SURİYE DOSYASI /// Ünal Atabay : Suriye’de Kalıcı Çözüm Planı


Ünal Atabay : Suriye’de Kalıcı Çözüm Planı

03 Haziran 2020

Çatışmalar “Yeter Artık” Noktasındadır

Suriye iç savaşı, öyle bir noktaya geldi ki; “yeter artık bitsin bu insanlık dramı, sona ersin artık bu yorucu ve yıpratıcı savaş” demek suretiyle tüm insanlık haykırma noktasına doğru gelmiştir. Bu iç savaşın etkisinden yorulan ve yıpranan ülkelerin en başında hiç kuşkusuz öncelikle Türkiye, Rusya, Suriye ve İran gelmektedir.

Ayrıca, Irak ve Lübnan’da; kendisine düşen payıyla, bu savaşın etkisini fazlasıyla hisseden ülkeler arasındadır. Aynı şekilde Ürdün’de; göçmenler üzerinden payını almış, siyasi ve sosyo-kültürel etkileşim içerisinde bulunan ülkelerdendir. Bölge dışı ülkeler ise, Suriye’de kaos üreterek hakimiyet tesis etme ve pay kapma hevesleri nedeniyle; başta ABD ve bazı AB ülkeleri, bölgedeki krizi siyasi ve ekonomik olarak daha da derinleştiren ülkeler olmuşlardır.

Gelinen noktada, sahada tarafların pozisyonları, niyet ve maksatları, çözüme doğru giden yol haritasında ülkelerin rol alma / alabilme kapasiteleri açığa çıkmıştır. Bundan sonra yapılacak iş; sahada şekillenen siyasi, askeri ve ekonomik resmin üzerinden, sonuca odaklı somut bir çözüm planı yaratmak olmalıdır.

Çözüm önerilerine geçmeden önce, Suriye iç savaşına sahada doğrudan taraf olan ülkelerin çözüme dair yaklaşımlarına ışık tutacak bazı kapalı stratejilerini açığa çıkarmak faydalı olacaktır.

Ülkelerin Açık / Kapalı Stratejik Hesapları

ABD; Suriye ve Irak sahasını bir bütün olarak değerlendirmekte, İran’ın İsrail’e coğrafi olarak yaklaşmasını İsrail’in güvenliği noktasında red etmektedir. Ayrıca, Kürt’lere sağlanacak özerk bir yapıyla ve Suriye-Irak sınırında sünniler için yaratılacak özerk bir bölgeyle, İran’ın Akdeniz’e uzanımının önüne set çekmek istemektedir. Aynı zamanda bu set; gelecekte Çin’in Ortadoğu kuşak-yol projesinin önünün coğrafi olarak kesilmesini sağlayacağından, ABD kendi lehine bir pazarlık konusu yapılması için sahayı şimdiden şekillendirmeye çalışmaktadır.

Rusya; Suriye ve Doğu Akdeniz’de ki stratejik çıkarlarından asla vazgeçmeyecek şekilde Suriye’deki çatışmaların bir an önce bitmesi ve mali külfetin karşılanması için Suriye’nin kaynaklarını işletmek ve pay almak istemektedir. Öte yandan, Rusya; İsrail’in güvenliğini dikkate almak kaydıyla, İran ile siyasi-ekonomik noktada ortak bir paylaşım içerisinde birlikte yaşamayı kabullenmiş durumdadır. Ayrıca, Kürtler için; merkezi otoriteye bağlı kültürel özerklikle sınırlı bir yapılanmayı desteklemektedir.

Fransa; Kürtler’in geleceği noktasında Suriye yönetiminde söz sahibi olmalarını sağlamak, Ortadoğu’da, Doğu Akdeniz’de ve Afrika’da, Çin ile birlikte hareket edebileceği bir alan açmak, örtük rakibi olan ABD’yi Suriye sahasında yakın markajla kontrol ederek kendi menfaatleri doğrultusunda Suriye üzerinde stratejik söz sahibi olmayı hedeflemektedir.

İran; Akdeniz’e kadar ekonomik ve ticari koridor tesis etmek, aynı zamanda bu koridor üzerinden askeri anlamda İsrail’i rahatsız etmek, ABD ve İsrail’in kendisine yönelik olası tehditlerini ise ülke sınırları dışından yani İsrail’in yakın çevresinden itibaren karşılamak istemektedir.

