SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// GÜRSEL TOKMAKOĞLU : İdlib’de Ateşkes İhlali mi ???


GÜRSEL TOKMAKOĞLU : İdlib’de Ateşkes İhlali mi ???

10 Haziran 2020

Hassasiyeti halen devam eden Suriye, İdlib’de, Rusya ve Türkiye arasında varılan Moskova Mutabakatı ve 6 Mart’ta yürülüğe giren ateşkesi ihlal eden olaylar mı ceryan ediyor? Endişe duymalı mıyız? İdlib’de istikrarsızlık tekrar mı başlıyor? Türkiye ne mesajı veriyor?

Önce yaşananları kısaca özetleyelim.

Türkiye, Rusya ve İran’ın katıldığı, 4-5 Mayıs 2017’deki Astana toplantısında, 1) İdlib’in tamamı ve komşu iller olan Lazkiye, Hama ve Halep’in bazı bölgeleri, 2) Humus ilinin kuzeyi, 3) başkent Şam’daki Doğu Guta ile 4) ülkenin güney bölgeleri olan Dera ve Kuneytra illeri olmak üzere dört adet gerginliği azaltma bölgesi ihdas edildi.

Hal böyle olduğu halde Rus hava desteği altındaki rejim ve İran destekli güçler bu sayılan bölgelerde güneyden başlayarak kuzeye, İdlib’e doğru ilerlemeye başladı. Rusya’nın buradaki bahanesi teröristlerce kendi üslerine saldırıların olduğuydu.

Rejim güçleri Eylül 2018’de İdlib’e doğru askeri yığınağını artırdı. Bunun üzerine Türkiye ve Rusya, 17 Eylül 2018’de ateşkesi güçlendirmek için Soçi’de ek mutabakata vardılar. Buna rağmen rejim güçleri Mayıs 2019’da bölgeyi tümüyle ele geçirmek için harekata başladı. Bu sayede rejim ve destekçileri, İdlib’in güneyindeki önemli ilçelerine, Hama’nın kuzey ve doğu kırsalına ve Halep’in güney ve batı kırsalında çok sayıda yerleşim yerine hedef gözetmeksizin saldırdı, sivilleri öldürdü ve onları Türkiye’ye doğru göçe zorladı.

Rus ve İran destekli Esad güçleri Türkiye sınırına doğru önlerine Suriyeli sivilleri de katarak bir süpürme harekâtı gerçekleştirmekteydi. Çatışmasızlık bölgesinde toplam bin 800’den fazla sivil öldü, sayısı yine binlerce olan yaralı var ve iki milyona yakın göçmen Türkiye sınırına hareket etti.

Türkiye 27 Şubat 2020 tarihinde, Astana ve Soçi Mutabakatları gereği bölgede ihdas edilen gözlem noktalarını takviye etmek ve Türk sınırına doğru sürülen sayısı milyona yakın sığınmacı göçünü durdurabilmek adına bölgeye asker sevk ediyorken Rus askerlerinin de gözü önünde Esad uçaklarının Türk askerini hedef alması üzerine 34 şehit verdi.

Bu elim hadiseden sonra Türkiye 1 Mart 2020’de Bahar Kalkanı Harekatı’nı başlatarak Esad güçlerinin geri püskürtülmesini kendi başına sağladı. Esad güçleri o denli kayıp verdi ki bunun neticesinde Rusya, rejimin daha fazla yara almamasını ve dahası Rusya’nın Suriye’deki askeri varlık bulundurması meşruiyetini garanti almak adına araya girdi ve Moskova Mutabakatı ile bölgede geçici bir istikrarın oluşmasına çözüm aradı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Devlet Başkanı Putin, 5 Mart 2020’de Moskova’da yeni bir mutabakata vardı, ateşkes olacaktı. Bu son ateşkes 6 Mart saat 00.01’den itibaren yürürlüğe girdi. Rejim güçlerinin zaman zaman ihlallerine rağmen, ateşkese büyük ölçüde riayet edilmekteydi.

Aradan geçen zamanda ilgili mutabakat gereği M-4 karayolunda 16 adet Türk-Rus devriyeleri icra edildi. Ateşkes ortamından faydalanan 285 bin 403 sivil evlerine geri döndü. Suriye sınırları içindeki Türk askeri bölgede istikrarı tesis etmekle meşgul. Türkiye sınırdaki bölgeye briket evler yapıyor ve sığınmacıların geri dönüşlerini sağlıyor. Birleşmiş Milletler de bu konuyu takip ediyor. Bu gelişmeler istikrarı cesaretlendirici bir tablo çizmekteydi.

Bugüne gelelim ve soralım, ateşkes ihlal mi ediliyor?

Ancak Esad güçleri yine anlaşmanın hilafına bölgede istikrarı bozacak türden bir eylem gerçekleştirdi. 8 Haziran 2020 itibarıyla, Suriye’nin İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi’ndeki ateşkesi ihlal eden Rusya’nın havadan ve İran destekli terörist grupların karadan desteğiyle Esad rejim birlikleri istikrarı tekrar bozdu, 5 bin 834 sivil yerinden edildi, Rusya’nın saldırısıyla en az 3 sivil öldü, 8’den fazla sivil yaralandı. Rusya’nın İdlib Gerginliği Azaltma Bölgesi sınırları içindeki yoğun hava saldırıları nedeniyle, Cebel Zaviye ve Cebel Şahişbo bölgesinden, Kensafra beldesi ile Mozara Ainlaruz, Fattira, Bara ve Keferavid köylerinden Türk sınırına yakın kaplara doğru doğru göç hareketi tekrar başladı.

Cumhurbaşkanlığı’ndan (İletişim Başkanlığı, 9 Haziran 2020) yapılan bir açıklama var. Bunu aynıyla aşağıda sunuyorum:

“Sivillerin korunması, mülteci akınının durdurulması ve terörle mücadele konusunda büyük kazanımlara imza atan Türkiye, İdlib’in sürekli bir güvenli bölgeye dönüşmesi konusunda kilit ülke olarak girişimlerini sürdürüyor.Türkiye için bölgede askeri gücünü artırmak ve Esed rejiminin saldırılarına yanıt vermekten başka seçenekse bulunmuyor. Bu noktada ise Suriyeyi doğudan batıya, güneyden kuzeye bağlayan M4 ve M5 Karayolları stratejik önem taşıyor. Türkiye yaptığı başarılı askeri operasyonlarda İdlib’in güneyi ve doğusundan geçen M4 ve M5 Karayolları’nın kuzeyi ve batısında kalan bölgelerde güvenliği tamamen sağlamış durumda. Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteciler, Türkiye’nin güvenli alanı meydana getirmesiyle yeniden evlerine dönmeye başladı. Diğer yandan Rusya ile görüşerek Esed rejiminin sivil katliamlarını durduran Türkiye, yeni bir insanlık krizinin çıkmasının da önüne geçmiş oldu. Türkiye sivillerin korunması, mülteci akınının durdurulması, terörle mücadele konusunda büyük kazanımlara imza attı. Suriye iç savaşında ateşkesin sağlanması, siyasal çözümün ön plana çıkması Türkiye’nin ulusal güvenlik endişelerinin giderilmesi için İdlib’in sürekli bir güvenli bölgeye dönüşmesi konusunda Türkiye girişimlerine devam ediyor. Rusya destekli Esed rejimi, uluslararası güçlerce desteklenen terör örgütleri, Türkiye’nin desteklediği Özgür Suriye Ordusu (Suriye Milli Ordusu) ve birçok grup bölgede varlığını sürdürmeye devam ediyor. 5 Mart’ta imzalanan Moskova Mutabakatı ile başlayan ateşkesin sona ermesi ihtimali ise her an gerçeğe dönüşebilir. Türkiye ise kendi sınırlarına sıçrayacak bir savaşın önüne geçmek, terör örgütlerinin faaliyetlerinin İdlib’e taşmasını engellemek, kazanımlarını kaybetmemek ve yeni bir insanlık krizine yol açacak her türlü girişimi durdurmak, bölgede barışın temini ve siyasal çözümler için arayışlarda kilit ülke olarak varlığını İdlib’de sürdürmeye devam ediyor.”

Cumhurbaşkanlığı bu açıklamayla durumu özetledikten sonra net olarak karşı tarafa, yani Esad’a ve Rusya’ya diyor ki, Bahar Kalkanı Harekâtı kaldığı yerden devam edebilir. Dolayısıyla Moskova Mutabakatı’na riayet edin ve ateşkesi kalıcı kılalım.

Gürsel Tokmakoğlu

SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// Ercan Caner : SURİYE CEHENNEMİNİN SİLAHLARI


Ercan Caner : SURİYE CEHENNEMİNİN SİLAHLARI

E-POSTA : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

23 Aralık 2016

SURİYE CEHENNEMİNİN SİLAHLARI

Yazar: Ben Watson

Çeviren: Ercan Caner, Ankara-Türkiye, 18 Aralık 2016

Klorin gazından AK-47 Kalashnikov, varil bombaları ve seyir füzelerine kadar Suriye savaşı, 21’inci yüzyıl orduları ve silahlı grupların, savaş alanında neler kullanabildiklerini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Assad rejiminin 2011 Arap Bahar’ına gösterdiği kanlı tepki, modern tarihte en ölümcül isyanlardan biri olarak adlandırılan ve 1000’den fazla silahlı grup: muhalif, Kürt, hain, aşırılık yanlısı ve yabancı uzmanlar dâhil sayısız diğer unsurları kafa kafaya getiren bir isyanın fitilini ateşlemiştir.

Suriye 21’nci yüzyılın Afganistan’ıdır, Suriye’de görülen cihat militanlığı ve bu militanların ellerine geçirdikleri imkân ve kabiliyetler, modern dünya tarihinde görülmemiş bir seviyeye ulaşmıştır. ABD’nin IŞİD terör örgütüne karşı başlattığı savaş ve Rusya’nın da Assad rejimi yanında savaşa dâhil olması nedeniyle, Suriye savaş alanında görülen silahların bazıları dünyanın en gelişmiş ve öldürücü silahlarıdır. ABD ve Rusya, geliştirdikleri son teknoloji ürünü silahları Suriye’de yandaşlarına kontrolsüz bir biçimde vermekte ve Suriye savaş alanını bir test merkeziolarak kullanmaktadırlar.

Yüzbinlerce insan bu savaşta hayatlarını kaybetmiş ve Birleşmiş Milletler, üç yıl önce ölü sayısı 191.000’e ulaştığında ölü sayısının çetelesini tutmayı ne yazık ki bırakmıştır. Bu savaşta hayatlarını kaybeden insan sayısının 250.000 ile 500.000 arasında olduğu tahmin edilmektedir. Savaş, Suriye’nin savaş öncesindeki nüfusunun, beş milyonu sınırları dışında olmak üzere, yarısının yurtlarından olmasına neden olmuştur.

Bu yazıda, Suriye savaşında bütün aktörler tarafından kullanılan silah sistemleri gözler önüne serilerek, savaşın acımasızlığı ve modern dünyada eriştiği öldürücülük seviyesiortaya koyulmaya çalışılacaktır. İrili ufaklı çeşitli silahlı grupların yanı sıra, dünyanın en gelişmiş orduları da envanterlerinde olan ve yeni geliştirdikleri silah sistemlerini bu güzel ülkede deneme fırsatını bulmuşlar ve acımasızca masum insanların üzerinde kullanmaktan asla çekinmemişlerdir. Suriye, modern dünyanın, Birleşmiş Milletlerin ve medeniyetin ne yazık ki yüz karasıdır. Kendi çıkarları için vekâlet savaşlarını sürdürmekten çekinmeyen güçlüler bir yana, neden ve kimin için savaştıklarının farkında dahi olmayan vekâlet savaşçıları, Suriye halkına tarifi imkânsız acılar yaşatmış ve yaşatmaya da devam etmektedir.

Hafif Silahlar

İlk Kullanım: 18 Mart 2011. Bashar al-Assad rejiminin, Arap Baharı isyanını bastırma kapsamında, on ikiden fazla genci tutuklaması sonrasında protestocular, Dara güneyinde bir polis merkezini basarak yerle bir etmiştir. Tepki olarak polis, protestoculara karşı göz yaşartıcı gaz bombaları kullanmış ve sonrasında da ateş açmıştır.

Hafif silahlar savaş öncesinde de Suriye’de bol miktarda bulunmaktadır. Bashar al-Assad rejimi, uzun yıllar boyunca Sovyetler Birliği ve sonrasında Rusya Federasyonu’nun desteği sayesinde, iki milyondan daha fazla hafif silah stoklamayı başarmıştır. Suriyeli sivillerin elinde de 700.000’den fazla çeşitli tip ve modelde hafif silah olduğu tahmin edilmektedir. Hükümetin gizli depolarında hala çok sayıda kullanıma hazır hafif silah bulunmaktadır.

Çatışmanın başlaması sonrasında Suriye’ye hafif silahlar Ürdün, Lübnan, Türkiye ve Irak üzerinden akmaya başlamıştır. Hafif silah sayısının artmasına ABD, Katar, Türkiye, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi ülkeler katkıda bulunmuştur. Silahların bir kısmı da Suriye ordusundan kaçanlar tarafından sağlanmıştır, 10.000 kadar Suriyeli askerin, sivillere ateş açmayı ret ederek, isyanın ilk altı ayında orduyu terk ettikleri rapor edilmiştir. Suriye’de, yaklaşık iki düzine üretici ülkeden, 50’den fazla hafif silah modelinin olduğu belirlenmiştir.

Tüfekler ve otomatik silahlar, özellikle çatışmaların başladığı ilk günlerde, diğer silahlardan çok daha fazla oranda kullanılmışlardır. Rejim kuvvetleri tarafından, kapsamı ve öldürücülüğü sonradan büyük oranda artacak şekilde, özellikle meskûn mahallerdeki aramalar ve operasyonlar esnasında, hafif silahlar acımasızca kullanılmıştır. Cihat savaşçıları açısından hafif silahlar, bir üçüncü dalga saldırı aracı olarak kullanılmaktadırlar. İlk dalgada açılan topçu ateşleri ve ikinci dalgada kullanılan intihar bombacıları sonrasında cihat savaşçıları, üçüncü dalgada hafif silahları yoğun bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu savaş taktikleri Irak’ta geliştirilmiştir ve al-Qaeda ve uzantısı ISIS gibi aşırılık yanlısı militanlar tarafından Suriye topraklarında çok daha etkin ve öldürücü bir şekilde kullanılmaktadırlar.

Tanksavar Silahları

Araç üzerine yerleştirilmiş bir tanksavar silahı

ABD yapımı TOW tanksavar silahı, ilk kez 2014 yılında isyancı kuvvetlerin elinde görülmüştür. 2014 yılından başlamak üzere, gece görüş cihazlarıyla donatılmış bazı Rus yapımı tanksavar güdümlü füzeleri de Suriye topraklarında görülmeye ve kullanılmaya başlanmıştır.

Tanksavar silahları; tanklar, zırhlı araçlar ve hafif araçların zırhlarını delerek içlerine girmekte, mürettebatı öldürmekte veya aracın sistemlerini kullanılamaz hale getirmektedirler. Tanksavar silahlarının harp başlıklarında kullanılan çukur imla haklı patlayıcılar nedeniyle, mermi hızının yüksek olmasına gerek yoktur. Zırhta açılan küçük bir delikten içeri giren yakıcı madde, tankı terk edemeyen mürettebatın feci bir şekilde yanarak ölmesine neden olmaktadır.

28 Nisan 2014 tarihinde, The Washington Post gazetesinde yayımlanan Richard Johnson imzalı haberde, reaktif zırhlara karşı geliştirilen TOW BGM-71E modeli tanksavar silahlarının, Suriyeli muhalifler tarafından kullanıldığı ileri sürülmüş ve bu silahların Suriyeli isyancıların eline nasıl geçtiğinin bilinmediği yazılmıştır.

Gazeteci Maram Susli, Aralık 2014 tarihinde kaleme aldığı bir makalesinde, ABD yapımı TOW tanksavar füzelerinin, Al-Nusrah Front (El Nusra Cephesi)’un eline geçtiğini, Suriye’deki isyancıların karmaşık yapısı dikkate alındığında, ABD’nin bu silahların Al-Qaeda’nın ve uzantısı olan Al-Nusrah Front silahlı terör örgütünün eline geçeceğini tahmin edememiş olabileceğini ifade etmiştir. Al-Nusrah Front, Mayıs 2014 ayında IŞİD terör örgütüyle ateşkes ilan eden Suriye’deki en saldırgan örgüt olarak bilinmektedir.

İngiltere merkezli ‘‘Conflict Armament Search’’ tarafından yapılan incelemelerde de, Suriye’deki muhaliflere gönderilen binlerce ton silahın, IŞİD terör örgütünün eline geçtiği ortaya çıkmıştır. Doğu Suriye’de, IŞİD terör örgütüyle savaşan Kürtler tarafından ele geçirilen silahların seri numaraları üzerinde yapılan incelemeler, bu silahların ABD-Suudi Arabistan silah yardım programı kapsamında Suriye’ye geldiklerini ortaya koymuştur.

‘‘IŞİD militanlarından ele geçirilen M79 modeli tanksavar roketleri, Özgür Suriye Ordusu’na 2013 yılında Suudi Arabistan tarafından verilen M79 tanksavar füzeleri ile benzerdiler’’

Tanksavar silahı tarafından imha edilen bir tank. Foto: Hadi Mizban AP Photo

Brad Hoff tarafından 1 Ocak 2015 tarihinde Levant Report’da kaleme alınan bir yazıda, IŞİD militanlarının TOW BGM-71E tanksavar silahını Özgür Suriye Ordusuna karşı kullandığı ifade edilmiştir.

South Front’un iddialarına göre Nisan 2016 ayında Kürtler, M60T Sabra modeli bir tankı kuzey Irak’ta imha etmişlerdir. Hasar gören tank M-60 Patton modeli muharebe tankı, İsrail tarafından Sabra Mk II projesiyle modernize edilen bir tanktır. İddialara göre tank, lazer güdümlü Rus yapımı Kornet-E füzesiyle vurulmuştur.

Ağustos 2016 ayında, Jarablus yakınlarında M60T modeli bir tank daha güdümlü bir tanksavar füzesiyle vurulmuştur. Reuters haber ajansının iddiasına göre tank mürettebatından bir kişi hayatını kaybetmiş, üç personel ise ciddi şekilde yaralanmıştır.

Eylül 2016 ayı içerisinde, Aleppo yakınlarındaki ar-Rai kasabası güneyinde bir tepede korumasız durumda mevzilenen iki adet M60T Sabra modeli tank, Rus yapımı portatif Kornet güdümlü tanksavar füzeleri ile vurularak etkisiz hale getirilmiştir.

IŞİD terör örgütü, Aralık 2016 ayı içerisinde, bölgede muharebelere katılan üç adet Leopard 2A4modeli tankı imha ettiğini iddia etmektedir. İslami Devlet terör örgütünün iddialarına göre, üç adet Leopard 2A4 modeli tank, al-Bab yakınlarında güdümlü tanksavar füzeleri ile vurularak etkisiz hale getirilmişlerdir. Askeri uzmanların iddialarına göre Leopard 2A4 modeli tankları etkisiz hale getiren silah sistemi, TOW-2 tanksavar güdümlü füzesidir. Leopard 2A4 tanklarının üzerinde, Rheinmetall 120 mm tank topu ve iki adet 7.62 mm çaplı makineli tüfek bulunmaktadır. Mürettebatı dört kişi olan Leopard 2A4 modeli tankın ağırlığı 55 tondan fazladır ve saatte 72 kilometre hıza kadar ulaşabilmektedir.

Dünyanın en güçlü tanksavar silahı Rus yapımı lazer güdümlü Kornet füzesi

Kornet güdümlü tanksavar füzesinin en korkulan özelliği, mevcut bütün tanksavar silah sistemlerinden daha uzun olan menzilidir. Örneğin, ABD yapımı at-unut tipi, tam korumalı bir tankı dahi paramparça edebilen FGM-148 Javelin güdümlü füzesi, sadece 2,5 kilometre mesafedeki hedefleri ateş altına alabilirken, Kornet-E modeli lazer güdümlü tanksavar füzesinin azami menzili 5,5 kilometredir.

Kornet füzesinin diğer bir ürkütücü özelliği de, günümüze kadar imal edilen en geniş olan, 152 mm çapındaki savaş başlığıdır. Kornet füzesi, patlayıcı reaktif zırhlara (ERA – Explosive Reactive Armor) sahip modern tankları dahi kolaylıkla etkisiz hale getirebilmektedir.

Yer birliklerine güdümlü tanksavar füze imkânı sağlamak maksadıyla tasarlanan Kornet, iki mürettebat tarafından kullanılmakta, fakat acil durumlarda tek mürettebat tarafından da atışa hazır hale getirilebilmektedir. Gündüz ve gece atış kabiliyeti olan Kornet, nişancısını düşmanın ateş ve gözetlemesinden koruyacak şekilde tasarlanmıştır. Silahı kullanan operatör düşman hedeflerini ateşleme tüpünün alt kısmına yerleştirilen nişangâhı kullanarak gerçekleştirirken, diğer mürettebat da örtü sağlayan bir yerde düşman ateşinden korunabilmektedir.

Kornet lazer güdümlü tanksavar füzeleri, Irak işgali esnasında Amerikan tanklarına karşı kullanılmış, kullanıldığını kanıtlayacak fotoğraflar olmasa da, iki adet M1A1 Abramsve bir adet M2 Bradley tankı imha edilmiştir.

Kornet füzeleri, İsrail’in 2006 yılında Güney Lübnan’ı işgali esnasında da Hezbollah tarafından İsrail Merkeva tanklarına karşı kullanılmış ve İsrail’in envanterinde bulunan en modern tankı olan iki adet Merkeva-4 imha edilmiştir. 2014 yılındaki Ukrayna-Rusya çatışmalarında da Rus yanlısı Ukraynalılar tarafından Kornet füzesinin kullanıldığını gösteren kanıtlar mevcuttur. Ukrayna, çatışmalar esnasında yüzlerce zırhlı aracını kaybetmiştir. Suriye, Irak ve Yemen’de devam etmekte olan çatışmalarda da Kornet füzesi kullanılmaktadır. Suriye’de savaşan rejim kuvvetleri ve muhaliflerin her ikisinin elinde de bu füzeler bulunmaktadır.

Rusya imali T72B modeli tankın export versiyonu yeni motor, süspansiyon sistemi ve patlayıcı reaktif zırh ile modernize edilmiştir.

Tanklar ve zırhlı araçları, özellikle yüksek patlayıcı etkili ve zırh delme kabiliyeti yüksek güdümlü ve güdümsüz roket ve füzelerden korumak maksadıyla; tehditlerin iki şekilde bertaraf edilmesine çalışılmaktadır. Bunlardan birincisi Soft Kill – Yumuşak Öldürme olarak adlandırılan, dost zırhlı araçlara yaklaşmakta olan güdümlü tanksavar roket ve füzelerinin çeşitli elektronik harp karşı koyma sistemleri kullanılarak saptırılmasıdır. Hard Kill – Sert Öldürme olarak kullanılan korunma yönteminde ise, dost zırhlı araçlar üzerlerine doğru yaklaşan roket ve füzeleri algılamakta, bilgisayar tarafından yaklaşma açısı hesaplanmakta ve roket/füze belirli bir mesafeye geldiğinde karşı tedbir atılarak roket/füze etkisiz hale getirilmektedir. İsrail tarafından geliştirilen Trophy serisi sistemler, hafif ve ağır zırhlı araçlar için tasarlanmış en mükemmel durumsal farkındalık ve aktif korunma sistemi olarak kabul edilmektedir. İsrail savunma sektörünü bu korunma sisteminin geliştirilmesine iten en büyük neden, envanterindeki en gelişmiş tank olan Merkeva-4 modeli tankların modern güdümlü tanksavar füzeleri karşısındaki çaresizliği olmuştur. Bu çaresizlik, diğer bütün tank, zırhlı araç, hafif zırhlı araç, zırhlı personel taşıyıcı, zırhsız araçlar ve hatta alçak irtifalarda düşük süratlerde uçan helikopterler için de geçerlidir.

Gerekli pasif ve aktif koruma tedbirleri olmadan zırhlı birlikleri muharebe sahasına sürmek, onları düşmanın, özellikle güdümlü tanksavar füze nişancılarının insafına bırakmakta, bir anlamda füze nişancılarının, nişan alma yeteneklerini geliştirmek üzere kullandıkları canlı hedefler haline getirmektedir. Ne yazık ki bu kirli oyunda kaybedenler, tank ve zırhlı araç mürettebatı olmakta, farkına dahi varmadan, uzaklardan atılan bir güdümlü füzenin hedefi olmakta ve araç içerisinde yanarak feci bir şekilde can vermektedirler.

Fotoğrafta isabet sonrasında yanan bir T-72 tankı görülmektedir.

