AMERİKA DOSYASI : Trump’tan Erdoğan’a, görenlerin inanamadığı mektup ve REİS’in mizah dolu cevabı :)


Trump’tan Erdoğan’a, görenlerin inanamadığı mektup

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektup gündeme bomba gibi düştü

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektup sosyal medyayı karıştırdı. Kamuoyu mektuba önce inanmadı ama, daha sonra Beyaz Saray’dan doğrulama geldi.

Mektubun bir kopyasını ilk olarak FOX Business muhabiri Trish Regan yayınladı.

Trump mektupta, Erdoğan’ı “sert adam olmaması, aptal olmaması” için uyarıyor. ABD Başkanı “Suriye insancıl bir yolla çözülmezse Türkiye ekonomisini mahvedebileceği” tehdidini de tekrarlıyor.

Fakat ilk anda mektubun resmi ve gerçek olup olmadığı konusunda şüpheler oluşmuştu. Devletlerarası yazışmalarda liderler arasında kullanılmayan “Don’t be fool” (Aptal olma) ve "I will call you later" (Seni daha sonra arayacağım) gibi ifadelerin yer alması mektubun gerçekliğinin sorgulanmasına neden oldu.

Daha sonra Beyaz Saray’dan doğrulama geldi. Türkiye saatiyle Çarşamba gece sızdırılan mektubun, Barış Pınarı Harekatının başladığı gün olan 9 Ekim’de yazılması dikkat çekti.

"ÖZÜR DİLEMELİ"

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu da mektubun ardından flaş bir çıkış yaparak Trump’ın özür dilemesi gerektiğini yazdı.

Twitter hesabından paylaşım yapan Davutoğlu, “Sayın Cumhurbaşkanı’nın şahsında Türk milleti ve devleti rencide edilmiştir. Özür dilenmediği takdirde yarın yapılması beklenen görüşmeler ve ABD ziyareti acilen iptal edilmelidir” ifadelerini kullandı.

İşte o mektubun Türkçesi ve hakkındaki paylaşımlar:

“Sayın Başkan, İyi bir anlaşma için çalışalım. Binlerce kişinin katledilmesinden sorumlu olmak istemiyorsun, ben de Türkiye’nin ekonomisini mahvetmekten sorumlu olmak istemiyorum ve ederim de. Pastör Brunson konusunda sana bir örnek sunmuştum.

Sorunlarının bazılarını çözmek için çok çalıştım. Dünyayı hayal kırıklığına uğratma. Harika bir anlaşma yapabilirsin. (SDG Komutanı) General Mazlum (Kobani) seninle müzakere etmek istiyor ve geçmişte hiç vermediği tavizleri vermeye niyetliler. Bana gönderdiği bir mektubun bir kopyasını gizli olmak kaydıyla iliştiriyorum.

Bunu doğru ve insani bir yolla yapabilirsen tarih senden yana olacaktır. Eğer iyi şeyler olmazsa seni sonsuza dek şeytan olarak göreceğim. Sert bir adam olma. Aptal olma. Seni daha sonra arayacağım.”

“ÇÖPE ATILDI” İDDİASI

ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suriye’deki harekattan hemen önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a yazdığı iddia edilen bir mektup sızdırıldı.

Mektupla ilgili Hürriyet gazetesi yazarı Ahmet Hakan, sosyal medya hesabından dikkat çeken paylaşımlarda bulundu. Ahmet Hakan, “Mektup meselesiyle ilgili üst düzey bir devlet görevlisiyle görüştüm. Söylediklerini aynen aktarıyorum” diyerek şunları yazdı:

“Mektup 9 Ekim’de yazıldı. Erdoğan tarafından arabuluculuk teklifi reddedilerek çöpe atıldı. Bu mektuba Verilmiş en net cevap 9 Ekim tarihinde saat 16:00’da verilmiş olan cevaptır. Bu cevap barış pınarı harekâtıdır.

Trump bu tarzla (teröristlerle arabuluculuk teklifi gibi adımlarla) Erdoğan’a bir şey yaptıramayacağını görmüş olmalı. Trump bugun artık ‘PKK DEAŞ’tan da kötü’ noktasına gelmiştir.

Erdoğan kendi pozisyonunu değiştirmeden diğer aktörleri kendi pozisyonuna yaklaştırmaya devam ediyor. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda Pence’in de Erdoğan’a YPG ile görüşme teklif etmesi beklenemez.

Teklif etse de Erdoğan bunu da kesin bir dille reddedip pence’i eli boş gönderir. Bu ABD’nin işine gelecek bir durum olmayacaktır. ABD bunun farkında olmalıdır. Ayrıca bu mektuba karşı gereken cevap misliyle verilmiştir.

Açık ve net olarak söylemek gerekirse Erdoğan kararlı duruşu ile ülkesinin ve bölge halklarının çıkarlarını koruma noktasında oldukça başarılı bir siyaset yürütüyor.

