TARİKATLER & CEMAATLER DOSYASI /// İsmailağa Cemaati : Erdoğan’ın ziyaret ettiği dini oluşum hakkında neler biliniyor ???


İsmailağa Cemaati : Erdoğan’ın ziyaret ettiği dini oluşum hakkında neler biliniyor ???

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Pazar günü İstanbul’da Fatih’teki İsmailağa Cemaati’ni ziyaret etti. Ziyareti kamuoyuna duyuran ise Cumhurbaşkanlığı’nın resmi kanalları değil, İsmailağa Cemaati oldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsmailağa Cemaati’ne yaptığı ziyaretin fotoğraflarını paylaşan Mahmut Ustaosmanoğlu‘nun torunu Muhammed Fatih Ustaosmanoğlu Twitter mesajında "Ziyarette Hasan efendi ve mahmud efendi hz oğlu Ahmed Ustaosmanoğlu hoca hazır bulundu. Ümmetin birliği için dualar edildi" dedi.

Daha önce de 23 Haziran 2019’da tekrarlanan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine bir aydan kısa bir süre kala, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı Binali Yıldırım Cemaati ziyaret etmiş ve o ziyaret de tartışma konusu olmuştu.

İsmailağa Cemaati, günümüzde Nakşibendi tarikatını temsil eden dini oluşumlardan biri.

Cemaat, bugün 90 yaşında olan Mahmut Ustaosmanoğlu tarafından 1980’lerin başında kuruldu.

1970’lerin sonuna kadar Fatih’te yine Nakşibendi ekolünden Mehmed Zahit Kotku ismiyle özdeş İskenderpaşa Cemaati bünyesinde bulunan Ustaosmanoğlu, Kotku’nun ölümünden sonra bağımsız bir oluşuma yöneldi.

Cemaat adını, 56. Şeyhülislam İsmail Efendi tarafından İstanbul’un Fatih ilçesindeki Çarşamba semtinde yaptırılan camiden alıyor.

Ustaosmanoğlu’nun yıllarca imam-hatip olarak görev yaptığı bu cami, cemaatin de merkezi. Caminin yanında ise İsmailağa İlim ve Hizmet Vakfı binası bulunuyor.

© T24 İsmailağa Cemaati: Erdoğan’ın ziyaret ettiği dini oluşum hakkında neler biliniyor?

‘Cemaatin özel misyonu var’ iddiası

"Fatih-Başakşehir: Muhafazakâr Mahallede İktidar ve Dönüşen Habitus" kitabının yazarı İrfan Özet, çalışması sırasında bu cemaatle ilgili de araştırma yaptı. İsmailağa’yı Türkiye’deki diğer cemaatlerden ayıran özelliklerden birinin ona yüklenen "özel bir misyon" olduğunu öne sürüyor.

Özet, bunun cemaatin bulunduğu mekanla ilgili olduğunu belirtiyor:

"İsmailağa’yı Türkiye’deki cemaat dünyasından farklılaştıran hususlardan biri, bölge sakinleri başta olmak üzere Sünni-İslam hassasiyetine sahip geniş çevrelerce sırtına yüklenilen teo-politik bir misyon.

"Bu misyon, özellikle Patrikhane ile Cumhuriyet tarihi boyunca gelişen endişeler etrafında biçimleniyor. Bölgedeki yaygın kanıya göre, Patrikhane’nin ekümeniklik projesi kapsamında "genişleme politikası" mevcut.

"Nitekim bu kuşku bugün Fatih’teki birçok muhafazakârın, İsmailağa’nın bölgedeki varlığını ‘bir emniyet sübabı’ olarak görmesine yol açıyor. Çarşamba semti bu açıdan, Fener-Balat’a hâkim gayrımüslim ve seküler dokuya karşı; İslami kimliğin sınır hattını oluşturuyor."

Cemaatin sitesindeki ‘hakkımızda’ bölümünde, "İsmâilağa Câmiası olarak gayemiz: insanoğlunun her daim süregiden huzur arayışında İslâm’ın ışığını insanlığa Mahmud Efendi Hazretlerimizin rehberliğinde en parlak ve en canlı hâliyle sunabilmektir" ifadeleri yer alıyor.

Tasavvufi söylemi öne çıkaran cemaat içinde şeyhe bağlılığın önemli olduğu anlaşılıyor.

