ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : Erkek çocuklarına tecavüz edilen Fıkıh Derneği neden 2013 yılında kuruldu biliyor musunuz ?


YILMAZ ÖZDİL : Erkek çocuklarına tecavüz edilen Fıkıh Derneği neden 2013 yılında kuruldu biliyor musunuz ?

4 Eylül 2019

İstanbul’da güya din eğitimi veren Fıkıh Araştırmaları Derneği’nin yatılı kursunda 30’a yakın erkek çocuğuna tecavüz edildiği ortaya çıktı.

Hergün bir başka şehirden böyle bir haber geliyor.
Giderek artıyor.

Çünkü…

2004 yılına kadar, din eğitimi kisvesi altında tarikat kursu açmak, Türk Ceza Kanunu’na göre suçtu.
Bu tür yerleri açanlara, buralarda hoca’lık yapanlara altı aydan üç yıla kadar hapis cezası veriliyordu.
Kaçak kurslar yakalandığı anda kapısına kilit vuruluyordu.

Akp’den önce hukuki durum buydu.

Akp iktidara geldi.
2005 yılında, bu tarikat yuvalarının kapatılmasını engellemek için kanun çıkardı.
Kaçak kurs açanlara ceza indirimi yaptı, “üç aydan bir yıla kadar hapis verilir, bu hapis cezası paraya çevrilir” dedi.

Yani?
Para öde, kurtul dedi.
Kapatma cezasını fiilen ortadan kaldırmış oldu.
Kaçak tarikat yuvaları para cezasını ödeyip, aynen devam edecekti.
Resmen “af” niteliğindeydi.
Ayrıca…
Tarikat yuvalarında hoca’lık yapanlar, kanun kapsamından çıkarıldı.
Sadece kurs açanlar mahkemeye verilecekti.
Hoca adı altındaki tiplere artık para cezası bile verilmeyecekti.

Varlığıyla onur duyduğumuz, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, bu tarikatsever kanunu veto etti.
“Anayasa’ya aykırıdır” dedi.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırıdır” dedi.
“Sapkın yöntemlerle çağdışı eğitimin önünü açar” dedi.

Nafile… Cumhurbaşkanımız tarafından yeniden görüşülmesi için Tbmm’ye gönderilen tarikatsever kanun, aynen iade edildi.
Dayatmayla kanunlaştı.

Chp hukuki mücadele başlattı.
Bu tarikatsever kanunun iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
İptal başvurusunu, o dönem sadece milletvekili olan, henüz Chp genel başkanı olmayan Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.
Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu dava dilekçesinde “laik eğitime aykırıdır” dedi.
“Türk devriminin temel niteliklerine aykırıdır” dedi.
Sapkın eğitim anlayışının yolunu açar” dedi.

2005
2006
2007
2008
Anayasa Mahkemesi dört yıl kulağının üstüne yattı.
Böylesine kritik bir kanunu görüşmeyi habire erteledi.
Eleştirilerin kesilmesini, unutulmasını sağladı.
2009’da Chp’nin iptal istemini reddetti.

Böylece… Anayasa’ya aykırı kaçak tarikat kursları, bizzat Anayasa Mahkemesi’nin onayıyla serbest bırakıldı.

Sadece dört üye karşı çıktı… En başta Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin 13 üyesi gayet güzel bir kanun dedi, kaçak tarikat kurslarının açılmasında herhangi bir sakınca görmedi.

Kaçak tarikat kursları salgın hızıyla yayıldı.
Salgın hızıyla kaçak yurtlara dönüştü.

2013 yılında, Akp bitirici bir hamle daha yaptı.
Bir kanun daha çıkardı.
Kaçak tarikat kursu açmayı Türk Ceza Kanunu’ndan komple sildi.
“Kanuna aykırı eğitim kurumu” maddesini yürürlükten kaldırdı.
Para cezasını bile kaldırdı.
Tarikat kursları hakkında adli soruşturma yapmayı bile kaldırdı.

Kanuna aykırı tarikat yuvası açmayı, kanunla serbest bıraktı!
Açın açabildiğiniz kadar dedi.

