SUÇ DOSYASI /// Zahide UÇAR : İSTİSMAR VE TECAVÜZ


Zahide UÇAR : İSTİSMAR VE TECAVÜZ

06 Eylül 2020

Savaşlarda işgal askerleri girdiği ülkenin kadınlarına küçük kız çocuklarına hatta erkeklere TECAVÜZ EDER. Tecavüzler o ülke insanlarını aşağılamak değersiz hale getirmek moralini yıkmak için yapılır.

Ülkemizde de gün geçmiyor ki bir taciz tecavüz haberi duyulmasın. Küçük kız çocukları erkek çocukları kadınlar tecavüze uğruyor. Öldürülüyor. … Türk toplumu din tüccarı bir çetenin yönetiminde sürekli aşağı çekiliyor. Aşağılanıyor. Sanki işgaldeyiz de sistemli bir şekilde Türk Milletinin onuru şerefiyle oynanıyor. Ve bu aşağılık karanlık proje din kullanılarak yürütülüyor.

Tarikatların önünü ABD’de programlanan Turgut Özal açtı. Elazığ’a gittiğinde ziyaret ettiği Kadiri şeyhinin(Şaşmaz kardeşlerin de şeyhi) taciz ettiği kişiler var.

Tarikat öğretisinde müridin şeyhine bir ölünün ölü yıkayana teslim olduğu gibi teslim olması öğütlenir. İtiraz ederse şeyhinin feyzinden faydalanamaz denir. Şeyhin her işi sözü ilahidir(!). . Her Salı günü Mekke’nin dışında peygamberin başkanlığında bütün evliyalar toplanır(!). . ‘Şeyh emri peygamberden alır’ diye anlatıldığından şeyhten asla şüphe etmezler. Şüphe edilmesin diye de;

Efendiniz sizi şeriata aykırı bazı işler yaparak imtihan eder inancınızı ölçer’ diye telkin edilir. Şeyhiyle yatmayı cinsellik değil miraca çıkmak olarak değerlendirenleri gördüm. Peygamberimiz Aişe ile birlikte iken miraca çıktı diyerek ahlaksızlığa meşruiyet kazandırmaya çalışırlar. Müridi; ‘tarikat kardeşlerinizle görüşün gerçek kardeşlik budur’ diyerek aileden koparırlar. Tarikat içinde kalan dünya gerçeklerinden kopan sanal bir masala hapsolan mürit sürekli aynı cümleleri duyarak bir anlamda büyülenir. Zombi haline gelir. İradesini şeyhine teslim eder. Alacağı buzdolabının markasını bile şeyhine sorar. Görünüşte vardır ama varlık gösterme noktasında aslında yoktur. Çünkü şeyhinde yok olmasıyla fenafişşeyh makamına ereceğine inandırılmıştır.

Şeyhte velayet nuru olduğu anlatılır(!). . Ve denir ki velayet nuru nübüvvet(peygamberlik) nurundan üstündür.

Bir şeyhin müridinin sayısı önemli değildir. Çünkü o müritlerin sayısı kaç olursa olsun iradesi sıfırdır. Efendisi ne söylerse beyin devre dışı kaldığı için robot gibi biat ederler. Bu robotlara her istediğinizi yaptırabilirsiniz.

Siz yabancı bir devlet olsanız böyle kullanıma elverişli yapıları olan bir ülkede çıkarınızı korumak için bu yapılara el atmaz mısınız? Atarsınız!

Mareşal Fevzi Çakmak ‘Cemaat ve tarikatlar Haçlıların Anadolu’da kurdukları ileri karakollardır!’ tespitinde bulunmuştur.

ABD Donanması Haberalma Servisinin 1979 yılında ele geçirilen raporundan beyin yıkama teknikleri hakkında yazılan bir madde:

Tarih ve hukuku yeniden yazmak ve halkı sapkın yaradılışın hükmü altına sokmak…”

AKP bu maddeyi de sadakatle uyguluyor. 15 yıldır din adına yaşamadığımız sapkınlık kalmadı. Zaten ABD Yahudi lobileri AKP’ye dini yeniden yorumlama görevi vermiştir. Müslüman kılıfıyla evangelizmi yedirme projesi.

Aydınlar Ocağı Başkanı Ahmet Çolak “Kendisini Türk hissetmeyenler adeta birleşmiş vaziyette yılların hıncını Türk milletinden çıkarmaya çalışıyorlar" demiştir. (30.03.2013)

* *

Haham başı Türkiye’de 72 tarikatı biz kurduk demişti değil mi? Tıpkı İngiliz istihbaratının Osmanlı topraklarında 500 tekke kurupduğu gibi…

Museviliğin sapkınlaştırılmış uygulamasında Yahudi olmayan 3 yaşında bir çocukla evlenildiğini biliyor musunuz? Dikkat ediniz Yahudi olmayan 3 yaşında çocuk… Yahudi olmayanlar Goyim olarak görüldüğü için 3 yaşında ölümüne kullanabileceği bir oyunca sadece. .

Ülkemizde olup-bitene bir de bu gözle bakınız!. .

Tarikatlar uyuşmuş kimliksiz vatansız cumhuriyet karşıtı robotlar üretir. Söylemleri içinde Museviliğin karanlık öğretisi olan Kabala öğretileri de vardır.

İspanya’da kurulan Ben-i Ahmer(Gırnata) devletini aslında tarikatlar çökertmiştir. Yüzlerce müridi olan El Meymune isimli bir Yahudi tarikat şeyhi; ‘Biz erkekler birbirimize yeteriz. Kadınlara ihtiyacımız yok’ diye sapık fetvalar vermiştir.

Türkiye Türk düşmanları tarafından Gırnata’ya benzetilmiştir.

