NATO DOSYASI /// Cahit Armağan DİLEK : NATO’yu Suriye’ye sokacaklar !!!!


Cahit Armağan DİLEK : NATO’yu Suriye’ye sokacaklar !!!!

Türkiye, Barış Pınarı Harekatını başlattıktan sonra ABD ve Rusya ile mutabakatlar imzaladı. Ama PKK/YPG’nin saldırıları durmuyor.

Türkiye, YPG’nin çekilmediğini biliyorduk, muhataplarımız yükümlülüklerini yerine getirmedi diyor. O zaman "madem YPG’nin çekilmediğini biliyordunuz harekatı niye durdurdunuz?" diye sormazlar mı?

O mutabakatlarda "ABD ve Rusya’ya YPG’nin çekilmesini sağlayacak" diye bir madde olmadığını görürsünüz. Yani ABD ve Rusya hiçbir yükümlülük üstlenmemiş, sadece Türkiye’ye yükümlülük verilmiştir.

ABD ile yapılan devriyelerin oyalama olduğu görülmüştü. Benzerini Ruslarla ortak devriyelerde yaşıyoruz. Hatta daha da kötü bir fotoğraf yansıyor. Türk-Rus devriyesi başladığında da çoğunluğu PKK/YPG’li olan kalabalıklar Türk zırhlılarını taşlıyor. Putin ne zaman Türkiye’nin ABD’ye yaklaştığını görse İdlib’ten ses veriyor. Türk zırhlıların taşlanması sesin artan şiddetini gösteriyor.

Bu görüntülerle "burası bizim toprağımız Türkleri istemiyoruz" mesajı verdiriliyor, Türkiye ve TSK’ya karşı ayaklanma-direnme fotoğrafı yansıtılıyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün Trump ile görüşecek. Görüşecek ama Erdoğan’ın görüşmede ele alacağız dediği konulara ilişkin ABD’nin yanıtları çoktan geldi. Görüşme Türkiye açısından boşa çıktı.

Hem Trump’ın ulusal güvenlik danışmanı konuştu hem de Trump’ın ikinci mektup gönderdiği ortaya çıktı. Özeti: S-400’leri elinizden çıkarmazsanız yaptırım gelecek, F-35’lere dönüş ve Patriot satışı yok. Türkiye destekli ÖSO güçlerinin insani suçlar işledikleri iddialarını ciddiye alıyoruz (yani mutabakata aykırı davranıyorsunuz yaptırım gelebilir).

Erdoğan, görüşmede ana gündem Suriye olacak dedi. Ama ABD’nin Suriye yanıtları çoktan geldi. Suriye-Irak sınırında petrol sahalarının bulunduğu Suriye doğusunda ABD zırhlı tugay seviyesinde ateş gücü yüksek birliklerle yeniden konuşlandı. Türkiye sınırına yakın alanlar dahil o bölgede SDG-ABD ortak devriyelerine başladı.

Koalisyon sözcüsü ABD’li albay SDG sözcüsü teröristle ortak basın toplantısı yapıyor. Daha dün yeni bir TIR konvoyu SDG’ye gönderildi.

Trump’ın bunlardan yeniden geri adım atması beklenmez. Suriye konusu usulen konuşulacak. Çünkü ABD ne diyeceğini şimdiden söyledi. Bu da önleyici diplomasi olsa gerek.

Erdoğan ve hükümet üyelerine yaptırımları içeren hususlar birebir görüşmede ele alınacaktır. Ve tabi, SDG elebaşısı ve mektubu. İşte Trump’ın beklediği an.

Erdoğan, Trump’a SDG elebaşısının ne kadar kötü katil terörist olduğunu belgelerle anlatacağız diyor. ABD ve Trump’ın bilmediğini mi sanıyorsunuz? 3 yıldır FETÖ için yüzlerce koli ve dosya belge gönderdiniz. Sonuç ne? Son ABD raporuna göre sürgünde bir dini lider. Yani belgeleri verisiniz Trump da biz sizi ararız der.

Peşinden SDG elebaşısının mektubu masaya gelir. Erdoğan konuşmayacağım anlamında Trump’a takdim edeceğim dedi ama 13 Ekim ve 06 Kasım telefon görüşmelerinde bu mektup hakkında konuşulmuş zaten. Şimdi de sözde iade için masaya çıkardığınızda o mektubun yüzyüze görüşülmesi kaçınılmaz. Trump’ın Türkiye-SDG arasındaki arabuluculuğu da fiilen başlamış olur.

