GÜNDEM ANALİZİ /// AYDIN SELCEN : Fırat’ın Doğusu ve Erdoğan’ın misyonu


AYDIN SELCEN : Fırat’ın Doğusu ve Erdoğan’ın misyonu

KAYNAK : https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/08/07/firatin-dogusu-ve-erdoganin-misyonu/

Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey kiminle temas etti, ABD askeri heyetinin temaslarından ne çıktı, keza ABD Savunma Bakanı Esper’in “operasyona izin vermeyeceğiz” açıklaması ne anlama geliyor, çok kafa yormaya gerek yok. Bu işin sonu yine Erdoğan’ın Trump’la yapacağı yeni bir telefon görüşmesiyle belli olur.

Erdoğan bir yandan tarihsel bir misyonu olduğuna inanıyor, diğer yandan ne olursa olsun, en sonuna kadar siyaseten ayakta, dümende, var kalmak zorunda olduğuna. Başlangıçta onun karşısındakiler de kendilerine bir tür “cumhuriyet muhafızlığı” misyonu atfediyordu. “Kurulu düzen” (“müesses nizam”) Erdoğan’ı bir tür “anti-Atatürk” olarak gördü.

15 Temmuz darbe girişiminin savuşturulması, Bab-Afrin-Idlip harekâtları, Doğu Akdeniz’de bayrak gösterme bu baskın siyasal anlatıyı dönüştürdü. İkinci kurucu lider, “II. Atatürk” anlatısı öne çıktı. Musul-Kerkük yani kabaca bugünkü Irak Kürdistanı’na tekabül eden alan 1926’da yitirilmişti. Buna karşılık, Atatürk 1938’de ölmeden Hatay Zaferi’ni güvence altına almayı bilmiş, kurduğu cumhuriyete son hizmeti bu olmuştu.

Cumhuriyet tarihinde bunun bir örneği daha var. Zorlu’nun kıvılcımını çakıp, Ecevit’in Barış Harekâtı’yla tamamladığı Kıbrıs hamlesi, KKTC’nin kuruluşu. Halen dahi geniş halk kesimlerince desteklenen bir dış politika adımı. Bu dosyayı gözardı etmemeli. Hindistan Başbakanı Modi’nin, Kaşmir’in özerk statüsünü lağvetme girişimi*, Maraş’ın iskâna açılması konusundaki şimdilik utangaç zemin yoklamalarının nereye varabileceğini düşündürtüyor.

İşte Fırat’ın Doğusu’na olası hatta mukadder hamle, Erdoğan ve eskiden ona karşı olanların muhayyel misyon ve siyasal çıkar setlerinin örtüştüğü tarihsel zirve anı bence. Oradan algılanan, ulusal güvenliğe bir tehdit değil, ideolojik bir sınama. Uluyan kurt heykellerinin önünde Bahçeli’yle verilen poz, o sınamaya yanıt. Öyle de, bu parafinli “Kızıl Elma”nın içinde üreyecek, henüz larva halindeki kurtların bildiğimiz biçimiyle cumhuriyetimizin sonunu getirecek potansiyeli taşımaları da varoluşsal kaygı gerekçesi olmalı.

Bu kadar sayıklama yeterli, somut verilere bakalım. Ankara’nın bu dosyada muhatapları Vaşington, Şam ve SDG/Suriye Kürtleri. Çemberi geniş tutarsanız Ankara’nın başmuhatabı Kürtler, ama o ayrı. Benim gibi uzman geçinenlere sorulan soru, “olur mu, olmaz mı?” Yanıtım, “olmaması için bir neden, olanı durduracak iç veya dış güç göremiyorum**.”

ABD’nin seçenekleri kısıtlı ve kötü. Ne nedeni, ne IŞİD’le mücadelede alanda yürütülecek işi kaldı. Kalan işi YPG yerine sınır boyunda TSK varlığı da pekâlâ üstlenebilir. YPG/YPJ’nin PKK’nin uzantısı olduğunu ABD de biliyor. Ortadoğu’nun ABD için küresel önemi azaldı. Başat öncelik İran’ı çevreleme. ABD’nin Irak, BAE, SA ve Katar’da üsleri var. İncirlik ve Kürecik faal. Türkiye’nin Suriye’nin içinde durması, hem Esat’ı zayıflatıyor, hem Ankara-Moskova arasında potansiyel gerilimi unsuru: Bu ikisi de ABD’nin çıkarına.

ABD’nin niyeti ve amacı belirsiz, sürekli yalpalıyor. Üstelik 2020’de başkanlık seçimi var. Kürtler ABD’nin umurunda değil, “Kürt Siyaseti” zaten yok, hiç olmadı. ABD’nin Kürt sicili Irak’ta bozuk, gerek 1990’larda Saddam’a bırakıp gitmek, gerek bağımsızlık referandumundaki tutumu bunun göstergeleri. Fırat’ın Doğusu’nda CENTCOM çatısı altında destek, eğitim, hedef gösterme etkinliği gösteren bin kadar Özel Kuvvetler mensubunun duygu dünyası, Vaşington’un karar alma sürecinde etmen değil.

Şam’ın Fırat’ın Doğusu’na hamle edecek askeri ve iktisadi mecali yok. Kürtlere teklifi de yalnızca devletin çatısında kalmak değil, Arap milliyetçisi, BAAS, muhaberat rejimini aynı 2011 öncesi koşullarda kabul etmek. “Kürt Kemeri”, Ankara kadar Şam’ın da korkusu, Öcalan’ın Bookchin esinli yerinden yönetim ideolojisi Esat’a da ters. Rusya, Şam’ı Idlip’te harekete geçmeye itiyor, Münbiç’e, Fırat’ın Doğusu’na değil. Rusya, Suriye’de ne ABD ne Türkiye ile kafa kafaya gelecek de değil.

SDG veya PYD/YPG/YPJ hendek, tünel kazarak, cepheyi tahkim ederek TSK’ye direnişe hazırlandığı iddiasında. Onlar da, Sur, Cizre, Nusaybin gibi örneklere ve Afrin’e bakarak herhalde yanlarında bir başka gücün desteği olmadıkça dümdüz arazide tutunamayacaklarının ayırdında. Mazlum Kobane’nin aksine ifadeleri var ama Dr. Eldar Halil’in kendi de bu durumu teslim etti. Zaten gerilla veya milis gücü, düzenli orduyla cephe savaşına gir(e)mez.

Rojava’nın tek nefes borusu Semelka’nın karşı tarafı da KDP denetiminde. KDP, IKB Başkanı Neçirvan Barzani’nin ağzından Şengal’deki bir tutam PKK varlığını eleştiren açıklama yaptı. Ayrıca, Mahmur’a da ambargo uyguluyor. Diyar Garib ve Osman Köse suikastları ile süren Pençe Harekatı durumun niteliğini yansıtıyor.

