TSK DOSYASI : Amiral Cem Gürdeniz’den Cihat Yaycı’nın tasfiyesine ilişkin ilk değerlendirme


Amiral Cem Gürdeniz’den Cihat Yaycı’nın tasfiyesine ilişkin ilk değerlendirme

Doğu Akdeniz•

Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz, Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı’nın görevden alınmasıyla ilgili olarak Aydınlık’a değerlendirmelerde bulundu.

Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı, bugün Resmi Gazete’de yayımlanan bir kararla Genelkurmay Başkanlığı emrine atandı. Yaycı’nın ‘kızağa çekilmesi’ni Emekli Tümamiral Cem Gürdeniz Aydınlık’a değerlendirdi. "Yaycı’nın görevden alınması sonrası FETÖ kaçaklarının attığı zafer çığlıkları göz önüne alındığında, bu atama kararının yarattığı tesir ile Deniz Kuvvetleri’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliğine, personelinin moraline veya FETÖ ile devlet içindeki mücadeleye zarar vermemesini beklemek ve takip etmek, her vatandaşın görevi ve hakkıdır" diyen Gürdeniz, şunları söyledi:

"16 Mayıs sabahı Deniz Kuvvetleri Kurmay Başkanı Tümamiral Cihat Yaycı’nın Genelkurmay Başkanlığı emrine atandırıldığı haberi ile uyandık. 2009-2010 yılları arasında Deniz Kurmay Albay olarak emrimde çalışan Amiral Yaycı, Türk deniz tarihinin kaydettiği en önemli akademisyen amirallerden birisi olarak, 27 Kasım 2019 Türkiye-Libya Deniz Sınırlandırması Anlaşması’nın mimarıdır. Muharip subaylığının yanı sıra hem mühendislik hem de sosyal bilimler disiplinlerinde doçentlik seviyesine varan akademik unvanlara sahiptir. Yaycı, aynı zamanda Türkiye’de kamu kurum ve kuruluşları içinde FETÖ ile mücadelede önemli yere sahip FETÖMETRE’yi geliştirmiştir. Kısacası Deniz Hukuku cephesindeki fikirleri, eylemleri ve kitapları ile başta Yunanistan ve GKRY olmak üzere Atlantik Cephe’yi; FETÖMETRE’nin geliştirilmesi ve Deniz Kuvvetleri’ndeki ciddi çalışmaları sayesinde FETÖ ve kripto FETÖ unsurlarını son derece tedirgin etmiş, devletin çıkarlarını korumuştur. Yunan medyası ve FETÖ’cü sosyal medya hesaplarında bu tedirginlik Amiral Yaycı’yı ölümle tehdit edecek boyutlara kadar gelmiştir. 2020 Yaz Şurası’na 2 ay kalan bir dönemde, Libya’da ve Doğu Akdeniz’de son derece önemli gelişmelerin yaşandığı bir konjonktürde Doğu Akdeniz’deki öncü ve en önemli dış politika unsuru olan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın en üst seviye icra makamı Kurmay Başkanı’nın bir hafta sonu oldubittisi ile görevden alınması son derece yanlıştır. Kaldı ki bu gelişmenin kısa bir süre önce firari FETÖ elemanlarının sosyal medya hesaplarından ‘Önemli bir amiral görevden alınacak’ mesajı ile duyurulması daha da vahimdir. Bu karar, ayrıca onaylanmadan önce Deniz Kuvvetleri Komutanı’na danışılmadan alındı ise daha da ciddi bir yanlıştır. Yaycı’nın görevden alınması sonrası FETÖ kaçaklarının attığı zafer çığlıkları göz önüne alındığında bu atama kararının yarattığı tesir ile Deniz Kuvvetleri’nin Doğu Akdeniz’deki etkinliğine, personelinin moraline veya FETÖ ile devlet içindeki mücadeleye zarar vermemesini beklemek ve takip etmek, her vatandaşın görevi ve hakkıdır. Umarım devlet, Amiral Yaycı’nın gelişmiş bilgi ve tecrübe birikimini en iyi şekilde değerlendirmeye devam eder. Unutmayalım, Türkiye’nin 21. yüzyılda en büyük jeopolitik cephesi olan Mavi Vatan Cephesi’nde değil bir gerileme, duraksamaya dahi tahammülü olamaz."

SURİYE SAVAŞI DOSYASI : İdlib’den Radikal Grupları Tasfiye Etmek


İdlib’den Radikal Grupları Tasfiye Etmek

Yazan Ünal Atabay

27 Mart 2020

İdlib’in Kara Kedileri

İdlib’i elde bulundurmanın veya kaybetmenin;Suriye’nin geleceğine dair söz sahibi olmaya fırsat yaratan yada Suriye sahasında daha önce elde bulundurulan alanların kaybedilmesi olarak bakılmaktadır. Ayrıca Türkiye; İdlib sahasından çıkmanın bedelinin, savaşın/çatışmanın yurt içerisine aktarılmasına kadar giden bir seyir izleyebileceği endişesini taşımaktadır.

