CASUSLAR DOSYASI : Eski CIA ajanlarından gerçek bir casus olabilmenin sırları


Eski CIA ajanlarından gerçek bir casus olabilmenin sırları

Gizli ajan olmak, çoğu insan için heyecan verici bir meslektir. Eskiden CIA ajanı olarak çalışan Lindsay Moran ve Matthew Bradley gerçek bir casus olmak için sahip olmanız gerekenleri anlattı.

Unilad’e konuşan ve ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nda casusluk yapmak için nelere sahip olmanız gerektiğini anlatan iki eski CIA görevlisinden biri olan Lindsay Moran 1998 ve 2003 yılları arasında Makedonya’da çalıştı ve işini gizleyebilmek için tüm yakınlarına karşı kendisini kapattı.

Bir diğer operasyon görevlisi Matthew Bradley ise 1997 ve 2011 yılları arasında terörizm, narkotik, insan kaçaklığı gibi alanlarda görev aldı.

Matthew Bradley’e göre casus olarak başarılı olup olmayacağınızı düşünmeden önce, ilk olarak başvuru aşamasından geçmeniz gerekiyor. Başvuru aşamasında son 10 yıldır nerede yaşadığınızı detaylandırmanız gerek.

Başvuru aşamasında yalan makinesi testine girmek zorunda olan adaylar, kişisel mülakata geçtiklerinde kurum tarafından detaylı olarak araştırılır. Baskı altında başarılı olabileceğini gösteremeyenler ise, işe alınmıyor.

Lindsay Moran ise işe alındıktan sonra Virginia’ya, çiftlik olarak bilinen gizli bir CIA tesisine yollandı. Orada askeri beceriler edinen Moran, yabancı bir casusu nasıl tespit edebileceğini, değerlendireceğini ve nasıl işe alacağını öğrendi.

Bazı mesleklerde işin gerektirdiği beceriler çalışırken edinilse de, Moran’a göre CIA ajanı olarak bunu yapabilmek için belirli bir kişilik türüne sahip olmanız gerekiyor. Moran, adaylarda uyum sağlama yeteneği, sokak zekası ve sosyal beceriler olması gerektiğini belirterek bu yeteneklerin doğuştan geldiğine veya erken yaşlarda gelişmiş olacağına inandığını söylüyor.

Diğer yandan Matthew Bradley, CIA’de çalışmak için gereken becerilerin sonradan da geliştirilebileceğini belirterek, başarılı olabilmek için mutlaka dışa dönük bir kişiliğe sahip olunması gerektiğini, bir ajanın en çok insani becerilere ihtiyaç duyduğunu söylüyerek “Bu iş tamamen ilişkiler üzerine kurulu. Kendi kontaklarınıza sahip olmalı ve onlarla ilişki içinde bulunmalısınız. Diğer ülkelerin istihbarat teşkilatlarından insanlarla ilişki geliştirmelisiniz” dedi.

Moran’ın vurguladığı gibi Bradley de uyum sağlama yeteneğinin altını çizerek, esnek biri olmak gerektiğini belirtti. Uyum, esneklik gibi özelliklerin yanı sıra sabırlı olmak ve takım çalışmasına yatkın olmak da diğer gereklilikler arasında.

Bunun yanı sıra “Yaptığınız her şeyin belgelenmesi gerekiyor. Bu yüzden iyi bir yazar olmak önemli” diyen Bradley’e göre not tutabilen biri olmanız gerekiyor.

Mizahın hayat kurtarıcı olabileceğini söyleyen Moran’a göre ise CIA’de çalışmak için egonuzu dışarıda bırakabilmeniz; ama espri anlayışınızı kaybetmemiş olmanız gerek.

Dünyanın en zor işlerinden biri olan CIA ajanı olabilmek için görevinize bağlılık ve adanmışlığın zorunluluk olduğunu belirten Moran ve Bradley için CIA’de çalışmanın en zor kısımlarından biri işi gizli tutmak.