Türkiye; güney sınırında tehdit oluşturacak bir PKK devletçiğine engel olurken, bir taraftan sünni muhalif kesime alan açmak ve böylece Suriye’nin egemenlik ve toprak bütünlüğü içerisinde yeni bir siyasi denge oluşturmak, Doğu Akdeniz’deki hak ve menfaatlerinin Suriye ana karası üzerinden de güvenliği sağlanmış politik ve stratejik bir sonucu arzulamaktadır.

Esad Sonrası İhvan Ekolü Endişesi

Türkiye’nin; Esad karşıtlığında ısrarcılığı ve sünni muhalifleri destekliyor olması, gerek Suriye’de gerekse uluslararası alanda bu tutumu, Nusayri–Alevi mezhebi karşıtlığı olarak algılanmaktadır. Bu nedenle ABD ve AB; Esad’ın gitmesi durumunda İhvan ekolünden sünni kökenli bir liderin gelmesi yolunun açılabileceği endişesini taşımaktadırlar. Benzer endişeyi Rusya ve İran’ın da yaşadığını söyleyebiliriz.

Ayrıca, iç savaşın devam ettiği bir ortamda, başta ordunun ve devletin temel kurumlarını yöneten iradenin dağılmasının, kaosu daha da derinleştireceği gerçeğinden hareketle; çatışmanın dondurulmasından ve siyasi sürece yönelen bir iradenin belirmesinden sonra, Esad iktidarının sonlandırılmasının öngörüldüğü düşünülmektedir.

Bu nedenledir ki, söz konusu ülkeler Esad ile ilişkileri geliştirmezlerken, iktidardan gitmesi için hiçbir çabaları olmamaktadır. Diğer bir ifadeyle, başta ABD ve AB ülkelerinin birçoğu, kendilerince şartlar olgunlaşıncaya kadar Esad iktidarına razı olmaktadırlar. Öte yandan Türkiye; Esad karşıtlığında ne kadar ısrar etmeye devam ederse, yukarıda belirtilen endişe çerçevesinde Esad’ın koltuğunun ABD, AB ve hatta Rusya-İran nezdinde o kadar sağlamlaştığı düşünülmektedir.

Çözüme Doğru Giden Yol

Ülkelerin beklentileri; siyasi ve ekonomik çıkarlarına göre şekillenirken, unutulmaması gereken husus, artık Suriye’de sona doğru gelindiğinin kabulü ve bir an önce çözüme odaklanılmasıdır. Çözüme yaklaşıldığının en somut örneği, saha dinamiklerinin stabil hale / doruk noktasına gelmiş olmasıdır. Nitekim bu durumu öne çıkaran en önemli faktörler;

  • Esad iktidarının; savaşın gittikçe artan maliyetini karşılama noktasında yaşadığı ekonomik sıkışmışlık ve diğer taraftan ambargoların güçlü etkisi,
  • Yönetime destek veren yakın çevresindeki siyasi ve ekonomik güç sahibi bazı aile ve şirketlerde muhalif bir yapının belirmesi,
  • Çatışmanın uzun yıllara yayılacak kısır bir döngü içerisinde daha da düğümleneceğinin tüm taraf ülkelerce görülüyor olması,
  • Artık daha fazla mali külfet altına girilmek istenmemesi şeklinde özetlenebilir.

Çözümün en önemli kriterlerinden birisi de; taraf ülkelerin bu noktadan sonra açık ve şeffaf davranmalarına, gizli bir ajandayı taşımıyor olmalarına bağlıdır. Çünkü, resmen ilan edilmese dahi her ülkenin kendi ajandası bir şekilde açığa çıkmıştır. Bundan sonra yapılacak iş, bunları cesaretle siyasal sürece taşıyabilme ve tartışabilme iradesine kalmıştır.

Temelde Suriye’de sorunun nihayi çözümü; Irak ve Lübnan benzeri etnik ve mezhebi anlamda ortaklığı / paylaşımı içeren anayasal bir sözleşmede yatmaktadır. Şu bir gerçek ki; Esad rejiminin 2011 öncesi duruma dönmesinin artık sahada uygulanabilirliği ve şartları hemen hemen hiç kalmamıştır. Esad’ın halâ böyle bir beklenti içerisinde bulunması, elinde kalan son kazanımlarının ve bugüne kadar harcadığı tüm gayretlerinin boşa çıkarılmasından başka bir sonuç yaratmayacaktır.