Cemaat, Türkiye’deki birçok dini oluşumdan farklı olarak kendine has bir giyim kuşam tarzını benimsemiş durumda. Cemaat üyesi erkekler uzun sakallı, cübbeli, sarıklı ve şalvarlı bir görüntü sergilerken, kadınlar da siyah çarşaf giyiyor.

Dini eğitime yoğunlaşıyorlar

Cemaatin sadece İstanbul değil, Türkiye genelinde ağları bulunuyor. Cemaatin sitesindeki ‘faaliyetlerimiz’ bölümünde şu ifadeler yer alıyor:

"İsmailağa Cemaati’nin faaliyetleri genel olarak ilmî-dinî ve sosyal hizmetler alanında yoğunlaşmaktadır. Aşevi hizmetleri, aynî ve nakdî yardım organizasyonları, tekâmül ve ihtisâs medreseleri, fıkıh kurulu ve dînî meseleleri danışma hattı, emri bil maruf ve ziyaret ekibi, halka açık medrese, kütüphane hizmetleri ve yaz Kur’ân kursları, başlıca faaliyet ve hizmet alanlarımızı oluşturmaktadır."

Günümüzde bu yapılanma bünyesinde bugün özel okullar, medreseler, Kur’an kursları ve medya organları gibi çeşitli kurumlar bulunuyor.

Cemaat içinde eğitimin "Arapça ve Hafızlık Talebeleri", "Tekamül Medreseleri" ve "İhtisas Medreseleri" olmak üzere üç aşamalı olarak gerçekleştiriliyor.

Cemaatin farklı merkezlerinde halka açık çeşitli dini eğitimler veriliyor.

Bir fetva hattı çağrı merkezi ile de telefon üzerinden soruları yanıtlıyorlar.

Cübbeli Ahmet Hoca popüler kültürde yer edindi

Cemaat, bir dönem, mensuplarına yönelik suikast olaylarıyla gündeme geldi.

Mahmut Ustaosmanoğlu’nun damadı, cemaatin önde gelenlerinden Hızır Ali Muratoğlu 1998’de Çukurçeşme Camii’nde silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

2006’da ise cemaatin önde gelen isimlerinden, emekli imam Bayram Ali Öztürk de, İsmailağa Camii’nde uğradığı bıçaklı saldırıda öldü. Saldırgan cami cemaati tarafından linç edildi.

Bu olaylarla ilgili istihbarat servislerinin saldırılarından, cemaat liderliğine dair iç çekişmelere kadar çok farklı görüşler ortaya atıldı.

Cemaatin önemli isimlerinden Ahmet Mahmut Ünlü’nün son yıllarda katıldığı TV programları ve sözlerinin yarattığı tartışmalar üzerinden kamuoyunda tanınan bir figüre dönüşmesi ise İsmailağa’nın muhafazakâr olmayan kitleler açısından da tanınmasını sağladı.

Kamuoyunda "Cübbeli Ahmet Hoca" olarak bilinen Ünlü, 1999 yılında yaptığı 17 Ağustos depremiyle ilgili konuşmasından dolayı 13 ay hapis yattı. Ünlü, "Mevlam zina yuvalarını vurdu" demiş; daha sonra bu sözlerinden ötürü pişman olduğunu söylemişti.

Ünlü, Ekim 2011’de ise Karagümrük çetesi operasyonu kapsamında tutuklandı ve Aralık 2012’de tahliye edildi.

Sosyal medyadaki videolarındaki yorumlarıyla dini ve siyasi konularda tartışma yaratmayı sürdüren Ünlü, cemaatin popüler kültür içinde en fazla tanınan yüzü.

Cemaat lideri Mahmut Ustaosmanoğlu ise yaşı ve rahatsızlığı nedeniyle cemaat işleriyle aktif bir şekilde ilgilenmiyor.

Mahmut Ünlü’nün cemaatin gelecekteki lider adaylarından olduğu, ancak bu konum için başka isimlerin de adının geçtiği görülüyor.

Sağ partiler için önemli bir cemaat

İsmailağa, yıllardır çeşitli sağ partiler ile ilişkisi olan bir cemaat.

İrfan Özet, bu ilişkiyi "meşruiyet alanı" kavramıyla tarif ediyor:

"Türkiye’de özellikle sağ-muhafazakâr siyaset paydasında buluşan aktörler ve partiler için İsmailağa, geçmişten günümüze önemli bir meşruiyet alanı. Nitekim cemaat habitusu içerisinde yetişen kuşakların siyasal alana dair okumaları ve eğilimleri, sağ-muhafazakâr siyaseti tatmin edecek hayli yüklü anlamlara sahip.

