MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// Yeni askerlik sistemine kritik eleştiri : Erdoğan paralel ordu mu kuruyor ?


Yeni askerlik sistemine kritik eleştiri : Erdoğan paralel ordu mu kuruyor ?

Bedelli askerliği sürekli hale getiren ve zorunlu askerliği 6 aya indiren yeni askerlik yasa tasarısında yer alan “Cumhurbaşkanına keyfi muafiyet yetkisi” tartışması sürüyor.

Eski CHP milletvekili Hüsnü Bozkurt, getirilen maddenin “paralel ordu” çağrışımı yaptığını belirtirken “Cumhurbaşkanınca gerekli görülen sahalarda özel olarak görevlendirilen gönüllülere” askerlikten muafiyet tanıma yetkisinin çok tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini belirtti.

Bayramdan önce kabul edilmesi beklenen ve askerlik sistemini tamamen değiştiren yeni askerlik yasa tasarısında Cumhurbaşkanına ucu açık bir şekilde askerlikten muafiyet tanıma yetkisi verilmesi dikkat çekti.

‘Düzenli ordu ile bağdaşmaz”

Maddeyi Cumhuriyet’e değerlendiren askeri hekimlik de yapmış olan eski CHP Konya Milletvekili Hüsnü Bozkurt, “Bu sistem, TSK’yi paralı orduya dönüştürmesi, ‘mehmetçik’ kavramını tahrip etmesi, ordu-millet anlayışını yok etmesi ve benzeri birçok sakıncalar taşıyor. Ama özellikle Cumhurbaşkanına muafiyet yetkisi veren madde, SADAT’ı, bazı yasadışı ve mafyatik yapıları akla getiriyor. Sadece şimdiki Cumhurbaşkanı için söylemiyorum; herhangi bir Cumhurbaşkanının, yani tek bir kişinin, hem savaşta hem de barışta gerekli gördüğü sahalarda henüz askerliğini yapmamış gönüllüler görevlendirmesi farklı çağrışımlar yapar. Bu anlayış, düzenli ordu ile bağdaşmaz. Barışta cumhurbaşkanı askerliğini yapmamış gönüllülere ne gibi görev verebilir? Bu maddeyle Nazi Almanyası’ndaki SA’lar, faşist İtalya’daki kara gömlekliler, Saddam döneminde Irak’taki saray muhafızları gibi paralel bir ordu kurulabilir” dedi.

Eski CHP milletvekili ve emekli kurmay Albay Dursun Çiçek de tasarının en sakıncalı maddenin Cumhurbaşkanına muafiyet yetkisi olduğuna dikkat çekerek “Cumhurbaşkanı değişik gruplara bir avantaj sağlayabilir. Çeşitli cemaatlere, sosyal gruplara, bir seçim yatırımı olarak meslek gruplarına Cumhurbaşkanı muafiyet sağlayabilir. Bu, askerliğin esasına aykırı, maddenin genel kurul görüşmelerinde mutlaka kaldırılması lazım” dedi.

AK PARTİ DOSYASI /// RİFAT SERDAROĞLU : AK PARTİ’de Tayyip Erdoğan’ın yerine geçme savaşı


Eski Bakan Rıfat Serdaroğlu, kişisel internet sitesindeki bugünkü yazısında AKP içerisindeki mücadeleye değindi ve “Yaşadığımız günleri, “Saray Kavgası” veya “iktidarda kalabilme” olarak nitelendirmek çok hafif kalır.” dedi.

Rıfat Serdaroğlu, bugünkü “Olmazı olduramazsınız” başlıklı yazısında, AKP içerisindeki mücadelelere değindi. Danışmanlarının Erdoğan’ı zorladığını belirten Serdaroğlu, “Yaşadığımız günleri, ‘Saray Kavgası’ veya ‘iktidarda kalabilme’ olarak nitelendirmek çok hafif kalır.” dedi.

Serdaroğlu yazısında, dikkat çekici tespitlerde bulundu. Bugün için ülkede en zor durumda olan kişinin Erdoğan olduğunu söyleyen Serdaroğlu, “Damat ve Soylu Süleyman’ın hesaplarının kesiştiği yer, birbirlerini yok etme üzerinedir. Tüm tezgâh, Erdoğan’ı bıktırıp onun yerine geçme savaşıdır. “ dedi. Serdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin de, Erdoğan tarafından terk edilme korkusuyla hareket ettiğini belirtti.

Rıfat Serdaroğlu’nun yazısı şöyle;

OLMAZI OLDURAMAZSINIZ!

