SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI /// Prens Selman : ‘Yemenli çocukları bilerek öldürüyoruz, nesilleri titresin diye’


Prens Selman : ‘Yemenli çocukları bilerek öldürüyoruz, nesilleri titresin diye’

Suudi Arabistan Prensi Selman: ‘Yemenli çocukları bilerek vuruyoruz, nesilleri titresin diye’

Suudi Arabistan’ın Mart 2015’ten beri saldırdığı Yemen’den art arda gelen çocuk katliamı haberleri yine uluslararası tepkilere neden oldu. Ama Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın tepkilere aldırmadan doğrudan kadınlarla çocukların hedef alınması emrini verdiği ileri sürüldü.

Yemen’e saldırı düzenleyip işgal eden Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun üyesi olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Al-Khaleej gazetesi, bilgi sahibi bir kaynağa dayanarak Muhammed bin Selman’ın (MbS) koalisyonun askeri komutanlarıyla yaptığı toplantıyı aktardı.

Buna göre, toplantıda bu ayki hava saldırılarında onlarca çocuğun ölmesine uluslararası tepkiler gündeme geldi.

‘UMURSAMAYIN’ EMRİ

Suudi Arabistan’da pek çok bakanlık ve kurumun dizginlerini elinde tutan MbS’nin komutanlara ”Uluslararası eleştirilere aldırmayın” diye çıkışarak kadın-çocuk katliamlarına devam edilmesi için yeşil ışık yaktığı öne sürüldü.

‘SUUDİ ARABİSTAN DENİLDİĞİNDE TİTREMELİLER’

İddiaya göre Suudi Veliaht Prensi ”Yemen halkının bilincinde kuşaklar boyunca çok derin iz bırakmak istiyoruz. Suudi Arabistan’ın adı anıldığında çocuklarının, kadınlarının ve hatta erkeklerinin tir tir titremesini istiyoruz” dedi.

Şii Husilerin kontrolündeki Sada’ya 9 Ağustos’ta düzenlenen Suudi hava saldırısında ABD yapımı füzeyle bir okul otobüsünün vurulması sonucu en az 40’ı çocuk 50’den fazla sivil ölmüştü.

SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI : Suudi Arabistan’da ‘türban ve çarşaf’ zorunluluğu bitiyor !


Suudi Arabistan’da ‘türban ve çarşaf’ zorunluluğu bitiyor !

Son dakika. Suudi Arabistan son yıllarda aldığı kararlarla dikkat çekiyor.. Suudlar, bir ‘tabuyu’ daha yıkmak için ilk adımı attı.. Ülkesinin Ilımlı İslam’a geçeceğini açıklamasının ardından yaptığı reformlarla adından sıkça söz ettiren Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman şimdilerde verdiği devrim gibi kararla gündemde. Buna göre, Suudi kadınlar artık "saygılı" giyindikleri sürece çarşaf giymek zorunda olmayacaklar. Selman, biz 1979’dan önce hayatı doğal yaşıyorduk.. Din, siyah çarşafı şart koşmuyordu. sözleriyle kadınlara müjdeyi verdi..

SON DAKİKA.. ŞERİAT KANUNLARIYLA YÖNETİLEN SUUDİ ARABİSTAN’DAN DEVRİM GİBİ BİR KARA DAHA GELİYOR..

Ilımlı İslam‘a geçiş sürecindeki Suudi arabistan’da Veliaht Prens Selman tarafından reformlar yapılmaya devam ediyor. Reuters’ın haberine göre, Veliaht Prens tarafından duyurulan yeni reform kadınları yakından ilgilendiriyor.

Buna göre, katı dini kurallarıyla bilinen Suudi Arabistan’da kadınlar ‘Toplum kurallarına uygun ve saygılı’ giyindikleri takdirde çarşaf giyinmek zorunda kalmayacak.

"ERKEKLER GİBİ SAYGILI GİYİNECEKLER"

Reyters’in haberine göre, Veliaht Prens Selman, CBS kanalına verdiği röportajda, “Şeriat kanunları gayet açık, kadınların, aynı erkekler gibi, “saygılı” bir şekilde giyinmeleri gerekiyor. Bunun siyah çarşaf şeklinde olması gerekmiyor” ifadelerini kullandı.

"DİN SİYAH ÇARŞAFI ŞART KOŞMUYOR"

Selman, “1979 yılından önce Suudi Arabistan’da hayatı doğal bir biçimde yaşıyorduk. Din, siyah çarşafı şart koşmuyordu. Kadının örtünmek için siyahı kullanması kendi seçimidir” dedi.

SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI /// ERCAN CANER : Suudi Hanedanlığının Maceraları


ERCAN CANER : Suudi Hanedanlığının Maceraları

‘‘Siz küçük çekik gözlü kırmızı yüzlü basık burunlu çehreleri sanki örs üzerinde dövülmüş ve üzeri derilerle kaplanmış sağlam kalkanlar gibi bir kavim olan Türkler ile savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. Siz kıldan örülmüş çorap giyen bir kavimle savaşmadıkça kıyamet kopmayacaktır. ’’ (Buhari ”Menakıb” 24; Ebu Davud ”Melahim” 9. )

Ercan Caner Sun Savunma Net 17 Ekim 2018

Cemal-Kaşıkçı-Öldürüldü-mü.jpg?resize=640%2C428&ssl=1

Cemal Kaşıkçı Öldürüldü mü?

