TSK DOSYASI : BİR ANNENİN ŞEHİT EVLADINA SON SÖZÜ – 18 Bin Liram Yoktu Affet Beni Oğlum !


BİR ANNENİN ŞEHİT EVLADINA SON SÖZÜ – 18 Bin Liram Yoktu Affet Beni Oğlum !

Acılı anne, tabuta sarılmış oğlundan özür diliyordu, “Affet beni oğlum, 18 bin liram yoktu!” Bu yaşıma kadar pek çok protesto olayında yer aldım, yüzlerce slogan duydum ama hiçbir slogan beni o annenin sözleri kadar etkilememişti. “Affet oğlum” diyordu, “18 bin liram yoktu!
Türkiye’de her erkek çocuk eğer fakir bir ailede doğmuşsa, asker doğmuştur. Onu ailesi ve komşuları şenliklerle uğurlar ve hep birlikte bağırırlar: “En büyük asker bizim asker!” diye. Oysa oğlu her asker olan annenin yüreğine işte tam da o şenlikte ateş düşer. Her nişanlı kız, kimselere görünmeden gözyaşlarına boğulur. Çünkü bütün tantanaya, havalara kaldırıp omuzlarda taşınmaya rağmen canlarını ölüme yolladıklarını bilirler.

Sonra o canlardan birinin cenazesi gelir ve kalabalık gene bağırır: “Şehitler ölmez vatan bölünmez!” Anneler babalar sessizce “Vatan sağ olsun” der. Sormazlar neden benim oğlum öldü? Neden başkalarının çocuğu 18 bin lira ödeyip bir gün bile askerlik yapmadan teskere aldı? Sormazlar; tıpkı madenlerde neden kaza olduğunu ve yüzlerce insanın öldüğünü sormadıkları gibi. Neden çocuklarının pahalı okullara gidemeyip anca imam hatibe mecbur kaldığını sormadıkları gibi. Yoksul bir Kürtle yoksul bir Türkün neden daha doğuştan kaybedenler olduğunu sormadıkları gibi. Sabahtan akşama kadar öldürücü sıcakta mevye toplayıp neden 30 lira aldıklarını sormadıkları gibi. Neden evlerinin bir göz oda olduğunu sormadıkları gibi. 18 bin lirası olanların neden iki çocuktan fazla yapmadıklarını sormadıkları gibi. Neden evde sadece bulgur ve yoğurt yediklerini sormadıkları gibi. Onların adı yoksullardır ve ne yazık ki, öğrenilmiş bir çaresizlikle sadece Tanrı’nın bütün bu adaletsizliği göreceğini ve onları cennetiyle ödüllendireceğine inanırlar.