Az önce görüştüğüm üst düzey bir devlet görevlisinin ‘mektup olayı’ ile ilgili yaptığı açıklama böyle…”

RUSYA’DAN İLK YORUM

ABD Başkanı Trump’ın 9 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği, Suriye’ye yönelik herhangi bir operasyonun başlatılmaması çağrısını içeren mektup, Kremlin Sözcüsü Peskov’a soruldu. Peskov mektubun diline ilişkin olarak, "Bu tip bir dil kullanımına devlet liderlerinin yazışmalarında pek rastlamazsınız. Hiç alışık olunmayan türde bir mektup" dedi.

Sputnik’in aktardıklarına göre, Kremlin Sözcüsü Peskov sorulması üstüne sızdırılan mektup hakkında, böyle bir dil kullanımına devlet liderlerinin yazışmalarında nadiren rastlanacağı, bunun son derece olağandışı bir mektup olduğu yorumunda bulundu.

Odatv.com

BU DA TAYYİP ERDOĞAN’IN MİZAH DOLU CEVABI 😊

DIŞ POLİTİKA DOSYASI : Tayyip Erdoğan’ın İsrail karnesi


Tayyip Erdoğan’ın İsrail karnesi

KAYNAK : http://norotila.blogspot.com/2014/07/erdogann-israil-karnesi.html?m=1

Erdoğan, "İsrail’le ilişkilerimizin normalleşmesi mümkün değil" dedi. Erdoğan’ın 12 yıllık İsrail karnesine bakarak, "mümkün mü, değil mi" siz karar verin:

1) AKP 3 Kasım seçimleri öncesinde 16 Temmuz 2002’de ABD’de Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü JINSA’da temaslarda bulunarak iktidar vizesi aldı.

2) AKP, İsrail’in toprak alımlarına kolaylık sağlamak için 4916 sayılı yasayı çıkardı ve 19 Temmuz 2003’te yürürlüğe soktu. AKP Şanlıurfa Milletvekili Mehmet Atilla Maraş, İsraillilerin GAP bölgesinde toprak satın almasına itiraz edenlere şöyle sesleniyordu: "Global baktığımız zaman bunun bir sakıncası yok."

3) Erdoğan Ocak 2004’teki ABD ziyareti sırasında Amerikan Yahudi Komitesi’nden "cesaret madalyası" aldı. Erdoğan bu madalyayı alan Yahudi olmayan tek isimdi.

4) AKP hükümeti, 15 Temmuz 2004’de Ankara’da bir mutabakat zaptı imzalayarak, Serbest Ticaret Anlaşması kapsamında İsrail’e Türk tarımını çökertme olanağı sundu!

5) 30 Ağustos 2004 tarihinde AKP’li Ömer Çelik, Egemen Bağış ve Mevlüt Çavuşoğlu kapsamlı görüşmeler yapmak üzere 3 günlüğüne İsrail’e gitti. Ömer Çelik, bu ziyaretten iki ay önce TBMM’de "Filistinlilerin yaptığını terör, İsrail’in yaptığını ise şiddet" olarak nitelendirdi.

6) AKP’nin Tarım Bakanı Sami Güçlü, Şanlıurfa Ceylanpınar’ı isteyen İsraillilere şöyle dediğini açıkladı: "Dedim ki, GAP’la ilgili düşünceleriniz, Türk kamuoyunda bir kısım kanaatlerin oluşmasına neden oluyor. Bu nedenle başlangıç faaliyetlerimizi İç Anadolu’ya kaydırarak, sulama teknolojisini Türk kamuoyuna sunalım. Bu sayede, kamuoyunda oluşan çekingen hava kırılabilir."

7) İsrail Anadolu Kartalı Tatbikatı’nın yapıldığı Konya’da 2004 yılının sonunda 40 bin dönüm arazi aldı. AKP’nin "Tarımsal İşbirliği ve Kalkınma Projesi" ile önünü açtığı bu satış işlemi ile verilen topraklar, ABD ve İsrail’in eğitim için kullandığı hava üssünün hemen yanında bulunuyor.

8) AKP bir ilke imza atarak, 6 Aralık 2004’te Ankara’da, İsrail’e, siyonizmin kurucusu Theodor Herzl’i anma izni verdi.

9) AKP’li Enerji Bakanı Hilmi Güler, İsrail Ulusal Altyapı Bakanı Binyamin Ben-Elizer ile boru anlaşması imzaladı. Türkiye’den İsrail’e uzanacak boru hattından petrol, doğalgaz, elektrik, su ve fiberoptik geçmesi planlandı.

10) Pek çok devlet kurumunun internet güvenliği, İsrailli Check Point firmasına verildi.