Esasen İdlib’de kritik olan konulardan birisi de;radikal terör örgütlerinin varlığının yarattığı denklem ve bu denklemin;sahanın askeri dinamiğine, sahada bulunan ülkeler arasındaki siyasal denkleme olan etkisidir.Yani radikal grupların,sahada karakedi rolünü oynuyor olmalarıyla ilgilidir. Bu örgütlerin görevinin, Türkiye-Rusya ilişkilerini sahada baltalamak olduğunu da unutmayalım.

İdlib sahasındaki bu cihatçı örgütler;başta Heyet Tahrir el-Şam(HTŞ),Türkistan İslam Partisi(TİP) ve Hurras El Din (Dinin Muhafızları)gibi altlarında irili ufaklı grupları da barındıran çatı örgütlenmesine sahip,El Kaide tabanlı / çizgisinde / bağlantısında olan terörist gruplardır. Türkiye’nin bunlarla temas edebileceği hiçbir şeyi olamaz.

Bu gruplar, kendi aralarında ve kendi içlerinde; geçimsizlikleriyle, uyumsuzluklarıyla, geçişkenlikleriyle, rekabetleriyle, güvensizlikleriyle bir arada yaşayan ve insani duygularını yitiren örgütlerdir.

Son günlerde bu gruplardan, özellikle HTŞ terör örgütünün kendisini lağv veya değişime/dönüşüme uğratarak ılımlaşacağı ya da mevcut konumunu korumaya devam edeceği yönünde tartışmalar yürütülmektedir.

İdlib’de Sıkışan HTŞ’nin Zihinsel Savrulması

HTŞ başta olmak üzere buradaki radikal unsurlar; Türkiye ile Rusya arasında ABD’nin yönlendirdiği düşünülen karakedi rolünü oynarlarken, bir taraftan da alanda bir sıkışmışlık yaşıyor olmalarının yarattığı çaresizlik, sahadaki sosyolojik değişkenlik,demografik hareketlerin etkisigibi parametreler,bu örgütleri yeni arayışlara sevk etmektedir.

Bu sıkışmışlığın içerisinde; tabanda görünen kıpırdanma riski, yerel halkın yüksek itirazları, lojistik sürdürülebilirlik, konjonktürün yarattığı denklem gibi örgüt aleyhine gelişebilecek faktörlere karşı HTŞ’nin; kendisini alanda yeniden konumlandırma isteği veya sahadan kaçış/tasfiye ikilemi arasında bir süreci yaşıyor olduklarını söylemek mümkündür.

HTŞ’nin yanı sıra sahadaki diğer radikal unsurlarında önümüzdeki süreçte benzer bir tutum sergileyeceklerini, ikilemler zinciri arasında savrulacaklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak tüm bu zihinsel savrulmanın yaşanması, bu örgütlerin esas zihniyetlerinde/ideolojilerinde bir değişikliğe neden olmayacağı gibi, aksine daha keskin yapılar haline gelerek akrep misali yok edilişleri gözlemlenecektir.

HTŞ’nin Dönüşümü Terör Örgütü Vasfını Ortadan Kaldırmaz

HTŞ terör örgütü ve türevleri; sözde küresel olmadıkları, bölgesel vasıfta oldukları, cihatçı anlayışı terk ettikleri, küresel örgütlerine biat etmedikleri gibi söylemler üzerinden gerçek yüzlerini saklayarak, esas amaç ve niyetlerini kamuoyundan gizlemek suretiyle kendilerine alan yaratan vekalet örgütlerdir.

Zaman zaman El Kaide bağlantısı veya bağlantısızlığı olduğu tartışılan bu örgütler; liderlik meselesi, ideoloji, dünyevi bakış, stratejik eğilim, hedef ve amaçlardaki yöntemler gibi sığ felsefi laflarla, sözde bilimsel metodoloji içerisinde hareket eden bir grup imajı yaratmaya çalışan, aslında örgütsel derinlikleri olmayan, daha çok anti-sosyal kişilik bozuklukların hâkim olduğu, papağan ezberi ideolojik kalıplara sahip grupların bir araya gelmesinden başka bir şey değildirler.

Tüm bu gerçekliklerin ışığında; söz konusu örgütlerin kaçınılmaz kaderleri kapıda beklerken, bazı çevrelerce bunların aslında masumane birer örgüt oldukları söylemleriyle korunmaya ve kurtarılmaya gayret edildiği, hatta ABD mahreçli dil kullanılarak örgüte legal kılıf giydirilmeye çalışıldığı bir zihniyetin hafifliğini de görmekteyiz.

Aslında El Kaide bağlantısı olsun veya olmasın, önemli olan bu örgütlerin El Kaide veya benzeri türevlerin cihatçı düşüncelerini taşımaları veya formlanmış ılımlı düşüncelere sahip olmaları bunların terör örgütü vasıflarını ortadan kaldırmayacaktır.

Söz konusu terör örgütlerine yönelik son günlerdeki söylem ve yaklaşımlara bakıldığında; HTŞ başta olmak üzere radikal grupları,başlangıçta bu alana getiren iradenin kullanışlı aparatı olarak başka bir sahaya aktarılması, olası bir hareket tarzı olarak kendisini gösterebileceğidir.

