TOPLUMSAL SORUNLAR DOSYASI /// Prof. Dr. Mehmet KARAGÜL : İktisadî ve Siyasî Dönüşümde Toplumsal Değerler


Prof. Dr. Mehmet KARAGÜL : İktisadî ve Siyasî Dönüşümde Toplumsal Değerler

09 May 2020

Bireyin davranışlarını belirleyen temel etken, ait olduğu toplumun sahip olduğu değerler manzumesidir. Çünkü her bireyin yeme içme ve barınmadan sonra hayattan en önemli beklentisi, içinde bulunduğu sosyal çevre tarafından farkına varılma ve itibar görebilme ihtiyacıdır….

Bireyin davranışlarını belirleyen temel etken, ait olduğu toplumun sahip olduğu değerler manzumesidir. Çünkü her bireyin yeme içme ve barınmadan sonra hayattan en önemli beklentisi, içinde bulunduğu sosyal çevre tarafından farkına varılma ve itibar görebilme ihtiyacıdır. Bu çerçevede kişi için yeme, içme, barınma vb. bedensel dürtüler içgüdülere bağlı tatmin edilirken, ruhsal tatmine dayalı “ben de varım”, “beni de görün” dürtülerin ise “dış güdü” diyebileceğimiz toplumsal değerlere göre şekil aldığını ifade etmek durumundayız.

Dolayısıyla toplumların sahip olduğu değerler, (dış dürtüler) bireylerin davranışlarını yönlendirirken, söz konusu davranışlar da toplumların sosyo-ekonomik yapısını belirlemektedir. Bu anlamda milletlerin ekonomik ve sosyal yapılarında yaşanan müspet ve menfi değişimler, büyük ölçüde ilgili toplumdaki değerlerde görülen farklılıklarla açıklanabilecek bir olgudur.

1071’de Alparslan ile başlayan Anadolu’yu Türk’e yurt yapma ülküsüne dayalı kutlu mücadele, Fatih Sultan Mehmet ile çağ kapayıp çağ açma müjdesine mazhar olmayla devam edip, Kanunî Sultan Süleyman ile Cihan’a nizam verme mefkûresine ulaşmıştır. Türk Milleti’nin o günden bugüne yaşadıkları ise maalesef hep bir ileri, iki geri şeklinde devam edip gitmiş, neticede yaklaşık dört yüzyıl boyunca üç kıtayı kontrol edebilen bir millet, yüz yılı aşkın bir süredir, Anadolu’da varlık mücadelesi vermeye çalışmaktadır.

İki asrı aşan bir süreden beri ise bu hâlin nedenlerini ortaya koyabilmek için söylenmedik söz kalmamış olsa da iki kelâm da bizim söylememiz neyi değiştirir bilinmez ama içimizde kalmasın…

İslâm dünyasının yetiştirmiş olduğu müstesna şahsiyetlerden olan İbn-i Haldûn, Mukaddime adlı eserinde milletleri güçlü kılan değerin, toplumsal birlikteliği destekleyen, bir anlamda millî bilinç şuuru veya sosyal sermaye şeklinde de ifade edilebilecek olan asabiyet bilinci olduğunu ifade etmektedir. Bu şuurdan uzaklaşan toplumların, güç kaybederek rakibi karşısında yenilgiye uğrayacağını savunan İbn-i Haldûn, esasen asabiyet bilincindeki zayıflama ile mağlup olan toplum fertlerinin, bu yenilginin sebebini kendilerindeki bir eksiklikte aramak yerine, rakibindeki üstünlükte arayacaklarını ileri sürmektedir.

Yine İbn-i Haldûn’a göre söz konusu toplum, İçinde bulunduğu ataletten kurtulabilmek amacıyla güçlü olan topluma benzemeye çalışarak, her seferinde biraz daha kendisinden uzaklaşmak suretiyle kendi sonunu hazırlayacaktır! Osmanlı Devleti’nin 17 ve 18. yüzyıllarda Avrupa orduları karşısında yaşadığı yenilgiler sonrasında bu kötü gidişatı tersine çevirmek gayesi ile başlattığı, Islahat ve Tanzimat uygulamaları ile bir ucu AB kriterleri şeklinde bugüne kadar gelen Batılılaşma hareketlerinin, bu anlamda üzerinde daha dikkatli düşünülmesi gereken bir husus olduğu muhakkaktır.

Yaklaşık üç yüz yıldır yaşanan bu istemedik hikâyenin çok fazla etkeni olduğu inkârı mümkün olmayan bir gerçekliktir. Ancak konumuz açısından toplumun, düşünce yapısı ve değerler sisteminde neler değişti de buna bağlı davranışlardaki farklılaşma, söz konusu hikâyenin yaşanmasını kaçınılmaz kıldı?

