SİYASİ SUİKASTLER DOSYASI /// New York Times : Kaşıkçı cinayeti, Prensi Selman’ın muhalifleri susturma operasyonunun parçasıydı


New York Times : Kaşıkçı cinayeti, Prensi Selman’ın muhalifleri susturma operasyonunun parçasıydı

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’da öldürülmesinin yankıları sürüyor. Bazı Amerikan gazeteleri olayın peşini bırakmıyor. Trump karşıtlığı ile bilinen New York Times (NYT) gazetesi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman’ın, Suudi muhalifleri takip eden, kaçıran, hapseden ve işkence eden gizli bir operasyon birimi oluşturulmasına onay verdiğini yazdı.

Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinden sonra imajı zedelen, babası Suudi Arabistan Kralı Selman Bin Abdülaziz ile arası açılan ve son günlerde ortalarda gözükmeyen Suudi Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman zor günler geçiriyor. ABD Başkanı Trump karşıtı gazetelerden biri olan New York Times (NYT) gazetesi, “ Kaşıkçı cinayeti, Prensi Selman’ın muhalifleri susturma operasyonunun parçasıydı” dedi.

New York Times (NYT) gazetesi, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Suudi muhalifleri takip eden, kaçıran, hapseden ve işkence eden gizli bir operasyon birimi oluşturulmasına onay verdiğini yazdı. Gazeteye göre operasyonlar Suudi muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı öldürülmeden yaklaşık bir sene önce başladı.

Kaşıkçı’nın öldürülmesi de aynı "muhalifleri susturma kampanyasının" bir parçası. Zira operasyonların bazıları, "Cemal Kaşıkçı’yı öldürüp parçalara ayıran ekibin üyeleri" tarafından yürütüldü. Gazetede çıkan haber, operasyonlarla ilgili yazılan gizli Suudi istihbarat raporlarını okuyan Amerikalı yetkililere ve bazı operasyonlar hakkında doğrudan bilgi sahibi olan Suudi yetkililere dayandırılıyor. Gazeteye konuşan Amerikalı yetkililer, 2 Ekim günü İstanbul’daki Suudi Arabistan Konsolosluğunda Cemal Kaşıkçı’yı öldüren ekibe "Suudi Hızlı Müdahale Ekibi" adını veriyor. Bu ekibin, 2017’den bu yana 10’dan fazla operasyon yürüttüğüne inanılıyor.

Bu operasyonlardan bazılarında farklı Arap ülkelerinde yaşayan Suudi muhalifler zor kullanarak ülkeye geri getirildi, gözaltına alınarak Muhammed bin Selman ve babası Kral Selman’a ait saraylarda alıkonuldu, işkence gördü. Aynı grup tarafından gözaltına alınan bir Suudi üniversite öğretim üyesi, Suudi Arabistan’daki kadınlarla ilgili bir blog yazıyordu. İstihbarat raporlarında yer alan bilgiye göre, gözaltında psikolojik işkence de gören kadın intihara teşebbüs etti.

Habere göre "Hızlı Müdahale Ekibi" Ramazan’da da çalışacak kadar yoğun olduğu için, ekibin lideri, Muhammed bin Selman’ın en yakın danışmanına "Ramazan Bayramı’nda prim alıp almayacaklarını" sordu. Gazetenin ulaştığı Washington’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği’nden bir sözcü, krallığın, yargılama sürecindeki tüm sanıklar ya da cezasını çeken mahkumlarla ilgili kötü muamele iddialarını çok ciddiye aldığını söyledi. Suudi kanunlarına göre işkencenin yasak olduğunu söyleyen büyükelçilik sözcüsü, işkence altında alınan ifadelerin de hiçbir hakim tarafından kabul edilmediğini belirtti. Suudi Arabistan Başsavcısının bu iddiaları araştırdığını söyledi.

Suudi Arabistan, bir süredir ABD’de yaşayan ancak nikah işlemleri için Türkiye’deki Suudi Arabistan Konsolosluğuna giden Kaşıkçı’nın katli emrinin Riyad yönetimi tarafından verilmediğini açıklamıştı. Suudi yetkililer, 11 sorumluların gözaltında olduğu ve yargılandığı bilgisini veriyor. Ancak isim vermiyor.

Amerikan Senatosu ve Türkiye’ye göre ise cinayet Riyad’daki üst düzey hükümet yetkilileri tarafından emredildi ve önceden planlandı. Suudi yetkililer, istihbarat servisinin yurt dışında yaşayan muhaliflerin ülkeye geri getirilmesi için çalıştığını kabul etmiş ancak bunun için bir ekip oluşturulduğunu reddetmişti. Yetkililer, istihbarat raporlarını gören Amerikalılara dayandırılan bu haberle ilgili soruları yanıtsız bıraktı. Böyle bir ekibin olduğunu ve operasyonlar yürütülüğünü ne doğruladı ne de yalanladı.

SUİKASTLER DOSYASI /// Eski İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı olan Vedat Yavuz : Sokaktaki kişi değil Hrant Dink


Eski İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı olan Vedat Yavuz : Sokaktaki kişi değil Hrant Dink

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin görülen davada olay tarihinde İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı olan Vedat Yavuz, Hrant Dink’in öldürüleceğine ilişkin F4 bilgi notunun C Şube’ye geldiğini söyledi.

İstanbul 14. Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuksuz sanıklar Ali Öz, Reşat Altay, Erhan Tuncel, Gazi Günay ve Murat Bayrak geldi. Tutuklu sanık Ramazan Akyürek Silivri Cezaevi’nden başka suçtan tutuklu sanık Yavuz Karakaya ise Sincan Cezaevi’nden SEGBİS ile katıldı. Duruşmaya SEGBİS ile bağlanan Çanakkale İl Emniyet Müdürü Celal Sel ile Samsun İl Emniyet Müdürü Vedat Yavuz tanık olarak dinlendi.