* *

AKP 2004 yılında Türk Ceza Kanununun 263. maddesini değiştirdi. Değiştirdiği 263. Maddesi şöyleydi:

MADDE 263. – (1)Kanuna aykırı olarak eğitim kurumu açanlara bunları çalıştıranlara ve bu kurumlarda kanuna aykırı olarak açıldığını bildiği halde öğretmenlik yapanlara altı aydan üç yıla kadar hapis cezası verilir.

(2)Yukarıdaki fıkrada gösterilen yerlerin kapatılmasına da karar verilir.

Bu yasa değiştirilerek öğretmenin kanuna aykırı eğitim kurumlarında çalışmasının önü açıldı ceza alması önlendi.

2013 yılında;

"MADDE 13- 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 263. maddesini yürürlükten kaldırmıştır. " 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükten kaldırılan 263. maddesi şöyledir:

MADDE 263- Kanuna aykırı olarak eğitim kurumu açan veya işleten kişi üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır. "

Böylece tarikat ve cemaatlerin okul(!) açmasının önü açılmış Öğretim ve Eğitim birliği bozulmuştur.

Özel yurtlar yönetmeliği değiştirilerek dinsel propaganda yapmak serbest bırakıldı.

AKP önce misyonerliği serbest bıraktı. Yabancı(misyoner) okullarının açılmasını sağlayacak yasal düzenleme yaptı. Kurtuluş Savaşı yıllarında Anadolu’da Katolik ve Protestanlarca açılan 800 okul vardı. Çoğu işgalcilerle iş birliği yaptı. Ve Cumhuriyetin ilk yıllarında zararlı faaliyetleri nedeniyle kapatıldı…

1889 yılında Fransa Maliye Bakanlığı Müşaviri ve Avrupa Devletlerinin İstanbul’daki Duyun-u Umumiye-Dış Borçlar Hesap Komisyonu Başkanı olan Daniel Ducaste şöyle diyordu:

“-Şimdi Türkler hızla borçlanmaktadırlar. Ancak 25 yıl sonra Osmanlı toplumunda borçlanmaya karşı sert muhalif unsurlar çıkacaktır. İşte o zaman gerek alacaklarımız ve gerekse faizleri tehlikeye düşecektir. Bu nedenle; Türkiye Devletinin maliyesi ekonomisi hazinesi ve tüm servetleri üzerindeki bizim hayati çıkarlarımızı koruyacak Türk Yöneticilere ihtiyacımız olacaktır. Ben bu yerli misyonerlerin; davamıza bizden ve bizim yapacağımız siyasi baskılardan çok daha faydalı olacakları inancındayım. Bunlar; TÜRK Milletine karşı kendi dillerinde ikna yöntemleriyle yaklaşacaklardır. Bu "YERLİ MİSYONERLERİMİZ"; alacaklarımızın ve hayati menfaatlerimizin tüm Anadolu ve Ortadoğu topraklarında bir ya da bir kaç yüzyıl teminatlarımızın en önemli koruyucuları olacaklardır. ’

Oluyorlar da!. .

Cumhuriyet hükümetleri yabancı okullara giden Türk çocuklarının eğitiminden endişe duyduğu için 23 Mart 1931’de 1778 sayılı kanunu yürürlüğe sokmuştur. Türk çocuklarının milliyetçilik bilinciyle yetiştirilmesi amacını güden kanunun 1. maddesi “Türkiye’de ilk tahsillerini yapmak üzere mektebe gidecek Türk vatandaşı çocuklar bundan böyle bu tahsilleri için ancak Türk mekteplerine girebilirler” hükmünü getiriyordu. Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine çok sayıda yabancı ilkokul öğrencisi olmadığı için kapanmak zorunda kalmıştır (Tozlu 1991). ’

* *

Bu noktada tabloyu tam görebilmek için bir hatırlatma daha yapalım:

Siyon protokolleri

Teşkilatı Mahsusa’da çalışırken Milletlerarası Siyonist Teşkilatı’nın 22 maddelik ilkesini ele geçiren Sayın Hüsamettin Ertürk’ün anlatımından dikkatimizi çekenler;

1-Genç nesilleri mugayiri ahlak telkinlerle ifşat etmeli. .

2-Aile hayatını yıkmalı.

3-İnsanlara aşağı sınıflarla tahakküm etmeli.

5-Mukaddesata hürmeti yıkmalı hürmetle anılan kimseler hakkında rezilane vakalar uydurmalı.

6-Hudutsuz bir lüks baş döndürücü modalar icat etmeli çılgınca sarfiyatı teşvik etmeli.

7-Kalabalıkların vakitleri eğlenceler oyunlarla oyalanmalı kişiler düşünmekten alıkonmalı.

8-Müfrit nazariyelerle fikirler zehirlenmeli gürültü ve kargaşalık yaratılmalı içtimai sınıflar arasına kin ve itimatsızlıklar sokulmalı.

9-Sanayiin ziraati ezmesine imkan vermeli böylece köylü sınıfını ortadan kaldırmalı.

10-Saçma nazariyeleri ortaya atarak halkı gayrikabili tatbik fikirlerle dolambaçlı yollara sevketmeli.

11-Hayat pahalılığını körüklemeli ücretleri arttırmamalı.

12-Milletlerin mukadderatını tahsil ve terbiyeden yoksun kimselerin ellerine tevdii ettirmeli.

13-Meşru hükümet tarzlarından mutlak istibdada gitmeli.

14-Mali istikrarı bozmalı iktisadi krizleri çoğaltmalı spekülasyonlara enflasyonlara yol açmalı altını mahdut ellerde toplamalı muazzam servetleri felce uğratmalı.