Bu örgütler, Türkiye ve Rusya arasında bir şekilde sıkışıp kalmışlığı yaşamaktadırlar,işte bu noktada ABD’nin özellikle HTŞ’ye can simidi ile yaklaşması sürpriz olmayacaktır.Benzer bir uygulamayı, Türkiye’nin de alandan tasfiyesi noktasında yapabilecek kapasitesi vardır. Bu anlamda Türkiye’nin de ABD’den önce inisiyatif alması beklenebilir.

Radikal Grupları Çözmek Türkiye’ye Kalacak

İdlib sahasındaki radikal cihatçı grupların arkasında ABD’nin olduğu yönünde kamuoyunda kuvvetli bir inanç bulunmaktadır. Hatta ABD’nin isteği üzerine buradaki radikal örgütlerin finansmanlarını BAE’nin sağladığı yönünde iddialar mevcuttur. Öte yandan, son dönemde bu örgütlerin mali kaynaklarının kısıldığı yönünde tespitlerin olduğunu ve bunun da sahada lojistik ihtiyaçlarını etkileyebileceğini ifade edelim.

Bu tip örgütleri destekleyen iradelerin, genellikle kurtarma hamlelerini de maharetle yapmak isteyeceklerini unutmayalım. Kaldı ki, ABD’nin; daha önce Suriye sahasından IŞİD’i, değişik yollarla Afganistan’a aktardığı konusu/iddiası hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır.

Tüm bunları düşündüğümüzde, ABD’nin yine benzer bir hamleyle HTŞ başta olmak üzere bu grupları, muhtemelen bu defa Afrika sahasına aktarma iradesi sürpriz olmayacaktır. Bu mümkün olmadığı takdirde, yukarıda vurgulandığı gibi Türkiye’nin de inisiyatif alması olasıdır.

Radikal Grupların İdlib’den Tasfiyesi İçin Seçenekler

BirinciSeçenek: Afrika Sahel Bölgesi’ne Tasfiyeleri

Sahel Bölgesi; Kuzey Afrika ülkelerinin hemengüneyinde bulunan Moritanya, Burkino Faso, Mali, Nijer ve Çad’dan oluşmaktadır. Radikal cihatçı örgütlerin cirit attığı sahalardan birisi olduğunu burada hatırlatalım.

Sahel Bölgesi, özellikle Fransa için uzun zamandır baş ağrısı bir bölge durumundadır. Ancak, Fransa bu bölgede bir taraftan terörle mücadele fırsatıyla varlığını tahkim ederken, bir taraftan da buranın bakir yer altı zenginliklerine kapı açmaktadır. Fransa aynı zamanda Libya’nın güneyindeki enerji havzasında da benzer etkinlik göstermekte ve Avrupa’nın gaz ihtiyacı için bir pencere açmanın peşindedir.

Buna mukabil Rusya; Fransa’nın Libya’da ki bu enerji havzasını Avrupa’ya yönlendirmesini istemezken, Avrupa’nın gaz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamak ve daha da bağımlı hale getirilmesi noktasında durumunu güçlendirmek istemektedir.

Radikal grupların Sahel sahasına nakliyle birlikte; buradadönüşüme uğratılarak hem Fransa’nın oradaki diğer radikal gruplara karşı geniş yelpazede inisiyatif sahibi olmasınınyolu/mazereti açılacak, hem de Libya’da ki aktivitesindenkoparılmış olacaktır. Yani bu durumkarşılıklı olarak;Türkiye’nin, Fransa’nın, ABD’nin ve de Rusya’nın işine gelecektir.

Ayrıca, ABD’de; Fransa’nın NATO üzerinden yürütmeye çalıştığı ABD’yi yalnızlaştırma ve AB üzerindeki etkisini kırma girişiminin karşılığını, Libya ve Sahel’de vermiş olacaktır. Bu durum, Türkiye’nin Rusya ile Doğu Akdeniz’de iş birliğinin de yolunu açacaktır.

Böyle bir gelişme, Türkiye ile Rusya için Libya stratejik uzlaşma sahası olacaktır. Buradaki uzlaşma, Akdeniz’de; Türkiye-Rusya-Lübnan-Libya gaz formunun yolunu da açacaktır. Elbette böyle bir form, aynı zamanda İsrail’i dengeleyecek ve Türkiye’ye inisiyatif sağlayacaktır.

İşte yukarıda sunulan senaryo çerçevesinde; İdlib sahasından radikal grupların tasfiyesi, birçok ülkenin yolunu açarken, stratejik hamlelere fırsat sağlayacağından, senaryonun; siyasi, askeri ve ekonomik çıkarlar açısından tüm taraflara avantajlar sunması bakımından tatbik kabiliyeti yüksek görünmektedir.