Samsun İl Emniyet Müdürü Vedat Yavuz, olay tarihinde İstihbarat Dairesi Başkan yardımcısı olduğunu belirterek, “Sabri Uzun bey daire başkanımızdı. Ben, istihbarat daire başkan yardımcısıydım. F4 bilgi notu (Hrant Dink’in öldürüleceğine ilişkin bilgi notu) geldiğinde o konuda bilgi sahibi olacak pozisyonda değildim. 2007 Temmuz ayında İstihbarat Daire Başkanlığı’ndan ayrıldım. Haber alma bölümüne o tarihte Necmettin Emre bakıyordu. Ama benim bildiğim kadarı ile onun da bilgisi yoktu. Sabri Uzun başkanımızın da böyle bir not geldiğinden haberi yoktu. Haber notu C Şube’ye gelmiş. O tarihte Ali Fuat Yılmazer C Şube’nin müdürüydü. F4 yazısından yanlış hatırlamıyorsam İstanbul’da savcı gösterince haberdar oldum. F4’ün geldiği tarihte idari işlerle ilgileniyordum. Gelen belge karşılığı olan şubeye gider. Bu konuyla ilgili şube de C Şubedir.”

‘Eylem ses getirecek’

Bilgi notundaki ses getirecek eylem sözlerinin hatırlatılması ve daha önce verdiği ifadesinde üst düzey eylemden neyi kast ettiğinin sorulması üzerine tanık Yavuz, “Burada olayı hedef alınan kişiye göre değerlendirmek gerekir. F4’de ismi geçen kişi Hrant Dink. Yanlış hatırlamıyorsam bazı provokatif hareketler o tarihte mevcuttu. ‘Ses getirecek eylem yazmış’. Bu kişi sokaktaki vatandaş değil, Hrant Dink, bunu böyle değerlendirmek lazım.” dedi.

Tanıktan Akyürek’e sorular

Duruşmada Dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ile Vedat Yavuz arasında, istihbarat, sorumluluk alanı ve görev tanımıyla ilgili tartışmalar yaşandı. Akyürek, İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı Necmettin Emre döneminde 9 tamim, tanık Vedat Yavuz’un yardımcılık döneminde ise 6 tamim hazırlandığı belirterek, imzasının olduğu Dink ile ilgili 12 Ekim 2006 tarihli tamimi görüp görmediğini Yavuz’a sordu. Yavuz’un “Hayır” yanıtı üzerine Akyürek, “Tamimleri alan ve bilgilere vakıf olan İstanbul ya da Trabzon’da istihbarat şube müdür olsanız ne yapardınız?” diye sordu.

Yavuz da, “Şube müdürü olsam, başkanlıkla ve Trabzon ile ivedi temasa geçerdim. F4 değerlendirmesi geldiğinde, başkan ve C Şube müdürüyle direkt temasa geçerdim. İşin kaynağı olan Trabzon’la istişare kurardım ya da Trabzon’a yazı yazıp, telefonla İstanbul’u bilgilendirirdim. Tamimle ilgili asayiş ve güvenlik anlamında tedbir alınır. F4’ün üzerine bu tamim gelirse başkanın (Ramazan Akyürek) ilgili illerle temasa geçmesi lazımdı” ifadelerini kullandı.

Yavuz, Akyürek’in, “Siz başkan olsanız benim yerime ne yapardınız?” sorusuna karşılık ise, “Beni Samsun’a gönderdiniz. 3 gün beni orada bekletmenin anlamı ne? 3 gün sonra dönüp istihbarat şubenin kapısından giriyorum, mülkiye müfettişleri çıkıyorlar oradan. Sizin aklınıza ne gelir? Hayır gelmez ki şer gelir” dedi.

SUİKASTLER DOSYASI /// Rapor : Kaşıkçı cinayeti sonrası 32 kg et sipariş edildi


Rapor : Kaşıkçı cinayeti sonrası 32 kg et sipariş edildi

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün raporunda, gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin delillerinin başkonsolosluktaki tandırda yakıldığı belirtildi. Cinayet sonrası ise 32 kilogram et sipariş edildiği öne sürüldü.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü, yıllık faaliyet raporunda Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı’ya dair ayrıntılara da yer verdi. Raporda, infaz timinin Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardından konsolosluk konutuna 32 porsiyon pişmemiş et sipariş ettiği belirtildi.

Emniyetin cinayete ilişkin sunduğu ayrıntılarda, delillerin konsolosluk konutu içinde yer alan tandırda yakılarak yok edilmiş olabileceğine yer verildi. Başkonsoloslukta ikisi su kuyusu, biri de doğalgaz ve odunla ateşlenen bir tandır olmak üzere üç kuyu olduğu belirtildi. DNA izlerini yok edecek bir ısıya ulaşan tandırda delillerin yok edilmiş olmasından şüphe duyulduğu belirtildi.

Raporda ayrıca Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz’in muhtemel ikinci cinayet kurbanı olabileceğine dikkat çekildi. Kaşıkçı’yı karşılayan görevlinin, Suudi gazeteciyi dışarda bekleyen bir kişi olduğu bilgisini paylaşmadığı aktarıldı.

Sunulan bilgilere göre, 2 Ekim 2018 tarihinde Suudi Başkonsolosluğuna girdikten sonra bir daha izine rastlanmayan gazetecinin cinayetine ilişkin delillerin, karartma altında arandığı belirtildi. Raporda ayrıca "kirli planın" Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) tarafından deşifre edildiği belirtildi.

SUİKASTLER DOSYASI /// BÜLENT ORAKOĞLU : Konsolosluğa böcekleri kim koydu ?


BÜLENT ORAKOĞLU : Konsolosluğa böcekleri kim koydu ?