Yabancı medya organlarının ağız birliği etmişçesine yayınladığı haberlere göre; Türk yetkililerin elinde gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda 15 kişiden oluşan özel bir infaz timi tarafından öldürüldüğüne dair kanıtlar bulunmaktadır.

Yine yabancı medya organlarında yer alan haberlere göre; Suudi Arabistan Veliaht Prensi Mohammed bin Salman son yazısında Suudi yetkililere Yemen savaşının sonlandırılması çağrısı yapan gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda ortadan yok olmasından birinci derecede sorumludur. Bir insanın hem de başkonsoloslukta ortadan kaybolması Suudi Arabistan’ın bir haydut devlet olduğunun en büyük kanıtıdır. Kendi vatandaşlarını konsolosluklarda tuzağa düşürerek hunharca öldürmek bir devlet terörüdür. Terör uygulayan katil devletlerle iş birliği yapılmamalıdır.

Cemal Kaşıkçı bir zamanlar Suudi prensleri ve üst düzey yetkililerinin güvendikleri bir isimdir. 2 Ekim 2018 günü Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda ortadan kaybolan gazetecinin öldürüldüğüne ve parçalanan cesedinin kutular içinde konsolosluktan çıkarıldığına dair iddialar ortalıkta dolaşmaktadır. Suudiler ise gazetecinin kısa bir süre kaldıktan sonra konsolosluktan ayrıldığını iddia etmektedirler. Kaşıkçı’nın konsolosluğa girdiği esnada çalışan kameralar nedense çıkarken çalışmadığından konsolosluk yetkilileri çıkış görüntülerini veremediklerini ileri sürmektedir. İstanbul’daki Suudi Arabistan başkonsolosluğunda Salman’ın infaz timi tarafından hunharca öldürüldüğü iddia edilen Kaşıkçı’nın Washington Post gazetesinde 11 Eylül 2018 tarihinde yayınlanan son yazısı Suudi yetkililere Yemen savaşının sonlandırılması yönünde yaptığı bir çağrıdır.

Kaşıkçı’nın; ‘‘Veliaht Prens Gaddar Yemen Savaşını Sonlandırarak Ülkesine Haysiyetini Yeniden Kazandırmalıdır’’ başlıklı son yazısını Sun Savunma Net sitesinden okuyabilirsiniz.

Salman’ın Vukuatları

Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin İstifaya Zorlanması

Geçen yıl Kasım ayında Suudi Arabistan Veliaht Prensi Mohammad bin Salman

saad-hariri-lübnan.jpg?resize=640%2C396&ssl=1

Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi istifaya zorlamış zavallı adam rehine gibi göründüğü bir televizyon kanalına verdiği demeçle başbakanlıktan istifa ettiğini açıklamıştır. Kot pantolon ve tişört giyerek Salman ile çölde piknik yapmaya gittiğini zanneden Suudilerin uzun yıllardan beri müttefiki olan zavallı Hariri’nin cep telefonları alınmış biri hariç korumaları uzaklaştırılmış ve Suudi güvenlik mensupları tarafından ağır hakaretlere uğramıştır.

En sonunda da eline bir istifa mektubu verilerek bir Suudi televizyon kanalında okuması istenerek hakaret ve aşağılamanın en büyüğüne maruz bırakılmıştır. Zavallı Başbakan Hariri Fransa Birleşik Devletler Mısır ve diğer ülkelerin yoğun diplomatik çabaları sonucu serbest kalarak ülkesine dönebilmiş ve istifasını geri almıştır.

Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel’in Hariri’nin zorla Suudi topraklarında tutulduğu yönündeki açıklaması Salman’ı delirtmiş ve Suudi hanedanlığı Berlin’deki elçisini geri çağırarak ve Riyadh’daki Alman elçiliğine bir protesto mektubu göndererek tepki göstermiştir.

Rüşvet ve Yolsuzluk İddialarıyla Tutuklamalar

Suudi yetkililer krallığın en zengin ve güçlülerinden 381 Suudi vatandaşını yolsuzluk ve rüşvet suçlamaları ile Ritz-Carlton otelinde alıkoymuştur. 381 zengin ve güçlü Suudi sözde ülkelerinden çaldıkları 107 milyar dolardan fazla parayı ödedikten sonra serbest bırakılmışlardır. Otelde alıkoyulanlar arasında en az 11 adet prens de vardır.

suudi-milyarderler.jpg?resize=640%2C400&ssl=1

Suudi Hanedanı ve Kadın Hakları İhlalleri

Sözde kadınlara bazı haklar verdiğini iddia eden Suudi yetkililer ülkede kadın hakları için mücadele eden kadınları tutuklamayı sürdürmektedir. Samar Badawi ve Nassima al-Saadah adlı kadın hakları savunucuları kadınlara 2018 Haziran ayı sonlarına doğru araba kullanma hakkı verilmesinden birkaç ay sonra tutuklanmıştır.