Bu çerçevede üzerinde ilk durulması gereken husus, bireysel davranışların en önemli belirleyicisi olan toplumun dine yaklaşımdaki değişimden söz etmemiz gerekmektedir. Türk milleti İslâmiyet’i kabul ederken, her hangi bir savaş ve zorlamayla değil, aklî delillere uygun gördüğü için böyle bir tercihte bulunmuş ve bunun neticesi olarak cüz’î iradenin (sınırlı aklın) sorumluluklarını kabul eden Mâtürîdî mezhebine göre inanç esaslarını oluşturmuştur. Ancak Mısır’ın fethi ile Kahire’den İstanbul’a getirilen Eşʿarî (kadercilik ağırlıklı) mezhebine mensup iki bin kadar İslâm âliminin, öncelikle sarayın ardından tüm toplumun inanç esaslarında akılcılıktan kaderciliğe bir dönüş yaşanmasında etkili olduğunu göz ardı edebilmek mümkün değildir. Bunun neticesi olarak ilerleyen zaman diliminde toplumda sorunlar karşısında aklî deliller arama yerine; kadere teslim olma ve “hocam bilir, liderim bilir, önderimiz bilir” anlayışının yaygınlık kazanmaya başladığını görüyoruz.

Söz konusu toplumsal dönüşümün yansımalarını kavramlar üzerinde de gözlemlemek mümkün. Bu millet cihana nizam verirken, “talep” kavramını; bilgi arayan, bilgi edinen kişiler için “talebe” şeklinde kullanırken, bugün aynı kavram; mal ve para talebi şeklinde maddiyat merkezli kullanılmaya başlanmıştır. Benzer şekilde “tahsil” kelimesi de bilgi edinmek anlamında, “tahsil hayatım” şeklinde öğrencilik yılları için kullanılırken, bugün aynı kavramın mal ve para tahsili şeklinde maddiyat merkezli kullanıldığına şahit oluyoruz. Görüldüğü üzere Türk Milleti bilgi merkezli yaşarken, dünyaya nizam verme konumunda iken, bugün toplumsal değer merkezinin bilgiden, maddiyata kayması neticesinde içinde bulunduğumuz konumun hâli ortadadır!

Geçmiş dönemde toplumun bilgiye ve bilgi sahibine verdiği önem, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” şeklinde toplum dimağında yer bulurken, bugün öğretmenlerin, öğrencisine sorumluluklarını hatırlatma ve yanlışları konusunda uyarma hususunda korkarak çekingen davranmak durumunda kaldıklarına şahit olunmaktadır. Çünkü öğrenciye yapılan bir uyarı; onun psikolojisini bozduğu, kişisel haklarını çiğnediği veya özgüvenini zedelediği gerekçesiyle kurum tarafından soruşturmaya, ailesi ve öğrenci tarafından ise değişik şekillerde tehdide konu olabilmektedir.

Müslüman Türk Milleti’nin varlığının temelinin aile olduğu bilinciyle, öncelikle büyüklere saygı ve küçüklere sevgi merkezli bir anlayışı, yakın geçmişe kadar esas aldığı bilinen bir gerçektir. Bu anlamda toplumda tecrübesi, deneyimi ve mevcut durum üzerinde sahip olduğu emek ve özveri gerekçesiyle gençlerin; anne, baba ve diğer aile büyüklerine saygıda kusur etmemesi en önemli ilke olarak kabul edilirdi. Bu anlamda, daha ziyade gençlerin büyüklerine nasıl davranması gerektiği fikri; “Cennetin anaların ayakları altında” olduğu ve “babanın ahını alma, baba duası al” uyarıları ile toplumda sıkça dile getirilen temel değerleri teşkil ederdi.

Lakin bugün gelinen noktada gençlerin büyüklere nasıl davranacağı değil, büyüklerin gençlere nasıl davranacağı toplumun temel sorunu hâline gelmiş durumdadır! Bu anlayış çerçevesinde; x, y ve z kuşağı gençlik, ergen psikolojisi ve öz güven eksikliği gibi kavramlar üzerinde bitmez tükenmez tartışmalar yapılmaktadır. Bütün bu çabalarla sorumsuz, sorunlu ve dünyanın kendileri etrafında döndüğünü zanneden bir gençlik yetiştirirken ebeveyn olan kuşağın da arada heder edildiği dikkatlerden kaçmamalıdır.

Konumuz çerçevesinde dikkatimizi çeken bir başka söylem ise yakın zaman kadar, bir yerden ayrılanların kalanlara, “Allah’a ısmarladık” veya “Allah’a emanet ol” şeklinde ifade kullanırlarken, bugün aynı söylem yerine “kendine iyi bak” ifadesi kullanılır hale gelmiştir. Önceki ifade tarzında; inanca dayalı kişinin sevdiğini Allah’a emanet etmesi söz konusu iken, yeni söylemde ise “benden sana bir fayda gelmez, çevrenle de ilgilenme, sadece kendin için yaşa” şeklinde tamamen bireyciliği/bencilliği ön plana çıkaran bir anlam yüklüdür.