Ama Tanrı onları görmez. Tanrı zenginleri sever. Onların çocukları sınır boylarında ölmez! Onların çocukları şehit olmaz! Onların çocukları sokaklarda dilenmez. Onların çocukları sokak köşelerinde tiner koklamaz! Onların çocuklarının karanlık sinemalarda ırzına geçilmez! Karıları E-5 yolunda müşteri beklemeye çıkmaz. Kızları hayat kadını olmaz! Tanrı onlara iyi okullar sunar, Tanrı onlara iyi kariyerler sunar, Tanrı onlara yatlar katlar sunar. Tanrı onlara dünyada bir cennet sunar. Onlar öbür dünyayı beklemezler!
Cennette ödüllendirileceklerini düşünenler, Tanrı’nın onları sevdiğini söyleyenler, onları gerçekten sevenleri de pek sevmezler! HES’ler senin derelerini kurutacak, denildiğinde şüpheyle bakarlar, “Bize iş sahası açacaklar” derler. Sonunda dereler kurur ve “vay biz ne yaptık” diye dövünürler, anca o zaman kendilerini sevenlere güvenmeye başlarlar. Ama çok geç olmuştur, ormanlar kesilmiş, dereler kurumuş ve termik santrallar çoluk çocuk çok can almıştır.
Cennette ödüllendirileceklerini düşünenler, zenginlerin kestiği ama esaslı parçalarını kendilerine ayırdıkları kurbanın üç kuruşluk eti kendilerine düştüğünde bir sevinirler bir sevinirler. Kurbanı kesene kurban olurlar. Mitinglerde dağıtılan üç kuruşluk yemeği nimetten sayarlar ve sahibine oylarını teslim ederler.
Bir gün olsun şu soruyu sormazlar: “Neden ben böyle yoksulum?” Çünkü Tanrı’nın kendisini böyle yarattığına inanırlar. “Beş parmağın beşi bir olmaz” sözünü pek severler. Çocukları güvenli deniz kıyılarından değil, şiddetle akan sularda serinlediğinden ölüp giderler, cenazede çok ağlarlar ama adı “Tanrı verdi Tanrı aldı” olur.
1 Mayıs’ta işler tatil olduğu ve sahil kıyısındaki mesire yerlerine gidecekleri için çok sevinirler. “Şu gençler de hiçbir şeyden memnun olmuyorlar, ne var şimdi olay çıkaracak” diye Taksim’e çıkanlara karanlık gözlerle bakarlar. Ama mangalda neden kuzu pirzola değil, ancak tavuk kanadı çevirebildiklerini hiç sormazlar. Katkı maddesiz bir kangal sucuk ise onlar için sadece televizyonda gördükleri ağız sulandıran ve ancak zenginlerin yiyebileceği bir yiyecektir.
Asgari ücretli işlerine sımsıkı yapışırlar, bunun için en yakın arkadaşlarını bile hiçe sayabilirler. Sendikacılar, solcular onlar için uzak durulması gereken tehlikeli tiplerdir. Tersanelerde, inşaatlarda ölen arkadaşları için üzülürler ama “kader” deyip geçerler.
Evet , öyle bir dolmuşum ki, bıraksalar en az üç sayfa yazabilirim. Öfkeliyim. Yaşadığım bu güzel ülkenin büyük çoğunluğuna öfkeliyim. Çünkü o annenin sözü hiç aklımdan çıkmıyor: “Affet beni oğlum, 18 bin liram yoktu!

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI : “ZENGİNİMİZ BEDEL ÖDER ASKERİMİZ ŞEHİDİMİZ FAKİRDENDİR”


"ZENGİNİMİZ BEDEL ÖDER ASKERİMİZ ŞEHİDİMİZ FAKİRDENDİR"

5 Aralık 2011

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyeleri şehit olan askerlerin aileleri ve oğlu dağa çıkan PKK’li aileleri üzerine araştırma yapan yüksek lisans öğrencisi Burcu Şentürk’ü dinledi.

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun "Terör ve Şiddet Olayları Kapsamında Yaşam Hakkı İhlallerinin İncelenmesine Yönelik" kurulan alt komisyonu şehit ve PKK mensubu kişilerin aileleri üzerine lisansüstü çalışma yapan doktora öğrencisi Burcu Şentürk’ü dinledi.

Şentürk komisyon üyelerine yaptığı araştırma kapsamında görüştüğü şehit asker aileleri ve PKK üyesi ailelerin konuşmalarından bölümler aktardı. Üyelere bilgi notu olarak da dağıtılan ailelerin görüşleri içinde dikkat çeken bölümler şöyle oldu:

"Onlar Müslüman değil Yahudi"

"-Müslüman da olsalar onların yerleri başkadır. Şehit de olmazlar. Allah’ın emriyle hastalıktan da ölseler onların yerleri başkadır. (Nurten asker annesi)

-Oradaki insanlar hepsine demiyorum. Bak bugün çoğu Yahudi tipli insanlar. Ahmet Türk. Türk kökeni değil ki Kürt kökenli de değil Yahudi kökenli (Yahya asker babası)

