MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// 6 soruda S-400 sistemi : İşte sistemin teknik özellikleri


6 soruda S-400 sistemi : İşte sistemin teknik özellikleri

Uzun süredir tartışma konusu olan S-400’lerin Türkiye’ye teslimatı başladı ve ilk parçaları Ankara’ya getirildi. Peki S-400’ün teknik özellikleri nelerdir? İşte 6 soruda S-400 sistemi…

Uzun süredir tartışma konusu olan ve ABD ile krize neden olan S-400 sisteminin teslimatının başladığı resmen duyuruldu.

Teslimatın başlamasının ardından sistemin teknik özellikleri yeniden tartışma konusu oldu.

S-400’ün teknik özelliklerini ve süreci içeren "6 soruda S-400 sistemi" haberimizi yeniden hatırlatıyoruz:

SİSTEM NASIL GELİŞTİRİLDİ?

ABD merkezli Center for Strategic and International Studies’in ("Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi") aktardığına göre S-400’ün geliştirilmesine 1993’te başlandı.

Ancak Sovyetler Birliği’nin çözülüşü sebebiyle Rusya’nın yeni bir sistem geliştirme kabiliyeti sınırlıydı. Bu sebeple S-400 sistemi başlangıçta S-300 teknolojileri kullanılarak yapıldı. Bunlara füze depolama ve fırlatma sistemleri ve radarlar da dahildi.

Sistemin ilk denemeleri 1999 sonlarında ve 2000’lerin başlarında gerçekleştirildi. Ancak sistem bu yıllarda eskimiş S-300 teknolojilerini kullandığı için üretime uygun bulunmadı ve güncellenerek kullanıma girmesi 2007 yılını buldu.

SİSTEMİN TEKNİK ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

Geliştirilmiş S-300 sistemlerinin 150-200 kilometreyi bulan menziline kıyasla, S-400 sistemi 400 kilometre menzile sahip. Sistem ayrıca çok daha büyük füzelerle kullanılabiliyor.

30 kilometre irtifaya sahip S-400 sisteminin, aynı anda 80 hedefe kilitlenebildiği ve bu hedefleri imha edebildiği söyleniyor.

Sistemin imha etmek için geliştirildiği hedefler arasındaysa stratejik bombardıman uçakları, gözlem uçakları, erken uyarı radar uçakları dahil olmak üzere pek çok türde savaş uçağı, stratejik seyir füzeleri ve balistik füzeler bulunuyor.

NATO SİSTEMİNE ‘UYUM SORUNU’ DERKEN NE KAST EDİLİYOR?

Türkiye’nin Rusya’dan 2 milyar doların üzerinde değerde silah almasının ABD’yi rahatsız ettiği kuşkusuz, ancak buna ek olarak Türkiye sistemin NATO savunmasına "uyum sorunu" olduğu konusunda uyarılıyor.

Bunu anlamak için sistemin ne sebeple geliştirildiğine bakmak gerekiyor, çünkü Rusya hava savunma sistemlerini NATO’ya karşı kullanmak için, NATO’nun elindeki silahları gözeterek geliştiriyor.

ABD dergisi The National Interest’in aktardığına göre, kara kuvvetlerine en büyük tehdit olarak NATO hava gücünü gören Rusya, bu sebeple NATO uçaklarını alt etmek için sürekli yeni hava savunma sistemleri geliştiriyor.

S-300 ve S-400 hava savunma sisteminin, ABD’nin elindeki F-22 ve F-35 savaş uçaklarını karşılaştırmak için geliştirildiği, Rusya’nın NATO’ya karşı çok sayıda radarlı, uçakları birden fazla yerden takip edebilen bir hava savunma ağı ördüğü belirtiliyor.

Bu durumda Türkiye’nin NATO’ya karşı kullanılmak üzere geliştirilen bir hava savunma sistemini alması, NATO ülkelerinde "kafa karışıklığı" yaratıyor ve bu konu "uyum sorunu" olarak dillendiriliyor.