Benzer şekilde, yakın geçmişe kadar büyüklerimiz, yağan yağmuru; rahmet ve bereket olarak değerlendirip, “rahmet yağıyor” şeklinde ifade kullanırlarken, bu gün aynı olay; “hava bozdu, kötü hava koşulları, beyaz esaret” şeklinde toplum tarafından menfi anlamda karşılık bulmaktadır.

Toplumumuzun değerler erozyonundaki bir başka öne çıkan farklılaşma ise ekonomik alanda kendisini göstermektedir. Maddiyatçı felsefenin ekonomik düzeni olan kapitalizmin anı yaşa ilkesi gereğince toplumumuzda geleceğe dönük üretim ve tasarruf yapmak yerine, bugünün keyfi için borçla tüketim yapmak ülkemizde son yılların en yaygın iktisadî tavrı hâlini almış durumdadır. Söz konusu davranışın toplumda bu denli yaygınlaşmasının nedeni olarak birçok etkenden söz edilebilir. Ancak kanımızca bunların en etkili olanı, ülkemizde lüks tüketim yapan kişilerin, işini hakkıyla yapanlardan toplumda çok daha fazla dikkate alınıyor olduğu gerçeğini görmezden gelmek mümkün değildir. Çünkü yukarıda belirtiğimiz üzere bireyler, toplumda yer edinebilmek için davranışlarını toplumların beğenilerine göre şekillendirmektedirler. Bu nedenle ülkenin temel iktisadî sorunlarının çözümü için yine toplumsal davranışların doğru kurgulanması temel ihtiyaç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Görüldüğü üzere, birçok toplum gibi Türk Milleti de tarihi süreçte inişli çıkışlı bir yol izlemektedir. Bu noktada dikkatlerden kaçmaması gereken husus, bu iniş ve çıkışlarda asıl belirleyici olan faktörün, ilgili toplumun sahip olduğu değerler sistemindeki değişim olduğu gerçeğidir. Bu Millet, her şeyden evvel dinini aklî merkezli yorumlayıp ona göre hayatını kurgulayıp, maddiyat yerine bilgi ve ilim merkezli yaşadığı dönemlerde cihanda sözü dinlenir bir konumdaydı. Yine milletimizin, gençlerin öz güvenini tatmin etme yerine, ana-baba ve aile büyükleriyle, ilim sahiplerine saygıyı esas alıp, lüks tüketim ve israf yerine, olabildiğince üretim, ancak azla yetinip, çevresiyle paylaşabildiği dönemlerde, yine üç kıtada hükmü geçen ve gücü adaletin teminatı olan müstesna bir konumda olduğu göz ardı edilmemelidir.

Son söz olarak İLK SÖZ: Bir millet kendi nefsini (iç dünyalarını) değiştirmedikçe, Allah onların (genel) durumunu değiştirmez. (Ra’d 11)

SİYASİ DOSYA : ATATÜRK DÜNYANIN EN ÖNEMLİ SİYASİ LİDERLERİNİN BAŞINDA GELİYOR /// İŞTE KANITI


İnternette rastladığım bir haber, Atatürk’ün 20. yüzyıl politik liderleri arasında dünyanın en büyüğü olduğunu belirten bir kitaptan söz ediyordu. Anılan kitabı yurtdışından getirttim ve böylece incelemek olanağına kavuştum.

ABD’deki Kentucky Üniversitesi’nin yayımladığı “King of the Mountain: The Nature of Leadership” (Dağın Kralı: Siyasal Liderliğin Doğası) adlı kitaptı bu. Kitap 18 yıllık bir çalışmanın ve çok geniş, çok ayrıntılı bir araştırmanın ürünü. Yazarı Arnold M. Ludwig, Kentucky Üniversitesi’nin onursal psikiyatri profesörü; on kitabın ve birçok ödülün sahibi. Gerçekten de uzun ciddi inceleme ve araştırmalara dayalı bir puanlama ve sıralamadan sonra kitap, Atatürk’ü 20. yüzyılın en büyük siyasi lideri olarak belirliyor.

Araştırma 20. yüzyılın tümünü ele almış ve kitabın ilk baskısı 2002’de çıkmış. 1 Ocak 1900’dan 31 Aralık 2000’e kadar uzanan 101 yıllık dönemi kapsayacak şekilde 199 bağımsız ülkeden tam 1941 ülke yöneticisi belirlenmiş, bunların içinden 377’si daha dikkate değer bulunduğu için daha derinlemesine incelenmiş.

Liderlerin nasıl iktidara geldikleri, nasıl güç yitirdikleri, karşılaştıkları tehlikeler… Yaşamları, karakterleri, kariyerleri ve akıl sağlıkları çeşitli güvenilir kaynakların yanısıra sağlanan biyografi bilgilerine dayanılarak tarafsız bir gözle incelenmiş.