İkinci Seçenek: Örgütlerin Kendilerini Tasfiye Etmesi/Dönüştürmesi

Bu seçenek, ilk bakışta; hedefe giden en kısa yol, en az maliyetli ve uygulanabilirliği pratik bir yol gibi görünse de, teröristlerin tasfiyesi/dönüştürülmesi sonrasında Türkiye’nin desteklediği ılımlı muhaliflerin arasına karışmaları gibi bir riski de beraberinde taşıyacağından, aslında en kötü senaryolardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çünkü, tüm dünya ülkeleri; Türkiye’nin radikal unsurları maskeleyerek gizlediği veya iş birliği yaptığı gibi suçlamalarda bulunabileceği, bu suçlamalarla birlikte ılımlı muhaliflerin de aynı yaklaşım ile eleştirilebileceği ve hatta bunlarında terörist unsurlar listesine dahil edilmesine yol açabileceği düşünülmektedir.

Buradaki örgütler; aynı eksende olmalarına rağmen, farklı bakış açıları nedeniyle, değişim/dönüşüm için atılacak adımlarda aynı sonuçları doğurmaları da pek mümkün görünmemektedir.

Bu senaryoyu, örgütlerin kendi inisiyatifleriyle tatbikleri mümkün ise de, tasfiye/dönüşüm sonrasında Türkiye’nin önünde sorun olarak kalmaya devam edeceğinden, Türkiye’nin dahil olmayacağı bir seçenek olabilir.

Üçüncü Seçenek: Türkiye-Rusya-Suriye Ortak Operasyonu

Bu seçeneğin gerçekleşmesi, siyasal tercihler üzerinden okunduğunda, birlikte harekât yapılması pek mümkün görünmemektedir. Eğer başarıla bilindiği takdirde, Türkiye-Rusya ilişkilerinin hızlı gelişmesine yol açabileceği gibi, ABD’nin aleyhine birçok saha enstrümanlarının da elinden alınmasını kolaylaştıracağı düşünülmektedir.

Aynı zamanda Akdeniz üzerinde; Rusya ve Türkiye’nin ağırlığının daha da hissedilir hale gelmesini de sağlayacaktır. Kaldı ki Libya meselesi üzerinde birlikte hareket etme ve az evvel yukarıda sıralanan faydaların da kazanılmasına fırsat yaratacaktır.

Bu seçenekte, Suriye’nin denkleme dahil edilmesi ihtimali zayıf olmakla birlikte, belki bunun yerine sadece Türkiye-Rusya ortaklığı şeklinde gerçekleştirilebilir. Ancak, Rusya faktörü nedeniyle, muhalif unsurlar arasından bazı grupların, Türkiye ile birlikte hareket etme rızasında sıkıntılar yaşanabilir ve radikal gruplara doğru geçişkenlikler yaratabilir. Bu durum, senaryonun tatbik kabiliyetini elbette ki zorlaştıracaktır.

Bir diğer hareket tarzı; Türkiye aradan çekilmek suretiyle, sadece Rusya-Suriye rejimi tarafından etkisiz hale getirilmesine fırsat sağlanması, Türkiye’nin de istihbarat desteği vermesi olabilir. Bu seçenek; Adana Mutabakatının ve Soçi-Moskova Mutabakatının ruhunada da uygun. Aksi takdirde bu radikal gruplar sahada bumerang etkisi için fırsat kollayacaklardır.

Dördüncü Seçenek: Türkiye Tarafından Etkisizleştirilmesi

Bu seçeneğin gerçekleştirilmesi Türkiye’nin kapasitesi dahilindedir. Böyle bir operasyon, Türkiye’nin Cenevre’de siyasi sürece giden yolda ağırlığını hissettirebilecek önemli avantaj sağlayabilir, bununla birlikte, hiçbir avantaj elde edememe ile de karşı karşıya kalınabilir.

Buradaki teröristler; Rusya başta olmak üzere, Çin dahil, ilgili ülkeleri nasıl rahatsız ediyorsa, taşın altına birlikte ellerin sokulması mümkün olabilecek iken veya olması gerekirken, niçin Türkiye tek başına böyle bir harekâta girişsin ki sorusuna cevap aranırsa,sıralanan seçeneklerden hangisinin uygulanması gerektiğibize işaret edilecektir.

Sonuç Olarak;

Birinci seçeneğin gerçekleşmesi halinde; bölgesel istikrara olabilecek etkileri, sahadaki ülkelerin düğümlenen ilişkilerinin açılması, söz konusu ülkelerin hedef ve amaçlarının ortak noktada-eşit şartlara kavuşması adına, İdlib sahasındaki radikal grupların Sahel bölgesinde kendiliğinden dönüşüme uğramasına fırsat sağlayacak şartların yaratılmasının önemli bir adım olacağı düşünülmektedir.

FETÖ ÖRGÜTÜ DOSYASI /// TÜRKER ERTÜRK : “YAŞ’TAKİ TASFİYELERDEN SONRA FETÖ’CÜLER BAYRAM ETTİ !”


TÜRKER ERTÜRK : "YAŞ’TAKİ TASFİYELERDEN SONRA FETÖ’CÜLER BAYRAM ETTİ !"

YAŞ kararlarının ardından FETÖ’cü isimlerin sosyal medyadaki ‘memnuniyet’ mesajları dikkat çekti.