Bradley, gizlilik ihtiyacının sosyal ortamlarda ve aile içinde işleri zorlaştırdığını söylerken, Moran da sevdiklerine yalan söylemekte zorlandığını belirtti.

Tüm zorluklarına rağmen CIA’de çalışmanın harika bir iş olduğunu söyleyen Moran ve Bradley, görev sırasında edindikleri becerileri günlük hayatlarında da kullandıklarını söyledi. Bradley geçmişteki işi sayesinde insanları daha iyi tanıdığını ve onları neyin motive ettiğini daha iyi anladığını söylerken, Moran ergenlik çağındaki iki oğlunu ajan gibi yetiştirdiğini söyledi.

CIA’in kendisi ise, çalışanlarından “hizmete bağlılık, dürüstlük, sorumluluk alabilmek, zorluklara dayanabilmek” gibi bazı özelliklere sahip olmasını bekliyor.

İLLUMİNATİ DOSYASI : İlluminati’nin doğuşu ve sır perdesinin ardındaki gerçekler


İlluminati’nin doğuşu ve sır perdesinin ardındaki gerçekler

İlluminati, dinin getirmiş olduğu ön yargılara, batıl inançlara ve sosyal hayat üzerinde getirmiş olduğu olumsuz birçok etkiye karşı koyan bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Ancak zaman içinde hakkında sayısız komplolarla anılan, gerçeklerle söylentilerin birbirine karıştığı bir kavram haline gelmiştir. Peki İlluminati nedir? İlluminati ne zaman, kim tarafından kuruldu? İlluminati örgütünün amaçları ne? İşte İlluminati hakkında komplolar ve gerçekler…

İlluminati; siyasal ve komplo teorileri ile ilgisi olduğu düşünülen bir kelime anlamı taşıyan bir örgüt. Dinin getirmiş olduğu ön yargılara, batıl inançlara ve sosyal hayat üzerinde getirmiş olduğu olumsuz birçok etkiye karşı koyan bir örgüt olarak ortaya çıkmıştır. Ancak ilk olarak bu niyetle oluşturulsa da sonrasında amaçlarından saptıkları söylenmektedir. Kanıtlanmış bir varlığı olmayan örgüt; yeni amaçlarında ise; dünyanın düzenini değiştirmek, dinsel inançları yok etmek, hükümetleri yıkmak, hâkim olan sosyal düzeni yıkarak yerine kendi istedikleri sosyal düzeni hakim kılmaktır. Dünyanın kontrol merkezi şeklinde adlandırılmayı hak eden bir örgüttür.

İlk kuruluş tarihi 1 Mayıs 1776 yılında faaliyete başlayan örgüt; Ingolstadt Üniversitesi kilise hukuku profesörlerinden olan Adam Weishaupt liderliği ile beş kişi tarafından kurulmuştur. Newton’cu fizik bilimini temel amaç olarak geliştiren örgüt; bu sayede insanların özgür bir düşünceye sahip olmasını sağlayarak birçok dogmatik düşünceden uzaklaşmalarını sağlayacak etkiler yaratmaktı. İlluminati sözcük anlamı olarak aydınlanmış olanlar demektir. Gizli bir örgüt şeklinde faaliyet sürdüren üyeler de gizlenmesi için kod adları kullanmaktaydılar. Aydınlanma çağı olarak adlandırılan İlluminati örgütü üyeleri birbirlerine gizlilik yeminleri ile bağlı olan ve itaat konusunda örgüte asla karşı gelmeyen kişiler olarak görev almayı kabul etmişlerdir. 80 kişiye ulaşan üye sayısı bu şekilde kaldığı söylenmektedir.