Kadınlara oy hakkı verilmesi ve erkek gardiyanlığının kaldırılması için mücadele eden ve 2012 yılında Uluslararası Cesur Kadın ödülünü alan Samar Badawi de son tutuklanan kadınlar arasındadır. Halen 10 yıllık hapis cezasını çekmekte olan Samar Badawi’nin kardeşi Raif Badawi’nin davası 2015 yılında dünya kamuoyunun dikkatini çekmiştir. Zavallı adam İslam dinine hakaret etmek ve bağımsız bir web sitesi açarak krallık yasalarına karşı çıktığı gerekçeleriyle 1.000 kırbaç cezasına çarptırılmıştır.

Suudiler 24 Haziran 2018 tarihinde kadınlara araba sürme hakkı vermiştir fakat bu hak için mücadele eden insanların birçoğu hâlâ Suudi cezaevlerinde tutulmaya devam edilmektedir.

samar-badawi-michelle-obama-hillary-clinton.jpg?resize=640%2C436&ssl=1

Kanada-Suudi Hanedanı Gerginliği

Kanada’nın Suudi hanedanlığının kadın insan hakları savunucularını tutuklamasını protesto etmesi eleştirileri kaldıramayan Salman’ı öfkeden deliye döndürmüş ve iki ülke arasında diplomatik bir skandal patlak vermiştir.

Kanada Dışişleri Bakanı Chrystia Freeland attığı bir Twitter mesajında Samar Badawi’nin tutuklanmasını eleştirmiş bunun üzerine kraliyet hanedanı Kanada büyükelçisi Dennis Horak’ın 24 saat içinde ülkeyi terk etmesini talep etmiş ve Kanada’daki Suudi Arabistan elçisini de geri çağırmıştır. Öfkeden kuduran Suudi hanedanı bununla da yetinmeyip Kanada ile yakın bir geçmişte imzalanan ticaret anlaşmasını da iptal etmiştir.

Suudi hanedanlığı ayrıca Kanada ile olan eğitim programlarını da iptal etmiş ve bu ülkedeki öğrencilerini (yaklaşık olarak 12.000) başka ülkelere kaydırmıştır. Suudi havayolları şirketi Kanada’nın en büyük kenti olan Toronto’ya uçuşları durdurmuştur.

Kanada ile Suudi hanedanlığı arasında yılda 4 milyar doları bulan ticarete ilave olarak Kanada General Dynamics Corp imali hafif zırhlı araçlar için imzalanan 13 milyar dolar tutarında bir anlaşma da mevcuttur. Bu tutar Kanada tarihindeki en büyük gelişmiş üretim dış satımıdır.

Salman’ın gelecekte yerden yere vuracağı ve ‘‘Filistinlilerin önerileri kabul ederek görüşme masasına oturmayı kabul etme ya da çenelerini kapatarak sızlanmayı kesme zamanı geldi’ ifadelerini kullanacağı zavallı Filistin Otoritesi Başkanı Mahmoud Abbas da Kanada’nın Suudi Arabistan’ın iç işlerine karışmaması gerektiğine yönelik bir açıklama yapmıştır.

Salman ve Yemen Savaşı

Mohammed bin Salman despot bir savaş suçlusudur 3 5 yıldır süren Yemen katliamından; kadınlar ve çocuklar dâhil binlerce masum Yemenlinin ölümünden sorumludur. ABD ve diğer Batı ülkelerinin yanı sıra Türkiye’deki iktidar da Suudi katilleri Yemen savaşı nedeniyle suçlamaktan nedense kaçınmaktadır. Bu da savaş suçlusu Mohammed bin Salman’ın istediği gibi hareket etmesine neden olmaktadır.

Suudi hanedanı 2015 yılında dokuz Arap ve Afrika ülkesinden oluşan bir askeri koalisyonla Yemen’e müdahale etmektedir. 26 Mart 2018 tarihi itibarı ile en az 10.000 Yemenli hayatını kaybetmiştir. Kayıpların sayısını tahmin etmek zordur ve Save The Children organizasyonuna göre bugüne kadar en az 50.000 çocuk hayatını kaybetmiştir. Birleşmiş Milletlere göre Yemen’deki ölümlerin üçte ikisi Suudi hanedanının hava saldırılarından kaynaklanmaktadır.

mohammed-bin-salman.jpg?resize=640%2C323&ssl=1

10 Mayıs 2017 tarihinden itibaren Suudi yönetimi kendi topraklarındaki Awamiyah kasabasını da sürekli olarak bombalamakta zırhlı araçlarla kasabaya Suudi yönetiminin katilleri tarafından operasyonlar düzenlenmektedir. Saldırıların nedeni ise bu kasabada Suudi yetkililere göre Şii militanların saklanıyor olmasıdır.