Bu dehşet verici kanun Tbmm’de görüşülürken, Chp adına Profesör Nur Serter konuştu.
Tarihi bir konuşmaydı.
“Kazdığınız kuyuya aslında kendiniz düşüyorsunuz, farkında değilsiniz” dedi.
“Bu ülkede tertemiz yaşanan İslam dinini, dipsiz ve karanlık kuyularda, tekke ve zaviyelerde yapılandırıyorsunuz, dipsiz ve karanlık kuyularda tarikat okullarının kapısını açıyorsunuz” dedi.
Sapkın gruplara hizmet edecek okulların kapısını açıyorsunuz” dedi.

Nafile…
Cumhurbaşkanı değişmişti.
Abdullah Gül şak diye onayladı.

Bugünlerde sanki Akp’yle hiç alakası yokmuş gibi davranıyor ama… Bu denetimsiz pedofili yuvalarının açılmasında, Abdullah Gül’ün hem hükümet üyesi olarak, hem cumhurbaşkanı olarak imzası var.

Özetle…

Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer taa 14 yıl önce uyardı, “sapkın”lara yolaçıyorsunuz dedi.
Chp hem 2005 yılında, hem 2009 yılında, hem 2013 yılında bas bas bağırarak uyardı, “sapkın”lara yolaçıyorsunuz dedi.

Akp bu “sapkın”lara yolaçtı.

Bugün, Akp yönetiminin de bu tarikat yuvalarında yaşananlar karşısında en az bizler kadar öfkelendiğinden, en az bizler kadar tiksindiğinden, en az bizler kadar üzüldüğünden eminim.
Ama…
Fıkıh Araştırmaları Derneği’nin amblemine bakın mesela…
Tam olarak 2013 yılında kurulmuş olduğunu görürsünüz.
Bu derneğin erkek çocuklarına tecavüz edilen kaçak yatılı kursu, tam olarak 2013 yılında çıkarılan kanunun ürünüdür.

Tam olarak, Akp neticesidir.

Ergenlik dönemindeki çocukları, yaşıtlarıyla sağlıklı arkadaşlıklar kurabilecekleri, sağlıklı iletişim kurabilecekleri, şeffaf, gözlemlenebilir, denetlenebilir, laik eğitim kurumlarından koparıp, istismara açık, perdeleri sıkı sıkıya kapalı, toplumdan izole, kuytu, izbe odalara doldurursan…
Cumhuriyet öğretmenleriyle fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek yerine, memleketin yoksul çocuklarını ne idüğü belirsiz, zır cahil, örümcek kafalı yobazların kucağına itersen…
İmbikten süzülmüş eğitim öğretim deneyimlerini yok sayarsan, pedagojik formasyon kavramından bile haberin yoksa…
Akıldan, bilimden, çağdaşlıktan uzaklaşırsan…
Mütedeyyin olduğunu zannedersin ama, aslında kelimenin tam manasıyla, işte böyle sapıklara yardım ve “yataklık” etmiş olursun!

DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ DOSYASI /// Mustafa Bag : Çin’in toplama kamplarında Uygur kadınlara tecavüz iddiası


Çinli polis tarafından gözaltına alınan bir Uygur kadın – Urumçi –

Mustafa Bag : Çin’in toplama kamplarında Uygur kadınlara tecavüz iddiası

Çin’in Doğu Türkistan’da inşa ettiği Dabancheng Toplama Kampı’nda çalışan Kazak asıllı bir gardiyanın yazdığı iddia edilen mektup, kamplarda Uygurlara yönelik taciz ve tecavüzleri gündeme getirdi.

Torchlight Uyghur Group isimli aktivist grup tarafından Çinceden çevrilen mektupta Doğu Türkistanlı, takma adı Berik olan güvenlik görevlisinin şu ifadeleri yer aldı:

"Adım Berik, Dawanching’de (Çince Dabancheng) yeni inşa edilen toplama kampında gardiyan olarak çalıştım. Önceleri düğünlerde kameramanlık yapıyordum ama 2016’dan itibaren işim kötü gitmeye başladı. O sırada polis teşkilatında iş ilanı verilmişti. Maaşın nispeten iyi olması ve annemin de teşvikiyle bu işe başvurdum. Ancak kabul edildikten çok kısa süre sonra pişman oldum. Tatil imkanı olmadığı gibi maaşlarımız da sık sık kesiliyordu. Hatta zaman zaman birkaç ay üst üste maaş da alamıyorduk. 24 saat stresli bir ortamda çalışmak, uyku bozukluğu da dahil çok sayıda sağlık sorununu beraberinde getirdi."