Suriye savaş alanında yer alan tanklar ve bütün zırhlı araçların, Rusya tarafından muharebe sahasına sürülen 1.000’den fazla sayıdaki Kornet modeli lazer güdümlü füze sisteminin karşısında en küçük bir hayatta kalma şansı bulunmamaktadır. Suriye savaş alanına sürülmesi planlanan bütün tanklar ve zırhlı araçlarda, İsrail tarafından geliştirilen ve halen kullanılmakta olan Trophy benzeri bir koruma sistemi yok ise, savaş alanına sürülen bütün tanklar ve zırhlı araçlar, güdümlü tanksavar füze nişancıları için nişancılık ve atış kabiliyetlerini geliştirdikleri, birer canlı hedef olmaktan öteye geçemeyeceklerdir.

Propaganda açısından bakıldığında, sahiplerinin kendilerine verdikleri KULLANICI DOSTU – USER FRIENDLY güdümlü tanksavar füzelerini sadece tetiklerine dokunarak ateşleyen ve düşman olarak gördükleri tanklar ve zırhlı araçların vurulma anını ve sonrasında cayır cayır yanmalarını kaydederek İnternet ortamında paylaşan çeşitli fraksiyon ve gruplar, düşmanları üzerinde büyük bir korku yaratarak hedeflerine ulaşmaktadırlar. İnternet ortamı, birbirleriyle neden savaştığının farkında dahi olmayan birçok grubun, düşman olarak gördüğü karşı taraftan tankları ve zırhlı araçları nasıl etkisiz hale getirdiğini kameraya aldıkları sayısız video görüntüleriyle doludur.

Tanklar

İlk Kullanım: 24 Nisan 2011. Suriye ordu birlikleri daha isyanın başladığı ilk günde tankları Dara’da savaşa sürmüş ve 25 kadar insanı öldürmüştür. Bu zamana kadar Suriye’deki isyan 20 kente kadar yayılmış ve zırhlı tankların savaş alanında görülmeleri, başlangışta şiddetli bir isyan olarak başlayan hareketin tam bir savaşa dönüştüğünün en büyük göstergesi olmuştur.

Rus yapımı T-72B modeli ana muharebe tankları ve daha eski olan T-62 ile T-55 modeli Rusya yapımı tanklar, Suriye savaşında en fazla kullanılan tank modelleridir. ‘‘Center for Strategic and International Studies’’ tarafından yapılan bir çalışmaya göre; Suriye’de bulunan tank sayısının 5.000 adet olduğu tahmin edilmektedir. ‘‘Bellingcat’’ tarafından Kasım 2014 tarihinde yayımlanan bir rapora göre; Suriye ordusunun envanterinde bulunan tank sayısı 2500 adede yaklaşmaktadır. Suriye ordusu envanterinde yaklaşık olarak 1200 adet T-55, 500 adet T-62 ve 700 adet T-72 model tank bulunmaktadır. Bu tankların tamamı operasyonel durumda değildir ve T-55 ile T-62 model tankların çoğunluğu yedekte muhafaza edilmektedirler. Bu tanklardan 1.000’den fazlası savaş esnasında kaybedilmiştir.

Tanklar Suriye savaşında ilk kez 2011 yılında kullanılmaya başlanmıştır

Haziran 2011 ayında, muhalifler tarafından başlatılan ilk başarılı silahlı isyan sonrasında Suriye ordusu, muhaliflere karşı yürüttüğü operasyonlarda, tanklarla birlikte taarruz helikopterlerini de kullanmaya başlamıştır. Operasyon, Suriyelileri darmadağın etmiş ve 10.000 kadarı kuzeye doğru kaçarak Türk topraklarına sığınmışlardır. Tanklar ve taarruz helikopterlerinin bir arada kullanıldığı bu harekat, üstünlüğün kimde olduğunu göstermek için Suriye ordusu tarafından düşmanlarına verilen açık ve net bir mesajdır.

Tankların kullanılmalarının diğer bir nedeni de; direniş arttıkça, ilerlemelerini yavaşlatmak maksadıyla, muhaliflerler tarafından inşa edilen otobüs ve kamyonların kullanıldığı acele hazırlanmış yol kapamaları ve engellerin sayısının artmasıdır. 2012-2013 yılları arasında Aleppo kentinde inşa edilen yol kapamalarının sayısı 200’den 1.100’e ulaşmıştır.

İsyancılar ve IŞİD militanları, Suriye ordusuna ait tankları yaktıklarını gösteren düzinelerce videoyu İnternet ortamında yayımlamışlardır. Suriye ordusundaki tankların bazıları, tanksavar roket ve füzeleri tarafından imha edilirlerken, bazıları ise kule kapağından içeri el bombaları atılarak, tank mühimmatının infilak ettirilmesi ve mürettebatın canlı canlı yakılması suretiyle gerçekleştirilmiştir.

Ölen eşinin başında bekleyen saygıdeğer ve olağanüstü güzellikteki angut kuşları

Tanklar için kullanılan özel bir deyim vardır: ‘‘Oturan Ördek’’. Sitting Duck kelimelerinden dilimize geçen bu deyim, tanklar açısından piyadenin yürüttüğü bir taarruz harekatı esnasında, bizzat manevra ile muharebeye katılmak yerine, kule atış mevzilerinden, önünde ilerleyen piyade unsurlarını ateşle desteklemesidir. Günümüz modern muharebe sahasında ve uzun menzilli, tank toplarının etkili menzillerinin çok ötesinden, tankları keklik gibi avlayabilen güdümlü tanksavar füzelerinin olduğu bir savaş alanında OTURAN ÖRDEK deyimi, tam da gerçek anlamını bulmaktadır. Suriye savaş alanında boy göstermek isteyen bütün ordular, tanklar ve zırhlı araçlarını, uyum sağlamak maksadıyla içinde harekat yaptıkları ortamın rengine boyamaktan çok daha ötesini yapmak zorundadırlar. Tanklar ve zırhlı araçların dış yüzeylerini boyamak, güdümlü tanksavar füzelerine karşı ne yazık ki hiçbir ilave koruma sağlamamaktadır.

Bellingcat tarafından açıklanan Kasım 2014 rakamlarına göre, sayısı 5.000 olan Suriye’deki bütün tanklar ölüme mahkumdur. Yapılması gereken tek şey; acı Merkeva-4 kayıplarından sonra, İsrail’in yaptığı gibi, Trophy benzeri durumsal farkındalık ve pasif/aktif koruma sistemlerinin tanklara monte edilmesidir. Aksi takdirde, Suriye savaş alanında görev yaptıklarını iddia eden bütün tanklar, OTURAN ÖRDEK konumundan OTURAN ANGUT konumuna inerek önünde sonunda yok olacaklardır. Bu arada, angut kuşlarından özür dileyelim ve ölen eşinin yanında kalarak ona, etraftaki tehlikelere aldırmadan bakarak ‘‘ANGUT GİBİ BAKMAK’’ deyiminin literatüre geçmesine neden olan bu saygıdeğer kuşa da saygılarımızı sunalım.

Topçu ve Uzun Menzilli Füzeler

İlk Kullanım: Şubat 2012. Suriye ordusu topçusu, ilk kez Özgür Suriye Ordusunun merkezi olan ve isyanın başkenti olarak kabul edilen Homs kentine topçu ateşi açmışlardır. ABD tarafından 11 Şubat 2012 tarihinde yayınlanan uydu görüntülerinde, bu saldırıda, 154 mm çaplı obüsler, M-46 modeli çekili toplar, D-30 modeli 122 mm çaplı obüsler ve BM-21 modeli 122 mm çaplı çok namlulu roketetarlar kullanıldığı tespit edilmiştir. Suriye ordusunun icra ettiği saldırıda, 200’den fazla sivil hayatlarını kaybetmiştir. İki hafta sonra icra edilen diğer bir saldırıda, kente en az 250 adet top ve roket mermisi düşmüştür.

Assad rejim kuvvetlerine karşı kullanılan el yapımı bir Cehennem Topu

Assad rejimi 2012 kış aylarında ilk kez SCUD füzelerini kullanmıştır. Şam kentinin güneyindeki bir üsten fırlatılan SCUD füzeleri ile yaklaşık olarak 220 mil mesafede olan Aleppo kenti kuzeyindeki bir isyancı üssü vurulmuştur.

Şubat 2013 ayında, Aleppo kentinin kuzeyine SCUD benzeri füzelerle daha fazla saldırıların yapıldığı rapor edilmiş, fakat füzelerin sonradan Luna-M/Frog-7 modeli balistik roketler olduğu ortaya çıkmıştır. Bu roketler güdümsüz ve hassas olmayan silah sistemleridir. (FROG=Free Rocket Over Ground).

Savaş 2014 yılında üçüncü yılına uzadığında, isyancılar ümitsiz fakat etkili bir yöntemle karşılık vermeye başlamışlardır. Gaz silindirleri, tüpler, su ısıtıcıları ve patlayıcılarla doldurabildikleri herşeyi hükümet güçleri tarafından kontrol edilen her yere atmaya başlamışlardır. Bu tür silahlar günümüzde hala kullanılmakta ve ‘‘Cehennem Topları’’olarak anılmaktadırlar.

Askerlikte bir deyim vardır; ‘‘Zafer piyadenin süngüsünün ucundadır’’. Topçular alınmasınlar ama gerçekten de piyade unsurlarının ayak basmadığı yer ele geçirilmiş sayılmaz. Suriye açısından incelendiğinde; 1000’den fazla fraksiyon ve grubun olduğu bu karmaşık ortama süper güçlerin bizzat kendi piyade unsurlarını sokmak istemedikleri açık ve nettir. Her zaman sahada bu işi onlar için yapacak ve/veya yapmaya zorlanacak ‘‘VEKALET SAVAŞÇILARI’’vardır. Maşa varken ateşi elle tutmaya gerek yoktur. Birbirlerine düşman olan taraflar dahi ustalıkla manipüle edilerek aynı amaç uğruna savaşır hale getirilebilirler. Ara sıra birbirlerine zarar verseler de, yürüttükleri vekalet savaşının efendileri, yerinde müdahalerle tarafları hizaya getirirler. Önemli olan, asla vekalet savaşını yürüten zavallıların çıkarları değildir, onlar aslında neden savaştıklarını dahi bilmezler, bilseler de bilmezden gelirler, gelmek zorunda bırakılırlar.

Suriye Hava Kuvvetleri

İlk Kullanım: 24 Temmuz 2012. Washington Post gazetesinde yayımlanan bir rapora göre; icra edilen hava saldırılarında ilk kez L-39 COIN modeli silahlandırılmış eğitim uçakları kullanılmış ve bunlara çok geçmeden MiG-21 ve MiG-23 savaş jetleri de katılmıştır.

Suriye, savaşa 500’den fazla hava aracı ile başlamıştır. Bunlardan 352’si sabit kanatlı, 160’ı ise döner kanatlı hava araçlarıdır. Suriye hava kuvvetlerinin envanterindeki hava araçlarının neredeyse tamamı Rus yapısı jet, ulaştırma uçakları ve helikopterlerdir. Suriyeli pilotlar tarafından kullanılan bomba, füze ve mühimmat tip ve modelleri aşağıdadır;

  • Termobarik ODAB-500 PM modeli bombalar,
  • Vakum bombaları,
  • Tahkimli mevziler için geliştirilen S-25 OFM roketleri,
  • Çeşitli güdümsüz roketler,
  • R-40/60 füzeleri,
  • Kh-29T/Kh-58 güdümlü füzeleri,
  • KAB-500/KAB-1500 güdümlü bombaları,
  • S-24/S-25 hava yer füzeleri ve cluster bombaları ile
  • 2012 yılından itibaren yakıcı mühimmat, kimyasal silah ve varil bombaları.

Suriye topraklarında tarafların kontrol ettiği bölgeler

Varil Bombaları

İlk Kullanım: 22 Ağustos 2012, Aleppo kentinde ve sonraki günlerde Idlib kentinde kullanılmıştır. Kayıplara neden olan ilk kayıtlı saldırı Eylül 2012 ayında gerçekleştirilmiştir. 2012 yaz aylarına kadar Suriyeli isyancılar, çoğunlukla yabancı devletler tarafından sağlanan, yeteri kadar hava savunma sistemlerine sahip olmuş ve düşman uçaklarını daha yüksek irtifalarda uçmaya zorlamıştır.

Tepki olarak Suriye Hava Kuvvetleri, sabit kanatlı hava araçlarından döner kanatlı hava araçlarına geçmiş, çeşitli patlayıcıların bir araya getirildiği bombaları yüksek iritfalardan atarak acımasızca kullanmıştır. Bu öldürücü bombalardan bir tanesi dahi birkaç binayı aynı anda yerle bir etmektedir.

Asad rejimi, varil bombası olarak adlandırılan, patlayıcı ve metal parçacıklar ile doldurduğu metal silindirler ve eski depolama tanklarını, çoğunlukla Mi-8/17 helikopterlerinden atmaktadır. Yüksek irtifalardan atılan varil bombaları, Suriye halkını dehşete düşürmektedir, bir Suriyeli mültecinin anlattıklarına göre, patlama sonrasında havayı da emen varil bombası aynı anda dört binayı yıkmıştır.

Neden varil bombaları kullanılıyor? GRAD ve SCUD gibi füze sistemleri varken varil bombalarının kullanılma nedeni, içlerine kimyasal silahlar da koyulabilmesidir. İngiltere, Fransa ve İspanya, Ekim 2015 ayı içerisinde, Suriye’de varil bombalarının yasaklanması yönünde bir Birleşmiş Milletler karar taslağı hazırlamışlar, fakat bu karar Rusya tarafından barış görüşmelerini tehlikeye sokabileceği gerekçesiyle ret edilmiştir.

Kimyasal Silahlar

Kırmızı Çizgi? Hayır, henüz geçilmedi!

İlk Kullanım: Ekim 2012. Birleşmiş Milletlere göre kimyasal silahlar, ilk kez 2012 yılı Ekim ayında Idlib bölgesinde kullanılmıştır. Birinci Dünya Savaşında kimyasal silahların kullanılması üzerine imzalanan 1925 Cenevre Protokolü, bu silahların kullanımını yasaklamıştır. Bu yasak Suriye’de hiç bir işe yaramamıştır. 2012 yılında ABD Başkanı Barack Obama Assad’ı uyararak kimyasal silah kullanımının kırmızı çizgilerini aşmak anlamına geleceğini söylemiştir. Buna rağmen birçok kez kimyasal silah kullanılmış, bu saldırılardan bir tanesi 21 Ağustos 2012 günü videoya çekilerek dünyanın gözleri önüne getirilmiştir. Bu saldırıda, Suriye rejimi tarafından yapıldığı kuvvetli bir olasılık da olsa, hükümetin parmağı olduğu tam olarak ortaya çıkarılamamıştır. Kimyasal silahlar IŞİD tarafından özellikle Musul çevresinde zaman zaman kullanılmaya devam edilmektedir.

Kimyasal silah saldırısında hayatlarını kaybeden çocuklar

Hava Savunma Sistemleri

Suriye’de bulunan hava savunma sistemleri arasında en dikkat çekici olan ve öne çıkan silah sistemi, Rus yapımı S-400 modeli uzun menzilli hava savunma silah sistemidir. Rusya yapımı olan S-400 uzun menzilli hava savunma füze sistemi, Latakia’da bulunan Hemeimeem hava üssüne 16 Aralık 2015 tarihinde konuşlandırılmıştır.

Türkiye Milli Savunma Bakanı Fikri Işık tarafından da, Türkiye’nin hava savunma sistemi ihtiyacını gidermek maksadıyla, tedarik edilmesi düşünülen alternatifler arasında olduğu ifade edilen S-400 savunma sistemlerinin tedariki için Rusya ile görüşmeler yapılmıştır. Rus basını tarafından yoğun ilgi gören bu talep, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar tarafından da, Moskova ziyareti sonrasında, “Türkiye’nin hava savunma sistemi ihtiyacının giderilmesi için çalışmalar sürdürülüyor. Rusya ile S-400 füze sistemi için görüşüyoruz. Ancak farklı ülkelerle görüşmeler de yapılıyor” şeklinde ifade edilmiştir.

Türkiye tarafından da bir opsiyon olarak değerlendirilen S-400 hava savunma silah sistemleri, Sputnik’in iddialarına göre, ufuk çizgisi ötesindeki hedefleri vurabilen dünyadaki tek hava savunma silah sistemidir. 300 kilometre uzaklıktaki hedefleri imha edebilme kapasitesinde olan füzenin en önemli özelliklerinden bir tanesi de ‘‘ateşle ve unut’’ kabiliyetidir.

NATO kod adı SA-21 Growler olan S-400 Triumf hava savunma silah sistemi, S-300‘den geliştirilmiş, yeni nesil Rus yapımı bir kısa-orta-uzun menzilli bir hava savunma füze sistemidir. S-400 hava savunma silah sistemlerinin S-300 sistemlerinden en önemli farkı, daha fazla hedefi aynı anda takip edebilmesi ve gelişmiş elektronik karşı tedbirlere sahip olmasıdır. Ayrıca S-400’de kullanılan radarlar, hafif radar izine sahip olan ve hayalet uçaktabir edilen hedefleri takip edebilme yeteneğine de sahiptir. S-400 hava savunma silah sistemlerine günümüze kadar pek çok devlet ilgi göstermiş olmasına rağmen, Çin Halk Cumhuriyeti haricinde yabancı bir ülkeye satış gerçekleşmemiştir.

Rus yapımı S-400 uzun menzilli hava savunma füze sistemleri Latakia’da bulunan Hemeimeem hava üssüne 16 Aralık 2015 tarihinde konuşlandırılmıştır. (Russian Defense Ministry via AP)

Omuzdan atılan hava savunma füzeleri (MANPADS)

Ağustos 2012 ayı içerisinde isyancılar Doğu Suriye’de bulunan Deir Al-Zour’da bir Mig-23 savaş jetini düşürmüşlerdir. Şubat 2013 ayında Suriye hava kuvvetlerine ait bir helikopter isyancılar tarafından düşürülmüştür. Çin yapımı FN-6 füzesi, çatışmaların başlamasından sonra, bir yıldan kısa bir süre içerisinde Suriye savaş alanında görülmüştür. Isı güdümlü omuzdan atılan hava savunma füzelerini sağlayan ülkeler arasında Katar, Sudan ve Birleşik Devletler başta gelmektedir.

SA-7 modeli Rus yapımı omuzdan atılan füzenin ordudan kaçanlar ve ordu mühimmat depolarına yapılan baskınlar sonucu Suriye’de yaygınlaştığı değerlendirilmektedir. SA-7, ilk nesil Sovyetler Birliği zamanında imal edilen oldukça etkili bir alçak irtifa hava savunma silah sistemidir. New York Times’ dan C.J. Chivers’e göre Suriye’de kullanıma ilk kez Ağustos 2012 ayı içerisinde hazır hale gelmiştir.

Omuzdan atılan ısı güdümlü hava savunma silah sistemleri, özellikle alçaktan uçan helikopterler için büyük bir tehdit unsurudurlar. Eski teknoloji karşı koyma sistemleriyle donatılan, personelini elektronik harp ve karşı koyma sistemleri alanında eğitmeyi başaramayan herhangi bir silahlı kuvvetin, Suriye savaş alanına helikopterlerini sürmesi, tanklar ve zırhlı araçlarda yaşanan sukutu hayalin çok daha büyüğünün yaşanmasına neden olacaktır. Ucuz ve tedarik edilmeleri kolay olan ve en önemlisi süper güçlerin yeni geliştirdikleri ısı güdümlü füzeleri denemek isteyecekleri Suriye savaş alanı, yeni ve ses getiren kayıplara ve İnternet ortamının tank ve zırhlı araçların yanı sıra helikopter kayıplarının da kameraya alınıp sergilendiği görüntülerle dolup taşmasına neden olacaktır.

Gelişmiş hava savunma füze sistemleri

Eski bir alçak irtifa hava savunma sistemi olan SA-7 füzesi, modern hava araçları üzerinde bulunan karşı koyma sistemleri ile hedefine gitmekten saptırılabilir. SA-7 ısı güdümlü füzesini SA-16 ve SA-24 yer-hava füzeleri takip etmiştir. Bu füzelerin bir kısmının Libya’da görevden uzaklaştırılan Muammar Ghaddafi zamanında depolardan geldiği değerlendirilmektedir.

Hava Unsurları (Suriye Hariç)

‘‘Dünyada ABD ordusu kadar sivil ölümleri ve tali hasarları ciddiye alan başka bir ordu yoktur’’ Pentagon Basın Sekreteri Tuğamiral John Kirby.

Bağımsız bir izleme grubu olan Airwars’a göre ise, IŞİD terör örgütüyle savaşmak için oluşturulan ABD liderliğindeki koalisyon kuvvetlerinin hava saldırıları nedeniyle Irak ve Suriye’de hayatlarını kaybeden sivillerin sayısı en az 862’dir ve bu sayı 1.190’a kadar çıkabilir.

İlk Kullanım: Ocak 2013. İsrail savaş jetleri Suriye hava savunma silah sisteminin içinden geçerek ülkenin içerilerine sızmış ve Hezbollah silah konvoyu olduğunu iddia ettikleri araçları Damascus kuzeyinde imha etmiştir.

IŞİD Koalisyonun İlk Hava Saldırıları: 23 Eylül 2014. Amerikan savaş jetleri ‘‘Khorasan Group’’ isimli, üst düzey seçkin al-Qaeda savaşçıları üzerine bomba yağdırmıştır. Khorasan Group üyelerinin söylemlerinin, ABD’nin güvenliği için büyük bir tehdit olduğu öne sürülmüştür. Saldırıda Amerikan savaş gemilerinden fırlatılan seyir füzeleri de kullanılmıştır. IŞİD terör örgütü üzerine Amerikan hava saldırıları 8 Ağustos 2014 tarihinde başlamış, bir ABD savaş uçağı, Yezidi kabilelerine yapılmakta olan ve neredeyse katliama dönüşen bir saldırıyı durdurmak maksadıyla, Sinjar Mountain yakınlarındaki IŞİD mevzilerini bombalamıştır.

Mayıs 2016 ayına kadar ABD liderliğindeki koalisyon kuvvetleri, 41.500’den fazla bomba kullanmış, Pentagon diğer bölgelerden cephane takviyesi yapmak zorunda kalmıştır.

ABD hava kuvvetleri tarafından IŞİD terör örgütüne karşı hava saldırılarında kullanılan hava araçları arasında; A-10C yakın hava destek uçakları, AH-64 taarruz helikopterleri, B-1B uzun menzilli stratejik bombardıman uçakları, F-15C, F-16C, F/A-18E, F-22A modeli jetler, MQ-1B ve MQ-9A insansız hava araçları ve OV-10 hafif taarruz/gözlem uçakları bulunmaktadır.

En ucuz hava saldırısının maliyeti tahmini olarak kabaca 50.000 ABD dolarıdır. Bütçe uzmanı Todd Harrison’a göre bu miktar sadece bir adet savaş jetine aittir. Birçok hava saldırılarında, farklı tiplerdeki hava araçları birlikte kullanılmaktadır. Örnek vermek gerekirse geçenlerde Falujah’dan kaçmaya çalışan İslami Devlet terör örgütü militanlarına yapılan hava saldırısında toplam 29 adet hava aracı kullanılmıştır.

Türk F-16 savaş uçağı tarafından düşürülen Su-24M modeli Rus bombardıman uçağı

ABD, IŞİD terör örgütüyle olan savaşında, her gün yaklaşık olarak 12 milyon ABD doları harcamaktadır. Ağustos 2014 ile 31 Mayıs 2016 tarihleri arasında Pentagon’un toplam harcaması 7.71 milyar ABD dolarıdır (Rakamlar son olarak 28 Temmuz 2016 tarihinde güncellenmiştir).

Suriye’de kullanılmakta olan Rus hava araçları arasında; Tu-160 Blackjack stratejik bombardıman uçağı, Tu-22M3 uzun menzilli süpersonik bombardıman uçağı, Tu-95 Bear modeli stratejik bombardıman uçağı, bir tanesi Türkiye tarafından düşürülen Su-24M modeli bombardıman uçağı, S-25 taarruz ve yakın hava destek uçağı, Mi-8 arama ve kurtarma helikopteri, Mi-17 ulaştırma helikopteri, Mi-24 taarruz helikopteri, Mi-28NE taarruz helikopteri ve KA-52 taarruz helikopteri bulunmaktadır.

Not: CV-22B uçağına ait rakamlar ABD Hava Kuvvetlerinin 2008 yılına aittir. Breaking Defense’in 2013 yılındaki açıklamasına göre; yetkililer sonraki yılllarda uçuş saati başına maliyetin % 90 oranında azaldığını iddia etmişlerdir.

Rus hava araçları tarafından kullanılan mühimmatlar ise; OFAB-100 ve OFAB-200 anti personel bombaları, Kh-25 lazer güdümlü bombalar, KAB-500S uydu güdümlü bombalar, RBK-500-SPBE-D cluster bombaları, ODAB-500 PMB termobarik bombaları ve BetAB-500 M62 modeli nüfuz edici bombalardır.