Ankara ile Vaşington’un varacakları uzlaşı, sınırdan 15 km. kadar güneyde, sınıra koşut uzanan M4 karayolunun yeni sınır hattı olması. Münbiç ne olur kestiremiyorum. Söz konusu güvenlik şeridinde ABD’nin de eşgüdümlü hareket serbestisini koruyacağını düşünüyorum. Tabii, bu uzlaşı sağlanırsa M4 karayolu ile sınır arasındaki söz konusu “tampon bölge”den YPG/YPJ’nin çekilmesi gerekecek.

Öte yandan hakkını vermek gerek, siyasette hamle üstünlüğünü sürekli elinde tutuyor Erdoğan. Onun bu yaklaşımını “şok doktrini” olarak yadırgayanlar, yorucu bulanlar, “çünkü durursa düşecek” diye küçümseyenler olabilir. Ancak Erdoğan’ın durmadan, sürekli eylem, devinim içinde olduğunu teslim etmeli. Adeta “en kötü karar, kararsızlıktan iyidir” dercesine.

Öyle ya hafriyat da bir devinim, ama mimarlık bir tasarımın uygulanması. Hafriyattan, mimarlık çıkar mı? O başka hikâye. Örnekse, önce Koyunoğlu’nun Hariciye Vekâleti (1927) yapısına, sonra dönüp Birkiye’nin Beştepe Külliyesi’ne (2018) bakmak yeterli sanırım. Hangisi daha esin verici, hangisi daha kalıcı, hangisinde ağırbaşlı görkem ve ortak gelecek algısı daha güçlü?

Erdoğan’ın karşısındaysa, “iktidara iki yıl süre veriyoruz” yahut “önümüzde dört yıllık seçimsiz bir dönem var” diyen bir anamuhalefet var. Diyelim bir Formula-1 takımı tüm yarışı planlayarak, lastik seçimini yapmış, deponun doluluğunu belirlemiş. Önünüzdeki aracın arka kanatlarına dayanmış, sağnak yağmurda 300 km. ile yirmi beş turdur ikinci gidiyorsunuz. Önünüzdeki pilot virajı açıktan alıyor, kulaklıktan size baştan belirlenen stratejiye uygun olarak “geçme!” diyorlar, ne yaparsınız?

Suriye’nin neredeyse onda birinin Türkiye’nin teknik olarak işgali altına girmesi, Hakurk’ta kalıcılık, Şengal ve Mahmur hamlelerinin sırada olması, toplam küresel nüfuslarının yarısı cumhuriyetimizin eşit anayasal yurttaşları olan Kürtlere, gelecek nesillere ne anlatacak? Birliğimizi nasıl koruyacağız, ortak anlatımızı yeniden nasıl yazacağız? Kan, kılıç ve gözyaşıyla, ucu açık zaman diliminde sindirerek diyenlerin yanılıp yanılmadıklarını görmeye belki benim ömrüm yetmeyecek ama elbet göreceğiz.

Sonuç olarak, Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey kiminle temas etti, ABD askeri heyetinin temaslarından ne çıktı, keza ABD Savunma Bakanı Esper’in “operasyona izin vermeyeceğiz” açıklaması ne anlama geliyor, çok kafa yormaya gerek yok. Bu işin sonu yine Erdoğan’ın Trump’la yapacağı yeni bir telefon görüşmesiyle belli olur. Harekât yapılsın yapılmasın, bu algı, anlatı, zihniyet çatışması sürecek. Anamuhalefetten benim beklediğim gerçekleri teşhir etmesi ve oyunu artık eline alması.

*Pratap Bhanu Mehta’nın Kaşmir konusundaki İngilizce makalesi bence Suriye, Irak, Kürtler, KKTC, Türkiye bağlamında da zihin açıcı.

**Bu konuda Işın Eliçin’in benimle MedyascopeTV’de söyleşi.

Aydın Selcen kimdir?

1969 İstanbul doğumlu ve Saint Joseph Lisesi ile Marmara Üniversitesi İngilizce Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunudur. 1992-2013 arasında Dışişleri Bakanlığı’nda meslek memuru olarak çeşitli görevlerde bulundu. Son olarak 2010-13 tarihleri arasında Erbil Başkonsolosluğu görevinde bulundu. Merkeze döndüğü gün "memuriyetten istifa etti." Genel Energy petrol şirketinde bir buçuk yıl siyasi danışmanlık yaptı. 2015’den beri bağımsız olarak özellikle Irak ve Suriye konularında yazıyor. Galatasaray kongre üyesidir. Alaz adında bir kızı var.

MİT DOSYASI : Cumhurbaşkanı Erdoğan inceleme yaptı !!!!! İşte son teknolojiyle donatılan MİT’in yeni binası


Cumhurbaşkanı Erdoğan inceleme yaptı !!!!! İşte son teknolojiyle donatılan MİT’in yeni binası

Milli İstihbarat Teşkilatı, Ankara’da yeni binasına geçiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da incelemelerde bulunmak üzere helikopterle Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yeni binasına geldi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan son teknolojiyle donatılmış MİT’in yeni binasına saat 12.40 civarında geldi. Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere, Milli Savunma Bakanlığı ve kuvvet komutanlıkları bu bölgede toplanacak.

16

Güvenlik kurumları, tek merkezden faaliyetlerini yürütecek. Son teknolojiyle donatılan yeni binayı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da ziyaret ederek incelemeler yaptı. İşte MİT’in yeni kalesinin özellikleri…

26

‘Kale’ olarak nitelendiriliyor

Yaklaşık 5 bin dönüm alanın üzerine inşa edilen ve ‘kale’ olarak nitelendirilen bina 3 metre yüksekliğinde duvarlarla çevrili.

36

Sinyal kesici dinlemeyi önleyen sistem

Bina ve çevresinde sinyal kesici dinlemeyi önleyen sistemlerinde de bulunduğu edinilen bilgiler arasında.

46

Mimari yapısı dikkat çekiyor

Ana binanın iç içe katmanlar şeklindeki mimari yapısı da dikkat çeken özelliklerinden biri olarak gösteriliyor.

56

MİT personel atış talimi yapacak

Devasa ana binanın haricinde MİT personelinin atış talimi yapacağı farklı bir bina da bölgede yer alıyor.

NATO DOSYASI /// ERCAN CANER : Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’si ve NATO


ERCAN CANER : Erdoğan’ın Türkiye’si ve NATO

KAYNAK : https://sunsavunma.net/analiz/page/2/

2 Mayıs 2019

Yazar: Austin Bay, Hoover Institution, 31 Temmuz 2018

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 2 Mayıs 2019

‘‘Türkiye’nin ruhu için mücadele’’ terimi bir zamanlar ülkenin laik demokratik değerleri ve Müslüman dini değerleri arasında algılanan çatışmayı kısa bir şekilde ifade etmek maksadıyla kullanılmıştır.