"Bedenime ne istiyorsan yap ama beni buradan kurtar"

Mektubunda 2018’in ikinci yarısında Dawanching’deki toplama kampına gönderildiğini belirten Berik, daha önceden kameramanlık deneyimi olduğu için de kamera kontrol odasında görevlendirildiğini ve kendisine gece vardiyası sorumluluğu verildiğini dile getiriyor. Berik, mektubunun devamında şu ifadeleri kullandı:

"Dawanching Toplama Kampı genişletildikten kısa süre sonra yaşları 18 civarında olan 3 binden fazla lise öğrencisi kız bu kampa transfer edildi. O anda en ön sırada duran kızlardan biri bana sessizce, ‘Kardeş, bedenime ne istersen yap ama beni buradan kurtar’ dedi. Gözlerine bakamadım ve o kızın sözleri o zamandan beri her gün kulaklarımda çınlıyor."

"Güvenlik kamerasından kızı seçip sonra onu ‘konuşmaya’ çağırırlardı"

Mutfakta iki masa bulunduğunu dile getiren Berik, masalardan birinin yemek için diğerinin de memurların Uygur kızlara tecavüz için kullanıldığını öne sürüyor:

"Bazen üst düzey memurlar çalışmalarımızı incelemek için izleme odasını ziyaret ederlerdi. Asında oraya kız seçmeye geliyorlardı. Güvenlik kamerasını kızların yüzlerine doğru yakınlaştırmamı ve hatta onlar için en güzelini seçmemi istiyorlardı. Ben bunu reddettim. Kameralardan kızı belirledikten sonra alt kademe personelden ‘konuşmak’ için onu ‘ofise’ getirmesi istenirdi. Ofis denilen yer kameraların olmadığı personel mutfağı. ‘Konuşma’ gece değil gündüz olurdu ve oraya gelen kızların başına ne geleceğini herkes bilirdi."

"Bazen rütbeliler, kendilerinden sonra astların da o kızlara tecavüz etmesine izin verirdi"

Berik, sözlerini şu cümlelerle devam ettiriyor:

"Memur çoğu zaman seçilen kıza sadece kendisi tecavüz ederdi. Bazen üst rütbeliler, kendilerinden sonra astların da o kızlara tecavüz etmesine izin verirdi. Onlar işini bitirdikten sonra, tecavüze uğrayan kızlar hücreye geri dönerdi. Kimseye bir şey söyleyemeseler de kameradan gözlerinden akan yaşları görebiliyordum. Hücreye döndüklerinde ağlamalarına, duygularını ifade etmelerine ve konuşmalarına izin verilmezdi. Tüm bu yasaklardan ötürü içinde bulundukları durum tüyler ürperticiydi ve ruh halleri de perişandı."

Kampta alıkonulanların kendi kendilerine zarar vermesinin önüne geçilmesi amacıyla yemekhanede bulunan masaların plastik olduğunu belirten Berik, "Mahkumlardan biri bir gün bu masayı parçaladı ve keskin kısmını karnına batırıp kendine zarar vermeye çalıştı ama başaramadı. Bu şahıs daha sonra akıl hastanesine gönderildi." diyor.

Dawanching Toplama Kampı’nda, genç ve orta yaşlı mahkumlara her ay iğne yapıldığını belirten Berik, yaşlılara ise toplama kampına girdiklerinde sadece tek bir defa iğne yapıldığını aktardı.

"Biz her ne kadar gardiyan olsak ve kontrol odasında çalışsak da bizim tüm hareketlerimizi izleyen kameralar vardı." diyen Berik, "Pozisyonumuzu terk etmemize, uyumamıza, hatta hareket etmemize dahi izin yoktu. Ekrana konsantre olmak ve her durumu takip etmek zorundaydık. Eğer dikkatsizlikten kaynaklı bir hata olsa ceza alıyorduk. Cezanın en hafifi bir aylık maaş kesintisi idi ama daha ağır olan ceza, mahkumlarla birlikte kampın içerisinde o ağır işkenceye gönderilmekti. Kendimizi hep kontrol odasında değil hücrede gibi hissediyorduk." ifadelerini kullandı.