11) Erdoğan, 1 Mayıs 2005’te İsrail’i ziyaret etti ve 200 milyon dolarlık Heron anlaşması imzaladı. Ayrıca bu ziyarette M60 tanklarının modernizasyonu için yeni protokol ve 17 ayrı askeri proje görüşmesi yapıldı!

12) Erdoğan, "İsrail’in en yetkili ağzı, Mahmut Abbas’ın tutuklu Hamas milletvekillerinin serbest bırakılmasını istemediğini söyledi" diyerek, Filistin devlet başkanını zor durumda bıraktı!

13) İsrail’in eski Başbakanı Ehud Barak, ABD Kongre üyesi Jane Harmon ve şarkiyatçı Prof. Bernard Lewis ile 13 Haziran 2004’te ABD’de bir panele katılan Erdoğan "80 yaşına merdiven dayamış olan bir Arafat barışın önünde bir engel olamaz" dedi!

14) AKP kurucusu Abdüllatif Şener’in anlattığına göre Hamas lideri Halid Meşal Türkiye’ye İsrail’in izni ve bilgisiyle gelmişti. Bu gerçeği, Erdoğan ve Gül Bakanlar Kurulu toplantısında açıklamıştı.

15) Erdoğan, tıpkı Iraklı Haşimi gibi, Hamas liderlerinden Salih El Aruri’yi de Türkiye’de misafir etti!

16) İsrail Lübnan’a saldırdığında ama 28 gün sonra Hizbullah’a yenilip geri çekilmek zorunda kaldığında, bölgeye AKP emriyle Türk askeri gönderildi.

17) İsrail, 6 Eylül 2007 tarihinde Suriye’nin gizli nükleer reaktörünü vurduğunda Türkiye hava sahasını kullandı.

18) Davos’ta sözde "one-minute" krizi yaşanırken, TBMM’de Türkiye-İsrail Dostluk Grubu üyesi 361, Türkiye-Filistin Dostluk Grubu iyesi ise sadece 60 milletvekili bulunuyordu.

19) Erdoğan, Suriye sınırındaki mayınlı arazilerin 49 yıllığına İsrailli şirkete verilmesine itiraz edenleri "Yahudi düşmanlığı" yapmakla suçladı.

20) Dönemin Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, 13 Şubat 2009 tarihinde, okullarda İsrail mallarının boykot edilmemesi için genelge yayımladı.

21) Urfa’daki "mayınlı arazilerin" İsrail’e peşkeş çekilmesinin tartışıldığı günlerde, 26 Mayıs 2009’da, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy "Yahudi Urfa Projesi" olarak bilinen "dinler buluşması" kapsamında Urfa’yı ziyaret etti. Levy "Urfa ile Harran bizim için çok önemli, her Yahudi için atalarımızın, dedelerimizin geldiği bu topraklara gelmek çok önemli" dedi.

22) AKP hükümeti, Mavi Marmara’ya saldırıdan iki hafta önce, İsrail’in OECD’ye üye olmasına geçit verdi.

23) AKP, Mavi Marmara saldırısından sonra TBMM’nin yayımlayacağı deklarasyonda "TBMM, Türk hükümetinden İsrail’le siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri gözden geçirmesini bekliyor" ifadesine itiraz etti. AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç metne bu haliyle imza atamayacaklarını belirtti. Ancak o ifade metinden çıkarılmadı ve AKP öğleden sonra imzalamak zorunda kaldı.

24) AKP sözcüsü Hüseyin Çelik, Milliyet’in 14 Haziran 2010 tarihli söyleşisinde, Erdoğan’ın İsrail karşıtı sözleriyle Türk milletinin gazını aldığını itiraf etti.

25) Erdoğan, İsrail’in güvenliğini sağlayan Kürecik Radar Üssü’ne ev sahipliği yaptı.

26) AKP, 26 Aralık 2012’de, İsrail’in Akdeniz diyaloğu çerçevesinde NATO çalışmalarına katılmasına onay verdi.

27) MOSSAD Başkanı Tamir Pardo, 10 Haziran 2013’te gizlice Türkiye’ye geldi ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüştü. Gezi eylemleri başlayalı iki hafta olmuştu ve Pardo’nun çantasında bu tip eylemlere karşı alınacak önlemler paketi de vardı! Pardo ayrıca "Reyhanlı’nın failleri" diyerek düşman saydığı bazı kişileri MİT’e havale etmişti.

28) AKP, 2013 yılında, Suriye’yi rahatça vurması için birkaç kez İsrail’e hava sahasını açtı. Örneğin Rusya basını, İsrail’in Suriye’nin Lazkiye kentindeki 5 askeri mühimmat deposunu Türkiye’deki bir askeri üssü kullanarak vurduğunu açıkladı. El Minor dergisi, bu saldırıdan bir hafta önce, bir grup Türk ve Katarlı istihbarat subayının ve Suriyeli muhalefet liderlerinin, İsrail’e giderek gizlice bir toplantı yaptığını yazdı.