Sayın Emekli Süvari Albayı Hüsamettin Ertürk hatıratına şöyle devam ediyor. "

"Teşkilatı Mahsusa’nın dikkatli tetkikleri neticesinde vardığımız hakikat şudur ki 1892 den beri dünyamız bu zihniyetteki Siyonistlerle mücadele halindedir. Bunlar bir(Cihan İhtilali) hazırlamaktadırlar. " (G. E. İrhan çalışmasından)

Şu anda ülkemizde bu maddelerin tamamı uygulanıyor. Bu demektir ki ülkemizi tasfiye etmekle görevli bir irade var. Bu iradeyi herkes biliyor ama siyaset kılıfıyla milletten saklıyor.

Türk toplumu çökertildi. Araştırmalar Türkiye’de her dört kişiden birinin depresyonda olduğunu antidepresan ilaç kullanımının 5 kat arttığını ruh sağlığı hastanelerinin tam kapasite ile dolduğunu son on beş yılda 45 bin kişinin intihar sonucu yaşamını yitirdiğini ortaya koymaktadır.

* *

Şimdi de Ünal ACAR’ın http://www.sosyalarastirmalar.com sayfasındaki makalesine bir göz atalım:

1980’li yılların başında dünya dengeleri yeniden kurulurken İsrail Devletinin stratejisini açıklayan raporlar da yayınlanmıştır. Oded Yinon raporu da bunlardan sadece bir tanesidir. Makalemizin konusu olan Oded Yinon’un yazdığı “1980’lerde İsrail için bir strateji” raporu; İsrail’in Orta Doğu ülkelerini bölme stratejinin en açık ve ayrıntılı anlatımıdır. Ortadoğu ülkelerinde yaşayan Kürt Şii Sünni grupların birbirleriyle nasıl savaştırılması gerektiğini anlatan bir rapordur. Raporun önemi günümüzde yaşanan olaylara etkisinin yanında önerdiği stratejinin acımasızlığında da gizlidir

Ralph Schoenman “Siyonizmin Gizli Tarihi” adıyla Türkçeye de çevrilen kitabında şöyle

der: “Bu stratejiden çıkan sonuç Siyonist hareket için her şeyin bir zaman tablosu üzerinde yazılı olduğu her bölgenin fetih için işaretlendiği ve bir fırsat hedefi olarak kabul edildiği ancak bu arada uygun güçler dengesi ani ve yararlı sonuçlar sağlayacak bir savaş durumu beklendiğidir” (Schoenmann 1992:109).

* *

BOP Büyük İsrail Projesi olduğuna göre Eş Başkanlık kime hizmet eder?

Hahambaşı’nın ‘72 tarikatı biz kurduk dediği’ tarikatlara Türk çocuklarını teslim etmek BOP projesi gereği midir? Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Profesör Esergür Balcı bir milyon çocuğumuzun cemaat ve tarikatların elinde olduğunu açıkladı. Bu bilgiye göre bir milyon mankurt zombi yetişecek ve kendi milletine karşı kullanılacaktır.

Bu güne kadar hiçbir tarikat şeyhi;

Hırsızlık yolsuzluk yağma iftira adaletsizlik hakkında tek kelime etmedi. Bu demektir ki;

Her biri SİYON PROTOKOLLERİ’ni uygulamakla görevli BOP aparatı zamanın El Meymune’leridir.

Bu işbirlikçi takım son model araçlar kullanır. En pahalı telefonları kullanır ama bisiklet yapamayacak çocuklar yetiştirirler.

* *

Senatör Chuck Hagel 23 Ocak 2004’te Brüksel’de yaptığı “Amerika NATO ve Büyük Orta Doğu” başlıklı konuşmada

21. yüzyılda NATO’nun Büyük Orta Doğu Projesi kapsamında stratejik yoğunluğu Türkiye Afganistan Irak Akdeniz ve İsrail ve Filistin üzerinde olacaktır. Akdeniz 21. yüzyılın en stratejik bölgesi olarak öne çıkacaktır” diyordu.

Bu hedef için Türkiye şekillendirildi.

Dünya bambaşka yöne evriliyor. Bilime bilgiye hakim olan geleceğe de hakim olacaktır. Ülkemiz bu yarıştan çekiliyor. En geç 50 yıl içinde bu yıkımın sonuçları görülecektir. Cehaletin hakim olduğu bir ülkeyi elinizde tutamazsınız.

Şu gerçeği hiç unutmayın!

İslâmcılık hâkim milliyete karşı hoşnutsuzluğunu doğrudan doğruya belirtemeyen etnik azınlıkların ideolojisi olmuştur.

Bunların amacı ‘yaşadıkları ülkede milliyetçi politikayı etkisiz duruma getirmektir. ‘

Bu azınlıklar kendilerini güçlü hissettikleri an kendi istikametlerinde bir milliyetçilik hareketi açıklamaktan geri kalmazlar. Güce erişemedikleri müddetçe İslâm davasının şampiyonu olarak görünürler. ”

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : KURAN KURSU’NDA 9 YAŞINDAKİ KİMSESİZ ÇOCUĞA İŞKENCE VE TECAVÜZ


KURAN KURSU’NDA 9 YAŞINDAKİ KİMSESİZ ÇOCUĞA İŞKENCE VE TECAVÜZ

Din istismarı ve çocuklara tecavüz olaylarına bir yenisi daha eklendi. Mağdur her zaman olduğu gibi masum bir çocuk tecavüzcü zanlısı ise Kuran dersi veren hocası… Tecavüz ve işkence mağduru küçük çocuğun "Kapıyı üzerimize kilitleyip beni içeride soyuyor dövüyordu. Kurban Bayramı’nda gidecek yerim olmadığı için orada kaldım. Y. abi de kalmıştı. Yalnız kaldığımız için bana böyle yaptı. . Beni yaptıklarını kimseye anlatmamam için tehdit ediyordu. ‘ sözleri tecavüz ve işkencenin dehşetini gözler önüne serdi.