Recep Tayyip Erdoğan’ın 08 Temmuz 2018 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı olarak göreve gelmesi sonrasında ise, demokratik değerler ile Müslüman değerler artık çok aşırı güçlenen Erdoğan’ın kişisel siyasi hedefleri ve onun otoriter iktidarı şeytanca ele geçirmesiyle çatışmaya başlamıştır. Zavallı Türkiye’nin ruhu ve Türk vatandaşları. Zavallı NATO. Erdoğan’ın iktidarı ele geçirmesinin yarattığı siyasi etki, gelecekte NATO ittifakının çökmesine neden olabilir.

Türk Osmanlı İmparatorluğu, ‘‘Aydınlanma Dönemini’’ pas geçmiştir. Bu kaçırmanın nedeni kesinlikle Osmanlı sultanlarıdır. İfade özgürlüğü mutlak monarşileri tehdit eder. Osmanlı İmparatorluğunun Birinci Dünya Savaşı yenilgisi geride sosyal, kültürel ve siyasi bir boşluk bırakmıştır. Savaş sonrasındaki politik kargaşa ortamında, Mustafa Kemal Atatürk’ün liderliğindeki Türk milliyetçileri, laik bir devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmuşlardır.

Atatürk, onun biyografisini kaleme alan en büyük biyografi yazarı Andrew Mango’nun ifade ettiği gibi; Türkiye’nin diktatörlükten ziyade demokratik bir yapı olmasını vasiyet etmiştir. O, siyasi, sosyal ve kültürel bir süreç oluşturarak, nihayetinde Türkiye’nin sürekli olarak kendisini modernize ettiği, bir ideolojiden ziyade bir ‘‘uyum süreci’’ meydana getirmiştir. Atatürk siyasi bir dev ve muhteşem bir askeri liderdi. Ölümünden seksen yıl sonra dahi hâlâ tarihi ve siyasi bir kişilik olarak kalmayı sürdürmektedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan becerikli bir politikacıdır ve adil olmak gerekirse Atatürk’ten günümüze kadar geçen sürede Türkiye’nin en önemli siyasi kişiliğidir. Kıskançlık onun içindeki ateşi beslemekte; Recep, Mustafa Kemal Atatürk’ün dev gölgesinin altında kaybolduğunu bilmektedir. Büyük Atatürk’ün yerini alma yeteneği olmayan Erdoğan, ilk önceleri demokrasiyi yayma maskesi altında, şimdilerde ise istikrarı sürdürme bahanesiyle, Atatürk yarattığı devleti değiştirmeyi seçmiştir. Erdoğan bunun yanı sıra, Atatürk’ün iktidarda kaldığı sürenin iki katı kadar bir süre iktidarda kalmayı hedeflemektedir. 2034 yılında Türkiye, Kemalist değil, Erdoğancı bir siyasi yapıda olacaktır.

Son paragraf, Erdoğan’ın güdülerinin neler olduğunu yeni bir yaklaşımla açıklamaktadır. Bu paragraf, 2017 yılı Ekim ayında Hoover Institution tarafından düzenlenen Askeri Tarih ve Çağdaş Çatışma sempozyumunda, Barry Strauss’un Erdoğan’ın güdülerinin neler olduğu sorusuna verdiğim, onun Türkiye için uzun vadeli vizyonu ve ona karşı çıkmak için uygulanabilecek siyasi tepkiler konusundaki yanıtımı daha da açmaktadır.

Yenilikçi spekülasyonların sayısız zayıf yönleri bulunmaktadır. Bununla birlikte Erdoğan, onlarca yıldır niyetini belli eden ve psikolojik yapısını ele veren konuşmalar yapmaktadır. Eylemleri ancak zaman içinde değerlendirebiliyoruz. Kariyerinin başlangıcında Erdoğan rutin olarak; ‘‘Demokrasi, sadece varılacak istasyona gelindiğinde inilecek olan bir trendir. Camiler kışlamız. Minareler süngümüz’’ gibi İslamcı söylemleri kullanmıştır. Okuduğu bir şiir nedeniyle, isyanı kışkırttığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Serbest bırakıldıktan sonra, köktendinci görüşlerinin tamamen değiştiğini iddia ederek, bu dinsel kışkırtıcı söyleminden vaz geçmiştir. Onun Türk demokrasisine olan bu ani bağlılığı, ılımlı İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP), 2002 yılında yorgun ve tükenmiş Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) karşısında bir seçim zaferi kazanmasını sağlamıştır. 2003 yılında, Erdoğan’ın başbakanlık görevini yaptığı AKP Türkiye’nin iktidar partisi olmuştur.

Erdoğan, önce Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu yapıyı test etmiş ve sonra da onu parçalamaya başlamıştır. Erdoğan ordudaki şüphelendiği siyasi rakiplerini de tasfiye etmiştir. Kurnaz bir manevra tasfiye operasyonunu kamufle etmiştir. Avrupa Birliği’ne giriş kurallarının ordunun siyasi güçlerinden arındırılması gerektiğini ileri sürmüş ve Kemalist askeri darbelerin tarihin çöplüğüne gömülmesini sağlamıştır. 2008 yılında Erdoğan, laiklik yanlıları ve diğer gizli ulusalcı organizasyonları hedef alan Ergenekon komplosunun peşine düştüğünde, en sonunda günlük olarak değişen Erdoğan’ın yaptıklarının nedenini anlamıştım, parçalama entrikaları daima onun kişisel güç ve nüfuzunu genişletiyordu.

Garip Temmuz 2016 darbesi de aynı yolu takip etmiştir. Türk halkı sokaklara çıkarak darbeyi kesin bir yenilgiye uğratmıştır. İronik bir şekilde Erdoğan, Türkiye’nin karmaşık politik ve etnik spektrumundaki bütün Türk vatandaşları zor kazandıkları, doksan yılda büyük badireler atlatan demokrasilerini cesaretle savundukları için günümüzde hâlâ iktidardadır. Darbe sonrasında Erdoğan, Gülenci İslamcıları ve siyasi rakiplerini tasfiye etmek maksadıyla olağanüstü gücünü kullanmıştır. Kendisini ve hükümetini kurtaran demokratik sistemin bütün unsurlarını paramparça etmiştir.

2017 yılında yapılan referandumda, Türkiye’nin anayasasında, kendisine büyük yetkiler veren esaslı değişiklikler yapmıştır. Erdoğan 2002 ile 2014 yılları arasında Türk milliyetçilerini sürekli olarak aşağılamış ve küçümsemiştir. Sert bir seçim darbesi aldığı ve siyasi müttefiklere ihtiyaç duyduğu 2015 yılından beri ise politik söylemlerini milliyetçi ifadelerle doldurmaktadır. Günümüzde, onun dinci AKP’si aşırı milliyetçi MHP’li Gri Kurtlar ile ittifak halindedir. AKP-MHP dinci-milliyetçi Gri Kurt ittifakı, Haziran 2018 erken seçimlerinde oyların yüzde 53’ünü almıştır ve şimdi parlamentoyu kontrolü altında tutmaktadır. Seçim esnasında muhalefet adayları aşağılanmışlardır. Devlet medyası da muhalefet partilerinin faaliyetlerine oldukça sınırlı olarak yer vermiştir.