"Örneğin saha araştırmam süreci boyunca yaşanan seçimlerde, cemaat bağlılarının sürekli olarak 28 Şubat döneminde basılan Kur’an kursları ve kamu kurumlarında örtünerek eğitim almalarının önüne geçildiği ‘travmatik’ manzaraları sahne önüne koyduklarını görüyordum. Bu motivasyonlar ise, son tahlilde cemaat etkilerine açık kitlenin AK Parti siyaseti ekseninde buluşmasını sağlıyordu."

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de geçmiş dönemde cemaati ziyaret ettiği biliniyor.

Erdoğan’ın 2014’te, Gül’ün ise 2015’te cemaat lideri Mahmut Ustaosmanoğlu’nu ziyaretinden görüntüler kamuoyuna yansımıştı.

Cemaatin son yıllarda iktidar partisine destek açıklamalarında bulunduğu görülüyor.

‘Cemaat içi’ tartışmalar

Son dönemde cemaat içinde çeşitli gerilimler yaşandığı görülüyor.

Bugün, çalışmalarında İsmailağa adını kullanan bazı farklı gruplar ortaya çıkmış durumda.

Ana grubu temsil eden İsmailağa İlim ve Hizmet Vakfı ise bu ismi kullananlara karşı hukuki yollara başvuruyor.

İrfan Özet, cemaat içinde halef olmakla ilgili ciddi bir rekabet yaşandığını söylüyor:

"Cemaatin lideri olan ve bağlılarınca ‘Efendi Hazretleri’ olarak anılan Mahmut Ustaosmanoğlu’nun ilerlemiş yaşından hareketle ‘halefi’ olma etrafında yoğun bir rekabet göze çarpıyor. Bu konuda rekabetin sertleşen tonları, özellikle Marifet Derneği ve İsmailağa İlim ve Hizmet Vakfı etrafında gelişiyor.

"Gördüğüm kadarıyla cemaatin ana akıma bağlı halkası, İlim ve Hizmet Vakfı etrafında temerküz ediyor. Bunda da en önemli sebeplerden biri, Marifet Vakfı’nın Beykoz merkezli yapılanmasının, ‘Patrikhane’nin Fatih’teki genişleme politikası’ karşısında cemaat ve bölgedeki muhafazakârları zayıflatacağı düşüncesi."

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından : 2023’te Ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs. bunların hiç biri kayıp değildir.


Tayyip Erdoğan’ın kendi ağzından : 2023’te Ülkeyi Eyaletlere böleceğiz, Lazistan, Kürdistan vs… bunların hiç biri kayıp değildir.

Çok anlattık ama kimse anlamak da, inanmak da istememişti. Şimdiyse, kendi sesinden dinleyelim. Eğer buna da montaj derse, pes dorusu. Arayın kanalı, bu konuşmanın orijinalini isteyin, görün bakalım. Olmaz ise, Sosyal medyada baskı oluşturun, yeniden yayınlasınlar, montajsa yüzümüze tükürsünler. Ama montaj olmadığı ortaya çıkarsa….!

Kısa analiz yapalım.

2023’te Eyaletlere böleceğiz, elbet ki Osmanlı’da öyleydi. Dakika 0:35, “dünyadaki ülkelere bakarsanız bunların hiç birinde Eyalet korkusu yoktur, süratle kalkınmayı getirir.” Yani diyor ki, korkmanıza gerek yok, eyaletlere bölüneceğiz.

Dakika 0:54, Osmanlı’ya baktığımız zaman, Lazistan eyaleti var, Kürdistan eyaleti var, güney’de var. Niye? Osmanlı güçlü. CHP neyse de, MHP hem Osmanlıyız diyecek, hem Devletin yapısındaki (Eyalet) yaklaşım tarzını görmemezlikten gelecek.

Bunların hiç biri (Lazistan, Kürdistan vs..) kayıp değildir. MHP farklı bir etnik unsur, orada büyükşehir (Eyalet) kazanır mı? Gir kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun, siyasi mücadele vermiyorsun. Tıpkı Özal’ın, “Kumanda elinde, istemiyorsan başka kanalı seç” palavrası gibi, zira hangi kanalı seçersen seç, AKP propagandası var.