ODAB-500 PMB modeli termobarik bomba

Hava saldırılarının etkileri

Hava saldırılarının başlaması sonrasındaki ilk 10 ay içerisinde IŞİD terör örgütü toprak kazanmaya devam etmiştir. Fakat sonraki sekiz ayda ABD yetkililerinin ifadelerine göre IŞİD, elindeki toprakların % 50’sini kaybetmiştir.

Mi-28 NE modeli Rus yapımı taarruz helikopteri

ABD, hava saldırılarına başladığı Ağustos 2014 ayından günümüze kadar geçen sürede 26.000 IŞİD militanını öldürdüğünü iddia etmektedir. Pentagon’un Haziran 2016 tarihli IŞİD terör örgütünün savaşçı sayısının 19.000 – 25.000 arasında olduğu yönündeki tahmini dikkate alındığında, hava saldırılarında öldürüldüğü iddia edilen 26.000 rakamı gerçeği yansıtmaktan oldukça uzaktır. Yine de, hava saldırılarında büyük kayıplara uğrayan IŞİD terör örgütü, Ağustos 2014 ayında Amerikalı gazeteci James Foley’i öldürmesi sonrasında, devamlı olarak hava saldırılarının sona ermesini talep etmektedir. Dikkate değer bir başka nokta da Brussels, Paris, Garland ve Orlando terör saldırılarını düzenleyen teröristlerin ortak taleplerinin hava saldırılarının durdurulması olmasıdır.

Hava saldırılarından bahsederken Silahlandırılmış İnsansız Hava Araçları (C-UAV- Combat Unmanned Aerial Vehicle) kullanılarak gerçekleştirilen hava saldırılarından da bahsetmek gerekmektedir. ABD ordusunun envanterinde bulunan gelişmiş sistemlerle yaptığı saldırılara ilave olarak, İran tarafından Suriye’de İHA kullanılarak yapılan hava taarruzlarının ayrı bir önemi bulunmaktadır. İran da ne yazık ki ABD ve Rusya gibi geliştirdiği silah sistemlerini Suriye savaş alanında test eden ülkeler arasına girmiştir. Yaptığı testler esnasında silahlandırılmış insansız hava araçlarını, düşman olarak gördüğü unsurlara karşı kullanmaktan ise asla çekinmemektedir.

İran Ordusu Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Mohammad Bagheri, hassas bombalama kabiliyetindeki insansız hava araçlarını kullandıklarını itiraf etmiştir. Tümgeneral Bagheri, ülkesinin, bir metrekare büyüklüğündeki hedefleri İHA’lar ile hassas bir şekilde vurabildiğini açıklamıştır. Tümgeneral Bagheri, İran yapımı İHA’ların sadece terörist hedeflerine karşı kullanıldığını da sözlerine eklemiştir.

Suriye savaş alanında faaliyette bulunmayı planlayan silahlı kuvvetler, yukarıda sayılan tehditlerin yanı sıra, İran tarafından kullanılan silahlandırılmış insansız hava araçlarını da yapacakları harekât planlarında göz önüne almak zorundadırlar.

IŞİD terör örgütünün toprak kayıpları

Rus hava saldırılarının savaş üzerindeki etkileri hakkında ‘‘Atlantic Council’’ tarafından hazırlanan rapordan küçük bir bölüme göz atmanın uygun olacağı değerlendirilmektedir.

‘‘Rusya hava saldırılarını savaş kurallarına aldırmadan icra etmiştir. Açık kaynaklardan elde edilen video görüntüleri, Rusların cluster tipi mühimmat kullandıklarını açıkça ortaya koymaktadır. Rus hava kuvvetleri yaptığı hava saldırılarında, hedef gözetmeksizin cami, hastane ve içme suyu kaynaklarını hedef almakta ve imha etmektedir.

Rusya’nın büyük bir acımasızlıkla yürüttüğü askeri harekât, yoğun acılara neden olmuş ve Assad kuvvetlerinin kaybettikleri toprakları geri kazanmasını sağlamıştır. IŞİD terör örgütünün kayıpları, Suriye ve Rusya’nın ortaklaşa yürüttükleri askeri harekâttan ziyade, ABD tarafından desteklenen Kürt unsurları tarafından yürütülen operasyonlar neticesinde gerçekleşmiştir. Rusya’nın yürüttüğü harekât, savaşı kısaltmak yerine daha da şiddetlendirmiştir ve bu nedenle Türkiye ve Avrupa’ya kaçan mülteci sayısının giderek artmasına neden olmuştur’’.

ABD tarafından icra edilen hava saldırılarında hayatlarını kaybeden sivillerin sayısı, 28 Temmuz 2016 tarihine kadar, ABD Merkez Komutanlığına göre sadece 55’tir. Eleştirmenler bu sayının 1.200 kadar olduğunu iddia etmektedirler. Rusya ise kendi hava araçları tarafından öldürülen sivil insan sayısının sıfır olduğunu iddia etmektedir. Mart 2016 rakamlarına göre ise eleştirmenler bu sayının 2.000 civarında olduğunu iddia etmektedirler. Eylül 2015 rakamlarına göre Suriye hava kuvvetleri tarafından düzenlenen hava saldırılarında hayatlarını kaybeden sivillerin sayısının ise yaklaşık olarak 19.000 olduğu tahmin edilmektedir.

Rusya tarafından Suriye topraklarında icra edilen hava saldırıları

Hava saldırılarında öldürülen değerli (!) hedefler

Koalisyon güçleri sözcüsü Albay Steve Warren, hava saldırılarında Ocak 2015 ayından günümüze kadar geçen sürede 120’den fazla yüksek değerdeki hedefin öldürüldüğünü açıklamıştır. ABD hava kuvvetleri tarafından takip edilerek hava saldırılarında hedef alınan ve artık mücadelelerine öbür dünyada devam eden yüksek değerdeki hedeflerin listesi aşağıda sunulmuştur:

  • 1 Temmuz 2016: Pentagon’a göre IŞİD savunma bakan yardımcısı olan Basim Muhammad Ahmad Sultan al-Bajari ve Mosul’da askeri komutan olarak görev yapan Hatim Talib al-Hamduni,
  • 6 Mayıs 2016: Irak Anbar Eyaleti Emiri Shaker Wahib al-Fahdawi al-Dulaimi,
  • 29 Nisan 2016: Mosul yakınlarında öldürülen Avustralya doğumlu IŞİD savaşçısı Neil Prakash,
  • 10 Nisan 2016: IŞİD aşırılık yanlısı Şeriat hâkimi Fawaz al-Hassan,
  • 5 Nisan 2016: Mısırlı üst düzey al-Qaeda savaşçısı Rifai Ahmad Taha ve Belçikalı savaşçı Abu Sulayman al Belgiki,
  • 5 Nisan 2016: Gizli mücahit ve Çeçenya’da Emir Khattab’ın sağ kolu Abu Omar al-Masri,
  • 3 Nisan 2016: Jabhat al-Nusra sözcüsü Abu Firas Al Suri,
  • 25 Mart 2016: Baş finansör Abd al-Rahman Mustafa al-Qaduli,
  • 15 Mart 2016: Omar the Chechen; 20 Haziran 2016’ya kadar hayatta kalmış olabilir,
  • 15 Mart 2016: Irak polis komutanı Eidan al-Ezzi,
  • 3 Mart 2016: Aleppo Eyaleti IŞİD Emiri Amr al Absi,
  • 27 Aralık 2015: Dış operasyonlar uzmanı Tashin al Hayali,
  • 26 Aralık 2015: Kalpazanlık uzmanı ve Paris saldırganları ile direkt bağlantısı olan Abdul Qader Hakim,
  • 24 Aralık, 2015: Suriye lideri ve Paris saldırılarının planlayıcısı Abdelhamid Abaaoud ile direkt bağlantısı olan Charaffe al Mouadan,
  • 10 Aralık 2015: Dış operasyonlar planlayıcısı ve Birleşik Krallık’ta bilgisayar mühendisliği eğitimi gören Siful Haque Sujan,
  • 8 Aralık – 12 Aralık 2016: Bomba yapımcısı Abu Anas, Mosul yardımcı finans emiri Yunis Khalash, Kirkuk eyaleti yardımcı emirlerinden Mithaq Najim, IŞİD komutanı ve infazcısı Akram Muhammad Sa’ad Faris,
  • 7 Aralık 2015: Dış operasyonlar uzmanı Rawand Dilsher Taher,
  • 7 Aralık 2015: Kirkuk Eyaleti emiri, Abu Wadhah olarak da bilinen Khalil Ahmad Ali al Wais,
  • 2015 Kasım Sonları: Maliye bakanı Abu Saleh ve Gaspçılık ağı lideri Abu Maryam,
  • 12 Kasım 2015: Mohammed Emwazi, namı diğer “Mücahit John”
  • 30 Ekim 2015: IŞİD terör örgütüne katılan Alman rapçi Denis Cuspert, namı diğer “Deso Dogg,”
  • 10 Eylül 2015: İdari Emir Abu Bakr al Turkmani,
  • 24 Ağustos 2015: Batı dünyasında çeşitli saldırılar düzenleyen İngiliz uyruklu Junaid Hussain,
  • 21 Ağustos 2015: Batı dünyasında çeşitli saldırılar düzenleyen İngiliz uyruklu Reyaad Khan,
  • 18 Ağustos 2015: Üst düzey IŞİD lideri, Abu Bakr al Baghdadi’nin yardımcısı Fadhil Ahmad al Hayali (namı diğer Hajji Mutazz, namı diğer Abu Musallam al Turkumani), ve IŞİD medya çalışanı Abu Abdullah,
  • 16 Haziran 2015: Yabancı savaşçılar operasyon ve ikmal şefi Tariq bin Tahar-Al-Awni-al-Harzi,
  • 15 Haziran 2015: Libya operasyonları ile bağlantıların anahtar ismi Ali Awni al-Harzi,
  • 17 Mayıs 2015: Bir baskınla öldürülen ve karısı ele geçirilen Petrol ve Gaz Emiri Abu Sayyaf,
  • 14 Mayıs 2015: Üst düzey IŞİD yöneticisi Abu Alaa al-Afri 13 Mayıs 2015: Üst düzey IŞİD hâkimi Akram Qirbash,
  • 14 Ocak 2015: Abu Taluut olarak da bilinen Hassan Saeed Al-Jabouri,
  • 3 – 9 Aralık 2014: Öldüğü sanılan fakat aslında Ağustos 2015’e kadar yaşayan Haji Mutazz, ve Irak’taki askeri emiri Abd al Basit,
  • 2014 Kasım sonu: al-Baghdadi’nin Mosul Emiri Radwan Talib, namı diğer Radwan Taleb Al-Hamdouni,
  • 7 Kasım 2014: Askeri Şûranın başı olduğu iddia edilen Auf Abdulrahman Elefery,
  • 23 Eylül 2014: Nusra Front lideri Abu Yousef al-Turki, namı diğer “Türk”,

Not: Bu listede bazı isimler eksiktir. ABD ordusu hava saldırılarında öldürülen anahtar konumundaki çok değerli hedeflerin listesini her zaman açıklamamaktadır.

Seyir Füzeleri

İlk Kullanım: Eylül 2014 sonları. ABD Ordusu tarafından, Suriye’nin kuzeyinde yer alan Idlib bölgesinde ‘‘Khorasan Group’’ olarak adlandırılan al-Qaeda terör örgütünün üst düzey yöneticilerine karşı düzenlenmiştir.

Etkisi: Seyir füzeleri çok uzak mesafelerden düşman hedeflerini hassas bir şekilde vurarak etkisiz hale getiren füzelerdir. Suriye savaşı bütün dünyaya, ABD ve Rusya’nın envanterinde yeteri kadar seyir füzesinin bulunduğunu ve gerektiğinde bunların etkin bir şekilde kullanılabildiğini göstermiştir.

Hazar Denizi’nden fırlatılan 3M14T Kalibr Füzesi Suriye’ye doğru yola çıkarken

ABD: Tomahawk seyir füzesi, kara hedeflerine 1.500 mil mesafeden ateşlenebilir, bir tanesinin fiyatı 1.5 milyon dolardır. Eylül 2014 ayı içinde düzenlenen saldırılarda ABD Donanması, Arap Körfezinde bulunan Philippine Sea savaş gemisi ve Kızıl Denizde bulunan Arleigh Burke destroyerinden toplam 47 adet Tomahawk füzesiniSuriye’deki hedefler üzerine fırlatmıştır.

Fransa: Tanesi 930.000 dolar değerinde olan 250 kilometre menzilli SCALP/Storm Shadow seyir füzeleri, Birleşik Arap Emirlikleri ve Ürdün üzerinden, 15 Aralık 2015 tarihinde Batı Irak’taki IŞİD terör örgütü hedeflerine, Rafale savaş jetlerinden atılmıştır. Bu atışlar, Libya savaşından sonra, Fransa tarafından seyir füzelerinin kullanıldığı ilk operasyon olmuştur.

İngiltere: İngiliz Tornado savaş jetleri de Haziran 2016 ayı sonlarına doğru, Batı Irak’taki IŞİD hedeflerine karşı seyir füzelerini kullanmıştır. Storm Shadow seyir füzeleri hedeflerini tam isabetle vurmuşlardır.

Rusya: 3M14T Kalibr kara hedeflerine karşı kullanılan bir seyir füzesidir. Ekim 2015 ayında Rusya, Hazar Denizi’nde bulunan savaş gemilerinden Suriye’deki hedeflere toplam 26 adet 3M14T Kalibr seyir füzesi fırlatmıştır. Bu füzelerden en az dördünün hedeflerini bulamayarak, ülkenin kuzey kesimlerinde bilinmeyen yerlere düştüğü tahmin edilmektedir.

Hazar’ın Kılıcı olarak adlandırılan füzeler Hazar Denizi’nde konuşlandırılmıştır ve menzili Akdeniz, Arap Yarımadası ve İran Körfezi’ne kadar uzanmaktadır. 7 Ekim 2016 tarihinde Hazar Denizi’nde bulunan Rus firkateyn ve muhriplerinden atılan 26 adet Kalibr seyir füzesi Suriye’de 11 adet hedefe atılmış, füzeler havada İran ve Irak hava sahasında 1.500 km. mesafe kat ederek Rakka, Halep ve İdlib’teki terörist hedeflerinin tamamını imha etmiştir. İlk olarak 2012 yılında atılan füzeler, yerden 50-150 metre irtifada uçarak 350 km. mesafedeki deniz hedeflerini ve 2.500 km. uzaklıktaki kara hedeflerini etkisiz hale getirebilmektedir.

Suriye’de kullanılan seyir füzeleri

İntihar Bombacıları

İlk Kullanım: 23 Aralık 2011. İki al-Qaeda bağlantılı Jabhat al-Nusra bombacısı Şam kent merkezinde bir saldırı gerçekleştirmiş ve 44 kişinin ölümüne neden olmuştur. Nusra militanları Temmuz 2012 ayında Şam kent merkezinde bir saldırı daha gerçekleştirmiş ve Başkan Assad’ın savunma bakanı ve beraberindeki birkaç üst düzey ordu mensubu ve istihbarat elemanlarını öldürmeyi başarmıştır. Nusra militanları, çok kanlı geçen 2012 yılının sonuna kadar, Suriyelileri öldüren 50 intihar eyleminden 41 adedinin sorumluluğunu üstlenmiştir.

‘‘İntihar eylemcisi, modern dünyanın geçici hassas güdümlü mühimmatıdır.’’

IŞİD terör örgütünün intihar türü eylemler icra ettiğinin en büyük kanıtları İnternetten dahi kolaylıkla bulunabilir. Ayrıca İslami devlet yaptığı propagandalarda Suriye’de 41 ve Irak’ta 100 adet intihar eyleminin sorumluluğunu üstlenmiştir.

İntihar türü eylemlerde beyni yıkanmış ve cennette hurilerle kandırılan militanların yanı sıra araçlar da kullanılmaktadır. IŞİD terör örgütü Irak’ta bir kasabayı terk ederken geride kutsal kitap Kur’an şeklinde el yapımı patlayıcı bombalar dahi bırakmıştır. El yapımı patlayıcı düzeneklerin maliyeti 25-265 ABD doları arasında değişmektedir. Irak savaşı esnasında al-Qaeda tarafından geliştirilen taktik ve teknikler Suriye’de de aynen uygulanmaktadır.

El yapımı patlayıcı düzenek hazırlayanlar, triacetone triperoxide (TATP), namı diğer Şeytanın Annesini kullanmak istediklerinde ise 10.000-15.000 ABD dolarına ihtiyaç duyacaklardır.

Şeytanın Annesi

‘‘Şeytanın Annesi’’ olarak da bilinen TATP, beyaz renkli pudraya benzeyen hidrojen peroksit ile asetonun belirli kimyasal şartlar altında reaksiyona girmesiyle elde edilen bir maddedir. TATP ve diğer aseton peroksit esaslı patlayıcı kimyasallar nitrojen içermediklerinden nitrojen bomba tespit cihazları tarafından tespit edilemezler.

Dengesiz yapıları nedeniyle TATP esaslı patlayıcılar askeri maksatlı olarak kullanılmazlar. Bununla beraber yapılmasında kullanılan kimyasal maddelere erişim çok kolay olduklarından, teröristler tarafından Avrupa’da bomba yaapımında sık olarak kullanılmaktadırlar. Hidrojen peroksit yaraların iyileşmesinde kullanılan bir ilaç, aseton ise kozmetik ürünlerde kullanılan bir kimyasal maddedir. Brüksel’de bomba şüphelisi bir teröristin evinde yapılan aramada 40 galon aseton bulunmuştur. DNA örnekleri Paris’te kullanılan bombalar üzerinde bulunan Najim Laachraoui isimli 24 yaşındaki genç adam, Brüksel saldırılarına da katılmıştır. Brüksel saldırılarındaki intihar eylemcilerinden biri olduğundan şüphelenilmektedir.

“Halep şehri başlangıçtaki büyüklüğünün beşte birine indi, fakat teröristlerin eline geçmesinden sonra, kendi bölgelerinden kaçan mültecilerin gelişiyle aşırı kalabalıklaştı. Her gün şehirde yürüyorum. Kolu-bacağı olmayan çocuklar ve genç kızlar görüyorum; teröristlerin attığı, onları rastgele hedef alan ve hiçbir zaman onları bırakmayacak korkunç yaralara ve korkunç hatıralara yol açan havan toplarının veya şarapnel parçalarının hedefi olmuşlar. Bir bacağını kaybetmiş olan kız, sağlam bacağının üstünde durup ekmek satıyor; bir kolunu kaybetmiş çocuk ise sakız satıyor. Bunlar, haberlerde kısaca bahsedilen, teröristlerin saldırılarından sonra bir haber satırında ancak rakam olarak geçen “yaralı” insanlar. ‘‘Yaralı’’, çizik almış veya parmağı kanayan kişi değildir; gözünü veya kol-bacağını kaybetmiş kişidir. Vanessa Beeley

İslami Devlet tarafından düzenlenen İntihar Eylemci kursuna katılan çocuklar

Orta Doğu ve Avrupa’da terör eylemlerini artıran sözde İslami Devlet terör örgütü tarafından üstlenilen, 2016 yılı içerisinde gerçekleştirilen bombalı eylemler aşağıda sunulmuştur (ÇN).

11 Ocak 2016 – Muqdadiyah ve Baghdad, Irak: İntihar yelekleri giyen IŞİD üyeleri Baghdad’da bir alışveriş merkezinde, kalabalık içerisinde kendilerini patlatmışlardır. Şehrin diğer bir yerinde de bombalı araç saldırısı gerçekleştirilmiştir. 18 kişi hayatını kaybetmiş 19 kişi yaralanmıştır. Muqdadiyah kentinde aynı gün düzenlenen saldırıda iki bomba yüklü araç kullanılmış 20 kişi hayatını kaybetmiştir. Yaralı sayısı resmi olarak açıklanmamıştır.

12 Ocak 2016 – İstanbul, Türkiye: İstanbul’un turizm merkezinde gerçekleştirilen bombalı saldırıda tamamı Alman vatandaşı olan 10 turist hayatlarını kaybetmiştir. Olay sonrasında Türk Başbakan Ahmet Davutoğlu, terör örgütü tarafından Türkiye’de yapılan saldırıları duruduracağına yemin etmiş fakat şehir bir ay sonnra yeni patlamalarla sarsılmıştır.

4 Ocak 2016 – Jakarta, Endonezya: Güneydoğu Asya’da gerçekleştirdiği ilk saldırısında IŞİD iki bombalama olayı gerçekleştirmiş, kendilerini bir alışveriş merkezine kapatan militanlar polisle silahlı çatışmaya girmişlerdir ve üç saat süren çatışma sonrasında kendilerini patlatmışlardır. Aynı gün bir polis merkezine de ateş açılmıştır. Saldırılar sonucunda sekiz kişi hayatını kaybetmiş ve 24 kişi yaralanmıştır.

26 Ocak 2016 – Homs, Suriye: Homs kentinde ilk saldırı Assad rejimi güçlerinin bir kontrol noktasına gerçekleştirilmiştir. Olayı görmek için toplanan kalabalığın içinde askeri üniforma giyen bir militan ikinci bombayı patlatmış, saldırılarda 29 kişi yaşamını yitirmiştir. Resmi olarak açıklama yapılmasa da yaralı sayısının 100’ün üzerinde olduğu tahmin edilmektedir.

27 Ocak 2016 – Ramadi, Irak: Kentteki askeri personel hedef alınmış, gün boyunca kentin çeşitli yerlerinde bir düzine kadar bombalı araç saldırısı gerçekleştirilmiştir. Saldırılarda 55 asker yaşamını yitirmiştir, sivil ve asker yaralıların sayısı bilinmemektedir.

31 Ocak 2016 – Damascus, Suriye: IŞİD terör örgütünün Birleşmiş Milletler ile görüşmeye çok daha yakın olduğu bir zamanda Damascus kentinin Şii bölümüne saldırmıştır. Dini bir merkeze yapılan saldırıda 60’tan fazla insan hayatını kaybetmiş ve 100’den fazla insan yaralanmıştır. Kentte 9 Şubat 2016 günü yapılan bir başka bombalı araç saldırısında ise sekiz kişi daha yaşamını yitirmiş ve 20 kişi yaralanmıştır.

21 Şubat 2016 – Homs ve Damascus, Suriye: Saldırılar ABD ve Rusya’nın Suriye’deki savaşı sona erdirmek üzere gelişmeler kaydedildiğini açıkladıkları güne rast gelmiştir. Homs kentinde Şiilerin yaşadıkları bölgede iki bombalı saldırı gerçekleştirilmiş 42 kişi ölürken 100 kişi de yaralanmıştır. Saldırının ikinci safhası Damascus’da gerçekleştirilmiş, yerel okullar dağılırken yapılan saldırıda önce bombalı aaraaç patlatılmış, ardından kaçan kalabalığın arasına dalan intihar yelekli militanlar kendilerini patlatmışlardır. Ölü sayısı 134’e ulaşmş ve 180 kişi de yaralanmıştır.

28 Şubat 2016 – Muqdadiyah, Irak: Bu yıl içerisinde düzenlenen ikinci saldırıda kentte iki bomba patlatılmıştır. İlki intihar yelekli bir militan tarafından, ikincisi ise bir Şii liderin cenaze töreninde patlatılan bombalı eylemler sonucu 40 kişi hayatını kaybetmiş 58 kişi de yaralanmıştır.

6 Mart 2016 – Hillah, Irak: Bir IŞİD militanı askeri kontrol noktasına patlayıcı yüklü bir kamyonla saldırmıştır. Saldırıda 61 kişi ölmüş, 95 kişi de yaralanmıştır. Bombanın şiddetiyle kontrol noktası ve çevredeki binalar yerle bir olmuştur.

19 Mart 2016 – İstanbul, Türkiye: Sabahın erken saatlerinde IŞİD tarafından İstanbul’da yılın ikinci bombalı eylemi gerçekleştirilmiş, kendisini erken patlatan militan az sayıda insanın ölümüne neden olmuştur. Dört kişinin hayatını kaybettiği saldırıda 36 kişi de yaralanmıştır.

22 Mart 2016 – Brussels, Belçika: Paris saldırılarını planlayan Salah Abdeslam’ın tutuklanmasından birkaç gün sonra İslami Devlet militanları Brussels havaalanında iki, metro istasyonunda bir bomba patlatmış, 32 kişi yaşamını yitirmiş, 340 kişi de yaralanmıştır.

25 Mart 2016 – Aden, Yemen: Güvenlik kontrol noktalarına düzenlenen üç adet bombalıaraç saldırısında iki araö ve bir ambulans kullanılmış saldırılar sonrasında 26 kişi ölmüştür, yaralı sayısı bilinmemektedir.

26 Mart 2016 – Baghdad, Irak: İslami Devlet Paris benzeri bir bombalı saldırı düzenlemiş, mahalli bir futbol takımının şampiyonluğunu kutlamakta olan taraftarların arasına dalan militan kendisini patlatmıştır. Saldırıda 40 kişi ölmüş, 65 kişi de yaralanmıştır.