RUSYA BU SİSTEMİ NERELERDE KULLANIYOR?

Bekleneceği üzere Rusya, S-300 sisteminin yerine geçirdiği S-400 hava savunma sistemini NATO tehdidi gördüğü yerlerde kullanıyor. Bunlar arasında en dikkat çekenler, Rusya’nın önemli askeri güç bulunduğu stratejik Kaliningrad ve NATO’nun Rusya’ya ait olduğunu kabul etmediği Kırım.

Rusya ayrıca 2015 yılında Suriye’de bulunan Tartus’a da bu sistemi yerleştirdi. Burada da görülen tehdit – IŞİD ve benzeri yapılar olamayacağına göre – bariz olarak NATO’ydu ve sistem NATO saldırılarını caydırmayı amaçlıyordu.

Sistem aynı şekilde Rusya’nın NATO’ya karşı müttefiki olan Belarus’a da yerleştirildi.

RUSYA S-400 SİSTEMİNİ TÜRKİYE’YE NEDEN SATIYOR?

Sistemin Türkiye’ye neden satıldığını anlamak için, Rusya’nın uzun dönemli askeri stratejisine bakmak gerekiyor. S-400 sistemi, 10 yıldır kullanımda olan ve Rusya-NATO çatışmasında güncelliğini uzun süre koruyamayacak olan bir hava savunma sistemi.

Sistemi daha önce aralarında Suudi Arabistan ve Ermenistan’ın da bulunduğu pek çok ülke satın almak istemişti, ancak Rusya sistemi yalnızca 2015’ten sonra satmaya başlayacağını bildirmişti. Rusya’nın yakın askeri müttefiki olan Çin’e ve Rusya’nın en çok silah sattığı ülkelerden biri olan Hindistan’a da sistemin satılması bu tarihten sonra onaylandı. Yani Türkiye’ye yapılan satış "ayrıcalıklı" değil, Rusya sistemi kullanılmaya başlanmasından 10 yıl sonra satıyor.

Rusya’nın S-400’ün yerine geliştirdiği sistemse S-500. Yeni nesil karadan havaya füze sistemi olan S-500’ün hava araçları, hipersonik seyir füzeleri ve kıtalararası balistik füzeleri imha etmek için tasarlandığı ve S-400’ün 400 kilometrelik menziline karşılık 600 kilometre menzili olduğu bildiriliyor.

2020’de kullanıma girecek sistemin, S-400’e göre çok daha gelişkin teknolojiler kullanacağı öne sürülüyor.

S-400 SİSTEMİ KİMLERE SATILACAK?

Rusya’nın S-400 satmayı planladığı ülkeler arasında Çin ve Hindistan’ın yanısıra, Suudi Arabistan, Vietnam, Ermenistan, Mısır, Kazakistan ve Ermenistan da bulunuyor.

Türkiye’yi bu ükelerden ayıran yönüyse NATO üyesi olması. Türkiye dışında yalnızca Yunanistan’da Rusya’ya ait bir hava savunma sistemi bulunuyor. Fakat Yunanistan elindeki S-300 sistemini Rusya’dan değil, Kıbrıs’tan satın aldı.

TEKNİK TAKİP DOSYASI : NSA kişisel veri toplama işinden vazgeçti !


NSA kişisel veri toplama işinden vazgeçti !

Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA), Beyaz Saray’a bir dilekçe sundu. Dilekçeye göre ajans, telefon verilerinin toplu olarak izlenmesini durdurmak istiyor. NSA, kişisel veri toplama uygulamasının çok zor olduğunu belirtiyor.

NSA, kişisel veri toplama konusunda isteksiz! Donald Trump ne diyecek?

Kaynaklara göre NSA, artık insanların verilerini toplu olarak izlemek istemiyor. Buna neden olarak ise bunu yapmanın çok zor olduğunu gösteriyor.

Beyaz Saray ya da ABD Başkanı Donald Trump ise konuya henüz bir cevap vermiş değil. Beyaz Saray verilerin toplanıp toplanmayacağının kararını verecek olan nihai kurum olarak gösteriliyor. Programın sona erdirilip erdirilmeyeceğine Beyaz Saray içerisinde bulunan “Bölüm 215” adlı özel birim karar verecek.