Yani, “tecavüz kaçınılmaz olacak, beynine yapılacak tecavüzü istediğin yerden seç” demek istemişlerdi. Tayyip burada diyor ki, MHP dahil AKP’de etnik mücadele veriyor. İyi de, AKP bir bakıyorsun ümmetçi, bir bakıyorsun etnisite güden parti oluyor.

Neden?

Çünkü Ulus Devlet yapısını bozmanın iki yolundan biri etnik milliyetçilik, diğeri dinsel ayrımcılıktan geçer.
Bir bakıma da, BOP eş başkanlarından birinin Bahçeli olduğunu, örtülü olarak anlatıyor. Yani,
“MHP etnik mücadele programında, biz dinsel bölücülük programındayız, aynı amaçla yola çıktık” demek istiyor.

Nitekim 1:57’de, “bizim böyle bir endişemiz yok” dediği, etnik milliyetçilik endişesinin olmadığı, çünkü görevinin dinsel ayrımcılık olduğu ve beyninin arkası kendisini güdülediği için, farkında olmaksızın, asıl görevlerinin dinsel ayrımcılılık olduğunu anlatmaya çalıştığı, açıkça anlaşılıyor. 2:12 dakikasında, “Eyaletlerde böyle bir endişenin içerisine girmeye gerek yok, güçlü bir Türkiye asla Eyalet sisteminden korkmamalıdır” diyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/2XO4BMsu6PY

Nedir endişe?

Etnik milliyetçilik endişesi. Zira az evvelki konuşmasında, “Gir kazan, çünkü sen de etnik mücadele veriyorsun”diyordu, işte korkmaması gerekilen de budur, başka ifadeyle Eyalet demek, zaten etnik olarak ayrılmış bölgede, ilgili etnisite yaşanacağı için etnik milliyetçilik endişesinin olmayacağının anlaşılmasını savunuyor.

Diyelim ki, “Kürdistan Eyaletinde sadece Kürtler, Lazistan Eyaletinde sadece Lazlar olacağına göre, etnik milliyetçilik endişesine de gerek kalmayacağını” anlatıyor.

İyi de, Kürdistan Eyaletindeki yaşayanlar, Lazistan eyaletine pasaportla girecek diyemiyor, Kürdistan eyaletinde yaşayanlar, Lazistan Eyaletinde mal edinemeyeceklerdiyemiyor?

Çünkü halkın beyinlerini yıkarken, bunları söylemesi mümkün değildir. Kürdistan Eyaletinde Camileri yıkım kararı alınır da, yerine Kiliseler açılma kararı alınırsa, buna kimse hayır diyemeyecek. Çünkü her Eyalet, kendi kararını kendisi verecek, içeride özerk olacaklar. Her Eyaletin bir başbakanı/başkanı/valisi olacak ve sadece kendi kanunlarıyla bağlı kalacaklar. Merkezi yönetim yani başkan, sadece dış ilişkilerde sorumlu olacak ki, Eyalet meclisi bu karara uymamakta direnirse, o halde gerekirse başkanlık sisteminden ayrılarak yeni devlet olduğunu ilan edecek.
Peki Türkiye Başkanı (şimdilik Erdoğan, ilerde belki Fethullah ya da Öcalan), buna olmaz derse en olacak?
Uluslararası hukuk kurallarına göre, Kürdistan Eyaleti’ni, devlet olarak tanıyoruz derlerse, yapacak hiç bir şeyleri kalmayacak.

Çünkü Üniter yapı bozulacak, üniter olmayan ancak Federatif özellik gösterecek olan bu yıkım süreci, Türkiye’nin parçalanmasını (tıpkı Nakşilerin Yugoslavya’da yaptıkları gibi), gelecekte Türkiye’den en az 6 devlet çıkartılması üzerine kurulmuştur. Çünkü Anayasa Madde 90, bunu açıkça ilan etmektedir.

Madde 90, ne diyor?

“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası Andlaşmalar kanun hükmümdedir ve uyuşmazlıklarda Milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.”Bu maddeyi de AKP hazırlamış ve koymuştur. Hal böyleyken yapılan ve millete sunulan oylamanın tama dı, “Kürdistanlı Yeni Anayasa” olmaktadır.
Erdoğan için ana tasa fakat millet için Anayasa diye gösterilmektedir.