29) MİT Müsteşarı Hakan Fidan, İhvan iktidarının devrilmesinden 15 gün önce Mursi’yi uyardı. Mursi’ye bu uyarıyı ileten, aslında MOSSAD’dı.

30) İsrail ile Türkiye’nin ticaret hacmi, karşıt görüntülü söylemlere rağmen, her yıl büyüdü.

AK PARTİ DOSYASI /// Abdüllatif Şener : ‘Erdoğan Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler’


Abdüllatif Şener : ‘Erdoğan Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler’

5 Mart 2014

‘Ayakta Kalabilmek İçin Ülkeyi Savaşa Bile Sürükler”

AKP’nin kurucu üyelerinden Abdüllatif Şener, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından yaşanan gelişmelerle ilgili olarak, 2007 yılında yolunu ayırdığı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve eski partisine yönelik çarpıcı açıklamalarda bulundu. Şener, BirGün’ün son gelişmelere ilişkin sorularını yanıtladı.

»Başbakan Erdoğan ile oğlu arasındaki telefon görüşmesine ilişkin ses kayıtlarına dair tartışmalar sürüyor. Erdoğan ve AKP’nin “montaj” iddiasını inandırıcı buluyor musunuz?
Montaj ihtimali yüzde sıfır. AKP’nin kurulmasından önce de Erdoğan’la beraberdim. 5 yıl boyunca da AKP hükümetinde Başbakan Yardımcılığını yaptım. Korkunç bir para eğilimi olduğunu o günlerde tespit ettim. En çok da bu huyundan rahatsız oldum. Erdoğan, tapeler yayımlandıktan sonra “kriptolu telefonlarımızı bile dinlemişler” dedi. Bu, ses kayıtlarının kendisine ait olduğunun itirafıydı. Bu ülke, tarihinde hiç görülmediği kadar soyulmuş ve yağmalanmıştır. Rakamlar korkunçtur. Geçmişte, Özal döneminde İsmail Özdağlar 15 bin dolar için yargılanmıştı. Burada oğlu Bilal sabahtan akşama kadar para taşıyor ve elinde kalan 30 milyon avrodan söz ediyor. Cumhuriyet tarihi dönemindeki bütün yolsuzluk olaylarını üst üste toplasanız yine de bu yolsuzluk olayındaki rakamların yüzde 1’i yapmaz.

»Kuruluşundan itibaren AKP’ye bakıldığında Erdoğan’ın yakın çevresindeki isimlerin değiştiğini görüyoruz. Bu tercihinin nedeni nedir sizce?
Eğer kirli bir siyaset izliyorsanız, yolsuzluğa batmış ve tüm hukuk düzenini ihlal etmiş, ceza kanunlarına aykırı iş yapmışsanız, bunu gizlemek, sürdebilmek ve boynununuzu giyotinden kurtarmak için bir şeylere mahkûm olursunuz. Bu kadar pisliğe bulaşmış batmış bir insanın yola başladığı ekiple devam etmesi mümkün değil. Sürekli rakipsiz, bir numara olarak kalmak istemektedir. Ayrıca uzun süre yakınında bulunanlar onun neler yaptığını, kirli taraflarını göreceği, içlerinde isyan edenler çıkacağı için sürekli değiştirmeye ihtiyaç duymaktadır. Erdoğan, her seçimde milletvekillerinin neredeyse üçte ikisini değiştiriyor. İl, ilçe teşkilatları da sürekli değiştiriliyor. Zaten izlediği kirli siyaset ve pislikleri ortalığa dökülmesin dile yıllardır medyayı ve sivil toplum kuruluşlarını da baskı altında tutuyor, hukuk devletini tahrip ediyor. Şimdi mahkemeleri kendisine karşı işleyemez hale getiriyor.”

»Yargıyla ilgili süreç, HSYK’de yapılan değişiklikle yeni bir boyut kazandı. Bu düzenleme süreci nasıl etkiler?
Başbakan şu anda Türkiye’yi çoklu hukuk sistemine sokmuştur. Başbakan ve yakınlarının tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, halkın tabi olduğu kanunlar ve mahkemeler ayrı, Başbakan’ın sevmediklerinin yargılandığı mahkemeler ayrı. Kendinden emin olsa basın özgürlüğünü destekler, interneti susturmaya kalkmaz . Bunları yapıyorsa bu bile ses kayıtlarının doğru olduğunun delilidir. HSYK ile ilgili düzenleme tüm hukuk düzenini altüst edecek. Bakan çocuklarının yargılanma sürecini baştan sona tahrip edecek bir düzenleme bu. Anayasa’ya aykırılığı net olan düzenlemeler var. CHP’nin başvurusu üzerine Anayasa Mahkemesi HSYK yasasını iptal edebilir, iş normala döner diye düşünenler olabilir. Ancak bir ay, hatta bir hafta sonra Anayasa Mahkemesi bu yasayla ilgili iptal kararı verse de artık çok geç kalınmış, Türkiye’nin çivisi çıkmış olacak.