Ağrı’da İmam Buhari Yatılı Erkek Kuran Kursu’nda kalan ve kimsesi olmadığı öğrenilen 9 yaşındaki U. P. adlı erkek öğrenci Kuran hocası olan 17 yaşındaki Y. K. ’nin tecavüzüne uğradı. Tecavüz mağduru çocuğun avukatı çocuğun yüzü de dahil vücudundaki morlukları gördüğü halde harekete geçmeyen kurs yetkililerinin de olaylara sessiz kalmakla suçlanması gerektiğini söyledi. Olayın yaşandığı Kuran Kursu’nda tecavüze uğrayan başka çocuğun olup olmadığı bilinmemekle birlikte bu konuda bir soruşturma ve araştırma yapılmadığı ifade ediliyor. .

Mağdur U. P. ’nin yetim kaldığı için bu yurda verildiği ortaya çıktı. U. P. bir yıldır Y. K. ile kursta kaldığını belirterek “Y. abim bize yurtta Kuran öğretiyor. Beni odasına götürüp kapıyı üzerimize kilitliyordu. Yatakta dövüş filmi izliyorduk” dedi. Y. K. ’nin kendisini dövdüğünü kimse görmesin diye kapıyı kilitleyip yanağından ısırdığını anlatan U. P. “Boynumu öpüyordu. Beni soyuyor dövüyordu” dedi.

Hürriyet Gazetesinde yer alan korkunç iddialara göre U. P. geçen yıl Kurban Bayramı öncesi Y. K. ’nin odanın kapısını kilitlediğini ve kendisine tecavüz ettiğini söyledi. Y. K. ’nin dövmesinden korktuğu için sesini çıkarmadığını kaydeden U. P. “Beni ‘Kimseye söyleme’ diye tehdit etti. Herkes yüzümdeki morlukları sordu. Y. abi beni tehdit ettiği için söyleyemedim. ‘Düştüm’ dedim” diye konuştu.

Kurban Bayramı’nda kursun boşalmasından yararlanan Y. K. ’nin kendisine bir daha tecavüz ettiğini belirten U. P. “Bayramda gidecek yerim olmadığı için yurtta kaldım. Y. abi de kalmıştı. Yalnız kaldığımız için böyle yaptı” dedi.

İddiaları reddeden ve kendisine iftira atıldığını savunan Y. K. cezaevine gönderildi.

25 YIL HAPİSLE DAVA AÇILDI

Kuran kursu hocası Y. K. ’ye “çocuğun nitelikli cinsel istismarı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve yaralama” suçlarından ötürü 25 yıla kadar hapis cezası istemiyle Ağrı Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Bu arada yurtta görevli kişiler hakkında da “suçu bildirmeme” suçundan soruşturma yürütülüyor. Avukat Mehmet Mağal U. P. ’nin vücudundaki morlukları gördüğü halde harekete geçmeyen kurs yetkililerinin de yargılanması gerektiğini söyledi.

Kaynak: (BİRHABEROKU) – BİRHABEROKU

LİNK : http://www.mavikocaeli.com.tr/m-haber-69574.html?fbclid=

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI : ‘Tarikat şeyhi’ erkek çocuklara ‘tecavüz’den tutuklandı


‘Tarikat şeyhi’ erkek çocuklara ‘tecavüz’den tutuklandı

Konya’da Faruki tarikatının şeyhi olan Süleyman Işık, aralarında çocukların da olduğu 7 erkeğe cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklandı. Soruşturmayı tamamlayan savcılık Işık hakkında 49 yıldan 70 yıla kadar hapis istemiyle dava açtı. 31 Temmuz 2018 Salı 00:45 ‘Tarikat şeyhi’ erkek çocuklara ‘tecavüz’den tutuklandı Olay 2018 yılı başlarında bir kişinin BİMER’e şikâyeti ile ortaya çıktı. Şikayet başvurusunda, kendisini Faruki tarikatının şeyhi olarak tanıtan Süleyman Işık aralarında çocukların da bulunduğu erkeklere cinsel istismarda bulunduğu öne sürüldü.

ÖZEL EKİP KURULDU

Habertürk’ten Zafer Samancı’nın haberine göre, Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile harekete geçen polis, 65 yaşındaki Süleyman Işık tarafından cinsel istismara maruz kaldığı öne sürülen kişileri belirleyip müşteki sıfatıyla ifadelerini aldı. Emniyet bünyesinde kurulan özel ekibin ifadelerine başvurduğu mağdurlardan 26 yaşındaki Y.A., 18 yaşındayken grubun sohbetlerine katılmaya başladığını belirterek dini duygularının suistimal edilerek cinsel istismara uğradığını anlattı. Bir arkadaşının tavsiyesi ile Süleyman Işık’ın dini sohbetlerine katılmaya başladığını anlatan mağdurlardan 27 yaşındaki M.T. de, "Kısa sürede sohbetlerinden etkilenerek devam kararı aldım. Bana cinsel tacizde bulundu. Önce direndim ama gruptakilerden ona itaat etmeyenlerin başına birçok kötü olay geldiğini duydum, sonra şeyhe direnmedim." diye konuştu. "

DİNİ MERTEBEMİN ARTACAĞINI SÖYLEDİ"

15 yaşındayken sohbetlerine katıldığı grupta Süleyman Işık’ın cinsel istismarına maruz kaldığını belirten mağdurlardan R.T. ise "Yaptıklarının ‘rahmani bir durum’ olduğunu ve dini mertebemin artacağını söyledi. Korktum kimseye bir şey söylemedim." dedi. A.K. (22) de üniversitede okurken bu gruba ait evde kaldığını ve Süleyman Işık’ın cinsel istismarına uğradığını anlattı. 70 YILA KADAR HAPSİ İSTENDİ Gözaltına alınan Süleyman Işık, Faruki tarikatının Konya sorumlusu olduğunu, evinin alt katında dini sohbetler ve zikirler yaptıklarını söyledi, cinsel saldırı iddialarını reddetti. Sorgusunun ardından adliyeye sevk edilen Süleyman Işık çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. Polisin Süleyman Işık’ın dükkanında yaptığı aramalarda ise birçok pornografik içerikli resim ve video kayıtları bulundu. S.I. hakkında soruşturmasını tamamlayan savcılık 49 yıldan 70 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı.