En son ne demişti bu konuda Trump? Kürtlerle düşmanlıkların azaltılması. Eyy Trump ne düşmanlığı biz terörle mücadele diyorsun diyebildiniz mi?

Bunun yolunun da Türkiye-SDG müzakeresinden geçtiğini düşünüyor ABD/Trump. O mektup ve SDG elebaşısı orada kesinlikle konuşulmamalı. Aksi durum ABD planının kabulü demektir.

ABD ve Rusya’nın, BM ve AB’nin SDG elebaşısını en üst düzeyde muhatap almasından sonra Neçirvan Barzani’nin de görüşüyor olması, Türkiye ve Barzani destekli Kürt partilerden oluşan ENKS’nin SDG ile işbirliği görüşmeleri yapmasıyla SDG/YPG ile elebaşının siyasi aktör olarak kabulü neredeyse tamamlanmıştır. Şimdi Türkiye buraya dahil ediliyor. O da Trump’ın işi olmuş.

Erdoğan görüşmenin diğer en önemli gündem konusunu uçağa binmeden önce açıkladı. Suriye kuzeyiyle ilgili konuşurken "NATO’nun buraya artık eğilmesi lazım. İngiltere’deki liderler zirvesini önemsiyorum. NATO ne işe yarar orada detaylı şekilde, bütün belgeleri ile ortaya koyacağız." dedi.

Evet 03-04 Aralık’taki NATO ve 4’lü liderler zirvesinde görüşülecek. Ama ondan önce Trump’la görüşülüp alt yapısı hazırlanacak. Çünkü Trump ertesi gün 14 Kasım’da NATO Genel Sekreteriyle görüşecek.

Erdoğan’ın kastettiği muhtemelen Almanya’nın önerisi olan Suriye kuzeyinde güvenli bölgeye uluslararası güç yerleştirilmesi. Almanya liderliğinde NATO ülkelerinin katkılarıyla oluşacak bir istikrar gücü.

Bu SDG/YPG özerk bölgesine NATO şemsiyesi açmak demektir.

Barış Pınarı Harekatını genişletemeyeceğini gören Erdoğan yönetimi , güvenli bölgede güvenliğin NATO merkezli uluslararası güçle sağlanması karşılığında bölgenin yeniden inşası projesinin Türkiye’ye verilmesine sıcak bakabilir.

Tabi işin bu hale gelebilmesi için Türkiye’nin bir şekilde S400’leri elinden çıkarmayı kabullenmesi gerekecek! İş de oraya meyletmiş durumda.

Peki, Rusya’nın eli armut mu toplayacak bu süreçte? Tam Suriye’yi kontrol atına aldım derken yeniden Batı’nın gelip yerleşmesine izin verecek mi? Batı’yı oraya geri getiren Türkiye’ye yanıt vermeyecek mi?

FAİLİ MEÇHULLER DOSYASI /// İstanbul’da ölü bulunan İngiliz ajanı Le Mesurier ile ilgili bomba iddia : CIA Suriye’de infaz edecekti !!!!


İstanbul’da ölü bulunan İngiliz ajanı Le Mesurier ile ilgili bomba iddia : CIA Suriye‘de infaz edecekti !!!!

Suriye‘de faaliyet gösteren ve küresel çapta Beyaz Baretliler olarak bilinen Suriye’deki sivil savunma ekiplerinin kurucusu eski İngiliz istihbarat subayı James Le Mesurier İstanbul’da ölü bulundu. İngiliz ajanının sır ölümünü bugünkü köşesine taşıyan Takvim yazarı Ergün Diler, "ABD, İngiltere’nin gizli kapılar ardındaki buluşmasını engellemek için Le Mesurier’u infaz etti. Aslında CIA, Le Mesurier’u önümüzdeki ay Suriye’de infaz edecekti. Suriye lideri Beşar Esad’a suikast düzenlemek isteyen MI6 ajanı olarak öldürülecekti." diye yazdı. Ergün Diler, "Hatta CIA tarafından dün Kraliçe’ye gönderilen fotoğraflarda, İstanbul Karaköy’de bir cafede Le Mesurier’un kahve içerken, arkasındaki iki Rus ajanı görülüyordu. Hem de Le Mesurier öldürülmeden birkaç gün önce." ifadelerini kullandı.