Atatürk’ün kurduğu yapının parçalanması sadece bir adama, yani Recep Tayyip Erdoğan’a inanılmaz ölçüde büyük faydalar sağlamıştır. Yapılan anayasal değişiklikler, cumhurbaşkanlığına parlamento tarafından kontrol edilmeyen yetkiler vermektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ona yerini almak üzere birini yetiştirmek için zaman veren diktatör yetkilerini, 2034 yılına kadar fiili olarak ustalıkla kullanabilir. Belki de bu süreç başlamış durumdadır. Göreve gelmesine müteakip Erdoğan, hiçbir parlamento onayı gerekmeden, damadını Türkiye’nin maliye bakanlığı görevine getirmiştir. Türk lirasının değeri önce sallanmış sonra da tepetaklak aşağı doğru gitmiştir.

Demokrasi; hantal, etkisiz ve eksik bir sistem için kötü bir terimdir. Yine de demokrasilerin, şekillerine bakılmaksızın etkili bir kabiliyetleri bulunmaktadır; bütün demokrasiler, az veya çok, farklılıkları barışçıl biçimde çözmek için siyasi uzlaşma sistemini kurumsallaştırmıştır. Siyasi uzlaşma, hiçbir insanın mutlak iktidar sahip olmaması anlamına gelmektedir. Gerçek demokrasilerde, bir noktada iktidar kontrol edilmekte ve güç dengelenmektedir.

Türkler hâlâ laik devlete ve can çekişmekte olan demokrasilerine değer veriyorlar mı? Bu, Türkiye’nin siyasi gidişatının değerlendirilmesi ve çoktandır devam eden, NATO üyeliğini imkânsız hale getirebilecek şartların incelenmesinde dikkate alınması gereken asıl sorudur. Temmuz 2016 askeri darbesine büyük çoğunlukla karşı çıkmaları nedeniyle Türklerin demokrasiye hâlâ değer verdiklerini düşünüyorum.

Zamanla sertleşen ve gizli polisle takviye edilen bir Erdoğan diktatörlüğü, NATO açısından kabul edilemeyecek ölçüde rahatsız edici bir durum olabilir ve Türkiye’nin üyeliğini sorgulanır hale getirebilir. Bu, gelecekte düzensizliği besleyeceğinden, Türkiye için de imkânsız bir durum olabilir. Erdoğan’ın Türkiye’sinde demokratik bir denge bulunmamaktadır. Temmuz-2018 sonrasının büyük adamı Erdoğan’ın Türkiye’sinde, kurumsallaşmış otokrasi, Atatürk’ün kurduğu yapı ve demokratik uyumluluğun yerini almış durumdadır. Atatürk’ün kurduğu demokratik yapı ile getirdiği sosyal ve politik süreç, günümüze kadar Türkiye’nin ülke içinde en büyük kazancı ve en değerli dış politika aracı olmuştur.

Denge, Türkiye’nin daha çok işine gelmektedir. Türk seçmenlerinin neredeyse yarısı Erdoğan’a şiddetle karşıdır. Başlangıçtaki ekonomik liberalizmi Türk ekonomisini canlandırmıştır. Bununla birlikte son dört beş yıldır ekonomik performansı inişli çıkışlı bir grafik izlemektedir. Siyasi rakipleri, onun geçtiğimiz Haziran ayındaki erken seçim kararını, Türkiye’nin durağanlaşan ekonomisine bağlamaktadır. Erdoğan, 2019 yılı planlı seçimleri öncesindeki ekonomik çöküşün uzun süre iktidarda kalma hesaplarını bozabileceği sonucuna varmıştır. Erdoğan’ın gözde gelişme projelerine karşı yapılan 2013 yılı Mayıs-Haziran dönemindeki Gezi Parkı gösterileri, sorunların nasıl bir anda ülke genelinde hükümet karşıtı protesto gösterilerine neden olabileceğini göstermiştir.

Hâlihazırda AKP-MHP ittifakı oldukça sağlam görünmektedir. Bununla birlikte, ateşli AKP yandaşları ve sert MHP gelenekçileri arasında derin görüş ayrılıkları bulunmakta, MHP’nin aşırı milliyetçiliği, Erdoğan’ın Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve Suriyeli Kürt milislere karşı yürüttüğü mücadeleyi sürdürmesini sağlamaktadır. Başkan Donald Trump’ın Suriyeli Kürtleri silahlandırmaya karar verdiğinde olanları hatırlayın, Türkiye, ülkenin güneyinde yer alan büyük İncirlik hava üssünün ABD askeri unsurları tarafından kullanılmasını engellemekle tehdit etmiştir.

İncirlik hava üssünün kapatılması, Doğu Akdeniz, Orta Doğu ve Merkezi Asya’da, Birleşik Devletler ve NATO askeri operasyonlarını engellemese de ciddi olarak sekteye uğratacaktır. Bu tehdit, NATO çapında bir sarsıntıya eden olmuştur. İncirlik hava üssünün birkaç hayati önemi haiz rolü bulunmaktadır; bu üs stratejik açıdan bir ileri üs, lojistik ve eğitim tesisi, bir iletişim noktası, istihbarat toplama merkezi ve uluslararası bir ulaştırma transfer merkezi konumundadır. İncirlik hava üssünün kapatılması, uluslararası güvenlik ve istikrara katkı sağlayan gözlem operasyonlarının aksamasına da neden olacaktır.

Türkiye; Bağımsız Kürdistan ve PKK terörizminin ‘‘Kırmızı Çizgileri’’ olduğunu açık ve net bir şekilde ortaya koymuştur. Suriyeli Kürtlerin silahlandırılması gafında İncirlik hava üssünün kapatılması tehdidinin verdiği diplomatik mesaj; ‘‘Washington, bu meseleler önemlidir. Suriyeli Kürtlerin silahlandırılması, yalnızca küçük bir anlaşmazlık değil temel bir politika çatışmasıdır’’ olmuştur.

Bununla birlikte, gelecekteki politik çatışmalar çok daha zor olabilir. Milliyetçi-İslamcı Erdoğan, İncirlik hava üssünün ona büyük bir baskı kurma avantajı sağladığını çok iyi bilmektedir. Birleşik Devletlerin İncirlik hava üssünü kullanmasına izin vermeyi reddetmesi, Türkiye’nin NATO üyeliği açısından imkânsız bir durum mudur? Birleşik Devletler, NATO hava gücünün önemli bir kısmını sağlamaktadır, operasyonel açıdan bakıldığında, Amerika’nın İncirlik üssünü kullanmasını engellemek acaba Türkiye’nin NATO’dan çekilmesi anlamına mı gelmektedir? Veya diğer NATO üyelerinin tesisi kullanmasına izin verirse, bu sadece Suriyeli Kürtleri silahlandıran Birleşik Devletlere olan kızgınlığının bir göstergesi midir? Bir adım daha ileri gidelim: İncirlik hava üssünün bütün NATO üyesi ülkelere kapatılması, Türkiye’nin NATO’dan çekilmesi anlamına mı gelmektedir?