Yazar, izlemeye aldığı liderleri, hem insani yönleriyle, hem de yurttaşları ile ilişkileri bakımından irdelemiş. Liderleri davranış biçimlerine göre altı gruba ayırmış. Buna göre lider tipleri şöyle:

• Hükümdarlar (Krallar, şeyhler, sultanlar, imparatorlar: Franz Joseph, 2. Abdülhamit gibi)

• Tiranlar (Zalimler-Kötü liderler: İdi Amin gibi)

• Vizyonerler (Toplum mühendisleri ve ütopyacı sosyalistler: Mao, Atatürk gibi)

• Otoriterler (Asker kökenli liderler ya da atanmışlar: Peron gibi)

• Geçiciler (Demokrasiye geçmekte olan ülkelerin liderleri: Kenyatta, Adenauer gibi)

• Demokratlar (Kurulu demokrasilerin liderleri: Churchill, de Gaulle, JFK gibi)

475 sayfalık kitap liderleri incelerken bir bakıma 20. yüzyılın toplumsal-siyasal tarihine de ışık tutmuş oluyor ve değerlendirmeler, yorumlar, karşılaştırmalı tablolarla sürüp gidiyor.

Askeri zaferler, sosyal yapılanma, toplumun doğasını değiştirme, ekonomik başarı, ahlâk gibi ölçütleri kapsayan 11 maddelik bir “Siyasal Büyüklük” belirleme sistemi ile yapılan derecelendirme sonunda, incelenen 377 liderin konumu bir çizelge halinde abecesel sırayla verilmiş. O listeyi burada vermenin olanağı yok; ama derecelendirmeye göre ilk sıralarda durum şöyle:

Siyasal Büyüklük puanlamasına göre Atatürk 31 puanla en başta. Onu 30 puanla Mao (Çin) ve Franklin D. Roosvelt (ABD), sonra da Josef Stalin (Sovyetler Birliği), 28 puanla Lenin (Sovyetler Birliği) izliyor. Daha sonra 27 puanla Fransa’dan Charles De Gaulle, Çin’den Deng Xiaoping, Kuzey Vietnam’dan Ho Şi Minh geliyor. Listede Atatürk’ün dışında bizden iki lider daha yer alıyor: Değerlendirmeye göre İsmet İnönü 13, 2. Abdülhamit ise 12 puanla epeyce sonraki sıralarda.

Yazarla yapılmış bir röportaja yine internetten ulaştım. Röportajı yapan Brian Lamb soruyor: “Niçin Atatürk bütün bu kişilerin en başında?” Yazar yanıtlıyor: “Atatürk’ün neler yaptığına bakalım… Atatürk Türkiye’yi kurdu, yarattı. O zaman var olan Osmanlı İmparatorluğu’na son verdi. O yalnızca ülkenin kurucusu, yaratıcısı olmakla kalmadı, Türkiye’de derin bir toplumsal dönüşüm sağladı. Türkiye’ye demokrasiyi getirdi; bir bakıma askerî tipte bir demokrasi, ancak ne olursa olsun bir demokrasi. Tarihte din ve devlet işlerini birbirinden ayıran ilklerden biri oldu. Gerçekte, İslamiyet etkisinde bir ülke olmasına karşın, bazı tip özgürlüklere, haklara olanak tanındı. Yine gerçekten, demokrasiye herhangi bir şekilde müdahale olması halinde askerler önlemekle yükümlüdür. Böylece her düzeyde, Atatürk inanılmaz bir etkiye sahipti ve başarısı olağanüstü idi.”

İşte, Atatürk’ü 20. yüzyılın en önemli dünya lideri olarak ilân eden, liderleri sıralama alanında dünya çapında bugüne kadar yapılmış en kapsamlı çalışma böyle. Ne yazık ki biz kendi kısır iç çatışmalarımızı aşıp değerlerimize bile tam olarak sahip çıkamıyoruz. Değerlerimizin büyüklüğünü ortaya koymak da yabancılara düşüyor.

Çok kısa bir süre için bile olsa Atatürk’le aynı havayı soluyabilmiş bir Cumhuriyet çocuğu olmak ayrıcalığından dolayı bir kez daha mutlandım, gururlandım.

KAYNAK : İNTERNET

EKTEKİLER :

The King of the Mountain.pdf

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

BİYOGRAFİ DOSYASI : Müşir Recep Paşa’nın Askeri ve Siyasi Hayatını bilelim, öğrenelim !!!!