»Çivinin çıkmaması için ne yapılmalı?
Anayasa Mahkemesi “yok hükmünde sayma” kararı vermeli. Bu yapılmaz eğer sadece iptal yönünde bir karar verilirse iptal hükümleri geriye yürümediğinden, hukuk düzenini, anayasal düzeni koruma konusunda gerekli hassasiyetin gösterilemediği anlamına gelir. Ya da yeteri kadar bu felaketin algılanamadığı anlamına gelir Anayasa Mahkemisi yok hükmüne sayma opsiyonunu her zaman elinde bulundurmalı. Bu sadece HSYK için geçerli değil bundan sonra da öyle felaket kanunları geçecek ki Meclis’ten, bunları anayasaya kökten aykırı olduğu için yok hükmünde sayma kararını kendi idaresiyle, yorumuyla elinde bulundurma yetkisi elinden alınan Anayasa Mahkemesi anayasal düzeni koruma gücünü kaybetmiş olacaktır. Bu nedenle HSYK ile ilgili yüksek mahkemenin vereceği karar kurulduğu günden bugüne verdiği ve vereceği tüm kararlardan daha önemli.

»Erdoğan son gelişmeler üzerine hızla çıkarılan yasalarla kendisine koruma kalkanı oluşturma çabasında. Onu yakından tanıyorsunuz, bunların ötesinde nasıl bir tavır izlemesini bekliyorsunuz?
O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Ayakta kalabilmek için ülkenin çok kanlı bir savaşa girmesi gerektiğini düşünürse ülkeyi öyle bir kanlı savaşa bile sokar. Ayakta kalmak için her şeyi yapacaktır. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan, bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra her şeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz, evrensel değerleri, yaptığı bir işin anasaya aykırılığını hiç önemsemez. Nitekim bu ana kadar yaptıkları da bunu gösteriyor.

»AKP tabanının bu süreçten nasıl etkilendiğini düşünüyorsunuz?
Aidiyet duygusuyla hareket ediliyor. Parti tabanında mutlaka çok temiz yürekli insanlar var. Ama gerek partinin parlemento grubunda gerekse örgüt tabanında ilkelere, ideallerine göre hareket eden insan sayısı çok fazla değil. Geçenlerde bu iktidar döneminde defterdarlık yapmış biri geldi. Muhafazakâr bir insan. Şu anda emekli. İlgili Bakan’ın, çocuklarının işi ile ilgili bir konuda kendisine gayri meşru işi yapması için baskı yaptığını, genel müdürlük vaadinde bulunduğunu anlattı. Baskıya direnince ilgili Bakan’ın kendisine rüşvet dahi teklif ettiğini anlattı. Kabul etmemiş ve sonunda emekliye ayrılmış. Düşünebiliyor musunuz, Bakan, memuruna rüşvet teklif ediyor… Para bunların elinde, güçle aşamadıkları bütün süreçleri aşmak için kullanıyorlar. Rüşvet almasını bilen rüşvet vermesini de en iyi bilendir. Çözemedikleri bütün mekanizmaları son kertede, parayla, rüşvetle çözüyorlar. Cenneti dağıtıyor, cehennemi gösteriyor, unvan verip sonra geri alıyor… Paranın üstüne yatmışlar. Bunların gayri meşru zenginleştirdiği insanların serveti legalleşse TÜSİAD orta sınıf olur demiştim ta yıllar önce.

»Sahip olunan siyasi ve ekonomik gücü yetersiz bulmanın nedeni ne olabilir?
Bu psikolojik bir şey. Psikolog değilim ama evinde olduğu belirtilen paralardan sonra Başbakan’ı daha iyi yorumlamaya başladım. Anadolu’nun belli başlı kentlerindeki bütün bankaların bütün şubelerindeki paraları toplasanız, Başbakan’ın evinde bulunduğu söylenen paraların yarısı kadar etmez. Bir hırs, bir haram tutkunluğu, insanların hakkını gasp etmenin verdiği bir zevk var demek ki. Daha çok çalıp çırparak, yaşadığını hissetme duygusu… Yazık, peşinden giden insanlar neye destek veriyor; görmüyorlar mı?

»Bu yaşananlar Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili beklentilerini nasıl etkiler?
30 Mart’ta öngördüğü oranda bir oy alırsa Cumhurbaşkanı olma isteğinden vazgeçmez. Yani bu konudaki kesin kararını yerel seçim sonuçlarına göre verir.