Erdoğan için tasa haline gelmesinin nedeni, milletin bu tuzağı fark edebileceği ihtimalidir.
Konuşmasının 2:29 dakikasında, Üniter yapı yaklaşımının ne kadar yanlış olduğunu özellikle söylüyor ve “
Üniter yapı salında bununla alakalı bir şey değil, siz Eyalet sisteminde de bu üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz, tamamıyla bunu atıp götürme diye bir şey yok, Federal yapı diyoruz, Federal yapı nedir? Orada geliyor, toplanıyor zaten” diyor.

Bu ifade de gösteriyor ki, kendisine ezberletilen yanlışları doğru sanmakta ya da milleti aptal sanmaktadır.
Oysa, Laiklik hakkında da, “Millet isterse tabiî ki gidecek” diyen de kendisiydi.
Yarın da çıkarsa,
“Millet isterse tabiî ki üniter yapı gidecek” derse ne olacak?
Demeyeceğine garanti var mı?

Her söylediğini yalanlayan, utanma duygusunu yitirmiş birinden, sözüne sadakat beklemek….!
Çünkü biliyor ki, üniter yapıda etnik kökler, dinsel ayrımcılıklar söz konusu olamaz ve bu tür ayrımcılıklara dayalı zümreler, gruplar, kişiler yoktur ve oluşturulamaz.

2:52 dakikasında sunucu, Erdoğan’ın ağzının ayarının kaçtığını, ne dediğini bilmediğini anladığı için soruyor.
“Rusya ve İran’daki bir yapıdan mı söz ediyorsunuz” diyor.

Erdoğan’ın soruyu anlamadığını gördüğünden, “yapısal olarak bahsediyorum” uyarısı yapıyor, ancak Erdoğan bu, sunucunun ne amaçla bunu sorduğunu anlayacak bilgi düzeyi olmadığından, ezberinde de konu hakkında detay olmadığından yanıt tam bir fiyasko oluyor.

Yanıta bakın yanıta.

“Yok ya…, benim bakın….Yapısal olarak bahsediyorum” diye devam ettiğindeyse, ne dediğini bilmediği için, ağzındaki sakladığı baklayı ıslatıp, konuyu iyice çıkmaza sokarak, “bunlara biz Osmanlı’daki yaklaşımı da ilave edebiliriz, Osmanlı’da özelikle azınlıklar konusunda, Eyaletler sistemi konusunda o hoşgörüyü, biz hala yakalayabilmiş değiliz” diyerek aslen ne istediğini de, ona dayatılan ezberle, şahsi düşüncelerinin ne kadar çeliştiğini de anlamıyor, çünkü kafasının içinde bu tür bir bilgi yok.

Sunucunun “Yapısal olarak” dediğinden bir şey anlamayınca, “Yapısal olanın” ne olacağını, yine kendisine soruyla anlatmaya çalışıyorlar.

Bir başkası soruyor, “seçilmiş vali düşünür müsünüz” diyor, Erdoğan onun ne alama geldiğini bile bilmediği için, “nasıl” diyebiliyor.

Bilgi yoksunluğundan ya da kendisine henüz dikte edilmediği için, “Seçilmiş belediyeyi kabul ediyorsun da, seçilmiş valiyi neden kabul etmiyorsun” diyebilecek kadar acz içine düşüyor.

Zira, Eyalet sisteminden bahsediyor ve seçilmiş vali olmayacağını sanıyor, tam bir fiyasko, tam bir garabet.
Daha sonra Eyaletin ayrıştırıcı mı, birleştirici mi olacağını, gazeteci Akyol’un kafasına sokmasıyla anlıyor ve asıl sorulan ve aydınlatılması gereken, Erdoğan’ın ifade ettiği ve kendisine ısrarla sorulan
“yapısal olarak bahsediyorum” sorusunun, Türkiye’de birleştirilmiş olan halkları ayıracak olduğunun bilinmesini, kafasına adeta vura vuraanlatıyor.

Ama utanma duygusunu yitirmiş biri durumuna düşürüldüğünün bile farkına varamayarak, hiç alakası olmayan sözler sarf ediyor. Bu yalnızca orada söylenmiş konuşma da değil. Fatih Altaylı’nın sorusuna bakın nasıl yanıt veriyor.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/0pNXJaewRiA

Altaylı, “Eyalet sistemi olan ülkelerde var başkanlık” diyor.