Tarihte öyle şahsiyetler vardır ki, özgeçmişleri aracılığıyla dönemin önemli olaylarının da aydınlığa çıkmasına vesile olurlar. Sultan II. Abdülhamit döneminde Osmanlı Devleti’nin kritik noktalarında elde ettiği başarılarla tarihimizin önemli askeri ve mülki idarecilerinden biri olarak kabul edilen Müşir Recep Paşa da bu şahsiyetler arasında anılır. Öyle ki askeri öngörüsü ile aldığı önlemlerle günümüzde Libya topraklarında yer alan Trablusgarp ve Bingazi şehirlerinin İtalyanlar tarafından işgalini geciktirebilmiştir. Arşiv kaynakları aracılığıyla hazırlanan bu eser, sadece bir askerin hayatını aktarmakla kalmayıp Osmanlı Devleti’nin gerek Balkan gerekse Arap dünyasından ayrılması ile sonuçlanan Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’na zemin hazırlayan önemli sosyal, ekonomik ve siyasal gelişmelere de ışık tutuyor.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

SİYASİ DOSYA : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak Türk siyasi hayatının değerli kurumu ŞAHLANIŞ HAREKETİ’ne siyasi faaliyetlerinde başarılar dileriz.


ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak Türk siyasi hayatının değerli kurumu ŞAHLANIŞ HAREKETİ’ne siyasi faaliyetlerinde başarılar dileriz.

YEKTA YAKTI : Şahlanış hareketi 30 yaşında

Ankara’da 19 Üniversite öğrencisi 18 Ocak 1990 yılında Şahlanış Hareketi’ni kurdu. Hareketin kurucusu ise Ankara Dil ve Tarih Corafya Üniversitesi öğrencisi Murat Altun’du.

Şahlanış Hareketi, 1990 yılından günümüze, memleket meselerinin yılmaz savunucu oldu. Onursal Başkan Murat Altun’un Türkiye’nin iç ve dış politikalarında yapılan yanlışları, çözümlerinide ortaya koyarak verdiği mücadelenin sonunda Türkiye’nin her tarafında ciddi anlamda teşkilatlanan en büyük hareketi oldu.

Yerli ve milli siyasi bir hareket olarak 30 yıldır ülkesine ve milletine hizmet eden Şahlanış Hareketi’ni bugünlere alnı açık, dik ve hiç bir siyasi yapıya arkasını dayamadan geldi.

Hareketin içinde olanların imece usulü ile 30 yıldır çizgisinden şaşmadan, doğruya doğru , yanlışa ise ortaya koyduğu çözümler sunarak, ayrıştıran değil, birliştirici oldular.

İnanç ve kararlıkla çıktıları yolda bugün Türkiye’nin en köklü hareketinin kurucusu ve onursal başkanı Murat Altun’un önüne çok engeller kondu. İşinden aşından oldu.

Ülkesine ve milletine hizmetten başka bir gayesi ve amacı olmayan, 7 yabancı dil bilen, sayın Murat Altun ile arkadaşlarını yürekten tebrik ediyor ve nice 30. yıllara diyorum…

Mehmet Mahmut Yıldız

Şahlanış Hareketi’nin, memleket meselerine katkısını sürdürmesi için mücadele edenler arasında yer alan kişilerden biride, Genel Başkan Mehmet Mahmut Yıldız’dır.

İstanbul’da merkez sağ dendiğinde ismi ilk akla gelenlerden olan ve saygın kişiliği ile siyasette makam ve mevki elde edeceği siyasi yapılaşmaların içinde yer almak yerine, geleceğimizin teminatı olan çocuklarımıza yaşanabilir bir ülke bırakmanın mücadelesini veren Mehmet Mahmut Yıldız’ın şüphesiz ki, Şahlanış Hareketi’nin Türkiye genelinde teşkilatlanmasına katkısı büyüktür.

Türkiye’de mevcut siyasi yapılardan umudunu yitirenlerin bir araya geldiği Şahlanış Hareketi, iç ve dış politikada ortaya koyduğu çözüm önerileri ile iktidara alternatif olacak kadrolara sahip bir harekettir.

Tüm zorluklara rağmen, yollarına döşenen dikenli tellere aldırmadan, Türkiye’nin huzurlu, herkesin bir arada mutlu ve geleceğe umutla bakması için mücadele veren Şahlanış Hareketinin tüm mensuplarını yürekten tebrik ediyor ve Türkiye’nin 2023’ünde yapılacak seçiminde siyasi bir yapı olarak ortaya çıkmasını diliyorum…

SİYASET DOSYASI /// ARSLAN BULUT : TSK’YA VE MİT’E KUMPAS KURAN SİYASİLER NE OLACAK ???


ARSLAN BULUT : TSK’YA VE MİT’E KUMPAS KURAN SİYASİLER NE OLACAK ???