İlluminati topluluğu 10 yıl gibi bir süre gelişmesi kalan ve bu arada tartışmalar olan bir topluluk olarak adı geçer. Bazı araştırmalar sonucunda 80 olan üye sayısının 2000 kadar olduğu söylenmektedir. Avrupa’da birçok şubesinin olduğu ve birçok politikacı ve entelektüel isimlerin aralarına katıldığı söylenmektedir. Diplomat Franz Xaver von Zwack, Brunswick dükü Ferdinand,Gotha ile Weimar dükleri, Johann Wolfgang von Goethe ve Johann Gottfried Herder gibi isimler olan bir topluluk üyesi olduğu belirtilmektedir.

1777 yılında Bavyera yöneticisi Karl Theodor aydınlanmacı mutlakiyet tarafı olması nedeniyle; bölgede ortaya çıkan tüm örgütleri yasakladı. İlluminati de bu şekilde yasaklanmış oldu. 1785 yılında Adam Weishaput’un kaçmasıyla Bavyera hükemetinin bir bildirisiyle örgüt dağılmak zorunda kaldı.

1874 yılında tam olarak yasaklanmış olan örgüt; Alman filozof olan Hegel tarafından toparlandı. Hegel’in örgüte tekrar girmesi ile yeni bir hava ve canlanma oluştu. Yeni Dünya Düzeni kavramının savunmasına yarayan antitez kuramlarının etkisi ile örgüt yeniden doğdu. İlluminati örgütü geçmiş bir tarihe dayanması ve bilgilerine ulaşılması açısından zo olduğu düşüncesi taşısa da hala bu örgüte hizmet eden birçok hükümet adamı olduğu savı sürekli gündemde olarak yer almaktadır. Birçok yazar ve araştırmacı; birçok ABD başkanının bu örgüte üye oldukları yönünde açıklamaları bulunmaktadır.

Günümüzde de dünya güçleri arasında yer alan birçok isim ile 10 yönetici ve 300 tane üyesi ile hala geçerliliğini korumaktadır. Toplumsal hayatın içerisinde yer alan; sanatçı, politikacı, bankacıların da aralarında bulunduğu söylenmektedir. Bunun yanı sıra Hollywood film sektörü dahi bu güçler tarafından kontrol edildiği belirtilmektedir.

İlluminati Komplo Teorileri Nelerdir?

İlluminati örgütünün Yeni Dünya Düzeni oluşturmak için birçok faaliyetleri planlı ve programlı bir şekilde sürdürdükleri birçok araştırmacı tarafından belirtilmektedir. Tek devlet ve tek din ilkesini yerleştirmek ve var olan dünya düzenini yıkarak bu amaca ulaşmak için her yolu denemek. Bunun için ekonomik krizler yaratmak, dünya ülkelerinin birbirine karşı savaşmasını sağlamak ve devletleri birbirine karşı körüklemek olduğu araştırmacılar tarafından ortaya sunulan savlardır. İlluminati tarihte ortaya çıkan ve hala oluşmakta olan birçok savaşta ya da anlaşmazlıklarda etkili olarak görev alıyor yönünde birçok fikir ortaya atılmaktadır. Waterloo Savaşı, Başkan Kennedy’nin vurulması ve Fransız İhtilalı bu durumlara örnek olarak gösterilmektedir. Gizli bir yapısının olması nedeniyle bu savların gerçekleştirilmesi imkansız hale gelmektedir. Yıl içerisinde bir kez toplanan İlluminati; ona göre strateji belirleyerek hedefler oluşturuyor. Dünya üzerinde örgüt adına hareket eden kişiler tarafından planlar ve stratejiler uygulanmak üzere organize ediliyor. Bu örgüt işlerinde en çok rol alan ülkelerden biri olan ABD bu konuda önde olan ülkelerden birisidir. Ayrıca ABD doları üzerinde yer alan İlluminati sembolü olan üçgen bunu açıkça da ortaya koyuyor.