Kıbrıs’ta bulunan İngiliz hâkimiyetindeki üs bölgeleri, Birleşik Devletler ve NATO’ya Türkiye’nin İncirlik hava üssünü kapatması durumunda bir alternatif sağlamaktadır. Peki, Erdoğan’ın Türk Boğazlarını NATO savaş gemilerine kapatması durumunda Karadeniz ile Akdeniz’i birbirine bağlayan alternatif bir geri çekilme rotası var mıdır?

Amerikan-Türk savunma ilişkisi önemlidir ya da bir zamanlar önemliydi. Yetmiş yıldır, hem ikili hem de NATO aracılığı ile ABD-Türkiye savunma iş birliği bütün taraflara fayda sağlamıştır. Bu faydalardan bir tanesi Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) yenilmesidir. Washington-Ankara arasında bazı sorunlar ve anlaşmazlıklar bulunmaktadır. Müttefikler arasında her zaman anlaşmazlıklar olmuştur. Müttefikler müşteri değildirler.

Bazı güncel meseleler, Türkiye’nin NATO ilişkisinin incelenmesini içeren stratejik bir oyun olan müttefiklik iş birliğini gerektirmektedir. Örneğin; Akdeniz kıyıları boyunca uzanan Rus saldırganlığı ve neden olduğu istikrarsızlık, NATO ve Erdoğan’ın Türkiye’sini, güvenilir müttefikler ile dengeli, mantıklı ve güçlü bir stratejik iş birliğini giderek inanılmaz ölçüde değerli hale getiren ihtiraslı, belirsiz ve tehlikeli durumlarla karşı karşıya getirmektedir. Birlikte kullanılan yetenekler ve etki, bir krizin felakete dönüşmesini engelleyebilir. Yeni tomurcuklanan zalim bir zorba dahi NATO üyeliğinin kendisine sağlayacağı faydaları görebilir.

Belki Erdoğan’ın iktidarını sağlamlaştırması NATO ve Birleşik Devletler ile işlemsel bir ilişkiye neden olacaktır. F-35A ve S-400 silah anlaşmaları bir gösterge olarak kabul edildiğinde, NATO-Türkiye işlemsel ilişkisi diplomatik açıdan sıkıntılı ve askeri açıdan da şüpheli bir hale gelecek demektir.

“Nato, Türkiye’den Kurtulmalıdır” başlıklı makaleden alıntıdır.
İllüstrasyon: Greg Groesch /The Washington Times

Haziran 2018’de, savunma yetkililerinin Erdoğan liderliğindeki hükümet hakkındaki derin endişelerini yansıtan bir kararla, ABD Senatosu Türkiye’nin F-35A Joint Strike Fighter savaş uçağı almasını yasaklama girişiminde bulunmuştur. Türkiye bu yüksek performanslı ve görünmezlik teknolojisine sahip savaş jetlerinden 116 adet tedarik etme niyetindedir. İki Türk şirketi de F-35 savaş uçağının bazı ana parça ve sistemlerini imal etmektedir.

Amerika’nın Soğuk Savaş dönemindeki Türk müttefiki, Amerikan yapımı F-16 savaş jetleri ile güvenilen Kemalist bir Türkiye’ydi. Acaba Erdoğan’ın ordusu da güvenilir bir müttefik midir?

Bir diğer oldukça rahatsız edici gelişme de Türkiye’nin 2017 tarihinde yaptığı, Rus yapımı S-400 satıh-hava füzeleri tedarik anlaşmasıdır. Birleşik Devletler, Türk S-400 füzelerini NATO hava araçları için büyük bir tehdit olarak değerlendirmektedir. Rusya, S-400 hava savunma sistemlerini kullanarak, NATO hava savunma sistemleri hakkında her türlü verileri toplayabilir. Rusya’dan S-400 hava savunma füzelerini tedarik eden Türkiye, kâğıt üzerinde siyasi bir müttefik, fakat teknolojik bir rakip olabilir

Bunlar gerçekten çok karmaşık ve zor problemlerdir.

Türkiye, son 20 yıldır Erdoğancı gidişatını sürdürmektedir. NATO, caydırma ve kolektif savunma prensipleri üzerine kurulmuş, fakat Soğuk Savaş döneminin sona ermesi güvenlik problemlerini ortadan kaldırmamıştır. Çok daha zor problemlerde Amerika sorunu ele almada liderlik ettiğinde iş birliği sağlamlaşmıştır. Amerika’nın taşıması gereken bir yükü vardır, fakat artık Avrupa’nın yükünü taşıyacak durumda değildir.

NATO, belki yeniden canlanan Amerikan liderliğinden yarar sağlayabilir. Güveni yeniden tesis etmek, ittifakı tehdit eden ayrılıkların iyileştirilmesinde ileri doğru atılacak bir adımdır. Yeniden canlanan Birleşik Devletler liderliğinin, Erdoğan’ın otoriterliği ile görülmesi gereken gecikmiş bir hesaplaşması da ihtimal dâhilindedir.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir ve yazar ile yayıncı kuruluşun görüşlerini yansıtmaktadır. Yazının çevrilerek paylaşılması Sun Savunma Net sitesi ve çevirenin yazıda ifade edilen ve ileri sürülen görüşleri paylaştığı anlamına gelmemektedir. Orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

SURİYE DOSYASI /// Ahmet TAKAN : Erdoğan’ın önündeki “gizli” Suriye raporu…


Ahmet TAKAN : Erdoğan’ın önündeki "gizli" Suriye raporu…

E-POSTA : ahttakan

18 Temmuz 2019

Çok sabırlı ve de çok hoşgörülü milletiz… Bunun da bir sınırı var elbette!.. Türk milletinin dünya üzerinde kıyas götürmeyecek bu engin sabrı ve hoşgörüsü kurduğu tüm devlet yapılarının da ana özelliklerinden bir olmuştur tarih boyunca. Hatta başımıza ne gelmişse de bu yüzden gelmiştir!.. Çok uzaklara gitmeye gerek yok. Yakın tarihe bakmak yeter de artar…

Suriyeli mülteciler meselesi;

ADSIZ’da toplum huzurumuzu kaçıran sıkıntıları ve ileride daha da büyüyebilecek sorunları defalarca dile getirdik. İktidarın yanlış politikalarını eleştirdik. Araplaşmayı ve Araplaştırmayı matah bir iş sanan iktidar, söylenenleri duyuyor mu?.. Türkiye’yi içine soktukları stratejik çukurdan bir nebze kurtarmak için adım atma ihtimalleri var mı?.. Onca problemlerimizin yanı sıra Suriyeli mülteciler konusunda da çok sıkıntılı günler geçiriyor devlet koridorları. R. Erdoğan’a çözüm önerilerini de içeren "gizli" ibareli raporlar sunulduğunda haberdarım. Erdoğan, bunların çoğunu okudu ama bugüne kadar önerilenlerden hiçbirini gündemine getirmedi. Erdoğan’a sunulan en son raporun içeriği "artık bıçak kemiğe dayandı" mahiyetindeydi. Devlet koridorlarından ulaştığım o raporun ayrıntıları oldukça çarpıcıydı. Kayıt dışı kalmak şartıyla okuduğum bölümler "beka"nın nasıl tehdit altında olduğunu açık seçik gösteriyordu. Değerli YENİÇAĞ okurlarına ancak şu şekilde bir özet yapabilirim;