Milli Yas Bilmecesi

AKAPE iktidarı nedense haydut devlet Suudi Arabistan ile ilişkilerini sıcak tutma gayreti içindedir. Bunun en belirgin örneği ise Katar krizinde elebaşı olan Suudi Arabistan’ın eski kralı iki kutsal caminin koruyucusu Abdullah bin Abdülaziz el-Suud BİR KİŞİ olarak 23 Ocak 2015 tarihinde öteki tarafa göç ettikten ve aynı gün Al Oud mezarlığına gömüldükten sonra bir gün süreyle milli yas ilan etmesidir.

arab-krala-milli-yas-türkiye.jpg?resize=640%2C240&ssl=1

Suudi Arabistan’ın eski kralı İki Kutsal Caminin Koruyucusu Abdullah bin Abdulaziz el-Suud 1 Ağustos 1924 günü Riyad Suudi Arabistan’da doğmuş 23 Ocak 2015 tarihinde yine aynı kentte yaşama gözlerini yummuş ve aynı gün Al Oud Mezarlığına defnedilmiştir. Vahabi gelenekleri gereği Suudi Arabistan’ı 23 yıl yöneten kralın mezarını belli edecek bir taş dahi dikilmemiş ve üzerinde ‘‘Allah’tan başka tanrı yoktur’’ yazısı yer aldığından bayrağın yarıya indirilmesi Kuran’a saygısızlık olarak algılandığı için bayraklar da yarıya indirilmemiştir.

Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz el-Suud’un 90 yaşında vefatı sebebiyle Başbakanlık Basın merkezi tarafından yapılan yazılı açıklama ile 24 Ocak 2015 gününde bir günlük milli yas ilan edilmiştir. Yapılan yazılı açıklamada; ‘‘Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdulaziz el-Suud’un vefatı sebebiyle 24 Ocak’ta bir günlük milli yas ilan edilmiştir. Bu vesile ile merhum Suudi Arabistan Kral Majesteleri Abdullah bin Abdulaziz el-Suud’a yüce Allah’tan rahmet diliyor kardeş Suudi Arabistan halkı ile Arap ve İslam Âlemine taziyelerimizi iletiyoruz’’ ifadelerine yer verilmiştir.

Oysa 31 Mayıs 2017 günü Şırnak’ta meydana gelen helikopter kazasında toplam 13 VATAN EVLADI şehit olmuş bütün ülkeyi yasa boğan bu olayda dahi AKAPE hükümeti milli yas ilan etmeyi aklından bile geçirmemiştir.

Birleşik Devletler – Suudi Hanedanı İlişkileri

11 Eylül 2001 saldırılarını gerçekleştiren 19 yolcudan 15’i Suudi vatandaşı olmasına rağmen iki ülke arasındaki ilişkiler nedense hiç sarsılmamıştır. Başkan Obama zamanında Amerikan şemsiyesi altında bölgesel güvenliği tehdit eden ve Amerikan çıkarlarına zarar veren bir ülke olarak görülen Suudi Arabistan Başkan Donald Trump’ın ilk resmi dış ziyaretini gerçekleştirdiği ülke olmuştur.

Suudi hanedanı kadınların araç sürmesini engellese de dünyanın her yerinde dinsel okulları destekleyerek şeriatı desteklese de ABD-Suudi ilişkileri bugüne kadar hiç bozulmamıştır. İki ülke arasındaki ilişkiler 1933 yılında petrol nedeniyle başlamış ve kültür ve değerler büyük farklılıklar gösterse de kesintisiz devam etmiştir.

Standard Oil ve Texaco Exxon Mobil üçlüsü tarafından kurulan Aramco (Arabian American Oil Company) 1944 yılında krallığın petrol rezervlerini bulmuş ve Suudileri dünyanın en büyük petrol ihraç eden ülke konumuna taşımıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Suudi Arabistan ve bölgedeki petrol zengini diğer ülkelere güvenlik sağlamak Birleşik Devletlerin birinci önceliği olmuştur. Soğuk Savaş döneminde de Suudiler daima Birleşik Devletlerin güvenilir bir stratejik ortağı olmuştur. ABD İran devrimine kadar bir denge politikası güderek petrol ihtiyacını İran ve Suudilerden karşılamış fakat İran İslam Devrimi sonrasında bu tablo değişmiştir.

ABD-Suudi iş birliği Birinci Körfez harbi esnasında zirve noktasına ulaşmıştır. Yarım milyondan fazla ABD’li asker bölgeye gelmiş çoğu Suudi Arabistan’daki üslere yerleştirilmiştir.

1979-1989 yılları arasında Sovyet işgaline karşı ABD Suudi Arabistan ve Pakistan hep birlikte Afganistan direnişini de desteklemiştir. Afganlı mücahitlere para ve silah akmış binlerce Sünni Müslüman Afganistan’a savaşmak için akın etmiştir.

Birleşik Devletler- Suudi hanedanı ilişkileri petrol karşılığında güvenlik sağlamaya dayanan ve her iki tarafında yararlandığı stratejik bir ilişkidir. Suudilerde bu kadar petrol olduğu sürece de bozulacak gibi görünmemektedir.

Hacı Ölümleri

Son 20 yılda 3.000 kadar hacı Suudi Arabistan topraklarında hayatlarını kaybetmiştir. Bugüne kadar meydana gelen en büyük felaket 1990 yılında gerçekleşmiş ve çoğunluğu Malezya Endonezya ve Pakistan’dan gelen tam 1.426 hacı Mekke kentindeki bir tünelde feci şekilde can vermiştir.

hacılar-birbirini-taşladı.jpg?resize=640%2C426&ssl=1

2015 yılında Mekke’de 1200’den fazla hacı izdiham nedeniyle hayatını kaybetmiş her yıl hacılardan dokuz milyar dolardan fazla para kazanan Suudi kralı olay üzerine çok kızarak 28 kişinin kafalarının kesilmesini emretmiştir. Oysa hac esnasında insanların ölmesi ne yazık ki normal bir olay haline gelmiştir. İki kutsal caminin koruyucusu unvanlı Suudi kralın alamadığı tedbirler yüzünden 1987 yılında 402 1990 yılında 1 426 1994 yılında 270 1997 yılında 340 1998 yılında yaklaşık 180 2001 yılında 35 2004 yılında 244 ve 2006 yılında 364 hacı kutsal topraklarda dini vecibelerini yerine getirirken can vermiştir.