İlluminati ile ortaya atılan bazı gerçekler ise; Deccal ve Şeytana taptıkları yolunda ortaya atılmaktadır. Bu iddiaların yalan olması halinde dahi gençlerin dinden uzaklaştırılması için yapılan bir uygulama olarak ortaya atılıyor. Özellikle genç beyinlerde bilinçaltına yönelik empoze edilmesi amaçlanan bu durum; filmler, şarkılar ve oyunlar gibi birçok yoldan aşılanarak hayata geçiriliyor. Hatta birçok Holywood yapımı çizgi filmler de bu konuda bilinçaltı çalışması yapacak şekilde oyunlar sunuyor.

Örgütün faaliyetlerini yerine getirmek ve dünyada birçok yere ulaşmak ve her yönden istenileni yaymak ve oluşturmak için bir maddi kaynak gerekliliği bu konuda birçok aracın olduğu yönünde. Dünyanın en zenginlerinden olan David Rockefeller; bu oluşturulan yapılanma içerisinde kaynak oluşturarak yer alıyor. Ayrıca bu durum örgütün ulaşabildiği kaynakların dünya ülkelerinden fazla olduğuna da şaşmamak lazım! Yalnızca Rockefeller bile dünya ülkelerinden yarısının çoğundan daha fazla servete sahip. Bunun yanı sıra dünya üzerinde önemli örgüt üyelerine sahip İlluminati örgütü; sınırsız bir maddi kaynağa sahip demek zor olmasa gerek. Yani kısacası hayatımızın içerisinde her yerde bu örgüte dair bir iz ya da bir el bulmak mümkün sanırım.

YARGI DOSYASI /// ZAFER ARAPKİRLİ : Devlet ve sırları


ZAFER ARAPKİRLİ : Devlet ve sırları

26 Haziran 2020

Son yıllarda giderek daha da sık ziyaret eder olduğumuz Çağlayan Adliyesi’nde, çarşamba günkü duruşmalar sonunda, aralarında sütun arkadaşım sevgili Barış Terkoğlu’nun da bulunduğu üç meslektaşımızın 4 aylık haksız tutukluluk hali sona erdi. Üç meslektaşımız da hukuksuzluğun kurbanı olmayı sürdürüyorlar.

Terkoğlu’na, Aydın Keser ve Ferhat Çelik’e geçmiş olsun derken Murat Ağırel, Barış Pehlivan ve Hülya Kılınç’ın da bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.

Yargılandıkları dava dosyasının, daha önceki pek çok kumpas davalarının ruhu ile benzerlik gösteren ve adeta hukuk tarihine geçecek şekilde, “Olmayan bir suçu önce dizayn ve sonra imal edelim. Sonrası sanığa kalmış. O kendi ispatlasın masumiyetini” şeklindeki içeriği ortada. Kendileri ve avukatları, bu konuda (gerçek anlamda da) kitap boyutunda ve hukuk teorisi arşivlerine de girecek nitelikte savunmalar yaptılar.

Özetle; daha önceden açık kimlikleri ve görevleri, üstelik en üst düzeyde resmi ağızlarca açıkça dillendirilmiş istihbarat görevlilerini “deşifre etmek” gibi bir suçu işlemedikleri halde, sırf muhalif kimlikleri, yazdıkları kitaplar ve bağımsız, boyun eğmeyen nitelikleri nedeniyle, üzerlerine bu “fabrikasyon suç” yapıştırılmak isteniyor.

Dileriz, ceza hukukun temellerinden biri olan “Delilden sanığa gitme” ilkesi sonunda çalışır ve tam tersi mantıkla açılmış bu dava da daha önceki kumpas davaları gibi bir an önce düşer ve meslektaşlarımızın hepsi özgürlüklerine kavuşur.

Ben bu vesile ile olayın bir başka yönüne, “Devletin gizli faaliyeti, gizli görevlileri ve devlet sırrı” kavramları üzerinde biraz durmak istiyorum.