Yurt Gazetesi https://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/tarikat-seyhi-erkek-cocuklara-tecavuz-den-h103633.html

Yurt Gazetesi

ÇOCUK İSTİSMARI DOSYASI /// YILMAZ ÖZDİL : Erkek çocuklarına tecavüz edilen Fıkıh Derneği neden 2013 yılında kuruldu biliyor musunuz ?


YILMAZ ÖZDİL : Erkek çocuklarına tecavüz edilen Fıkıh Derneği neden 2013 yılında kuruldu biliyor musunuz ?

4 Eylül 2019

İstanbul’da güya din eğitimi veren Fıkıh Araştırmaları Derneği’nin yatılı kursunda 30’a yakın erkek çocuğuna tecavüz edildiği ortaya çıktı.

Hergün bir başka şehirden böyle bir haber geliyor.
Giderek artıyor.

Çünkü…

2004 yılına kadar, din eğitimi kisvesi altında tarikat kursu açmak, Türk Ceza Kanunu’na göre suçtu.
Bu tür yerleri açanlara, buralarda hoca’lık yapanlara altı aydan üç yıla kadar hapis cezası veriliyordu.
Kaçak kurslar yakalandığı anda kapısına kilit vuruluyordu.

Akp’den önce hukuki durum buydu.

Akp iktidara geldi.
2005 yılında, bu tarikat yuvalarının kapatılmasını engellemek için kanun çıkardı.
Kaçak kurs açanlara ceza indirimi yaptı, “üç aydan bir yıla kadar hapis verilir, bu hapis cezası paraya çevrilir” dedi.

Yani?
Para öde, kurtul dedi.
Kapatma cezasını fiilen ortadan kaldırmış oldu.
Kaçak tarikat yuvaları para cezasını ödeyip, aynen devam edecekti.
Resmen “af” niteliğindeydi.
Ayrıca…
Tarikat yuvalarında hoca’lık yapanlar, kanun kapsamından çıkarıldı.
Sadece kurs açanlar mahkemeye verilecekti.
Hoca adı altındaki tiplere artık para cezası bile verilmeyecekti.

Varlığıyla onur duyduğumuz, Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer, bu tarikatsever kanunu veto etti.
“Anayasa’ya aykırıdır” dedi.
“Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesine aykırıdır” dedi.
“Sapkın yöntemlerle çağdışı eğitimin önünü açar” dedi.

Nafile… Cumhurbaşkanımız tarafından yeniden görüşülmesi için Tbmm’ye gönderilen tarikatsever kanun, aynen iade edildi.
Dayatmayla kanunlaştı.

Chp hukuki mücadele başlattı.
Bu tarikatsever kanunun iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
İptal başvurusunu, o dönem sadece milletvekili olan, henüz Chp genel başkanı olmayan Kemal Kılıçdaroğlu yaptı.
Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu dava dilekçesinde “laik eğitime aykırıdır” dedi.
“Türk devriminin temel niteliklerine aykırıdır” dedi.
Sapkın eğitim anlayışının yolunu açar” dedi.

2005
2006
2007
2008
Anayasa Mahkemesi dört yıl kulağının üstüne yattı.
Böylesine kritik bir kanunu görüşmeyi habire erteledi.
Eleştirilerin kesilmesini, unutulmasını sağladı.
2009’da Chp’nin iptal istemini reddetti.

Böylece… Anayasa’ya aykırı kaçak tarikat kursları, bizzat Anayasa Mahkemesi’nin onayıyla serbest bırakıldı.

Sadece dört üye karşı çıktı… En başta Haşim Kılıç, Anayasa Mahkemesi’nin 13 üyesi gayet güzel bir kanun dedi, kaçak tarikat kurslarının açılmasında herhangi bir sakınca görmedi.

Kaçak tarikat kursları salgın hızıyla yayıldı.
Salgın hızıyla kaçak yurtlara dönüştü.

2013 yılında, Akp bitirici bir hamle daha yaptı.
Bir kanun daha çıkardı.
Kaçak tarikat kursu açmayı Türk Ceza Kanunu’ndan komple sildi.
“Kanuna aykırı eğitim kurumu” maddesini yürürlükten kaldırdı.
Para cezasını bile kaldırdı.
Tarikat kursları hakkında adli soruşturma yapmayı bile kaldırdı.

Kanuna aykırı tarikat yuvası açmayı, kanunla serbest bıraktı!
Açın açabildiğiniz kadar dedi.

Bu dehşet verici kanun Tbmm’de görüşülürken, Chp adına Profesör Nur Serter konuştu.
Tarihi bir konuşmaydı.
“Kazdığınız kuyuya aslında kendiniz düşüyorsunuz, farkında değilsiniz” dedi.
“Bu ülkede tertemiz yaşanan İslam dinini, dipsiz ve karanlık kuyularda, tekke ve zaviyelerde yapılandırıyorsunuz, dipsiz ve karanlık kuyularda tarikat okullarının kapısını açıyorsunuz” dedi.
Sapkın gruplara hizmet edecek okulların kapısını açıyorsunuz” dedi.

Nafile…
Cumhurbaşkanı değişmişti.
Abdullah Gül şak diye onayladı.