Eski Deniz Harp Okulu Komutanı emekli Tuğgeneral Türker Ertürk YAŞ kararının ardından iktidara tepki gösterdi. FETÖ’cü isimlerin alınan kararlardan ‘memnuniyet duyduğunu’ dile getiren Ertürk “FETÖ ile mücadele palavra. TSK’yı parti ordusu haline getirmeye çalışıyorlar. İktidar Türkiye’yi felakete sürüklemeye kaldığı yerden devam ediyor!” ifadelerini kullandı.

İşte Ertürk’ün FETÖ’cü olduğunu belirttiği bir Twitter kullanıcısından alıntıladığı mesaj:

Kaynak Yeniçağ: Türker Ertürk: "YAŞ’taki tasfiyelerden sonra FETÖ’cüler bayram etti!"

KAYNAK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/turker-erturk-yastaki-tasfiyelerden-sonra-fetoculer-bayram-etti-244181h.htm

GLADYO DOSYASI /// E. İST. D. BŞK. BÜLENT ORAKOĞLU : Türkiye, NATO Gladyo’su FETÖ’yü tasfiye etti


E. İST. D. BŞK. BÜLENT ORAKOĞLU : Türkiye, NATO Gladyo’su FETÖ’yü tasfiye etti

Son günlerde Türkiye’nin önemli Polemik konuları arasında yer alan Özel harpçi sivilleri bir televizyon programında deşifre ettiğini açıklayan Genelkurmay Eski Başkanı İsmail Hakkı Pekin FETÖ elebaşı ve Milli Gazete yazarı Mehmed Şevki Eygi’nin isimlerini açıklamıştı. FETÖ elebaşı Gülen’in ve terör örgütünün sözde üst düzey birçok yöneticisinin CIA ve Pentagon ve NATO ile ilişkileri 17/25 Aralık ve 15 Temmuz darbe girişimleri sonrası yapılan operasyonlarda tüm detaylarıyla ortaya çıktı.

Elebaşı Gülen’in CIA’nın maaşlı memuru olmasından tutun, FETÖ’nün ABD istihbaratlarının etki ve nüfuz ajanları olarak Türkiye’nin aleyhine ABD çıkarlarına hizmet eden bir ihanet çetesi ve Gladyo yapısı olduğu tüm delilleri ile birlikte deşifre edildi. Gazeteci Eygi ise Pekin’in Gülen ile birlikte 1959 yılında Özel Harp Dairesi içinde görevlendirildi. Görevleri, Yeşil Kuşak Projesi çerçevesinde ‘Komünizmle mücadele’ faaliyetleriydi iddiasına sert tepki göstererek İsmail Hakkı Pekin’i dönmelik ve yalancılıkla suçladı . Pekin, katıldığı bir TV programında, Genelkurmay Başkanlığı arşivlerinde Eygi’nin Özel Harp Dairesine üye olduğuna dair belge gördüğünü, Özel Harp Dairesinde kayıtlı olduğunu ya da bir şekilde kaydının yapıldığını iddia etti. ’Bunu göstermenizde bir sakınca var mı?’ sorusuna ise, “Böyle bir şey olmaz. Ben devletin gizli belgesini çıkartıp getirip de burada gösteremem. Bu belgeyi ancak arşivde görürsünüz” cevabını vermişti. Pekin ayrıca 12 Eylül sonrasında göz altına alınan FETÖ elebaşı Gülen’i dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in serbest bıraktırdığını iddia etmesi eğer doğruysa Türkiye’nin darbeler tarihi ve FETÖ’nün TSK içinde kurduğu ilişkiler ağını ifşa etmesi bakımından önemliydi. Ben burada Genelkurmay İstihbarat Daire Eski Başkanı Pekin’in bu açıklamalarını neden bu güne kadar yapmadığını sorgulayacak değilim. Zira Türkiye’nin NATO’ya girişi ile birlikte Türkiye’de oluşturulan Gladyo yapısını deşifre etmeye çalışan asker polis savcı ve gazetecilerin hatta devletin üst katlarının hangi tehlikelere maruz kalabileceğini yaşayarak öğrenmiş bir kuşağız. Bu nedenle İsmail Hakkı Pekin’in bir ulusalcı olarak Türkiye’deki bu derin yapıyı deşifre edebilecek bilgi kırıntılarını dahi açıklamasını önemsiyorum. Eğer bu açıklamalar bir operasyonun parçası değilse tabi!