Kafa Kesmeler

Suudi Arabistan şeriata dayalı monarşi ile yönetilen bir devlettir. İslam resmi dindir ve yasa bütün vatandaşların Müslüman olmasını zorunlu kılmaktadır. Suudi yönetimi diğer dinlere mensup olanların ibadetlerini açık bir şekilde yapmalarına müsaade etmemektedir.

arabistan-şeriat-kafa-kesme.jpg?resize=640%2C338&ssl=1

Suudi yönetimi 21’nci asırda yargısız infazlarla kafa keserek insanları hunharca öldüren bir devlettir. Suudi yargısı da zanlıların işkence altında verdikleri itirafları sorgulama gereği dahi duymadan kafalarının kesilerek öldürülmesi cezası veren devletin infaz tim üyeleridir.

Suudi yönetimi eril ve dişil canlılar arasında ayrım yapmayı sürdürmenin yanı sıra kadınlar ve kızlar arasında dahi ayrım yapan bir yönetimdir. Kadınlar erkek muhafız müsaadesi olmadan (genellikle koca baba birader veya oğul) seyahat edemez evlenemez ve tıbbi bakım alamazlar.

Ülkede çalışan ve çoğunluğu kadın olan yabancılar sürekli olarak psikolojik baskılar ve cinsel istismara maruz kalmakta kendilerini efendi sanan geri zekâlıları şikâyet ettiklerinde ise fahişelik cadılık ve kara büyü yapmakla suçlanmaktadırlar. Ve bu suçların Suudi topraklarında cezası kafa kesilerek infazdır.

Salman ve Yahudiler

Suudi Prens Salman Oğlu Muhammed (Mohammed bin Salman) 2018 yılı Mart ayında Amerikan Yahudi organizasyonları ile New York’ta yapılan bir toplantıda barış tekliflerini reddettiği gerekçesiyle Filistin Otoritesi Başkanı Mahmoud Abbas’ı yerden yere vurarak Filistin liderliğini sert sözlerle eleştirmiştir.

Veliaht Prens Yahudi organizasyonlarına yaptığı açıklamada Filistin liderliğinin son birkaç on yıldır bütün barış önerilerini reddederek fırsatları birbiri arkasına kaçırdığını dile getirmiştir. Mohammed Bin Salman açıklamasında; ‘‘Filistinlilerin önerileri kabul ederek görüşme masasına oturmayı kabul etme ya da çenelerini kapatarak sızlanmayı kesme zamanı geldi’’ ifadelerini kullanmıştır.

donald-trump-kılıç-dansı-suud.jpg?resize=640%2C413&ssl=1

Jerusalem Post gazetesinin bildirdiğine göre; 27 Mart 2018 tarihinde New York kentinde yapılan toplantıya; AIPAC (American Israel Public Affairs Committee- Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi) Amerikan Yahudi Komitesi Anti-Defamation League (İftira ve İnkârla Mücadele Birliği) Kuzey Amerika Yahudi Federasyonları B’nai B’rith Teşkilatı (Ahit’in Çocukları) ve Büyük Amerikan Musevi Örgütleri Başkanları Konferansı üyeleri katılmıştır.

Suudi Arabistan ile İsrail her iki hükümet de bölgede İran ve müttefiklerinden kaynaklanan tehditler nedeniyle kaygılı olduklarından son birkaç yılda birbirlerine çok yakınlaşmıştır. Amerika’ya yaptığı gezi esnasında Salman Oğlu Muhammed İran Dini Lideri Ayotollah Ali Khamenei’yi Hitler’e benzetmiştir. Suudi Veliaht Prens Salman Oğlu Muhammed ‘‘The Atlantic’’ dergisine yaptığı açıklamada da İsraillilerin ‘‘kendi topraklarına sahip olma hakkına sahip olduklarını’’ ifade etmiştir.

Suudi yönetimindekiler sahip oldukları petro dolarlar ile her istediklerini yapabileceklerini düşünen şımarıklardır. Yukarıdaki fotoğrafta görülen kılıç dansından cesaret alan Suudili yetkililerin Katar’dan talepleri arasında ülkedeki Türk askeri varlığını ve Türkiye ile ortak askeri iş birliğini derhal sonlandırması talebi de vardır.

Suudi hanedanlığı ile ortak bir çalışma grubu kurarak olası bir cinayeti aydınlatmak imkânsızdır. 24 saat süre verilerek bütün Suudi diplomatlar sınır dışı edilmelidir. Kanada devleti iki ülke arasındaki yıllık 4 milyar dolarlık ticaret hacmini ve 13 milyar dolarlık hafif zırhlı araç işini düşünüyor olabilir fakat Türkiye böyle küçük tutarda paralara pabuç bırakacak bir ülke değildir.

