ERMENİ SORUNU DOSYASI /// Teoman Ertuğrul TULUN : SRİ LANKA’DAKİ TERORİST SALDIRI TRAJEDİSİ SAHTE SOYKIRIM İDDİALARINI YAYMAK İÇİN KÖTÜYE KULLANILIYOR !!!


Teoman Ertuğrul TULUN : SRİ LANKA’DAKİ TERORİST SALDIRI TRAJEDİSİ SAHTE SOYKIRIM İDDİALARINI YAYMAK İÇİN KÖTÜYE KULLANILIYOR

21 Nisan’da Sri Lanka’da gerçekleşen menfur terör saldırılarının ardından Guardian gazetesinde aynı tarihte Giles Fraser imzası ile "Sri Lanka saldırılarının gösterdiği gibi Hristiyanlar dünyanın her yerinde zulümle karşı karşıya" başlıklı bir görüş yazısı yayınlanmıştır.[1] Guardian, adı geçen yazarı “ Güney Londra ‘Elephant and Castle’ kilise rahibi” olarak tanıtmaktadır. Adıgeçen geçmişte Londra merkezli bir Anglikan Hristiyanlık haftalık dergi olan Church Times’ de haftalık köşe yazıları yazmıştır.

Giles Fraser görüş yazısının kısa açılış paragrafında, Sri Lanka’daki çeşitli kiliselere yapılan terörist saldırılara kısaca atıfta bulunmakta, ancak çoğunlukla Budist olan bu ülkedeki Hristiyanlığın tarihine veya eğer mevcut ise, Hristiyanlığın bir azınlık dini olarak karşı karşıya bulunduğu sorunlara değinmemektedir. Bunun yansıra, Sri Lanka’nın Hristiyan nüfusunun hem Sinhala hem de Tamil etnik gruplarının üyelerinden oluştuğu konusunda bilgi vermemektedir.

Bu kısa girişin ardından Giles Fraser tanınmış bir bilim insanı ve klasik tarih uzmanı ile yaptığı “Roma dönemindeki Hristiyan zulmü hakkında” bir konuşmadan söz etmekte, “onun (klasik tarih uzmanı) daha sonraki Hristiyanların büyüttüğü kadar büyük bir sorun olmadığı görüşünde olduğunu “ belirtmektedir. Adıgeçen daha sonra görüş yazısının şu şekildeki temel iddiasını ortaya koymaktadır: “Hristiyan zulmünün tarihteki en ciddi aşamalarından birini yaşıyor olmamıza rağmen çoğu insan bunu kabul etmeyi reddediyor.”

Nisan ayının, propagandacıların ve bunların gözü kapalı destekçilerinin 1915 olaylarıyla ilgili sahte soykırım iddialarını yinelemelerinin adet haline getirilmiş yıllık törensel ayinlerine rastlayan bir dönem olduğu bilinmektedir. Bir “yıldönümü” olarak görülen Nisan ayı bu bağlamda propagandacılara beyin yıkama faaliyetinde bulunmaları için iyi bir fırsat sağlamaktadır. Bu propagandanın ana hedef kitlesi Hristiyan Batı dünyası ve propagandanın temel aracı dindir, yani Hristiyanlıktır. Bu “Hristiyancılar” (Christianist) için gözde düşman grupları Türkler ve Müslümanlardır. Söz konusu “Hristiyancılar” ilkel ve yıkıcı bir intikam zihniyetinden beslenen propaganda çalışmalarında araç olarak Türk ve İslam kimliğine karşı düşmanlığı, yani Türk düşmanlığını (Turcophobia) ve İslam düşmanlığını (Islamaphobia) kullanmaktadırlar.

Kilise rahibi Giles Fraser görüş yazısında Sri Lanka’daki terör saldırıları bahanesi altında bu Türk ve İslam düşmanı koroya katılmakta ve “Hristiyanlığın geçtiğimiz yüzyılda, doğduğu yer olan Orta Doğu’dan neredeyse sürüldüğünü” iddia etmektedir. Soykırımın yasal anlamını açıklamadan ve 9 Aralık 1948 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul edilen “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına İlişkin Sözleşme ”den söz etmeden, cahilce Türkiye’yi soykırım suçuyla itham etmektedir.

Giles Fraser, bu bağlamda, Negev Ben Gurion Üniversitesi’nden Benny Morris ve Dror Ze’evi isimli iki İsrailli profesör tarafından gelecek günlerde yayınlanacağını bildirdiği yeni bir kitabı da tanıtmaktadır. Adıgeçen bu konuyla ilgili olarak “İsrailli tarihçiler Benny Morris ve Dror Ze’evi bu hafta söz konusu dönemin uzun zamandır beklenen bir muhasebesini yayımlayacaklar. Otuz Yıllık Soykırım: Türkiye’nin Hristiyan Azınlıklarını İmhası, 1894’ten 1924’e kadar, Türk yetkililerin yaklaşık 2,5 milyon Hristiyan’ı sistematik olarak katlettiğin ileri sürüyor” demektedir.

“Otuz Yıllık Soykırım: Türkiye’nin Hristiyan Azınlıklarını İmhası” kitabının yazarları kimlerdir?

Söz konusu kitabın yazarlarının isimlerinin kısa bir taraması, Benny Morris’in “kendisini Siyonist olarak tanımlayan ve Siyonist eylemleri destekleyen” bir İsrailli profesör olduğuna işaret etmektedir.[2] Basında, Morris’in “Haaretz’de yayınlanan 2004 tarihli bir röportajda, Nakba (el-Nakbah- felaket veya facia ) olarak bilinen ve 700.000’den fazla Filistinli Arap’ın kaçtığı veya evlerinden atıldığı etnik temizliği haklı gördüğü” belirtilmektedir.[3] Haberde, “Morris, Filistinlilerin etnik temizliğini haklı buldu. Bu husustaki beyanlarını son görüşmede tekrar değerlendirmeye davet edilen tarihçi görüşünde ısrar etti. Görünüşe göre kullandığı bazı ifadelerden pişmanlık duyan Morris, (Filistinli) nüfusun ülkeden kovulmasını desteklemeye devam etti.” denilmektedir.

Haaretz’in Benny Morris ile söyleşisi “en güçlü olan yaşamını sürdürür” başlığını taşıyor.[4]

Haaretz gazetesinin 2004 yılında Benny Morris ile yaptığı söyleşi, ilginç biçimde Sosyal Darwinistlerin, Eugeniklerin ve insanın doğal ayıklanması sosyal teorisinin ilke sözü olan “en güçlü olan yaşamının sürdürür” başlığını taşımaktadır. Söyleşiden alınan aşağıdaki bölümler, söyleşinin başlığının neden bir Sosyal Darwinist ve Eugenic ilke sözünü yansıttığını açıklamaktadır:

“ (Ari Shavit, Haaretz muhabiri) Ben-Gurion’un kasıtlı ve sistematik bir kitlesel kovma politikasından kişisel olarak sorumlu olduğunu mu söylüyorsunuz?

(Benny Morris) Nisan 1948’den itibaren, Ben-Gurion bir nakil (transfer) resmi bildirgesi (message) öngörüyor. Yazılı olarak açık bir emir yoktur, düzenli kapsamlı bir politika yoktur, ancak [nüfus] nakli atmosferi vardır. Nakil düşüncesi söyleniyor. Tüm liderlik bunun fikir olduğunu biliyor. Görevli olanlar onlardan ne istendiğini anlıyor. Ben-Gurion devrinde bir nakil oydaşması (consensus) yaratıldı.

(Ari Shavit) Ben-Gurion bir "nakilci" miydi?

(Benny Morris) Elbette. Ben-Gurion bir nakilciydi. Ortasında büyük ve düşman bir Arap azınlığa sahip bir Yahudi devletinin olamayacağını anladı. Böyle bir devlet olmazdı. Var olamazdı.

(Ari Shavit) Onu kınadığınızı işitmedim.

(Benny Morris) Ben-Gurion haklıydı. Yaptığı şeyi yapmasaydı, bir devlet oluşmazdı. Bu açık olmalı. Kaçmak mümkün değil. Filistinlilerin köklerinden sökülmesi (uprooting) olmasaydı, burada bir Yahudi devleti olmazdı.

Morris’in bu söyleşide bir Yahudi devletinin kurulması için etnik temizliği, zorla sınır dışı etmeyi ve yer değiştirmeyi açıkça savunduğunu görmek oldukça hayret vericidir. Söyleşiyi yapan gazeteci, Benny Morris’in ruh haline ilişkin gözlemlerini şu şekilde açıklamaktadır:

“ Siyasi olarak doğru olan en keskin, en şok edici ifadeleri ateş eder gibi söylerken iki kez düşünmedi. Korkunç savaş suçlarını düşüncesizce, vahiysel bakış (apocalyptic vision) ile betimleyerek dudaklarındaki bir gülümsemeyle izah etti. Gözlemciye, kendi elleriyle Siyonist Pandora kutusunu açan ve bu kutunun içinde bulduğuyla tedirgin olan, içsel çelişkileriyle başa çıkmakta zorluk yaşayan bir kişi izlenimini verdi.”

Bu bağlamda, Morris’in yukarıda “etnik temizlik” konusundaki sözleriyle ilgili açıklamalarına da değinmek istiyorum. Adıgeçenin bu açıklaması Haaretz gazetesinde de yayınlandı. Açıklamanın ilgili kısımları aşağıdaki gibidir:

“Arapların bölgeden veya İsrail Devleti’nden kovulmalarını desteklemiyorum! Böyle bir kovma ahlaksızlık olur ve aynı zamanda gerçekçi değildir. Söylediğim şuydu: gelecekte, bu topluluklar komşuları tarafından İsrail’e yapılan geniş bir saldırı ile birlikte İsrail Devletine karşı şiddet uygularlar ve onun (İsrail) hayatta kalmasını tehlikeye sokarlarsa, kovmalar (expulsions) elbette olanaklıdır.”[5]

Benny Morris’in bu açıklaması gelecekte Türk bilim insanları tarafından, Ermeni devrimci komitelerinin Osmanlı İmparatorluğunda hükümete karşı isyanları ve Türk halkı için bir ölüm-kalım anı olan Birinci Dünya Savaşı sırasında ülkeyi işgal etmek isteyen kuvvetlerle işbirlikleri nedeniyle yeniden iskâna tabi tutulmaları açısından incelenmelidir. Ayrıca İsrail’deki durumun aksine o dönemde bir sınırdaşı edilme durumu söz konusu değildir. Osmanlı hükümeti Ermeni nüfusunu geçici bir önlem olarak yeniden iskânını öngörmüş ve savaşın getirdiği güvenlik riski azaldığında, Ermenilere evlerine dönmeleri için yasal ve idari olanak tanımıştır. Bu bağlamda, yukarıda değinilen kitabın Benny Morris gibi açık biçimde acımasız ve ayrımcı bir şahıs tarafından hazırlanmasının konuya komik bir görünüm kazandırdığının altının da çizilmesi gerekir.

Kitap ne zaman ve kim tarafından yayınlanacak?

“Otuz Yıllık Soykırım: Türkiye’nin Hıristiyan Azınlıklarının İmhası, 1894–1924” başlıklı 672 sayfalık kitabın 24 Nisan 2019’da “Harvard University Press” tarafından yayınlanacağı belirtilmektedir.[6] “Harvard University Press” kitabı şu şekilde tanıtmaktadır:

“ Osmanlı İmparatorluğunun ve ardından Türkiye Cumhuriyetinin Hristiyan azınlıklarına karşı yaptığı dev katliamların yeniden değerlendirmesi.
1894 ve 1924 arasında Anadolu’yu daha önce nüfusun yüzde 20’sini oluşturan bölgedeki Hristiyan azınlıkları hedef alan üç şiddet dalgası silip süpürdü. 1924’te Ermeniler, Asuriler ve Yunanlılar yüzde 2’ye düşürülmüştü. Tarihçilerin çoğu bu dalgaları ayrı, yalıtılmış olaylar olarak değerlendirdi ve ardı ardına gelen Türk hükümetleri bunları bir dizi talihsiz kaza olarak sundular. Otuz Yıllık Soykırım, bu üçünün aslında Anadolu’nun Hıristiyan nüfusunu yok etmek için yapılmış tek, sürekli ve kasıtlı bir çabanın bir parçası olduğunu gösteren ilk muhasebesidir”

Sonuç

“Batı Dünyasında Yükselen İslam Düşmanlığı ve Türk-Ermeni Anlaşmazlığı” başlıklı AVİM analizinde[7] açıklandığı gibi din 1915 Olaylarında ve bununla ilgili Türk-Ermeni anlaşmazlıklarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda şu hususlar dile getirilmiştir:

“Ermeni soykırımı anlatısında Ermeniler sık sık ‘ilk Hıristiyan milleti’ olarak nitelendirilirken, Türkler çeşitli Hristiyan gruplarını yok etmek isteyen acımasız Müslümanlar olarak tasvir edilir. Bu, Hristiyan grupların dikkatini çekmek ve Ermeniler çevresinde dayanışma sağlamak için kullanılır. Birçok Hristiyan grup, 1915 Olaylarıyla ilgili tarihsel verileri incelemeden bu anlatıyı desteklemiştir” [8]

Guardian gazetesinde yer alan Giles Fraser’in yukarıda değinilen görüş yazısı, Batı Hristiyan dünyasındaki bu zihniyetin bir örneğidir. Bu kez, iki İsrailli profesörün yazdığı kitabın devreye girmesiyle, bu konuya bir Yahudi-Hıristiyan (Judeo-Christian) boyutunun katılmasına tanık oluyoruz. Fraser’in Yahudi köklerinin[9] ve yeni aile bağlarının bu yeni boyutun ortaya çıkmasına katkıda bulunmuş olması kuvvetli bir olasılıktır. Bağnazlık, geçmişte insanlığa iyilikten çok kötülük getirmiştir. İnsanlık Haçlı Seferleri’nin yıkımını yaşamıştır. Bu yıkımları hazırlayan zihniyeti günümüze taşımak isteyenlere kararlı bir şekilde karşı durmalıyız.

*Fotoğraf:https://www.straitstimes.com

[1] Gile Fraser, “As the Sri Lanka attacks show, Christians worldwide face serious persecution”, Guardian, 21 Nisan 2019, blm. Opinion, https://www.theguardian.com/commentisfree/2019/apr/21/sri-lanka-attacks-christians-worldwide-persecution-silence.

[2] Hillel Cohen ve Haim Watzman, Year Zero of the Arab-Israeli Conflict 1929, 2. bs, The Schusterman Series in Israel Studies (New England: Brandeis University Press, 2015), 253.

[3] “Benny Morris says Nakba was ‘very clean war’”, Middle East Monitor, 14 Ocak 2019, https://www.middleeastmonitor.com/20190114-benny-morris-says-nakba-was-very-clean-war/.

[4] Ari Shavitt, “Survival of the Fittest”, Haarezt, 08 Ocak 2004, https://www.haaretz.com/1.5262454.

[5] Benny Morris, “Right of Reply / I Do Not Support Expulsion”, Haaretz, 22 Ocak 2004, https://www.haaretz.com/1.4677465.

[6] “The Thirty-Year Genocide”, Publication, Harvar University Press, 2019, http://www.hup.harvard.edu/catalog.php?isbn=9780674916456.

[7] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Rising Islamophobia in the Western World and the Turkish-Armenian Controversy”, Center For Eurasian Studies (AVİM), 15 Mart 2019, blm. Analysis, 2019/4, https://avim.org.tr/en/Analiz/RISING-ISLAMOPHOBIA-IN-THE-WESTERN-WORLD-AND-THE-TURKISH-ARMENIAN-CONTROVERSY.

[8] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Islamophobia and Turkish-Armenian controversy: Analysis”, Hürriyet Daily News, 22 Mart 2019, http://www.hurriyetdailynews.com/islamophobia-and-turkish-armenian-controversy-analysis-142087.

[9] Gile Fraser, “This German circumcision ban is an affront to Jewish and Muslim identity”, Guardian, 17 Temmuz 2012, Opinion baskı, https://www.theguardian.com/commentisfree/belief/2012/jul/17/german-circumcision-affront-jewish-muslim-identity.

TERÖR DOSYASI : Sri Lanka saldırılarının sorumlusu olduğu söylenen Ulusal Tevhid Cemaati kimdir ???


Sri Lanka saldırılarının sorumlusu olduğu söylenen Ulusal Tevhid Cemaati kimdir ???

Sri Lanka’da Pazar günü Paskalya kutlamaları sırasında otel ve kiliselere düzenlenen, en az 310 kişi yaşamını yitirdiği, 500’den fazla kişi de yaralandığı 8 bombalı saldırının sorumlusu olduğu söylenen Ulusal Tevhid Cemaati (UTC) henüz saldırıları üstlenmedi.

Ancak çeşitli vesilelerle gazetecilere konuşan Sri Lankalı yetkililer, dolaylı yollardan UTC’yi suçluyor.

Son olarak Sri Lanka Savunma Bakanı Ruwan Wijewardene Meclis’te yaptığı açıklamalarda "Yürütülen soruşturma sonucu elde edilen ilk bulgular, saldırıyı Ulusal Tevhid Cemaati tarafından gerçekleştirildiğini ve Yeni Zelanda’daki cami saldırılarına bir misilleme olduğunu gösteriyor" dedi.

Peki bugüne kadar adı pek duyulmayan bu örgüt kimdir?

Yetkililer de, Sri Lanka basını da UTC’yle ilgili detaylı bir bilgi vermiyor.

Grubun, bir başka radikal İslamcı örgüt olan Sri Lanka Tevhid Cemaati’nden koptuğu tahmin ediliyor.

Henüz bu bağlantıyı kanıtlayan bir delil ya da belge sunulmasa da, özellikle Hint basını bu iddianın üzerinde duruyor. Sri Lanka Tevhid Cemaati de aslında Hindistan’daki Tamil Nadu Tevhid Cemaati’nin Sri Lanka’daki uzantısı.

UTC bugüne kadar pek duyulmazken Sri Lanka Tevhid Cemaati, çok daha organize bir örgüt. 2016’da örgütün liderlerinden Abdül Razik, ülkedeki Budistlere yönelik nefret söylemi nedeniyle gözaltına alınmış, ardından özür dilemişti.

UTC ismi en son 2018’in aralık ayında gündeme gelmişti. Mawanella’da Budist tapınaklarının dışındaki Buda heykellerine yapılan saldırılardan, bazı haberlere göre, UTC sorumluydu.

Yaklaşık 21 milyon nüfusu olan Sri Lanka’nın yüzde 9,7’si Müslüman.

Örgütün sosyal medyadaki görünürlüğü de az. Facebook sayfası birkaç haftada bir güncelleniyor, Twitter hesabı ise Mart 2018’den beri güncellenmemiş.

Facebook sayfasında daha çok kan bağışı kampanyaları, birikimlerin yoksul kesimle de paylaşılması gibi çağrılar yer alıyor. Sayfada aynı zamanda, örgütün lideri olduğu düşünülen Muhammed Zahran’ın da bir videosu paylaşılmış.

Örgütün bir internet sitesi de var ancak kapatılmış durumda. Pazar günkü saldırılardan sonra yetkililer tarafından mı kapatıldı yoksa öncesinde kendileri mi kapatmıştı, henüz bilinmiyor.

Saldırılarla bağlantısı araştırılıyor

AFPHükümet Sözcüsü Rajitha Senaratne

Hükümet Sözcüsü Rajitha Senaratne, Pazartesi günü başkent Colombo’da gazetecilere yaptığı açıklama sırasında, "saldırıların öncesinde yabancı istihbarat örgütlerinden bazı uyarılar geldiğini" söyledi.

Başbakan Ranil Wickremesinghe de Pazar günü düzenlediği basın toplantısında "ilgili kurumların daha önceden bazı istihbarat bilgilerine sahip olduğunu ancak bu bilgilerin kendisine ya da doğrudan cumhurbaşkanına bağlı olan savunma ve güvenlikle ilgili bakanlarına iletilmediğini" söyledi.

Cumhurbaşkanı ile görevden alıp kısa bir süre sonra yeniden koltuğu verdiği Başbakan arasında, 2018’in sonundan beri gerilim yaşanıyor.

Sri Lanka İletişim Bakanı Harin Fernando da Twitter hesabından, Sri Lanka emniyet müdürünün nisan ayı başında gönderdiği bildirilen bir belgeyi paylaştı.

Twitter Reklamları’na ilişkin bilgiler ve gizlilik

Belgede, UTC ismi açıkça yer alıyor ve örgütün hem kiliselere, hem Hint Yüksek Komiserliği’ne saldırı hazırlığında olduğu uyarısı yapılıyor.

Örgütün lideri olarak da Muhammed Zahran’ın ismi veriliyor.

Bir gün sonra da Sağlık Bakanı Rajitha Senaratne, hükümetin güvenlik toplantısından çıkıp gazetecilerle bir araya geldi. Fernando’nun paylaştığı belgenin gerçek olduğunu ve UTC’nin adının da bu belgede yer aldığını açıkladı.

Ancak hükümet henüz resmi olarak saldırıları UTC’nin yaptığını duyurmadı.

Bugüne kadar 24 şüpheli gözaltına alındı. Gözaltına alınanlarla ilgili de detaylı bilgi verilmiyor. Bu isimlerin UTC’yle bağlantısı olup olmadığı henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

Uluslararası bağlantı şüphesi

Yetkililer, çok küçük bir yapılanma olan UTC’nin tek başına hareket etmediğinden şüpheleniyor.

Hükümet Sözcüsü Sanaratne, "Bize göre bu ülkedeki küçük bir örgüt bütün bunları yapamaz. Şu an örgütün arkasındaki uluslararası desteği ve diğer bağlantıları araştırıyoruz. Buradaki intihar saldırganlarının nasıl ortaya çıktığını, bu bombaları burada nasıl ürettiklerini bulmaya çalışıyoruz." açıklaması yaptı.

UTC’nin adını doğrudan vermese de, Sri Lanka Cumhurbaşkanı Maithripala Sirisena’nın ofisinden yapılan açıklamada da saldırıların arkasındaki grubun ülke dışından destek aldığına yönelik iddiaya yer verildi:

"İstihbarat birimlerimiz, yerli teröristlerin arkasında uluslararası terör gruplarının olduğunu bildiriyor. Bunlarla mücadele etmek için uluslararası yardım talep edeceğiz."

TERÖR DOSYASI : Sri Lanka’da 290 kişinin ölümüne neden olan kanlı saldırıda CIA parmağı


Sri Lanka’da 290 kişinin ölümüne neden olan kanlı saldırıda CIA parmağı

Sri Lanka’da 290 kişinin ölümüne neden olan bombalı saldırıları gerçekleştiren örgütün Ulusal Tevhid Cemaati adlı radikal bir Müslüman grup olduğu açıklandı. 10 gün önceden istihbarat alındığı halde saldırıya karşı hiçbir önlem alınmaması kafaları kurcalıyor. Kanlı saldırının ABD istihbarat servisi CIA işi olabileceği iddia ediliyor

Terör tüm dünyada kol geziyor. Son olarak Sri Lanka’da ortaya çıkan terör, 290 kişinin ölümüyle sonuçlanan kanlı bir saldırıya imza attı.

15 Mart’ta Yeni Zelanda’daki saldırının ardından Paskalya Bayramı’nda Hıristiyanları hedef alan saldırının failleri Sri Lanka hükümeti tarafından açıklandı. En az 290 kişinin hayatını kaybettiği saldırıların Ulusal Thowheet Jama’ath (Ulusal Tevhid Cemaati) adlı radikal bir Müslüman grubun gerçekleştirdiği açıklandı.

Gelen bilgilere göre kilise ve otellere düzenlenen terör saldırılarını 7 intihar eylemcisinin gerçekleştirdi. Sağlık Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Rajitha Senaratne, yaptığı açıklamada, saldırıların sorumlusunun "Ulusal Tevhid Cemaati" adlı yerli örgüt olduğunu belirtti. Senaratne, örgütün saldırıları uluslararası bir terör şebekesinin desteğiyle gerçekleştirdiğinden şüphelenildiğini ifade etti.

Sri Lanka cumhurbaşkanı da saldırıya ilişkin uluslararası bağlantıların ortaya çıkarılması için yabancı ülkelere işbirliği çağrısında bulundu.

Hükümet 3 kez uyarılmış

Öte yandan, hükümetin saldırılardan önce Paskalya döneminde ülkede terör eylemi düzenlenebileceği konusunda üç kez uyarıldığı iddia edildi.

Hindistan’da yayın yapan Business Television India’da yer alan haberde, Sri Lanka hükümetinin, saldırıların olabileceğine dair 4 Nisan’da bir "dost ülkenin" kendilerini uyardığını kabul ettiğini ileri sürdü. Hint basınında çıkan haberlerde, söz konusu dost ülkenin Hindistan olduğu yorumları yapıldı.

Sri Lanka Telekomünikasyon Bakanı Harin Fernando da kişisel Twitter hesabında, Sri Lanka Emniyet Müdür Yardımcısının imzasıyla yayımlanan 11 Nisan tarihli bir istihbarat raporunun fotoğrafını paylaştı.

Raporda, "Ulusal Tevhid Cemaati" adlı örgütün, Paskalya Bayramı’nda ülkedeki Katolik kiliselerine ve İngiltere Yüksek Temsilciliğine yönelik eylem hazırlığında olduğuna dair bilgilerin yer aldığı belirtildi.

Fernando, yetkilileri raporu görmezden gelmekle suçladı. Ülkesinde düzenlenen saldırılara ilişkin istihbaratın önceden alındığını kabul eden Sri Lanka Başbakanı Ranil Wickremesinghe, yeterli önlemlerin neden alınmadığının araştırılacağını söyledi.

Uyarılardan sonuncusunun ise saldırının yaşandığı sabah saatlerinde, bombaların patlamaya başlamasından 10 dakika önce militanlar tarafından yapıldığı ileri sürüldü. Sri Lanka’da 21 Nisan pazar günü 8 ayrı noktaya düzenlenen terör saldırılarında en az 290 kişi hayatını kaybetmiş, 500’den fazla kişi de yaralanmıştı.

Hristiyanlarca kutsal kabul edilen Paskalya ayinlerinin düzenlendiği Kochchikade kentindeki St. Anthony, Katana’daki St. Sebastian ve Batticaloa’daki Meryem Ana kiliseleri ile başkent Kolombo’daki beş yıldızlı Shangri-La, Cinnamon Grand ve Kingsbury otellerine bombalı saldırılar gerçekleştirilmişti.

Bu saldırıların ardından başkent Kolombo’nun banliyöleri Dehiwala’daki konukevi yakınında ve Dematogoda da üst geçit yakınında patlamalar olmuştu.

İstihbarat işine benziyor

Saldırının planlandığı bilgisi 10 gün önceden elde edildiği halde hiçbir tedbir alınmamış olması şüphe çekiyor. Zira 8 ayrı noktada patlatılan bombalara karşı güvenlik güçlerinin hiçbir önlem almadığı anlaşılıyor. S

aldırının ardından hemen radikal Müslüman bir grubun fail olarak açıklanması da kafalarda soru işaretleri ortaya çıkmasına neden oldu. Zira bu karanlık örgütün adı ilk kez, Amerikan istihbarat servislerine yakınlığıyla bilinen New York Times (NYT) tarafından duyuruldu.

NYT’nin örgütün adını duyurduğu saatlerde İngiliz yayın kuruluşu BBC’nin Sri Lanka hükümet yetkililerine örgütle ilgili sorusu, ‘örgüt adı henüz belli değil’ şeklinde yanıtlandığı da biliniyor. Bütün bunlar göz önüne alındığında saldırının ABD dış isitbarat servisi CIA işi olabileceği ihtimali gündeme geliyor.

Saldırıyla birlikte zaten azınlıkta ve baskı altında olan Müslümanlar için Sri Lanka’da hayat bundan sonra daha da zorlaşacak.