Çevirenin Notları: Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz. Yazıda ifade edilen düşünceler yazarın kendisine aittir ve yazının çevrilmesi, çevirenin yazarın düşüncelerini paylaştığı anlamına gelmemektedir. Açıklayıcı olması maksadıyla bazı bölümler ve ifadeler yazıya eklenmiştir.

LİNK : http://www.defenseone.com/ideas/2016/07/weapons-syrian-war-overview/129618/

Yazar: Ben Watson Defense One’da haber editörü olarak çalışmaktadır. Geçmişte NPR’s “All Things Considered” ve “Here and Now” in Washington, D.C’de görev yapmıştır. ABD ordusunda beş yıl görev yapan Watson, 2010-2011 yıllarında görev yaptığı Afganistan’da en iyi savaş kameramanı ve medya danışmanı ödüllerini kazanmıştır.

Çeviren: Ercan Caner Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Yüksek lisans derecesini 2012 yılında Gazi Üniversitesi’nden Avrupa Birliği – Türkiye İlişkileri alanında alan Caner, halen Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında Haliç Üniversitesi’nde doktora tez çalışmalarını sürdürmektedir. Bir yazılım firmasında proje yöneticisi ve havacılık projeleri alan uzmanı olarak çalışan Caner, Asliye Ceza Mahkemelerinde havacılık bilirkişiliği görevini de yürütmektedir. Yazı ve çevirilerini academia.edu ve sunsavunma.net sitelerinde paylaşan Caner evli ve iki çocuk babasıdır. İngilizce bilen ve Fransızca okuyabilen Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 39 yılı kapsayan TSK, Birleşmiş Milletler, NATO ve savunma sektör deneyimlerine sahiptir.

SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// ŞAMDA DARBE SÖYLENTİSİ : RUSYA-İRAN NÜFUZ MÜCADELESİ


ŞAMDA DARBE SÖYLENTİSİ : RUSYA-İRAN NÜFUZ MÜCADELESİ

Yazan Mete Han Kutlusan

02 Mart 2020

Harvard Üniversitesi’nde çalışan ünlü siyaset bilimci ve sosyolog Theda Skocpol, devletler ve toplumsal devrimleri yapısalcı bir yaklaşımla ele alır.

Sosyal devrimlerin “yapılmaktan” ziyade “gerekli şartların oluşmasıyla birlikte gerçekleştiğini” öne süren Skocpol, bunda etkili olan en önemli faktörlerden birinin de devletin kurumsal yapısındaki koşullar olduğunu ifade eder. Diğer bir deyişle her toplumsal kriz büyük değişimler yaratmaz; çünkü toplumsal krizlerin varlığı, tek başına sosyal devrimleri yaratmada yeterli değildir. Skocpol’e göre özerk bir aktör olarak devlet aygıtı devrimsel durumlarda başat role sahiptir. Fakat Skocpol, modern devletleri tekil bir aktör olarak görmez; birden fazla aktörün merkez ve taban arasında uzanan polimorf[1] güç bağlantılarının bütünü olarak değerlendirir[2].

Her ne kadar 1979 İran Devrimi öncesindeki öngörüleri bir anlamda yanlış çıkmış olsa da, Theda Skocpol’un bu çoklu aktör yaklaşımı ani sosyal ve siyasal değişim hareketlerini (devrim, darbe vs.) anlamada büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin Şubat sonuna kadar Esad rejimine vermiş olduğu sürenin dolmasına müteakiben Suriye’nin İdlib kentine yönelik TSK tarafından “Bahar Kalkanı Harekâtının” başlatıldığı açıklandı. Bununla birlikte de özellikle İdlib kırsalının doğusunda bulunan Serakib ve M4 karayolunun güneyindeki beldelerde yoğun çatışmalar yaşanıyor.

Tüm bunların yanı sıra bazı yerel kaynaklar, gece yarısı Suriye’nin başkenti Şam’da kimliği belirsiz silahlı kişilerin devlet kurumlarını ele geçirmek için harekete geçtiğini yazdı. Bu kişilerin Şii milisler olduğuna ve bunun bir darbe girişimi olduğuna dair yorumlar da bu haberle birlikte sosyal medyada yayıldı. Bu iddiaların İdlib bölgesindeki muhaliflerin sosyal medya hesaplarından yayıldığı ve neredeyse sadece Türkiye’deki sosyal medya hesaplarında yankı bulduğunu da söylemek gerek. Twitter’da #Şamdaİsyan etiketi altında bu iddiaya paralel tweet ve görseller paylaşılmaya başlandı. Hatta Esad’ın sarayının vurulduğu ve buradan dumanların yükseldiği, Şam merkezinde bazı mahallelerin Esad rejimi kontrolünden çıktığına dair iddialar bile dillendirildi. Fakat bu iddialar, birçoğu eski veya olayla ilgisi bulunmayan görsellere dayandırıldı.

Kaynak: https://www.toplumsal.com.tr/gundem/samda-darbe-mi-basladi-h44525.html

Bu iddiaların büyük bir bölümü asılsız gibi görünse de, dün gece başkent Şam’da büyük ölçekli olmasa da belirli ölçüde bir hareketlilik yaşandı. Konuya dair bir diğer haber[3] de şu şekilde: “Esad karşıtı darbenin sabahın ilk saatlerinde düzenleneceği istihbaratı alan Baas yönetimi Şam’da El Maliki, Ebu Rumanneh, Mezze Askeri Hastanesi ve Seyyide Zeyneb bölgelerinde yolları kesti ve Saraya yönelecek tehlikelere karşı yüzlerce asker ve istihbaratçıyı kritik noktalara sevk etti. Cumhuriyet muhafızları ve özel operasyonlar birimi tam donanımlı ekipman ve silahlarla tüm cadde ve sokakları trafiğe kapattı. Esad karşıtı darbe ile ilgili sabah 8’den itibaren tutuklamaların başladığı ve bazı askerlerin tutuklanma esnasında vurularak öldürüldüğü bilgisine ulaştı. Darbe hazırlığına destek verenler arasında siyaset, istihbarat ve iş dünyasından önemli isimler olduğu kaydediliyor. Suriye direnişinin başladığı 2011 tarihinden itibaren binlerce subayın ayrılarak muhalif saflara geçtiği Suriye Ordusu’nda devam eden savaş ve kesintisiz katliamlardan rahatsızlık duyan önemli bir kesimin olduğu belirtiliyor. İran ve Rusya ile girilen işbirliği neticesinde Suriye halkının öldürülmesi, sürgün edilmesi ordu mensuplarını rahatsız eden maddelerin başında geliyor. Ayrıca Rus ve İran’ın Suriye’deki varlığı da Milli düşünceye sahip subaylar arasında kayda değer şikâyet unsurları arasında yer alıyor. Bu ayrışıma ek olarak İran yanlısı subaylar ve Rusya’yı önceleyen klikler arasında da çekişme olduğu gelen bilgiler arasında.”

Dün Şam’da yaşanan hareketliliği bir “darbe girişimi” veya “isyan” olarak nitelemek oldukça güç olsa da, Rusya’nın da desteğiyle Esad’ın ordu içerisinde rahatsız olan gruplara yönelik tedbiren bir harekâta girişmiş olması muhtemel. Dolayısıyla Suriye devletinin tekil bir yapı halinde olmadığı; özellikle ordunun ve yüksek bürokrasinin içinde farklı kliklerin bulunduğunu söylemek mümkün.

Diğer bir ifadeyle Rusya ve İran’ın Esad rejimi üzerinde giriştiği bir güç ve etki mücadelesi mevcut. Bu konudaki emareler son birkaç günde alenen ortaya çıkmaya başladı. İki gün önce İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Türkiye’ye Rusya‘nın yer almadığı bir Türkiye-İran-Suriye ortak zirvesi yapma teklifinde bulunmuştu[4].

Yine dün Rusya resmi ağızdan Suriye’de tek meşru gücün kendileri olduğunu, çünkü Suriye devletinin resmi davetiyle orada bulunan tek ülkenin Rusya olduğuna yönelik bir açıklama yapmıştı.

Geçtiğimiz gün Halep’te TSK tarafından Hizbullah’a ait bazı hedefler vuruldu. ISWNews Analiz Grubu’nun verdiği bilgiye göreyse Seyyid Ali Sanjani adlı bir İranlı milis de TSK’nın hava harekatı sonucunda öldü. Sanjani’nin Taftanaz havaalanının doğusunda el-Talhiyah’da bulunan Hizbullah kuvvetlerine yönelik saldırı sırasında öldüğü öne sürüldü[5]. Sanjani, bizzat Hamaney’in Lübnan Hizbullahında görevlendirdiği, Hizbullah milisleri tarafından büyük önem verilen bir isimdi.

Seyyid Ali Sanjani

Sanjani’nin öldürülmesi, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları tarafında büyük bir infial yarattı. Devrim muhafızları da dâhil olmak üzere birçok resmi kurumun Telegram hesabı, meseleyi öfke ve intikam dolu ifadelerle ele aldı. Son günlerde TSK’nın Esad rejimi ve Hizbullah güçlerine yönelik etkili saldırıları sonucunda büyük kayıplar yaşayan İran’a yakın unsurlar, Türkiye’nin İdlib kırsalında bulunan gözlem ve kontrol noktalarına yönelik doğrudan bir saldırı başlatma konusunda Esad’ı zorluyor. Bu noktada da Rusya ve İran arasında, Esad rejimi üzerinde etki ve kontrol sahibi olmaya yönelik bir rekabet yaşanıyor.

Hizbullah’a yakın bazı medya kuruluşlarında da geçtiğimiz gün Rusya aleyhine birtakım haberler yayınlandı[6].

Bugün Suriye hakkında yapılan değerlendirmelerde pek çok kez düşülen hata, “Esad rejimi” denilen aktörün tekil ve mutlak manada muktedir olduğu zannıdır. Oysa Skocpol’ün de bahsettiği gibi bu rejimin doğrudan veya dolaylı olarak kontrolü altında bulunan askeri ve bürokratik unsurların birbirinden farklı bağlara sahip olduğu ve farklı aktörlerin etkisi altında olduğunu görmek gerekir. Yine bu bağlamda Esad rejimi üzerinde Rusya ve İran’ın etki kurma çekişmesi yaşadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Aslında Şam’daki olaylara benzer şekilde daha öncesinde pek çok olay yaşanmıştı. Hatta zaman zaman Rusya’nın büyük etki sahibi olduğu Suriye Kaplan Birlikleri ile İran destekli Hizbullah milisleri arasında çatışmalar da çıkmıştı. Yine dün gece de Dera’nın batısındaki Nafia kasabasında ve Dera’nın doğusundaki Um Veled kasabasında rejime rejime bağlı 4. Tümen’e ait kontrol noktasına kimliği belirsiz kişiler tarafından RPG ile saldırı düzenlendiğine dair yerel kaynaklardan haberler yayıldı. Sonrasında yakalanan bu 4 kişinin rejime bağlı ordu mensubu olduğu öğrenildi. Dolayısıyla hem Şam’da hem de Suriye’nin genelinde “Rejim” olarak adlandırdığımız yapının içerisinde de birtakım ayrılık ve çatışmalara, geçmişte olduğu gibi bugün de rastlanıyor. Fakat her seferinde bu kliklerin bir şekilde tekrardan birlikte hareket etme noktasında uzlaştırıldıkları biliniyor. Son günlerde gerginliğin zirveye tırmanmasıyla birlikte bu çekişmeler daha da büyüyecek gibi duruyor. Fakat en nihayetinde geçmişte olduğu gibi Rusya-İran arasında bir uzlaşma mı sağlanacak, yoksa bu çekişme git gide çatışma seviyesine mi ulaşacak sorusunun yanıtı henüz belli değil.

[1] Polimorf, biyolojide bir tür ya da popülasyonda iki ya da daha fazla farklı formun bulunması anlamına gelmektedir.

[2] Skocpol, T. (1986). The Sources of Social Power: The Rise of Classes and Nation-States 1760-1914. Cambridge University Press. p. 75.

[3] https://www.referansmedya.com/esede-darbe-girisimi-933h.htm

[4] https://www.gazetem.ru/ruhaniden-turkiyeye-rusyasiz-suriye-zirvesi-teklifi/

[5] https://www.independentturkish.com/node/139296/haber/t%C3%BCrkiye-siha-ile-vurdu-suriyeli-2-general-ile-l%C3%BCbnan-hizbullah%C4%B1-milisleri

[6] https://www.islamidavet.com/suriye-ordusu-rusyanin-abd-ile-pazarlik-yaparak-kendilerine-ihanet-ettiklerini-iddia-ederek-kendi-hava-savunma-sistemlerini-devreye-sokup-ulkenin-kuzeyini-ucusa-yasak-bolge-ilan-etti/

SURİYE SAVAŞI DOSYASI : İdlib’te Türkiye’ye Rus dayatması ve ABD tuzağı


İdlib’te Türkiye’ye Rus dayatması ve ABD tuzağı

Yazan Cahit Armağan Dilek

06 Mart 2020

Bu satırlar yazılırken Putin-Erdoğan zirvesi henüz başlamıştı, sonucu belli değildi. Bakmayın siz liderlerin tokalaşırken gülümsediğine, Putin’in taziye dileklerine.

Putin 34 şehit verdiğimiz noktada Türk askerinin olduğunun bilinmediğini söylerken bir nevi Suriye adına konuşurken aslında saldırı anında Rus uçaklarının da havada olduğunu onların göz önünde olduğunu da ifade etmiş oluyor.

Ayrıca Türk tarafının ısrarla söylediği kasten vuruldu söylemini de herkesin önünde yalanlıyor. Suriye tarafının da ciddi kaybı var diyerek Türkiye’ye fazla ileri gittiniz uyarısı yapıyor.

Bu haliyle Türkiye 12 gözlem noktası dışında bulunmamalıydı, hata Türkiye’nin demek istiyor. Suçlama devam ediyor. İşte görüşme böyle bir sert karşı duruşla başladı.

Erdoğan’ın kabulünüz için teşekkür ederim demesi, hangi gerekçeyle olursa olsun son bir ayda 58 Türk askerinin şehit olduğu ve arkasında Rusya’nın olduğu bilinen saldırı ve krizi konuşmak için Rusların ayağına gidilmesi de Rus tarafının psikolojik üstünlüğünün kabullendiğini ve müzakerelerde onların ortaya konulacak şartların yeni mutabakata yansıyacağına işaret ediyor.

Diğer taraftan zirveye kadar ki sahadaki gelişmeler, İdlib’te sahada oluşan fiili durum, özellikle Rusya tarafından gelen ardarda gelen çok sert ve suçlayıcı açıklamalar artık Soçi sürecinin sona erdiğini, İdlib’e ilişkin Soçi mutabakatının fiilen yırtılıp atıldığına işaret ediyor.

Muhtemelen bugünden itibaren artık Moskova Mutabakatından bahsedeceğiz ama bu Rusya’nın şartlarının esas olacağı bir metin olacak..

Erdoğan her ne kadar Suriye ordusunun Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini şart koşmuş olsa da son günlerde İdlib’te havada ve karada Suriye ordusunun yerini artık Rusların yerini aldığını görmesiyle görüşmenin hedefini kalıcı ateşkese ulaşmak olarak açıklayarak hedef küçülttüğünü anlıyoruz.

Son 2-3 gündür Rus yetkililer açıklamalarıyla aslında Putin’in ne diyeceğini de önceden söylemiş oldular. Özeti; bundan sonra İdlib’teki çatışma Türk-Rus çatışması olur.

Moskova Mutabakatında muhtemelen mevcut kontrol edilen hatlarda (kabaca Serakib batısından itibaren M4’ü hat olacak şekilde) bir ateşkes, Suriye ordusunun kuşatmasındaki Türk gözlem noktalarının tahliye edilmesi, terör örgütleriyle mücadelenin devam etmesi hususlarının yer alabileceğini öngörebiliriz. Ama özellikle ateşkesin uzun vadeli olması beklenmiyor.

İdlib’te artan şehitlere karşı Türkiye’nin başlattığı harekata ilişkin paylaşılan resmi bilgilerde 3 binden fazla Suriye askeri öldürüldü dense de Suriye tarafı sanki bu doğru değilmiş gibi davranıyor. Ama Türk operasyonlarından zarar gören esas aktörün İranlı Şii milisler ve Hizbullah olduğu anlaşılıyor.

Şam üzerindeki Rusya-İran nüfuz mücadelesi ve ABD’nin İsrail’in güvenliği gerekçesiyle İran ve gruplarına ait hedeflerin vurulması Rusya’nın İdlibte Türk operasyonlarına bir süreliğine neden göz yumduğu, ABD’nin de neden Türkiye’yi teşvik ve tahrik ettiğini gösteriyor. Bu haliyle İdlib’teki çatışmalar daha geniş bir coğrafyada Türk-İran çatışmasına da dönüşebilir.

Rusya ile mutabakat ararken aynı gün İstanbul’da ABD’lilerle İdlib konferansı düzenlemek de ne ola ki? Rusya’ya biz ABD ile çözüm ortaklığı yapıyoruz mu demek istiyorsunuz?

ABD’li büyükelçilerin Hatay’da simgesel de olsa sınır geçip İdlib’e ayak basması, orada El Kaide’nin psikolojik harekat birimi Beyaz Baretlilerle poz verip el sıkışması ABD’nin fiilen İdlib’e el koyduklarının işareti. Putin bunu görmedi mi sanıyorsunuz?

Bu arada Jeffrey’nin sık sık gelmesiyle eş zamanlı Türkiye’de yeni müzakere sürecinin hareketlendiğini, teröristbaşının yeniden sahneye sürüldüğünü de not edelim.

ABD’li senatörlerden sonra Almanya ve Hollanda da İdlib’te uçuşa yasak ilan edilmesini istiyorlar. Bu cephenin genişleyeceğini, şartlar olgunlaşınca da İdlib’te güvenli bölgenin hayata geçirileceğini öngörebiliriz. Suriye bunu egemenliğinin ihlali görüyor. Rusya da sıcak bakmıyor. Sonuç Türk-Rus krizi, Türk-Suriye ve İran çatışması olur.

İdlib’te artık Türkiye açıkça ABD’nin gemisinde. ABD de Esad zafer kazanmamalı, biz size mühimmat ve istihbarat veririz diyor. Uyarıyoruz ABD’nin bu tavrı Türkiye’ye taşeron muamelesidir. Çünkü ABD aynı muameleyi YPG’ye de yapıyor. Farkı var mı?

34 şehit verdiğimiz gün Türkiye’nin Yunanistan sınırlarını sığınmacıların geçişine açma kararıyla birlikte resmi rakamlarla 130 bin civarında kişinin sınıra yığılması, bunların çok az bir kısmının Yunan tarafına fiilen geçebilmesiyle sınır hattında kendi ellerimizle adeta sığınmacı bölgesi oluşturduk. Ülkemize yönelik göç ve sığınmacı akınını tetiklediğimizin, ülke içinde kontrolsüz bir insan yığınını hareketlendirdiğimizin farkında mısınız? Bu Türkiye’nin hayrına değil.

Dün itibariyle bölgeye özel harekat polisinin gönderilecek olması oradaki krizi yeni bir safhaya eviriyor. Sınır güvenliği TSK’nın işi değil mi? Hem sınıra polis göndermek hem de kendi ellerimizle sınırlarımızda yeni güvensiz bölgeler oluşturmak neyin aklı? Ne yaptığınızın farkında mısınız?

SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// Suriye’de güç mücadelesi : Esed gidiyor Türkiye kalıyor


Suriye’de güç mücadelesi : Esed gidiyor Türkiye kalıyor

Gündem, Türkiye

25 Mayıs 2020

Suriye, Ortadoğu’daki en karmaşık çatışma bölgelerinden biri. Neredeyse her gün dengelerin değiştiği bir coğrafyadan bahsediyoruz. Kısa süre öncesine kadar İdlib ve Kuzey Suriye’deki gelişmelere odaklanılan ülkede korona salgını günlerine diplomatik çabalar damga vurmuş durumda.

Esed ailesi ve etrafındakilerin güç mücadelesi, çoğunluğunu terör örgütü YPG’nin oluşturduğu SDG ile Barzani destekli Suriye Kürt Ulusal Konseyi’nin (ENKS) müzakereleri, Rusya’nın Suriye’nin kuzeyinde Arap aşiretlerinden paralı asker kurma girişimi, İdlib’de Türkiye destekli muhalefet ile El Kaide bağlantılı Heyet Tahrir’uş Şam (HTŞ) arasındaki çatışmalar, vs. Tüm bunlar bilinen, gözler önünde yapılan hamleler.

Fakat bir de kısık sesle dillendirilenler var. Son dönemde kamuoyunu alıştırmak istercesine Rusya ile ABD’nin “Esed’siz Suriye” konusunda anlaşmaya vardığı sık sık yazılıp çiziliyor.

Her ne kadar bir iddia olarak ortaya konsa da vaziyetin ciddiyetini kavramak adına tarafların söylemleri kilit önemde. Şüphesiz Moskova-Washington hattında diyalog kanalları açık. İki ülke, İsrail’in Tel Aviv kentinde 25 Haziran 2019’da yapılan toplantının ardından Suriye’nin geleceğine ilişkin uzlaşıya yaklaştı.

Kimilerine göre Tel Aviv’de yapılan anlaşmanın maddeleri bugün hayata geçiriliyor. Bu bir noktada doğru. Zira söz konusu Suriye zirvesinden itibaren Rusya, İsrail’in Suriye’de İranlı milislere yönelik saldırılarına ses çıkarmaz hale geldi. ABD ve İsrail’in en büyük rahatsızlığı İran’ın Suriye’deki nüfuzuna yönelikti.

Tel Aviv ve Washington yönetimlerinin endişesinin farkında olan Moskova da “Tahran’ın Şam üzerindeki etkisini kısıtlayacak” bir strateji belirledi. Nitekim bugün Beşar Esed’in kuzeni Rami Mahluf ile First Lady’si Esma Esed arasındaki güç mücadelesinin derinliklerinde yine İran etkisinin kırılması yatıyor.

Uzlaşının ikinci noktasıysa Esed’in koltuğundan indirilmesi. Bu iddianın son günlerde iyiden iyiye dillendirilmesinde Rus medyasındaki Beşar Esed eleştirisi furyasının rolü büyük. Kremlin’in Libya’dan Ukrayna’ya kadar dünyanın belirli çatışma alanlarındaki paralı askerlerini yöneten Wagner Grubu Kurucusu Yevgeniy Prigozhin’in Rus Federal Haber Ajansı’nda yayımlanan yazılarıyla başlayan analizler, Esed’in beceriksizliği ve yolsuzluklara odaklanmış durumda.

Makalelerde “Esed’in süreci önümüzdeki dönemlerde yönetemeyeceği” vurgusu açık ve net. Beşar Esed’in 2021’deki başkanlık seçimlerinde aday olduğu takdirde anketlerde yüzde 32’de kaldığı, yolsuzluğun terörden bile kötü olduğu ve rejimin yolsuzlukla mücadelede sınıfta kaldığı yazılanlar arasında.

Meseleyi ABD-Rusya anlaşmasına bağlayansa Beyaz Saray’ın Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’nin “Moskova artık Esed’den bıktı. Her senaryoya hazırlar” demeci. Kremlin’in Tahran ile Suriye’nin yeniden inşasına ilişkin rekabette Esed’i gözden çıkardığı ve Şam’daki iktidarı Baas partisiyle sınırlı tutmak istediği konuşulanlar arasında.

Buna göre Esed 2021 seçimlerinde aday olmayacak, yerine Baas içerisinden “yeni bir kurtarıcı” sahneye çıkacak. Bu kurtarıcı muhalefetin sıcak bakacağı bir isim olacak. Nihayetinde “Esed’siz Baas” formülü sayesinde Suriye’nin yeniden inşasına, yani Rus şirketlerinin karını artıracak evreye geçiş yapılabilecek.

Moskova-Washington anlaşmasının son etabıysa Türkiye’yi ilgilendiriyor. ABD ve NATO’nun Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığını muhafazasına destek verdiği, Rusya’nın da itiraz etmediği öne sürülüyor.

İdlib kentinin Ankara ve desteklediği muhaliflerin denetiminde kalacağı, karşılığında HTŞ’nin bölgeden tamamen temizleneceği ifade ediliyor. Gözden çıkarılan HTŞ ile Esed’in İdlib’in Sermin ve Serakib bölgelerinde iki yeni gümrük kapısı açarak t

Türkiye HTŞ’yi bölgeden temizlemek adına sivil halkın isyanlarını teşvik eden bir strateji geliştirdi. Bu plan, Esed’in HTŞ ile ortak hareket etmesiyle Suriye muhalefetinin Ankara’nın kanatları altında toplanmasına daha da kolaylaştırdı. Halkın baskısı ve rejim karşıtı grupların izolasyonu sonucu, HTŞ’li teröristler de Halep’i Lazikiye’ye bağlayan M4 karayolunda Rus-Türk ortak askeri devriyelerine sorun çıkartmaktan vazgeçti.