Erdoğan, “Zaten işin ucundan almayacağız, aldık mı her şeyiyle ele alacağız.”
Yarın seçim meydanlarında sizlere çıkıp söyleyecek.

“Çıkmışlar Erdoğan ülkeyi eyaletlere bölecek diye dolaşıyorlar, İspat edemeyen namusuz, şerefsizdir” diyecek.

O nedenle bunları, şimdiden biliniz diye yazıyor, yayınlıyorum.
Ayrıca, Cunta, darbeci diye niteledikleri, daha ötesi ölümüne ramak kala yargılama masallarıyla milleti oyaladıkları Kenan Evren’de, tıpkı bunların dediğini diyordu.

Bakalım, o da kendi sesinden.

Boşuna söylemiyorum, 78 yıldır bu ülkeye ihanet edenler, bölmek isteyenler hep din kullanmış, etnisite kullanmış ve hep de bunlar iktidar olmuşlardır.

İktidar olamayacaklarını anladıklarındaysa darbe ile gelmiş, kendi devamı olacakları iş başına getirmişlerdir.
Dikkat ederseniz, istisnalar hariç olmak üzere, 78 yıldır TBMM Türk milletine muhalefet etmiştir.
Hele de, “özümüzde din var” diyenler, ya da “özümüzde Türklük bilinci var” diyenlerden kaçacaksınız.
Çünkü bu bilince gerçekten sahip olan Atatürk, ülkenin temellerini Ulus Devlet üzerine inşa ederken, gelecekte böylesine ihanetler yaşanamasın, herkes kardeşlik içinde yaşasın istemişti.
Sonunda parçalanmayı, bölünmeyi halka sunmak zorunda kaldılar.

Neden halka oylatıyorlar?
Çünkü kısmı, aşağıdaki paragraftadır.
Okumanızı ve ilgili pdf dosyalarını indirmenizi, kısa zaman olsa dahi, ne kadar çok insana ulaştırabilirseniz, parçalanmaktan, bölünmekten o kadar uzaklaşmış olduğumuzu göreceksiniz.

Özellıkle de bu dosyaları, AKP’ye oy verecek, ancak başlarına ne geleceğini düşünemeyen, bilemeyenlere okutunuz.
Eminim ki, bu sayfa da yasaklanacaktır.

A. Dursun
KAYNAK : http://ahmetdursunarsivi.blogspot.fr/2017/01/erdogan-ulkeyi-eyaletlere-bolecegiz.html

TSK DOSYASI : “Ve ordu dağıtılıyor..Erdoğan İmzaladı.” Türk Askeri azaltılıp Suriyeliler Askere alınacak (İDDİA)


“Ve ordu dağıtılıyor….Erdoğan İmzaladı…” Türk Askeri azaltılıp Suriyeliler Askere alınacak (İDDİA)

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Askerlik Kanunu’nu imzaladığını duyurdu.

Çelik, Twitter’dan yaptığı açıklamada, “Biraz evvel basın mensupları sormuşlardı… Sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan bugün TBMM’de kabul edilen Askerlik Kanunu’nu imzalamışlardır. Hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.

Suriyeliler mi askere alınacak?

Müsavvat Dervişoğlu’nun iddiaları çok ciddi…

Yeni askerlik teklifini değerlendiren İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Müsavat Dervişoğlu, “Arap devletleri Suriyelileri ülkelerine geri gönderme amacı güderken biz onları asker yapacak düzenlemeleri hayata geçiriyoruz” ifadesini kullandı.

Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen yeni askerlik kanunu teklifine muhalefetten tepkiler gelmeye devam ediyor. İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Müsavat Dervişoğlu, kanun teklifinin 43. maddesine dikkat çekerken, Suriyeli sığınmacıların TSK’da görev alabileceğine işaret etti.

“Suriyeli sığınmacılar TSK’da görev almasın” diyen Dervişoğlu, “Arap devletleri Suriyelileri ülkelerine geri gönderme amacı güderken biz onları asker yapacak düzenlemeleri hayata geçiriyoruz” dedi.

Sözcü gazetesinden Veli Toprak’ın aktardığı habere göre, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Musavat Dervişoğlu, askerlik kanun teklifindeki önemli bir detaya dikkat çekti.