-Bunların içerisinden çoğu Müslüman değil. Bunlar sünnetli de değil (Necati asker babası)

-Senin ülken sömürülüyorsa senin dilin yasaklanmışsa seni insan yapan şeyler yok ediliyorsa onun için savaşıyorsan şehit oluyorsun. (Civan bir kardeşi PKK üyesi diğer kardeşi Cizre’de asker)

-Kim mazlumsa kime haksızlık yapılıyorsa kim ki toprağı dili kimliği için savaşıyorsa o şehittir. İstanbul’dan kalkıp o dağlara giden şehit değildir. Kur-an’da da bu vardır. (Şirin iki oğlu PKK üyesi)

-Biz kimsenin malına tecavüz etmemişiz. Öldürmemişiz. Bizimki şehittir. İstanbul’da kapımızı bizi öldürüyor tarıyor onlar şehit değildir. Onlar münafıktır ölürlerse. (Salih kızı PKK üyesi)

-Şehit anneleri ‘benim oğlum gitmiş vatan sağolsun’ diyor bayrağını sallıyor. Acaba senin oğlun nereye gitmiş şehit olmuş da o bayrağı sallıyorsun. Senin oğlun Çanakkale Savaşı’na mı gitti. (Kamile eşi PKK üyesi)

-Bugün subay da astsubay da vatanını korumak için ölenlere şehit diyoruz. Bunlar vatan toprağı için canlarını verdiler. Vatan sağ olsun da vatanı hep fakirlerin çocuklarına mı denk gelecek bu. (Bülent emekli astsubay asker babası)

Oğlunu getirmek için Kandil’e gitti

-Bile bile sürüyor onlar. Biz nasıl ‘vatan borcu peygamber kucağı asker ocağı’ diye gönderiyorsak onlar da dağa gönderiyor (Beyhan asker annesi)

-PKK’lıların ailelerinin etkileri çok büyük. Onlar ‘git’ diyorlar. (Necla asker eşi)

-Aile diye bir mevhum yok ki. Adamın onbeş çocuğu var. Benim de on çocuğum var ama hepsi benim yüreğim gibi. Eli acısa benim yüreğim sızlar. Onlar öyle değil. Yirmi tane çocuğu var adını bile bilmiyor. Bu insanlık mıdır? (Kasım asker babası)

-Çok gördük. (PKK’lı olan) kızım küçükken yandaki köy yakıldı herkesi ayakları çıplak yürüttüler inanamadı buna çok etkilendi. Gittiği zaman tarifi yok nasıl üzüldüğümün. K0endi isteğiyle gitti. Hiç kimse kendi çocuğunu bilerek ölüme göndermek istemez. Elimden gelseydi engellerdim ama yine de engelleyemeyeceğimi biliyordum (Rafiye kızı PKK üyesi)

-İnsanlarımızın nasıl ezildiğini ne kadar hakarete uğradıklarını gördük. O kadar çok şey gerçekleşiyor. Avukat oluyorlar doktor oluyorlar hakaret ediliyor. Yaşadığımız bu ülkede iyi olan hiçbir şeyi yaptırmıyorlar. Hiçbir hakları yok (Nafiye oğlu PKK üyesi)

-Çocuğum üniversitede anadilde eğitim için dilekçe verenler arasındaydı. Akşam polisler geldi evi bastı. Ben öğretmenim. Bir sürü kitabım vardı hepsini aldılar. 3 ay kaldı çıktı. Çocuğu içeride mahvettiler. Sonra çocuk çok değişti. Canlı kalkan diye bir araya gelmişler. 520 genç buradan karşı tarafa geçiyorlar. Ben de kalktım ne zorlukla peşinden Kandil’e gittim. Her an için öldüm. Hissediyorum ölümü. 15 gün de yanında kaldım. ‘Gel’ dedim okulunu bitir. Ben sana söz veriyorum. İki evim var birini satayım Avrupa’ya git master yap orada çalış. Ortadoğu’yu terk eden Erzincanlı bir bayan komutanı vardı. Ona da söyledim. O da ısrar etti. Komutanları da ‘dön’ babanla dediler. ‘Yok’ dedi. Devlet de sahip çıkmadı. 520 genç pırıl pırıl aslan gibi çocuklar güzelim kızlar. Valla kafalarını taşın üstüne koyuyorlar. Oğlumla sırt sırta yatıyoruz kafamızı toprağın üzerine koyduk. (Ali oğlu PKK üyesi)