Tüm bu gelişmeler uzun vadede Türkiye’nin İdlib’deki hakimiyetini güçlendirir vaziyette. Sonuç olarak, Rusya-ABD anlaşmasının öngördüklerinin bir günde gerçekleşmesi beklenemez. Hatta taraflardan veya kontrolündeki güçlerden birinin yapacağı bir yanlış tüm dengeleri değiştirebilir. Ancak Moskova-Washington mutabakatı Esed’in sonunu hazırlarken Türkiye’nin rolünü kalıcı hale getireceğe benziyor.

Şerif Egemen Ahmet
Gazeteci
Şarkulavsat

SURİYE SAVAŞI DOSYASI : Suriye Toprağı İdlib’i Suriye’ye Karşı Korumanın (!) Bedeli


Suriye Toprağı İdlib’i Suriye’ye Karşı Korumanın (!) Bedeli

Yazan Cahit Armağan Dilek

11 Şubat 2020

İdlib yeniden genel Suriye krizi içinde öne çıkan bölge. Ama oraya geçmeden Türkiye’de gözlerden kaçan ve böyle giderse sonuçları itibariyle İdlib’teki gibi Türkiye’ye vahim maliyetleri olabilecek birkaç konuyu hatırlatalım.

İdlib’te Türkiye’ye çok açıktan destek veren, yerel medya haberlerine göre, İdlib’teki Türkiye kontrolündeki silahlı gruplara askeri desteğini yeniden başlatan ABD Suriye doğusunda (Kamışlı’nın doğusundan Irak sınırına kadar hattın güneyinde Fırat nehrinin Irak sınırına geçtiği noktaya kadar olan bölge) bir Sünni bölge oluşturma hamlelerini hızlandırdı.

Bunu yaparken de, YPG’yi kullanıyor ve YPG teröristlerini bölgedeki petrol alanlarında bekçi olarak kullanıyor. Bunun karşılığında da PYD/YPG’nin Suriye kuzeyinde kendi bölgesini oluşturması için Rusya’nın inisiyatifindeki gelişmelere dahil olmaya teşvik ediyor.

Suriye kuzeyindeki PKK/YPG varlığı artık ABD ile Türkiye arasında değil Türkiye ile Rusya arasında bir soruna evrilmiş durumda. Türkiye’nin barış pınarı bölgesinin doğu ve batısındaki alanlarda PKK’nın halen bulunduğunu açıklayıp ortak devriyelere katılmaması bunun işareti.

Bunun yanında Rusya, Suriye’deki tüm sözde Kürt partilerini (PYD ve PYD haricindeki Kürt partileri (ENKS)) bir araya getirmeyi başarmış durumda.

Ayrıca bunları Rusya’nın garantörlüğünde Şam yönetimiyle de müzakereye ikna ettiler.

Yerel medyadaki haberlere bakılırsa, bazı ön mutabakatlara ulaşıldığı, iki tarafta da müzakereden umutlu bir havada olduğu görülüyor.

Bunun arkasında İdlib’te oluşan askeri-politik durumun etkisi var dersek abartmış olmayız. PKK/YPG’nin pozisyonu belli. İdlib’te Türkiye ile Suriye’nin ilan edilmemiş bir savaşa tutuşmuş olması Şam ile YPG’nin Türkiye’ye karşı işbirliğini pekiştirmiş durumda. Yine bazı yerel haber kaynaklarında, YPG’nin İdlib şehir merkezindeki çatışmalarda Suriye ordusu saflarında olacağı iddiaları var. Yine Tel Rıfat bölgesinden İdlib’in kuzey doğusundaki Türk gözlem noktalarına saldırılar da gelebilir. Afrin’deki bombalı saldırılara dün başka bir saldırının eklendiğini gözden kaçırmayalım. Yani İdlib’teki çatışmaların Afrin, Cerablus ve El Bab hattında genişleme olasılığı artıyor.

Peki İdlib’te ne oluyor?

Rusya, Türkiye’nin İdlib’te Soçi mutabakatındaki sorumluluklarını (ılımlılarla teröristleri ayırma) yerine getirmediğini ve hatta Soçi mutabakatının ruhuna aykırı olarak İdlib’e aşırı derecede asker ve silah soktuğunu söylüyor.

Rusya açıkça söylemese de, Erdoğan’ın Suriye Türk gözlem noktalarının gerisine çekilsin çıkışını kendilerine bir meydan okuma gördüğünü tavırlarından ve Rus medyasında çıkan Erdoğan yönetimi aleyhindeki haberlerden anlıyoruz.

Türkiye’nin 2 Şubat gecesinde 8 şehit verdiğimiz saldırıdan sonra 2 binden fazla askeri ve Afrin, FK bölgesi ve Fırat doğusundan 4 binden fazla ÖSO’cuyu ve ağır silahları İdlib’e soktuğu yerel medyada fotolarla yazılıp çiziliyor. Türkiye’nin bu kadar askeri gücü İdlib’e yığmasının arkasında ABD’den alınan bazı güvenceler olması büyük olasılık.

Rusya ile Ankara’da İdlib konusu görüşülüyor ama sonuç çıkacak gibi değil. Rus tarafının TSK ve desteklediği silahlı grupların Halep-Lazkiye (M4) karayolunun 5 km kuzeyine çekilmesini, M4 yolunun Rusya’nın kontrolüne bırakılmasını önerdiği gelen haberler arasında. Rusya’nın da onayıyla Suriye’nin M4’ü bırakmaya niyeti yok. Yakalamış olduğu bu askeri ilerleme gücüyle harekatı genişletmekten çekinmeyecek eğer Türk tarafı Rus önerisini kabul etmezse.

Ancak Türk tarafının Erdoğan’ın ifade ettiği gibi, Suriye ordusunun Soçi mutabakatının imzalandığı (17 Eylül 2018) tarihteki pozisyonuna geri çekilmesini, M4 ve M5’in de kendisine bırakılmasını istediği bildiriliyor. Son günlerdeki aşırı askeri yığınağın da bu isteğini kabule zorlamak için olduğu anlaşılıyor.

Türkiye’nin talebinin gerçekçi olmadığı ortadayken Türkiye’nin TSK ve kontrolündeki silahlı gruplara yaptırdığı yeni konuşlanma yeni bir operasyonun başlayacağına işaret ediyordu.

Bu karşılıklı alınan pozisyon İdlib’te M4 hattı boyunca Türkiye-Suriye savaşından başka bir şeyle sonuçlanamazdı.

Nitekim bu yazı hazırlanırken İdlib’ten TSK ve beraberindeki grupların Serakib’e yönelik bir operasyon başlattığını, Suriye’nin karşı saldırı yaptığı, 5 askerimizin şehit 5 askerimizin yaralandığı haberleri geldi bile.

Bu mantıkla giderse zayiatın artması maalesef kaçınılmaz.

Yukarıda saydığımız rahatsızlıklarının yanında Rusya ile müzakere devam ederken Türkiye’nin bir harekata başlaması Rusya tarafından sert karşılık getirecektir. TSK Suriye ordusuyla savaşıyor gibi olsa da Rusların da kendini göstermeden 12 gözlem noktası haricinde sokulan birliklere yönelik Suriye saldırılarına destek vermesi kaçınılmaz.

İdlib’teki savaşta Rusya’nın yeri Suriye’nin yanıdır. ABD ise Türkiye’nin yanında, şuanda siyaseten ama çatışmalarla, ki artık bu bir savaştır, birlikte ABD askeri olarak da bölgeye gelecektir. Bu da krizi daha da derinleştirecektir.

Türkiye değerlendirme ve muhakeme yapmadan anlık ve günlük kararlar aldıkça İdlib’te maliyet artacaktır.

Öyleyse acil cevap gereken soruları soralım: İdlib’te, Suriye ordusuyla savaşmanın gerekçesi nedir? Siyasi hedefi nedir? Suriye toprağı olan İdlib’i Suriye ordusuna karşı korumanın mantığı nedir?

SURİYE SAVAŞI DOSYASI : İdlib’te Savaşırken Türk Yurtlarında Neler Oluyor ???


İdlib’te Savaşırken Türk Yurtlarında Neler Oluyor ???

Yazan Cahit Armağan Dilek

07 Şubat 2020

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’te 8 şehit, 6 yaralı verdiğimiz saldırıya ilişkin olarak "askerlerimize yapılan saldırı, Türkiye açısından Suriye’de yeni bir dönemin miladıdır" ifadesini kullandı.

Aslında sadece Türkiye için değil Suriye’deki bütün aktörler için yeni bir dönemin başlangıcı olacak. Nitekim önceki günkü yazımızda bu saldırının Suriye’de yeni bir safhanın başlangıcı olacağını ve Suriye’deki aktörleri de saflarını yeniden belirlemeye iteceğini söylemiştik.

Gelişmeler de bu yönde.

Erdoğan konuşmasında yeni dönemin başlangıcı olabilecek şekilde Suriye yönetimini açıktan uyardı ve Suriye rejiminin bu ay içinde Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini beklediklerini, aksi halde Türkiye’nin bu işi bizzat yapmak zorunda kalacağını vurguladı.

Demek istediği Suriye ordusunun Soçi mutabakatının imzalandığı Eylül 2018’deki pozisyonuna çekilmesi.

Bunun gerçekçi bir talep olduğunu söylemek mümkün değil. Nitekim bu açıklamadan hemen sonra Suriye ordusu dördüncü Türk gözlem noktasını da kuşattı ve TSK’nın ilave güçler göndererek ulaşım hatlarını kontrol altına aldığı Serakib şehrini de kuşattı. Şam yönetimi adeta Erdoğan’ın söylemlerine meydan okuyordu.

Lavrov’un da açıklamalarından anlaşılıyor ki, Rusya İdlib’teki gelişmeleri sadece izliyor ve bunu yaparken de Türkiye’nin tavrının yanlış olduğunu, Soçi mutabakatının hükümlerini aşan şekilde İdlib’te konuşlanmasını artırdığını ifade ediyor. Yani Suriye ordusunun operasyonlarının sürmesine ses çıkarmıyor.

Burada dikkat çeken husus Suriye ordusu ve Şii milislerinin Soçi mutabakatıyla karar altına alınan ve tesis edilen 12 Türk gözlem noktasına yönelik saldırı yapmazken, Türkiye’nin son günlerde İdlib’e soktuğu yeni konvoylarla oluşturulan geçici kontrol noktalarına saldırmalarıdır. Yani Soçi mutabakatını Suriye değil Türkiye ihlal ediyor mesajı veriyorlar.

Ayrıca Erdoğan’ın halk kendini temsil eden birisini seçinceye kadar oradayız diyerek adeta Esad baştayken çekilmeyeceğiz mesajı veriyor ki bu hem Rus hem de Suriye tarafınca Soçi ve Astana mutabakatlarına aykırı görülüyor. Rus onaylı Suriye operasyonlarının bir nedeni de bu söylem.

Diğer taraftan Erdoğan, İdlib’te asker bulundurulmasıyla ilgili olarak "bizim elimizde kapı gibi bir Adana Mutabakatı Anlaşması var ve biz bu anlaşmanın gereği olarak oradayız" dedi. Suriye ise SANA ajansında yayımlanan haberde, Erdoğan’ın doğruyu söylemediğini ve Adana mutabakatının Türkiye’ye otomatik harekat yetkisi tanımadığı karşılığını verdi.

Gerçekten de Adana mutabakatı karşılıklı koordinasyonu ve istihbarat paylaşımının yapılmasını öngörüyor ve sınır ötesinde tek taraflı harekatlara izin vermiyor.

Erdoğan yönetiminin içeride olduğu dış politikasında dini referanslara ağırlık vermesi, Türk Milleti kavramı yerine ümmet kavramını esas alması, Filistinlilerin yaşadıkları için uluslar arası toplumu ayağa kaldırmaya çalışması, Suriye’de çoğunluğu Arap olan bölgeler için Menbic Menbiclilerin, Rakka Rakkalıların, İdlib İdliblilerin, buraların sahiplerine verilmesi için mücadele ediyoruz deyip Şam yönetimiyle savaşı göze aldığını görüyoruz.

Savaşı göze almak demek, İdlib’te kısa süreli de olsa Suriye ile çatışmak demek Türkiye’nin ABD ve NATO’dan destek talep etmesi demek. ABD’den gelen açıklamalar adeta Türkiye-Suriye çatışsa da bizde bölgeye gelsek isteğini deşifre ediyor.

Hatta açıkça yol gösteriliyor. ABD’nin PKK’ya karşı istihbarat paylaşımı mekanizmasının Kasım 209’da sona erdirildiğini önceki gün duyurması da bunun bir emaresi. ABD diyor ki "eğer İdlib başta olmak üzere yeniden istihbarat paylaşımına başlarsa Türkiye’ye yönelik Suriye ordusundan gelebilecek saldırıları önleyebiliriz, ilave hava savunma sistemleri de göndeririz."

Bu iş birliğinin sonu İdlib M4 karayolu kuzeyinde güvenli bölge ilanı demek. Bu Rusya ile de işbirliğinin kopması demek olabilir. Bunun böyle olacağını aslında tam bir yıl önce 16 Şubat 2019’da bu köşede yazdık. Bir yıl sonra işte o noktadayız. ABD planı devrede, senaryosu tıkır tıkır işliyor.

Libya’da Suriye’de bu tür bir tavır sergileyen Erdoğan yönetiminin değişik ülkelerde kimlikleri, en temel insan hakları ellerinden alınan, dağıtılan, ezilen Türklerin durumunu gündeme getirmekten uzak olduğunu görüyoruz. Örneğin Suriye’de şurası Türkmenlerindir, Türkmenler topraklarını kontrol altına alıncaya kadar mücadele edeceğiz denilmediğini görüyoruz.

İşte başkanlığını yaptığım 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 14 yıldır geleneksel hale gelmiş ve Enstitümüzün kurucusu Prof. Ümit Özdağ’ın babası stratejist Muzaffer Özdağ adına düzenlediği Türk Strateji Günü‘nde bu yıl "Türk Yurtlarında Neler Oluyor?" başlıklı bir panel düzenliyor.

Yarın yani 08 Şubat’ta Ankara’da yapılacak panelde Kırım, Doğu Türkistan, Doğu Türkmenleri (Irak) ve Batı Türkmenleri (Suriye)‘deki Türklerin durumu konuşulacak, tartışılacak.

Başkaları Atatürk, Türk, Türk Ulusu, Türk Milleti, Türk Bayrağı, Türk Ordusu demekten "kaçınsa" da bizler mazisi insanlık tarihiyle başlayan, tarih boyunca medeniyet nurları taşıyan dünyanın neresinde olursa olsun Türk Ulusunun varlığının, kimliğinin, haklarının takipçisi olmaya, korumaya ve gündemde tutmaya devam edeceğiz.

SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// ŞAMDA DARBE SÖYLENTİSİ : RUSYA-İRAN NÜFUZ MÜCADELESİ


ŞAMDA DARBE SÖYLENTİSİ : RUSYA-İRAN NÜFUZ MÜCADELESİ

Yazan Mete Han Kutlusan

02 Mart 2020

Harvard Üniversitesi’nde çalışan ünlü siyaset bilimci ve sosyolog Theda Skocpol, devletler ve toplumsal devrimleri yapısalcı bir yaklaşımla ele alır.

Sosyal devrimlerin “yapılmaktan” ziyade “gerekli şartların oluşmasıyla birlikte gerçekleştiğini” öne süren Skocpol, bunda etkili olan en önemli faktörlerden birinin de devletin kurumsal yapısındaki koşullar olduğunu ifade eder. Diğer bir deyişle her toplumsal kriz büyük değişimler yaratmaz; çünkü toplumsal krizlerin varlığı, tek başına sosyal devrimleri yaratmada yeterli değildir. Skocpol’e göre özerk bir aktör olarak devlet aygıtı devrimsel durumlarda başat role sahiptir. Fakat Skocpol, modern devletleri tekil bir aktör olarak görmez; birden fazla aktörün merkez ve taban arasında uzanan polimorf[1] güç bağlantılarının bütünü olarak değerlendirir[2].

Her ne kadar 1979 İran Devrimi öncesindeki öngörüleri bir anlamda yanlış çıkmış olsa da, Theda Skocpol’un bu çoklu aktör yaklaşımı ani sosyal ve siyasal değişim hareketlerini (devrim, darbe vs.) anlamada büyük önem taşımaktadır.

Türkiye’nin Şubat sonuna kadar Esad rejimine vermiş olduğu sürenin dolmasına müteakiben Suriye’nin İdlib kentine yönelik TSK tarafından “Bahar Kalkanı Harekâtının” başlatıldığı açıklandı. Bununla birlikte de özellikle İdlib kırsalının doğusunda bulunan Serakib ve M4 karayolunun güneyindeki beldelerde yoğun çatışmalar yaşanıyor.

Tüm bunların yanı sıra bazı yerel kaynaklar, gece yarısı Suriye’nin başkenti Şam’da kimliği belirsiz silahlı kişilerin devlet kurumlarını ele geçirmek için harekete geçtiğini yazdı. Bu kişilerin Şii milisler olduğuna ve bunun bir darbe girişimi olduğuna dair yorumlar da bu haberle birlikte sosyal medyada yayıldı. Bu iddiaların İdlib bölgesindeki muhaliflerin sosyal medya hesaplarından yayıldığı ve neredeyse sadece Türkiye’deki sosyal medya hesaplarında yankı bulduğunu da söylemek gerek. Twitter’da #Şamdaİsyan etiketi altında bu iddiaya paralel tweet ve görseller paylaşılmaya başlandı. Hatta Esad’ın sarayının vurulduğu ve buradan dumanların yükseldiği, Şam merkezinde bazı mahallelerin Esad rejimi kontrolünden çıktığına dair iddialar bile dillendirildi. Fakat bu iddialar, birçoğu eski veya olayla ilgisi bulunmayan görsellere dayandırıldı.

Kaynak: https://www.toplumsal.com.tr/gundem/samda-darbe-mi-basladi-h44525.html

Bu iddiaların büyük bir bölümü asılsız gibi görünse de, dün gece başkent Şam’da büyük ölçekli olmasa da belirli ölçüde bir hareketlilik yaşandı. Konuya dair bir diğer haber[3] de şu şekilde: “Esad karşıtı darbenin sabahın ilk saatlerinde düzenleneceği istihbaratı alan Baas yönetimi Şam’da El Maliki, Ebu Rumanneh, Mezze Askeri Hastanesi ve Seyyide Zeyneb bölgelerinde yolları kesti ve Saraya yönelecek tehlikelere karşı yüzlerce asker ve istihbaratçıyı kritik noktalara sevk etti. Cumhuriyet muhafızları ve özel operasyonlar birimi tam donanımlı ekipman ve silahlarla tüm cadde ve sokakları trafiğe kapattı. Esad karşıtı darbe ile ilgili sabah 8’den itibaren tutuklamaların başladığı ve bazı askerlerin tutuklanma esnasında vurularak öldürüldüğü bilgisine ulaştı. Darbe hazırlığına destek verenler arasında siyaset, istihbarat ve iş dünyasından önemli isimler olduğu kaydediliyor. Suriye direnişinin başladığı 2011 tarihinden itibaren binlerce subayın ayrılarak muhalif saflara geçtiği Suriye Ordusu’nda devam eden savaş ve kesintisiz katliamlardan rahatsızlık duyan önemli bir kesimin olduğu belirtiliyor. İran ve Rusya ile girilen işbirliği neticesinde Suriye halkının öldürülmesi, sürgün edilmesi ordu mensuplarını rahatsız eden maddelerin başında geliyor. Ayrıca Rus ve İran’ın Suriye’deki varlığı da Milli düşünceye sahip subaylar arasında kayda değer şikâyet unsurları arasında yer alıyor. Bu ayrışıma ek olarak İran yanlısı subaylar ve Rusya’yı önceleyen klikler arasında da çekişme olduğu gelen bilgiler arasında.”

Dün Şam’da yaşanan hareketliliği bir “darbe girişimi” veya “isyan” olarak nitelemek oldukça güç olsa da, Rusya’nın da desteğiyle Esad’ın ordu içerisinde rahatsız olan gruplara yönelik tedbiren bir harekâta girişmiş olması muhtemel. Dolayısıyla Suriye devletinin tekil bir yapı halinde olmadığı; özellikle ordunun ve yüksek bürokrasinin içinde farklı kliklerin bulunduğunu söylemek mümkün.

Diğer bir ifadeyle Rusya ve İran’ın Esad rejimi üzerinde giriştiği bir güç ve etki mücadelesi mevcut. Bu konudaki emareler son birkaç günde alenen ortaya çıkmaya başladı. İki gün önce İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Türkiye’ye Rusya‘nın yer almadığı bir Türkiye-İran-Suriye ortak zirvesi yapma teklifinde bulunmuştu[4].

Yine dün Rusya resmi ağızdan Suriye’de tek meşru gücün kendileri olduğunu, çünkü Suriye devletinin resmi davetiyle orada bulunan tek ülkenin Rusya olduğuna yönelik bir açıklama yapmıştı.

Geçtiğimiz gün Halep’te TSK tarafından Hizbullah’a ait bazı hedefler vuruldu. ISWNews Analiz Grubu’nun verdiği bilgiye göreyse Seyyid Ali Sanjani adlı bir İranlı milis de TSK’nın hava harekatı sonucunda öldü. Sanjani’nin Taftanaz havaalanının doğusunda el-Talhiyah’da bulunan Hizbullah kuvvetlerine yönelik saldırı sırasında öldüğü öne sürüldü[5]. Sanjani, bizzat Hamaney’in Lübnan Hizbullahında görevlendirdiği, Hizbullah milisleri tarafından büyük önem verilen bir isimdi.

Seyyid Ali Sanjani

Sanjani’nin öldürülmesi, Hizbullah ve İran Devrim Muhafızları tarafında büyük bir infial yarattı. Devrim muhafızları da dâhil olmak üzere birçok resmi kurumun Telegram hesabı, meseleyi öfke ve intikam dolu ifadelerle ele aldı. Son günlerde TSK’nın Esad rejimi ve Hizbullah güçlerine yönelik etkili saldırıları sonucunda büyük kayıplar yaşayan İran’a yakın unsurlar, Türkiye’nin İdlib kırsalında bulunan gözlem ve kontrol noktalarına yönelik doğrudan bir saldırı başlatma konusunda Esad’ı zorluyor. Bu noktada da Rusya ve İran arasında, Esad rejimi üzerinde etki ve kontrol sahibi olmaya yönelik bir rekabet yaşanıyor.

Hizbullah’a yakın bazı medya kuruluşlarında da geçtiğimiz gün Rusya aleyhine birtakım haberler yayınlandı[6].

Bugün Suriye hakkında yapılan değerlendirmelerde pek çok kez düşülen hata, “Esad rejimi” denilen aktörün tekil ve mutlak manada muktedir olduğu zannıdır. Oysa Skocpol’ün de bahsettiği gibi bu rejimin doğrudan veya dolaylı olarak kontrolü altında bulunan askeri ve bürokratik unsurların birbirinden farklı bağlara sahip olduğu ve farklı aktörlerin etkisi altında olduğunu görmek gerekir. Yine bu bağlamda Esad rejimi üzerinde Rusya ve İran’ın etki kurma çekişmesi yaşadığı da göz önünde bulundurulmalıdır.

Aslında Şam’daki olaylara benzer şekilde daha öncesinde pek çok olay yaşanmıştı. Hatta zaman zaman Rusya’nın büyük etki sahibi olduğu Suriye Kaplan Birlikleri ile İran destekli Hizbullah milisleri arasında çatışmalar da çıkmıştı. Yine dün gece de Dera’nın batısındaki Nafia kasabasında ve Dera’nın doğusundaki Um Veled kasabasında rejime rejime bağlı 4. Tümen’e ait kontrol noktasına kimliği belirsiz kişiler tarafından RPG ile saldırı düzenlendiğine dair yerel kaynaklardan haberler yayıldı. Sonrasında yakalanan bu 4 kişinin rejime bağlı ordu mensubu olduğu öğrenildi. Dolayısıyla hem Şam’da hem de Suriye’nin genelinde “Rejim” olarak adlandırdığımız yapının içerisinde de birtakım ayrılık ve çatışmalara, geçmişte olduğu gibi bugün de rastlanıyor. Fakat her seferinde bu kliklerin bir şekilde tekrardan birlikte hareket etme noktasında uzlaştırıldıkları biliniyor. Son günlerde gerginliğin zirveye tırmanmasıyla birlikte bu çekişmeler daha da büyüyecek gibi duruyor. Fakat en nihayetinde geçmişte olduğu gibi Rusya-İran arasında bir uzlaşma mı sağlanacak, yoksa bu çekişme git gide çatışma seviyesine mi ulaşacak sorusunun yanıtı henüz belli değil.

[1] Polimorf, biyolojide bir tür ya da popülasyonda iki ya da daha fazla farklı formun bulunması anlamına gelmektedir.