Ulusal Güvenlik Ajansı‘nın söz konusu birimi kapatmak istediğine dair haberler aslında Ocak ayında bir raporda ortaya çıkmış, ancak herhangi bir şekilde doğrulanamamıştı.

Beyaz Saray azınlık lideri Kevin McCarthy’de konuya değinmiş ve Ulusal Güvenlik Ajansı’nın Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ı konu hakkında zorladığını belirtmişti. Fakat Donald Trump, bu birimin kapanmasını istemiyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin insanların telefonlarının verilerini topladığı ilk olarak Snowden tarafından 6 yıl önce ortaya çıkarılmıştı. ABD yetkilileri önce olayı yalanlamış, bir süre sonra ise kabul etmişti.

Ulusal Güvenlik Ajansı‘nın elinde milyonlarca petabayt veri olduğu tahmin ediliyor. Bu verilerin artık toplayamayacak kadar büyük ve maliyetli olması sebebiyle de NSA’ın programdan vazgeçmek istediği belirtiliyor.

Fakat Ulusal Güvenlik Ajansı, kişiye özel veri toplamaya devam edebilecek.

CIA DOSYASI : CIA Instagram hesabı açtı, kullanıcılar geçmişi hatırlattı


CIA Instagram hesabı açtı, kullanıcılar geçmişi hatırlattı

ABD’nin Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) resmi Instagram hesabını açtı. Hesap, CIA Başkanı’nın masasına ait bir fotoğrafla sosyal medyanın gündemi olurken, kullanıcılar teşkilatın kötü şöhretli geçmişini hatırlatmaktan geri durmadı.

CIA Başkanı Gina Haspel’in teşkilatın ‘halkı eğitmek’ için artık fotoğraf paylaşım platformunda da yer alacağını açıklamasından bir hafta sonra açılan resmi Instagram hesabı açıldı.

CIA’in Perşembe günü aktif olan hesabının ilk paylaşımı da, Haspel’e ait olduğu söylenen masanın fotoğrafı oldu.

PERUK, HARİTA, İLHAM VEREN SÖZ…

Masada kulaklık, ‘Dünyayı dolaşmak istiyorum’ şeklinde ilham verici bir söz, kırtasiye malzemeleri, bir dizi harita, saat ve nazar boncuğu olduğu görüldü. Sandalyede duran peruk da dikkat çekti. Teşkilat tarafından hazırlanan ‘mizansende’, Haspel’in 1985’teki ilk CIA rozeti de bir cekete tutturuldu.

Fotoğraf, “I spy with my little eye…” notuyla paylaşıldı. Söz konusu ibare, Türkiye’de sınıflarda veya evlerde oynanan ‘Nesi var?’ oyununda kullanılan ifadelere benziyor. Genelde dil becerilerini geliştirmek için oynanan oyunda önce bir nesne seçiliyor ve onun baş harfi söyleniyor. Çocuklar da bulundukları ortamda o harfle başlayan doğru nesneyi bulmaya çalışıyor.

‘FENOMENLERİN MASASINA BENZİYOR’

CIA’in Instagram hesabı sosyal medya kullanıcıları tarafından da farklı tepkilerle karşılandı.

Masanın, CIA Başkanı’ndan ziyade yeni bir iş başlatan girişimcilerin ya da Instagram fenomenlerinin masasına benzediği belirtildi.

Bir kullanıcı, “Bu masanın Gina Haspel’e ait olmasına imkan yok. Kazan dairesine benziyor” diye yazdı.

‘GELECEK SEFERE İŞKENCE VİDEOSU PAYLAŞIRSINIZ DİYE UMUYORUZ’

Fotoğrafa eleştirel yorumlar da yapıldı. Bir kullanıcı CIA’in tepki çeken işkence yöntemi ‘waterboardingi’ (su ile sorgulama) hatırlatarak, “Bir sonraki paylaşımda waterboarding ile ilgili öğretici bir video paylaşırsınız diye umuyoruz, ama çok gizli şeyler de olur” dedi.