-1990’larda nevroz kutlamaları vardı polis müdahale etti. O atmosferden etkileniyorsun bireylerden değil. Ortada öyle model olacak insanlar yok ama şeyi biliyorsun. Kürtsün ve Kürtler eziliyor. Kürtleri savunan birilerini biliyorsun ister istemez o tarafa doğru kayıyorsun. Ağabeyim ilk çıkış yaparken yakalandı cezaevinde onu ziyarete gittim. ‘Beni burada tutamazsın burası dar geliyor bana’ dedi. (Civan bir kardeşi PKK üyesi diğeri Cizre’de asker)

-Bilmem işte ben daha çocukken köyde evimizi basmışlardı öyle katıldık herhalde. (Zeynep kızı PKK üyesi)

-Nedeni gelip komşuların kapılarını çalıyorlardı. Çocuklarını hep alıp götürüyorlardı öldürüyorlardı işkence ediyorlardı (Beyaz bir çocuğu PKK üyesi bir çocuğu faili meçhule kurban gitmiş)

-15 yaşında gitti oğlum. Amcasının evi var bazen oraya gidiyordu. Orada polisler yakalıyor. Öyle dövmüşler ki o çocuğun vücudunun her tarafı kara olmuş bir yer beyaz değil. Götürmüşler kanala çöpe atmışlar sonra zannetmişler ölmüş. Çöpten komşular bulup getirdi. 3 ay evde kaldı. Biraz iyileşti. ‘Sen ölmedin mi’ diyorlar. Takip ediyorlar çocuğu bırakmıyorlar. Ben bunu diyorum. Biz insan gibi yaşamak istiyoruz. Bu olay çok etkiledi. 1 sene sonra 1999’da o da karar vermiş söylemedi bize gitti (Ahmet oğlu PKK üyesi)

-Biz Kürt’üz. Kürt olduğumuz için Türkiye’de kabul edilmiyoruz. Bundan dolayı Kürt yok diyorlar. Yani o kadar Kürt var yok diyorlar. Kürtler de bu mücadeleye baş koymuşlar (Nafiye oğlu PKK üyesi)

"’Vatan sağ olsun’ zor diyorum"

-Allah verdi Allah aldı. Yani hiç de (vatan sağ olsun) demedim. Baştakilerde hayır olmayınca ne diyebilirsin? Baştakiler ilgilenmiyor şimdiye kadar bu iki çapulcuyu ezemediler. (Beyhan asker annesi)

-Şimdi ben çıkıp da oğlumun namına ‘vatan sağ olsun’ demem. Niye diyeceğim. Vatan benimle beraber oldu mu? (Nurten asker annesi)

-Şu ortamda ‘vatan sağ olsun’ demek istemiyorum. Vatanı sattılar her yere satıldı ne kaldı (Seher asker annesi)

– Ben bazen kendi kendime isyan ediyorum ‘niye’ diyorum. ‘Değer mi’ diyorum. (Ahmet asker babası)

-Biraz zor diyorsunuz ‘vatan sağ olsun’ diye. Ben şahsen diyemiyorum. Ama oğlum Türk bayrağını yere indirmemek ülkeyi böldürmemek için canını verdi. Gurur duyuyorum. (Güler asker annesi)

-Vatan sağ olsun. Vatanımız olmasa biz nasıl yaşarız. Ne oluruz köle oluruz başkasının elinde. Nasıl köleleri satıyorlar. (Sinem asker annesi)