Öte yandan gazeteci yazar Mehmed Şevki Eygi ile ilgili iddialar 1959 yılına ait. Bu dönemde Türkiye’nin iç ve dış tehdidi Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde ‘Komünizm’ olarak belirlenmişti. Bu konjonktürde aslında Türkiye NATO’nun tehdid değerlendirmesini birebir iç ve dış tehdid olarak benimsemesi yanlış ve vesayetçi yapıların etkisi altında alınmış kararlardı. Bu dönemde Türkiye’nin kendi iç ve dış tehdidlerini ülkenin kendi çıkarları ve bekası açısından belirleyememesi Türkiye’de vesayetçi yapıların güç kazanmasına demokrasinin gerilemesine ve darbelere yol açan gelişmelere neden olmuştu. Türkiye ilk defa AK-Parti’nin iktidar olması sonrasında demokrasinin gereği olarak iç ve dış tehditlerinin belirlendiği MGSB’ni siyasi iktidar hazırlayabilmişti. Vesayetçi yapıların çeşitli provokasyonları siyasi iradenin millet iradesini önceleyen önemli demokratik reformları sayesinde önlenebilmişti. Eski Türkiye’de bir Bakanlar Kurulu manzumesi olan MGSB ile ilgili iç ve dış tehdit değerlendirmeleri komünizm ile mücadele olarak belirlenmesi Özel Harp ile ilişki kuran birçok kimseyi devlete hizmet ediyorum psikolojisine itmiş olabilir. Zira Özel Harp’in milli ve yerli olmadığına yönelik gelişmeler ve TSK içindeki bu güzide kuruma NATO Gladyo’sunun sızması uzun yıllar sonra fark edilmişti. Aslında NATO’nun en uç karakolu olan Türkiye’de de Gladyo’ya benzeyen bir örgüt kurulmuştu. Türkiye Gladyo’nun koordinasyon komitesindeydi ama siyasi komitede yoktu. Yani diğer NATO ülkelerinde kurulan Gladyo yapılarına göre çok daha bağımsız bir yapıdaydı.

Türk Gladyo’su gizli NATO gölge orduları, Batı Avrupa genelinde açığa çıkarıldıktan sonra da faaliyetlerini sürdürmeye devam etmişti. Paramiliter birimler sistemin içine kanser gibi yayılmış ve öylesine derinden nüfuz etmişti ki kolay kolay yerli ve milli olmayan bu birimlerin ortadan kaldırılması veya yargı önüne çıkarılması pek mümkün görünmüyordu. Fakat NATO üyesi bazı ülke liderlerinin Gladyo tipi yapılarının kendi ülkelerinde de ordu ve gizli servisler içinde var olduklarını yönelik açıklamaları ve kamuoyu baskısı sonrasında 3 Aralık 1990’da Genelkurmay Harekat Dairesi Başkanı Korgeneral Doğan Beyazıt ile ÖHD Başkanı Tuğgeneral Kemal Yılmaz önce milletvekillerine ardından da basın mensuplarına yaptıkları açıklamalarda NATO kıtalarının Türkiye’de varlık gösterdiğini kabul etmişlerdi. Generaller Türk Gladyosu’nun üyeleri için vatansever tanımını kullanıyorlardı.

Ancak uluslararası basın NATO ve Pentagon’un nasıl olup da Türkiye’deki katliam, darbe ve faili meçhullere doğrudan destek sunabildiğini sorgulamaya başlar başlamaz, Türkiye’deki askeri yönetim, Türk Gladyo’sunun deşifre edilmesine yönelik tüm araştırmaların önüne geçti. Meclis’te kontrgerilla gölge yapısını ya da ÖHD’yi incelemek için komisyon kurulması talebi reddedildi. Askeri yönetim Meclis’ten ve bakanlardan gelen soruları yanıtlamayı reddetmişti. Hatta Savunma Bakanlığı’ndan birkaç ay önce ayrılmış Safa Giray, Bülent Ecevit’in kontrgerilla ile ilgili açıklamalarına son verme uyarısında bulunarak ‘biliyorsa da bilmiyorsa da susması gerekir’ demişti.

Gladio’nun Soğuk savaş döneminde TSK’nın içerisinde olduğu, ancak TSK’nın 1990’lı yıllarda Özel Kuvvetler Komutanlığı’nı yeniden teşkilatlandırarak millileştirdiği ve ABD’nin kontrolündeki yapıyı tasfiye ettiği, bunun üzerine ABD’nin Gladio’yu kendi kontrolündeki Fetullahçı yapının içerisine yerleştirdiği, bugün Gladio’nun odağının emniyet içindeki Fetullahçılar olduğu Gen.Kurmay raporlarından biliniyor

15 Temmuz Türkiye’yi işgal ve iç savaş çıkarmaya yönelik kanlı darbe girişiminin devlet-millet işbirliğiyle başarısız kılınması sonrasında FETÖ militanlarına Türkiye içinde ve dışında yapılan operasyonlarda yaklaşık 125 bin FETÖ’cü deşifre edilerek KHK ile devlet hizmetinden uzaklaştırılmışlardır. Yaklaşık 80 bin FETÖ’cü tutuklu olarak yargılanırken 8 bin civarında yurt dışına firar eden Fetö’cülerin yakalanmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

Bu rakamlar da gösteriyor ki Cumhuriyet tarihinde bir ilk olarak ABD ve NATO şemsiyesi altında faaliyet gösteren Türk Gladyo’su FETÖ genel olarak Türkiye devleti tarafından tasfiye edilmiştir. Bu süreçten sonra önemli olan FETÖ’nün tasfiyesi ile oluşan boşluğu devletin doldurmasıdır.