Suriye Çözüm Planı

Suriye sorunun; ortak paydada ve asgari müştereklerde çözüme kavuşturulabilmesi, daha fazla kaosa sürüklenmeden bir an önce siyasi sürece geçilmesi ve ilkesel olarak şu çözüm planının ortaya konulması;

  • Suriye’li Kürtler, ülke dışından hiçbir yabancıyı bünyelerine almamak ve PKK ile bağlantısını tamamen kesmek kaydıyla, mevcut silahlı unsurların hafif silahlı hale indirgenmesi, yerel kolluk sıfatında Suriye genel kolluk sistemine bağlanması,
  • Aynı şekilde, Suriye Milli Ordusu’nun da (Özgür Suriye Ordusu); kendi bölgelerinde hafif silahlı yerel kolluk gücüne dönüştürülmesi,
  • Türkiye’nin, Suriye tarafında kontrol ettiği alanlardan çıkması karşılığında; Ankara Anlaşması ile Suriye sınırı belirlenirken ikiye bölünmüş tüm köy ve kasabaların; kabile, aşiret, aile gibi birlikteliklerin yeniden sağlanması amacıyla, azami 5-8 km.lik derinliğe kadar bir sınır düzeltmesi yapılarak Türkiye’ye dahil edilmesi,
  • Gerek Türkiye’ye dahil edilecek olan bölgeye, gerekse Suriye içine dönecek göçmenlerin uluslararası gözlemci heyeti refakatinde dönüşlerinin sağlanması,
  • Türkiye tarafına bırakılacak yerlerin; imarı, inşası ve bugüne kadar harcadığı mali külfetin karşılığı olarak, Haseke petrollerinin 25 yıllığına Türkiye’nin işletmesine bırakılması,
  • İran’a; güney Suriye’de Palmira hattı üzerinden Lübnan’a ulaşan ekonomik ve ticari koridor imkânı sağlamak kaydıyla; milis güçlerini Suriye sahasından çekmesi ve İsrail ile çatışmayı sonlandırması yönünde çözüme odaklanılmasının Suriye’de kalıcı istikrara hizmet edeceği mütalaa edilmektedir.

SURİYE DOSYASI : Suriye’de Patlak Veren Protestolar Ne Anlama Geliyor ???


Suriye’de Patlak Veren Protestolar Ne Anlama Geliyor ???

Mete Han Kutlusan

15 Haziran 2020

Suriye’nin güneyinde, başkent Şam’a 100 km uzaklıkta bulunan ve Suriye azınlıklarından Dürzilerin yoğunlukla yaşadığı Süveyde kentinde bir süredir yaşanan fakat Haziran itibariyle oldukça yoğunlaşan halk protestoları dikkat çekiyor.

İç savaşta çatışmalardan en az etkilenen Süveyda kentindeki kalabalık, özellikle son günlerde oldukça hızlı bir biçimde kötüye giden ekonomik şartlar nedeniyle Esad rejimini protesto etmek için kentteki Mişnaka Kavşağı ve belediye meydanında toplandı. Protesto gösterilerinin barışçıl bir seyir izlemesine rağmen Suriye’nin önceki lideri ve Beşar Esad’ın babası olan resminin yer aldığı büyükçe bir tabloya tam daHafız Esad’ın ölüm yıldönümünde sloganlarla birlikte taş atıldı. Ayrıca Esad kontrolündeki tüm şehirlerde olduğu gibi kentteki büyük binalara asılan Beşar Esad resimlerine protestocuların orta parmak kaldırdığı fotoğraflar sosyal medyada sıklıkla paylaşıldı. Protestocular ayrıca Hama kuzeyinde bir sene önce Esad güçleri tarafından öldürülen ve Suriye muhalefetinin önemli figürlerinden olan A. B. Sarout’u da andı.

Aynı gün de Esad yanlısı bir karşı-protesto gösterisi düzenlendi. Fakat bu gösteriye katılan ve çoğu kamu çalışanlarından oluşan kişileri hükümet yetkililerinin zorla katılmaya zorladıkları iddiası ve gösterilerin tamamen Esad rejiminin kurgusu olduğuna dair ciddi iddialar ortaya atıldı.

Süveyde şehri, tarihte özerk bir devlet sıfatı taşımaktaydı. 1922 yılında Fransız Suriye ve Lübnan Mandası altında başkent Süveyde’nin adını taşıyan Süveyde Özerk Devleti kurulmuştu. Daha sonra ise 1927 yılında adı Cebel el-Dürzî olarak değiştirildi[1]. Adını aynı bölgede bulunan Cebel-i Dürzî, yani Dürzî Dağlarından almıştır.

Süveyde kentindeki son protesto gösterilerinin sebebi olan ekonomik şartların kötüye gitmesinden kasıt, Suriye Lirasının (SL) özellikle son birkaç haftada oldukça değer kaybetmesi, hayatın ve temel gıda ürünlerin bile git gide pahalılaşması ve alım gücünün oldukça azalmasıyla ilişkilidir.

İşin ilginç yanı, Arap Baharı’nın Suriye’de patlak vermesinden sonra Suriye muhalefetinin kullandığı “Suriye Devrimi” bayrağının Süveyda’da gerçekleştirilen protesto gösterilerinde kullanılmış olmasıdır. Ayrıca atılan sloganlarda doğrudan Esad hedef alınmış, bununla kalmayıp Rusya ve İran’a da sert ifadeler kullanılmıştır. Bir diğer ifadeyle halk, kötüye giden yaşam şartlarından Esad, Rusya ve İran’ı sorumlu tutmaktadır.

Suriye’de 1 Ocak 2020’de 1 dolar yaklaşık 900 SL’ye karşılık gelirken, 18 Mayıs’ta 2000, bugün ise 3 bin SL’ye kadar ulaşarak yalnızca son 3 haftada dolar karşısında yüzde 50, iç savaşın başladığı 2011’den bu yana yüzde 5 bin 900 değer kaybetti[2].

17 Haziran itibariyle geçerli olacak olan Sezar Suriye Sivil Koruma Yasası kapsamında Suriye’ye yönelik uygulanacak olan dış ekonomik yaptırımların da bu kötüye gidişatta etkili olduğu değerlendirilebilir.

İsmini, 2014’te Esed rejiminin muhalifleri tuttuğu hapishanelerde işkenceyle öldürülen 11 bin tutukluya ait 55 bin fotoğrafı dünya basınına sızdıran askeri polisin kod adından alan yasaya göre, rejime, Rusya ve İran adına hareket eden kişi veya üstlenici şirketlere destek sağlayan ya da onlarla büyük miktarda para alışverişinde bulunan yabancı kişi ve kuruluşlara yaptırım uygulanabilecek[3].

Öte yandan Sezar yaptırımları, özellikle Suriye’nin altyapı, enerji ve inşaat gibi sektörleri üzerinden Suriye’nin yeniden imarında rol alması beklenen Rusya, İran ve Çin’in olası hamlelerine yönelik de bir hamle niteliği taşımaktadır.

Yaptırım yasasının bir diğer özelliği de, uygulanacak yaptırımların askıya alınması yetkisinin ABD Başkanına ait olmasıdır. Diğer bir ifadeyle söz konusu yaptırımların Suriye’de alınacak kararlar ve yapılacak hamlelere yönelik caydırıcılık ve pazarlık açısından ABD tarafından bir koz olarak da kullanabileceği ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Öte yandan TSK’nın harekat icra ettiği Suriye’deki diğer bölgelere ek olarak İdlib’te de Türk lirasının yer yer kullanılmaya başladığına dair görseller sosyal medyada paylaşıldı[4]:

Yaşanan bu son gelişmelerin son zamanda sıkça dillendirilen “Suriye’de siyasi bir çözüm olması için Beşar Esad’ın görevde olmaması gerekmektedir” söylemiyle birlikte değerlendirilmesi faydalı olacaktır. Şarkul Awsat’ta konuya ilişkin çıkan bir yazıda Rusya’nın “Beşşar Esed’in uzun vadede Suriye ve bölgedeki kazanımlarını ve çıkarlarını koruyamayacağının farkına vardığını” ve yerine yenini bulduğunda devreden çıkarabileceği bir kart olarak elinde tuttuğu belirtildi[5].

[1]

[2]

[3]

[4]

https://twitter.com/2_ordu/status/1272221412464312322?s=20

[5]

SURİYE DOSYASI /// FAYEZ SARA /// Suriyede iktidar kavgası : Mahluf’un sonu da Rıfat Esed’in sonu gibi mi olacak ???


FAYEZ SARA /// Suriyede iktidar kavgası : Mahluf’un sonu da Rıfat Esed’in sonu gibi mi olacak ???

22 Mayıs 2020

Hafız Esed 1970 yılında iktidara geldiğinde, aralarında kardeşi Rıfat Esad gibi önemli bir ismin de yer aldığı çeşitli askeri ve güvenlik uzmanları olan genç subayları yanına alarak etrafında bir set oluşturdu. Esed’in subayları, birkaç yıl içerisinde gerek içeriden gerekse de dışarıdan gelecek tehlikelere karşı onun rejimini koruyacak bir güç haline geldiler. Bu, önemli gelişmelere tanık olunan Esed döneminin 1970- 1980 yılları arasını kapsayan ilk 10 yıllık süreçte açık bir şekilde göründü. Bu gelişmelerde ön plana çıkanlar arasında şunlar yer alıyor:

– Rejimin 1973 yılında hedefleri ve sonuçları hesaplanmış bir şekilde İsrail ile savaşa girmesi ki, hedefler arasında en önemli olanlarından biri ‘ulusal meşruiyet’in elde edilmesiydi.

– Rejimin 1976’da Lübnan’a askeri müdahalede bulunarak bölgede genişlemeye başlaması ki, bu askeri müdahalenin ardından rejim birçok önemli dosyada rol oynadı ve bölgede bir ağırlık merkezi oldu.

– Rejimin Müslüman Kardeşler’in silahlı kanadının ve diğer bazı örgütlerin hareketlerinden yararlanarak Suriyelilere savaş açması. Bu şekilde Suriye devletinin kurumlarında çalışanlara saldırılar ve suikastlar düzenlendi. Esed rejimi, toplum ve devlet üzerindeki kontrolünü sıkılaştırmak amacıyla çıkarlarına ve stratejisine hizmet için daha iyisini yapamazdı. Böylece Suriye artık ‘Esed’in Suriye’si’ oldu. 16 Haziran 1979’da Halep Topçu Okulu’na yönelik meşhur katliam gerçekleştirildi. Toplumda ve bilim çevresinde ön plana çıkan ve Dr. Muhammed el-Fadıl’ın da aralarında bulunduğu kimseler suikasta uğradılar.

Hafız Esed’in subayları, 10 yılın ardından 1980’lerin başında rejimin güvenlik ve askeri yapısının temel direkleri haline geldiler. Bu subaylar arasından şu isimler ön plana çıktı: Muhammad Nasif, Ali Douba, Muhammed el-Huli, Şefik Feyyaz, İbrahim es-Safi, Ali Haydar, Suriye Devlet Başkanı’nın kardeşi ve Savunma Birlikleri (Saraya Difa) Komutanı Rıfat Esed. Bu birlikler, silahları, eğitimleri ve görevleriyle diğerlerinden ayrılan ordu içerisindeki seçkin bir birimdi. Doğal olarak mezhepçi bir yapı arz eden grup, Haziran 1980’de Tedmür Hapishanesi katliamında ve radikal İslami gruplarla olan mücadelede önemli bir rol oynadı.

Hafız Esed 1983’te hastalandığında, kardeşi Rıfat’ın konumu ve elinde bulundurduğu imkanlar itibarıyla iktidar için hak iddia edeceğini hissetti. Rıfat birliklerini devletin ana eklemlerinde konuşlandırmıştı ve neredeyse hepsini ele geçirecekti. Eğer Esed’in subaylarının oluşturduğu sağlam blok olmamış olsaydı ve Esed de kalan tüm enerjisi ve dehasıyla çatışan subaylar arasında bir uzlaşı sağlamasaydı devlet bir katliamın eşiğine sürüklenebilirdi. Hafız Esed, kardeşini iktidarın bünyesinden çıkardı ve onu sürgüne göndererek sanki hiç yokmuş, hiç var olmamış gibi davrandı.