O kadar kendisine odaklı bir kişiliğe sahip ki Erdoğan, düşmemek, devrilmemek ayakta kalmak için gerekirse ülkeyi iç savaşa bile sürükler. Bu kadar kire batmış ve kendisine odaklanmış bir insan bu kadar güç merkezi haline dönüştükten sonra herşeyi kendisini ayakta tutacak şekilde ayarlamak ister. Hukuk düzeni tanımaz

SEBAHAT KARAKOYUN / senyaprak@gmail.com / @ssenyaprak

AKADEMİK DOSYA : Erdoğan kazanamazsa gömülü silahları çıkartırız diyen şarlatan MARANKİ’nin Profesörlüğü de SAHTE Çıktı !


Erdoğan kazanamazsa gömülü silahları çıkartırız diyen şarlatan MARANKİ’nin Profesörlüğüd e SAHTE Çıktı !

Milliyet yazarı Özay Şendir, Maranki’nin özgeçmişindeki profesörlük aldatmacasını ayrıntılarıyla yazdı.

Şendir, Maranki’nin özgeçmişinde profesörlük kısmının tam bir paragraf olduğunu ve içinde çokça kısaltma kullanıldığını vurgulayarak, kelimeler arasındaki ‘İlmi Şura’ ifadesine dikkat çekti.

Maranki’nin profesör unvanını aldığı International Personnel Academy’nin bir üniversite değil, Ukrayna merkezli, üniversiteler arası iletişim sağlayan bir devlet dairesi olduğunu kaydeden Şendir, bu kurumun bazı unvanlar dağıttığını; bunlardan birisinin de fahri profesörlük olduğunu ifade etti.

Özay Şendir’in konuyla ilgili yazısı şöyle:

“Televizyona çıkıp, “Belgrad Ormanı’na gömdüğümüz şeyleri çıkarırız” diyen birisi var, adı Ahmet Maranki.

Son bir haftadır hakkında çok ağır yazılar yazıldı ama adam bırakın ağzını, burnu ve kulaklarıyla gülüyordur halimize…

Haksız diyemem, zira hakkında en ağır cümleler kuranlar bile bu adama sahip olmadığı bir unvan verdiler farkında olmadan.

“Nasıl yani?” demeyin ve şimdi dikkatlice okuyun lütfen:

Ahmet Maranki, şifalı bitkileri ve faydalı karışımları tanıtıp, satarak hayatımıza girmiş birisi, değil mi?

Son bir haftadır bu adama saydıranlar, “Evet, profesör ama tıp değil, ekonomi profesörü” diye yazıp duruyor. İyi de bu adam profesör falan değil.

Bu kişiye dair kalem oynatan herkesin baktığı özgeçmişin içindeki kelime oyunlarını merak eden ilk kişi ben oldum maalesef.Siz de eğer açıp bakarsanız, Maranki’nin özgeçmişinde profesörlük kısmının tam bir paragraf olduğunu ve içinde çokça kısaltma kullanıldığını fark edersiniz.

Onca kelime arasında gördüğüm ‘İlmi Şura’ lafı dikkatimi çekince, meseleyi biraz kurcaladım.

Maranki’nin profesör unvanını aldığını söylediği yer olan International Personnel Academy, bir üniversite değil. Ukrayna merkezli, üniversiteler arası iletişim sağlayan bir devlet dairesi.

İnternet sitelerine baktım, kurum bazı unvanlar dağıtıyor ve bunlardan birisi de yanda nişanını da gördüğünüz fahri profesörlük.

Gerçek bir profesörle, fahri arasındaki fark, dağlar değil, sıradağlar kadar!

Peki araya ‘İlmi Şura’ lafını sıkıştıran Maranki ne yazmış paragrafın sonuna biliyor musunuz? Ben yazayım: “Economy alanında profesör unvanı almıştır.”

Hem İngilizce hem de Türkçe olarak yazmak bir yana, fahri profesörlüğü gerçekmiş gibi yazmak nasıl bir ruh halinin eseridir, ona siz karar verin.

Bu kişinin ne ekranda anlattıklarından, ne de ifade verirken söylediklerinden kıvırmasına şaşırırım!

Beni şaşırtan şey, adama sövmeye çalışırken olmayan bir unvanı kullanan medyanın, meraksız ve araştırmaya üşenen hali.

Yoksa ne dün ne bugün ne de gelecekte, bu köşede yazı konusu olacak kadar önemli biri benim için Ahmet Maranki.”