[2] Skocpol, T. (1986). The Sources of Social Power: The Rise of Classes and Nation-States 1760-1914. Cambridge University Press. p. 75.

[3] https://www.referansmedya.com/esede-darbe-girisimi-933h.htm

[4] https://www.gazetem.ru/ruhaniden-turkiyeye-rusyasiz-suriye-zirvesi-teklifi/

[5] https://www.independentturkish.com/node/139296/haber/t%C3%BCrkiye-siha-ile-vurdu-suriyeli-2-general-ile-l%C3%BCbnan-hizbullah%C4%B1-milisleri

[6] https://www.islamidavet.com/suriye-ordusu-rusyanin-abd-ile-pazarlik-yaparak-kendilerine-ihanet-ettiklerini-iddia-ederek-kendi-hava-savunma-sistemlerini-devreye-sokup-ulkenin-kuzeyini-ucusa-yasak-bolge-ilan-etti/

SURİYE SAVAŞI DOSYASI /// İdlib Haritası : Bahar Kalkanı Harekatı’nda Son Durum


İdlib Haritası : Bahar Kalkanı Harekatı’nda Son Durum

6 Mart 2020

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, 27 Şubat’ta başlatılan İdlib’e yönelik operasyonların adını 1 Mart itibariyle “Bahar Kalkanı Harekatı” olarak duyurdu. 2015 yılında muhaliflerin kontrolü sağladığı, 17 Eylül 2018’de Rusya ile Türkiye arasında imzalanan Soçi Mutabakatı ile Türk gözlem üslerinin kurulduğu İdlib’de, Esad rejimi Ağustos 2019’dan bu yana ilerleyişini sürdürdü.

Muhaliflerin kontrolündeki Dera’da tekrar kontrol sağlanmasının ardından konuşan Beşar Esad, yeni hedeflerinin İdlib olduğunu belirtmişti. Muhaliflerin kalesi durumunda olan, Suriye’de muhaliflerin kontrolünde kalan tek bölge İdlib’e rejim güçleri ve Rusya’nın operasyonları devam ediyor.

İdlib son dakika haberleri, İdlib son durum haritası ve Bahar Kalkanı ile ilgili güncel gelişmeler bu başlık altında olacak.

Bahar Kalkanı Harekatı Son Durum [TIMELINE]

6 Mart 2020: İdlib’in şu anki ve gelecekte olabileceği düşünülen haritası:

Yeni ve ileride olabileceği düşünülen İdlib haritası

5 Mart 2020: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya lideri Putin İdlib’de ateşkes kararı aldı.

  • Gece 00.01 itibariyle ateşkes sağlanacak.
  • M-4 karayolunun kuzeyinde ve güneyinde 6 KM güvenli koridor tesis edilecek.
  • Bu koridorda Türk-Rus ortak devriyesi 15 Mart günü başlayacak.
  • Esad rejimi, Soçi sınırlarını aşarak ele geçirdiği bölgelerden geri çekilmeyecek.

Yeni anlaşmaya göre M4 otoyolunun 6 KM kuzeyi ve güneyinde oluşturulacak koridor ve son durum haritası:

Rusya-Türkiye arasındaki yeni “İdlib Mutabakatı” sonrası İdlib’de son durum haritası – Harita: Suriye Gündemi

Yeni gelişmelere göre gelecekteki İdlib haritasının aşağıdaki gibi olacağı iddia ediliyor:

Mavi alan: Soçi Mutabakatı sonrası Esad rejiminin ele geçirdiği bölgeler.

Sarı alan: Yeni anlaşmayla birlikte muhtemelen rejim ve Rusya’nın (zamanla) kontrolü ele geçireceği bölge.

Yeşil Alan: Muhaliflerin kontrolünde kalacağı düşünülen bölge

4 Mart 2020: Son 24 saatte 3, 31 günde 57 askerimiz şehadete ulaştı. Bahar Kalkanı Harekatı kapsamındada bugüne kadar 3 uçak, 8 helikopter, 3 İHA, 151 tank, 47 top/obüs, 52 ÇNRA, 8 hava savunma füze sistemi, 12 tanksavar silahı, 4 havan, 24 zırhlı araç, 27 zırhlı muharebe aracı, 34 silahlı pikap, 60 askeri araç ve 10 mühimmat deposu imha edildi, 3138 rejim askeri de etkisiz hale getirildi.

İdlib’de ilk şehidi verdiğimiz 3 Şubat tarihinden 1 Mart’a kadar rejimin ele geçirdiği yaklaşık bölge.

3 Şubat – 1 Mart tarihleri arasında rejim güçlerinin ilerleyişi. – Harita: Suriye Gündemi – Düzenleme: Stratejik Ortak

3 Mart 2020 – 12.55: Son 24 saatte 1 uçak, 1 İHA, 6 tank, 5 obüs/ÇNRA, 2 hava savunma füze sistemi, 3 zırhlı muharebe aracı, 5 silahlı pikap, 6 askeri araç ve 1 mühimmat deposu imha edildi, 327 Rejim askeri de etkisiz hale getirildi.

08.47: Bahar Kalkanı Harekatı kapsamında Türkiye’nin SİHA operasyonları sürerken, rejim güçleri Serakib ilçe merkezi ile birlikte Turunbah, Cubas, Dadik ve Kafr Battik köylerinde kontrolü tekrar sağladı. İdlib’in güneyindeki Zaviye çevresinde de saldırılarını devam ettiren rejim unsurları, 3 köyü muhaliflerden ele geçirdi.

İdlib Bahar Kalkanı Harekatı son durum haritası – 03.03.2020 – Harita: TSKMAP

2 Mart 2020: 2 savaş uçağı, 2 İHA, 8 helikopter, 135 tank, 5 hava savunma sistemi ve 2557 rejim unsuru etkisiz hale getirildi.

  • Barış Pınarı Harekatı bölgesinde farklı noktalardan sızma girişiminde bulunan 56 YPG’li terörist öldürüldü.

1 Mart 2020: Bahar Kalkanı Harekatı kapsamında 2 rejime ait SU-24 savaş uçağı düşürülürken, bir Türk SİHA’sı rejim tarafından düşürüldü. Muhalifler, İdlib’deki çatışmalarda 9 köyü Esad rejimi güçlerinden geri aldı. Bahar Kalkanı son durum haritası ise şu şekilde:

Bahar Kalkanı Harekatı’nda son durum haritası – 1 Mart 2020

  • 24 Şubat-1 Mart tarihleri arasında muhaliflerin ele geçirdiği bölge (mavi bölge)
  • 33 Türk askerinin şehit olduğu bölge (Siyah Türk bayraklı nokta)

Halep’teki Neyrab askeri havaalanı, TSK tarafından hedef alınmasının ardından kullanılamaz hale geldi.

Milli Savunma Bakanlığı, bir SİHA’mızı düşüren Hava Savunma Sistemi ile diğer iki Hava Savunma Sistemi imha edilmiş, uçaklarımıza taarruz eden Rejime ait iki adet SU-24 tipi uçak düşürülmüştür.” açıklamasında bulundu.

(12:00) Bugüne kadar 1 İHA, 8 helikopter, 103 tank, 72 top/obüs/ÇNRA, 6 hava savunma sistemi ve 2 bin 212 Rejim askeri etkisiz hale getirilmiştir.

29 Şubat 2020: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarına göre İdlib’de 2100 rejim unsuru etkisiz hale getirilirken, 94 tank, 37 obüs, 28 ÇNRA, 17 zırhlı araç, silah mühimmat depoları, uçak hangarları, hava savunma sistemleri ve bir kimyasal silah üretim tesisi imha edildi.

33 Türk askerinin şehit olduğu El Barah bölgesi, Serakib çevresi, M4 ve M5 oto yollarındaki durum kapsamında güncel İdlib haritası:

33 Türk askerinin şehit olduğu El Barah köyü ve İdlib haritası – Harita: Suriye Gündemi

28 Şubat 2020: NATO, İdlib saldırısı sonrası Türkiye’nin talebi üzerine olağanüstü toplandı.

  • NATO’nun 4. maddesi: Bir müttefik toprak bütünlüğü, siyasi bağımsızlığı ya da güvenliğinin tehdit edildiğini düşündüğünde, tüm müttefiklerle danışma talebinde bulunabiliyor.

Rusya Savunma Bakanlığı: “27 Şubat’ta Suriye birliklerinin ateşi altında kalan Türk ordusu militanlarla birlikte ilerliyordu. Ankara’nın bize verdiği bilgiye göre Behun yerleşimi alanında Türk birimi yoktu ve olmamalıydı.”

Rusya’nın daha sonraki açıklaması Türk askerine yönelik hava saldırısının yapılmadığı yönünde. 33 askerin şehit olduğu, 32 askerin de yaralandığı olayda hava saldırısı ile birlikte onlarca topçu saldırısı gerçekleştiği bildirilmişti.

Rusya/Esad rejiminin Türk askerine düzenlediği hava saldırısı sonrası 33 Mehmetçik şehit oldu. Hastanede tedavi altında bulunan 32 askerimizin hayati tehlikesi olmadığı bildirildi.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında İdlib konulu acil bir toplantı düzenlendi.
  • Rusya lideri Putin, İdlib’de yaşanan çatışmaları önlemek için Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan “Suriye toplantısı” yapılmasını önerdi.
  • ABD’li Senatör Graham, ABD Başkanı Trump’tan İdlib bölgesinde şehit olan Türk askerleriyle ve yapılan hava saldırılarıyla ilgili uçuşa yasak bölge ilan etmesini istedi.
  • Mevlüt Çavuşoğlu, NATO Genel Sekreteri ile İdlib’i görüştü.
  • Üst düzey bir Türk yetkiliye göre Türkiye bu saatten sonra Avrupa’ya ulaşmaya çalışan mültecileri ne karada ne de denizde durdurmayacak. Türk polisi, sahil güvenlik ekipleri ve sınırdaki birlikler, Suriyeli mültecilerin hareketlerine müdahale etmeyecek.
  • Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Büyükelçi Robert O’Brien ile telefon görüşmesi gerçekleştirdi.

27 Şubat 2020:

Gündüz Ne Olmuştu?

Muhalifler Serakib’in ardından ilçenin çevresindeki 6 yerleşim yerinde kontrolü sağladı. Çatışmaların diğer cephesi güneyde ise rejim güçleri güney cebini kapatarak kısa sürede büyük bir ilerleme kaydetti.

İdlib son durum haritası – Harita: Suriye Gündemi

(11.45) Muhalifler, gece devam eden operasyon sonucu Serakib’de kontrolü sağladıklarını duyurdu.

Serakib ilçesi rejim güçlerinden alındı. – Harita: TSKMAP

Suriye Son Durum Haritası (Mart 2020)

(07.30) Bölgeden gelen ilk görüntülerde ÖSO bayrağının göndere çekildiği görüldü. Serakib’in alınmasıyla M5 otoyolu tamamen kesildi.

(00.03) Safes ve Duweir köylerini alan muhalifler, M-5 otoyolunu kesti. Böylece Serakib kuzeyden tamamen kuşatılmış oldu.

İdlib’in güneyinde ise rejim güçleri 13 yerleşim noktasında kontrolü sağlayarak güneyin tepe noktası Zaviye’deki dağlık alana ulaştı.

İdlib son durum haritası – Harita: TSKMAP

26 Şubat 2020: ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, “Suriye rejimi İdlib’te saldırılarını artırarak Zafer kazanamaz. Başkan Trump Türkiye ile işbirliği yapacağımızı belirtti.” ifadesini kullanırken, muhalifler Neyrab’ın güneyindeki Saan bölgesini rejimden geri aldı.

İdlib son durum haritaıs – 26 Şubat 2020 – Harita: TSKMAP

Rejim güçleri güneyde sürdürdüğü operasyon kapsamında bir kasaba ve 6 köyü muhaliflerden ele geçirdi. Harita üzerinde hem rejimin hem de muhaliflerin ilerlediği alanlar gösterilmiş.

25 Şubat 2020: Muhalifler, Serakib’in batısındaki stratejik öneme sahip Neyrab’da konrolü sağladıktan sonra Neyrab’ın doğusundaki Salhiye ve Marat Al Awliya beldelerini de rejimden ele geçirdi.

Öte yandan rejim güçlerinin İdlib’in güneyinde 23 Şubat’ta başlattığı “M-4 otoyolunda kontrolü sağlamak amacıyla Zaviye Dağı’na yönelik operasyonunda” toplam 19 muhaliflerinköy ve kasabayı muhaliflerin elinden alındı.

Neyrap ve Serakip çevresinde son durum – 25 Şubat 2020 – Harita: TSKMAP

Suriye Son Durum Haritası (Mart 2020)

20 Şubat 2020: Muhaliflerin, rejim güçlerinin İdlib’in güneyinde ele geçirdiği yerleşimleri geri almak için başlattıkları, Serakib ilçesinin kuzeybatısında yer alan ve 3 Şubat’ta rejimin ele geçirdiği Neyrab köyüne girdiği bildirildi.

  • Türkiye, ABD’den Patriot talep etti.
  • Rusya, “Türkiye teröristlere destek vermeyi durdurmalı” açıklaması yaparken, Rus İHA’sı Türk obüslerinin görüntülerini yayınladı.
  • 2 Türk askerinin Rus uçaklarının saldırısıyla şehit olduğu ‘doğruluğu yüksek’ teyitsiz bilgiler arasında.

İdlib, Serakib ve Neyrab – Harita: TSKMAP

  • Sultan Murat Tümeni Komutanı Fehim İsa, “İdlib’de Suriye Milli Ordusu olarak Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte operasyona “Bismillah” dedik.” ifadesini kullandı.
  • Reuters’a konuşan bir Türk yetkili, Neyrab’a yönelik toplu atışlarının tam kapsamlı bir operasyon başlatıldığı manasına gelmediğini söyledi.

00:52 – TSK’ya bağlı topçu birliklerinin Serakib’in kuzeyi, Lazkiye’nin kuzeydoğusu ve İdlib’in güneyi ve Halep’in kuzeybatısında yer alan rejim hedeflerini vurduğu bildirildi.

TSK ve muhaliflerin İdlib’de vurduğu noktalar – Harita: TSKMAP

19 Şubat 2020: Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İdlib Harekatı, bir an meselesidir. Rejimin saldırganlığını sona erdirip, Soçi Muhtırası sınırlarına çekilmesi için son günlere giriyoruz. Artık son ikazlarımızı yapıyoruz.” dedi.

Independent Turkish’e göre Türkiye, NATO’ya İdlib’e yönelik bir harekat gerçekleştireceğini bildirirken, NATO’dan şehir üzerinde (muhtemel Rus uçaklarına karşı) önleme uçuşu yapmasını istedi.

Sert tartışmaların yaşandığı İdlib konulu BM toplantısında;

  • Türkiye: Gözlem noktalarından çekilme olmayacak, Soçi Mutabakatı’nı gerekirse zor kullanarak uygulayacağız.
  • Rusya: Suriye’nin toprak bütünlüğü için İdlib terörden arındırılacak.
  • ABD: NATO müttefiki Türkiye’nin yanındayız ve desteğimiz devam edecek.

Moskova’da yapılan görüşmelerde Rus heyetin Türkiye’ye teklif ettiği iddia edilen harita (yeşil).

Rusya’nın teklif ettiği İdlib haritası

18 Şubat 2020: 31 Türk gözlem ve kontrol noktasının 13’ü rejim güçlerinin kuşatması altında.

Harita: Suriye Gündemi

16 Şubat 2020: Muhalifler, Batı Halep’ten çekildi. Böylece rejim güçleri 9 yıl sonra Halep şehrinin tamamında kontrolü sağladı.

Rejim güçleri, Türk askeri gözlem noktasının da içerisinde yer aldığı toplam 180 km2’lik alanı ele geçirdi.

İdlib-Halep hattında son durum haritası – Harita: a7_mirza

Muhaliflerin Batı Halep’ten çekildiği yaklaşık bölge. – Harita: Suriye Gündemi

Halep’in batısında, Tel Rıfat’ın güneyinde muhaliflerin savunma hattının çöktüğü, Esad rejiminin Halep’in batısında yer alan Kafra Naha beldesini ele geçirdiği bildirildi.

İdlib son durum haritası – Harita: Syria Intelligence

15 Şubat 2020: İdlib’de Soçi Mutabakatı kapsamında kurulan askeri üsler ve rejim saldırıları sonrası konuşlanılan askeri noktalar.

İdlib’deki Türk askeri üsleri – Harita: @leventkemal

3 yerleşim birimi rejim tarafından kontrol altına alınırken, YPG ile rejim unsurları ortak hareket etme kararı aldıktan sonra ilk kez Şeyh Akil köyünde muhaliflere saldırdı.

Rejim güçlerinin Halep’in güneybatısında 14-15 Şubat aralığında ele geçirdiği bölgeler.

14-15 Şubat rejim ilerleyişi – Harita: @miladvisor

14 Şubat 2020: Batı Halep’te Esad rejimine ait bir helikopter düşürüldü. Rus kaynaklarına göre helikopteri düşüren füze Türk askeri tarafından ateşlendi. Böylece son 3 günde iki rejim helikopteri düşürüldü.

İdlib son durum haritası üzerinde helikopterlerin düşürüldüğü noktalar:

İdlip’de düşürülen helikopterlerin koordinatları – Harita: Suriye Gündemi

13 Şubat 2020: Türkiye’nin ÇNRA ve obüslerle destek verdiği muhalifler, Halep’in batısında rejimin savunma hattını aşamadı. Atarib yönünde ilerleyen rejim güçleri 5 yerleşim biriminde kontrolü sağladı.

İdlib son durum haritası – Harita: 13 Şubat 2020

İdlib’in kuzeydoğusu, Halep’in batısında son durum – 12 Şubat 2020)

12 Şubat 2020: Türk Silahlı Kuvvetleri, çok namlulu roketatar (ÇNRA) ve obüslerle Halep’in batısında ilerlemeye çalışan rejim unsurlarını vurdu. Türk ordusunun topçu desteği verdiği bölgede muhaliflerin karadan ilerlediği belirtildi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’de yaşananlara ilişkin yaptığı açıklamada öne çıkanlar:

  • Soçi mutabakatı sınırları dışında da rejimi her yerde vuracağız.
  • Artık herkes sadece saldırı alanında değil, her yerde bedel ödeyeceğini bilmeli.
  • Şubat ayına kadar rejimi gözlem noktalarımızın dışına çıkarmakta kararlıyız, bunun için havada karada ne gerekiyorsa bunu yapacağız.
  • İdlib’deki askeri gücümüzü ciddi oranda tahkim ettik. Geldiğimiz noktada artık kimsenin taşkınlığına göz yummayız.

11 Şubat 2020: Rejim güçleri, Serakib’in kuzeyinde 10’dan fazla yerleşim yerini ele geçirerek M5 otoyolunda kontrol sağlamayı amaçladığı saldırılarını sürdürüyor.

Harita: NorsForStudies

10 Şubat 2020 (15:34): Geçtiğimiz hafta İdlib’in kuzeydoğusunda yer alan Taftanaz’da yeni üs kuran Türk askerlerine yönelik Esad rejiminin topçu saldırısında 5 askerimiz şehit oldu. Bölgeye helikopterlerin sevk edildiği bildirildi.

  • Son bir haftada 13 askerimiz İdlib’de şehadete ulaştı.

(12:34) Muhalifler, TSK’nın desteğiyle İdlib’in doğusunda yer alan Serakib’e yönelik operasyon başlattı.

(00.15) Rejim güçleri M5 otoyolunda tam kontrol sağlamak amacıyla saldırılarını sürdürürken, gün içerisinde birçok yerleşim yerinde kontrolü sağladı. An itibariyle 6 Türk gözlem noktası rejim güçlerinin kuşatması altında.

İdlib’de 6 Türk gözlem noktası rejim güçlerinin kontrolü altında. – 10 Şubat 2020 – Harita: TSKMAP

8 Şubat 2020: Türk ordusu, Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarında yapmadığı kadar uzun askeri konvoylar ile birlikte İdlib’e yönelik askeri sevkiyat gerçekleştiriyor.

Bölgeyi takip eden uzmanlar “TSK, terör örgütü HTŞ’ye mi yoksa rejime mi yönelik operasyon düzenleyecek?” sorusunun cevabını merak ederken, Türkiye’nin mülteci akınını engellemek ve rejimin saldırılarını durdurmak için şehirde bir hat oluşturup “tampon bölgeyi” hayata geçireceği düşünülüyor.

TSK’nın İdlib’de oluşturacağı düşünülen muhtemelen “güvenli bölge” haritası – 8 Şubat 2020

7 Şubat 2020: Soçi Mutabakatı’nın ardından rejimin ilerlediği bölgelerin haritası.

Soçi Mutabakatı sonrası Esad rejiminin İdlib’de ele geçirdiği bölgeler (7 Şubat 2020) – Harita: Suriye Gündemi

Serakib ilçesi rejim güçlerinin kontrolüne geçti. İdlib’in doğusundaki Sarmin-İdlib yolunda yeni bir Türk üssü kuruldu.

İdlib son durum haritası (7 Şubat 2020) – Harita: TSKMAP

Suriye Son Durum Haritası (Mart 2020)

6 Şubat 2020: An itibariyle Türk askerinin konuşlandığı İdlib’in doğusunda yer alan Serakib ilçesi rejim güçlerinin kuşatması altında kaldı. 2015’te muhalifler tarafından ele geçirilen İdlib kent merkezi, ilk kez (7 KM) rejim güçlerinin topçu menziline girdi.

  • Toplamda 5 Türk askeri üs rejim kuşatması altında kaldı.

Serakib kuşatma altında kaldı. – Harita: @op_shield

Türk askerinin İdlib’in kuzeydoğusunda yer alan Taftanaz hava üssüne konuşlanarak yeni bir üs kurmaya başladığı bildirildi.

Taftanaz, Serakib, İdlib – Harita: TSKMAP

5 Şubat 2020: Serakib ilçesinin batısının ardından şimdide de doğusunu kontrol altına alan rejim güçleri 19 Aralık’tan bu yana 1160 km2’lik alanı muhaliflerden ele geçirdi.

İdlib son durum haritası: 19 Aralık-5 Şubat – Harita: ISWNEWS

Serakib hedefli saldırılarda birçok yerleşim birimi rejim tarafından ele geçirildi.

Serakib’in güneydoğusunda son durum haritası – 5 Şubat 2020 – Harita: Syria Intelligence

4 Şubat 2020: İdlib’in doğusunda yer alan Serakib ilçesini kuşatmaya yönelik ilerleme kaydeden rejim güçleri, bir günde 110 km2’lik alanı muhaliflerden ele geçirdi.

Rejimin Serakib’in güneyindeki ilerlemesi – Harita: ISWNews

Halep ve Hama’daki rejim mevzilerinin Türk topçuları tarafından vurulduğu, Serakib çevresindeki Türk askerlerine yönelik rejim saldırılarının olduğu belirtildi.

Öte yandan TSK, Esad rejiminin İdlib’i bombalamak için kullandığı Jubb Ramlah hava üssünü hedef aldı.

3 Şubat 2020: Rejim güçleri, Serakib’in doğusu ve kuzeyinden saldırılarını sürdürürken m4 otoyolunu kesti. Güncel İdlib son durum haritası ise şu şekilde:

6 Mayıs-31 Ağustos 2019 ve 19 Aralık’tan 3-Şubat’a rejim güçlerinin İdlib’deki ilerleyişi. – Harita: Syriaintel

  • Rejim güçlerinin Türk askerlerine yönelik topçu ateşinde 8 askerimiz şehit oldu.
  • Gece rejim güçlerinin ilerleyişinin yaşandığı Serakib‘in güneyinden Serakib ve çevresindeki Türk askerlerine yönelik topçu atışı yapılmıştı.

İdlib’in doğusunda yer alan Serakib ilçesi ve rejim güçlerinin ilerleyişi – Harita: @miladvisor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ukrayna yolculuğu öncesi yaptığı açıklamadan öne çıkanlar:

  • Burada muhatabımız siz (Rusya) değilsiniz, tamamen rejiimdir. Önümüzü kesme gibi bir durum olmasın. Bir taraftan şehit verirken sessiz kalmamız mümkün değil.
  • İlk belirlemelere göre 30 ila 35 civarında Suriye askeri etkisiz hale getirilmiş vaziyette.
  • Saldırının cevabını misliyle verdik, vermeyi sürdüreceğiz.
  • Şu an F-16’lar bölgeyi vuruyor.
  • 46 rejim hedefine 122 fırtına, 100 havan mühimmatı ile atış yapılmıştır. Operasyon kararlılıkla devam ediyor.

Esad rejiminin İdlip‘deki Türk askerlerine yönelik saldırısına ilişkin;

Rusya: TSK, İdlib’deki eylemleri konusunda bizi bilgilendirmedi.

İran: Terör ve işgale maruz kalan herhangi Suriye toprağında operasyon gerçekleştirmek Suriye ordusunun hakkıdır.