Berik’in mektubunda yer alan ve Çin‘in toplama kampına aldığı Uygur mahkumlar için uyguladığı günlük program ise şöyle:

  • 5:00 Sabah kalkış ve arazi koşusu
  • 7:00 Kahvaltı
  • 8:00 – 12:00 Çince eğitim, siyasi dersler (Komünist Parti propagandası)
  • 12:00 – 14:00 Öğle yemeği ve mola
  • 14:00 – 18:00 Komünist Parti propagandası (asimilasyon) ve Çince
  • 19:00 Akşam Yemeği
  • 20:00 – 22:00 Bireysel çalışma
  • 23:00 Yatış

Takma adı Berik olan şahsın görevinden ayrılıp ülkeden kaçtığı belirtildi.

Çin’in on binlerce Uygur Türkünü tuttuğu Dabancheng Toplama KampıReuters

Euronews’e açıklama yapan Torchlight Uyghur Group’dan Erkin Azat, Berik’in şu anda güvenli bir yerde olduğunu ve BM ile diğer uluslararası bağımsız kuruluşlara bilgi vermeyi beklediğini dile getirdi.

Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’nin güneybatısında yer alan Dabancheng’deki toplama kampında on binlerce Uygur Türkünün bulunduğu öngörülüyor.

Batılı kaynaklar, Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da inşa ettiği toplama kamplarında 3 milyon civarında Uygur Türkünün tuttuğunu belirtiyor.

Öte yandan Pekin yönetimi, ne yabancı basının ne de BM ve diğer uluslararası bağımsız kuruluşların bölgede çalışma yapmasına izin vermiyor.

SOYKIRIMLAR & KATLİAMLAR DOSYASI : İSTİKLAL HARBİ ÖNCESİ YUNAN KUVVETLERİ ANADOLU’DA TOPLU KATLİAMLAR VE TECAVÜZLER YAPTI /// YUNANSEVİCİLERE İTHAFEN !!!!


Ağva’ya bağlı Çanaklı Köyü’nün kadınlarını bir araya toplayıp anadan doğma kalana kadar soydular. Çırılçıplak halde kocalarının katledilişini izlemeye zorlanan kadınlar, sonrasında toplu tecavüze uğradılar. Küpelerini almak için kulakları, bileziklerini almak için bilekleri, yüzüklerini almak için parmakları kesildi; acıyla kıvranarak can verdiler.

***

Ateşe verilen Hacı İsmail Köyü ve erkekleri iple bağlanıp yatırılarak kurbanlık koyun gibi kesilen Karadere Köyü’nün kadınlarına tecavüz ettiler.

***

İmranlar Köyü’nde, ırzlarına geçmek üzere bütün kadınları bir eve topladılar; kendilerini korumaya çalışanları lime lime doğradılar.

***

Tekkeler Köyü’nde bacaklarından asılan on beş genç kızı, insan aklının alamayacağı işkenceler yaparak öldürdüler.

***

Karamandıra Köyü’nde yağmaya direnen Hacı Mustafa’yı kurşuna dizip karısının ve kızının ırzına geçtiler. Irzına geçtikleri kızı, yaraladıkları bir ata bağladılar, at can havliyle oradan oraya koştukça kız parçalara ayrıldı.

***

Çınarcık’ta, erkek çocukları, annelerine tecavüz etmeye zorladılar. Yaptıramayınca hepsini süngülediler. Kadınların karınlarını yarıp, kundaktaki bebekleri yardıkları karınlarına gömdüler.

***

İzmir rıhtımında eşlerinden veya oğullarından haber bekleyen kadınların çarşaflarını yırttılar, hakaret ederek yerlerde sürüklediler…

***

Maraş’ta, hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık yaptılar, peçelerini yırttılar…

***

Karacaali’de, köyün kadınlarına kocalarının gözleri önünde tecavüz edip kurşuna dizdiler.

***

Bu satırlar Hâkimiyeti Millîye’den:

"Yunanlıların kadınlara ve kızlara yaptıkları tecavüz, üzerinden yüzyıllar geçse, kendilerini Türklere affettirmek için her şeyi yapsalar, bunu başaramazlar. Binlerce masum kız Yunanlıların eline düşmektense, kurşunla, süngüyle, ateşle ölümü tercih etmişlerdir."