İngiliz ajanının sır ölümünü bugünkü köşesine taşıyan Takvim yazarı Ergün Diler, "İmparatorluk Nişanı sahibi İngiliz ajan James Gustaf Edward Le Mesurier, CIA‘nın takibindeydi. Ölmeden birkaç gün önce Karaköy‘de bir kafede yan masada iki Rus ajanıyla birlikte fotoğraflandı.
Hepsini o kafeye çağıran elbette CIA‘ydı. Olaydan hemen sonra o kare Kraliçe Elizabeth‘in masasına konuldu." dedi.

İşte Ergün Diler’in bugünkü yazısı;

AJANLARLA ilgili filmler, romanlar, oyunlar hep izlenir. Merak edilir çünkü. Ortalama zekanın üzerindeki insanların sahne aldığı oyunlardır SPY GAME’ler! BATI medyası da dünden itibaren KARAKÖY’deki cinayet işine girdi. JAMES GUSTAF EDWARD LE MESURIER’un öldürülmesi de bazı karanlık dehlizlerde deprem etkisi meydana getirdi. Bu konuları çok iyi bilen isimleri ve yayınları takip edince sarsıntının büyüklüğünü görmek zor olmuyor…
Öncelikle şunu paylaşmak istiyorum.
Bir JAMES BOND filmindebulacaklarımızdan çokdaha fazlasıyla karşıkarşıyayız… Öyle şeyleryazılmakta şaşarsınız… Benöğrendiklerim karşısında ilkolarak "İstanbul’da yaşıyoruzve hiçbir şey bilmiyoruz.
Bu çok kötü…" duygusuna kapıldım…
Doğal olarak insan öğrenmek ve paylaşmak istiyor… İstanbul’da yaşanan ve çok önemli bir operasyonla ortadan kaldırılan Le Mesurier DOSYASINI genişletelim…
Biraz geri gidelim…
2018 yılında İngiltere’nin Salisbury kentinde Rus eski ÇİFTE ajan Sergey Skripal ve kızı Yulya Skripal’e düzenlendiği öne sürülen sinir gazı saldırısı, sahte bayrak operasyonuydu.
Bu planın arkasında ABD vardı. MI6’daki derin yapı ile Washington ortak hareket ediyordu. Bunu anlatan çok şey yazdım. Amaç İngiltere’nin Rusya ile olan GÜÇLÜ BAĞI’nı zayıflatmaktı! Skripal operasyonu da bunun için kurgulandı.
Ardından İngiltere ile Rusya karşı karşıya geldi. Birbirlerini düşman ilan ettiler. İngiltere’de yaşayan oligarklar, milyarlarca sterlin kaybetti.
Bu para Rus devletinin parasıydı. Sonuç itibariyle operasyon etkisini göstermiş ve sonuç alınmıştı. Roman Abramovich gibi bir isim LONDRA’ya girememişti.
Kriz büyüktü! Unutmayın!
Abramovich üzerinden de en sert tepki, Putin’e verildi.
Putin de Kraliçe Elizabeth de İngiliz Lordlar Kamarası ile 10 Numara da tüm gerçekleri biliyordu ama Amerikan algısı işte böyle güçlü bir silahtı ve başarılı oluyordu.
Bu hamle, özenli bir şekilde hazırlanan ALGI ile bezenince, sonuçlar haliyle değerli oldu! CIA başardı!
MI6’in desteğiyle…
Şimdi İstanbul’a gelelim.
Kılıç Ali Paşa Camii’nin yan sokağına demir atalım…
James Gustaf Edward Le Mesurier’un sahte bayrak OLMAYAN operasyonuna…
Açık şekilde İngiliz İmparatorluğu Le Mesurier’u koruyamadı.
Le Mesurier’a 2016’da, "Suriye Sivil Savunma hizmetlerindeki gayreti ve petrolün İngiliz şirketlerince kazanılmasındaki üstün başarısından dolayı" Kraliçe’nin en prestijli ödülü olan İngiliz İmparatorluğu Nişanı (OBE) takdim edildi. Bu ne OSCAR ödülüne ne de NOBEL‘e benzer! Rakipsizdir, büyük bir onurdur!
Bu ödüle layık görünen herkes, ailesiyle birlikte Kraliçe II. Elizabeth’in güvencesi altına girer.
Bilenler bunu bilir! Şimdi ABD, İngiltere’nin gizli kapılar ardındaki buluşmasını engellemek için Le Mesurier’u infaz etti. Sanırım bilinmesi gereken de bu! Bunu da Amerikalılar söylüyor. İlgili kişilerin duyacağı şekilde!