Suriye Son Durum Haritası (Mart 2020)

2 Şubat 2020: Türk ordusu, İdlib’in doğusunda Maaret el Numan’ın kuzeyinde yer alan Serakip ilçesinde yolları kapatarak yeni bir askeri üs (kontrol noktası) oluşturdu.

Rejim güçlerinin 24 saat içerisinde ele geçirdiği bölge ve Türk askerinin Serakib’e çevresindeki 3 yola kurduğu kontrol noktaları:

Serakib ilçesinin güneyinde rejimm güçlerinin ele geçirdiği bölge. 2 Şubat 2020 – Harita: ISWNEWS

Öte yandan TSK’nın Halep’in batısı özelinde İdlib’e büyük askeri sevkiyatı devam ediyor.

  • Cumartesi günü Suriye Milli Ordusu, El Bab’ın güneybatısında bazı noktaları rejimden ele geçirdi ve ardından çekildi.
  • Muhalifler, İdlib’in doğusundan Halep’in batısına yönelik operasyon başlattı.
  • Rus uçakları, kontrol altına alınmasıyla Fırat Kalkanı Hareketı’nın sona erdiği El Bab’ı, 2017’den bu yana ilk kez vurdu.

İdlib son durum haritası (Serakip, Maaret el Numan ve El Bab’da yaşananlar) – Harita: TSKMAP / Düzenleme: Stratejik Ortak

31 Ocak 2020: Rejim güçlerinin Maaret el Numan ve M5 otoyolu üzerinde ilerleme kaydetmesinin ardından İdlib son durum haritası.

İdlib harita (31 Ocak 2020) – Harita: Mepa News

28 Ocak 2020: Rejim güçleri, İdlib’in en büyük ikinci yerleşim yeri olan, stratejik önemdeki uluslararası M-5 otoyolunun içerisinden geçtiği Maaret el Numan’ı ele geçirdi.

  • Rejim, Cuma gününden bu yana 21 yerleşim yerinde kontrol sağladı.
  • Maaret el Numan’ın rejim kontrolüne geçmesiyle birlikte şehrin güneyinde yer alan Türk gözlem noktasının da rejim kuşatması altına girmesinin yakın olduğu belirtiliyor.

Maaret el Numan rejim kontrolüne geçti.

Maaret el Numan’ın kontrol edilmesinden önce İdlib son durum haritası ve rejim güçlerinin saldırıları şu şekildeydi:

Maaret el Numan rejim kontrolüne geçmeden önceki İdlib haritası (28 Ocak 2020) – Harita Suriye Gündemi

26 Ocak 2020: Rusya’nın hava desteğiyle İdlib’e tekrar kara saldırısı başlatan rejim güçleri, Maarat el Numan şehrine ilerleyişini sürdürüyor.

  • Son 3 günde 31 bin 600 sivil daha yerinden edilerek Türkiye sınırına ve Zeytin Dalı bölgesindeki kamplara göç etti.

İdlib son durum haritası – Rejim güçleri Maarat el Numan’a ilerliyor – Harita: Suriye Gündemi

Bölgeyi yakından takip eden Navvar Şaban, rejim güçlerinin M4 ve M5 karayollarında tamamen kontrol sağlayana kadar saldırılarını sürdüreceği yorumunda bulundu. Şaban’ın öne sürdüğü üç senaryo şu şekilde:

SENARYO 1: Maarat el Numan kasabası ve güneyindeki bölgelerde kontrol sağlanacak

İdlib haritası senaryo 1

SENARYO 2: M4 ve M5 otoyollarında tamamen kontrol sağlanacak. Böylece Halep’ten Lazkiye’ye tek otoyol üzerinden ulaşılabilecek.

İdlib haritası senaryo 2

SENARYO 3: M5 otoyolunun kontrolü tamamen rejim güçlerine geçecek.

İdlib haritası senaryo 3

17 Ocak 2020: Esad rejimi, Halep’in İdlib içerisinde kalan batı ve güney kırsalına kara saldırısı başlattı.

14 Ocak 2020: Esad rejimine bağlı milislerin, Halep’in batısına konuşlandığı belirtildi. 18 Eylül 2018’de imzalanan Soçi Mutabakatı sonrası İdlib’de silahtan arındırılan bölgede rejim güçleri birçok noktayı ele geçirdi. Bu noktalar içerisinde Türkiye’nin Morek ve Suman’daki gözlem noktalarının çevreleri de var.

İdlib son durum haritası: Soçi Mutabakatı sonrası rejim güçlerinin ilerleyişi – Harita: Suriye Gündemi

26 Aralık 2019: Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın Rusya’dan ateşkes yapılmasını istedik açıklamasını yaparken, Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yeni bir sığınmacı dalgasına tahammülümüz olmadığını Avrupa’ya söyledik, İdlib’de sükunet sağlanmalıdır.” ifadesini kullandı. Çatışmalardan kaçarak Türkiye sınırına doğru yol alan Suriyeliler havadan böyle görüntülendi:

Video oynatıcı LİNK : https://www.stratejikortak.com/2020/03/bahar-kalkani-harita-idlib.html

25 Aralık 2019: Son yaşanan çatışmaların yoğunlaştığı bölgeler ve savaş uçaklarının bombaladığı yerleşim yerlerin gösterildiği harita üzerinden İdlib’de son durum haritası.

İdlib’de son yaşanan çatışmaların yoğunlaştığı bölgeler ve, savaş uçaklarının bombaladığı yerleşim yerlerin gösterildiği harita. – 24 Aralık 2019 – Harita: Nawaroliver

NOT: Halep’te rejim güçlerinin kontrolü sağlamasından sonra 23 Ocak 2018’de Rusya ve Türkiye arasında başlayan ve daha sonra İran’ın da katılımıyla üçlü zirveye dönen Astana Görüşmeleri İdlib özelinde gerçekleşiyordu. Bu kapsamda ateşkesi ve çatışmaları gözlemlenmek adına Türkiye, İdlib’de 13 gözlem noktası kurdu.

22 Eylül 2017’den bu yana 2019’a İdlib’de harita değişimi:

27 Eylül 2017 – 24 Aralık 2019 arasında İdlib’de harita değişimi – Harita: Suriye Gündemi

24 Aralık 2019: Rusya’nın hava desteğiyle 19 Aralık’ta İdlib’in güneydoğusuna yönelik operasyon başlatan rejim güçleri, kısa bir sürede büyük ilerleme sağladı. Sputnik’te yer alan habere göre 4 günde 25 köy rejim güçlerinin eline geçti. Muhaliflerin son saldırılarıyla 3 köy rejim güçlerinden geri alındı.

Alternatif harita: AA’ya göre 20 Aralık’tan bu yana rejim güçlerinin ele geçirdiği yerleşimlerin sayısı 40’a çıktı.

19 Aralık – 24 Aralık tarihleri arasında İdlib’de rejim güçlerinin ilerleyişi – Harita: Suriye Gündemi

23 Aralık 2019: Stratejik konumdaki Maarret el-Numan’ın yakınında yer alan Carcanaz’ın 23 Aralık’ta kontrol edilmesiyle de Surman’daki Türk askeri üssü, tıpkı Morek’te olduğu gibi kuşatma altında kaldı.

23 Aralık tarihli İdlib son durum haritası – Harita: norsforstudies

Suriye Son Durum Haritası (Mart 2020)

23 Ağustos 2019: Türk gözlem noktası çevresi tamamen rejim güçlerinin kontrolünde. Rejim güçlerinin doğrudan Türk gözlem noktasına müdahalesinin olmaması nedeniyle Türk gözlem noktasının durumu ‘kuşatma’ olarak kabul edilmese de tüm ikmal yollarının kapalı olduğu biliniyor.

İdlib’in güneyinde rejim tarafından kuşatılan Türk gözlem noktası ve bölgede son durum (23.08.2019 – Harita: TSKMap)

Rejim güçlerine bağlı bir asker ve arkada 9 nolu Türk gözlem noktası.

Esad’a bağlı güçler, Kafr Zita, Tel Fas, Latmin ve Latamne’ye girdi. Morek kasabası ve Türk üssüne metrelerce uzakta olan rejim güçlerinin, bölgeden çekilen ve Türk üssüne destek olmak amacıyla üs çevresine ‘destek güç bırakan’ muhalifler ile çatışma içerisine girebileceği belirtiliyor.

  • Rejim bu alanı da kontrol altına alırsa, 7 yılın ardından muhalifler ilk kez Hama’da (kuzeyi) kontrol sağlamamış olacak.

Morek’teki 9 nolu Türk gözlem üssünün (mavi nokta) çevresinin haritası (Harita: Levent Kemal – 23.08.2019)

22 Ağustos 2019: Rejim güçlerinin Han Şeyhun ilçesini kontrol altına almasının ardından kuşatma altında kalan Türk gözlem noktasının harita üzerindeki konumu.

  • Türk ordusunun bölgeye yeni bir gözlem noktası inşa ettiği haberleri basına yansıdı.

Harita üzerinde Morek’taki Türk gözlem noktasının konumunun düzeltilmiş hali.

20 Ağustos 2019: Han Şeyhun ilçesi tamamen rejim kontrolüne girdi. Morek’teki Türk gözlem noktası rejim güçlerinin kuşatması altında kaldı. 100 bine yakın sivilin bölgeden İdlib merkezine yönelerek göç ettiği bildirildi.

  • Rusya’nın, kendi korumasında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Morek’teki üssü boşaltmasını teklif ettiği iddia edildi. Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Türk ordusunun İdlib’teki gözlem noktalarından çekilmeyeceğini söyledi.

19 Ağustos 2019: Son gelen bilgilere göre Han Şeyhun ilçesinin kuzeyi ve Türk gözlem noktasının ikmal yolu M5 otoyolu rejim güçlerinin ateş hattı altında. Putin, Esad rejiminin İdlib’e yönelik düzenlediği operasyonları desteklediklerini duyurdu.

İdlib son durum haritası: Han Şeyhun ve M5 Otoyolu rejim güçlerinin ateş hattı altına girdi. (19 Ağustos 2019)

Han Şeyhun ve İdlib’in güneyindeki rejim ilerlemesinin yaşandığı bölgenin Suriye haritası üzerindeki konumu:

İdlib’in güneyindeki Han Şeyhun nerede?

Rejim kaynaklarına göre 7 kilometrekarelik bir alanı muhaliflerden geri alan rejim güçleri, Han Şeyhun’u kuşatırsa Morek’teki Türk gözlem üssünü de kuşatmış olacak. İdlib son durum haritası şöyle:

İdlib son durum haritası ve Han Şeyhun bölgesindeki rejim operasyonlarının konumu. (Harita: Sputnik – 19.08.2019)

İdlib’in güneyinde Han Şeyhun’u kuşatma altına almaya çalışan rejim güçleri, bölgenin en güneyinde yer alan Türk gözlem noktasına TSK’nın yaptığı takviye konvoyunun yakınını vurdu. Aradan iki saatin geçmesinin ardından TSK konvoyunun devam ettiğini gören rejim güçleri bir kez daha bölgeye hava saldırısı düzenledi.

Milli Savunma Bakanlığı, İdlib’deki rejimin saldırısına ilişkin, “Mevcut anlaşmalara ve Rusya ile aramızdaki işbirliği ve diyaloga aykırı bu saldırıyı şiddetle kınıyoruz.” ifadesini kullanarak 3 sivilin öldüğü, 12 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Suriyeli kaynaklara göre rejime ait SU-22’ler tarafından vurulan Feylak el Şam’a ait pick up’ın konvoyumuz içindeki konumu.

11 Ağustos: Rejim güçleri Hama’nın kuzeyinde bulunan stratejik Han Şeyhun’u kuşatmaya altına almak için ilçenin batı ve doğusundan ilerlerken, Türk gözlem noktasının olduğu Morek de kuşatma altında kalabilir.

Suriye Son Durum Haritası (Eylül 2019)

28 Haziran 2019: Rusya’nın Ankara Büyükelçiliği yetkilileri, İdlib’de Türk gözlem noktasına yapılan saldırının ardından Rus Ateşe’nin Genelkurmay Başkanlığına çağırıldığına ilişkin açıklamanın sorulması üzerine “Yorumumuz yok” açıklamasında bulundu.

İdlib Anlaşması: Merak Edilen Soruların Cevapları ve Detaylar

27 Haziran 2019: İdlib’de Türk Silahlı Kuvvetlerine ait 10 numaralı gözlem noktasına yeni bir saldırı daha gerçekleşti. Saldırıda 1 Türk askeri şehit oldu, 3 Türk askeri ise yaralandı. Saldırıya ilişkin olarak Milli Savunma Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada Rusya’nın Ankara Ateşesi’nin Genelkurmay Başkanlı’na çağırıldığı ve saldırıların en ağır şekilde cezalandırılacağının Rus Ateşe’ye iletildiği bildirildi. Saldırının ardından bölgedeki rejim mevzileri Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından yoğun ateş altına alındı.

Rejim güçleri tarafından vurulan 10 nolu askeri gözlem noktası.

Rejim güçleri ilk kez Türk noktalarını vurmadı. Şubat 2018’den bu yana kayıt altın alınan saldırı sayısı 10’a ulaştı.

Esad Rejiminin İdlib’deki Türk Gözlem Noktalarına Saldırıları

– 6 Şubat 2018: Esed rejimi güçlerinin 6 nolu gözlem noktasına yönelik havanlı ve roketli saldırısında 1 asker yaşamını yitirdi, 5 asker ve bir sivil görevli yaralandı.

– 16 Nisan 2018: İran destekli Şii milisler ve Esed rejimi, El İys’te bulunan TSK gözlem noktası yakınına ağır silahla saldırı düzenledi. Gözlem noktasına yakın bölgeler isabet aldı.

– 5 Eylül 2018: Esed rejimine bağlı tanklar 9 nolu gözlem noktası yakınına atışlar gerçekleştirdi.

– 29 Nisan 2019: Esed rejimi 10 nolu gözlem noktasının yakınını vurdu. Bölgede iki sivil hayatını kaybetti.

– 4 Mayıs 2019: Esed rejimi 10 nolu gözlem noktasının yakınını vurdu. Saldırıda gözlem noktasının koruma duvarı isabet aldı.

– 12 Mayıs 2019: Esed rejimi 10 nolu gözlem noktasının yakınını tekrar vurdu. Saldırıda hasar oluşmadı.

– 31 Mayıs 2019: Esed rejimi 10 nolu gözlem noktasının yakınını hedef aldı. Saldırı sonucunda hasar meydana gelmedi.

– 8 Haziran 2019: Esed rejimi 9 nolu gözlem noktasının yakınını hedef aldı.

– 13 Haziran 2019: Hama’nın batı kırsalındaki gözlem noktasının hedef alındığı ve nokta içerisinde yangın çıktığı ifade edildi. Bu saldırıdan sonra Türkiye, gözlem noktasının bulunduğu bölgeye çok namlulu roketatar sistemi sevk etti. (Yerel kaynaklar)

– 27 Haziran 2019: Esed rejimi 10 nolu gözlem noktasını gün içinde sabah saatlerinden geceye dek en az 3 kez hedef aldı. Saldırı neticesinde 1 asker yaşamını yitirirken 3 asker de yaralandı.

19 Haziran 2019: Suriye Dışişleri Bakanı Velid el Muallim, İdlib bölgesinde silahsızlandırılmış tampon bölgenin oluşturulmasını öngören Soçi Mutabakatı’nın Türkiye tarafından uygulanmadığını ama halen yürürlükte olduğunu iddia etti.

16 Haziran 2019: Milli Savunma Bakanlığı, İdlib’de gözlem noktalarını taciz eden rejim güçlerinin ilk kez vurulduğunu duyurdu.

13 Haziran 2019: İdlib’de Türk Silahlı Kuvvetlerine ait 10 numaralı gözlem noktasına havan saldırısı gerçekleşti. Saldırıda 3 Türk askeri hafif şekilde yaralandı. Milli Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada “As Shariah bölgesinden 3 kilometre mesafedeki Zawiyah Dağı bölgesinde yer alan 10 numaralı Gözlem Noktamıza kasıtlı olduğu değerlendirilen 35 havan atışı ile bir saldırı gerçekleştirilmiştir.” ifadelerine yer verildi.

31 Mayıs 2019: Kremlin sözcüsü Dmitriy Peskov, Soçi Mutabakatı’na istinaden İdlib’de ateşkes ortamının kurulmasının Türkiye’nin sorumluluk alanında olduğunu söyledi.

29 Mayıs 2019: Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin, Moskova’nın Suriye’nin İdlib bölgesini istikrara kavuşturmak için çaba gösterdiğini iddia ederek İdlib’in ikinci bir Rakka olmayacağının garantisini verebileceğini öne sürdü.

20 Mayıs 2019: Muhaliflerin denetimi altında bulunan İdlib’e ve Hama şehrinin kuzeyine yönelik operasyon yürüten Şam yönetimi, bu bölgelerde “tek taraflı ateşkes” ilan etti.

15 Mayıs 2019: Mayıs ayının başından bu yana Rusya ve rejim uçakları tarafından burulan İdlib’e kara harekatında bulunan rejim güçleri, 9 günde İdlib’in güneybatısındaki 114 kilometrekarelik alanda bulunan 18 köyü muhaliflerden geri aldı.

İdlib son durum haritası (15 Mayıs 2019)

10 Mayıs 2019: Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, hava saldırıları ve topçu ateşleri son 10 günde 80 sivilin hayatını kaybetmesine ve 300’ü aşkın sivilin yaralanmasına yol açtı. Saldırılarda en az 12 sağlık tesisi vuruldu.

11 Ocak 2019:Türkiye ile Rusya’nın silahsızlaştırmaya çalıştığı bölge HTŞ ve HTŞ’ye yakın örgütlerin kontrolüne girdi. 10 günde TSK destekli ılımlı muhalifler çok büyük kayıplar yaşadı.

9 Ocak 2019: Ahrar-uş Şam, HTŞ ile yaptığı anlaşma kapsamında (Türkiye ile Rusya arasındaki bir kısım ‘silahsızlaştırılacak bölge’) Hama kuzeybatısındaki Gab düzlüklerinden çekilerek bölgeyi HTŞ’ye bıraktı. Anlaşma sonucu ağır silahların HTŞ’ye bırakıldığı, militanların ise diğer bölgelere geçişlerine HTŞ tarafından izin verildiği iddia edildi. Suriye Gündemi’nin yayınladığı haritada Ahrar’ın çekildiği bölge (çizgili alan).

HTŞ, İdlib güneyindeki Gab düzlüklerinde de kontrolü sağladı. (9 Ocak 2018)

7 Ocak 2019:

İdlib son durum haritası (HTŞ ve diğer grupların kontrol ettiği bölgeler) – 7 Ocak 2019

6 Ocak 2019:HTŞ, Afrin’in güneyi başta olmak üzere birçok bölgeyi Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin elinden aldı. Harita incelendiğinde Zeytin Dalı Harekatı bölgesinden İdlib’e geçişlerin tamamen HTŞ kontrolüne geçtiği gözlemleniyor. HTŞ’nin ele geçirdiği bölgeler (siyah taralı alanlar).

Zenki Hareketi ile HTŞ arasında yaşanan çatışmanın sonunda HTŞ birçok bölgede kontrol sağladı. Harita: Suriye Gündemi (6 Ocak 2019)

Bir başka haritada HTŞ’nin Batı Halep’te tamamen kontrolü sağladığı belirtiliyor. HTŞ’nin Batı Halep’te Zenki Hareketi’nden ele geçirdiği bölgelerin 7 günlük değişimi (GIF):

05 Ocak 2019:İdlib’de HTŞ ile Nurettin Zenki arasında yaşanan çatışmaların sonucu;

– HTŞ, çatışmaların dördüncü gününde Zenki hareketinin elindeki tüm bölgeleri ele geçirdi.

– Dağıldığı belirtilen Nurettin Zenki hareketinin kalan mensupları Afrin’in güneyine çekildi.

03 Ocak 2019: Astana kapsamındaki ülkeler tarafından terör örgütü ilan edilen Heyet Tahrir Şam (HTŞ) ile Türkiye destekli Nureddin Zengi Hareketi arasında başlayan çatışmalarda onlarca kişi ölürken, çatışmalar Batı Halep, Sahl Gab, Güney İdlib ve Batı Hama kırsalına yayıldı. İdlib’de HTŞ’nin saldırıları karşısından en az 10 yerleşim yerini kayden Zenhi Hareketi’ne destek Ahraruş Şam önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Cephesi’nden geldi. Bu desteğin üzerine Türkiye destekli Suriye Milli Ordusu’nun da Ahrar ve Zengi hareketiyle aynı safta HTŞ’ye karşı savaş ilan ettiği bildirildi.

Yaşanan gelişmelerin ardından HTŞ, ‘Bizim sorunumuz Zengi hareketi ile ilgili. Ahraruş Şam daha önce olduğu gibi yine aynı hataya düşüyor. Tüm gruplara çağrımızdır; Bize saldırı olmadıkça kimseye saldırmayacağız’ minvalinde bir açıklama yayınlandı. HTŞ ve Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (NLF) birbirlerinin elinden alarak kontrol sağladığı noktalar mor ve lacivert renklerinde gösterilmiş. İdlib’de son durum haritası ise şöyle;

8 Ekim 2018: İdlib’deki HTŞ ve muhalifler, Türkiye-Rusya mutabakatı çerçevesinde ağır silahları cephe hattından çekme işlemini tamamladı. Anlaşma kapsamında 10 Ekim’e kadar tamamen ağır silahların çekilmesi gerekiyordu. Suriye Gündemi’nin yayınladığı haritaya göre ağır silahların çekildiği silahsızlaştırılan bölgenin büyük çoğunluğu rejim karşıtı güçlerin kontrolündeki topraklarda gerçekleşti.

İdlib’de silahsızlaştırılan bölge ve ‘güvenli bölge’deki silahlar (Harita: Suriye Gündemi)

– Tank, hava, topçu ve roketler anlaşma bölgesinden çekilecek ancak olası bir çatışma durumunda geri getirilebilecek.

– Kısa ve orta menzilli silahlar cephe hattında kalacak. Ayrıca 21-mm, 57mm ve ATGM’ler bölgede kalmaya devam edecek.

TSK, silahsızlaştırılmış bölgedeki gözetim noktalarına ağır silahlar dahil sevkiyatlar gerçekleştirecek ve cephe hattında devriye gezecek. Cephe hattındaki tüm siperler ve savunma hatlarındaki askeri varlık devam ettirilecek.

17 Eylül 2018: Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin, Soçi’de İdlib konusunda anlaşma sağlandı, ortak bir mutabakat imzalandı. İdlib’e operasyon düzenlenmeyecek.

– İdlib’de rejim güçleri ile muhaliflerin kontrolündeki bölgede karşılıklı olarak 7.5 KM olmak üzere 15 KM’lik silahsızlaştırılmış bir alan oluşturulacak.

17 Eylül 2018’de Rusya ile Türkiye’nin İdlib anlaşması sonrası İdlib’de kurulması planlanan silahtan arındırılmış bölge sınırları ve tahmini harita. (Harita: Suriye Gündemi)

10 Ekim’e kadar oluşturulması planlanan bölge 15 Ekim’den sonra faaliyete geçecek. Oluşturulan bölgede Rus askeri polisi ve Türk askeri devriye görevini üstlenecek.

– Silahsızlaştırılan alanın iki tarafında da Türk ve Rus gözlem noktaları güçlendirilerek kalmaya devam edecek.

– Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, İdlib’deki durumun normale döndürülmesi konusunda mutabakat zaptı imzaladı.

Milli Savunma bakanı Hulusi Akar ve Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, “İdlib Gerginliğin Azaltılması Bölgesindeki Durumun İstikrarlaşrıılmasına ilişkin Mutabakat Zaptı”nı imzaladı.

Muhalifler İdlib’de kalmaya devam edecek, HTŞ ve diğer terör örgütleri oluşturulan alandan çıkarılacak/silah bırakması sağlanacak.

– Türkiye’nin teklifiyle Halep-Lazkiye ve Halep-Hama otoyollarını 2018 sonuna kadar yeniden ulaşıma açma kararı alındı.

4 Eylül 2018: 22 gün sonra ilk kez İdlib’e hava saldırısı düzenlendi. Vurulan bölgeler Türkiye sınırına yakın bölgede olan HTŞ’ye bağlı Türkistan İslami Partisi militanlarının kontrolündeki Cisr eş Şuğur ilçesi oldu. Toplamda 20 saldırının gerçekleştiği belirtildi.

İdlib son durum haritası (4 Eylül 2018)

Operasyonun harekat yönü konusunda 3 bölge tahmininde bulunuluyor. Birinci bölge Halep’in batısı, ikinci bölge Hama’nın kuzeyi, üçüncü bölge ise Lazkiye’nin kuzeydoğusu (Türkmen Dağı bölgesi) Cisr eş Şuğur ilçesi.

Operasyon öncesi merak edilenleri ise sizler için cevapladık.