"Suriyeli sığınmacılardan, Suriye, Afganistan, Pakistan, İran, Libya, ABD, adam devşiriyor Hepsi El-Kaide terör örgütü benzeri bir yapının altında ve en üstlerinde yine İngiliz organizasyonu çıkıyor. İngiltere, bu yüzden şu ana kadar hiçbir konuda Türkiye üzerine tartışmaya girmiyor. Türkiye’nin Suriye’deki hakları ve benzeri konularda sesini çıkarmıyor, susuyor. İngilizler, tamamıyla Türkiye’yi istihbarat ağıyla kuşatıyor…"

O koridorlarda, konuştuğum güvenilir kaynaklar, "Cumhurbaşkanı da son dönemde bu raporları detaylı bir şekilde inceledi ve Suriyeliler konusunda söylemlerini değiştirdi" diyor. Başka neler konuşuluyor devlet koridorlarında?..

" Suriye sınırında konuşlanan askeri birliklerde izinler iptal edildi. Menbiç’e yönelik bir harekatın olasılığı gündemde. Bu nedenle görüşmeler uzadıkça uzuyor ama sorunun nerede bitirileceği konusunda net bir görüş birliği yok. Menbiç’e operasyon yapılarak Türkiye’deki Suriyelilerin oraya götürülmesi planlanıyor. Zira, güney illerinin demografik yapısındaki değişiklikten devlet yetkilileri son derece rahatsız, konunun bir an önce çözülmesi isteniyor. Yapılacak şey, Suriyeli mültecileri kendi topraklarına bırakmak. ABD bir taraftan da zaten Esad ile görüşüyor. Oradaki PKK-PYD’ye bir özerklik konusunda antlaşma noktasına gelindi. Ancak bu yapı Esad’a bağlı olacak. Buradan gidecek Suriyelilere de ne olacağına Esad karar verecek. Bundan sonrası Suriye hükümetinin işine kaldı. Ne yaparsa onlar yapacak. ABD’ye rağmen de olabilir, anlaşarak da olabilir. Daha karar verilmiş değil gibi duruyor."

ABD ile S-400 krizi çözülmeden, Türkiye, Suriye’de ne adım atabilir?.. ABD Başkanı Trump’ın ne kararlar alacağı belli olmadan R. Erdoğan bir hamle yapabilir mi?.. Her şey Arap saçına dönmüş durumda. Gel de çık işin içinden!..

Türkiye’deki Suriyelileri bir millî mesele haline getirmemiz şart oldu!.. Tarihin akışına bakarak şu soruları tekrar tekrar sormamız lazım;

"İngitere’nin neden hiç sesi çıkmıyor?"…

Abdullah Gül’ün, Ali Babacan’ın, Ahmet Davutoğlu’nun tekrar piyasaya sürülmesi sadece basit bir tesadüf mü?..

***

Sıcak gündemin önemli bir maddesi olması sebebiyle, saraydaki Cumhurbaşkanlığı Hükümet sistemi revizyon çalışmalarından da kısa notlar iletelim;

Sarayda hala tam bir netlik yok. Siyasi kulislerde, "Geri adım atmak istemiyorlar. ‘Revizyon’ dediklerinin sadece Cumhurbaşkanı’nın partisinden istifa etmesi olduğu anlaşılıyor. Parti genel başkanlığını bırakmasının ötesine geçmeyecek bir revizyon gibi görünüyor. Cumhurbaşkanı olarak bundan sonra devam edecek. Tarafsız kalacak. En azından partisinden istifa etmiş olacak. Bunun dışında net bir değişiklik yok. Sadece bunun üzerine çalışılıyor. Bir kere daha seçilebilir ihtimali de masada duruyor" diye konuşuluyor.

Heyecanla beklediğiniz (!) kabine revizyonuna gelince… Ankara, "bugün-yarın açıklanabilir" diye geri sayıyor!.. Ali Babacan’ın partisine geçmeyeceğine ve kabine de yer almak istemediğine dair haberler çıksa da yaşantısına İngiltere’de devam eden Mehmet Şimşek konusu hala belirsizliğini koruyor… Nedenini ise AKP kaynakları "Berat Albayrak’ın durumundan dolayı. Bu konuda her an için her şey olabilir" diye izah ediyor!..

Kaynak Yeniçağ: Erdoğan’ın önündeki "gizli" Suriye raporu… – Ahmet TAKAN

THINK THANK KURULUŞLARI DOSYASI : Erdoğan’ın dakika dakika yerini söyleyen ‘Gölge CIA’ Stratfor 15 Temmuz gecesi neyin peşindeydi ???


Erdoğan’ın dakika dakika yerini söyleyen ‘Gölge CIA’ Stratfor 15 Temmuz gecesi neyin peşindeydi ???

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uçağını dakika dakika takip ederek twitter’dan sürekli konumunu paylaşan Stratfor aslında kimdir? Darbe kalkışması gecesi ne yapmaya çalışıyordu?

Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz’daki darbe girişimi esnasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın uçağının lokasyonuyla ilgili 3 kez paylaşımda bulunarak dikkatleri üzerine çeken ABD’nin özel istihbarat örgütü Stratfor, kuruluşu, çalışma yöntemleri ve topladığı istihbaratlarla oluşturduğu raporlarla dünyada tartışılmaya devam ediyor.

Teksas merkezli olan ve George Friedman tarafından kurulan Stratfor, ekonomi, dış politika ve güvenlik konularında küresel analizler sunsa da birçok ülkede istihbarat birimleri ve “casuslarla” çalışmasıyla hakkında soru işaretleri uyandırıyor.

Stratfor, FETÖ’nün 15 Temmuz’daki darbe girişiminin kritik dakikalarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ı hedef alan paylaşımları ve darbeciler lehine yönlendirmelerle dikkati çekti.

Stratfor’un, FETÖ‘nün darbe girişimi gecesi paylaşımları olağanüstü artmış, normalinin birkaç katına çıkmıştı.

Stratfor’un, darbecilerin suikast için yerini tespit etmeye çalıştığı Erdoğan’ın İstanbul’a hareket eden uçağının yerini çok kısa süre içinde tespit etmesi ve havadaki konumuyla ilgili üç kez tweet atması kamuoyunun dikkatini çekmişti. İlk paylaşımında Erdoğan’ın uçağını Marmara Denizi üzerinde ifşa eden Stratfor, ikinci tweetinde uçağın İstanbul’a yaklaştığını ve "muhtemelen" iniş yapacağını bildiren bir paylaşımda bulundu.