SORU ŞU! NEDEN LE MESURIER HEDEF OLDU?
Evet burada Rusya suçlu.
Mariya Zaharova, Cuma günü Le Mesurier için "MI6 ajanı. O çok tehlikeli biri. Kosova’da ve Bosna’da karşımıza çıkan kişi Le Mesurier" dedi. Hatta daha da ileri gidip "Beyaz miğferler en tehlikeli terör örgütlerine yardım etmekte. Bir dizi kimyasal silah bile kullandılar…" demekteydi…
Mariya Zaharova veya herhangi önemli bir Rus, bir başka İngiliz’i bile suçlasaydı o infaz edilecekti.
İsimlerin önemi yoktu yani…
Operasyonun kendisi değerliydi! Aslında CIA, Le Mesurier’u önümüzdeki ay Suriye’de infaz edecekti.
Suriye lideri Beşar Esad’a suikast düzenlemek isteyen MI6 ajanı olarak öldürülecekti. ALGI BÖYLE ŞEKİLLENECEKTİ!
O kişi de Amerikan medyasının yüklenmesiyle Le Mesurier olacaktı. Ancak Le Mesurier, CIA’deki kaynaklarından bu istihbaratı alınca Suriye seyahatini iptal etti. CIA de operasyonu durdurdu. Ancak Zaharova’nın açıklaması, Le Mesurier’un infazını başlattı.
Şimdi Rusya suçlanacak. Ki öyle olmakta!
Pentagon, Rusya’nın hedef olacağını gösterdi. Amerikan medyası, hemen harekete geçti. Rusya ve Beşar Esad’ın Le Mesurier hakkındaki "Ajan ve tehlikeli" sözlerini öne çıkardı.
Çünkü Rusya, perde arkasında İngiltere ile hem Suriye hem de Akdeniz pazarlığı yapıyordu. İngiltere, bölgeye Rusya ile girecekti.
Güney Kıbrıs, aslında İngiliz ve Rus toprağıdır.
Moskova ile Londra, Güney Kıbrıs’ta ortaktır.
Dolayısıyla Akdeniz’de de bu ortaklık görülmektedir.

RUS OLİGARKLARIN RUM KESİMİNDEKİ PARALARINI DÜŞÜNECEK OLURSAK, TATMİN EDİCİ BİR CEVAP ORTAYA ÇIKMAKTA!

Şimdi Suriye için bir ortaklık planı yapılırken, CIA‘nın operasyonunu gördük. İSTANBUL‘da!
Rusya ile İngiltere ne kadar yakın olmak isterse istesin artık bu çok kolay değil.
Çünkü İngiltere’de muhalifler, Kraliçe’nin korumasındaki Le Mesurier’un ölümünden Rus Gizli Servisi FSB’yi sorumlu tutuyor.
Hatta CIA tarafından dün Kraliçe’ye gönderilen fotoğraflarda, İstanbul Karaköy’de bir cafe’de Le Mesurier’un kahve içerken, arkasındaki iki Rus ajanı görülüyordu. Hem de Le Mesurier öldürülmeden birkaç gün önce.
O kişiler MI6 ile CIA’nın ortak kullandığı yüz tanıma programında Rus ajanı olarak görülüyor. Rus ajanları o cafe’de bir davet üzerine bulunuyordu. Bu netti!
Belki de Le Mesurier’u o cafe’ye çağıran CIA, RUS misafirleri de ağırlıyordu! Yani bir fotoğraf dizayn ediliyordu!
KRALİÇE‘ye kadar gönderilecek bir fotoğraf!

KURGU BUYDU!
Bu cinayet elbette İNTİHAR denilerek kapatılacak. Kimse çıkıp "ÖLDÜRÜLDÜ" demeyecek. Kuraldır bu!
Bundan sonrası İngiltere ile Rusya’nın atacağı adımlara bağlı. İSTANBUL merkez olmaya devam edecek…
Başka olaylar da göreceğiz…
Hem de çok önemli!

ORTADOĞU DOSYASI /// Arslan BULUT : 1920’lerde Suriye ve Irak me selesi !!!


Arslan BULUT : 1920’lerde Suriye ve Irak meselesi !!!

Mustafa Kemal Paşa, İstiklal Savaşı yıllarında, Suriye ve Irak meselesine, kendi dönemi itibarıyla ve genel olarak nasıl bakıyordu?

Bu değerlendirme günümüz açısından da önemli.