  • İdlib’in konumu
  • İdlib’in savaş öncesi ve şu anki nüfusu (idlib’in tarihi)
  • İdlib’i iç savaş boyunca kimler kontrol etti?
  • Şu an İdlib’de bulunan silahlı gruplar
  • İdlib’deki militan sayısı ve muhalif silahçıların akıbeti
  • İdlib’in önemi (Rusya ve Türkiye)
  • İdlib’deki Türk gözlem noktalarının harita üzerindeki konumları

İdlib neresi (harita)

Suriye’nin kuzey batısında yer alan Halep’e 60 KM uzaklıktaki İdlib bölgesinin merkezi de İdlib olarak adlandırılmaktadır. Türkiye’nin Hatay şehrine komşu olan ve güney illerimizle benzerlik gösteren İdlib, Suriye’nin önemli tarım merkezlerinden birisidir. Tıpkı Afrin gibi şehirde zeytin üretimi yapılmaktadır. Şu anda HTŞ ve diğer muhalif gruplarının kontrolünde bulunan bölge, batısında rejim hakimiyetindeki Lazkiye’ye, doğusunda Halep’e güneyinde Hama’ya ve kuzeyinde Türk sınırına komşudur.

İdlib neresi, İdlib’in haritadaki konumu

İdlib’in savaş öncesi ve şu an nüfusu (idlib’in tarihi)

1916 yılında Osmanlı kontrolünde olan Halep’e bağlı şehir, bölgeyi kontrol eden kumandaların düşman tarafına geçmesi nedeniyle Osmanlı’nın elinden çıkma aşamasına gelmiştir. Şam’a ilerleyen İngiliz ve Fransız birlikleri bölgeyi tehdit etmiş, iki yıl sonra İdlib Osmanlı kontrolünden çıkmıştır.

Yüzölçümü 6.097 km2 şehrin Suriye İç Savaşı’ndan önce (2010) yılında nüfusu 2 milyon 100 bindi. Cisr eş Şuğur, Eriha, Harim ve Maaret el-Numan isimli 4 ilçeden oluşan şehrin sınırlarında, Türkiye ile Suriye arasındaki en büyük sınır kapısı olan Cilvegözü (Bab al-Hava) bulunmaktadır.

İdlib şehir merkezi

İdlib’in nüfusu, son iki yıldır rejim güçlerine geçen bölgelerden kaçanların sığınmasıyla iki katına çıkmış, İdlib’in 2018 yılı itibariyle tahmini nüfusunun 4 milyona yaklaştığı tahmin edilmektedir.

İdlib’i iç savaş boyunca kimler kontrol etti?

2011’de başlayan iç savaşın dördüncü yılında (2015) Ahraru’ş Şam, Nusra Cephesi, Cundu’l-Aksa, Ceyşu’s-Sunne), Feyleku’ş-Şam ve Livau’l- Hak gibi büyük grupların birleşmesiyle oluşan ‘Fetih Ordusu’ İdlib’in kontrolünü ele geçirdi. Bu tarihe kadar İdlib kırsalı muhaliflerin hakimiyetinde, merkez rejim kontrolünde bulunuyordu.

Fetih Ordusu’nun rejim kontrolündeki İdlib merkeze düzenlediği operasyon sırasındaki harita. Şehir merkezi muhaliflerin kuşatması altında. (26 Mart 2015)

Böylece Rakka’nın ardından ilk kez bir şehir merkezi muhalif grupların kontrolüne girdi. [Ekim 2017-Ocak 2018 İdlib harita arşivi]

Şu an İdlib’de bulunan silahlı gruplar

İdlib’de yer alan silahlı gruplar hakkında geniş çalışmaları bulunan Suriye Gündemi’nde yer alan bilgilerde bölgede 3 başat güç yer alıyor. Bunlar 11 ÖSO grubunun birleştiği ‘Ulusal Özgürleştirme Cephesi’, Heyet Tahriru’ş Şam ve Cephe Tahrir Suriye.

2016 yılından sonra fikir ayrılıkları yaşayan grupların başında gelen HTŞ ve Ahrar-uş Şam arasında Temmuz 2017’de çatışmalar yaşanmış ve HTŞ Türkiye sınırı başta olmak üzere çok önemli bölgelerde kontrolü sağlamıştır.

İdlib savaş haritası: Muhaliflerin ve HTŞ hakimiyetinde yer alan bölgeler (Harita: SuriyeGundemi.com)

İdlib’deki militan sayısı ve muhalif silahçıların akıbeti

Yüzde 60’ını Nusra bağlantılı Heyet Tahrir’uş Şam’ın kontrol ettiği kentte 70 bini aşkın silahlı militanın bulunduğu düşünülüyor. HTŞ dışında yer alan militanların Türkiye’nin desteğiyle kurulan ve 40 bin kişilik bir güce ulaşan (Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatı bölgelerinde yer alan) Ulusal Kurtuluş Ordusu bünyesine gireceği belirtiliyor.

Konuyla ilgili 17 Mayıs 2017 tarihli Astana anlaşmasının beşinci paragrafında şunlar kaydedilmişti:

“Garantör ülkeler, ateşkes rejiminin çatışan taraflar tarafından uygulanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alacağını; güvenli bölgelerin içerisi ve dışarısında IŞİD, El Nusra ve El Kaide veya IŞİD ile ve BM Güvenlik Konseyi tarafından terör örgütü olarak kabul edilen tüm örgütlerle bağlantılı her türlü kişi, grup, oluşum, kuruluşlarla mücadeleyi sürdürmeye yönelik tüm tedbirleri alacağını; şimdiye kadar katılmamış olan silahlı grupların ateşkes rejimine katılmalarını sağlamaya yönelik çabalarına devam edeceğini taahhüt eder.”

İdlib’in önemi

İdlib, Suriye ile Türkiye arasındaki en büyük sınır kapısı olan Cilvegözü’nün bulunduğu (Bab al-Hava) bir şehir. Halep, Afrin ve Lazkiye bölgelerinin kesişiminde yer alan; Hama, Şam, Halep ve diğer bölgelerden gelen ve hükümet karşıtı silahlı güçlerin kalesi konumunda bulunan şehir, Astana görüşmeleri sonucu ilan edilen çatışmasızlık bölgelerinden sadece biri. Fakat şehri önemli kılan en önemli nokta şu anda ülkedeki muhaliflerin bulunduğu tek nokta olması.

Bölgede 70 bin silahlı militan ve 4 milyona yakın sivilin olduğu belirtiliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan

Türkiye için İdlib’in önemi: 3.5 milyona yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye, İdlib’de rejim güçleri ile muhalifler arasında çıkabilecek çatışmalar sonucu buradaki sivillerin Türkiye’ye göç etmesi sonucu yeni bir mülteci akınını beraberinde getireceği gerekçesiyle burada büyük çatışmaların yaşanmasına karşı çıkıyor.

Rusya için İdlib’in önemi: Lazkiye ve Tarsus’ta yer alan Rus askeri üslerinin güvenliğini öncelikli konu edinen Moskova yönetimi, yeni bir göç dalgasının oluşmasına da sıcak bakmıyor. Bu konuda hem Avrupalı yetkililerle hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan ile temas halinde olduğu bilinen Rusya Devlet Başkanı Putin, İdlib operasyonunun sınırlı olması taraftarı.

İdlib’deki Türk gözlem noktaları

Türkiye, İran ve Rusya’nın garantörlüğündeki Astana Görüşmeleri sonrası Türk ordusunun muhalifler ile Esad rejimine bağlı güçler arasındaki çatışmaları izlemek için 12 gözlem noktası oluşturdu. Bu noktalar Afrin’in güneyi, Halep’in batısı, Hama’nın kuzeyi ve Lazkiye’nin güneyinde kuruldu. Muhaliflerin kontrolündeki İdlib’i çevreleyen gözlem noktaları şöyle:

  • İdlib’deki Türk gözlem noktalarının kurulma tarihleri:– 1 nolu gözlem noktası: Dana ilçesindeki Salva köyü 13 Ekim 2017- 2 nolu gözlem noktası: Daret İzze ilçesindeki Samaan Kalesi (Takle) köyü 23 Ekim 2017- 3 nolu gözlem noktası: Daret İzze ilçesindeki Akil Dağı 19 Kasım 2017- 4 nolu gözlem noktası: Halep batı kırsalındaki Anadan (Tel Tamura) 17 Mart 2018- 5 nolu gözlem noktası: Halep’in batı kırsalındaki Raşidin bölgesi 9 Mayıs 2018- 6 nolu gözlem noktası: El Hader ilçesine bağlı Tel İys köyü 5 Şubat 2018- 7 nolu gözlem noktası: Serakib ilçesine bağlı Tel Tukan köyü 9 Şubat 2018- 8 nolu gözlem noktası: Maaret el Numan ilçesine bağlı Sırman köyü 15 Şubat 2018- 9 nolu gözlem noktası: Hama kırsalındaki Morik (Tel es Savvan) 7 Nisan 2018- 10 nolu gözlem noktası: İdlib’in güney kırsalındaki Zaviye bölgesi 14 Mayıs 2018- 11 nolu gözlem noktası: İdlib’in güneybatı kırsalında Cisr eş Şuğur ilçesine bağlı İştebrak köyü 16 Mayıs 2018- 12 nolu gözlem noktası: İdlib’in güneybatısında Zeytinlik bölgesi 3 Nisan 2018

İdlib’deli Türk gözlem noktaları

İdlib’de yer alan Türk gözlem noktaları (Türk üsleri ve Türk varlığı) – Harita: Suriye Gündemi

Kaynak: StratejikOrtak.com

Yararlanılan kaynaklar:

LİNK : http://www.aljazeera.com.tr/gorus/suriyenin-dugumu-idlib

Kapıdaki tehlike: İdlib

LİNK : https://www.yenisafak.com/bilgi/8-soruda-tsknin-idlib-harekati-2800706/harekat-kime-karsi-olacak-catisma-olacak-mi-313740
LİNK : https://www.aydinlik.com.tr/5-soru-5-yanitta-idlib-krizi-dunya-agustos-2018-1
LİNK : https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-45191811

SURİYE SAVAŞI DOSYASI : İdlib’den Radikal Grupları Tasfiye Etmek


İdlib’den Radikal Grupları Tasfiye Etmek

Yazan Ünal Atabay

27 Mart 2020

İdlib’in Kara Kedileri

İdlib’i elde bulundurmanın veya kaybetmenin;Suriye’nin geleceğine dair söz sahibi olmaya fırsat yaratan yada Suriye sahasında daha önce elde bulundurulan alanların kaybedilmesi olarak bakılmaktadır. Ayrıca Türkiye; İdlib sahasından çıkmanın bedelinin, savaşın/çatışmanın yurt içerisine aktarılmasına kadar giden bir seyir izleyebileceği endişesini taşımaktadır.

Esasen İdlib’de kritik olan konulardan birisi de;radikal terör örgütlerinin varlığının yarattığı denklem ve bu denklemin;sahanın askeri dinamiğine, sahada bulunan ülkeler arasındaki siyasal denkleme olan etkisidir.Yani radikal grupların,sahada karakedi rolünü oynuyor olmalarıyla ilgilidir. Bu örgütlerin görevinin, Türkiye-Rusya ilişkilerini sahada baltalamak olduğunu da unutmayalım.

İdlib sahasındaki bu cihatçı örgütler;başta Heyet Tahrir el-Şam(HTŞ),Türkistan İslam Partisi(TİP) ve Hurras El Din (Dinin Muhafızları)gibi altlarında irili ufaklı grupları da barındıran çatı örgütlenmesine sahip,El Kaide tabanlı / çizgisinde / bağlantısında olan terörist gruplardır. Türkiye’nin bunlarla temas edebileceği hiçbir şeyi olamaz.

Bu gruplar, kendi aralarında ve kendi içlerinde; geçimsizlikleriyle, uyumsuzluklarıyla, geçişkenlikleriyle, rekabetleriyle, güvensizlikleriyle bir arada yaşayan ve insani duygularını yitiren örgütlerdir.

Son günlerde bu gruplardan, özellikle HTŞ terör örgütünün kendisini lağv veya değişime/dönüşüme uğratarak ılımlaşacağı ya da mevcut konumunu korumaya devam edeceği yönünde tartışmalar yürütülmektedir.

İdlib’de Sıkışan HTŞ’nin Zihinsel Savrulması

HTŞ başta olmak üzere buradaki radikal unsurlar; Türkiye ile Rusya arasında ABD’nin yönlendirdiği düşünülen karakedi rolünü oynarlarken, bir taraftan da alanda bir sıkışmışlık yaşıyor olmalarının yarattığı çaresizlik, sahadaki sosyolojik değişkenlik,demografik hareketlerin etkisigibi parametreler,bu örgütleri yeni arayışlara sevk etmektedir.

Bu sıkışmışlığın içerisinde; tabanda görünen kıpırdanma riski, yerel halkın yüksek itirazları, lojistik sürdürülebilirlik, konjonktürün yarattığı denklem gibi örgüt aleyhine gelişebilecek faktörlere karşı HTŞ’nin; kendisini alanda yeniden konumlandırma isteği veya sahadan kaçış/tasfiye ikilemi arasında bir süreci yaşıyor olduklarını söylemek mümkündür.

HTŞ’nin yanı sıra sahadaki diğer radikal unsurlarında önümüzdeki süreçte benzer bir tutum sergileyeceklerini, ikilemler zinciri arasında savrulacaklarını söylemek yanlış olmayacaktır. Ancak tüm bu zihinsel savrulmanın yaşanması, bu örgütlerin esas zihniyetlerinde/ideolojilerinde bir değişikliğe neden olmayacağı gibi, aksine daha keskin yapılar haline gelerek akrep misali yok edilişleri gözlemlenecektir.

HTŞ’nin Dönüşümü Terör Örgütü Vasfını Ortadan Kaldırmaz

HTŞ terör örgütü ve türevleri; sözde küresel olmadıkları, bölgesel vasıfta oldukları, cihatçı anlayışı terk ettikleri, küresel örgütlerine biat etmedikleri gibi söylemler üzerinden gerçek yüzlerini saklayarak, esas amaç ve niyetlerini kamuoyundan gizlemek suretiyle kendilerine alan yaratan vekalet örgütlerdir.

Zaman zaman El Kaide bağlantısı veya bağlantısızlığı olduğu tartışılan bu örgütler; liderlik meselesi, ideoloji, dünyevi bakış, stratejik eğilim, hedef ve amaçlardaki yöntemler gibi sığ felsefi laflarla, sözde bilimsel metodoloji içerisinde hareket eden bir grup imajı yaratmaya çalışan, aslında örgütsel derinlikleri olmayan, daha çok anti-sosyal kişilik bozuklukların hâkim olduğu, papağan ezberi ideolojik kalıplara sahip grupların bir araya gelmesinden başka bir şey değildirler.

Tüm bu gerçekliklerin ışığında; söz konusu örgütlerin kaçınılmaz kaderleri kapıda beklerken, bazı çevrelerce bunların aslında masumane birer örgüt oldukları söylemleriyle korunmaya ve kurtarılmaya gayret edildiği, hatta ABD mahreçli dil kullanılarak örgüte legal kılıf giydirilmeye çalışıldığı bir zihniyetin hafifliğini de görmekteyiz.

Aslında El Kaide bağlantısı olsun veya olmasın, önemli olan bu örgütlerin El Kaide veya benzeri türevlerin cihatçı düşüncelerini taşımaları veya formlanmış ılımlı düşüncelere sahip olmaları bunların terör örgütü vasıflarını ortadan kaldırmayacaktır.

Söz konusu terör örgütlerine yönelik son günlerdeki söylem ve yaklaşımlara bakıldığında; HTŞ başta olmak üzere radikal grupları,başlangıçta bu alana getiren iradenin kullanışlı aparatı olarak başka bir sahaya aktarılması, olası bir hareket tarzı olarak kendisini gösterebileceğidir.

Bu örgütler, Türkiye ve Rusya arasında bir şekilde sıkışıp kalmışlığı yaşamaktadırlar,işte bu noktada ABD’nin özellikle HTŞ’ye can simidi ile yaklaşması sürpriz olmayacaktır.Benzer bir uygulamayı, Türkiye’nin de alandan tasfiyesi noktasında yapabilecek kapasitesi vardır. Bu anlamda Türkiye’nin de ABD’den önce inisiyatif alması beklenebilir.

Radikal Grupları Çözmek Türkiye’ye Kalacak

İdlib sahasındaki radikal cihatçı grupların arkasında ABD’nin olduğu yönünde kamuoyunda kuvvetli bir inanç bulunmaktadır. Hatta ABD’nin isteği üzerine buradaki radikal örgütlerin finansmanlarını BAE’nin sağladığı yönünde iddialar mevcuttur. Öte yandan, son dönemde bu örgütlerin mali kaynaklarının kısıldığı yönünde tespitlerin olduğunu ve bunun da sahada lojistik ihtiyaçlarını etkileyebileceğini ifade edelim.

Bu tip örgütleri destekleyen iradelerin, genellikle kurtarma hamlelerini de maharetle yapmak isteyeceklerini unutmayalım. Kaldı ki, ABD’nin; daha önce Suriye sahasından IŞİD’i, değişik yollarla Afganistan’a aktardığı konusu/iddiası hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır.

Tüm bunları düşündüğümüzde, ABD’nin yine benzer bir hamleyle HTŞ başta olmak üzere bu grupları, muhtemelen bu defa Afrika sahasına aktarma iradesi sürpriz olmayacaktır. Bu mümkün olmadığı takdirde, yukarıda vurgulandığı gibi Türkiye’nin de inisiyatif alması olasıdır.

Radikal Grupların İdlib’den Tasfiyesi İçin Seçenekler

BirinciSeçenek: Afrika Sahel Bölgesi’ne Tasfiyeleri

Sahel Bölgesi; Kuzey Afrika ülkelerinin hemengüneyinde bulunan Moritanya, Burkino Faso, Mali, Nijer ve Çad’dan oluşmaktadır. Radikal cihatçı örgütlerin cirit attığı sahalardan birisi olduğunu burada hatırlatalım.

Sahel Bölgesi, özellikle Fransa için uzun zamandır baş ağrısı bir bölge durumundadır. Ancak, Fransa bu bölgede bir taraftan terörle mücadele fırsatıyla varlığını tahkim ederken, bir taraftan da buranın bakir yer altı zenginliklerine kapı açmaktadır. Fransa aynı zamanda Libya’nın güneyindeki enerji havzasında da benzer etkinlik göstermekte ve Avrupa’nın gaz ihtiyacı için bir pencere açmanın peşindedir.

Buna mukabil Rusya; Fransa’nın Libya’da ki bu enerji havzasını Avrupa’ya yönlendirmesini istemezken, Avrupa’nın gaz ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılamak ve daha da bağımlı hale getirilmesi noktasında durumunu güçlendirmek istemektedir.

Radikal grupların Sahel sahasına nakliyle birlikte; buradadönüşüme uğratılarak hem Fransa’nın oradaki diğer radikal gruplara karşı geniş yelpazede inisiyatif sahibi olmasınınyolu/mazereti açılacak, hem de Libya’da ki aktivitesindenkoparılmış olacaktır. Yani bu durumkarşılıklı olarak;Türkiye’nin, Fransa’nın, ABD’nin ve de Rusya’nın işine gelecektir.

Ayrıca, ABD’de; Fransa’nın NATO üzerinden yürütmeye çalıştığı ABD’yi yalnızlaştırma ve AB üzerindeki etkisini kırma girişiminin karşılığını, Libya ve Sahel’de vermiş olacaktır. Bu durum, Türkiye’nin Rusya ile Doğu Akdeniz’de iş birliğinin de yolunu açacaktır.

Böyle bir gelişme, Türkiye ile Rusya için Libya stratejik uzlaşma sahası olacaktır. Buradaki uzlaşma, Akdeniz’de; Türkiye-Rusya-Lübnan-Libya gaz formunun yolunu da açacaktır. Elbette böyle bir form, aynı zamanda İsrail’i dengeleyecek ve Türkiye’ye inisiyatif sağlayacaktır.

İşte yukarıda sunulan senaryo çerçevesinde; İdlib sahasından radikal grupların tasfiyesi, birçok ülkenin yolunu açarken, stratejik hamlelere fırsat sağlayacağından, senaryonun; siyasi, askeri ve ekonomik çıkarlar açısından tüm taraflara avantajlar sunması bakımından tatbik kabiliyeti yüksek görünmektedir.

İkinci Seçenek: Örgütlerin Kendilerini Tasfiye Etmesi/Dönüştürmesi

Bu seçenek, ilk bakışta; hedefe giden en kısa yol, en az maliyetli ve uygulanabilirliği pratik bir yol gibi görünse de, teröristlerin tasfiyesi/dönüştürülmesi sonrasında Türkiye’nin desteklediği ılımlı muhaliflerin arasına karışmaları gibi bir riski de beraberinde taşıyacağından, aslında en kötü senaryolardan birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çünkü, tüm dünya ülkeleri; Türkiye’nin radikal unsurları maskeleyerek gizlediği veya iş birliği yaptığı gibi suçlamalarda bulunabileceği, bu suçlamalarla birlikte ılımlı muhaliflerin de aynı yaklaşım ile eleştirilebileceği ve hatta bunlarında terörist unsurlar listesine dahil edilmesine yol açabileceği düşünülmektedir.

Buradaki örgütler; aynı eksende olmalarına rağmen, farklı bakış açıları nedeniyle, değişim/dönüşüm için atılacak adımlarda aynı sonuçları doğurmaları da pek mümkün görünmemektedir.

Bu senaryoyu, örgütlerin kendi inisiyatifleriyle tatbikleri mümkün ise de, tasfiye/dönüşüm sonrasında Türkiye’nin önünde sorun olarak kalmaya devam edeceğinden, Türkiye’nin dahil olmayacağı bir seçenek olabilir.

Üçüncü Seçenek: Türkiye-Rusya-Suriye Ortak Operasyonu

Bu seçeneğin gerçekleşmesi, siyasal tercihler üzerinden okunduğunda, birlikte harekât yapılması pek mümkün görünmemektedir. Eğer başarıla bilindiği takdirde, Türkiye-Rusya ilişkilerinin hızlı gelişmesine yol açabileceği gibi, ABD’nin aleyhine birçok saha enstrümanlarının da elinden alınmasını kolaylaştıracağı düşünülmektedir.

Aynı zamanda Akdeniz üzerinde; Rusya ve Türkiye’nin ağırlığının daha da hissedilir hale gelmesini de sağlayacaktır. Kaldı ki Libya meselesi üzerinde birlikte hareket etme ve az evvel yukarıda sıralanan faydaların da kazanılmasına fırsat yaratacaktır.

Bu seçenekte, Suriye’nin denkleme dahil edilmesi ihtimali zayıf olmakla birlikte, belki bunun yerine sadece Türkiye-Rusya ortaklığı şeklinde gerçekleştirilebilir. Ancak, Rusya faktörü nedeniyle, muhalif unsurlar arasından bazı grupların, Türkiye ile birlikte hareket etme rızasında sıkıntılar yaşanabilir ve radikal gruplara doğru geçişkenlikler yaratabilir. Bu durum, senaryonun tatbik kabiliyetini elbette ki zorlaştıracaktır.

Bir diğer hareket tarzı; Türkiye aradan çekilmek suretiyle, sadece Rusya-Suriye rejimi tarafından etkisiz hale getirilmesine fırsat sağlanması, Türkiye’nin de istihbarat desteği vermesi olabilir. Bu seçenek; Adana Mutabakatının ve Soçi-Moskova Mutabakatının ruhunada da uygun. Aksi takdirde bu radikal gruplar sahada bumerang etkisi için fırsat kollayacaklardır.

Dördüncü Seçenek: Türkiye Tarafından Etkisizleştirilmesi

Bu seçeneğin gerçekleştirilmesi Türkiye’nin kapasitesi dahilindedir. Böyle bir operasyon, Türkiye’nin Cenevre’de siyasi sürece giden yolda ağırlığını hissettirebilecek önemli avantaj sağlayabilir, bununla birlikte, hiçbir avantaj elde edememe ile de karşı karşıya kalınabilir.

Buradaki teröristler; Rusya başta olmak üzere, Çin dahil, ilgili ülkeleri nasıl rahatsız ediyorsa, taşın altına birlikte ellerin sokulması mümkün olabilecek iken veya olması gerekirken, niçin Türkiye tek başına böyle bir harekâta girişsin ki sorusuna cevap aranırsa,sıralanan seçeneklerden hangisinin uygulanması gerektiğibize işaret edilecektir.

Sonuç Olarak;

Birinci seçeneğin gerçekleşmesi halinde; bölgesel istikrara olabilecek etkileri, sahadaki ülkelerin düğümlenen ilişkilerinin açılması, söz konusu ülkelerin hedef ve amaçlarının ortak noktada-eşit şartlara kavuşması adına, İdlib sahasındaki radikal grupların Sahel bölgesinde kendiliğinden dönüşüme uğramasına fırsat sağlayacak şartların yaratılmasının önemli bir adım olacağı düşünülmektedir.