E-POSTA : arslanbulut

05 Eylül 2019

FETÖ’nün uydurduğu AKP iktidarının özel savcılar atamak suretiyle tam destek verdiği "Ergenekon Silâhlı Terör Örgütü Davası"nın duruşmaları 20 Ekim 2008’de başlamış 5 Ağustos 2013’te mahkûmiyet kararlarıyla sona ermişti. Gerekçeli karar ise 2014’te yazılmış ve şu hüküm verilmişti: "Bu yargılama sonunda Ergenekon diye bir örgüt olduğu bu silahlı terör örgütünün bir derin devlet yani Gladyo/Kontrgerilla yapılanmasına karşılık geldiği ve esas olarak Türk Silahlı Kuvvetleri içinde yasadışı olarak oluşturulup faaliyet gösterdiği mensupları arasında asker-sivil toplumun her kesim ve statüsünden insanların bulunduğu sonucuna varılmıştır. Mahkememizde karara bağlanan davada Ergenekon Terör Örgütü’ nün özellikle Bülent Ecevit başbakanlığındaki 57. Hükümeti ve Abdullah Gül ve Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlıklarındaki 58. ve 59. hükümetleri hedef alan faaliyetlerini yoğunlaştırdığı anlaşılmaktadır. "

***

FETÖ MİT Başkanı’nı tutuklamaya kalkıştı engellendi… 17-25 Aralık soruşturmasında ise Rıza Zarrab’ın verdiği iddia olunan ve ses kayıtlarıyla ele geçen nakit dövizlerle de delillendirilen rüşvetler üzerinden dört bakana suçüstü yapıldı başbakanın oğluna hatta başbakana operasyon düzenlenecekken buna karşı de tedbir alındı. Bu tarihten itibaren FETÖ’ye karşı operasyonlar da başladı. Dört bakan hakkında ise soruşturmaya izin verilmedi paralar da iade edildi!

FETÖ 15 Temmuz’da darbe girişiminde bulununca Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda yeniden yargılanma yapıldı. Ergenekon davasında verilen kararın gerekçesi önceki gün açıklandı. Gerekçeli kararda Ergenekon diye bir örgütlenmenin olmadığı Yargıtay tarafından bozulan hükümde örgütün varlığı yönünde kullanılan bazı delillerin CMK 134. maddesine aykırı olarak toplandıklarından hükme esas alınamayacağı kaydedildi. Mahkeme "delil yetersizliğinden" beraat kararı verilmesini açıklarken şu ifadeyi kullandı:"FETÖ amacına ulaşabilmek için de her türlü yöntemi mübah görmektedir. Bu manada bazı sanıklar ve müdafiilerinin aramalarda ele geçen suç unsurlarını da FETÖ/PDY üyesi kolluk mensuplarının yerleştirmiş olacakları iddiaları bir kenara atılamaz ise de bu konuda açıkça bir olayda delil uydurulduğu ispatlanmadıkça o olayla ilgili hükümde zorunlu olarak delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesi sonucuna varılmaktadır. "

Oysa delillerin tamamının uydurma ve kurgu olduğu yargılamalar sırasında sanıklar ve avukatları tarafından defalarca ispatlanmıştı. Mahkeme buna rağmen gerekçeli kararda "Soruşturmaların tamamının ortada hiç bir şey yokken ortaya atılmış tamamen uydurulmuş delillere dayandığına dair de elde somut deliller yoktur" ifadesini kullandı. ***Mahkeme bu kararı verirken delillerin uydurma olup olmadığına kanaat getirmemiş. Öyleyse bu durumda karar verilebilir mi? Mahkemenin delillerin incelemesini yaptırması ve bu konuyu açıklığa kavuşturması gerekmez miydi? "Delil vardır denilemez ama delil yoktur da denilemez" diye özetlenebilecek ifadelerin bir ağır ceza mahkemesinin gerekçeli kararında bulunması hukuk mantığıyla da ceza yargılama usulleriyle de bağdaşmaz. Zira delil uyduran polisler gazeteciler savcılar ve uydurma olduğu anlaşılan sahte delillere dayanarak karar veren hâkimler ve onlara "bir savcı bulun delillendirin" diyen siyasi irade temsilcileri hakkında suç duyurusunda bulunmak gerekirdi!

Mahkeme Türk Silahlı Kuvvetleri’ne Milli İstihbarat Teşkilatı’na ve ülkenin yetiştirdiği aydınlara delil uydurarak kumpas kurmak suçunu işleyenler hakkında suç duyurusunda bulunmaya mecburdu. Fakat bu yönde bir karar vermek iktidar partisini zor durumda bırakırdı! Gerekçeli karar bu sebeplerle hukuk aykırıdır… Bu karar yargı bağımsızlığına bir gölge daha düşürmüştür.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tskya-ve-mite-kumpas-kuran-siyasiler-ne-olacak-53139yy.htm

SİYASİ DOSYA /// HULKİ CEVİZOĞLU : BİR SİYASİ GELENEK OLARAK İTTİHAT VE TERAKKİ


HULKİ CEVİZOĞLU : BİR SİYASİ GELENEK OLARAK İTTİHAT VE TERAKKİ

E-POSTA : hulkicevizoglu

1 Kasım 1918’de İttihat ve Terakki Partisi kendisini fesh etti.

İttihat ve Terakki tarihimizde çok tartışılan seveni olduğu kadar lanetleyeni de bol olan bir siyasal organizasyondur.