O yıllarda, İngiltere, Suriye’nin başına, Şerif Hüseyin’in oğlu Emir Faysal’ı getirmişti. Emir Faysal, 1916-1924 arasında, İngiltere’nin desteğiyle Osmanlı devletine isyan eden ve Hicaz’ı yöneten Mekke emiri Şerif Hüseyin’in oğluydu. Faysal, 1920’de kısa süreyle Suriye Arap Krallığı’nı idare etmiş, 1921-1933 arasında da Irak kralı olmuştu.

Eski Meclis Başkanı ve şimdi Milli Merkez adlı düşünce topluluğunun başkanı Hüsamettin Cindoruk, Suriye konusunu konuşurken, kütüphanesinden Türk Parlamento Tarihi kitabının birinci cildini çıkardı. Kitapta Mustafa Kemal Paşa’nın Suriye değerlendirmesi var.

Konu hakkında Marmara Üniversitesi, Tarih Bölümü’nden Dr. Hadiye Yılmaz’ın da bir incelemesini okudum.

***

Mustafa Kemal Paşa 24 Nisan 1920 tarihinde Meclis’in gizli oturumunda Emir Faysal ile temasları hakkında şöyle bilgi vermiştir:

"Emir Faysal dahi özel delegelerini bizimle temasa getirdi. Herhalde Suriyeliler herhangi bir yabancı devletle münasebetinin kendileri için neticede esaret olacağına kani oldular. Bundan dolayı bize teveccüh ettiler. Bizim bilmukabele gösterdiğimiz şekil şundan ibaretti. Dedik ki: ‘Artık millî sınırımız dahilinde bulunan insani kaynakları ve genel menfaatleri sınırımız haricinde israf etmek istemeyiz. Fakat ittihat (birlik), kuvvet teşkil edeceğinden bütün İslam âleminin manen olduğu gibi maddeten de müttefik ve birleşmiş olmasını şüphe yok ki, büyük memnuniyetle karşılarız ve bunun içindir ki, bizim kendi sınırımız dahilinde bağımsız olduğumuz gibi Suriyelileri de sınırı dahilinde ve millî hâkimiyet esasına dayanmış olmak üzere serbest ve bağımsız olabilirler. Bizimle anlaşmanın ve ittifakın üstünde bir şekil, ki federatif veyahut konfederatif denilen şekillerden biriyle peyda edebiliriz’.

Ahali bunu arzuları ötesinde lehlerine telakki etmiş olacaklar ki, Emir Faysal milletin bu arzusu karşısında kendi emellerinin sarsılmakta olduğuna vâkıf oldu ve müracaatları bunun üzerine oldu. Ahalinin bu arzusu fiile de dönüştü. Suriye dahilinde bazı fiilleri ve harekâtı bittabi işitmişsinizdir. İşte bu fiiliyat başladıktan sonra Emir Faysal kolaylıkla hâkimiyet tesis edemeyeceğini ve Fransızlar da bağımsız bir devlet halinde orasını kolaylıkla kullanamayacaklarını anladılar ve büyük ihtimalle müştereken ahaliye demek istediler ki ‘Biz de sizin fikrinizdeyiz. Ancak yaşamak için bizim paramız yok. Ve haricin baskılarına mukavemet edecek vasıtalarımız yoktur. Türkiye bunu temin ederse, biz Fransızları memleketlerimizden kovabiliriz.’ Bunu biz samimi görmedik. Onun için vuku bulan siyasi müracaata biz de siyasi cevap vermiş bulunduk."

***

Hadiye Yılmaz, burada diyor ki, "Mustafa Kemal Paşa, Faysal hakkında Irak kralı olduktan sonra da olumsuz görüş bildirmiş ve 1 Şubat 1922’de Özdemir Bey’e şu mektubu göndermiştir:

‘Faysal’ın Irak’ta hükümet iddia etmekte olması ve Misak-ı Millî’mize dahil bulunan Musul vilayetinin bir kısmına bilfiil el koyarak havalide bazı tahriklere ve teşviklere kalkışarak tecavüz dairesini millî sınırımız dahiline kadar uzatmaya teşebbüs eylemesine karşılık, adı geçenin bu fesatça faaliyetlerini gidermek ve Elcezire’de Misak-ı Millî sınırımızın ihtiva eylediği işgal altındaki kısımları gasp edenlerin elinden almak maksadıyla…"

Mustafa Kemal Paşa, 1922 yılı Haziran ayında Irak’taki Arap liderlerine gönderdiği bir telgrafta da İngiliz eseri olan Irak yönetiminin yani Faysal’ın düşürülmesi için elden gelenin yapılmasını istemekteydi."