Stratfor, son tweetinde ise uçağın İstanbul’a indiğinin teyit edildiğini Atatürk Hava Limanı’nın konumunu da göstererek kamuoyuna aktardı.

AA’nın sorularına kaçamak yanıtlar veren Stratfor yetkilileri, uçağı hızla nasıl tespit ettiklerini ve darbe girişiminin yaşandığı bir ortamda bunları sosyal medyada neden paylaştıklarını tam anlamıyla açıklayamadı.

Stratfor, darbe girişimi gecesi, Erdoğan’ın "Almanya’dan sığınma istediği" şeklindeki Amerikan MSNBC kanalının yalan haberini de Twitter hesabından paylaşarak tepki topladı.O gece Erdoğan’ı hedef göstermekle yetinmeyen Stratfor, bir gün sonra 16 Temmuz’da, yine Twitter hesabından Erdoğan hakkında gerçekleri yansıtmayan bir profil paylaştı.

Profilde, Erdoğan’ın 1999 yılında "ordu tarafından hapse atıldığı" ifade edildi. Stratfor, Erdoğan’ın mahkumiyetinin sebebi olarak "şiddet ile dini veya ırksal nefreti teşvik ettiği" iddiasını gösterdi.

Erdoğan’ın 2000’li yıllar boyunca "ordunun gücünü azaltmak için çalıştığı" iddiasında bulunan profilde, Cumhurbaşkanı’nın orduya karşı geçmişten gelen kişisel husumetle hareket ettiği iddialarında bulunularak, takipçilere darbeyle ilgili "olağan bir sebep-sonuç ilişkisi" mesajı vererek, darbe girişimini makul göstermeye çalıştı.

Kuruluş, uluslararası kamuoyunu yönlendiren açıklamalarına tepkilerin gelmesinin ardından söz konusu paylaşımını sildi.

Bu ilk değil

Darbe girişiminde bir ülkenin liderini hedef göstermesi gibi skandal paylaşımlarda bulunmak Stratfor için olağan bir durum.Zira kuruluşun Güvenlik Başanalisti Fred Burton, analistlerden birine gönderdiği e-postasındaki eski Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez ile ilgili ifadeleri kamuoyunda tepkiye neden olmuştu.

Burton e-postasında, "Bir zamanlar, onun (Hugo Chavez) helikopter ‘kazasını’ planlardık." ifadesini kullanmıştı. Bazılarına göre "Gölge CIA" diye tanımlanan, bazılarına göre ise haftalık ekonomi-finans dergisi "The Economist’in 1 hafta geriden geleni, 4-5 yüz katı daha pahalısı" denilen Stratfor’un skandal paylaşımlarının Amerikan medyasında alıcısı oldukça fazla.

CNN, Bloomberg, AP, Reuters, The New York Times gibi büyük kuruluşların istihbarat konularında "güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre" aktardığı haberleri Stratfor’dan edindiği biliniyor. Ancak Stratfor’un istihbaratlarının ne kadar güvenilir olduğu, bu bilgileri hangi amaçla kamuoyuyla paylaştığı üzerine soru işaretleri bulunuyor.

Sis perdesini Wikileaks araladı

Wikileaks’in 2012 yılında Stratfor‘a dair iç yazışmaları yayımlaması ise kuruluşun iç işleyiş mekanizmasını ortaya çıkardı.

Wikileaks, Stratfor’un sadece açık kaynaklara dayandırdığını iddia ettiği analizlerini aslında tıpkı bir istihbarat örgütü gibi dünyanın her köşesinde kendisine "casuslar" edinerek topladığını gösterdi.

Örneğin Wikileaks belgelerine göre Stratfor, Ortadoğu bölgesi analizleri için Lübnan ordusu içindeki bir kişiye aylık 6 bin dolar ödeme yaptı.

Stratfor’un diğer ülkelerde de bugüne kadar benzer uygulamalarının olup olmadığı bilinmiyor.

Stratfor, ABD’nin Teksas eyaletinin başkenti Austin‘den yönetiliyor.

Stratfor, 1996 yılında ünlü strateji uzmanı ve siyaset bilimci George Friedman tarafından kuruldu. Kendisini ekonomi, enerji, dış politika ve güvenlik konularında küresel alanda faaliyette bulunan bir kuruluş olarak tanımlayan Stratfor, dünya genelindeki 175’ten fazla ülkeye dair analizler sunuyor.

Online abonelik ve danışmanlık hizmeti sunan Stratfor‘un analizlerini abonelerine para karşılığı satması, kendisini, finansmanını genellikle sponsorlardan sağlayan bir düşünce kuruluşu olmaktan çıkarıyor. Stratfor, kamuya açık kaynaklara dayandırarak hazırladığını iddia ettiği analizlerini, dünyanın değişik bölgelerindeki farklı dilleri bilen İngilizcesi iyi "casuslara" yazdırdığı Wikileaks belgeleri tarafından ortaya çıkarılmıştı.

Bu nedenle medyada ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı‘nın (CIA) "gölge kuruluşu" olarak tanımlanan Stratfor’un, ABD’nin dış politikası açısından büyük önem arz eden bölgelere ilişkin jeopolitik analizlerinin ciddi takipçisi bulunuyor.

Dünyanın birçok ülkesinde resmi ve özel alıcıları bulunan kurumun, ABD’de en büyük müşterileri arasında ise Dışişleri Bakanlığı, Pentagon, İstihbarat Başkanlığı ve İç Güvenlik Bakanlığı‘nın yanı sıra savaş uçağı üreticileri Lockheed Martin, Northrop Grumman ve Raytheon gibi büyük şirketler yer alıyor.

Çalışanların istihbarat konularındaki geçmişleri dikkat çekici

Stratfor’un kurucusu olan siyaset bilimci George Friedman, yeni muhafazakar (neo-con), İslam karşıtı ve İsrail yanlısı kimliğiyle biliniyor.

Macaristan asıllı Yahudi bir ailenin çocuğu olan Friedman, küçük yaşta geldiği ABD’de istihbarat, savaş teknikleri ve askeri teknolojiler konusundaki uzmanlığıyla tanınıyor. Friedman, 2015’te Stratfor’dan ayrılırken, kuruluşun başına David Sikora getirildi. Sikora, cep telefonu bazlı satışlar olarak tanımlanan mobil ticaret üzerine kurduğu Digby’den ayrılarak Stratfor’un başına geçti.

Digby’ı kısa sürede büyük bir şirket haline getiren Sikora‘nın, istihbarat ve savaş teknolojileri gibi konularda uzmanlığı bulunmasa da dijital ortamda daha fazla istihbarat edinmeyi Stratfor’a kazandırmak için şirketin başına getirildiği iddia ediliyor.

Her sabah saat 08.00 sularında işbaşı yapan Sikora, saat 18.00’de işten çıkıyor. Sikora, üç kız çocuk babası.

Stratfor’un üst kademesindeki çalışanlarının istihbarat konularındaki geçmişi dikkati çekiyor.