Birleşmiş Milletler (BM) Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard, cinayete yönelik uluslararası araştırma için yanındaki heyetle birlikte geçtiğimiz hafta içinde Türkiye’ye geldi. Kaşıkçı’nın İstanbul Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda vahşice katledilmesi konusunda üst düzey görüşmeler yaptı. Lakin bu araştırma Birleşmiş Milletler’den bağımsız, resmi olmayan heyetin kendi inisiyatifi ile gerçekleştirdiği bir konumda olması nedeniyle Kaşıkçı cinayetinin uluslararası bir soruşturmaya dönüşmesine etkisinin sınırlı olabileceği yorumları yapılıyordu. AA’nın haberine göre BM Özel Raportörü, soruşturma sürecinde elde ettiği bilgileri ve soruşturmaya ilişkin tavsiyelerini BM İnsan Hakları Konseyi’nin hazirandaki oturumuna rapor olarak sunacak. BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği, Kaşıkçı cinayetine ilişkin uluslararası soruşturmanın Callamard’ın yetkisi altında yürütülebileceğini açıklamıştı. Bu durum resmi olmasa bile BM Özel Raportörü ve yanındaki heyetin Türkiye ziyaretini önemli bir diplomatik adım olarak değerlendirilmesini haklı kılar sanırım. Üstelik Kaşıkçı soruşturmasının uluslararası alana taşınması için Türkiye’nin BM Genel Kurulu’na resmen başvurulması için gerekli prosedürün tamamlamasına yönelik çalışmaları sürdürdüğünü biliyoruz. İstanbul Başsavcılığı tarafından Kaşıkçı’nın öldürülmesi konusunda yapılan soruşturma ve iddianamenin hazırlanması sonrasında Türkiye’nin düğmeye basması elzem sanırım.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 2 Şubat’ta TRT ortak yayınında Kaşıkçı cinayeti ile ilgili, bir soruya verdiği cevapta önemli açıklamalar yaptı: “Böyle bir vahşeti ortaya çıkarmak bizim görevimizdir. Bu cinayetin failleri ilk gelen 15 kişilik ekibin içindedir. İşi bitirdiler, uygulamayı yaptılar, kaset de bizde. Kayıtları dinledim. Bu adli tıp operasyonu yapan bir yarbay ‘ben kesip biçmeyi iyi bilirim’ diyor. İnsanın hakikaten yüreği ağzına geliyor. Bu vahşet karşısında hala ben Amerika’nın sessizliğini anlayamıyorum. CIA ve Başkanı da kongrede bunu anlattı. Biz diyoruz ki her şey ortaya çıksın. Neyi gizliyorsunuz, neden gizliyorsunuz?”

CIA BAŞKANI: İSTİHBARAT TARİHİNDE BİR İLK

Gazeteci yazar Ferhat Ünlü tarafından kaleme alınan Diplomatik Vahşet isimli kitapta yer alan bazı bilgiler şu şekilde: “CIA Başkanı Haspel’in, MİT’te Kaşıkçı’nın öldürülmesi öncesinde ve infazı sırasında dinlediği yedi buçuk dakikalık konuşma kayıtlardan çok etkilendiği belirtiliyor. İnfaz öncesindeki kayıtlarda geçen konuşmalar cinayetin Riyad’da planlandığının açık bir kanıtı olarak sunuluyor. Kayıtları dinledikten sonra CIA Başkanı Gina Haspel’in MİT Başkanı Hakan Fidan’a dönerek ‘Her kim elde ettiyse bu kanıtlara ulaşmak çok önemli bir istihbarat operasyonu. Dünyada istihbarat tarihinde bir ya da iki kez görülebilecek türden bir başarı sizi tebrik ederim’ dediği belirtiliyor.”

“CIA Başkanı Haspel 26 Ekim’de Türkiye dönüşü sabah toplantısında Türkiye’de dinlediği kayıtları Trump’a detayları ile anlatıyor. Toplantıda Dışişleri Bakanı Mike Pompeo da bulunuyor. Üç hafta sonra Kaşıkçı’nın yazarı olduğu Washington Post’ta CIA’nın tespitlerine göre Cemal Kaşıkçı’nın öldürülme emrini Suudi Arabistan Veliaht Prensi M. Bin Selman’ın verdiğine yönelik bir makale yayınlanıyor.”

“Kaşıkçı’nın infaz edildiği 7 buçuk dakikalık vahşeti ortaya koyan ses kaydının ilk dakikalarında Kaşıkçı’nın son sözü “Ben astım hastasıyım beni öldürecek misiniz? Beni boğacaksınız” oluyor. Daha sonra başına bir poşet geçiriyorlar. 5’inci dakikasında gerçekten insanlık dışı anlara işaret eden konuşmalar hırıltılar duyuluyor. Cemal Kaşıkçı’nın ölüm anlarındaki hırıltıları o ses kaydında duyabiliyorsunuz. 7 buçuk dakikada can verdikten sonra yere yatırıyorlar, üzerindeki kıyafetleri çıkartıyorlar ve orada bir damar yolu açıyorlar koluna, kanını çekiyorlar. Çünkü orada kesecekler.”

Suudiler, Türkiye’nin ses kayıtlarına ulaştığı ortaya çıkınca uzmanlardan oluşan bir ekip gönderdi ve başkonsolosluk binasında böcek taraması yapıldı. Taramalar sonunda konsolosluk binasının çeşitli odalarında 10 böcek bulundu. Suudilerin İstanbul Başkonsolosluğu’nda bulduğu dinleme cihazları teknolojik açıdan ileri dinleme cihazlarıydı. Bu cihazları konsolosluğa Türkiye’nin dışında mesela NSA koymuş olabilir miydi? Teknik istihbaratta ihtisaslaşmış ABD’nin yabancı ülkelerin iletişimlerini dinleyerek bilgi derleyen kriptoloji üzerinde uzman olan bu teşkilatın Suudileri dinleyip dinlemediği bilinmiyor. Ancak Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan Konsolosluğu’ndan çıkmadığı ihbarının 17.50 itibarıyla yapılması sonrasında 10 ayrı ekip konsolosluğa gönderildi. Bu arada ses kayıtları MİT’e ulaşmıştı. Ses analistleri ve uzmanlar Kaşıkçı’nın öldürülme anı ve öncesindeki konuşmaları dinledi ve ön bir rapor hazırladı. MİT saat 20.00 itibarıyla Kaşıkçı cinayetini çözmüş ve gerekli raporu Cumhurbaşkanı Erdoğan’a göndermişti. Bu aşamadan sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından oluşturulan özel ekiple yürütülen başarılı kamu diplomasisi sonucunda Türkiye’nin başına örülmeye çalışılan tuzak ters yüz edilerek ABD’nin destek verdiği, Türkiye karşıtı blokun öncüsü rolünü üstlenen Suudi veliaht prensi M. Bin Selman’a yöneltilerek, siyonistler tarafından parlatılmaya çalışılan imajı zayıflatılmıştı.

Kaşıkçı cinayetini üzerinden yaklaşık 4 ay geçti. Tüyler ürperten vahşi cinayetin neredeyse tüm ayrıntıları ortaya çıktı. Ancak ortada ne cenaze ne katil ne de cesedi yok ettiği söylenen işbirlikçi yok? Suudi Arabistan yönetimi Trump’ın yardımıyla işi mümkün olduğu kadar yokuşa sürüyor. Türkiye bundan sonra Kaşıkçı cinayetini uluslararası soruşturma kulvarına taşıyarak M. Bin Selman başta olmak üzere cinayeti planlayan yöneten ve uygulayanlardan hesap sorma sürecini başlatmalıdır.