Atatürk’ün ittihatçı olup olmadığını da hâlen tartışılmaktadır.

*

Bu konuya ben de eserlerimde zaman zaman yer verdim.

Atatürk İttihat ve Terakki konusunda şöyle düşünüyordu:

"Bunlar (düşmanlar-HC) cihan nazarında milli harekâtı kirletmek ve kendilerini kurtarmak için zaman icabı kuvvetli bir silaha sahipti. Bu silah ise İttihatçılık iftirası idi. Fakat gerek milli fiiliyatımız ve gerekse hükümetin değiştirilmesinde gösterdiğimiz tarafsızlık cihan kamuoyunda sefil ihtiraslardan ne kadar uzak olduğumuzu ispat etti.

Bize İttihatçı diyenler unutuyorlar ki milli harekât bütün millet tarafından icra edilmektedir. Eğer işin içinde İttihatçılık olmak lazım gelse bütün millet İttihatçılıkla itham edilmiş olur. "

Atatürk ittihatçı mı idi?

Kendisine İttihatçı olup olmadığı sorulduğunda verdiği yanıt da şudur:

"Milletin hep birlikte hakkını talep etmesine parti manevrası denir mi? Demek doğru mudur? Canlandırılmasından en ziyade kaçınılan şey İttihat ve Terakki Fırkası’dır.

İttihat ve Terakki siyaseti itibariyle de iflas etmiştir. Öyle değil mi?

Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti’nin emeli ise o siyasetten dolayı bu hale gelen zavallı memleketi ve toprakları meşru olmayan emperyalizm ve kolonizasyon siyasetleriyle istila edip parçalamaya çalışan yabancı ve mütecaviz kuvvetlere çiğnetmemek!. Bu düşünce ile hareket: eden bir cemiyet ruh ve sebep mevcudiyeti itibarı ile kendisini feshetmiş olan İttihat ve Terakki Fırkası’nı tekrar diriltecek kabiliyette değildir…

Bu kadar açık bir şeye de İttihatçılığın canlandırılması iktidar mevkiine gelme hırsı gibi iftiralar savurmak faziletkârlığa vatandaşlığa yakışmayacak bir izansızlıktır.

Ben kendi hesabıma takip ettikleri siyasetin vatan ve millete zararlı olduğunu yüzlerine karşı söyleyip alenen muhalefette bulunduğum insanların ve sistemlerinin tekrar iktidar ve geçerlilik mevkiine gelmesine ve neticede feci akıbetleri şu anda hepimize kan ağlatan dünkü hallerin tekrar devam etmesine mi çalışacağım? Bunu hangi aklı başında ve insafı yerinde adam düşünebilir? Böyle bir düşünce mantıkla uzlaştırılabilir değildir!"

Yahya Kemal Beyatlı

İki gün önce ünlü şairimiz Yahya Kemal Beyatlı’nın 61. ölüm yıldönümü idi.

*

1884 yılında Üsküp’te doğan Beyatlı 1 Kasım 1958’de 74 yaşında yaşama veda etti.

Onun neredeyse tüm şiirleri belleklerimizdedir.

Sessiz Gemi Akıncılar Endülüs’te Raks Rindlerin Akşamı 26 Ağustos Hazan Bahçeleri Vuslat Açık Deniz Âheste Çek Kürekleri Ezan Kar Musikileri Başka Bir Tepeden Eylül Sonu Süleymaniye’de Bayram Sabahı Rindlerin Ölümü Mohaç Türküsü Erenköy’de Bahar Duyuş Ve Düşünüş Özleyen ve daha pek çoklarını bir çırpıda anımsarız.

EYLÜL SONU

Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları

Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.

Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa…

Yazlar yavaşça bitmese günler kısalmasa…

*

BAŞKA BİR TEPEDEN

Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul!

Görmedim gezmediğim sevmediğim hiçbir yer.

Ömrüm oldukça gönül tahtına keyfince kurul!

Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer.

*

RİNDLERİN AKŞAMI

Dönülmez akşamın ufkundayız. Vakit çok geç;

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!

Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile

Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.

Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmayan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmeyen sükûnlu gece.

*

ENDÜLÜS’TE RAKS

Zil şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı…

Şevk akşamında Endülüs üç def’ kırmızı…

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neşesiyle bu akşam bu zildedir.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/bir-siyasi-gelenek-olarak-ittihat-ve-terakki-53776yy.htm

KİTAP TAVSİYESİ : E. Dz. Tbp. Alb. Aytekin Ertuğrul’un 14 Mayıs 1950 ve Sonrası Siyasi Tarih Kitapları


Kitap çalışmalarımız için hazırladığımız tanıtım ilanı aşağıdadır. Bilgi ve ilgilerinize sunuyorum.