MİT DOSYASI : MİT’in Moğolistan’da başarısız FETÖ’cü operasyonu istihbarat kadrolarında tasfiyeyi hızlandırdı


MİT’in Moğolistan’da başarısız FETÖ’cü operasyonu istihbarat kadrolarında tasfiyeyi hızlandırdı

YAZAR : Ömür Çelikdönmez

MİT uzun süredir bazı ülkelerde faaliyet gösteren ve Türk adli makamlarının verdiği mahkeme kararları doğrultusunda aranan bazı FETÖ’cü isimleri paketleyip getiriyordu.

Bu kapsamda Milli İstihbarat Teşkilatı’na bağlı birimler daha önce de Gülen yapılanmasıyla bağlantılı olduğu iddia edilen kişileriTürkiye’ye getirmek için Kosova, Gabon, Azerbaycan ve Ukrayna’da operasyonlar gerçekleştirmişti.

Kosova’da Mart ayında altı Türk vatandaşının MİT operasyonu sonucunda özel bir uçakla Türkiye’ye götürülmesi krize yol açmıştı.

Kosova’da bu operasyon sonrası güvenlik ihlali gerekçesiyle soruşturma başlatılmış ve Başbakan Ramuş Haradinaj, istihbarat şefi ile içişleri bakanını görevden almıştı. (1)

KOLAY LOKMA DEĞİL…

MİT, benzer bir operasyon için Türkiye’den 8 bin kilometre uzakta Moğolistan’ın başkenti Ulanbator’da FETÖ yapılanmasıyla bağlantılı, Empathy Okulları’nın (Empathy Yurtunts Mongolia) Genel Müdürü, Türk vatandaşı Veysel Akçay’ı Türkiye’ye getirmek için düğmeye bastığında herhalde bu girişimin diplomatik bir skandala dönüşebileceği düşünülmemişti.

Bence operasyon planlamasında büyük hata yapıldığı anlaşılıyor.

Çünkü Empathy Yurtunts Mongolia Genel Müdürü Veysel Akçay, kolay bir lokma değil.

50 yaşında ve 24 yıldır Moğolistan’da yaşıyor.

Moğolistan halkı ve bürokrasisi ile neredeyse akraba olmuş. (2)

Türkiye’nin Moğolistan yönetimine baskı yaparak eğitim şirketine yönelik yapabileceği yaptırımları boşa çıkarmak için Empathy Yurtunts Mongolia, Almanya merkezli bir şirkete devredilmiş.

Empathy Yurtunts Mongolia şirket yetkilisi ise Alman vatandaşı Josef Funke. (3)

Görünürde Veysel Akçay, eğitim şirketinin sahibi değil sadece genel müdür statüsünde çalışanı.

Türkiye’den gönderilen beş kişilik görevli personel; kör göze parmak dercesine Veysel Akçay’ı evinin önünden paldır küldür zorla bir minibüse bindirince iki ülke arasında nur topu gibi diplomatik kriz patlak veriyor.

Evdeki pazarlığın çarşıya uymadığı Cuma gününden beri Ulanbatur’daki Cengiz Han Uluslararası Havaalanı’nda bekleyen Türk uçağının havalanmasına izin verilmediğinde su yüzüne çıkıyor.

Çünkü derdest edilen Veysel Akçay’ın bulunduğu uçak, görgü tanıkları tarafından Moğolistan güvenlik güçlerine bildirilince Moğolistan yönetimince görevlendirilen Moğolistan Savunma Bakanı bizzat uçağın havalanmasını engelliyor.

YAŞANAN KRİZİN BOYUTLARINI GÖZLER ÖNÜNE SEREN AÇIKLAMALAR…

Hatta Moğol Ana Muhalefet Partisi, Moğolistan başbakanını uyardı “İade olursa hükümeti düşürürüz!” açıklaması yaptı.

Moğolistan Dışişleri Bakanı D. Tsotgtbaatar’ın direktifleri doğrultusunda Moğolistan Dışişleri Bakanı Yardımcısı BattsetsegBatmunkh’un olayla ilgili Türk Büyükelçiliği’nden bir diplomatla görüşmesinin ardından Türk Büyükelçiliği’nin olayda kendilerinin bir dahli olmadığını söylediği belirtildi.

Moğolistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasında Türk Büyükelçiliği’nin olayda kendilerinin bir dahli olmadığını söylediği ifade edildi.

Batmunkh, Türkiye’nin ülkede bir kaçırma girişiminde bulunduğu iddiasının doğruluğu durumunda bunun “Moğolistan’ın egemenliği ve bağımsızlığının ihlali anlamına geleceğini ve ülkenin buna güçlü bir şekilde karşı çıkacağını” kaydetti.

Türk Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Moğol mevkidaşı Tsogtbaatar Damdin ile bir telefon görüşmesi yaptığı ve suçlamaları reddettiği de basında yer aldı. (4)

Ancak Türk basını, operasyonu Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) düzenlediği konusunda ısrarlı.

Eğer operasyon başarılı olsaydı MİT’e övgüler havada uçuşacaktı.