SUİKASTLER DOSYASI /// FERHAT ÜNLÜ : “LUMİNOL” TEMİZLİĞİN SES KAYITLARI


FERHAT ÜNLÜ : “LUMİNOL” TEMİZLİĞİN SES KAYITLARI

Tüm zamanların en ilginç cinayetlerinden biri, belki de birincisi olarak nitelendirdiğimiz Cemal Kaşıkçı cinayetine dair yeni, kritik bir bilgiye eriştim. SABAH Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek ve Özel İstihbarat Şefi Nazif Karaman’la hazırladığımız ve cinayetin karanlık sırlarını gözler önüne seren Diplomatik Vahşet adlı kitabımızda yer almayan bir bilgi bu.


Kitap, bu köşenin okurlarının ve kitabı okuma fırsatı bulanların bildiği üzere ses kayıtlarının tapeleri de dâhil cinayetin istihbari, polisiye boyutuyla ilgili önemli bilgiler içeriyordu.


Ulaştığım yeni bilgi ise şu: Türkiye’nin elinde sadece infaz timi üyelerinin saat 12:00 sularında konsolosluk binasında yaptığı konuşmalar, hatta cinayetin günler öncesindeki konuşmalar ve elbette cinayet ânının konuşmalarının değil, cinayetten günler sonra yapılan konuşmaların da ses kaydı var. Bu kayıtlar, Suudiler’in, infaz timinin olay günü Türkiye’yi terk etmesinden sonra Kaşıkçı cinayetinin kriminal delillerini nasıl yok etme arayışına giriştiklerini ve luminol (kimyasal bir madde ile yapılan ayrıntılı olay yeri incelemesi) temizlik yaptığını gözler önüne seriyor.

Cemal Kaşıkçı cinayetini araştıran BM yetkileri, 30 Ocak’ta SABAH Özel İstihbarat Müdürü Abdurrahman Şimşek ve yazarımız Ferhat Ünlü ile görüşme yaptı.?

BM HEYETİ’YLE YAPTIĞIMIZ GÖRÜŞME


Cemal Kaşıkçı cinayetini soruşturmak üzere Birleşmiş Milletler (BM) adına Türkiye’ye gelen Yargısız ve Keyfi İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard, avukat Helena Kennedy ve Dünya eski Adli Tıp Akademisi Başkanı Prof. Dr. Duarte Nuno Vieira ile 30 Ocak günü yaptığımız görüşmede de bu konu gündeme geldi. Heyet, cinayetle ilgili Türkiye’de ayrıntılı bir soruşturma yürüttü ve belli ki epey bilgi, bulguya da ulaştı. Callamard, Kennedy, Vieira bana ve Abdurrahman Şimşek’e iki saati aşan görüşme boyunca kitapla ilgili pek çok soru yöneltti.


BM’nin soruşturmasına katkı sağlamak adına soruların hepsini bilgimiz ölçüsünde yanıtladık. Heyette bulunan Duarte Nuno Vieira polisiye, Helena Kennedy hukuki, Callamard ise daha çok istihbari boyuta ilişkin sorular sordu.


Heyet, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ardından Türkiye’ye Suudi Arabistan tarafından gönderilen heyet içinde yer alan toksikolog ve kimyagerle ilgili de sorular yöneltti. Biz de bu kişilerin delil karartmak üzere Türkiye’ye geldiğini ve cinayet mahalli olan konsoloslukta delilleri kararttığını anlattık.

MİT BAŞKANI’YLA DA GÖRÜŞTÜLER


Bilindiği gibi Callamard ve heyeti, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı İrfan Fidan ile görüşmüştü. Heyet, Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’na alınmamıştı. Edindiğim bilgiye göre heyet, MİT Başkanı Hakan Fidan’la da bir görüşme gerçekleştirdi.


Bunun yanı sıra heyet, Kaşıkçı’nın yakın dostu AK Parti Genel Başkan Danışmanı Prof. Dr. Yasin Aktay ve Kaşıkçı’nın nişanlısı Hatice Cengiz ile de görüşmüştü.


Callamard Türkiye’deki soruşturmasının ardından yaptığı yazılı açıklamada "Gazeteci Cemal Kaşıkçı önceden planlı bir şekilde vahşice öldürüldü. Kaşıkçı cinayeti Suudi Arabistan devlet yetkilileri tarafından gerçekleştirildi" ifadelerine yer vermiş ve "Türkiye’nin uluslararası hukuk paralelinde ivedi, etkili, kapsamlı, bağımsız, tarafsız ve şeffaf bir araştırma gerçekleştirme çabalarının Suudi Arabistan tarafından perdelendiğini ve zarar gördüğünü" belirtmişti.


Callamard ve heyeti, MİT’e ses kayıtlarının transkriptlerine ulaşmak için başvuruda bulunduklarını da görüşmemizde dile getirmişlerdi. Türkiye’den ayrıldıktan sonra tapelerin kendilerine verildiğine, hatta Callamard’ın ses kayıtlarını dinlediğine ilişkin haberler yayımlandı. Demek ki girişimlerinden sonuç almışlar.


Callamard, Türkiye’nin yürüttüğü soruşturmanın uluslararası toplumun duyarlı hale getirilmesinde büyük önem arz ettiğini ve Türk makamlarının bu yönde büyük çaba gösterdiğini görüşme sırasında bize söylemişti. Ülkemizde kaldıkları altı gün boyunca istedikleri kaynaklara erişebilmeleri bunun sağlaması oldu. Türkiye, Kaşıkçı cinayeti konusunda vicdanı en rahat ve dolayısıyla eli en güçlü ülke.

SUİKASTLER DOSYASI /// Sinan TAVUKCU : Kaşıkcı Cinayeti – Suud’un Savunma Sistemi Arayışı


Sinan TAVUKCU : Kaşıkcı Cinayeti – Suud’un Savunma Sistemi Arayışı

2 Ekim’den beri gündemimizin birinci maddesi haline gelen gazeteci Cemal Kaşıkçı Cinayeti, medyada kriminal olay olarak değerlendirilmeye devam edilmektedir. Ne gariptir ki, işlenen cinayet sanki birinci derecede ABD’nin meselesi gibi ele alınmakta ve ABD’den gelen haber ve yorumlar okuyucuya/izleyiciye aktarılmaktadır. Hür dünyanın sesi (!) ABD’nin başkanının açıklamaları, CIA’nın açıklamaları ve Washington Post haberleri ile cinayete dair dünya kamuoyunun zihni şekillendirilmektedir.