Adamcağız 71 yaşına gelmiş gelmesine de hala yapayalnız, kupkuru bir dal gibi!
Ne meyvesi ne de gölgesi var! Son derece hassas bir psikolojik yapıya sahip.
En ufak bir bakıştan bile huysuzlanıyor!
Adını “Huysuz Virjin” koysanız cuk diye oturacak, hiç sırıtmayacak!
Hele, bu yaşta yakalandığı “Saray Kara Sevdasından” sonra, sevdiğini kaybetmemek için onu öldürmeyi bile göze alan geçkin aşıklara dönüştü!

Toplumda denge unsuru olacağına, birliğimizi güçlendirecek konuşmalar yapacağına, demokrasimizin ve milli beraberliğimizin içine öyle bubi tuzakları koyuyor ki, ancak siyasetin özel insanlarının anlayabilecekleri türden tuzaklar! Yaşadığımız günleri, “Saray Kavgası” veya “iktidarda kalabilme” olarak nitelendirmek çok hafif kalır.

Bugün için ülkede en zor durumda olan kişi Sayın Erdoğan’dır!
Bir sürü akılsız, görgüsüz, demokrasiden nasiplenmemiş danışmanlar onu zorlamaktalar.
Toplumu sürekli gerginlik içinde tutup, fırsat olursa bir iç karışıklığa sürüklemek, bu arada ilan edilecek bir sıkıyönetimle ülkeyi yönetmek, muhalif sesleri ebediyen kesmek gibi sakat bir düşüncenin AKP’nin tepe noktalarında fazlaca dillendirildiğini duymaktayız.

Uyarım şudur; Papaz her zaman pilav yemez. Her zaman boynuna basılacak bir Paşa, devletin istihbaratını bir ailenin emrine verecek “Öcalan Akrabası” olan biri bulunamaz. Çakma darbe yöntemiyle, iktidarı sürdürmek çok risklidir.
Darbe bıçağının iki tarafı da keskindir. Demokratik rejimi kurban edeyim derken, bıçak sizi kesebilir! (Bkz; Ömer Beşir-Sudan)

İkinci zorda olan kişi Sayın Bahçeli’dir;
Erdoğan tarafından terk edilme korkusuyla, yapamayacağı bir iş yoktur.
Son günlerdeki konuşmalarını incelerseniz, Nazi Almanya’sındaki SS Subayı mı konuşuyor, diye hayretler içinde kalırsınız!

Damat ve Soylu Süleyman’ın hesaplarının kesiştiği yer, birbirlerini yok etme üzerinedir.
Tüm tezgah, Erdoğan’ı bıktırıp onun yerine geçme savaşıdır.
Bu ikili, geldikleri yere çok kolay gelmişlerdir.
Biri, Erdoğan’ın kızıyla evlenerek, diğeri de Erdoğan’a sürekli hakaret ederek devlette yer tuttular.
Yoksa normal bir düzende bu ikilinin gelebileceği yer, en fazla AKP İlçe Başkanlığı olurdu.

Bu üç kişi ve kifayetsiz danışmanlar, kişisel çıkarları uğruna Türk Devletine ihanet ettiklerinin farkında bile değildir.
Bahçeli olmazsa MHP çöker mi? Aksine güçlenir. Örneğin Sinan Oğan, MHP’yi gerçek çizgisine oturtabilir.
Damat ve Soylu olmasa, Türk Devleti sıkıntıya mı girer?
Bakın, burası çok önemli(!), aksine devlet rahat nefes alır…

Değerli Okurlar;
Biat kültürüyle yetişmiş insanları demokrat yapamazsınız!
Boşuna uğraşırsınız. Bunların hepsini başınızdan atacaksınız. Yeni insanlarla, yeni fikirlerle, Atatürk Cumhuriyetini çağın gerçekleri üstüne ihya edip, demokrasimizi tuğla-tuğla tabandan tavana kuracaksınız. Demokratik-Özgürlükçü-Çağdaş-Çoğulcu-Akla ve Bilime dayalı bir rejimi inşa edip tekrar itibarlı ve huzurlu günlerimize dönmeliyiz. Demokratik rejimde bunlar nefes alamazlar, boğulurlar. Olmazı oldurmak biz insanların işi değildir.
Sadece Tanrı’nın işidir!