IŞİD ÖRGÜTÜ DOSYASI : FETÖCÜ MEDYA AKTİF HABER’DEN ÖNEMLİ İDDİA /// Erdoğan kimsenin istemediği tutsak IŞİD’lıları almayı kabul etti


Erdoğan kimsenin istemediği tutsak IŞİD’lıları almayı kabul etti

KAYNAK : https://www.aktifhaber.com/gundem/erdogan-kimsenin-istemedigi-tutsak-isidlilari-almayi-kabul-etti-h138528.html?fbclid=IwAR3BLQqaXbgp1FzHSw-wiSDf6slIRv3A7s0IrL9LAHh0tv6I-T3p-BUHYa4

Erdoğan, Trump’la görüşmesinde; Türkiye’nin Suriye’ye girmesine izin verilmesi karşılığında Avrupa ülkelerinin istemediği IŞİD üyesi vatandaşlarını almayı kabul etti.


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump arasında gerçekleşen görüşmede, Türkiye’nin Kuzey Suriye’ye girmesine izin verildi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Türkiye’nin uzun süredir planladığı operasyonu düzenleyeceğini ancak bunun içinde ABD’nin hiçbir şekilde olmayacağı açıklandı.

Pazarlık masasında Trump, TSK’nın Suriye’ye girmesine izin verirken, karşılığında aldığı taviz ise oldukça kritik. Erdoğan, dünyada kimsenin istemediği Avrupa Birliği ve Amerikan vatandaşı IŞİD üyelerini almayı kabul etti.

Açıklamada aynen şöyle dendi: “ABD, tutuklanan IŞİD’lilerin savaşçılarının çoğunluğunun geldiği Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine vatandaşlarını geri almaları için baskı yaptı, ancak onlar bunu istemedi ve reddetti. ABD onları uzun yıllar sürebilecek bu süreçte tutmayacak, bu ABD’li vergi mükelleflerine büyük bir yük olabilir. Şimdi, IŞİD’in yenilmesinin ardından son iki yılda bölgede yakalanan IŞİD savaşçılarından Türkiye sorumlu olacak.”

İSRAİL DOSYASI /// RAFAEL SADİ : İsrail’den Erdoğan’ı durdurma planı


RAFAEL SADİ : İsrail’den Erdoğan’ı durdurma planı

Dışişleri Bakanı İsrail Katz, ofisine Türk hükümetinin Kudüs’teki faaliyetlerini durdurmak için bir plan hazırlama talimatını verdi…

“Erdoğan yıllarca yalnızca İsrail’i kınamakla kalmıyor, aynı zamanda Doğu Kudüs’ü ele geçirmek için de hareket ediyor.”

Yıllarca ihmal edildikten sonra, İsrail Türkiye’nin Doğu Kudüs’ün genişlemesine karşı mı hareket edecek?

Dışişleri Bakanı İsrail Katz, ofisine Türk hükümetinin Kudüs’teki faaliyetlerini durdurmak için bir plan hazırlama talimatını verdi.

Bu talimata göre, Bakanlık, Türkiye’nin Doğu Kudüs’te kışkırtılmasını ve yıkılmasını durdurmaya yönelik bir dizi tedbir geliştirdi. Hareket, Ürdün’ün statüsünü Türkiye’den korumayı da amaçlıyor ve Katz planı yakında onaylamak amacıyla Başbakan Benjamin Netanyahu’ya sunmayı planlıyor.

Programın Türkiye ile doğrudan bir yüzleşmeyle sonuçlanacak olan duyarlılığı nedeniyle, Bakanlar Kurulu’nda da tartışılması bekleniyor. Katz bürosu, bunun bir güvenlik sorunu olduğu için geçici bir hükümetin bunu uygulayacağı yönünde bir engel olmadığını da söylüyor.

FREN ADIMLARI

Şimdiye kadar bu zorluk İsrail tarafından karşılanmadı ve şimdi yaklaşım değişiyor ve İsrail adımlarını atacak. Plana göre, Erdoğan’ın ana hareketi olan küresel Müslüman Kardeşler hareketi, hükümetin Şeyh Raed Salah’ın Kuzey İslami Hareketini yasaklayan uzun süren kararını takiben İsrail’de yasadışı bir dernek olarak tanımlanacak.

Ek öneriler arasında Kudüs’teki "TİKA" Türk derneği faaliyetlerinin sınırlandırılması da yer alıyor. Derneğin faaliyetleri, Kudüs’te yılda 12 milyon dolar değerinde olan Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından kişisel olarak yönetiliyor.

Belirtilen amacı: "Kudüs’ün Yahudiliğini önlemek."

Planın başlatıcıları, operasyonlarını İsrail ile önceden koordine etmeleri ve Kudüs’te tek taraflı olarak faaliyet göstermelerine izin vermemelerini "TİKA" talep etmeyi teklif ediyorlar.

Ayrıca, Kudüs’teki "TİKA" örgütünün başkanının, sahip olduğu turist vizesinin yenilememesi – İsrail’deki varlığını yasa dışı kılacak bir hareket olarak – diplomatik statüsünün kaldırılması önerildi.