Hafız Esed, rejiminin en önemli direği olan erkek kardeşinden kurtulsaydı Rıfat Esed’in komutasındaki Savunma Birlikleri ile uğraşmak zorunda kalacaktı. Bundan dolayı birkaç adımdan oluşan bir çözüme başvurdu. Öncelikle birliklerin kamplarını ve müfrezelerin bulunduğu yerleri muhasara altına aldı. Üst düzey subayları ve kilit aktörleri tutukladı. Bazı unsurları terhis etti ve diğer bazılarını ise ordu içerisinde istihdam etti. Sonrasında birliklerden geri kalanları dağıttı ve subayların önemli bir kısmını Cumhuriyet Muhafızlarına dahil etti. Hafız Esed’in iki oğlu Basil Esed ve Beşşar Esed de Cumhuriyet Muhafızlarına katıldılar.

Rıfat Esed ve Savunma Birlikleri tecrübesi ile Rami Mahluf ve ekonomi-yatırım imparatorluğu tecrübesi arasında bir benzerlik var. Her ikisi de Esed ailesinin merkezinden geliyor. Rami’nin babası Muhammed Mahluf, devlet bürokrasisinde küçük bir çalışandan ibaret iken ekonomik kurumların yönetimini teslim aldı. Bu durum ailenin servetini yönetmek için görevlendirilmeden önce yatırım yapmasını ve paraları kontrolü altına almasını kolaylaştırdı. Rami Mahluf ise şirketi Syriatel aracılığıyla her yönde ve düzeyde genişlemeden önce bir dizi faaliyette bulundu. Sonrasında öyle bir duruma geldi ki Suriye’nin herhangi yerinde bir yatırımdan bahsedildiğinde mutlaka bu işte onun da parmağı vardı. Rami Mahluf’un mali ve yatırım planındaki tecrübesi sona yaklaşıyor: Mahluf’un sonu da Rıfat’ın sonu gibi mi olacak?

Fayez Sara

Suriyeli gazeteci-yazar

SURİYE DOSYASI /// MEHMET YUVA : Suriye’de elitlere mali operasyon


MEHMET YUVA : Suriye’de elitlere mali operasyon

Bu konuyu 19 Ağustos 2019 tarihli yazımızda anlatmıştık. Tekrar paylaşalım; Mühendis Mahmut El-Zoubi eski Suriye Başbakanıydı. Çiftçi, orta halli bir ailenin evladı olan El-Zoubi, Kasım 1987’de Suriye eski Cumhurbaşkanı Hafız Esad tarafından Başbakan yapıldı. Başbakan Mahmud El-Zoubi ve Ulaştırma Bakanı Müfit Abdülkerim Suriye devletini yüzlerce milyon dolar zarara uğratmak ve 400 milyon doları zimmetlerine geçirmekle suçlandılar. Fransa’dan alınacak Airbus uçaklarını direk Fransa Airbus şirketinden satın alacaklarına aracı bir şirket kullanmışlar ve o şirket üzerinden satın alınan uçakların fiyatı çok daha yüksek meblada ödenmiş. Dönemin Fransa başkanı Jac Chirac konudan Hafız Esad’ı haberdar etmiş. Yolsuzluk bu sayede öğrenilmiş. Aynı yıl Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek, baba Esad‘a çok önemli bir bilgi aktarmıştı. Buna binaen Başbakanın oğlu Muhammed büyük bir serveti Mısır’da bulunduruyordu. Oğlu annesinin bilgisi dahilinde babasının makamını suistimal ve istismar ederek çevresine devletten menfaat sağlamış ve buna karşılık aldığı komisyonlarla haksızca büyük bir servet inşa etmişti.

Ulaştırma Bakanının evinde kamyon dolusu dolar bulundu. Başsavcılık emriyle Başbakan el-Zoubi’yi tutuklamaya gelen güvenlik görevlileri kendisini çalışma odasında ölü bulmuşlardı. Görevinden azledildikten birkaç ay sonra şbakan El-Zoubi olaylar sebebiyle bunalıma girmiş ve Mart 2000’de, 62 yaşındayken evinde intihar etmişti. Müfit Abdülkerim tutuklandı ve hapsi boyladı. 90’lı yılların sonunda Suriye’de başlatılan ‘yolsuzluk ve rüşvetle’ mücadele toplum tarafından büyük bir destek gördü. Önemli başarılar elde edildi. 10 Haziran 2000’de vefat eden Hafız Esad’ın yerine oğlu Beşşar Esad 10 Temmuz’da Devlet Başkanı seçildi.