Örneğin, 25 yıl CIA’nin dünya genelindeki operasyonlarını yürüten ekibin içinde yer alan Jon Sather, Kasım 2015’te Stratfor’un baş istihbarat sorumlusu olarak işe alındı.

Stratfor’un istihbarattan sorumlu başkan yardımcısı Bret Boyd da ABD Özel Kuvvetler Komutanlığındaki geçmişiyle ön plana çıkıyor.

İstihbarat operasyonları, gelişmekte olan ülkeler ve devlet-ordu ilişkilerinde uzmanlaşan Boyd, ABD ordusundaki görevinde Irak operasyonlarında görevler üstlendi.

Stratfor’un Genel Yayın Müdürü olan David Judson ise Türkiye’deki 8 yıllık geçmişiyle dikkati çekiyor. Doğan Medya Grubu altındaki Referans gazetesinde genel koordinatör olarak çalışan Judson, daha sonra Hurriyet Daily News‘in yayın yönetmeni olarak görev yaptı.

Stratfor’un güvenlik ve terör başanalistlerinden Scott Stewart da kuruluşa katılmadan önce ABD Dışişleri Bakanlığında yaklaşık 10 yıl özel ajan olarak çalıştı. Stewart‘ın uzmanlık alanları arasında terörist organizasyonlar, onların taktikleri, koruyucu istihbarat ve terörizm eğilimleri bulunuyor.Stratfor’da başka ne kadar eski CIA veya istihbarat uzmanı çalışanın olduğu bilinmezken, kuruluşun birçok ülkede istihbarat birimleri ve istihbaratçılarla iç içe çalıştığı yönündeki göstergeler, beraberinde soru işaretleri getirmeye devam ediyor.

"Stratfor CIA’nın arka bahçesidir"

Konuyla ilgili, AA muhabirinin sorularını cevaplayan Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Akgün, Stratfor’un görünüşte şeffaf ama arkasında kimin olduğu bilinmeyen bir Amerikan kuruluşu olduğunu kaydetti.

"CIA’in gölge yapılanması" olarak bilinen kuruluşun Türkiye’deki darbe girişimi sırasında saat saat bilgi paylaşmasının darbe hazırlıklarından haberdar olduğunun da bir kanıtı olduğunu vurgulayan Akgün, şunları kaydetti:

"Burada yapılması istenen Türkiye’deki darbenin herhalde başarılı olmasıydı ki, o gece sayın Cumhurbaşkanı’nın uçağının Türkiye’deki istihbarat kuruluşlarının bile bilmediği bir vakitte dünyaya adeta açık hatlardan Türkiye’deki darbecilere yol gösterici bir rol benimsemiş oldular. Bu tür kuruluşlar asla tarafsız, dünyayı sadece bilgilendirmek için iş yapan kuruluşlar falan değildir. Stratfor eskiden beri CIA’in arka bahçesi veya gayri resmi gölge yapılanması olarak bilinen bir kuruluştur."

Stratfor’un sözde bağımsız, gerçekte ise gayrı resmi olarak Amerikan derin yapılarıyla, CIA ile bağlantılı olan bir kuruluş olduğunu vurgulayan Akgün, darbe girişimi sırasında paylaşılan bilgilerin kendiliğinden toplanan bilgiler olma ihtimalinin olmadığını, bilgiyi Amerikan istihbaratının verdiğinin açık olduğunu söyledi.

Akgün, şöyle devam etti:

"Ancak gece 02:00’den sonra darbenin başarısız olduğuna ilişkin yazılar ve yayınlar yapmaya başladılar. En baştan itibaren bunların ya Türkiye’nin içindeki darbecilerle bağlantıları vardı ya da Amerika’nın ilgili istihbarat birimleriyle bir şekilde temasları vardı ve istihbarat topluyorlardı. Habercilik değil, yönlendirme yapıyorlardı. Sayın Cumhurbaşkanının uçağının konumunu vererek adeta havada gezen darbeci uçaklara yol göstermeye çalışıyorlardı."

Benzer bir durumda, Stratfor ya da başka bir kuruluşun ABD Başkanının konumunu paylaşmalarının mümkün olamayacağını ifade eden Akgün, "Akla bile gelmez. Birincisi, bilemezler. İkincisi, bilseler bile paylaşmayı göze alamazlar." dedi.

Wikileaks belgelerinde Stratfor’un Lübnan ordusundan 6 bin dolara rapor aldığı bilgisi göz önünde bulundurulduğunda, kuruluşun Türk ordusu içindeki darbeci unsurlarla da benzer bir ilişki kurmuş olma ihtimalini değerlendiren Akgün, böyle kuruluşların kaynaklarının gizli olduğunu vurguladı. Akgün, "Bu yarı istihbarat kuruluşları bilgiye ulaşmak için her türlü maddi kaynağı harcarlar, insan unsurunu da kullanırlar. Türkiye’de siyasetle, Cumhurbaşkanı Erdoğanla kavgalı kim varsa bunlar için potansiyel devşirecek elemandır. FETÖ’nün en büyük özelliklerinden biri de uluslararası alana istihbarat sağlaması ve bunu da pazarlık gücü olarak kullanması." ifadesinde bulundu.

"Erdoğan’ın yakalatmak için çabaladı"

Marmara Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ahmet Uysal ise Stratfor’un darbe girişimi sırasında yaptığı paylaşımlara ilişkin, "Neredeyse Erdoğan’ı darbecilere yakalatmak üzerine bir çabası olduğunu, bir bilgi paylaşımı değil de yerini ihbar etme anlayışıyla bunu yaptığını söyleyebiliriz." dedi.

Tehlikeli bir durum söz konusu olduğunda ABD Başkanının konum bilgilerinin paylaşılmasının mümkün olmayacağını vurgulayan Uysal, "Büyük bir karartma olurdu. Bunu kesinlikle söylemezler. Batı medyası da bunu söylemeyi vatana ihanet gibi görürdü. Ama malesef bize karşı bunu basın özgürlüğü gibi yansıtıyorlar. Burada bir kasıt olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz." diye konuştu.

Eski CIA direktörü Graham Fuller gibi istihbaratçıların FETÖ elebaşı Gülen‘le alakalarının açıkça bilindiğini hatırlatan Uysal, Stratfor’un darbe girişimini yönlendirici mesajlarına ilişkin şunları kaydetti:

"Bu ABD’nin belki sistem olarak içinde olmadığı ama belli bir lobinin belli bir istihbarat ekibinin yapmaya çalıştığı bir darbe girişimi gibi görünüyor. Mısır’da da aynı şeyi yapmışlardı. Gerçekleşince emrivaki gibi bunu kabul ettireceklerdi ama Türkiye’de başarısızlığa uğrayınca ‘Bizim haberimiz yoktu’ diyorlar. Batı istihbaratının bunu bilmemesi mümkün değil. Zaten yapanlar onlar. Graham Fuller’in, eski istihbaratçıların bu işin içinde olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz."