SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Murat Akbaş : Doğalgaz Ve Petrolde Kekliyorlar ?


Murat Akbaş : Doğalgaz Ve Petrolde Kekliyorlar ?

Gazeteci VEDAT YENERER`in 7 Aralık 2005 yılında “PETROL YOKSA ÇIKARTMA RUHSADI NEDEN VERMEDİNİZ?” başlıklı yazısını okuduktan sonra bir de bu yazıdan sonra TBMM Meclisinde TBMM B: 50 28.1.2009 O: 2 soru önergesini de alt alta koyduğumuzda kendi topraklarımızda ve kendi milli girişimci BEŞİR YILMAZ varken; bugün YUNANİSTAN ile girdiğimiz mücadeleyi anlamakta zorlanıyorum. Çünkü önce milli sınırlarımız içinde yeraltı ve yerüstü kaynaklarımızı kullanarak aklımızı işleterek güçlenip haklı davamızda ondan sonra harekete geçsek daha iyi bir strateji olmaz mı? Daha kendi topraklarımızda maden çıkaran milli girişimcimiz BEŞİR YILMAZ`a zorluk çıkaralım sonra “VEKALET SAVAŞLARINA” girişerek başkalarının oyuncağı olan YUNANİSTAN ile savaş arifesine gelelim. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diye sorarlar. Hem YUNANİSTAN ile TÜRKİYE arasında böyle bir doğalgaz enerji kaynağı varsa birlikte güç birliği yapalım başkalarının kazanması için TÜRK ve Yunan Halkları ölmesin birlikte çıkarsak ve eşit şartlarda paylaşsak daha iyi olmaz mı? Biz bu kalleş oyuna daha önce gelmedik mi? Hem Birinci Dünya savaşı hemde Kurtuluş savaşında yaşamadık mı? Aynı oyunu önümüze sürerek tekrardan başkalarının maşası mı olmayı istiyoruz? Yoksa bizlere verilen bu cennet topraklarda cenneti yaşamayı hak etmiyor muyuz? Bakın TBMM B:50 28.01.2009 O:2 soru önergesinde neler sorulmuş bir bakalım ve bugün geldiğimiz oyunu veya kumpası görelim. Kim düşman kim dost hür aklımızla düşünelim ve oyuna gelmeyelim diyorum. “Silopi’de Madencilik yapan Beşir Yılmaz Cudi Dağının eteklerinde 150 milyon ton asfalt madeni bulup 1975 yılına kadar işlettiğini belirtiyor. Her asfalt madeninin altında petrol bulunduğunu petrol uzmanları iddia ediyorlar. Beşir Yılmaz bölgeden topladığı numuneleri Almanya’da tahlil ettirdiğini ve bölgede petrol ile birlikte Yatağan ve Tunçbilek kaynaklarının çok üstünde aktif uranyum madeninin tespit edildiğini ifade ediyor. Beşir Yılmaz maden çıkardığı bölgede 1967-1987 yıllarında İngilizler petrol aramışlar. Açılan kuyulardan yaklaşık 100 metre petrol fışkırdığını köylülerin de gördüğünü ifade ediyorlar. Ancak İngilizler bu kuyuları betonlayarak kapatmışlar. 1. Yukarıda bahsettiğim konularla ilgili Beşir Yılmaz size mektup gönderdi mi? Gönderdiyse incelettiniz mi? 2. MTA bölgede petrol araması yaptı mı? Yaptıysa nasıl bir sonuç alındı? 3. 18 yıl önce 6 Türk petrol mühendisi bölgede araştırma yaparken kayboldukları, daha sonra başları kesilmiş bir vaziyette cesetlerinin bulunduğu doğru mudur? Doğruysa failleri ve sebepleri bugüne kadar bulunabilmiş midir? 4. Yerli teknoloji ile 1.200 metreye kadar sondaj yapılabildiği halde Beşir Yılmaz’ın petrol aramasına niçin izin verilmemektedir?

5. Bölge de başta PKK olmak üzere terör olaylarının arkasında, bölge üzerinde hesapları olan dış güçler mi vardır, varsa bunlar kimlerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Aşağıdaki sorularımın aracılığınızla Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından sözlü olarak cevaplandırılmasını saygılarımla arz ederim. 21.01.2008 Mehmet Serdaroğlu Kastamonu TBMM`ye verilen önergenin üzerine GAZETECİ VEDAT YENERER’İN YAZISINDA ise bakın neler demeye devam ediyor. Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz ?!.. Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol denizi olduğu iddiasını yazmıştım. "Vedat Bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar? Musul ve Kerkük’ ün rakımı 80-100 metre civarındadır. Cudi Dağı’ndaki petrolümüz resmen Irak’a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor.." Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi’ ye bile zor gider hale gelmiş. Devlet kamulaştırılacak diye el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner’in sahibi olduğu Park Holding’e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AİHM”ye başvuracakmış. Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş… Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum. Şimdi sıkı durun… Beşir Yılmaz Başbakan Tayyip Erdoğan’ a bu durum üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor.. "Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda "hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir" diyorsunuz. Millet buna çok seviniyor..25 yıldır gasp edilen madenimiz çeteve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah’a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum." Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş. 35 km yol yaptım. 2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var. 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış. Mazot > tankları. Dinamit ambarı. Kantar ve kantar binası vardır. Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediğim madenimde bugüne kadar yaptığım işler varken; bir de halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde 5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!) Beşir Yılmaz, Başbakan Erdoğan’a yazdığı dilekçede devam ediyor. "Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor" Beşir Yılmaz’ ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş. Beşir Yılmaz’dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver. Uranyum konusu da bir başka skandal konusu olarak duruyor. Güneydoğu resmen petrol denizi üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının peşinde "bize petrol bul" diye yalvarıyor…

Beşir YILMAZ Bey, iddialarına devam ediyor: 6 mühendisin kafaları kesildi. TPİK diye Türkiye Petrolleri’nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor. Beşir Yılmaz diyor ki: "Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay! Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsatı verin800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak.." Bu görüşmemizden birgün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma’ da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi. Adını burada yazmak istemiyor. Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler ortaya çıktı. Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ben de "bilmiyorum" dedim. Mühendis ekledi "Bu iskeletler 18 yıl önce Cudi Dağı’nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş.." Dondum kaldım. Ne diyeyim. Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm. Ardından devam etti. "Vedat Bey, Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesidir. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ’ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu biliyor musunuz? Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden gazeteciler öldürüldü. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç’in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde…" dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfalar yetmez. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığı nıve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı. Beşir Yılmaz’a son sözüm; " Bana anlattıklarınızı Genelkurmay”a anlatınız mı?" oldu. Aldığım cevap da aynen şöyle; "Vedat bey her şeyi belgeleriyle birlikte birkaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!".. Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!.. Son sözüm: "ABve ABD, PKK”yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlendirip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye”yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!.." TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLARI; yukarda okuduğunuz ve anlatılanlar 2005 Aralık ayındaki bir köşe yazısı ve 2009 yılında TBMM meclisine soru önergesi olarak yazılmış yazılardır.

Bu arada karşımızda TÜRKİYE Cumhuriyeti Vatandaşı ve Girişimcisi BEŞİR YILMAZ bütün açıklığı ile anlatıyor. Bugün KAZDAĞLARINDA altın çıkarılıyor. Kimler çıkarıyor? Yabancı girişimciler çıkarıyor. Elin oğlu çıkaracak bizim girişimciler avcunu yalayacak ve halkımıza % 2 pay verilecek ne güzel memleket hiç çıkarma daha iyidir. Çünkü topraklarımız Siyonir ile kirlenmez ve ağaçlarımız bize kalır. Tarım yaparak gül gibi geçiniriz diyeceğimde bizi bize kim bırakır? O kadar gemiler ve cihazlar aldık, gemilerimiz ve ordumuz büyük bir mücadele ederken; Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı ve GİRİŞİMCİSİ BEŞİR YILMAZ Bey`e el koyduğunuz bütün aletlerine, paralarını geri verip, petrol arama ruhsatı vermek çok mu zor? Çok mu masraflı? Çok mu milli oluyoruz? Kimse bana LOZAN ANTLAŞMASINDA gizli anlaşma var demesin? Araştırdım bulamıyorum. Atatürk döneminde maden arama yapılmış, madenler çıkarılmış, kurumlar kurulmuş, yabancı teşebbüsler çıkarmış bir biz mi bugünkü teknoloji ile çıkaramayacağız. GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK gibi atana çek başkalarına çekip de el kapılarında kendi vatanında hapis yatma derim vesselam… Sevgi ve saygılarımla… Diyecek çok şey varda! DOĞALGAZ VE PETROL DE BİZİ ÇOK FEHA KEKLİYORLAR bilesiniz. Hem de öyle böyle değil! İçerdeki bizi yönetenlerle dışardaki oyun kuranlar birlik olmuş büyük bir tiyatro oynanıyor. Fakat yaşananlar gerçek bilesiniz nokta… İstanbul Times / Murat Akbaş

İstanbul Times Haber Merkezi Haberi https://www.istanbultimes.com.tr/dogalgaz-ve-petrolde-kekliyorlar-makale,1469.html

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Dr. Aslan Yaman : Türkiye’nin Karadeniz’deki Doğalgaz Keşfini Romanya Nasıl Değerlendirmektedir ? Rakip mi ? Ortak mı ?


Dr. Aslan Yaman : Türkiye’nin Karadeniz’deki Doğalgaz Keşfini Romanya Nasıl Değerlendirmektedir ? Rakip mi ? Ortak mı ?

02 Eylül 2020

Romanya Petrol ve Gaz İşverenleri Federasyonu Dışİlişkiler Direktörü Daniel Apostol Agerpres’e verdiği demeçte, Türkiye’nin Karadeniz’deki doğalgaz üretim projelerinde Romanya’nın ortağ ıolabileceğini söyledi. (FPPG).

Cuma günü Türkiye, Karadeniz’de, Romen karasularındaki Neptun Deep’in çevresi yakınında 320 milyar metreküp olarak tahmin edilen doğalgaz rezervi bulunduğunu duyurmasını değerlendiren Romanya Petrol ve Gaz İşverenleri Federasyonu Dış İlişkiler Direktörü Apostol; "Türkiye’nin keşfi, Rusya Federasyonu dışında Karadeniz’e komşu devletlerin (ve burada Türkiye, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna ve Gürcistan’ı kastediyorum) – Rusya’nın enerji baskısından kurtulma çabalarının bir parçası. Net ithalatçı olan Türkiye, bu keşiflerle önemli bir doğalgaz üreticisi ve ihracatçısı olabilecektir. Ancak,uzmanlara göre bu, gelecek en az beşyıl içinde olamayacak.

Romanya’nın Karadeniz’de kendi kontrolü içinde tuttuğu yerlerde yapmak istediği gibi, Türkiye bu yeni rezervin çıkarılması için küresel çaptaki büyük oyuncuları buraya çekebilir "dedi. Ona göre, “eğer Türkiye bir şekilde üretimde milli bir yol seçmez ve kendi üretim imkanlarıyla gaz üretmeye kalkışmazsa, dünyanın büyük üreticilerinin Boğaz’dan Karadeniz’e girişine tanık olabiliriz”.

"Fakat şuandaki sorun; açıklanan rezervin ne kadarının gerçekten üretime dönüşebileceğini tepit etmektir. Çünkü, uluslararası enerji piyasaları, küresel enerji döngüsünde hangi yılın üretim miktarının hangi fiyatlarla piyasaya girebileceğini bilmek isteyecektir. Ancak salgın nedeniyle, küresel petrol ve gaz piyasası son 100 yılın en büyük krizini yaşıyor, talep hacmi ve fiyatlarındaki tarihsel düşüşler yaşanırken yeni üretim alanlarına yatırım yapmaya daha az ilgi var" dedi. Apostol, Deloitte’un Romanya Petrol ve Gaz İşverenleri Federasyonu’na sunduğu bir araştırmaya atıf yaparak, Romanya’nın önümüzdeki on yıl içinde Karadeniz’den 20 milyar Doların üzerinde doğalgaz çıkararak enerji bağımsızlığı sağlayabileceğini hatırlattı. "Ancak, ne yazık ki, Romanya Parlamentosundaki popülist tutumlar, Karadeniz’deki stratejik yatırımcıların varlığını teşvik etmeyen bir yasal çerçeve oluşmasına yol açtı. Özellikle, Covid Salgını’nın petrol ve gaz sektöründeki krizi daha da derinleştirdiği ve yüksek belirsizlik nedeniyle birçok alanda yatırımcıları yatırım yapmaktan caydırdığı için, ‘treni kaçırma’ ve deniz tabanında keşfedilen yatakları kullanmak için doğru zamanı bulamama riski de gidere kartmaktadır.”

Apostol, “Türkler tarafından keşfedilen yataklar, Bulgaristan ve Romanya’nın deniz sınırlarının birleştiği bir bölgeye çok yakın ve Karadeniz’in sekiz yıl önce Petrom ve Exxon tarafından keşfedilen en büyük gaz sahası olan Romanya’nın Neptün Sahası’na çok uzak değil. "diye tamamladı. “Bu nedenle, komşu bir bölgede doğalgaz üretiminde rekabetin bir fırsat olabileceği düşünüldüğünde, Türklerin keşfi ekonomik bir tehdit olabileceği gibi, aynı zamanda derin deniz üretiminin geliştirilmesi ve çıkarılan hacimlere karşılık gelen bir ulaşım altyapısının geliştirilmesi için bir fırsat da olabilir”.

Öte yandan, uzmanlar; Türkiye’nin Romen yataklarının yakınında aktif bir şekilde var olmasının, Karadeniz sınırındaki bu ülkeyi, Romanya projelerinin gerçekleştirilmesinde olası bir ortak haline getirebileceğini, aynızamanda açık deniz platformlarına giriş ve çıkışların anahtarını elinde tutan stratejik bir ortak yapabileceğini söyledi.

Apostol’a göre, Türkiye’nin Karadeniz’deki keşfinden sonra nasıl ilerleyeceğinin tam olarak bilinmediği bir anda, Türk keşfinin Neptün projesini gerçekleştirme şansını azaltıp azaltmadığını söylemek için erken. Apostol "Dahaönce de ifade ettiğim gibi, bu bi tehdit olabileceği gibi aynı zamanda bir fırsat da olabilir. Şimdilik, Neptun Deep projesini gerçekleştirme şansı, popülizmin payına ve Bükreş’teki kararların bilgeliğinin nüansına bağlı"dedi. “Türkiye için bu, bölgede ihracatçı olmak, Rusya’ya bağımlılıktan kurtulmak için büyük bir şans”.

"Türkiye’nin enerji üreticileri ve ihracatçıları arasına katılması ekonomik kalkınması için büyük bir fırsat olabilir. Öncelikle, Türkiye, gaz ithalat hacmini önemli ölçüde azaltabilecek, böylece tasarruf edeceği kaynakları ekonomik kalkınma için ihtiyaç duyduğu alanlara tahsis edebilecektir. Elbette keşiften üretime gidecek uzun bir yol var ama bu doğalgaz rezervleri ticari döngüye girerse Türkiye Rusya, İran, Irak, Azerbaycan, Katar ve hatta ABD’den enerji ithalatına bağımlılıktan kurtulabilir. Uzmanlar bunun Türkiye’yi yılda yaklaşık 40 milyar dolar harcamadan kurtaracağına, cari açığı önemli ölçüde azaltacağına ve ulusal para birimi olan Türk lirasını güçlendireceğine inanıyor. Türkiye’nin enerji ithalatı, kronik cari açığının en önemli bileşenidir.” “Türkiye, böylece Karadeniz havzasındaki net enerji tüketicisi olmaktan enerji üreticisi ve ihracatçısına dönüşecek ve böylece Karadeniz’in girişinde en azından coğrafi olarak sahip olduğu stratejik konumunu güçlendirecektir”. “Öte yandan Karadeniz’de keşfedilen doğalgaz yataklarına jeostratejik açıdan bakıldığında, 10 yılı aşkın bir süre önce Türk Tuğamiral Cem Gürdeniz tarafından teori olarak yazılan ve Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yeniden dile getirilen, Ankara’yı Karadeniz, Ege ve Akdeniz’de 462.000 km2 bir alanda egemenliğini dayatmaya teşvik eden "mavivatan" doktrinini daha da güçlendirecektir”.

Bu manzarada, Rusya Federasyonu Türkiye’de sahip olduğu ayrıcalığını kaybedecek ve Türkiye, Karadeniz’de artık Rusya ithalatına başvurmayacak önemli bir doğalgaz üreticisi olan bir "rakip" haline gelecektir. YenioyuncutarafındanyeriküçültülecekolanbölgedekidiğeruluslararasıdoğalgaztedarikçileriRusyailebirliktekaybedenlerolacak."Ancak, Küresel talepteki büyük düşüşe bağlı olarak bir iken önemli doğalgaz stokları ve düşük fiyatlar Türkiye’nin Karadeniz’de doğalgaz üretimine başlamasını geciktirebilir ve aynı bölgede gelecekteki yatırımlara ilgi düzeyinin azalması anlamına da gelebilir. Romanya, Karadeniz’in derin sularında gaz üretiminin başlamasını ne kadar geciktirirse, o kadar çok kaybetmek zorundadır, enerji bağımsızlığı ve bölgesel etki Karadeniz’de üretime başlayan herkes için büyük bir kazançtır "dedi.

Reuters, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Cuma günü yaptığı açıklamada, ülkenin 320 milyar metreküp doğalgaz içerecek bir Karadeniz sahası olan tarihinin en büyük doğalgaz yataklarını keşfettiğini belirterek, aynı bölgede başka kaynaklar bulunma olasılığının yüksek olduğunu da sözlerine eklediğini geçti. Bu keşfin yer aldığı Tuna-1 Kuyusu, Türkiye kıyılarının yaklaşık 150 kilometre açıklarında, Bulgaristan ve Romanya deniz sınırlarının Türkiye karasuları ile kesişme noktasında ve Karadeniz’de on yıllardır yapılan en büyük gaz keşfi olan Romanya’daki Neptün sahasının yakınında yer almaktadır. Neptün sahasında, Exxon Mobil ve OMV Petrom 42-84 milyar metreküp miktarında gaz keşfetmiş, ancak bu şirketler henüz nihai yatırım kararı vermemiştir.

http://www.financialintelligence.ro adlı siteden alınmıştır.

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Muhittin Ziya Gözler : Doğalgazdaki Sevinç, Hüzün ve Gerçekler


Muhittin Ziya Gözler : Doğalgazdaki Sevinç, Hüzün ve Gerçekler

31 Ağustos 2020

Karadeniz’de bulunan 320 milyar m3 doğalgazı büyük bir keşif olarak göstermek ne kadar alel acele yapılmış bir açıklama ise küçümsemek ve hafife almak da o kadar yanlış bir anlayıştır (MAPEG’e göre bugün için Türkiye’nin doğalgaz rezervi 3.363.536.622 m3’tür).

Sn. Cumhurbaşkanı’nın 21.8.2020’deki açıklamasından sonra hemen her meselede olduğu gibi doğalgaz konusunda da üniversite hayatında temel dersleri bir tarafa bırakacak olursak jeoloji, jeofizik, doğalgaz mühendisliği, doğalgaz ve petrol mühendisliği tasarımı, sondaj ve rezervuar mühendisliği, Offshore sondaj tekniği, kuyu loglama ve formasyon değerlendirme, kuyu basınç testleri, termodinamik ve diğer teknik konulardan bihaber olan algıcıların, Türkiye’nin bundan böyle enerji probleminin olmayacağı bir dönemi yakaladığı ve Türkiye’nin artık cari açık diye bir meselesinin gündeme gelmeyeceği ve zenginlikler döneminin başlayacağını anlatıp durmaları ne kadar hüzün verici bir durum…

Dünya doğalgaz rezervi 198,8 trilyon m3, bu rezervin 38 trilyon m3’ü Rusya’da, 32 trilyon m3’ü İran’da, 24,7 m3’ü Katar’da, 19,5 trilyon m3’ü Türkmenistan’da, 12,9 trilyon m3’ü de ABD’de bulunmaktadır. Dünya doğalgaz tüketimi yıllık 3.929,2 trilyon m3’tür (2019/BP).

Türkiye’nin doğalgazda % 99,7, petrolde % 94, taşkömüründe % 97 oranında dışa bağımlı olduğu göz önünde bulundurulursa, bu keşfin peşinin bırakılmaması gerekir. Şu anda Karadeniz’e kıyıdaş olan Romanya, Bulgaristan, Rusya, Ukrayna, Gürcistan yapmakta oldukları arama faaliyetlerine mutlaka hız vereceklerdir. Temennim çalışmalara devam edip, gaz rezervini artırmak ve de varsa petrol yataklarına ulaşmaktır. Tuna-1 Kuyusu Türkiye- Romanya-Ukrayna MEB’lerinin hemen hemen kesiştiği bir noktada bulunduğunu unutmayalım.

Şimdi bulunan doğalgaz ile ilgili bilimsel, teknik ve ekonomik ayrıntılara bir göz atalım:

  1. Jeoloji, jeofizik, petrol-doğalgaz mühendislerinin yaptıkları jeolojik ve sismik çalışmalar sonrası (yerin altının röntgeninin çekilmesi) hidrokarbon kaynaklarını kesecek sondaj noktaları belirlenir ve sondaja geçilir (karada yapılan sondajlarda da bu çalışmalar yapılmaktadır). Bulunan doğalgazın rezervi, bulunan derinlik, aşağıda daha kaç tabaka olduğu, yeni tabakalar için daha ne kadar inileceği, akış testleri, analizleri (kükürt miktarı, CO2 ve ağır hidrokarbonların ayrıştırması) ve doğalgazın verimliliği ortaya çıkarıldıktan sonra oluşturulacak bir modelleme ve de üretim alanları belirlenerek tespit edilen doğalgazda bulundu müjdesi verilebilir. Bu çalışmalar oldukça zahmetli ve çok teknik çalışmalar olup 1-2 ayda neticelenebilecek çalışmalar değildir. Ancak varlığı bilinen bir havzada bu netice ilerisi için bir umut olabilir. Bu ise çalışmaların mümkün olduğunca devamlılığına bağlıdır. Yani aramadan vazgeçmemek gerekir.

Diğer taraftan Sakarya Havzası Tuna-1 kuyusunda bulunan doğalgaz ile hiçbir bilginin de (diğer 5 ülke yaptıkları çalışmalarla havzayı biliyor olsalar dahi) dışarıya sızdırılmaması ve milli bir sır olarak saklanması şarttır.

  1. Özellikle gündeme tutulan ve sürekli dile getirilen konulardan biri de bir adet sondajla rezerv tespit yapılabilir mi? Bunun cevabı tabiî ki hayırdır. Karada yapılan100-1000 metrelik maden, petrol, doğalgaz, jeotermal ve hatta su sondajlarında bile tek sondaj ile rezerv belirlenemez. Doğalgazın tespit edildiği alanda en az 5-6 sondaj yapılarak ve de varsa diğer sedimanter tabakalarda yapılacak birden fazla sondajla rezerv ortaya çıkarılabilir. Karadeniz’de bugüne dek, 2005-2011 arasında BP, Exxon Mobil, Chevron ve TPAO değişik yerlerde derin kuyular açmışlar ve havzanın genel jeolojik durumunu ortaya çıkarmışlardır. 2012 yılında Exxon Romanya karasularında 40-120 milyar m3 doğalgaz rezervi bulmuştur. Diğer taraftan TPAO’ nın Akçakoca açıklarında doğalgaz bulduğu da bilinmektedir. Derin sondajların maliyetinin de 200 milyon dolar civarında olduğu da unutulmamalıdır. Yapılan sismik çalışmalar ve sondajlarla belirlenen formasyonların korelasyonu, tabakaların eğim ve doğrultuları, kırık ve kıvrımların konumu değerlendirildiğinde yaklaşık 250 km2’lik alanda bu çalışmaların çok iyi neticeler vereceğini tüm jeologlar, jeofizikçiler ve yer bilimciler bilmektedir. Avusturya’nın enerji şirketi OMV Karadeniz Havzası’nda tahminen 7-7,5 trilyon m3 gaz varlığından bahsetmektedir. Doğru mudur? Zaman gösterecektir.

Bu arada önemli bir hususu da dile getirmekte fayda görmekteyim. 2004-2020 tarihleri arasında Karadeniz’de Akçakoca açıklarında ve değişik bölgelerde petrol ve doğalgaza rastlandığı ve konuyla ilgili çalışmaların devam ettiği kamuoyuna duyurulmuştur. Doğalgaz ve petrol gibi bilimin ön plana çıktığı faaliyet alanlarındaki çalışmaların çok eski çalışmalara dayandığı bilimsel bir neticedir. Karadeniz’de 1990’lı yıllarda başlayan çalışmalarda emeği ve alın teri olan insanlara asla ve asla haksızlık yapılmamalıdır. Gelen gidenin çalışmalarını devam ettirmeli ve ileriye taşımalıdır ki ülkede ekonomik, sosyal, kültürel gelişme devam etsin… Bizden önce hiçbir şey yapılmamış, her şeyi biz getirdik anlayışı pek de şık olmuyor değil mi?

  1. Bu keşif dünden bugüne Türkiye’nin enerjiye bağımlılığını ortadan kaldıracak bir keşif midir? Değildir. Niçin mi?

Türkiye’nin birincil enerjide 1990 yılında %52 oranında dışa bağımlı iken, 2017 yılında dışa bağımlılığı %75,7 olmuştur. Türkiye ithalatının % 19,8’i birincil enerji kaynaklarıdır. Türkiye doğalgazda % 99,7, petrolde % 94, taşkömüründe % 97 oranında dışa bağımlı bir ülkedir. Türkiye (yıllara göre değişiklik gösterse de) doğalgazda % 52 Rusya’ya, % 16,7 İran’a, % 11,9 Azerbaycan’a, % 8,3 oranında Cezayir’e petrolde, % 25,1 Rusya’ya, % 18,37 İran’a, % 17,08 Irak’a ve % 11,12 oranında Hindistan’a, kömürde % 53 Kolombiya’ya, % 37 oranın da Rusya’ya bağımlıdır. 2019 yılında enerji kaynaklarına ödenen döviz miktarı 41,6 milyar dolardır. Bu tablodan kurtulmanın tek çaresi Türkiye’nin bu kaynaklara ödediği miktar kadar yıllık enerji üretmesi gerekmektedir (yani petrolü, doğalgazı olmalıdır). Bu mümkün müdür? 320 milyar m3 doğalgazla asla. Ancak bu keşfin peşinin bırakılmaması gerekir. İnşallah söylendiği gibi Türkiye’nin kasalarının dövizle doludur da arama ve üretim faaliyetleri son hızla devam eder.

Türkiye’nin yıllık 45-50 milyar dolar civarında bir enerji faturası vardır. Bu faturanın tahminen 12-13 milyar doları doğalgaza aittir. Geri kalanın 20-25 milyar doları petrol ve petrol ürünleri, 8-9 milyar doları maden ve maden ürünleridir. 5-6 yıl sonra Türkiye keşfettiği yeni kaynaktan yılda 20 milyar m3 doğalgaz üretse ve fiyatlar bu şekilde kalsa enerjiye ödenen fatura 4 milyar dolar azalacaktır (doğalgazın 1000 m3’ünün 200 dolar olduğunu kabul edersek çıkarılan doğalgaz 4 milyar dolar eder). Bu üretimin 6-7 yıl devam ettiğini kabul edecek olursak bu zaman zarfında Türk ekonomisine katkısı yaklaşık 28-30 milyar dolar olacaktır. Bu rakam Türkiye’de ne cari açığı kapatır ne de zenginleşmemizi sağlar. Yine de bu miktar bir yerler harcanmazsa halkın refahı için kullanılabilir. Türkiye’nin dış ticaret ve cari açığını kapatması ve zenginleşmesi 2 şekilde mümkündür. A)Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de yıllık 45-50 milyar m3 doğalgaz üreteceğimiz kaynaklar keşfetmek aynı keşfi petrolde de gerçekleştirmek. B) petrolün varil fiyatının ve doğalgazın 1000 m3’nün alış fiyatlarının düşmesi. Örnek vermek gerekirse; petrolün varilinin 10 dolar düşmesi demek 4 milyar dolarlık bir kazanç demektir. Bu değerlendirmeler göz önüne alındığında Türkiye attığı adımlardan vazgeçmeksizin yoluna devam etmelidir. Türkiye yılda 45-50 milyar dolar enerji kaynaklarına döviz ödediği sürece milli ve yerli bir politikadan bahsetmek mümkün müdür?

  1. 320 milyar m3 doğalgaz rezervi Türkiye için zenginlik kaynağı değildir. Türkiye dünya rezervi olan 198,8 trilyon m3’lük rezervin yaklaşık %1,5’ine sahip olmalıdır ki, yaklaşık 50 yıl doğalgaz sorunu olmasın. Diğer taraftan 244,6 milyar ton dünya petrol rezervinin de %1’lik bir kısmı Türkiye’de olmalıdır ki bu miktar 50 yıllık tüketimini karşılasın. O takdirde zenginlikten bahsedilebilir. Çok iddialı sözlerle ortaya çıkılması bugüne dek çalışan binlerce mühendise ve 2002 öncesine en azında haksızlık olarak kabul edilmelidir. Önemli olan Karadeniz’de bulunan doğalgaz ve gaz hidrat sahalarına ciddi yatırım yaparak sahayı veya sahaları geliştirmek birinci öncelik olarak kabul edilmelidir. Zira bulduğumuz gaz sahasının her tarafı Exxon Mobil, Shell, Chevron, Total, OMV, Petrobas tarafından didik didik aranacağı da akıldan çıkarılmamalıdır.

Bulunan sahanın üretime alınması 2023’e yetişir mi? Karada küçük rezervli maden yataklarının üretime alınması için geçen zaman 3-5 yıl arasındadır. Büyük bir maden yatağı ise 10 yıldan önce üretime hazır hale getirilemez. Denizde ve karadan 170 km. uzakta bulunan oldukça teknik sorunları olan ve meşakkatli bir çalışma sonrası üretime hazır hale getirilecek doğalgazın (ki yeni rezerv bulunursa işlemler kat be kat artacaktır) 5-7 yıldan önce ekonomiye arz edilmesi mümkün değildir. Bazı algıcıların ifade ettiği gibi İsrail’in 2010’da Leviathan’da keşfettiği doğalgazı iki yıl sonra üretime aldığı ifadeleri yalandır. Üretime 2019 yılında başlanmıştır. Yani tam dokuz yıl sonra. Bu algıcılar, trolcüler sürekli yalan söylemektedirler. Bu ve buna benzer yalanların ortaya çıkamayacağını, ya da bu yalanlarla ülkeye hizmet ettiklerini mi sanıyorlar?

Karadeniz’deki asıl tehlike nedir? Bugüne dek Karadeniz’de ciddi çalışmaların yapıldığı bilinmektedir. Ancak bu kadar büyük bir doğalgaz rezervinin bulunması kıyıdaş ülkeleri, korkarım ABD’yi bile harekete geçirecektir. Tuna-1’in tam karşısında sondajlar başlarsa hiç şaşmamak gerekir. Ayrıca Türkiye sismik çalışmaları kendi MEB’inde (ki bir problem de yoktur bu konuda) ileride, Adalar Denizi ve Doğu Akdeniz’deki gibi sorunlarla karşılaşmamak için devam ettirmek mecburiyetindedir. Zira Karadeniz petrol, doğalgaz ve gaz hidrat varlığı açısından önemi rezerve sahiptir, bu bilinen bir bilimsel gerçektir.

  1. Çok kısa olarak Doğu Akdeniz’deki gelişmelere de değinelim. Bilindiği gibi Akdeniz dünya ticaretinin yaklaşık %30’nun yapıldığı ve doğusunda da zengin hidrokarbon kaynaklarının bulunduğu ayrıca, Akdeniz’in bitip karanın başladığı doğu ve güney kısımlarında dünya doğalgaz rezervinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri dâhil %42’si, petrol rezervinin de %51,9’u bulunmaktadır. Bu rezerve sahip ülkelerden İran ve S.Arabistan ile diğerlerinin hidrokarbon kaynaklarını batıya ulaştırmaları konusunda Akdeniz’in altından bir boru hattını mı yoksa Türkiye üzerinden bir boru hattını mı tercih edeceklerdir? İşte böylesine karmakarışık meselelerin bulunduğu bir coğrafyanın sakin kalması mümkün müdür?

Doğu Akdeniz’de üzerinde çok dikkatli bir şekilde durulması gereken konu kıyıdaş ülkelerle olan anlaşmazlığın BMDHS’ne göre çözüme kavuşmasıdır. Yunanistan ve AB ülkelerinin bir oldubittiyle meseleyi kendi lehlerine çevirme gayretleri ileride de tekrar gündeme gelmemek kaydıyla çözülmelidir. Bu çözümsüzlük devam ettiği sürece Türkiye’nin Kıbrıs Adası çevresinde kendi karasularında ve MEB’inde hidrokarbon arama faaliyetleri çatışmalara gebe bir ortamda devam edecektir. Diğer taraftan Doğu Akdeniz’deki ülkelerin tümü MEB konusunda bugüne dek bir anlaşmaya varamamışlardır. Bunun sebebi bilindiği gibi kaynakların tamamına sahip olma arzusudur. Türkiye Yunanistan arasındaki bu sıcak yakınlaşmanın bir savaşa dönmesi mümkün müdür? Evet mümkündür. AB, ABD Türkiye’ye diz çökertmek için her türlü haksızlığı yapmaya hazır beklemektedir. Saygı ve rahmetle andığım Sayın Rauf DENKTAŞ’ın 2011 yılındaki şu sözleri Türkiye’nin ne yapması gerektiğini özetlemektedir. “GKRY’i kıyıdaş ülkelerle kendi başına Münhasır Ekonomik Bölge anlaşması imzalama hakkına sahip değildir. GKRY, bu meselede KKTC ile işbirliği yapmak zorundadır.”

Doğu Akdeniz’de USGS’in ortaya koyduğu doğalgaz rezervi 6,3 trilyon m3’ü Nil Deltası’nda, 3,5 trilyon m3’ü de Levant Baseni’nde olmak üzere toplam 10 trilyon m3’tür. Ayrıca Levant’ta 1,7 milyar varil petrol bulunmaktadır. Bu rezerv yapılacak çalışmalarla birkaç kat artabilir.

Türkiye, şayet kıyıdaş ülkeler ve AB, ABD BMDHS’ne göre hukuki bir çözüm istemiyorlarsa yasaların kendine verdiği haklarını sonuna dek kullanmalıdır. Çünkü bu denizin her zerresinde Türkiye’nin hakkı vardır. Türkiye’yi İskenderun Körfezi’ne sıkıştırmak istemeleri de Türkiye’nin bu hakkından kaynaklanmaktadır. Akdeniz’de yaklaşık 1600 km uzunluğa sahip bir kıyısı olan Türkiye’nin yalnızlaştırma çabaları aslında korkunun sonucu olsa gerek.

Evet, Türkiye Adalar Denizi’ndeki işgallere son vermeli, 18 ada ve adacık geri alınmalı, adalar silahsızlandırılmalı, 12 Ada’nın durumu gözden geçirilmeli, eğer eski defterleri de ortaya dökecek olursak şu Girit Adası’nı da gündem getirsek… Bu konuda değerli bilim adamalarının, komutanların çalışmalarına bir göz atılsa ne olur ki…

Bize bir nefes, bir yudum su ve bir lokma ekmeği çok görenler olduğu bilindiğine göre bu AB sevdası ve ABD tutkunluğunun sebebi nedir? Son olaylar AB sevdasından ve ümmet aşkından vazgeçilmesini gerektiğini iyice gözler önüne sermiştir… Gerçekler hala görülmediyse ne yapmalı, ne demeli…

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : KARADENİZ’DE MÜJDE VERİLİRKEN, EGE’DEKİ PETROLÜMÜZ ÇALINIYOR !.. .


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : KARADENİZ’DE MÜJDE VERİLİRKEN, EGE’DEKİ PETROLÜMÜZ ÇALINIYOR !…

*Tayyip Erdoğan, 21 Ağustos 2020’de yaptığı konuşmada, Karadeniz’de bulunan 320 milyar metreküplük doğalgaz rezervinin müjdesini verdi. Karadeniz’de bulunan doğalgazın müjdesi verilirken Ege’deki petrolümüz çalınıyor. Yunanistan, Taşoz Adası Türk Karasuları’ndaki petrolümüzü çalıyor. Hem de gözümüzün içine baka baka.

*Yunanistan 2015’den beri tam 5 yıldır petrolümüzü çalarken başta Tayyip Erdoğan, AKP Hükümetleri, Dışişleri Bakanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün kurumları olanı biteni turist gibi seyrediyor, Yunanistan’ın ulusal petrolümüzü çalmasına sessiz kalıyor.

YUNANİSTAN’A, KUZEY EGE ADALARININ KULLANMA HAKKI VERİLDİ. ADALARIN MÜLKİYETİ, DENİZ YETKİ ALANLARI VE HAVA SAHASI TÜRKİYE’NİN EGEMENLİĞİNDE KALDI !…

*13-14 Şubat 1914 Altı Büyük Devlet Kararı ve 1923 Lozan Antlaşması’nın 12.Maddesi ile Yunanistan’a, Kuzey Ege Adalarının egemenliği değil, sadece kullanma hakkı yani zilyetlik (possession) hakkı verildi. Kuzey Ege’de bulunan Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli, Sakız, Sisam, Ahikerya, İpsara ve Bozbaba adalarının egemenliği ve mülkiyeti ile birlikte deniz yetki alanları ve hava sahası Türkiye’de kaldı.

*Kuzey Ege Adalarının egemenliği ve deniz yetki alanları Türkiye’ye ait olduğu için Türk Deniz Kuvvetleri’nin Gemisi ve TÜBİTAK MARMARA Gemisi, Taşoz, Semadirek, Limni, Midilli ve Ahikerya adalarının Kıta Sahanlığında araştırma yapıyor.

ÖZAL, YUNANİSTAN’I DURDURDU; ERDOĞAN SEYİRCİ KALDI !…

*Yunanistan, 1987 yılında, Bern Mutabakatı’nı ihlal ederek kendi karasularının ötesinde Taşoz Adası etrafında petrol arama ve sondaj çalışmaları başlattı. Özal, Türk Deniz Kuvvetleri’ne ait savaş gemilerini Taşoz Adası’na göndererek Yunanistan’ın petrol arama ve sondaj çalışmalarını durdurdu. Yunanistan, Bern Mutabakatı’na uymak zorunda kaldı.

*Erdoğan ve AKP Hükümetleri döneminde ise Yunan Enerji Şirketi ENERGEAN, 2009 yılında, hiçbir engelle karşılaşmadan, Taşoz Adası etrafında, petrol arama ve sondaj çalışmalarına başladı. Özal’ın durdurduğu Yunanistan, Erdoğan döneminde Bern Mutabakatını ihlal ederek Taşoz Adası Türk Karasuları’nda petrol aramaya başladı.

*Yunan ENERGEAN Şirketi, 2015’te, Prinos adlı bölgede, 31 metre derinlikte 7 petrol kuyusu açarak petrol çıkarmaya başladı. Yunan ENERGEAN Petrol Şirketi’nin ortakları arasında İsrail de var.

*Yunanistan ve İsrail, 2020 İtibarı ile Türk karasularında bulunan 11 petrol kuyusundan günde 4.000 varil ham petrol çıkartıyor.

*Bölgede yapılan sismik araştırmalara göre Taşoz Adası Türk Karasuları’nda 111 Milyon varil petrol rezervi var. Bu petrol rezervi Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal petrolü ve Yunanistan ve İsrail tarafından gözümüzün içine baka baka çalınıyor.

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde sunulmuştur.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// CÜNEYT ŞAŞMAZ : KARADENİZ’de İKİNCİ KEŞİF !?


CÜNEYT ŞAŞMAZ : KARADENİZ’de İKİNCİ KEŞİF !?

Brezinski, "Büyük Satranç Tahtası" isimli kitap’ta, "Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar güçlü bir Türkiye" senaryosunu ortaya koydu.
Özal bu gaza geldi ve öldü!

Yani?!

Özal’ın ip’ini Özal’a çektirdiler.

Soros, "Türkiye’nin en büyük ihraç gücü ordusudur" dedi.

O günden bu yana TSK’nın başına gelmeyen kalmadı, Clinton için "taşeron asker" olarak Suriye’de!

Trump‘ın "yeni bakış açısı" üzerinden bataklık’tan çıkacak mı yoksa Rusya, İran, PKK, IŞİD arasında ‘pinpon top’u gidip gelecek mi?!

Görünen o ki, ölene ya da parçalanana kadar sevmeye devam edecekler.

Bıçak’sırtı ise gündem, bıçak’ın sap’ı kim ya da kimlerin elinde’ye bakmak gerekmez mi?!

Nitekim…

Baskın erken seçim’e kayan süreç kapsamında, saf’lar net’leşiyor.

Önceleri "mehter", sonra "gaz" verilen Türkiye’de "büyük müjde" açıklandı!?

Hem Cumhurbaşkanı hem de Kabinesi’nin iki Bakan’ı tarafından..
Karadeniz’de petrol müjdesi üzerinden, Türkiye üç deniz’de – Akdeniz, Karadeniz, Ege’de -, tüm kara sınır’larında savaş halinde!
Bitmedi, sınır’ötesinde de.
Osmanlı’nın tasfiye süreç’inde olduğu gibi.

Soru şu:
Türkiye, Karadeniz’de bulunduğu iddia edilen petrol’ü kimlerle ortak çıkartacak?!

Türk sondaj gemisi Fatih, Batı Karadeniz kıyılarının yaklaşık 100 deniz mili kuzeyinde, Sakarya Parseli içindeki "Tuna-1" olarak bilinen arama bölgesinde sondaj faaliyeti yürütüyordu.

Sakarya parselinde saptanan doğalgaz rezervi 800 Milyar metreküp civarında!?
Fatih sondaj gemisinin, Sakarya parseli içinde Tuna-1 Kuyusu’nda yaptığı sondajla 320 milyar metreküp doğalgaz rezervi keşfetmesi, Türkiye’nin 21’inci Yüzyıl’da kaderinin değişiminin ilk adımını oluşturacak.

Doğu Akdeniz’de, Ege’de ve Karadeniz’de yaşanan gerilim’in adı: Enerji savaşları.

Demem o ki:

Savaş’ın adı, enerji bazlı dünyalar savaşı.

Nüans?!
Bu müjdeyle birlikte Türkiye dışa bağımlılıktan kurtulacak, prangalarını koparıp atacak, ekonomisi, nüfusu, savunma sanayisi, teknolojisi ve silahlı kuvvetleri ile Doğu Akdeniz’de, Orta Doğu’da ve bölgesel diplomaside son söz sahibi bir ülke konumuna gelecek!?

Demem şu ki:

Enerji, kalkınmanın temel unsuru olmanın yanında, milli bağımsızlığın tesisinde de büyük öneme sahip.

Nüans?!

Türkiye bu gücü ile Kıbrıs konusunda da, Kıbrıslı Türklerin haklarını ve eşitliğini sağlayacak bir çözümün kapılarını açacak ve bunu tesis edecek?!

Hal böyleyken…

Bugün aslında dün’dü.

Bu müjdeli keşif, bence Karadeniz’de ikinci keşif?!

Çünkü 13 yıl önce Karadeniz’de, Akçakoca kıyılarında kurmuş olduğumuz 3 adet doğalgaz çıkarma platformlarımız, mühendislik hatası ve çalışanların sorumsuzlukları yüzünden 2007’de batmıştı.

Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun (YDK), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) ilişkin incelemesi, Akçakoca kıyılarındaki üç doğalgaz platformunun battığını ortaya çıkarmıştı.

Kurul’un raporuna göre, platformlar mühendislik hatası ve çalışanların sorumsuzluğu nedeniyle batarken, 24 milyon dolarlık zarar meydana geldi!?

Kaza nedeni olarak hazırlanan raporda, Amerikan Madison firması suçlanmıştı.

Akkuyu-1 platformunun Temmuz 2005’te batmasına rağmen ders alınmadığına işaret edilen raporda, diğer iki platformun da gerekli tedbirler alınmadan denize bırakılmaları nedeniyle battıkları belirtildi.
Bu konuda Milliyet gazetesinde 30.01.2007’de çıkan haberde, 3 platformun batışı yüzünden TPAO’nun 24 milyon dolar zarar ettiği belirtilmişti.
LİNK : https://www.milliyet.com.tr/ekonomi/karadenizdeki-uc-dogalgaz-platformu-gercekten-batmis-187254
Madison Oil "Ortak Doğalgaz Arama Projesi" kapsamında, Batı Karadeniz’de kurulan doğalgaz kuyularının sondaj platformlarının devrilerek Karadeniz’e gömülmesi, CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın soru önergesiyle ortaya çıkmıştı?!

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler’in, "Dalgalar iki tane direği devirdi diye platform battı diyorsunuz" sözleriyle ilk günden beri yalanladığı haber, YDK raporuna da konu olmuştu.
Raporda, Karadeniz’de Akçakoca açıklarında doğalgaz aramak amacıyla kurulan üç platformdan önce Akkuyu-1’in, hemen ardından da Ayazlı-2 ve Ayazlı-3’ün kaza geçirdiği kaydedildi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iki Bakanı "müjde" dese de, dün ve bugün yapılan açıklamalar; hem şekil hem de kapsamları itibariyle, tamamen tiyatral ve siyasi çıkar amacını güdüyor.
Yani?!
Fonksiyonel ve aydınlatıcı olmasını beklemediğimi ve bu aşamada çok iddialı şeyler söylemenin doğru olmadığını da önceden belirtmek isterim.

Henüz kuyudaki operasyonlardan sağlanan herhangi bir jeolojik ve teknik veriye ulaşmış değilim.

Bununla birlikte Bakan’ın ifadesiyle, 2100 m su derinliğinde ve son derinliği 3500 m olan Tuna-1 arama kuyusunda; gazlı seviye kalınlığının 500 m, sahanın kapladığı alanın ise 250 km2 olduğu açıklandı.
Başka?!
Sondaj programının henüz tamamlanmadığı ve ilave olarak 100 m daha sondaj yapılarak 2 hedef seviyenin daha test edileceği belirtildi.
Nüans?!
Bu açıklamalardan; ulaşılan son derinliğe kadar log alındığını, muhafaza borularının indirilip kuyunun emniyet altına alındığını, rezervuar gelişimi ve gaz show’u olan seviyelerin de test (DST) edildiğini anlıyorum.
Hal böyleyken…
Sondaj sırasında kaydedilen jeolojik veriler yanında testlerde gözlenen basınç ve debilerden bazı belirlemeler yapabiliyoruz.
Yorum yapabilmek için kuyudaki kayıtlar ile test chartları ve verilerini mutlaka görmek gerekir.

Fakat kesin olarak ifade etmeliyim ki, sahanın alansal ve derinlik limitleri ile 320 milyar m3 olarak verilen rezerv ve üretim miktarları mutlaka revize edilecektir.
Ezcümle:
Bu aşamada söylenmesi gerekenlerden çok daha abartılı ve iddialı mesajlar verildi.
Buna karşın devam eden süreçte öncelikle sondaj programı tamamlanacak, daha sonra gereksinen kuyu tamamlama operasyonları yapılacak, daha sonra da uzun süreli üretim testleri gerçekleştirilecektir.
Nitekim…
İleriye doğru beklentiler ve hedeflerin bu aşamayı tamamladıktan sonra açıklanması gerekirdi.
Sahanın keşfinin resmi olarak tescili sonrasında, taahhüt edilecek nihai geliştirme programının gerçekleşmesi için, muhtemelen 3-5 milyar ABD doları dolayında bir yatırım bütçesi gerekmektedir.
Hasılı:
Sahanın karakterizasyonu ve limitlerinin saptanması için ilave 3D sismik ve yeterli sayıda tespit kuyularının kazılması gerekmektedir.

Başka?!

Ayrıca taşıma, depolama, dağıtım ve pazarlama için de finansman ve uzmanlığa ciddi boyutlarda ihtiyaç olacaktır.

Ezcümle:

Bu çerçevedeki yatırım programları ve bütçelerin tasarımının da, Tuna-1 gaz keşfi dolayında beklendiği ifade edilen ilave keşiflerle ortaya çıkacak resmin bütününü gördükten sonra netleşebileceğinin de altını çizmek isterim.

Yani?!

Küresel ve bölgesel gaz talebi ve fiyatları; içinde olduğumuz dönem ve yakın gelecekte, tarihsel olarak en düşük rekor seviyelerde seyretmekte.

Netice:
Bu koşullarla birlikte, ülkemizin kronik bütçe açıkları ve TL üzerindeki baskılarla; "Sakarya Doğal Gaz Sahası’nı 2023’de devreye alacağız" gibi geleceğe ait iddia ve taahhütlerde bulunmayı ise ciddi ve inandırıcı bulmadığımı özellikle belirtmek isterim.
Hasılı:
Parmak bir şey’i işaret ederken, parmak’a bakanlardan olmamak elzem.

LİNK : http://www.ngazete.com/karadenizde-ikinci-kesif-1954yy.htm

Cüneyt Şaşmaz

__._,_.___

SU & ENERJİ & DOĞALGAZ DOSYASI /// Nilüfer ORAL : Karadeniz’de doğal gaz platformunuz mu battı ???


Nilüfer ORAL : Karadeniz’de doğal gaz platformunuz mu battı ???

30 Ocak 2007 tarihli Milliyet gazetesinde çıkan bir habere göre 2005 yılının Kasım ayında Karadeniz’de bulunan üç tane doğalgaz arama platformu batmış! Bunu okur okumaz internetin sağladığı muhteşem imkanlarla arşivleri taradım ve hakikaten Milliyet gazetesinin 17 Kasım 2005 tarihinde üç doğalgaz arama platformunun Akçakoca açıklarında battiğni haberini verdiğini gördüm. Bu olayın ortaya çıkması yine aynı habere göre CHP Adana Milletvekili Tacidar Seyhan’ın soru önergesiyle oldu.

Fakat TPAO ve Enerji Bakanlığı platformlarının batmadığını sadece deniz tabanındaki bir borunda eğilme olduğunu ve bunun kaynak yapalarak düzeltilebilceğini söylediğini gazete yazdı. Oysa aradan 1.5 seneden fazla zaman geçti ve yine Milliyet gazetesinin verdiği aşağıdaki bilgiye göre :

“Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun (YDK), Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’na (TPAO) ilişkin incelemesi Akçakoca kıyılarındaki üç doğalgaz platformunun battığını ortaya koydu. Kurulun raporuna göre, platformlar mühendislik hatası ve çalışanların sorumsuzluğu nedeniyle batarken 24 milyon dolarlık zarar meydana geldi.”

Olayın çok daha önemli olduğu ortaya çıktı. Bu haber hem başka gazetelerde ve hem de NTV tarafından yayınlandı.

Bu haberleri doğru mı anladım diye bir kaç kere okudum. Değil bir tane doğal gaz arama platformunun, tamtamına üç tane dev platformun batması inkar ediliyor. Bu nasıl olur? Bahsini ettiğimiz platformlar balıkçı kayıklar değil— tonlarca ağırlıkta dev yapılar !

Gecikmiş de olsa gerçek ortaya çıktı ve bu çok önemli konu hakkında Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu bir rapor hazırldı. Raporu henüz görme be okuma fırsatım olmadığından ancak gazetenin verdiği bilgileri aktarabiliyorum:

“NTV’nin haberine göre raporda, üç platformun da battığı net biçimde dile getirildi. Raporda Karadeniz’de Akçakoca açıklarında doğalgaz aramak amacıyla kurulan üç platformdan önce Akkuyu-1’in, hemen ardından da Ayazlı-2 ve Ayazlı-3’ün kaza geçirdiği kaydedildi.
Raporda, kaza nedeni olarak mühendislik hatası gösterilirken, sorumluluğun tamamen Amerikan Madison firmasına ait olduğu vurgulandı.”

“Akkuyu-1 platformunun Temmuz 2005’te batmasına rağmen ders alınmadığına işaret edilen raporda, diğer iki platformun da gerekli tedbirler alınmadan denize bırakılmaları nedeniyle battıkları belirtildi. TPAO’nun toplam zararının 24 milyon doların üzerine çıktığı vurgulanan raporda, zararı ödemesi gereken Amerikan firmasının sorumluluğu kabul etmediği de ifade edildi.”