***

İkna olmayan, "resmî tarih(!)"in parçası bulan, inanmayanlar için, bu satırlar da bizatihi işgalciler, işkenceciler, tecavüzcülerle soydaş olan yabancı bir "kadın" gazeteci Berthe G. Gaulis’den:

"Bilecik bir felaket ve acılar diyarı… Henüz dumanı tüten taş yığınları altında kim bilir ne kadar insan cesedi yatıyor… Tecavüze uğramamış genç kız veya kadın kalmamış… Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı…"

***

Belki de bu nedenle, yani "işgal"in ne demek olduğunu en önce, en çok ve en fena biçimde onlar anladığı için, Türk Kurtuluş Savaşı’nın, Millî Mücadele’nin, Kuvayı Millîye’nin -yahut siz nasıl anıyorsanız o direniş günlerinin- "büyük hainleri" arasında bir tek "Türk kadını" yoktur!

Onlar o sırada "hainlere" karşı yazılacak bir "destan"ın ön sözünü inşa etmekle meşguldür!

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından "Mebuslar" teslim bayrağı çekerken gazetelere yolladıkları "Millî haklarımızı ve ismetimizi koruyacak hükümet ve erkek yoksa, biz varız" ilanlarıyla eli silah tutan Türk erkeklerine tarihî bir ders verirler mesela!

TBMM başkanlığına gönderdikleri, "Erkekler vazifesini yapmayacak, dinlerini ve vatanlarını, zevce ve hemşirelerini muhafaza etmeyecek kadar aciz ve ilgisiz iseler, düşmana karşı koymak için bize izin versinler. Yalnız topraklara gömerek paslandırdıkları silahları bize versinler. Irzımızı, namusumuzu, iffet ve ismetimizi biz kendi ellerimizle müdafaa edeceğiz" dilekçesiyle, vatan savunmasından kaçanları, yüzlerine tükürmekten beter ederler!

Sultanahmet’ten Kastamonu’ya, Üsküdar’dan Bursa’ya memleketin her yanında "biz kadınlar bu hak cihadında en önde olacağız" diye onlar haykırırlar!

***

Bütün bunlar olur, sadece Anadolu’da değil, Türk kadınları mütareke İstanbul’unda da sarhoş işgalci askerlere meze olmaya, üstelik de "gönüllü meze!" olmaya zorlanırken, onların dramına, çığlık atsalar duyacakları mesafedeki "saray"ında oturan Vahdettin, "işgal güçleri hangi dinden ve milletten olursa olsun onlara Türk misafirperverliği gösterilmesini" buyurur… Atatürk ise, "düşman kaçarken, kadınlarınızı ve çocuklarınızı dağlara ve emin yerlere saklayınız" diye bildiri yayınlıyordur!

Padişah, varlığını "Allah’tan sonra işgalci İngilizlere" emanet ediyorken, Mustafa Kemal kadınların sadece ırzını ve canını kurtarmakla değil, vatanı o mezalimden kurtarıp bağımsızlaştırmak ve onlardan doğacak kız çocuklarının, kız torunlarının yerlerde sürüklenmeyip omuzlarda yükseltileceği bir rejimin temellerini atıyordur!

Hâl böyleyken…

Başka hiç kimseye değil sözüm, bu ülkenin Atatürk’e hakareti, Cumhuriyet’le savaşı marifet sayan kadınlarına bugün;

Siz, nasıl yapabiliyorsunuz?

Nasıl oluyor da, böyle bir "ADAM"ı sev(e)miyorsunuz?

Selcan Taşçı Hamşioğlu

İŞTE BİR YUNANSEVİCİ DAHA ….

VİDEO BAŞLIĞI :"Kemalist kesimdeki herkesin tutuklanmasını istiyorum”

VİDEO LİNK :

https://www.dailymotion.com/video/x6x3yp1

KAMPANYA : ÇOCUKLARA CİNSEL TACİZ VE TECAVÜZLERİN CEZALARI ARTIRILSIN !!


KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Tarih 19 Şubat 2018’di. Çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüzlerle ilgili olarak günün hükümeti tarafından altı bakandan oluşan bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyon, gerekli araştırmayı yapacak ve sonucunu bir rapora dökerek hükümete, hükümet de onun ışığında hazırlayacağı cezaları artırıcı ve yeni önlemler almaya dönük yasa teklifini TBMM Başkanlığına sunacaktı.