“Takunya” adlı uzay gemisiyle Ay’a inen astronot Cübbeli, uzay gemisinden çıkıp Ay’da dolaşmış. Ertesi gün dönmek üzere gemisine dönerken yere şu yazıyı yazmış; “Ben burada Tanrı filan görmedim!”
Ertesi gün tekrar Ay yüzüne indiğinde, yazısının üzerine çarpı atıldığını ve büyük harflerle yeni bir yazı yazıldığını görmüş;
“Biraz sonra oksijenin bitecek, o zaman görürsün…”

CIA DOSYASI /// Serdar Turgut : ABD istihbaratı Zarif’in Erdoğan’a verdiği raporun peşinde


Serdar Turgut : ABD istihbaratı Zarif’in Erdoğan’a verdiği raporun peşinde

Habertürk yazarı Serdar Turgut, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la görüştükten sonra geldiği Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ilettiği raporun peşinde olduğunu iddia etti.

Turgut bugünkü yazısında, ABD istihbarat camiasının "48 saattir Ankara’ya odaklanmış durumda" olduğunu ileri sürdü. Turgut "Tüm casusluk camiası İran Dışişleri Bakanı Zarif’in Ankara’yı ziyaretinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiği söylenen raporun peşinde” diye yazdı.

İran Dışişleri Bakanı Zarif’in Şam’da Beşar Esad ile yaptığı uzun görüşmenin sonrasında Ankara’ya geldiğini ve Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile yaptığı görüşmeden sonra ortak basın toplantısında, Esad ile yaptığı uzun görüşme hakkında Erdoğan’a bir rapor sunacağını söylediğini hatırlatan Turgut şunları kaydetti:

Bunun bilgisi Washington’a ulaşır ulaşmaz tüm istihbarat camiasının tam anlamıyla üst düzeyde alarma geçmiş olduğunu söyleyebilirim.

Tüm yönetim birimleri Astana sürecinde ortak çalışmakta olan İran ile Türkiye’nin Suriye konusunda neleri konuştuklarını ve Esad ile yapılan konuşmanın içeriğini merak ediyorlar.

Meselenin Suriye ile ilgili olduğu kesin de Amerikan tarafı Rusya’nın bilgileri kendisinden önce alacağına emin bu yüzden burada rahatsızlık had safhaya ulaşmış durumda.

Buradaki yetkililer özellikle Fırat’ın doğusu ile ilgili yeni bir kararın alınıp alınmadığını ve alındıysa da bunun işbirliği yapmakta oldukları YPG/PYD gücünü nasıl etkileyeceğini merak ediyorlar.

Anlayacağınız Suriye’de yeni gelişmelerin olmasının tam eşiğinde Ankara’nın yaptığı bu manevra Amerika’yı tamamen rahatsız etti ve hazırlıksız yakaladı.

Bazı kaynaklarının ABD’nin bu konuyla ilgili bilgi almak için İran’daki Mossad varlığından yardım isteyebileceğine dikkat çektiğini yazan Turgut, aynı kaynakların yapılan temaslar üst düzey koruma altında olduğundan ABD’nin elektronik dinlemelerini yapan NSA’in elinde konuyla ilgili yeterli bilgi olmayabileceğini de söylediklerini ileri sürdü.

Turgut "Anladığım kadarıyla Amerika şu anda bilgi toplama faaliyetini sündürürken bir yandan da Ankara’dan gelebilecek sürpriz bir adım için hazırlıklarını da sürdürüyor" diye yazdı.

YOLSUZLUK DOSYASI : İBB’nin eski yönetimi Erdoğan’a yakın vakıflara ne kadar para yardımı yaptı ???


İBB’nin eski yönetimi Erdoğan’a yakın vakıflara ne kadar para yardımı yaptı ???

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 2018 ve daha öncesinde vakıf, dernek ve cemaatlere yaptığı yardım 847 milyon liradan fazla. Yardım alan kuruluşların önemli bir bölümünü Erdoğan’a yakın vakıf ve dernekler oluşturuyor. Listenin başında ise Bilal Erdoğan’ın vakfı var.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, “Adamlara, derneklere, cemaatlere hizmet işi bitti” dediği belediyenin kamu kaynaklarından 2018 yılı ve öncesinde harcanan miktar 847 milyon 592 bin 858 lira.

31 Mart’taki yerel seçimleri AKP’nin adayı Binali Yıldırım’ın önünde tamamlaması rağmen mazbatası 17 gün gecikmeli verilen İmamoğlu, 4 Nisan’da bir basın açıklaması yapmıştı. Belediye çalışanlarına seslenen İmamoğlu, “Adama, derneklere, kişilere, vakıflara ve cemaatlere hizmet işi bitti. İstanbul’a hizmet edeceksiniz. Öyle şeffaf bir yönetim başlayacak ki, makamım dahi toplumun gözü önünde olacak” demişti.