Bazı kullanıcılar da CIA’nin 1950-1970 arasında yürüttüğü zihin kontrolü deneyleri ‘MKUltra’ projesine atıfta bulundu. CIA’in 1980’lerde Nikaragua’daki hükümete karşı savaşan kontraları finanse etmek için karıştığı uyuşturucu ticaretini hatırlatanlar da “Kokaini hatırla” gibi yorumlar yaptı. Bazıları da ödedikleri vergilerin daha iyi kullanılması gerektiğini söyledi.

14 BİN TAKİPÇİYİ GEÇTİ

Hesap açıldıktan sadece birkaç saat sonra 14 bin takipçiyi geçti. Hesabın açıklama kısmında, "Biz milletin ilk savunma hattıyız. Başkalarının başaramayacağı şeyleri başarıyor; diğerlerinin gidemediği yerlere gidiyoruz" ifadeleri kullanılıyor. CIA’in Twitter’da yaklaşık 2.6 milyon, Facebook’ta ise yaklaşık 900 bin takipçisi bulunuyor.

PSİKOLOJİ DOSYASI : Akıl Sağlığınızın Yerinde Olmadığının 7 İşareti


Akıl Sağlığınızın Yerinde Olmadığının 7 İşareti

KAYNAK :

Aslında, “normal” bir akla karşılık olarak “anormal” bir akıl kıyaslaması yapamayız. Durup bir düşünürseniz, belirli bir yer ve zamanda ‘normal’ olarak kabul edilen bir durumun, başka bir yer ve zaman da tıbbi açıdan sorunlu olarak kabul görmesi, ihtimal dahilindedir. Zihin ve insan davranışı, çok çeşitli şekillerde kendini gösterebilir ve olağan dışı bir zihin veya davranış şekli, birey ile ilgili bir problemin var olduğu anlamına gelmez.

Buna rağmen, zihinde zaman içerisinde sorunların baş gösterebileceği ve/veya zihinsel rahatsızlıklar yaşanabileceğini de hatırlamak da fayda var. Örneğin, birisi sistematik olarak hem kendine hem de başkalarına zarar veren fikirler veya davranışlar geliştirir ya da gerçek ile fanteziyi birbirinden ayırmada zorluk çekerse, yukarıda bahsettiğimiz durum meydana gelir.

“Köleliğin zincirleri yalnızca elleri bağlar: insanı özgür ya da köle yapan zihnidir.”

– Franz Grillparzer

Psikolojik problemleri olan kişilerin yaşadığı zorluk ile ilgili sıkıntı, kişinin bu sorunlarının genellikle farkında olmamasıdır. Genel olarak şu yönde ilerleyen bir ilişkidir: problemler ne kadar kötüyse, kişinin kendisi bu problemlerin o kadar az farkına varır. Bunun nedeni, mevzu bahis sorunun zihinde ortaya çıkması ve muhakeme yapması gerekenin de aynı zihin olmasıdır.

Bu nedenle, semptomlara dikkat etmeniz önemlidir. Bunlar, davranışın özellikleri, işaretleri veya karakteristikleri olarak tanımlanır. Semptomlar kesin değildir, ancak bir çeşit zihinsel zorluğun varlığına işaret edebilirler. Bu bu semptomlara dair yedi tanesini sizler ile paylaşacağız.

Zihindeki algı ve sorunlar

Algı, dünyayı işitme, görme, dokunma, tat alma ve koklama duyularımız aracılığı ile idrak etme yeteneğidir. Yeterli zihin fonksiyonlarına sahip olan bir akıl renkleri, kokuyu ve şekilleri ve benzeri gibi durumları olduğu gibi anlar. Tabi ki de ufak bir farkla. Algılama sistemimiz, “hile” yapma konusunda uzmanlaşmış bir yapıdadır, ancak bu durum aklımızda ciddi bir sorun olduğu anlamına gelmez. Böyle bir durumun olup olmadığını anlamak için, bu ‘hilelerin’ hayatımıza ne oranda yansıdığına bakmak gerekir: yani bu sorunlar ya da ‘hileler’ ne ölçüye kadar bizlere sorun yaratmaktadır?