ÜLKENİN ÖZELLEŞTİRME SONRASI ZENGİNLERİ

Suriye, 2000-2011 yılları arasında çok hızlı bir ekonomik büyüme yaşadı. Mali ve ticari yasaların düzenlenmesiyle yabancı sermaye akını yaşandı. Zengin petro-dolar ülkelerinin yatırımları arttı. İletişim sektöründe internet ve mobil telefon patlaması yaşandı. Özelleştirme politikaları benimsendi. Ülkenin birçok devlet sektörü yerli ve yabancı özel sermayeye devredildi. Ülkenin mobil iletişim ağı devlet mülkü olan Syriatell’in kontrolündeydi. Syriatell özelleştirildi. Beşşar Esad’ın kuzeni henüz hayatının baharında ve Başkanın kuzeni olmak dışında bir vasfı olmayan Rami Mahluf Syriatell’in en büyük hissedarı oldu.

Özelleştirmeye karşı çıkanlar medyada “vatan haini” olarak tedavüle sokuldu. Meseleyi meclise taşıyan parlamenterlerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Milletvekili sıfatlarını kaybetti ve yargılandılar. Syriatell, Rami Mahluf ve henüz 20’li yaşlarda olan oğulları Muhammed ve Ali’yi ülkenin en zenginleri yaptı. Bazı eski ve yeni Bakanların, Başbakanların, generallerin, istihbarat şeflerinin, valilerin, parti üst yetkililerinin çocukları yüzlerce milyon dolar servetin sahibi oldu.

SAVAŞ BEZİRGANLARI İLE MÜCADELE

Dubai, Katar ve Avrupa kentlerine yatırımlar yaptılar. Milyonlarca dolar değerindeki villaların, iş merkezlerinin ve en pahalı arabaların sahibi oldular. 2011 sonrasında Suriye’ye dayatılan savaş döneminde “savaş bezirgânları” türedi. İnşaat demiri, şeker, çimento, gıda ürünleri, hurda, ilaç, sigara ve daha birçok kalemin ithalat ve ihracatını tekelinde bulunduran, dışarıya sermaye kaçıranlara aracılık yapan “savaş ekonomisi Lordları” türedi. Suriye halkı savaşı kazanmak için büyük fedakârlıklar yaparken, yokluk içinde hayatta kalma mücadelesi verirken, bu elitler devleti, ülkeyi, halkı soymak ve zenginliklerine milyarlar katmakla meşguldü.

Suriye Devlet Başkanı Esad, savaşı sadece askeri olarak kazanmanın yeterli olmayacağını, savaş giderlerinin karşılanması, tahrip olmuş ekonominin yeniden inşası için rüşvetle, yolsuzlukla ve savaşı ekonomik kazanımları için fırsat olarak gören rahmet yoksunu harami tüccarlarla kararlı ve kapsamlı bir mücadelenin elzem olduğuna müdrik oldu. Bu mücadelenin güven telkin etmesi için işe en yakınlarıyla başlaması gerektiğini de biliyordu. En nihayet Esad, müttefiki Putin’in de desteği ve telkiniyle, bu duruma müdahale etti. Zaman çok uygundu. Yoğun savaş dönemin esas evresi arkada kalmış ve ülke imar için gerekli adımları atmıştı.

Başta Kuzeni Rami Mahluf olmak üzere, Petrol, Elektrik, Eğitim, Ticaret Bakanlıkları ve savaş Lordlarına karşı harekete geçildi. Yapılan açıklamaya göre, bu isimler yolsuzluktan 100 ile 200 milyar dolar haksız kazanç elde etmişler. Tutuklamalar en yakın aile efradı ve sırtını “devlete dayamış” birçok nüfuzlu isme ulaştı. Mal varlıklarına el konuldu. İçerde ve dışarıda Suriye halkından çalarak sahip oldukları bu muazzam servet ülkeye iade edilebilirse, sadece savaşın tahrip ettiği ekonomiye merhem olmayacak ayrıca Suriye’nin yeniden imarına muazzam katkıda bulunacak. Bu hamle ile Esad hem iktidarını pekiştirebilecek hem de sırtında yük olan ve ülkenin hayrını ve geleceğini emen kenelerden kurtulmuş olacak.