E. Dz. Tbp. Alb. Aytekin Ertuğrul

Op. Dr. Aytekin Ertuğrul’un( E. Dz Tbp. Alb)

14 Mayıs 1950 ve Sonrası Siyasi Tarih Kitapları

1. İşin Özü: Selvi Yayınları Ankara 1994 210 sayfa

2. İlk Şartlar: Selvi Yayınları. Ankara 1995 . 224 sayfa

3. Gafletteki Yöneticilerin Anayasayı İhlal Bütçeleri: Lazer Yayınları Ankara 2005. 168 sayfa

4. Gafletteki Yöneticilerin Anayasayı İhlal Düzenleri :Lazer Yayınları Ankara 2006. 136 sayfa

5. Kuvay-i Milliyeci Türk Seçmeninin El Kitabı: Lazer yayınları Ankara 2007

6. Kuva-yi Milliyeci Türk Siyasetçisinin El Kitabı: Lazer Yayınları Ankara 2009. 168 sayfa

7. Atatürk Yolunda Uyarmalar -1: Togan Yayınları İstanbul 2011. 184 sayfa

8. Atatürk Yolunda Uyarmalar-2: Togan Yayınları İstanbul 2013. 136 sayfa

9. AKP Anayasa Mahkemesine Verilmeli midir NEDEN?: Togan Yayınları İstanbul 2013 192 sayfa

10. Durmak Yok Yola Devam: Togan Yayınları İstanbul 2014 208 sayfa

11. Cerrahi Doğum Kontrolü Yöntemlerine Genel Bakış: Hatiboğlu Yayınevi 2014 Ankara 94 sayfa

12. Büyük İhanet ve Milli reaksiyonlar. Togan Yayınları, İsatanbul 2015,

13. Karanlıktan Çıkış Yolu Vardır. Togan Yayınlarrı 2017 İstanbul

Bir ABD Doları 3 TL iken 14 Mayıs 1950 de başlayan Demokrasi maceramız sayesinde bir ABD Doları 5.600. 000 TL ye çıkmıştır. Tam tamına Türk parası ve Türk milleti 1.890.000 defa ezilmiştir. Türk Milleti her seçimde bu ağır sonucu yaratanları değiştirmiş ama gelen gideni aratmış ve açık bütçelere devam edilerek bu günlere gelinmiştir. Memleketin dahilinde iktidara sahip olanlar Türk milleti bizi seçimlerde değiştirmesin diye laik eğitimi yok ediyorlar odun kömür fasulye nohut desteği ile bu yola devam için çabalıyorlar. Kitapların hepsinde bu olayın acılar dolu hikâyesi vardır. Türk Milleti artık bunca badirelerden sonra 14 Mayıs 1950 beyaz devriminin getirdiklerini, sorgulamak ve 1923-1938 arasındaki uygulamalara karşı ihanetleri bitirerek bu döneme dönmek zorundadır.

ATATÜRK VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ DOSYASI : DÜNYANIN TEK “DAHİ” ASKERİ VE SİYASİ LİDERİNİ SAYGI, ŞÜKRAN VE RAHMET İLE ANARKEN …..


Tam bundan 80 sene önce tenis maçı izlerken fotoğrafı var ,

yüzerken fotoğrafı var,

sahilde kumda otururken,

kürek çekerken,

ata binerken,

konser izlerken,

zeybek oynarken,

dans ederken,

heykel izlerken,

rakı içerken,

kıyafetlere kadınlarla birlikte bakıyorsun, sanırsın dünya moda ikonu! 1920’ler!..

salıncakta çocuk gibi gülerek sallanan fotoğrafı bile var.

Hayvanlarla fotoğrafları var,

çocuklarla, köylülerle,

kalbine kurşun yemişliği de var,

Ülkesi için savaştan savaşa koşmuşluğu da.

Tüm dünya liderlerini sofrasında ağırlamışlığı da…

Müzeyyen Senar, Safiye Ayla seven ve dinleyen bir Ata.. inanılır şey değil…

Onun alfabesini kullanarak ona hakaret etmeye çalışan yobaz ve haysiyet fakiri, kötülük dolu iblislerin tavşan gibi çoğaldığı şu günlerde. 80 sene önce ebediyete intikal etmiş Ata’mız hala ışık oluyor bize. Yağ kokulu, d vitamininden eksik, okuduğu tek eser fotomaç olan antisosyallere inat “Benim manevi mirasim akıl ve bilimdir” diyebilmiş bir Ata’mız olmuştur.

Türk hakkına verilmiş en büyük şansmış Atatürk