Geldiğimiz noktada, işlenen cinayetin suçlularını ortaya çıkarmak, adli ve siyasi ceza kesme rolü ABD’ye ait ve onun tabii hakkı gibi bir algı oluşmuştur. Halbuki, ne öldürülen gazeteci, ne de katiller ABD vatandaşı olmadığı gibi cinayet mahallide ABD toprağı değildir. ABD ile ilgisi Cemal Kaşıkçı’nın ABD’de yayın yapan Washington Post gazetesinde yazmasından ibarettir.

Ta başından beri ABD işlenen cinayeti politik olarak kullanmak eğilimindedir. ABD savunma sistemi yerine Rus savunma sisteminin Suudi Arabistan’a kurulması yönündeki Kraliyetin tercihi, ABD yönetimini ciddi şekilde öfkelendirmiştir.

Yazımızda, cinayetin ABD tarafından silah sektörü lehine kullanmak istenmesine dikkat çekilecektir.

Kral’ın Moskova ziyareti

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) ‘nin verilerine göre, 2010-2017 yıllarında ABD’den silah ithalatında ilk sırayı Suudi Arabistan almış olup, Suud yönetimi toplam silah ithalatının yüzde 61’ini ABD’den temin etmiştir. Amerikan silah sektörünün en büyük silah alıcısı olan Suudi Arabistan’ın Kralı Selman bin Abdülaziz el-Suud 5 Ekim 2017’de Moskova’yı ziyareti sırasında, Rusya ile Suudi Arabistan arasında S-400 hava savunma sistemi, Kornet-EM tanksavar füzesi, TOS-1A otomatik bomba atar, AGS-30 ve AK-103 piyade/saldırı tüfeği gibi silahların satışı konusunda bir anlaşma yapmıştır.

NATO üyesi Türkiye, Katar, Çin ve Hindistan’ın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemi alma anlaşmasından sonra, Suudi Arabistan’ın da yönünü Rusya’ya çevirmesi ABD’yi telaşlandırmıştır.

ABD THAAD satışına onay veriyor

Rusya ile Suudi Arabistan’ın silah anlaşması yapmasının hemen ertesi günü, 6 Ekim’de ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı Savunma Güvenlik İşbirliği Ajansı, Suudi Arabistan’a silah satışıyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. ​

Açıklamada, Dışişleri Bakanlığının Suudi Arabistan’a 15 milyar dolar değerinde Bölge Yüksek İrtifa Hava Savunması (THAAD) sistemi satışına onay verdiği ve konuyla ilgili olarak Kongreyi bilgilendirdiği belirtildi. Bu onayla, Suudi Arabistan’a ateş kontrol istasyonu ve radarlı 360 füzeli 44 adet THAAD füze rampasının satışı yolunun açılmış olduğu kaydedildi. Söz konusu satış onayı, ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 Nisan 2017 tarihli ziyareti sırasında Suudi Arabistan’la yapmış olduğu 110 milyar dolarlık silah satışına ilişkin niyet mektubunun bir parçasıydı.

THAAD füze savunma sisteminin ana yüklenicileri Amerikan Lockheed Martin ile Raytheon şirketleriydi. THAAD füze savunma sistemi satışının yürürlüğe girmesi için Suudi Arabistan’ın niyet mektubunu 30 Eylül 2018 tarihine kadar sözleşmeye dönüştürüp imzalaması gerekiyordu.

Suud THAAD’dan vaz mı geçiyor?

Suudi Arabistan 30 Eylül tarihinde sözleşmeyi imzalamadı. Ve Rusya’dan S-400 sistemi almayı tercih edeceği anlaşıldı. Güney Çin Denizi’ndeki ABD uçak faaliyetinin artması karşısında, kendi uçaksavar ve anti-füze hava tahliye sistemine sahip olan Çin’in yetersiz kalan sistemini güçlendirmek için S-400’ü satın almayı tercih etmesi Suud’un kararını güçlendirmişti.

Suudi Arabistan’ın 30 Eylül’de sözleşme imzalamamasından sonra, geçen yıl söz verdiği 110 milyar dolarlık anlaşmanın gereğini de yerine getirmeyeceğinin anlaşılması ABD başkanını çileden çıkardı. Donald Trump, 3 Ekim günü Mississippi eyaletinde partisinin kongre ara seçimleri için düzenlediği seçim mitinginde "Kral Salman’ı severim, ama ona dedim ki, Bak Kral, biz seni koruyoruz. Biz olmazsak iki haftaya burada olmayabilirsin. Kendi ordunu kendin ödemelisin, ödemeye mecbursun" diye tehdit etti.

Reuters ajansının tarafından yayınlanan özel haberde, Suudi kaynaklara göre Amerikalı yetkililerin Veliaht Prens Muhammed bin Selman’dan uzaklaşmasının tek sebebi Cemal Kaşıkçı cinayeti değildi. Diğer bir neden de, Veliaht Prens’in yakın zamanda Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı’ndan Rusya’dan alternatif silah arayışına girmelerini istemesiydi.

Reuters’ın da gördüğü 15 Mayıs 2018 tarihli mektupta, Veliaht Prens bakanlıktan, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi de dahil olmak üzere, alternatif askeri ekipmanları satın almaya ve bu konuda eğitim görmeye odaklanmalarını istemişti. [1]

ABD Savunma Stratejisi Çöküyor Mu?

CNBC televizyonu, ABD’nin yaptırım tehditlerine rağmen en az 13 ülkenin Rus hava savunma füze sistemi S-400 alımına ilgi gösterdiğini belirtiyor.[2] Habere göre ABD, Düşmanlarla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası (CAATSA) çerçevesinde, üçüncü ülkeleri başta S-300 ve S-400 hava savunma sistemleri olmak üzere Rus silahı almaktan vazgeçirmeye çalışıyor. Aksi takdirde yaptırım uygulamakla tehdit eden Washington, Rus silahı yerine kendi silahını teklif ediyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, şimdiden milyarlarca dolarlık anlaşmaların önünü kesmeyi başardıklarını iddia ediyor.