Aradan sekiz ay gibi çok uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen ne yazık ki hâlâ bir şey yapılmış değil. Neyi bekliyoruz? Cumhurbaşkanı derhal Meclis’i harekete geçirerek söz konusu yasanın bir an önce çıkarılmasını sağlamalıdır. İsterse hemen olur. Aksi hâlde çocukların ah’ından hiç birimiz kurtulamayız.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Bin 150 kadın itirafçıdan PKK’nın tecavüz ve infazları


Bin 150 kadın itirafçıdan PKK’nın tecavüz ve infazları

3 yılda 967’si örgütten kaçarak teslim olan 183’ü sağ veya yaralı olarak yakalanan bin 150 kadın terörist istihbarat birimlerine PKK terör örgütünün dağda uyguladığı iğrenç düzeni anlattı

İstihbarat birimleri son 3 yılda örgütten kaçarak teslim olan, operasyonlarda sağ ya da yaralı olarak yakalanan toplam bin 150 kadın teröristle yapılan görüşmeler sonrası rapor hazırladı. Raporda örgütün kadınları nasıl kullandığı, infaz ve intiharlar yer aldı.

TEK TEK GÖRÜŞÜP, RAPOR HAZIRLADILAR

Tamamı kadın 6 kişilik ekip 200 günlük çalışma sonunda, 3 yılda 967’si örgütten kaçarak teslim olan 183’ü operasyonlarda sağ/yaralı olarak yakalanan bin 150 itirafçı terörist ve aileleriyle tek tek görüştü. SABAH’ın ulaştığı rapordaki ifadeler kan donduran cinsten;
Rojin Besta (Batman): Benden 11 yaş büyük biriyle evlenip 4 çocuğa anne olunca dağı kurtuluş görmüştüm. 5’inci gün tecavüze uğradım. Teslim olan bir arkadaşın anlattıklarından etkilenip döndüm.
Beritan Amed (Muş): Kandil’e ayak bastığımın ikinci gecesi tecavüze uğradım. Sabahleyin sorumluya söyledim. ‘Gel bana anlat’ olayı diyerek götürdüğü kendi sığınağında o da bana tecavüz etti.
Gabar Rojbin (Bitlis): Üvey ana şiddetinden kaçıp PKK‘ya katıldım. 5 yılda tecavüze karşı çıkan 11 kadının intiharına ve 8 kadının infazına şahit oldum.
Rozerin Batman (Diyarbakır): Vücudumda gördüğüm işkence ve tecavüzün izleri var.
Sara Kanireş (Mardin): PKK’nın askeri kadın kolu YJA-Star’ın başı Hülya Eroğlu’na ‘Bizi seks kölesi gibi kullanıyorlar" dedim. ‘Hepimiz bu yollardan geçtik’ dedi.
Berjin Amara (Şırnak): Kandil’de işkenceye karşı çıkan Mersinli Meryem ve Maraşlı Zöhre aynı gün kurşuna dizildi.
Beritan Sterk (Şanlıurfa): Kandil’de Duran Kalkan‘ın tecavüzüne uğradım.
Dilovan Amara (Ağrı): Örgütte tecavüz edenler hiç cezalandırılmadı.
Yüzde 79’u 15-22 yaş grubunda

İSTİHBARAT BİRİMLERİ RAPORUNDAKİ İSTATİSTİKLER;

PKK’ya katılan kadınların yüzde 79’u 15-22 yaş grubunda, bu kadınların yüzde 55’i 15-18 yaşında kandırılmak veya kaçırılmak suretiyle dağa çıkarıldı.
Dağa çıkan kadın teröristlerin yüzde 5’i üniversite, yüzde 13’ü lise, yüzde 59’u ortaokul veya ilkokul mezunu. Yüzde 11’i ise sadece okuma yazma biliyor, Yüzde 12’si ise okuma yazma bilmiyor.
Örgütün kandırıp ya da kaçırarak dağa çıkardığı kadınların yüzde 90’ı yaşına bakılmaksızın ilk 30 gün içinde tecavüze uğruyor.
Örgüt yöneticileri kadınları, erkek teröristleri eylemlere motive etmede eşya gibi kullanıyor.