İmamoğlu bu sözleriyle, Erdoğan ailesine ait vakıf ve dernekler ile AKP’ye yakın cemaat ve tarikatlar için ayrılan kaynaklara işaret etmişti.

Peki AKP’li İstanbul Büyükşehir Belediye başkanları hangi vakıf, dernek, cemaat ve tarikatlara, kamu kaynaklarından ne kadar para harcandı?

Listenin başında Bilal Erdoğan’ın vakfı var

İstanbul Büyükşehir Belediyesi CHP Meclis Grubu Yönetim Kurulu Üyesi Tarık Balyalı, DW Türkçe’den Tunca Öğreten ile bir rapor paylaştı. Belediye içerisindeki bir kaynak tarafından sızdırılan İBB’ye ait, ‘STK-Okul-Yurt 2018’ adlı faaliyet raporu, eski yönetim tarafından belediye meclisine sunulmamış. Rapora göre, AKP’ye yakın dernek, vakıf, tarikat ve cemaatler için kamu kaynaklarından 847 milyon 592 bin 858 lira harcandı.

Yardımlar, kiralama, ulaşım, bakım, onarım ve tadilat, malzeme, yeme-içme ve gezi gibi başlıklar adı altında yapıldı.

Rapora göre İBB’den en fazla yardım alan kurum, mütevelli heyetinde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yer aldığı Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA). 2018 ve öncesini kapsayan raporda TÜGVA’nın 74.3 milyon liralık yardım aldığı görülüyor.

TÜGVA’yı 51 milyon 593 bin 44 lira ile Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfı (TÜRGEV) izliyor. 1996 yılında İSEGEV adıyla kurulan vakıf, 2011 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla vergi muafiyeti aldı ve vakfın kurucuları arasında yine Bilal Erdoğan yer alıyor. Vakıf, vergi muafiyetinin ardından 2012’de adını TÜRGEV olarak değiştirdi. TÜRGEV’in bugünkü yönetim kurulundaysa aynı zamanda Erdoğan’ın kızı olan Maliye ve Hazine Bakanı Berat Albayrak’ın eşi Esra Albayrak da yer alıyor. TÜRGEV’e dair en ilginç detaysa, İBB eski başkanı Mevlüt Uysal’ın da yönetim kurulunda bulunuyor olması.

41.1 milyon lira destekle listenin üçüncü sırasındaysa Türkiye Teknoloji Takımı (T3) bulunuyor. Vakfın mütevelli heyeti başkanı, Baykar Makina’nın teknik müdürü Selçuk Bayraktar. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın damadı olan Bayraktar, Türk Silahlı Kuvvetleri için insansız hava aracı da üretiyor.

Çocuk istismarıyla gündeme gelen Ensar Vakfı da İBB’den destek almış

İBB, T3’ün ardından en fazla yardımıysa Ensar Vakfı’na yapmış. 29 milyon 797 bin 240 lira para alan Ensar Vakfı, Karaman’daki kayıt dışı yurtta çocuk istismarıyla gündeme gelmişti. Önceki yıl Milli Eğitim Bakanlığı da, vakıfla beş yıllık eğitim, seminer, gezi ve proje protokolü imzalayarak tepki çekmişti.

Faaliyet raporuna göre İBB’den destek alan, Erdoğan ailesine ait vakıflardan bir diğeri de Okçular Vakfı. 16.6 milyon liralık yardım alan vakfın mütevelli heyetinde yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan bulunuyor.

İBB eski başkanlarından Kadir Topbaş’ın ağabeyi Ahmet Hamdi Topbaş’ın yönetim kurulu başkanı olduğu Aziz Mahmut Hüdayi Vakfı da 16.5 milyon liralık destek almış. Erenköy Cemaati’ne bağlı olan vakıf, topladığı yardım paralarını İsviçre’deki banka hesaplarına yatırmıştı.

‘AKP’li başkanlar nereye para aktarmış ortaya çıkacak’

DW Türkçe’ye konuşan ve belediye meclisine sunulmayan raporu değerlendiren Balyalı, dernek veya vakıflara aktarılan kaynakların aslında yasal bir konu olduğunu söylüyor. Balyalı’ya göre burada yasa dışı herhangi bir şey yok zira belediyeler kanunu İBB’nin, meclis kararıyla dernek ve vakıflarla protokol imzalamasını ve çeşitli yardımlar yapmasına imkan veriyor.

Balyalı’ya göre bu durumu olağandışı hale getiren etken, bu paraların AKP’ye yakın veya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarına ait vakıf ve dernekler için harcanmış olması.

