün silüeti göründü" diye çığlık atan sözüm ona Atatürkçü CHP’liler bu alçaklığa neden ses çıkarmıyor?

“Ağaçlar katlediliyor” diye eylem üstüne eylem yapan Kazdağlılar? "HDPKK"nın ormanları yaktığını duyduğunuzda rezil kepaze oldunuz ama yine de sustunuz. Hadi şimdi haykırsanıza. Yıksanıza sosyal medyayı…

Selvi Kılıçdaroğlu ve Dilek İmamoğlu Hanımefendiler.

Kobani’nin faili, Yasin Börü’nün katili olan Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ın doğum günü için koştur koştur gitmeyi biliyorsunuz. Oğlu dağa kaçırılan bu anneler için de bir iki söz söyleyebilecek misiniz?

Konuşsanıza hadi!

Teröristler itlaf edildiğinde, "Analar ağlamasın, çocuklar ölmesin" diye sözde barış bildirisi yayınlayan akademisyen bozuntuları…

Neredesiniz?

Terörist sevici Tabipler Odası, Mühendisler Odası, Barolar. Teneşir uykusunda mısınız niye konuşmuyorsunuz? Tasmanızı tutanlar müsaade etmiyor mu?

Neredesiniz solcu ve demokrat geçinen pek muhterem ünlüler? Neredesiniz barış için türkü çığıran sanatçılar? Neredesiniz "PKK’lı çocuklar yere izmarit bile atmıyor" diye söyleşi yapan gazeteci kılıklı teröristler?

PKK’ya bizzat eleman gönderen Adnan Selçuk Mızraklı’yı ziyarete giden, "Sizinleyiz" diye bağlılıklarını bildiren Sayın Ekrem İmamoğlu?

Neredesiniz, neden gıkınız çıkmıyor?

"Kayyuma karşıyız. Demokrasi elden gidiyor?" diye yaygara koparanlar neredesiniz?

Hadi Kemal Kılıçdaroğlu’nu saymayalım zira o Erdoğan’a karşı teröristlerle iş birliği yapmayı kendine görev edinmiş biri.

Peki ya siz?

Sayın Abdullah Gül, Sayın Davutoğlu, Sayın Akşener, Sayın Temel Karamollaoğlu neredesiniz yahu, bir ses versenize?

Niye konuşmuyorsunuz?

Ama pardon…

İktidar uğruna her şey mübahtı değil mi?

Erdoğan’ı devirmek uğruna hainlere koltuk değneği olmak mübahtır değil mi?

Yakışır…

Vallahi size yakışır!

Bilesiniz ki biz bu sessizliğinizi unutmayacağız. Tarih sizi unutacak ama biz sizin şu sessizliğinizi unutmayacağız. Kafayı dışarı çıkardığınız her dakika, her saniye bu sessizliğinizi çığlıklar hâlinde suratınıza çarpacağız.