***

Görüldüğü gibi, Irak ve Suriye’de bugün de durum hemen hemen aynıdır. Sadece İngiltere ve Fransa’nın rolünü ABD ve Rusya üstlenmiştir.

SURİYE DOSYASI /// Mehmet FARAÇ : Suriye’de sinsi plan!..


Mehmet FARAÇ : Suriye’de sinsi plan !..

ABD Başkanı Trump, iki hafta önce Rusya’dan sonra Amerika’nın da muhatap aldığı "Mazlum Kobani" kod adlı PKK’lıya sosyal medya üzerinden şöyle seslenmişti;

"Mazlum Kobani ile konuşmamdan zevk aldım. Ben de Kürtlerin yaptıklarını takdir ediyorum. Belki de Kürtlerin ‘petrol’ bölgesine gitme zamanı gelmiştir…"

Biz de, "Trump neyi ifşa etmiş oldu acaba" diye sormuş ve işgalciliğin asıl hedefinin "petrol" olduğunu bir kez daha kanıtlayan yeni planın ajanslar üzerinden nasıl duyurulduğuna dikkat çekmiştik… Yabancı ajansların geçen hafta duyurduğu aşağıdaki haber dikkat çekiciydi;

"Pentagon, Suriye’nin doğusunda, IŞİD’ten geri alınan ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) denetimindeki petrol sahalarının korunması amacıyla asker ve zırhlı araç göndermeyi planlıyor… ABD Savunma Bakanı Mark Esper, IŞİD’in petrol sahalarına erişmesini engellemek için Deyr Ez Zor’daki pozisyonlarını güçlendirici bazı adımlar atacaklarını, bunun bazı mekanize güçleri de içereceğini söyledi…"

İşte bu gelişmelerin ardından, "Petrol batağında işgal" başlıklı 27 Ekim 2019 tarihli, bu köşedeki yazı şu satırlarla bitmişti;

"Şimdi asıl soruyu soralım, Amerika, Irak’ı işgal ederek Kuzey Irak’ta petrol sahalarını devrettiği peşmergelerden özerk bölge yaratırken, Kürt devleti planının ikinci özerk bölgesini de Suriye petrollerini PKK/YPG’ye teslim ederek mi oluşturacak?.."

Bu yazıdan kısa süre sonra yaşanan gelişmeler bizi yanıltmadı…

PKK’nın asıl dayatması!..

"Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir" derler ya, herkesin bir taş attığı Orta Doğu’daki karanlık kuyuda, her gün yeni bir plan da deşifre oluyor…

Ve o planlar, sosyal- siyasal-ekonomik-diplomatik açıdan her gün yeni bir çıkmaza da gebe olurken, o karanlık coğrafyada at koşturanlar açısından şu sorular artık daha fazla dikkat çekiyor;

"Orta Doğu’da kimin eli kimin cebinde, kim kimle kol kola, kim kime hizmet ediyor, yapımcı kim, senarist kim, başroldekiler kim ve en önemlisi de figüranlar kimler?.."

Kazananlar-kaybedenler ikileminde, emperyalist işgalciliğin hangi yeni filmi çekiliyor acaba Orta Doğu’da?..

Irak’tan sonra Suriye’yi de bölme çabalarında ataklar durmazken ve çetrefilli atraksiyonlar bitmezken, beklentiler azalmıyor ve gidişat daha da karanlık bir hal alıyor…

O halde sormak lazım; Türkiye, PKK ve IŞİD’e karşı Suriye topraklarında başlattığı "Barış Pınarı Harekatı"nı adeta askıya alırken, "PKK gerçekten geri çekildi mi, IŞİD bölgeden ayrıldı mı, Amerika geri mi duruyor, Rusya ne yapıyor?.."

Suriye cephesinde işte bu sorulara da net yanıtlar veren gelişmeler yaşanıyor!!!

İşte, Rusya ve ABD’nin el üstünde tutarak muhatap aldığı, "Mazlum Kobani" adlı PKK’lı, Barzani’nin yayın organı Rudaw’a yaptığı açıklamalarda, Orta Doğu’daki diplomatik oyalamacaların perde gerisinde nasıl bir beklenti olduğunu açıklamaktan kaçınmamış…

Irak’ın kuzeyindeki gibi Suriye’de de özerklik ilan edip, silah bırakmayacaklarını, ordu kurup anayasal güvenceye kavuşacaklarını öne süren Kobani, ABD’nin Suriye Devrimci Güçleri (SDG) adlı PKK yapılanmasına desteğinin süreceğine dikkat çekerken şöyle demiş;

"ABD’lilerle toplandık, bizim güçlerimizle ittifak halinde bölgede kalacak. Bulundukları yerler değerlendirilip, oraya yerleşilecek. Askeri bir proje üzerinde çalışıyoruz. ABD bazı yerlerde güçlerini çekince boşluk doğdu… Bu boşluğu doldurmak için Ruslarla görüşmelerimiz devam ediyor."