Ancak Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy’un, Moğolistan’da Cuma günü yaşanan gelişmelerin bir kaçırma operasyonu olarak takdim edilmesinden büyük rahatsızlık duyduklarını belirterek, “Bu iddialar tümüyle gerçek dışıdır ve tarafımızdan reddedilmektedir. Ankara’daki Moğolistan Büyükelçisi de Bakanlığımıza çağrılarak, yukarıdaki hususlar ifade edilmiş ve yaşanan hadisenin Moğol makamları tarafından ele alınış tarzı kuvvetle protesto edilmiştir.” sözleri yaşanan krizin boyutlarını gözler önüne sermiyor mu? (5)

İKİ ÜLKE DE TURAN ORDUSU KURUCULARINDAN…

Eğer bazı gazetelerde iddia edildiği gibi Veysel Akçay’ın, Moğolistan istihbaratının “Moğolistan Genel İstihbarat Ajansı (GIA)” desteğiyle gözaltına alındığı doğru olsaydı, Moğol yetkililerasla böylesine sert tepki göstermezdi.

Neden mi?

Çünkü iki ülke arasında 100’den fazla anlaşma var ve ağırlık askeri ve eğitim alanlarında.

Nitekim son Başbakan Yıldırım’ın 6 Nisan 2018’de resmi ziyarette bulunduğu Moğolistan ile Türkiye arasında, birçok alanda 7anlaşma imzalanmıştı. (6)

Moğolistan, Türk Soylu bir ülke.

Tarihte bilinen en eski Türk yazıtı Orhun Abideleri bu topraklarda bulunuyor.

Turan coğrafyasında yer alıyor ve Turan Ordusu’nun katılımcısı.

Turan Ordusu; Türkiye ile Moğolistan arasında güçlü ve önemli bir bağ.

Kamuoyunda “Turan Ordusu” olarak bilinen ordunun tam ve resmi adı; “Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri” Avrasya Askeri Statülü Kolluk Kuvvetleri (Avrasiya Hərbi Statuslu Hüquq-Mühafizə Təşkilatı / The Association of the Eurasian Law Enforcement Forces with Military Status )

Türkiye, Azerbaycan ve Moğolistan’la birlikte Kırgızistan’ın da yer aldığı 2011’de oluşumuna gidilen Turan Ordusu’nun kurucuları arasında. (7)

ANKARA VE ULANBATOR’DAKİ BÜYÜKELÇİLERE DÜŞEN GÖREV…

MİT mensuplarının operasyona gittiği saha, başka bir kurumun faaliyet ve yetki sahasında.

Demek istediğim Turan Ordusu kapsamında Moğolistan’da Türk Silahlı Kuvvetlerini temsilen Ulanbator Büyükelçiliğinde askeri ataşe haricinde özel birlikler de mevcut.

2019’da Türkiye ile Moğolistan arasında diplomatik ilişkilerin tesis edilmesinin 50. yıldönümü kutlanılmasına hazırlanırken iki ülke arasında yaşanan FETÖ krizi umarım bu ülke ile askeri ilişkilerimizi olumsuz etkilemez.

Bu konuda Türkiye’nin Ulanbator Büyükelçisi Muhittin Ahmet Yazal ile Moğolistan’ın Ankara Büyükelçisi Ravdan Bold’a büyük görevler düşüyor.

Eğer hatırlarsanız birkaç gün önce “…Kaşif Kozinoğlu’nun görev arkadaşları, ipin ucundan tutmuşa benziyor. Yakında yeni ve farklı operasyonlar beklenebilir. Enver Altaylı ve Mehmet Eymür’ün tutuklanması, Kozinoğlu fay hattının harekete geçtiğini gösteriyor. Öncü ve artçı sarsıntılara dikkat!” demiştim. (8)

Galiba; Ulanbatur FETÖ operasyonunun başarısızlığı, istihbarat birimlerinde bazı kadroların tasfiyelerini hızlandırdı!

Ne dersiniz?

Bakınız:
1- https://www.dw.com/tr/mo%C4%9Folistandan-mit-operasyonuna-engel/a-44859209
2- https://www.channelnewsasia.com/news/asia/turkish-teacher-kidnapped-in-mongolia-freed-after-authorities-ground-flight-10570732
3- https://www.pressreader.com/mongolia
4- https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-44976584https://www.amerikaninsesi.com/a/mogolistan-la-turkiye-arasinda-ucak-gerginligi/4506348.htmlhttps://tr.sputniknews.com/asya/201807281034497950-mogolistan-mit-operasyon-engel/http://ipahaber.com/2018/07/27/mogolistan-turkiyeye-nota-verdi-yapilan-egemenlik-ve-bagimsizligimiza-saldiridir/
5- https://www.cnnturk.com/turkiye/disisleri-bakanligindan-mogolistan-aciklamasi
6- http://qha.com.ua/tr/siyaset/turkiye-ve-mogolistan-arasinda-cok-sayida-anlasma-imzalandi/168788/
7- http://kafkassam.com/cengiz-han-torunu-haltmaagiyn-battulga-mogolistan-yeni-baskani.html
8- http://www.dikgazete.com/ankarada-sonik-patlama-pimi-cekilen-burokrasi-kozinoglunun-ruhu-altayli-ile-eymure-hapis-ve-fidan-icin-makale,773.html

Ömür Çelikdönmez
Twitter:
@oc32oc39

dikGAZETE.com