Bazen zihnimiz, aslında gerçekte var olmayan bir şeyi algılar. Var olmayan bir şeyi görür veya duyar. Durum böyle olmasa bile, sanki çok gerçekmiş gibi yaşanır. Örneğin, bu hadiseler, yalnız başınıza, eski bir evde otururken genelde meydana gelir: bu gibi olaylarda, aklımız, kendisini etkileyen tüm uyaranların yoğunluğunu artırır. Sorun, mükerrer bir hale geldiğinde ya da duyduğumuz rahatsızlık herhangi bir anekdotun ötesine geçtiğinde tedirginlik artmaya başlar.

Düşüncelerinizi organize etmek

Hepimizin, bazen dağıtmaya meylettiği anları ya da günleri olması gayet anlaşılabilir bir durumdur. Bir konudan başka bir konuya, bir işten başka bir işe herhangi bir önem sıralaması yapmadan atlarız. Stres, bu karmaşayı daha da büyük bir kaos haline getirebilir. Genel olarak, ortaya çıkan sonuç sadece “daha fazla strestir”.

Bu durum süreklilik arz eden bir tutarsızlık haline büründüğü zaman sorun ortaya çıkmaya başlıyor. Bu tür bir tutarsızlık hali, bir düşünceden diğerine atlayarak, birbirleri arasında herhangi bir bağ olmadan, bir fikrin veya diyaloğun doğal seyrini takip etmede yaşanan sorunu işaret eder.

Düşüncelerin kısıtlanması

Düşüncelerin kısıtlanması, belirli özelliklere sahip olduğunda, sıkıntı çeken bir zihne işaret eder. Bunların en kötüsü ise sabitlemedir. Esnek olmayan veya yoğun duygular kendi içerisinde bir sorun teşkil edebilir. Fakat bunlar gerçeklikten uzaklaştırıldıkları zaman, büyük bir acı kaynağı olabilirler.

Bu acı, bireyin saçma sapan bir inanca saplanıp kalması ama bundan uzaklaşmayı becerebilmesi olarak görülebilir. Yani, kendilerine yoğun, süreklilik arz eden ve sık sık karşılaşılan sorunlara neden olmaz. Bu durumda, çekememezlikten bahsedebiliriz. Ama eğer bu sabit inanç, büyük boyutlarda acı vermeye başlarsa, başka bir düzeyde bir sorun hakkında konuşabiliriz.

Bilinç hali

Günlük yaşam meşgalesinin içerisinde, birçok şey bilincimizden kaçar gider. Bu normal bir zihin için kabul edilebilir bir durumdur. Mesela, aklımıza yapmamız gereken bir iş gelir, onu yapmak için hareketlenirken, tamamen unutup, başka bir işe yöneliriz.

Eğer bu bilinçsel kaçışlar sıklaşırsa ya da bizler için önemli olayları içeriyorsa, aklımızda bir sorun olabileceğine dair öngörüler geliştirebiliriz. Eğer bir insan yaptığı bir eylemin nedenini, ne zaman yaptığını ya da ne yaptığını daha sonrasında hatırlayamaz ise, o zaman bir sorun var demektir.

Zihin ve dikkat

Dikkat sorunları, konsantrasyon eksikliğinde veya aşırılığında görülür. Konsantrasyon eksikliği olduğu zaman, zihin deyim yerindeyse, bir o yana, bir bu yana doğru oynar. Misal, bu durumdaki bir insan, son derece basit talimatları algılayıp, takip edemez.