CNBC’nin Amerikan istihbaratına dayandırılan haberinde, Washington’un uğraşlarına rağmen S-400’le ilgilenen potansiyel alıcılar listesinde Suudi Arabistan, Katar, Fas, Mısır, Vietnam ve Irak dahil en az 13 ülkenin yer aldığı kaydedildi.

ABD’nin silah müşterilerini kaybetmesinin ticari açıdan kendisi için büyük bir kayıp olduğu açıktır. Ama daha büyük kayıp, kurduğu savunma-güvenlik mimarisinin çökmekte oluşuydu. Türkiye, İran, (potansiyel olarak Irak) ve Katar’ın yanı sıra Suudi Arabistan’ın da ABD’nin Ortadoğu’daki savunma-güvenlik sistemi dışına çıkma eğilimi göstermesi aynı zamanda düşman tanımının ve doktrinin de değişmekte olduğunu gösteriyordu.

Sonuç

Soruşturma sonuçlanmadığı için gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinin emrini kimin verdiği hala netlik kazanmış değil. Ama, CIA’nın cinayetin veliaht prense uzanmasını arzu ettiği telaşlı açıklamalarından anlaşılıyor. Pek çok medya organı da aynı temenni içerisinde yayın yapıyor.

Cinayet emrini kim vermiş olursa olsun, Suudi Krallığı’nın 110 milyar dolarlık silah satışından cayma niyetinin ortaya çıkması, Ağustos ayında ARAMCO hisselerinin özelleştirilmesinden vazgeçilmesi [3] dolayısıyla büyük kâr beklentisi içinde bulunan Bank of America, Goldman Sachs ve CitiGroup gibi meşhur finans kurumlarının milyarlarca dolarlık gelir mahrumiyeti ve nihayet ABD’nin önlemeye çalıştığı Çin İpek Yolu ve Kuşağı Projesi’ne Suudi Arabistan’ın 16 milyar dolarlık yatırım anlaşması yaparak projeye katkı sağlaması[4] dolayısıyla ABD-Suud ilişkileri gerilmiş halde bulunuyor.

Cemal Kaşıkçı cinayeti, Suudi Arabistan’ı yola getirmek (!) için ABD’nin eline büyük bir koz vermiş durumda. Trump yönetimi ya veliaht prensi ABD menfaatlerine hizmet etmesi için ikna edecek, yada bu hizmeti görmeye talip bir başka prensi veliaht yapmaya çalışacak.

Görelim ne olacak..

[1] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-46276338

[2] https://www.cnbc.com/2018/11/14/countries-interested-in-buying-russian-missile-system-despite-us-sanction-threats.html

[3] https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-45279055

[4] https://www.dunyabulteni.net/asya/cin-in-daveti-sonrasi-s-arabistan-dan-pakistan-a-h430196.html

SUİKASTLER DOSYASI /// AYTUN ÇIRAY : Hrant Dink Ne Söyledi, Niçin ve Kimler Tarafından Öldürüldü ???


AYTUN ÇIRAY : Hrant Dink Ne Söyledi, Niçin ve Kimler Tarafından Öldürüldü ???

Aytun Çıray’ın 12 yıl önce bugün öldürülen Hrant Dink’in Türkiyeyi bölmek ve BİRLEŞİK BÜYÜK KÜRDİSTAN kurmak isteyen emperyalizmin uzantıları tarafından öldürüldüğünü deşifre eden yazısını sunmadan önce Hrant’ın Hapis cezası almasına sebep olan sözünü ve Hrant’ın kimliğini hatırlamakta faydalı buluyorum.

Hrant Dink: “TÜRK”TEN boşalacak o ZEHİRLİ KANIN yerini dolduracak Temiz Kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı Asil Damarında Mevcuttur.”

Bu sözün anlamı açıktır. Hrant Diaspora Ermenilerine,”TÜRK’ÜN ZEHİRLİ KANINI kafanıza takmayın” demektedir.

Ben bir yazı yazsam ve yazımda Diaspora Türklerine (Türkiye dışında yaşayan Türklere),

“ERMENİ”DEN boşalacak o ZEHİRLİ KANIN yerini dolduracak TEMİZ KAN, TÜRK’ÜN Türkiye’yle kuracağı ASİL DAMARINDA MEVCUTTUR.”desem,beni ERMENİ DOSTU veya İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU kabul eder misiniz?

Değil Ataları I.Dünya Savaşı esnasında Türk’e isyan etmiş, Türk Ordusunu arkadan vurmuş bir ERMENİ’NİN, hiçkimsenin Türk’ün kanını ZEHİRLİ, PİS diyerek aşağılamaya, hakaret etmeye hakkı yoktur.

Nitekim Dink, Agos gazetesinde 13 Şubat 2004’de yayınlanan makalesindeki bu cümlesi sebebiyle, TCK’nın 301. maddesinde yer alan “TÜRKLÜĞÜ neşren TAHKİR ve tezyif ettiği” gerekçesiyle yargılanmış, Mahkeme Hrant’a 6 ay hapis cezası vermiş ama Hapis yatmasın diye de CEZAYI ERTELEMİŞTİR. Sonrasında Hrant kararı temyiz etmiş ama cezası YARGITAYCA da ONAYLANMIŞTIR.

Buraya kadar Hrant Dink’e yapılmış bir haksızlık yoktur.

Ama bu, öldürenlerin SUÇ İŞLEDİĞİ gerçeğini değiştirmez. Ne kadar tahrik edici ve aşağılayıcı konuşursa konuşsun hiçbir insan sözleri sebebiyle öldürülemez. Fakat bu kural Hrant’ın sözlerini masum hale getirmez. Üstelik Hrant, “Ben Türklüğü aşağılayacak adam değilim. Sadece o cümleme dayanarak beni suçlayamazsınız” diyerek savunna yapmakla yetinmiş, “SÜRÇÜ LİSAN etmişim, cümlem amacımı doğru ifade etmeyen yanlış bir cümledir. İstemeyerek sebep olduğum incinmeden dolayı Türk milletinden özür dilerim. Sözümü GERİ ALIYOR, şöyle düzeltiyorum;

Ey DİASPORA ERMENİLERİ, Türk’e düşmanlık ederek kanınızı zehirlemeyin. İhtiyacınız olan temiz kan Ermenistan’la kuracağınız ASİL DAMARDA mevcuttur”

DEMEMİŞ herhangi bir PİŞMANLIK ve ÖZÜR dile getirmemiştir. Çünkü CEZA ALMAK, Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine şikayet etmek, Dünya Kamu oyunun vicdanında Türkleri mahkum ettirmek yani, Ceza alışını PROPAGANDA amaçlı kullanmak istemiştir.