Bugünlerde sanki Akp’yle hiç alakası yokmuş gibi davranıyor ama… Bu denetimsiz pedofili yuvalarının açılmasında, Abdullah Gül’ün hem hükümet üyesi olarak, hem cumhurbaşkanı olarak imzası var.

Özetle…

Cumhurbaşkanımız Ahmet Necdet Sezer taa 14 yıl önce uyardı, “sapkın”lara yolaçıyorsunuz dedi.
Chp hem 2005 yılında, hem 2009 yılında, hem 2013 yılında bas bas bağırarak uyardı, “sapkın”lara yolaçıyorsunuz dedi.

Akp bu “sapkın”lara yolaçtı.

Bugün, Akp yönetiminin de bu tarikat yuvalarında yaşananlar karşısında en az bizler kadar öfkelendiğinden, en az bizler kadar tiksindiğinden, en az bizler kadar üzüldüğünden eminim.
Ama…
Fıkıh Araştırmaları Derneği’nin amblemine bakın mesela…
Tam olarak 2013 yılında kurulmuş olduğunu görürsünüz.
Bu derneğin erkek çocuklarına tecavüz edilen kaçak yatılı kursu, tam olarak 2013 yılında çıkarılan kanunun ürünüdür.

Tam olarak, Akp neticesidir.

Ergenlik dönemindeki çocukları, yaşıtlarıyla sağlıklı arkadaşlıklar kurabilecekleri, sağlıklı iletişim kurabilecekleri, şeffaf, gözlemlenebilir, denetlenebilir, laik eğitim kurumlarından koparıp, istismara açık, perdeleri sıkı sıkıya kapalı, toplumdan izole, kuytu, izbe odalara doldurursan…
Cumhuriyet öğretmenleriyle fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmek yerine, memleketin yoksul çocuklarını ne idüğü belirsiz, zır cahil, örümcek kafalı yobazların kucağına itersen…
İmbikten süzülmüş eğitim öğretim deneyimlerini yok sayarsan, pedagojik formasyon kavramından bile haberin yoksa…
Akıldan, bilimden, çağdaşlıktan uzaklaşırsan…
Mütedeyyin olduğunu zannedersin ama, aslında kelimenin tam manasıyla, işte böyle sapıklara yardım ve “yataklık” etmiş olursun!

DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ DOSYASI /// Mustafa Bag : Çin’in toplama kamplarında Uygur kadınlara tecavüz iddiası


Çinli polis tarafından gözaltına alınan bir Uygur kadın – Urumçi –

Mustafa Bag : Çin’in toplama kamplarında Uygur kadınlara tecavüz iddiası

Çin’in Doğu Türkistan’da inşa ettiği Dabancheng Toplama Kampı’nda çalışan Kazak asıllı bir gardiyanın yazdığı iddia edilen mektup, kamplarda Uygurlara yönelik taciz ve tecavüzleri gündeme getirdi.

Torchlight Uyghur Group isimli aktivist grup tarafından Çinceden çevrilen mektupta Doğu Türkistanlı, takma adı Berik olan güvenlik görevlisinin şu ifadeleri yer aldı:

"Adım Berik, Dawanching’de (Çince Dabancheng) yeni inşa edilen toplama kampında gardiyan olarak çalıştım. Önceleri düğünlerde kameramanlık yapıyordum ama 2016’dan itibaren işim kötü gitmeye başladı. O sırada polis teşkilatında iş ilanı verilmişti. Maaşın nispeten iyi olması ve annemin de teşvikiyle bu işe başvurdum. Ancak kabul edildikten çok kısa süre sonra pişman oldum. Tatil imkanı olmadığı gibi maaşlarımız da sık sık kesiliyordu. Hatta zaman zaman birkaç ay üst üste maaş da alamıyorduk. 24 saat stresli bir ortamda çalışmak, uyku bozukluğu da dahil çok sayıda sağlık sorununu beraberinde getirdi."

"Bedenime ne istiyorsan yap ama beni buradan kurtar"

Mektubunda 2018’in ikinci yarısında Dawanching’deki toplama kampına gönderildiğini belirten Berik, daha önceden kameramanlık deneyimi olduğu için de kamera kontrol odasında görevlendirildiğini ve kendisine gece vardiyası sorumluluğu verildiğini dile getiriyor. Berik, mektubunun devamında şu ifadeleri kullandı:

"Dawanching Toplama Kampı genişletildikten kısa süre sonra yaşları 18 civarında olan 3 binden fazla lise öğrencisi kız bu kampa transfer edildi. O anda en ön sırada duran kızlardan biri bana sessizce, ‘Kardeş, bedenime ne istersen yap ama beni buradan kurtar’ dedi. Gözlerine bakamadım ve o kızın sözleri o zamandan beri her gün kulaklarımda çınlıyor."

"Güvenlik kamerasından kızı seçip sonra onu ‘konuşmaya’ çağırırlardı"

Mutfakta iki masa bulunduğunu dile getiren Berik, masalardan birinin yemek için diğerinin de memurların Uygur kızlara tecavüz için kullanıldığını öne sürüyor:

"Bazen üst düzey memurlar çalışmalarımızı incelemek için izleme odasını ziyaret ederlerdi. Asında oraya kız seçmeye geliyorlardı. Güvenlik kamerasını kızların yüzlerine doğru yakınlaştırmamı ve hatta onlar için en güzelini seçmemi istiyorlardı. Ben bunu reddettim. Kameralardan kızı belirledikten sonra alt kademe personelden ‘konuşmak’ için onu ‘ofise’ getirmesi istenirdi. Ofis denilen yer kameraların olmadığı personel mutfağı. ‘Konuşma’ gece değil gündüz olurdu ve oraya gelen kızların başına ne geleceğini herkes bilirdi."