Karadeniz’de arka arkaya üç dev platformun ihmal yüzünden batması birçok açıdan vahim bir olay, fakat belki en önemlisi denizde ve kıyıda oluşturabileceği çevre kirliliği riski. Petrol ve doğalgaz arama platformlarının faaliyetleri ve ömürleri bitince bertaraf edilmeleri uluslararası çevre düzenlemelerinin önemli konular arasındadır. Bugün başta Kuzey Denizi ve Meksika Körfezi olmak üzere dünyada binlerce petrol ve doğal gaz arama platformu faaliyettedir. Ama bunlarla ilgili önemli hukuki düzenlemeler ve standartlar getirilmektedir.

Benim üzerinde durmak istediğim konu Karadeniz gibi çevresel açıdan dünyanın en hassas denizinde petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerinin gerekli standartlara uygun yapılıp yapılmadığıdır. Aslında, hem ulusal olsun hem bölgesel olsun bu önemli ve çevre açısından riski yüksek faaliyetler için olan mevzuat yetersizdir.
Çevre’yı korumak herkezin sorumluğudur. 2872 Nu.’lu Çevre Kanunun 3. Maddesi “a” bendine göre
Başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler.

Ne varki, Türkiye’de Çevre Kanunun 10. Maddesine göre petrol arama faaliyetleri ÇED kapsamı dışında tutuldu. Oysa, söz konusu faaliyetlerin çevreye ne tür etkileri olacağını saptamak ve bunların önlenmesi veya azaltılması için tedbirler alınmasını sağlamak ÇED raporlarının fonksiyonları arasındadır.

Ayrıca, bölgesel olarak Türkiye’nin de taraf olduğu “Karadeniz’in Kirliliğe Karşı Korunması (Bükreş) Sözleşmesi’ne göre:- Karadeniz’I çevre kirliliğne karşı koruma yükümlüğümüz var dır. Petrol ve doğal gaz arama faaliyetlerine ilişkin olarak 11. Madde kıta sahanlığında yapılan faaliyetlerden doğan kirlenme için taraf her ülkeyi en kısa zamanda bu tür faaliyetlerden doğabilecek deniz çevre kirlenemesine karşı hukuki düzenleme yapmakla yükümlü kılmışlardır ve bu hukuki düzenlemelerle de ayrıca bölge deki ülkeler arasında uyun sağlamak zorunludur.

Maalesef bu konuyla ilgili olarak henüz bir adım atılmadı. Sade Türkiye’ye ilgilendiren bir konu değil çünkü Karadeniz’in kıyısı olan başka bölgelerdede de petrol ve doğal gaz arama faaliyetleri devam etmektedir ve artacaktır.

Bir örnek vermek gerekirse, açık denizde faaliyet yapan petrol ve doğal gaz platformlarının çevreye verdiği muhtemel zararların önlenmesi açısından en gelişmiş bölgesel mevzuat Kuzey Denizi ülkelerinin taraf oldukları OSPAR (Oslo-Paris) Komisyonunun uyguladığı Offshore Oil and Gas Industry Strategy dir. Bu stratejinin amacı açık denizde yapılan bu tür arama faaliyetlerine karşı deniz çevresini ve insan sağlığını korumaktır.

Herşey bir yana bu platformların batmasıyla ilgili herhangi bir hukuki işlem yapılacak mı? Ceza verilecek mi? Bu platformların “ihmal” sebebiyle batması deniz kirliliğine sebep oldu mı? Çevre Kanununun 28. maddesine göre çevreye zarar verenler kusur aranmaksızın sorumlu tutuluyor. Peki, 17 Kasım 2005 tarihi akabinde çevre kirliliği ile ilgili herhangi bir inceleme yapıldı mı?

“Gemi ve Deniz Araçalrına Verilecek Cezalarda Suçun Tespiti ve Cezanın Kesilmesi Usulleri İle ullanılacak Makbuzalara Dair Yönetmelik” ‘ın 12. Maddesine göre kirlenme mahallinde suçun tespiti için :

A – Kirleten gemi ve deniz vasıtasının olay mahallinde bulunduğu durumlarda;
a) Kirlenen mahallin ve kirleticinin yeteri kadar fotoğraf, film ve video çekimi ile tesbiti yapılır,
b) Kirlenen mahalden ve kirleticiden yeteri kadar numune alınır.
c) Alınan numuneler özel kaplarına konarak üzerleri mühürlenir,
d) Geminin ve deniz vasıtasının tonajına göre form (A) ya da (B) doldurulur,
e) Alınan numuneler en yakın yetkili standart laboratuvara tahlil için vakit geçirmeksizin iletilir,
f) Alınan numuneler standart laboratuvarda derhal değerlendirilerek sonuç bir rapor ile bildirilir,
g) Tesbit tutanağı düzenlenir.
B – Kirleten gemi ya da deniz vasıtasının kirlenme mahallinden uzaklaşıp karasularımız, serbest ve münhasır ekonomik bölgeler içinde olduğu durumlarda: Kirlenme mahallindeki idari ceza vermeye yetkili amirlerce;
a) Kirlenen mahallin yeteri kadar fotoğrafla tesbiti yapılır,
b) Kirlenen mahalden yeteri kadar numune alınır,
c) Alınan numuneler özel kaplarına konularak üzerleri mühürlenir, tarih, saat, numune alınan yer belirtilerek etiketlenir,
d) Alınan numuneler tahlil için en yakın yetkili standart laboratuvara derhal gönderilir,
e) Tesbit tutanağı düzenlenir,
f) Durum, vakit geçirmeksizin hakkında ceza uygulamak üzere kirleten gemi veya deniz vasıtasının bulunduğu mevkideki idari ceza vermeye yetkili makama bildirilir. Gemi veya deniz vasıtasının bulunduğu mevkideki idari ceza vermeye yetkili amir tarafından;
a) Fotoğrafla tesbit yapılır,
b) Kirleticiden yeteri kadar numune alır,
c) Alınan numuneler özel kaplarına konularak, üzerleri mühürlenir, tarih, saat, yer, numune alınan yer belirtilerek etiketlenir,
d) Alınan numuneler tahlil için en yakın yetkili standart laboratuvarlara gönderilir,
e) Geminin veya deniz vasıtasının tonajına göre (A) ya da form (B) doldurulur,
f) Tesbit tutanağı hazırlanır, ilgililere imzalattırılır.
C – Kirleten gemi veya deniz vasıtasının kirlenme mahallinden uzaklaşıp, karasularımızın, münhasır ekonomik bölge veya serbest bölgelerin dışında olduğu durumlarda:
Kirlenme mahallindeki idari ceza vermeye yetkili amirlerce;
a) Kirlenen mahallin yeteri kadar fotoğrafla tesbiti yapılır,
b) Kirlenen mahalden yeteri kadar numune alınır,
c) Alınan numuneler özel kaplarına konularak, üzerleri mühürlenir, tarih, saat, numune alınan yer belirtilerek etiketlenir,
d) Alınan numuneler tahlil için en yakın yetkili standart laboratuvara gönderilir,
e) Tesbit tutanağı düzenlenir,
f) Olay mahallin en büyük mülki amirine bildirilir.

Bunlar yapılıdı mı?

Türkiye için enerji kaynakları bulmak önemli bir milli meseledir. Şüphesiz dışa bağımlılığın birçok açıdan olumsuz etkileri vardır. Dolayısiyle kendi sınırlarımız içinde petrol ve doğal gaz bulma faaliyetlerine devletin destek vermesini, teşvik ve kolaylık göstermesini anlayışla karşıliyorum. Ne var ki, destek verirken, teşvik ve kolaylık sağlarken çevre ve insan güvenliğinden ödün verilmemesi gerekiyor. Çünkü sonunda bunun faturası daha da pahallı olacaktır.