ABD ve ajanı FETÖ örgütü durumdan yararlanmış TÜRKÇÜ kimliği baskın olan birilerini bulup Hrant’ı öldürtmüş, hunharca işlenen cinayeti halkımızdaki TÜRKLÜK bilincini kırmak için kullanmıştır.

Ayrıca Hrant DİNK, yapılmak istendiği gibi, İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU bir SOSYALİST kabul edilemez. Berlin Duvarının yıkılması sonrası Sosyalizmi terk edip ırkçılığa, KÜRTÇÜLÜĞE savrulan, “KÜRDÜZ ölene kadar, vallahi APOYU ÖZLEDİK” diye türkü söylemeye başlayan AHMET KAYA’dan bir farkı yoktur. (Videosu: https://youtu.be/f8fy8n3zFaE)

Hrant’ın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Agos SOSYALİSTLİĞİ ile değil ERMENİCİLİK yapmasıyla ünlü bir gazetedir. Dink’ten sonraki Genel Yayın Yönetmeni, bir zamanlar ERDOĞAN’nın DANIŞMANI olan Etyen MAHÇUPYAN’DIR.

Emperyalizmin güdümündeki FETOCULAR ve LİBOŞLAR, Diaspora Ermenilerine,”TÜRK’ÜN ZEHİRLİ KANINI kafanıza takmayın” diyen Hrant Dink’i, bir TÜRK DOSTU ve İNSAN HAKLARI SAVUNUCUSU gibi yutturmaya kalktılar.

Maalesef CHP yöneticileri bu gerçekleri gizledi ve LİBOŞLARI destekledi.

Sol Partiler arasından Hrant’ın bir ERMENİCİ olduğunu açıklayan tek parti, geçenlerde ERDOĞAN ve AKAR hakkında TANK-PALET Fabrikasını KATAR’A devrettikleri için Vatana ihanet suçlamasıyla Cumhuriyet Başsavcılığına Suç Duyurusunda bulunan HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ (HKP) oldu.

Ayrıca Hrant Dink’in öldürülmesi, Sayın Aytun Çıray’ın aşağıdaki yazısında açıklandığı üzere, LİBOŞLARIN iddia ettiği gibi Milliyetçi birkaç kişinin işi değil içeride uzantıları olan ULUSLARARASI bir PROJENİN yürütücülerinin işidir. Katiller sadece tabanca işlevi gördü.

Cinayetinin amacı; bir ŞOK yaratmak ve “Türkiye’nin bir büyüme görüntüsü altında BİRLEŞİK bir KÜRT DEVLETİ İÇİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI PROJESİ”ne karşı milli tepki verilmesini ENGELLEMEKTİ.

Sayın Aytun ÇIRAY’IN aşağıdaki yazısında ayrıntılı bilgi mevcut,mutlaka okumanızı öneririm.

**

HRANT DİNK’İ KİM NEDEN ÖLDÜRDÜ

Aytun Çıray -20.08.2007

Fikirlerine çok değer verdiğim, değerli dostum Melih Yürüşen bir makale yazmış, göndermiş.

Konusu, benim de makalelerimde sıkça altını çizdiğim kolektif bilincin yeniden yapılandırılması:

“Türkiye’de KOLEKTİF BİLİNÇ NİÇİN VE NASIL YENİDEN YAPILANDIRILIYOR?”

Olan bitenin kodlarını çözen bu müthiş makaleyi özetleyerek sizinle paylaşmak istiyorum.

O zaman yaşadıklarımızı anlamlandırmak kolay olacaktır.

Uyanışa katkısı olur niyetiyle.

***

Kolektif şuurun yeniden yapılandırılmasının amacını çarpıcı bir biçimde, en başta söylüyor Yürüşen:

“Türkiye’nin Bir Büyüme Görüntüsü Altında BİRLEŞİK Bir KÜRT DEVLETİ İÇİN YENİDEN YAPILANDIRILMASI PROJESİ.”

Bu durumda projenin uygulayıcılar işe önce dekonstrüksiyonla… Yani “HAFIZAMIZIN YENİDEN YAPILANDIRILMASI” ile başlıyorlar.

Bunun için, “Türkiye Cumhuriyeti Devletini var eden geçmişi pozitif çağrışımlar üretecek duygularla değil, negatif çağrışımlar üretecek duygularla algılanmasına yönelik bir yapılandırma” ya girişiyorlar.

LİBOŞLARA göre; söz konusu iktidar mücadelesini Atatürk ve arkadaşları değil de, muhalif unsurlar kazanmış olsaydı eğer, “her şey bugün olduğundan çok daha iyi olacaktı: mesela Türkiye çok daha liberal demokrat, çok daha özgür, çok daha sivil bir ülke olacaktı.”

Yani Atatürk “resmi tarihte” anlatıldığı gibi kahraman ve akıllı değildir demeye getiriyorlar.

***

Yürüşen’e göre hafızanın yeniden yapılandırılmasına yönelik bu aşamayı açıklayan kavramlar “kırılacak tabular, bozulacak ezberler”dir.

Böyle olunca “tabu kırıcılar” artmış; projenin işbirliği ağı içinde yer alan çevrelerin kendi aralarındaki işbirliklerinin tohumları bu dönemde atılmıştır.

***

“Bütün bunları hem çok kolaylaştıran hem de katalize eden temel faktör 12 Eylül Darbesinin Türk siyaset sahnesini yerle bir eden ve merkez siyasi aktörleri dahil istisnasız herkesi baskı kurbanı haline getiren şiddeti olmuştur.”

“12 Eylül Darbesi, beyin yıkama projesinin uygulanma şartlarını hazırlamakla kalmamış,” Kenan Evren Atatürk ve fikirlerinin devamıdır algılaması yartmıştır.

Proje yürücülerinin “kolektif hafızanın yeniden yapılandırılmasıyla” çalışmalarına inandırıcılık katmıştır.

Kolektif hafızanın yeniden yapılandırılmasıda, “rolü teslim edilmesi gereken TURGUT ÖZAL’IN gerek başbakanlık gerekse cumhurbaşkanlığı dönemi bu konuda özel bir yeri” vardır.