Link : https://sunsavunma.net/suudi-hanedanliginin-maceralari/?fbclid=

SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI /// ABD’li senatör : Biz olmasak Suudi Arabistan bir haftada Farsça konuşmaya başlar


ABD’li senatör : Biz olmasak Suudi Arabistan bir haftada Farsça konuşmaya başlar

ABD’de Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, "Biz olmasak Suudi Arabistan bir haftada Farsça konuşmaya başlar. Biz yardım etmesek orduları kese kağıdıyla bile savaşamaz." dedi

ABD’de Fox News kanalında gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, "Kaşıkçı olayı konusunda Riyad yönetimine baskı yapmanın, ABD’nin bölgedeki çıkarlarını, özellikle İran’a karşı duruşunu olumsuz etkileyebileceği" belirtilerek bu konuda görüşünün sorulması üzerine değerlendirmelerde bulundu.

AA’nın haberine göre Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) Direktörü Gina Haspel’in Senatoda düzenlediği Kaşıkçı oturumuna katılan tüm senatörlerin Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Kaşıkçı cinayetinin suç ortağı olduğuna inandığını ifade eden Graham, şunları kaydetti:

"Senatoda bugüne kadar tanık olduğum en iyi bilgilendirmeydi. İki analist bizi Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Kaşıkçı’yı iki yıldır takibe almış olduğunu anlattı. Söz konusu operasyonun detaylı olarak planlandığı, operasyonun yürütülmesinden sorumlu olan kişinin Veliaht Prens’in sağ kolu olduğu ifade edildi. O bilgilendirmeyi dinleyen senatörlerin hiçbirinin Muhammed bin Selman’ın suç ortağı olduğuna dair şüphesi yok."

Graham, Veliaht Prens’in hedef aldığı tek muhalifin Kaşıkçı olmadığını, başka ülkelerde başka muhaliflerin de alıkonulduğu ve kaçırılarak Suudi Arabistan’a geri götürüldüğü vakaların yaşandığını kaydetti.

Öte yandan Graham, Muhammed bin Selman’ın bir süre önce Lübnan Başbakanı Saad Hariri’yi de bir hafta Riyad’da alıkoyduğunu hatırlattı.

"Veliaht Prens adeta yıkım güllesi gibi"

Graham, Fox TV sunucusunun "Peki bu konuda ne yapacaksınız?" sorusuna, "Bir kere onun suç ortağı olduğunu söyleyeceğiz. Senatoda oturum düzenleyip Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Kaşıkçı cinayetinde suç ortağı olduğunu ortaya koyacağız." yanıtını verdi.

Senatör olarak bundan böyle Suudi Arabistan’a yönelik hiçbir silah satışına destek vermeyeceğini belirten Graham, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Veliaht Prens Muhammed bin Selman, adeta yıkım güllesi gibi. Bence aklı yerinde değil. Hangi aklı başındaki insan bir kişiyi kandırarak Türkiye’deki konsolosluğa getirip öldürdükten sonra bunun yanına kalacağını düşünür ki? Benim endişem şu ki bu adamın liderliğindeki Suudi Arabistan’a satacağımız silahlar daha sonra Rusların veya Çinlilerin eline geçebilir."

Veliaht Prens liderliğindeki Suudi Arabistan ile ilişkilerin gözden geçirilmesi konusunda Senatoda partilerüstü bir mutabakat bulunduğunu kaydeden Graham, "Suudi Arabistan ile ilişkimiz stratejik olarak önemli ancak bunun için her bedeli ödeyecek değiliz." ifadesini kullandı.

Sunucunun, "ABD’nin İran’a karşı Suudi Arabistan’ın desteğine ihtiyacı olduğunu" ifade ederek bu konudaki görüşünü sorması üzerine Graham, "Bu konuda çok açık konuşacağım. Biz olmasak Suudi Arabistan bir haftada Farsça konuşmaya başlar. Biz yardım etmesek orduları kese kağıdıyla bile savaşamaz. ABD’nin petrol ithalatının yalnızca yüzde 9’unu karşılıyorlar. Bizim onlara ihtiyacımız olduğundan daha fazla onların bize ihtiyacı var." değerlendirmesinde bulundu.

Graham ayrıca, "ABD’nin İran’dan korunmak için cani bir rejime tutunması, Muhammed bin Selman gibi bir haydutla iş birliği yapması gerektiği fikrine katılmıyorum. Bilakis ona dayanmayı sürdürürsek bölgeyi yönetme yeteneğimizi kaybedeceğiz." şeklinde konuştu.

SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI : Hayırlı olsun Selman efendi…


Hayırlı olsun Selman efendi…

Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’da yayımlanan Kraliyet Divanı kararnamelerine göre, Kral Selman bin Abdulaziz Al Suud, Çalışma ve Sosyal Kalkınma Bakanı Gafis’in görevden alınmasına, Kültür ve Enformasyon Bakanlığının iki ayrı bakanlığa ayrılmasına, “Mekke ve Kutsal Mekanlar Kraliyet Kurulu” oluşturulmasına karar verdi. Kutsal topraklarda daha iyi hizmet verilebilmesi için “Mekke ve Kutsal Mekanlar Kraliyet Kurulu” oluşturulması talimatı verilen kararnamelerde, söz konusu kurula da Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın yönetim kurulu başkanı olarak tayin edildiği belirtildi. Yönetim kurulu üyelerinin bazılarının Veliaht Prens tarafından belirleneceği kaydedildi.