Ellerindeki raporun, bir buçuk yıl içerisinde bu vakıf ve derneklere toplamda ne kadar harcama yapıldığını gösterdiğini belirten Balyalı, “Vakıf ve derneklere yapılacak yardımlara dair kararların tümü belediye meclisine sunuldu. Ancak bizim muhalefetimiz, AKP’li üyelerin de oy çokluğuyla kabul edildi” diyor.

Balyalı’ya göre bu durumu olağandışı hale getiren etken, bu paraların AKP’ye yakın veya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çocuklarına ait vakıf ve dernekler için harcanmış olması.

Ellerindeki raporun, bir buçuk yıl içerisinde bu vakıf ve derneklere toplamda ne kadar harcama yapıldığını gösterdiğini belirten Balyalı, “Vakıf ve derneklere yapılacak yardımlara dair kararların tümü belediye meclisine sunuldu. Ancak bizim muhalefetimiz, AKP’li üyelerin de oy çokluğuyla kabul edildi” diyor.

Balyalı, Kadir Topbaş ve Mevlüt Uysal dönemleri de dahil olmak üzere belediye meclisinde beş yıl süreyle görev yapmış bir isim. Görev süresi içerisinde de raporda adı geçen vakıf ve dernekler dışında başka hiçbir kuruma para yardımı yapılmamış. Hatta varsa dahi başka kurumların talepleri belediye meclisinin kararına sunulmamış dahi.

Ekrem İmamoğlu başkanlığındaki belediye meclisinde de görev yapacak olan Balyalı, artık daha şeffaf bir yönetim olacağını ve daha önce başkaca hangi kurumlara ya da isimlere para aktarıldığını daha detaylı bir şekilde öğreneceklerini de söylüyor.

Balyalı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçen haftalarda cami çıkışında yaptığı ‘topal ördek’ konuşmasının halihazırda yapılmış para aktarımlarını ortaya çıkarmaya engel teşkil edip etmediği ile ilgili de konuştu. Balyalı, belediye meclisindeki çoğunluğu AKP’li üyelerin oluşturmasının buna engel olmadığını, nereye ne kadar ödeme yapıldığını ortaya çıkaracaklarını söylüyor. Balyalı’ya göre yeni başkan İmamoğlu bu konuda çok kararlı.

SİYASİ DOSYA /// MUHALİF SANATÇI Zülfü Livaneli : Erdoğan Sebep midir Sonuç mu ?


Zülfü Livaneli : Erdoğan Sebep midir Sonuç mu ?

Dünya tarihinde pek çok örneğine rastlandığı gibi, Türkiye’de Cumhurbaşkanı seçilen kişinin de bir iktidar sarhoşluğu içine girerek, ‘’milletin babası’’ rolüne soyunduğu çok açık. Son olarak sigara içen yurttaşları ‘’Cumhurbaşkanı söyüyor, hala içiyor terbiyesiz herif!’’ diye azarlaması, daha önce felakete uğramış madencilere ‘’İsrail dölü’’ diyerek tekme tokat dalması gibi semptomlar tuhaf bir ruh halinin göstergesi.

Bu duruma 1000 odalı sarayı ve 200 milyon dolarlık uçağı eklediğinizde, dünyanın dikkatinin bu kişi üzerinde toplanmasına ve Batı medyasının eleştiri dozu yüksek yazılar yayınlamasına şaşmamak gerekiyor.

Tarih bize, güç sarhoşluğu çılgınlık boyutlarına yükselmiş ve ‘’tanrılaştığını’’ hisseden siyasetçilerin, ülkelerini felakete götürdüğünü anlatan örneklerle dolu.

Bence ne yazık ki Türkiye de bu eğik düzleme girdi.

Ama esas soru şu: Tayyip Erdoğan bu durumu yaratan kişi midir yoksa bir sonuç mu?

Soruyu başka türlü sorarsak; Erdoğan iktidardan gittiği zaman Türkiye’nin yönetim sorunu bitecek midir?

Buna ‘’Evet’’ cevabı verebilmeyi çok isterdim çünkü bu, çok kolay bir çözüm olurdu.

Ama ne yazık ki cevabım ‘’Hayır!’’

Her ne kadar, kişilerin tarihte oynadığı rolü inkar etmesem de biliyorum ki Tayyip Erdoğan sebep değil bir sürecin sonucudur. Ve sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir.

Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü koruna peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür.

Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu.

AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur.

Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu. Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı.

Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez.

Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de.

Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur.

Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın. Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır.

Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir.

Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi , bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor. Gafil aydınlardan (!) destek alan lumpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor.

Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık.

Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok.

Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.

Zülfü Livaneli / 03.11.2014