Kobani, Rusya’nın Esad ile anlaşma sağlanması için ağırlığını koyma konusunda ciddi olduğunu da vurgulamış ve PKK’nın sınırdan 32 kilometre geriye çekilmesinin de taktiksel bir hareket olduğunu anlatmaya çalışmış…

Petrol için petrol!..

Evet; "Arap Baharı" tezgahının Suriye etabında yaşananlar belki de Orta Doğu’nun son 100 yıllık tarihindeki diplomatik oyunları iyice zirveye çıkardı…

Terörden muzdarip olurken sınırını korumak için çırpınan Türkiye, bir yandan ordusunu tehlikeye atarak Suriye içlerinde operasyon yaparken, diğer yandan da İsrail-Rusya-Amerika-İran ve Suriye arasındaki gelgitlerde direncini korumaya, oyunu bozmaya çalışıyor, ancak gidişat hiç de hoş bir manzara sergilemiyor…

Terör örgütü yöneticisi "Mazlum Kobani"nin kendinden emin bir tavırla sergilemeye çalıştığı son plan belli ki sadece Rusya ve Amerika’nın güvencesi altında bir dayatmayı deşifre etmiyor, aynı zamanda perde gerisinde, PKK’ya sağlanan "ekonomik güç"ten de cesaret alıyor…

İşte o güç Trump’ın, "Belki de Kürtlerin ‘petrol’ bölgesine gitme zamanı gelmiştir" diyerek deşifre ettiği plana vurgu yapıyor…

Bu konuda ajanslara yansıyan bir haber de, Suriye planında petrolün en büyük güç olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor… İşte o haber;

"ABD Genelkurmay Sözcüsü William Byrne Jr ile birlikte, Pentagon’da düzenlediği brifingde gazetecilerin sorularını yanıtlayan ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Jonathan Hoffman,

IŞİD’e karşı mücadelemizde halen SDG ile çalışıyoruz. DEAŞ’a karşı mücadeleye devam edebilmeleri için onlara desteğimizi sürdürüyoruz. ABD’nin, IŞİD dahil terör örgütlerine karşı Amerikalıları koruma hakkımız var. Bizim bölgedeki çabalarımız IŞİD’in petrolü almamasına yönelik. Ayrıca, SDG’yi IŞİD’e karşı mücadelede, bu sahaları ‘fon’ olarak kullanmaları için de çabalıyoruz. Bu sahaların gelirleri ABD’ye değil, SDG’ye gidiyor. Bu durum Trump’ın DEAŞ’a yönelik terörle mücadele yetkisinden kaynaklanmakta."

Türkiye’yi tedirgin eden asıl mesele sınırda bir "Kürt devleti" endişesi olduğuna göre; yurt içinde ağır darbe alırken, sınır ötesinde, ABD himayesinde palazlanan PKK kaybetmiş mi oluyor, kazanmış mı oluyor acaba?..

Ortada "petrol" için petrolle beslenen bir örgüt varken, bu soru tuhaf kaçıyor değil mi?..

GÖÇMEN DOSYASI /// ARSLAN BULUT : “TARİHİN EN BÜYÜK TEHCİRİNİ SURİYE’DE ABD YAPTIRDI !”


ARSLAN BULUT : "TARİHİN EN BÜYÜK TEHCİRİNİ SURİYE’DE ABD YAPTIRDI !"

Prof. Dr. Tolga Yarman görüşlerini bizimle paylaştı ve "Daha dün milyonlarca Suriyeli bölgedeki kanlı petrol hesaplarıyla yerinden yurdundan edilmişken yani tehcir edilmişken dahası bunların beş milyonu Türkiye’ye kaçmışken ABD Kongresi’nin bizim önümüze 100 yıl önceki Ermeni tehciri meselesini koyması komik ötesidir inandırıcı katiyen değildir gayrı samimidir ikirciklidir. " dedi.