“KENDİ MEMLEKETİNE FAYDASI OLMAMIŞ SAVAŞ KAÇKINLARI TSK’DA GÖREV ALACAK”

Teklifin 43. maddesi ile sonradan Türk vatandaşı olanlar askerlik çağı geldiğinde Türk ordusunda silah altına alınacak.

“Bugüne kadar 76 bin Suriyeli Türk vatandaşı oldu. Bu madde ile sonradan Türk vatandaşlığına geçirilen çok sayıda Suriyeli de TSK’ya dahil edilecek” diyen Dervişoğlu, şunları söyledi:

“Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 4 milyona yaklaştı. Arap devletleri Suriyelileri ülkelerine geri gönderme amacı güderken biz onları asker yapacak düzenlemeleri hayata geçiriyoruz. Bugüne kadar 76 bin 443 Suriyeliye vatandaşlık verdik. Bugün kendi vatanlarını terk ederek savaştan kaçmış ve Türkiye’de ikamet eden askerlik çağındaki Suriyeli sığınmacı sayısı 1 milyona yakındır. Bu madde ile birlikte kendi memleketine faydası olmamış savaş kaçkını bu güruhun Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde muhtemel görevler almasının önüne geçilmelidir.”

Dervişoğlu, “Milyonlarca Suriyeli sığınmacıya vatandaşlık payesi verip onları TSK’nın içine yerleştirebilecek, Cumhuriyet’in muhafazası görevini üstlenmiş ordumuzu selefi çizgiden gelmiş Suriyelilerle yozlaştırmak olamaz. Böyle bir niyet gizli ya da açık kabul edilemez” ifadesini kullandı.

Suriyeli sığınmacılar TSK’ya alınacak”

Yeni askerlik teklifini değerlendiren İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Müsavat Dervişoğlu, “Arap devletleri Suriyelileri ülkelerine geri gönderme amacı güderken biz onları asker yapacak düzenlemeleri hayata geçiriyoruz” ifadesini kullandı.

Meclis Genel Kurulu’nda görüşülen yeni askerlik kanunu teklifine muhalefetten tepkiler gelmeye devam ediyor. İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Müsavat Dervişoğlu, kanun teklifinin 43. maddesine dikkat çekerken, Suriyeli sığınmacıların TSK’da görev alabileceğine işaret etti.

“Suriyeli sığınmacılar TSK’da görev almasın” diyen Dervişoğlu, “Arap devletleri Suriyelileri ülkelerine geri gönderme amacı güderken biz onları asker yapacak düzenlemeleri hayata geçiriyoruz” dedi.

Sözcü gazetesinden Veli Toprak’ın aktardığı habere göre, İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Musavat Dervişoğlu, askerlik kanun teklifindeki önemli bir detaya dikkat çekti.

“KENDİ MEMLEKETİNE FAYDASI OLMAMIŞ SAVAŞ KAÇKINLARI TSK’DA GÖREV ALACAK”

Teklifin 43. maddesi ile sonradan Türk vatandaşı olanlar askerlik çağı geldiğinde Türk ordusunda silah altına alınacak.

“Bugüne kadar 76 bin Suriyeli Türk vatandaşı oldu. Bu madde ile sonradan Türk vatandaşlığına geçirilen çok sayıda Suriyeli de TSK’ya dahil edilecek” diyen Dervişoğlu, şunları söyledi:

“Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 4 milyona yaklaştı. Arap devletleri Suriyelileri ülkelerine geri gönderme amacı güderken biz onları asker yapacak düzenlemeleri hayata geçiriyoruz. Bugüne kadar 76 bin 443 Suriyeliye vatandaşlık verdik. Bugün kendi vatanlarını terk ederek savaştan kaçmış ve Türkiye’de ikamet eden askerlik çağındaki Suriyeli sığınmacı sayısı 1 milyona yakındır. Bu madde ile birlikte kendi memleketine faydası olmamış savaş kaçkını bu güruhun Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde muhtemel görevler almasının önüne geçilmelidir.”

Dervişoğlu, “Milyonlarca Suriyeli sığınmacıya vatandaşlık payesi verip onları TSK’nın içine yerleştirebilecek, Cumhuriyet’in muhafazası görevini üstlenmiş ordumuzu selefi çizgiden gelmiş Suriyelilerle yozlaştırmak olamaz. Böyle bir niyet gizli ya da açık kabul edilemez” ifadesini kullandı.

Kaynak Yeniçağ: “Suriyeli sığınmacılar TSK’ya alınacak”