KÜLTÜR VE ENFORMASYON BAKANLIĞI İKİ BAKANLIĞA AYRILDI

Kararnamelerde ayrıca mevcut “Kültür ve Enformasyon Bakanlığı”nın, Kültür Bakanlığı ve Enformasyon Bakanlığı olmak üzere iki ayrı bakanlığa ayrıldığına dikkat çekildi. Söz konusu bakanlığın iki ayrı bakanlık olarak yeniden yapılandırılması çalışmalarını tamamlaması için Bakanlar Kurulundaki uzmanlar heyetinin görevlendirildiği aktarıldı.

Yeni yapılanmayla oluşan ve sadece kültür faaliyetleri üzerinde çalışmalarını sürdürecek Kültür Bakanlığı makamına Prens Bedr bin Abdullah bin Muhammed bin Ferhan Al Suud atandı. Eş-Şeyh Salih Al eş-Şeyh, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu üyesi; Abdullatif bin Abdulaziz bin Abdurrahman Al eş-Şeyh de İslam İşleri, Davet ve İrşat Bakanı olarak tayin edildi.

Öte yandan Çalışma ve Sosyal Kalkınma Bakanı Gafis görevden alınarak yerine, Riyad Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmed bin Süleyman er-Racihi atandı. Yeni kararnamelerde görevden alınan Ulaştırma Bakanı Yardımcısı Saad el-Halb’ın yerine Bedr ed-Delami ile Abdulhadi el-Mansur’un atanmasının yanı sıra birkaç bakanlığa daha yeni üst düzey atamalar yapıldı. Suudi Arabistan’da geçen şubat ayında yayımlanan kararnamelerde de Genelkurmay Başkanı ve Hava Kuvvetleri Komutanı emekliye sevk edilmiş, Kara Kuvvetleri Komutanı ile birçok bakan yardımcısı ve üst düzey yetkili görevden alınmıştı.

Bu konuya daha önce dikkatinizi çekmiş, hem kutsal mekanların sahiplenilmesi konusunun hem de robot Sophie uyumlu (yapay zeka) bir şehirler kültürü oluşturulacağından bahsetmiştik. O yazımızın ilgili bölümü:

Tüm bu haberlere ek olarak muhtemelen çoktan unuttuğunuz bir olaylar dizisini hatırlatalım.

11 Eylül 2015‘te Mekke’de genişletme projesi kapsamında Mescid-i Haram’daki bir vinç devrilmiş, yaşanan faciada 107 kişi hayatını kaybetmişti. Daha sonra 24 Eylül 2015′te Mina’da şeytan taşlama sırasında yaşanan izdihamda 700’den fazla kişi ölmüş, 800’den fazla kişi yaralanmıştı. İran Hac ve Ziyaret Kurumu Başkanı Said Ohedi, bu kazalarda ölen İranlılar için Suudi Arabistan’ın tazminat ve kan parası ödemesi gerektiğini belirtmişti.

İran’ın İslami İrşad ve Kültür Bakanlığı, Suudi Arabistan’la yaşanan vize sorunu, hacıların kutsal topraklara gidişi ve güvenliği gibi konularda anlaşma sağlanamadığı için İranlı vatandaşların o yıl hacca gitmeyeceklerini açıklamıştı.

Ardından İran’ın dini lideri Ayetullah Hamaney, yüzlerce hacının yaşamını yitirdiği olayla ilgili suçladığı Suudi yönetiminin elinden Hac organizasyonunun alınması çağrısı yapmıştı.

Türkiye’de topa girmiş ve bu organizasyonu yapmaya talip olmuştu.

Görüldüğü üzere kutsal yerlerin denetimi konusunda Şii, Sünni ve Arap dünyasının üç lider ülkesi bir parça kapışmış ama Suud kimseye verecek bir şeyleri olmadığı açıklamasıyla noktayı koymuştu.

Müslüman ülkeler arasında bir liderlik yarışı varken dışarıdan da İslam dinine, daha doğrusu tüm dinlere karşı Küreselcilerin büyük bir baskısı devam etmektedir.

Suudi Arabistan önderliğinde bazı kukla Arap rejimcikleri Türkiye’ye karşı gemi azıya alarak saldırmakta işi Türk dizilerini yasaklamaya kadar götürmektedirler. Hani bazı dizileri yasaklasınlar sözümüz yok ama asıl korktuklarının Muhteşem Yüzyıl, Diriliş Ertuğrul, Payitaht Abdülhamit gibi Türkiye’nin geçmişte İslam dünyası liderliğini hatırlatan diziler olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu bağlamda Erdoğan’ın bu çıkışı, Türkiye’de büyük çoğunluğu birer virüs gibi maşaları tarafından kullanılacakları günü bekleyen cemaatlere bir uyarı mesajı olacağı gibi, hem İsrail’e hava sahasını açan, hem de küreselcilerin (haşa) yapay tanrısı robot Sophie’ye vatandaşlık vererek, onların tanrısız akıllı şehirlerini Arabistan topraklarında inşa edeceğini söyleyen Suud’a karşı verilmiş bir mesajda olabilir.