Hrant Dink’in neden ve kimler tarafından öldürüldüğüne gelince…

Kolektif şuurun yeniden yapılandırılmasının baş aktörleri, “kendilerine LİBERAL-DEMOKRAT sıfatını veren eski Marksist yeni ANGLO-SOL ÇEVRELER”dir.

(Yakın tarihte bunların bir kısmının FETÖ ile ilişkileride ortaya çıktı. Aytun Çıray)

Bunlar argümanları ile önce “sosyal piramidin tepesinde”kileri ikna etmişler..

Sonra da “orta sınıfların beynini yıkamaya” başlamışlardır.

“Eski Marksistlerle, Türk iş dünyasının zirvesindeki belli çevrelerin yakınlaşması”nın anlamı budur!

***

Hırant Dink suikastı ile yapılmak istenenlere gelince…

Bunun neden yapıldığını Yörüşen’den okuduktan sonra, cinayetin kimler tarafından işlendiğini açıkça göreceksiniz.

Detaya girmeden önce Dink’i öldürenlerin amacını yazalım: Türk Milleti’nde eziklik ve suçluluk duygusu yaratarak özgüvenini kaybettirmek.

O dönemde, “ –gerek medyadaki hakim eğilimlerin haber, yorum ve tartışma şeklindeki yansımaları, gerekse cenaze törenindeki sloganlar ve pankartlar- kolektif hafızanın yapılandırılmasında yeni motiflerin devreye girdiğini göstermektedir.”

“Çünkü artık yapılandırılmak istenen: Türk insanının kendine bakışını toptan değiştirmeye, ona suçluluk, pişmanlık ve küçüklük duygusunun bileşiminden müteşekkil bir öz nefret duygusu aşılamaya yönelik bir hafıza yapılandırmasıdır.”

Bu dönemde Türk Milleti, hem de kendi medyası tarafından, “ırkçı, vahşi saldırganlığını uygarlık ve mağdurluk görüntüsü altında gizlemeye çalışan bir entelektüel şarlatanlık ve sırtlanlık” ile “insanlığa ait yüksek değerlerin paspas edildiği, vicdanın görüp görebileceği en ahlaksız tasallut ve tecavüz”e maruz bırakılmıştır.

Bu oyunu farkedenlerin, “Hepimiz Mustafa Kemaliz, Hepimiz Türk’üz” diye attıkları çığlık, ne milliyetçi bir duygu patlamasıdır, ne aşırı milliyetçiliğin gözdağıdır, ne de ırkçılığın tezahürüdür.

“Yapılmak istenenin uğursuzluğunu sezmiş olmaktan kaynaklanan, sonuna kadar haklı ve meşru bir reaksiyondur .”

“Hırant Dink, suikastının haber merkezlerine ulaşmasıyla başlayan ve nerdeyse beş tam günü dolduran yayınlarda, adeta insani bütün erdemlerin kendisinde toplandığı bir aziz mertebesine yükseltilmiştir.”

Adeta tek merkezden yönetilen bu yayınlarda Türk Milleti’nin bilinçaltına çalışılmış…

“Kendilerini nedense vicdan ve ahlak adına konuşmaya yetkili görenler, sürekli olarak tarihle cesaretle yüzleşme zamanının artık gelip çattığından bahsetmişlerdir.”

Son seçimlerde Trabzonluların herkesi şaşırtan siyasi tavırları, bu propagandanın ne kadar etkili olduğunu göstermiştir.

Hrant Dink’in katledilmesi, aslında Türkler üzerinde yürütülen beyin yıkama projesinin başarısı için neler yapılacağının kanıtıydı.

Türklerin TÜRK OLMALARINDAN bile UTANMALARININ.. Tüm değer yargılarının saçma olduğunu göstermenin zamanı gelmişti de geçiyordu bile!

“Öyle ki, Türk insanına, (tarihiyle)yüzleşme adı altında dayatılan, tarihin en tiksindirici yalanını kabul etme koşuluyla ödeyebileceği bir borç çıkarılmıştı.”

***

“Bunun en açık, en utanç verici kanıtını, Dink’in cenaze törenini ‘Bir Millet Hoyratça Susturduğu Evladına Ağlıyor’ manşetiyle haber yapan Referans gazetesi vermiştir.”

Gazetenin manşeti o kadar aşağılayıcıydı ki…

“Medya grubunun patronu, yayın yönetmenine bu işteki vebalini ve sorumluluğunu hafifletmek isteyen bir mektup yazmak zorunluluğunu hissetmişti.”

***

Referans gazetesinin manşeti -BOP’çuların- asıl niyetlerini ele vermişti ama, okumasını bilenlere:

“Dink suikastı Türklerin ortak işlediği bir suçtur!” demeye getiriliyordu.

İnsanımızdan açıkça, “bir ‘ermiş’in ruh yüceliğine ve bilgeliğine sahip bir insanı hep birlikte öldürdüysek, kim bilir 1915’te Ermenilere neler yapmışızdır. Öyleyse kendimizi bağışlatmak için tarihimizle yüzleşelim. Canını hep birlikte almamızdan kaynaklanan borcumuzu ödeyelim’” denmesi istenmiştir.

“Türkiye’de Hitler öncesi Almanyasının siyasi iklimi”nin oluştuğu ima edilmiştir utanmadan. (Cinayetten bir süre önce başlayan, ‘Yükselen Milliyetçilik’ ve Hitler’in Kavgam isimli kitabının ne kadar çok satıldığına dair yayınları hatırlayın.)

Yani milliyetçilik iyi bir şey değildir!

Bilinç altına gönderilen mesajlar bunlardı ve bir taşla kaç kuş vuruyorlardı kimbilir.

SONUÇ:

Hrant Dink’in katili aslında içeride uzantıları olan ULUSLARARASI bir PROJENİN YÜRÜTÜCÜLERİDİR.

Katiller sadece işlerini yaptılar ve onların tetik olmaktan başka önemleri yoktur.

CİNAYETİNİN AMACI; bir şok yaratmak ve “Türkiye’nin Bir Büyüme Görüntüsü Altında BİRLEŞİK Bir KÜRT DEVLETİ için Yeniden Yapılandırılması Projesi’ne KARŞI kolektif bir siyasi tavrın ortaya çıkmasını ENGELLEMEKTİ.

Aytun Çıray