"Bazen rütbeliler, kendilerinden sonra astların da o kızlara tecavüz etmesine izin verirdi"

Berik, sözlerini şu cümlelerle devam ettiriyor:

"Memur çoğu zaman seçilen kıza sadece kendisi tecavüz ederdi. Bazen üst rütbeliler, kendilerinden sonra astların da o kızlara tecavüz etmesine izin verirdi. Onlar işini bitirdikten sonra, tecavüze uğrayan kızlar hücreye geri dönerdi. Kimseye bir şey söyleyemeseler de kameradan gözlerinden akan yaşları görebiliyordum. Hücreye döndüklerinde ağlamalarına, duygularını ifade etmelerine ve konuşmalarına izin verilmezdi. Tüm bu yasaklardan ötürü içinde bulundukları durum tüyler ürperticiydi ve ruh halleri de perişandı."

Kampta alıkonulanların kendi kendilerine zarar vermesinin önüne geçilmesi amacıyla yemekhanede bulunan masaların plastik olduğunu belirten Berik, "Mahkumlardan biri bir gün bu masayı parçaladı ve keskin kısmını karnına batırıp kendine zarar vermeye çalıştı ama başaramadı. Bu şahıs daha sonra akıl hastanesine gönderildi." diyor.

Dawanching Toplama Kampı’nda, genç ve orta yaşlı mahkumlara her ay iğne yapıldığını belirten Berik, yaşlılara ise toplama kampına girdiklerinde sadece tek bir defa iğne yapıldığını aktardı.

"Biz her ne kadar gardiyan olsak ve kontrol odasında çalışsak da bizim tüm hareketlerimizi izleyen kameralar vardı." diyen Berik, "Pozisyonumuzu terk etmemize, uyumamıza, hatta hareket etmemize dahi izin yoktu. Ekrana konsantre olmak ve her durumu takip etmek zorundaydık. Eğer dikkatsizlikten kaynaklı bir hata olsa ceza alıyorduk. Cezanın en hafifi bir aylık maaş kesintisi idi ama daha ağır olan ceza, mahkumlarla birlikte kampın içerisinde o ağır işkenceye gönderilmekti. Kendimizi hep kontrol odasında değil hücrede gibi hissediyorduk." ifadelerini kullandı.

Berik’in mektubunda yer alan ve Çin‘in toplama kampına aldığı Uygur mahkumlar için uyguladığı günlük program ise şöyle:

  • 5:00 Sabah kalkış ve arazi koşusu
  • 7:00 Kahvaltı
  • 8:00 – 12:00 Çince eğitim, siyasi dersler (Komünist Parti propagandası)
  • 12:00 – 14:00 Öğle yemeği ve mola
  • 14:00 – 18:00 Komünist Parti propagandası (asimilasyon) ve Çince
  • 19:00 Akşam Yemeği
  • 20:00 – 22:00 Bireysel çalışma
  • 23:00 Yatış

Takma adı Berik olan şahsın görevinden ayrılıp ülkeden kaçtığı belirtildi.

Çin’in on binlerce Uygur Türkünü tuttuğu Dabancheng Toplama KampıReuters

Euronews’e açıklama yapan Torchlight Uyghur Group’dan Erkin Azat, Berik’in şu anda güvenli bir yerde olduğunu ve BM ile diğer uluslararası bağımsız kuruluşlara bilgi vermeyi beklediğini dile getirdi.

Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’nin güneybatısında yer alan Dabancheng’deki toplama kampında on binlerce Uygur Türkünün bulunduğu öngörülüyor.

Batılı kaynaklar, Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da inşa ettiği toplama kamplarında 3 milyon civarında Uygur Türkünün tuttuğunu belirtiyor.

Öte yandan Pekin yönetimi, ne yabancı basının ne de BM ve diğer uluslararası bağımsız kuruluşların bölgede çalışma yapmasına izin vermiyor.

SOYKIRIMLAR & KATLİAMLAR DOSYASI : İSTİKLAL HARBİ ÖNCESİ YUNAN KUVVETLERİ ANADOLU’DA TOPLU KATLİAMLAR VE TECAVÜZLER YAPTI /// YUNANSEVİCİLERE İTHAFEN !!!!


Ağva’ya bağlı Çanaklı Köyü’nün kadınlarını bir araya toplayıp anadan doğma kalana kadar soydular. Çırılçıplak halde kocalarının katledilişini izlemeye zorlanan kadınlar, sonrasında toplu tecavüze uğradılar. Küpelerini almak için kulakları, bileziklerini almak için bilekleri, yüzüklerini almak için parmakları kesildi; acıyla kıvranarak can verdiler.

***

Ateşe verilen Hacı İsmail Köyü ve erkekleri iple bağlanıp yatırılarak kurbanlık koyun gibi kesilen Karadere Köyü’nün kadınlarına tecavüz ettiler.

***

İmranlar Köyü’nde, ırzlarına geçmek üzere bütün kadınları bir eve topladılar; kendilerini korumaya çalışanları lime lime doğradılar.

***

Tekkeler Köyü’nde bacaklarından asılan on beş genç kızı, insan aklının alamayacağı işkenceler yaparak öldürdüler.

***

Karamandıra Köyü’nde yağmaya direnen Hacı Mustafa’yı kurşuna dizip karısının ve kızının ırzına geçtiler. Irzına geçtikleri kızı, yaraladıkları bir ata bağladılar, at can havliyle oradan oraya koştukça kız parçalara ayrıldı.

***

Çınarcık’ta, erkek çocukları, annelerine tecavüz etmeye zorladılar. Yaptıramayınca hepsini süngülediler. Kadınların karınlarını yarıp, kundaktaki bebekleri yardıkları karınlarına gömdüler.