Vatandaşlığı alan Sophie’nin ailesini kurduktan sonra oturacak yer ve hatta bir süre sonra şehir ve ardından devlet isteyeceği de gayet açıktır.

“WSJ’ye konuşan Suudi yetkililer ayrıca, Veliaht Prensin, fiili olarak el koyduğu inşaat şirketlerine, yatırımlarını geçen Ekim ayında açıkladığı 500 milyar dolarlık NEOM projesine aktarmaları direktifini verdiğini belirtti. (14 Mart 2018, Yeni Şafak)

Önümüzdeki dönemde dünya dinlerine karşı kafa karıştırıcı çok büyük operasyonlar yapılacağını tahmin ediyoruz. Ama asıl operasyonun İslam dinine karşı olacağını rahatlıkla söyleyebiliriz çünkü küreselcilerin sistemine uydurulamayacak tek din İslam dinidir.

İnsan 2.0 kitabını yazarak (Ray Kursweil) haşa yaradana meydan okuyan küreselci beyinlerin asıl hedefinin kendi kontrollerinde bir Din 2.0 olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

Bu bağlamda memleketimizi yöneten idarecilerin kafa karıştırıcı mesajlardan çok, açık seçik ve herkesin anlayacağı dilde mesajlar vermesine ihtiyaç vardır.

LİNK : http://www.stratejikhaberanaliz.com/2018/03/din-2-0-yaziliminizi-guncellemek-istiyorlar/

SUUDİ ARABİSTAN DOSYASI : Salman kadınlara spor iznini savundu


Salman kadınlara spor iznini savundu

Amerikan Time dergisine kapak olan Suudi Veliaht Prens Selman, "Eğer birisi çıkıp da kadınlar spor müsabakalarına katılamaz derse ona Peygamberimizi hatırlatırım” dedi. Suudi Arabistan’ı değiştiren Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Amerikan Time dergisine kapak oldu.

Prens Selman, ABD ziyareti kapsamında Time dergisine verdiği röportajda, ülkesinde cinsiyet eşitliği alanında attığı adımlardan bahsederken, bir kez daha Hazreti Muhammed’in eşlerini örnek gösterdi.Kadınların toplumsal hayata daha fazla katılmasının muhafazakarların tepkisini çektiğini hatırlatan Prens, "Eğer birisi çıkıp da kadınlar spor müsabakalarına katılamaz derse ona Peygamberimizi hatırlatırım. Hazreti Muhammed eşiyle (Hazreti Ayşe) yarışırdı. Eğer birisi çıkıp kadınlar iş dünyasına atılamaz derse, ona da Hazreti Muhammed’in iş kadını olan eşini (Hazreti Hatice) hatırlatırım" diye konuştu.
Veliaht Prens Selman, İsrail ile olası yakınlaşma için Filistin barışının ön şart olduğunu yineledi. Selman, "Eğer barış sağlanırsa elbette bir gün bizim de İsrail ile iyi ve normal ilişkilerimiz olacaktır" dedi.

Liste Trump’ın damadı Kushner’den

Öte yandan, Veliaht Prens Selman’ın yolsuzluk yaptıkları gerekçesiyle gözaltına aldırdığı isimlerin Amerikan istihbaratınca belirlendiği ve isim listesini Prens’e Trump’ın damadı Jared Kushner’in ilettiği iddia edildi. İngiliz bulvar gazetesi Daily Mail’in Washington kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, Merkezi Haber Alma Teşkilatı (CIA), bir süredir Suudi kraliyet mensuplarının cep telefonu görüşmelerini dinliyordu. Kraliyet üyelerini, başta ABD ve İngiltere olmak üzere gittikleri yabancı ülkelerde dinlemeye alan ajanlar, cep telefonu görüşmelerinden elde ettikleri bilgileri Beyaz Saray’a raporluyordu.

Geçtiğimiz Ekim ayında Suudi Arabistan’ı ziyaret eden ABD lideri Trump’ın damadı ve başdanışmanı Jared Kushner, baş başa görüşmelerinde bahsi geçen istihbarat raporunu Prens Selman’a iletti. Daha önce çıkan haberlerde mevcut Amerikan yönetiminin, Prens Selman’ın Suudi tahtına geçmesine destek verdiği öne sürülmüştü. Prens’in yakın arkdaşı olan Kushner’in görüşmede Selman’a, "Senin tahta çıkmanı istemeyen kraliyet üyeleri bunlar" dediği kaydedildi.

Ardından Prens Selman’ın kurduğu Yolsuzlukla Mücadele Komisyonu’na listeyi ilettiği ve gözaltı operasyonlarının başladığı belirtiliyor. Aralarında çok sayıda prens ve hükümet yetkilisinin de bulunduğu 200’ü aşkın zanlı, komisyonla yaptıkları anlaşma uyarınca, suçlamalardan kurtulmak için 100 milyar dolara yaklaşan servetlerinden vazgeçmek zorunda kalmıştı.

Suudi Arabistan’da yakın gelecekte tahta çıkması öngörülen Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın Kasım ayında başlattığı yolsuzlukla mücadele operasyonu kapsamında gözaltına alınan yüzlerce kişinin isim listesinin ABD tarafından hazırlandığı öne sürüldü.