Öte yandan, aşırı oranda odaklanma durumu varsa, birey, çevresine olan dikkatini de kaybeder. Yani bu durum, bir şeye odaklanmışken, kendi çevresinde olan biten ile bir bağ kuramayacağı anlamına gelir. Açıkçası, bunun zihinsel bir sorun olması için, bu semptomun çok şiddetli olması ve teşhis kriterlerinde öngörülen süre boyunca devam etmesi gerekir.

Hafıza ve hatırlama

Hafıza kaybı ya da hatırlayamama durumları, birçok nedene bağlı olabilir. Stres, yorgunluk, fazla sayıda dikkat dağıtan öge ve diğer tetikleyiciler nezdinde ortaya çıkar. İnsan hafızası bir bilgisayar gibi değildir. Örneğin, duygularımız gerçekleri veya olayları kaydettiğimiz derinlikte, büyük bir etkiye sahiptir.

Bazı kişilerin hafıza kaybı veya önemli olayların kısmen ya da tamamen unutulması olarak adlandırdıkları sağlık durumu, bireyin aklında yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunun bir göstergedir. Sıklıkla unutmak ya da bireyin başından geçen olayları hatırlayamaması bir sorun olduğuna işaret eden faktörlerdir.

Dil ve zihin

Dil, düşüncenin ana taşıdır. Akıcı bir dil, akıcı bir zihnin habercisidir. Öte yandan, zihinde bir sorun olduğunda, bu durum düzensiz ve alakasız bir dil oluşumu olarak kendini belli eder.

Dil alanında, ses tonu ve mimik gibi tamamen sözlü bir iletişim kanalına dayanamayan ifade biçimleri olduğunu da hesaba katalım. Konuşurken aşırı derece de mimik kullanan ya da hiç bir şekilde yüzünde ifade belirmeyen insanlarda da sorun olduğu söylenebilir. Hem yukarıda ifade edilen durumlarda, hem de dil sorunlarında, tıbbi açıdan bir değerlendirme yapmak adına bir profesyonelden yardım almak gerekir.

SVR (RUS DIŞ İSTİHBARAT SERVİSİ) : Ruslar duyurdu ! İşte dünya için en büyük tehdit


Ruslar duyurdu ! İşte dünya için en büyük tehdit

Rusya Dış İstihbarat Servisi Eski Direktörü Trubnikov, dünya için en büyük tehlikenin çevre felaketi olduğunu söyledi. Rus uzman, çevrenin yok olmasının nükleer silahın oluşturduğu bir tehlikeden daha büyük olduğunu belirtti.

Rusya Dış İstihbarat Servisi Eski Direktörü Trubnikov, insanlığın bir çevre felaketi sonucunda yok olmasının dünya için nükleer silahtan daha büyük tehdit oluşturduğunu söyledi.

Rusya Dış İstihbarat Servisi (SVR) Eski Direktörü Vyaçeslav Trubnikov, insanlığın bir çevre felaketi sonucunda yok olmasının dünya için nükleer silahtan daha büyük tehdit oluşturduğunu söyledi.

1996-2000 yıllarında SVR’de en üst makamda görev yapan Trubnikov, Sputnik’e verdiği demeçte, çevre sorunlarını dünya için en büyük tehdit olarak gördüğünü belirtti.

Trubnikov, "Bir istihbaratçı olarak, çevreyle ilgili sorunları insanlığa yönelik en büyük, en gerçekçi tehdit olarak görüyorum. Nükleer silah? Bu bir tehdit ancak insanlar bu tehdidin azaltılması için önlemler alıyor" dedi.

‘ABD’nin INF’den çekilmesi akılsızlık’

Trubnikov, ABD’nin Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan (INF) çekilmesini ‘endişe verici akılsızlık’ olarak niteledi ancak gelecekte yeni anlaşmalar yapılacağını kaydetti.

"Beni daha çok kaygılandıran konu da, Hindistan ile Pakistan arasındaki ilişkiler. Pakistan’ın su tedarikinin kesilmesi, daha yıkıcı bir rol oynayabilir" diye devam eden Trubnikov, bunun, örneğin Pakistan’ın Belucistan kentine atılan birkaç nükleer bomba etkisi yapacağını vurguladı.