***

İzmir rıhtımında eşlerinden veya oğullarından haber bekleyen kadınların çarşaflarını yırttılar, hakaret ederek yerlerde sürüklediler…

***

Maraş’ta, hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık yaptılar, peçelerini yırttılar…

***

Karacaali’de, köyün kadınlarına kocalarının gözleri önünde tecavüz edip kurşuna dizdiler.

***

Bu satırlar Hâkimiyeti Millîye’den:

"Yunanlıların kadınlara ve kızlara yaptıkları tecavüz, üzerinden yüzyıllar geçse, kendilerini Türklere affettirmek için her şeyi yapsalar, bunu başaramazlar. Binlerce masum kız Yunanlıların eline düşmektense, kurşunla, süngüyle, ateşle ölümü tercih etmişlerdir."

***

İkna olmayan, "resmî tarih(!)"in parçası bulan, inanmayanlar için, bu satırlar da bizatihi işgalciler, işkenceciler, tecavüzcülerle soydaş olan yabancı bir "kadın" gazeteci Berthe G. Gaulis’den:

"Bilecik bir felaket ve acılar diyarı… Henüz dumanı tüten taş yığınları altında kim bilir ne kadar insan cesedi yatıyor… Tecavüze uğramamış genç kız veya kadın kalmamış… Biraz ötede, kızını kurtarmak isterken, kafasına taşla vurularak öldürülmüş bir ihtiyarın mezarı…"

***

Belki de bu nedenle, yani "işgal"in ne demek olduğunu en önce, en çok ve en fena biçimde onlar anladığı için, Türk Kurtuluş Savaşı’nın, Millî Mücadele’nin, Kuvayı Millîye’nin -yahut siz nasıl anıyorsanız o direniş günlerinin- "büyük hainleri" arasında bir tek "Türk kadını" yoktur!

Onlar o sırada "hainlere" karşı yazılacak bir "destan"ın ön sözünü inşa etmekle meşguldür!

Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasının ardından "Mebuslar" teslim bayrağı çekerken gazetelere yolladıkları "Millî haklarımızı ve ismetimizi koruyacak hükümet ve erkek yoksa, biz varız" ilanlarıyla eli silah tutan Türk erkeklerine tarihî bir ders verirler mesela!

TBMM başkanlığına gönderdikleri, "Erkekler vazifesini yapmayacak, dinlerini ve vatanlarını, zevce ve hemşirelerini muhafaza etmeyecek kadar aciz ve ilgisiz iseler, düşmana karşı koymak için bize izin versinler. Yalnız topraklara gömerek paslandırdıkları silahları bize versinler. Irzımızı, namusumuzu, iffet ve ismetimizi biz kendi ellerimizle müdafaa edeceğiz" dilekçesiyle, vatan savunmasından kaçanları, yüzlerine tükürmekten beter ederler!

Sultanahmet’ten Kastamonu’ya, Üsküdar’dan Bursa’ya memleketin her yanında "biz kadınlar bu hak cihadında en önde olacağız" diye onlar haykırırlar!

***

Bütün bunlar olur, sadece Anadolu’da değil, Türk kadınları mütareke İstanbul’unda da sarhoş işgalci askerlere meze olmaya, üstelik de "gönüllü meze!" olmaya zorlanırken, onların dramına, çığlık atsalar duyacakları mesafedeki "saray"ında oturan Vahdettin, "işgal güçleri hangi dinden ve milletten olursa olsun onlara Türk misafirperverliği gösterilmesini" buyurur… Atatürk ise, "düşman kaçarken, kadınlarınızı ve çocuklarınızı dağlara ve emin yerlere saklayınız" diye bildiri yayınlıyordur!

Padişah, varlığını "Allah’tan sonra işgalci İngilizlere" emanet ediyorken, Mustafa Kemal kadınların sadece ırzını ve canını kurtarmakla değil, vatanı o mezalimden kurtarıp bağımsızlaştırmak ve onlardan doğacak kız çocuklarının, kız torunlarının yerlerde sürüklenmeyip omuzlarda yükseltileceği bir rejimin temellerini atıyordur!

Hâl böyleyken…

Başka hiç kimseye değil sözüm, bu ülkenin Atatürk’e hakareti, Cumhuriyet’le savaşı marifet sayan kadınlarına bugün;

Siz, nasıl yapabiliyorsunuz?

Nasıl oluyor da, böyle bir "ADAM"ı sev(e)miyorsunuz?

Selcan Taşçı Hamşioğlu

İŞTE BİR YUNANSEVİCİ DAHA ….

VİDEO BAŞLIĞI :"Kemalist kesimdeki herkesin tutuklanmasını istiyorum”

VİDEO LİNK :

https://www.dailymotion.com/video/x6x3yp1

KAMPANYA : ÇOCUKLARA CİNSEL TACİZ VE TECAVÜZLERİN CEZALARI ARTIRILSIN !!


KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BURAYA TIKLAYIN.

Tarih 19 Şubat 2018’di. Çocuklara yönelik cinsel taciz ve tecavüzlerle ilgili olarak günün hükümeti tarafından altı bakandan oluşan bir komisyon kurulmuştu. Bu komisyon, gerekli araştırmayı yapacak ve sonucunu bir rapora dökerek hükümete, hükümet de onun ışığında hazırlayacağı cezaları artırıcı ve yeni önlemler almaya dönük yasa teklifini TBMM Başkanlığına sunacaktı.

Aradan sekiz ay gibi çok uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen ne yazık ki hâlâ bir şey yapılmış değil. Neyi bekliyoruz? Cumhurbaşkanı derhal Meclis’i harekete geçirerek söz konusu yasanın bir an önce çıkarılmasını sağlamalıdır. İsterse hemen olur. Aksi hâlde çocukların ah’ından hiç birimiz kurtulamayız.