Her meşru devletin, “ortalık yerde görünmeyen, rutin açıklamalarla ifşa edilemeyecek, ülke güvenliği alanında sivil ve askeri örgütlenmeleri ve bu yapılarda görevli kamu görevlileri üzerinden içeride ve dışarıda bazı faaliyette bulunma” hakkı vardır. Buna genel bir tanımlama ile “gizli istihbarat toplama ve operasyon faaliyeti” diyebiliriz. Buraya kadar kimsenin itiraz edebileceği bir durum yoktur. Örnek vermeye de gerek yoktur. Dünyanın en büyük güçlerinin en bilinen “marka” teşkilatlarının ve ülkemizin bu birimlerinin tarihi uzun yıllara dayanır.

Sorun, bu noktadan sonra başlıyor.

Devletlerin demokrasi seviyelerine ve olgunluklarına bağlı olarak, bu faaliyetlerin de aynen “açık” faaliyetleri gibi, bir tür denetime tabi olması esastır. Yani, “Devlet olma hakkı. Meşru bir yapı olma hakkı” yönetme konumunda bulunanlara bu “gizlilik imtiyazını” kullanarak yasadışı (ulusal ya da uluslararası düzeyde) iş yapabilme özgürlüğü tanımaz. Daha da açık ifade edeyim, “Yürütme”nin elindeki bu “Gizli iş yapabilme araçları ve ehliyetinin” kötüye kullanılıp kullanılmadığı ülkelerin en üst denetim makamları, en başta da “Yasama Organı” ve “Yargı”nın da denetimine açık olmalıdır.

Elbette, işin muhtevası gereği her gizli faaliyetin (gizlilik derecesine bağlı olarak) ortalık yerde konuşulup tartışılması mümkün olmayabilir. Bunun ülke güvenliği (bakın özellikle Devlet sözcüğünü kullanmıyorum – Devlet’i, yürütme organını elinde bulunduranlarla özdeş anlamda kullananlara karşı kasten yapıyorum bunu) açısından önemini kimse göz ardı edemez.

Ancak bu denetim zorunluluğu ve bu zorunluluğu, “icracı makamların” omuzlarında hissetmesi, son derece büyük bir önem taşıyor. “Ucu açık bir ehliyet” demokrasilerde hem söz konusu olamaz, hem de önemli mahzurlar taşır. O yüzden, mesela demokrasisi bizden daha gelişkin rejimlerde (ABD ve Britanya’yı başat örnekler olarak vereyim) Yasama Organı (ABD Kongre ve Britanya Avam Kamarası) ilgili komisyonlarında (okumak ve bilgilenmek isteyenler için) bu tür “hesap sormaların” sayısız örnekleri vardır.

Hesap sormak babına girmişken, “kamu adına” hesap sorucu Dördüncü Kuvvet, medyanın da bu anlamda “kamusal” denetimini kimsenin denklem dışı tutmaması gereği de ortadadır. Yani “Medyayı ilgilendirmez bu işler” deyip geçmemelidir kimse. Daha da açık yazayım: Gerektiğinde medya da yasalar ve medya etiği çerçevesinde “Devletin, meşruiyet dışına çıkıp çıkmadığını denetleyebilme hakkı ve daha da ötesinde vazifesi” ile doğal olarak donatılmıştır.

“Nazik ve netameli” mevzular bunlar. Biliyorum. Ama “Size ne kardeşim?” mantığını sorgulamak gerektiğinden, bir not düşmek adına yazmak istedim bunları. Unutmayın, çok eskilerde bir Batılı devlet insanının vurguladığı şu doğruyu hatırlatarak:

“Demokrasilerde, kamusal yaşamda sadece insanların dini inançları ve sandıkta oyunu hangi partiye attığı ve tabii ki ülkenin savunma-savaş planları gizlidir. Ondan gayrı gizli (ve örtülü) bir şey olamaz.”