Ek adımlar arasında Vakıf Konseyi üyeleri ile Türkiye’deki üst düzey yetkililer arasındaki söylemlerin sınırlandırılması ve Türk öğretmenlerin Kudüs’te ders veren işlerinin ortadan kaldırılması (önceden alınmış bir önlem) yer alıyor.

Türkiye ile İsrail liderleri arasındaki sık sık sözlü ve diplomatik çatışmalara rağmen, iki ülkenin yıllar boyunca birbirlerine karşı pratik adımlar atmaktan kaçındıkları ve iki ülke arasındaki ticaretin yüksek kaldığı belirtilmelidir.

”DİNİ FAALİYETİ GİZLEMEK"

Ancak Dışişleri Bakanı Katz, ön görüşmelerde, "Erdoğan’ın yönettiği Türk hükümetinin Kudüs’te huzursuzluk ve kışkırtma yaratmaya çalıştığı, dini, sosyal, kültürel ve eğitimsel faaliyetler olarak gizlenen bir Müslüman Kardeşler seminerinden radikal İslami faaliyetleri finanse ederek ve sürdürerek çalıştığı bir durumu kabul etmeyeceğimizi" söyledi.

Katz, "Doğu Kudüs’teki Türk faaliyetleri için siyasi temeli ortadan kaldırmak ve şehrin bütün bölgelerinde İsrail egemenliğini güçlendirmek için atılacak tüm adımları atacağız. Osmanlı İmparatorluğu günleri sona erdi ve Türkiye’nin Kudüs’te arayacak bir şeyi olmadığını" vurguladı.

Ona göre, Erdoğan, Kudüs’ün asılsız ve herhangi bir temeli reddeden tüm Müslümanlara ait olduğunu iddia ediyor.

Katz, “İsrail, tüm dinler için tam bir ibadet özgürlüğünü korurken, Kudüs’teki egemendir. Kudüs’teki İslam için kutsal yerler hakkında özel olarak ve bugün olduğu gibi Erdoğan’ın Ürdün’ün statüsüne zarar vermesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullanıyor.

EV GELİŞTİRME VE YİYECEK DAĞITIMI

Türkiye’nin Doğu Kudüs’e katılımını derinleştirmeyi hedefleyen İsrail’in başkentindeki geniş kapsamlı faaliyet, geçmişte birçok kez “İsrail Bugün”de ortaya çıktı.

3 Temmuz 2018’de, Türk "Miras" birliğinin, Kudüs’teki Türk payını genişletmek için, Doğu Kudüs’teki evleri ve başkentteki Arap sektörü arasındaki Arap Gıdaları Dairesi’ni yenilediği açıklandı.

Derinlemesine bir inceleme, "mirasımızın" ve diğer Türk derneklerimizin Doğu Kudüs’te olup bitenleri engellediğini ve sakinlerin hayatlarının birçok alanına dokunduğunu ortaya koydu.

Geçtiğimiz yıl “Mirasımız”, Müslüman Mahallesi’ndeki evlerin yenilenmesi için büyük miktarda para harcadı ve hatta Türk bayrağının asıldığı yeleği giyen işçiler bile çalıştırdı.

“Mirasımız” organizasyonunun sosyal ağlarda yayınlanması, amaçlarından birinin “Osmanlı tarihini ve Kudüs’ün gelecek nesiller için miras ve manevi kültürünü korumak” olduğunu belirtiyor.

Buna ek olarak, dernek Kudüs’teki Osmanlı Mirası Koruma Derneği’ni ve çevresini yönetiyor ve Doğu Kudüs’te muhtaçlara yiyecek dağıtımı, Türkiye’den Tapınak Dağı’na keşif gezileri organize etmek ve finanse etmek, Türkiye’de Kudüs’te yaşayanlar için bağış toplamak gibi birçok "sosyal" faaliyette bulunuyor.

TÜRKİYE 500 DOLAR DAĞITIYOR

Bu yılın 10 Temmuz’unda, "Bugün Bugün" kitabımız, Doğu Kudüs’teki eski aktivist Türk Kamplarımız tarafından, Arap sektörünün başkentindeki çocukları arasındaki tutumunu derinleştirmek için geniş bir şekilde yayınlandı.

Dernek, Türk hükümetinin yönetici kolu anlamında olan görevinde, "Yeruşalim’deki çocuklara ülkelerini sunarak ve sosyal faaliyetlerin bir parçası olarak öğretiyoruz. Bu ülkenin haklı sahipleri" diyor. Buna ek olarak, Mayıs 2018’de, Türk derneği “TİKA”nın Ramazan ayında 500 dolar dağıttığını, Doğu Kudüs tüccarlarına ve sakinlerine Müslüman halkı Türkiye’nin pozisyonlarını desteklemesi için her birini 500 dolarlık olarak kontrol ettiğini duyurduk.

Rafael Sadi

Odatv.com