Suriye’de tarihin görmediği ölçüde büyük bir tehcirin "basiret özürlü siyasilerimizin alet edilmesiyle" yapıldığını belirten Yarman "Sonuç hazindir ve 5 milyon Suriyeli halen misafirimizdir. Böylesi bir trajedyayı pergelle gönyeyle ince ince dizayn edip daha dün yürürlüğe koyanların bizden 100 yıl öncesinin hesabını sormaya kalkmaları gülünçtür. " diye yazdı.

***

Yarman Tayyip Erdoğan’ın malvarlığının ABD tarafından araştırılması konusunda da "Erdoğan ABD Dışişleri Bakanı Rice’nin açıkça ifade ettiği şekliyle Tunus’tan başlayarak Eski Osmanlı topraklarında üstüne üstlük aynı kanlı petrol hesaplarıyla ‘Yeni Osmanlıcılık’ adı verilerek estirilen ‘Arap Baharı’yla bölgenin hallaç pamuğu gibi savrulmasında bilhassa da Suriye yönetimine karşı Büyük Orta Doğu Projesi Eşbaşkanı sıfatını edinerek hareket ettiğinde giderek kendini Ergenekon denilen görülmemiş yalanın savcısı ilan ettiğinde bağra basılacak ama olanlar olduktan sonra ayıkıp bunu haykırınca hakkında malvarlığı soruşturması açılacak… Böylesi ikircikli bir tavrı da kabul edemeyiz; onur kırıcı buluruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Cumhurbaşkanı yargılanacaksa O’nu Türkiye Cumhuriyeti Devleti yargısı yargılar. En başta da demokratik süreçlerde ulusumuz yargılar… Ağızdan yel alsın burası Irak değildir!" dedi.

***

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ise Suriye devlet televizyonuna verdiği röportajda ülkesinin nihai hedefinin "ABD askerlerinin aniden çekildiği Kürtlerin kontrolündeki bölgelerde devlet otoritesinin yeniden kurulması" olduğunu bu sırada "sahada oluşan yeni gerçekliğe saygı duyulacağını" söyledi!

Esad’ın "sahada oluşan yeni gerçeklik"ten kastı Suriye’nin kuzeydoğusundaki nüfusun Türkiye’ye sürülmesi ve bu bölgenin PKK hakimiyetine verilmesidir.

Beşar Esad Rusya’nın Soçi Mutabakatı ile sadece Türkiye’nin Suriye’de ilerlemesinin önüne geçmediğini aynı zamanda Almanya’nın "uluslararası güç" planının da önünü kestiğini söyledi.

2012’de Suriye ordusu ülkenin kuzeydoğusundan çekilmiş ve YPG bölgeyi bu sayede kontrol etmeye başlamıştı. Esad’ın hedefi ülkesini karıştıran Türkiye ile Suriye arasına tampon bir güç yerleştirmekti ve bunda da amacına ulaştı. Esad şimdi o güçlerin fiili durumuna saygı duyacağını söylüyor!

ABD ise Suriye’nin kuzeyinden çekildikten sonra askerlerini bölgeye yeniden soktu.

ABD askerlerinin geçişi sırasında M4 yolu üzerindeki Suriye askerleri geri çekildi.

***

Rusya Dışişleri Sözcüsü Mariya Zaharova ise kendilerini yardım kuruluşu olarak tanımlayan ancak Suriye’deki terörist gruplarla işbirliği yaptığı birçok defa belgelenmiş olan Beyaz Miğferler’in sahneye yeni bir kimyasal saldırı oyunu koymaya hazırlandıkları uyarısında bulundu.

ABD Beyaz Miğferler’e 4.5 milyon dolar yardımda bulunacağını açıklamıştı.

YPG’nin bölgede kurduğu "Demokratik Suriye Meclisi"nin başkanı İlham Ehmed de "Esad’la güçlerimizi birleştirmeye hazırlanıyoruz ama Suriye ordusunun değişmesi yeniden yapılanması lâzım. Suriye rejimiyle kendi bölgelerimizi nasıl yöneteceğimiz konusunda anlaşırsak ondan sonra evet Suriye ordusuna katılmaya hazırız" dedi. Ehmed bunun "bir saat içinde hallolacak bir mesele olmadığını önce Şam’la görüşmeler yapmaları gerektiğini" ifade etti.

Kısacası bölgedeki gelişmeler hiç de Türkiye’nin çıkarlarına uygun gitmiyor. Buna rağmen yandaş medya halkı bu konularda bilgilendirmiyor.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tarihin-en-buyuk-tehcirini-suriyede-abd-yaptirdiquo-53766yy.htm