-Çocuğum öldüğünde ‘vatan sağ olsun’ diyorsun. Vatan nasıl sağ olsun. Senin ciğerin yanmış. Çık ve de ki ben bu çatışmayı kabul etmiyorum. Ne asker ölsün ne gerilla ölsün ne polis ölsün. (Kamile eşi PKK üyesi)

-Devlet kimliğimi verirse dilimi serbest bırakırsa gerilla da aşağıya inecektir. Devlet çözümü getirirse her şey hallolacak (Şerife oğlu PKK üyesi)

-Devlet getirecek çözümü elbette. Benim PKK ile ne işim var. Türkiye Cumhuriyeti benim devletim. Misak-ı milli benim sınırım bayrak benim bayrağım. İstiklal marşı benim marşım. Ama kusura bakma senin ne hakkın varsa benim de o hakkım olacak. Ben çocuğuma Kürtçe isim bile koyamadım zamanında. (Ali oğlu PKK üyesi)

-Ben devletten idamı geri getirmesini istiyorum. Bu idam kalktı Türkiye cumhuriyeti benim için geçersiz. (Selim asker babası)

-Herkes ‘Türklere karşı savaş var’ diyor. PKK’nın yönetim kadrosuna baktığınızda Türkler de var. İlk örgütleyicileri Türk. Şu an başkanlık konseyine bakıyorsunuz Türk. (Civan bir kardeşi PKK diğeri Cizre’de asker)

-Kürt sorunu diye bir şey yok. Ben de Kürt’üm. Benim kürdüm bugün cumhurbaşkanı oluyor. Benim de Çanakkale’de oğlum yatıyor seninki de. (Yusuf asker babası)

-Sorun Kürtlerde değil ki damadım da Kürt. Bu PKK ile sadece anadolunun çocuğu mağdur olmuyor ki. Oradakinin çocuğu da mağdur oluyor (Kasım asker babası)

-Şehitliğe Cuma günleri gel de gör. Her gariban ekmeğini yiyemeyen insanların çocukları şehit oldu. (Yavuz asker babası)

-Zengin parasını buluyor torpil buluyor. Türküsü bile var. Zenginimiz bedel öder askerimiz şehidimiz fakirdendir. (Selma asker annesi)

ODTÜ’de yüksek lisans yaparken "Barışı beklerken Doğu ve Güneydoğu’daki çatışmalarda hayatını kaybeden kişilerin ailelerinin karşılıklı incelenmesi" çalışmasını yapan Burcu Şentürk araştırmasıyla ilgili şunları söyledi:

"Araştırmayı yaparken 30 şehit ve PKK’lı ailesi ile görüştüm. Türkiye’de bu aileler birbirine çok düşman gibi yansıtıldı. Çalışma tersine çok fazla ortak noktaları olduğunu gösterdi. Birbirlerini düşman olarak görmüyorlar. Yine çatışmadan yıldıklarını gördüm. Bağımsız kurullar aracılığıyla ailelerle temaslar kurulabilir. Oğlunu bir saldırıda kaybeden Diyarbakır Milletvekili Oya Eronat da ‘Ben karşı aile ile oturur konuşurum’ dedi. Bunun ortamı var. "

LİNK : http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/303168/_Zenginimiz_bedel_oder__askerimiz_sehidimiz_fakirdendir_.html

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi, Ermeni teröristler tarafından şehit edilen (27.08.1982) Türkiye’nin Ottowa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Alb. Atilla ALTIKAT’ın aziz hatırası önünde saygıyla eğilir.


ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi, 27 Ağustos 1982 tarihinde Ermeni teröristler tarafından şehit edilen Türkiye’nin Ottowa Büyükelçiliği Askeri Ataşesi Albay Atilla ALTIKAT’ın aziz hatırası önünde saygıyla eğilir.

Şehidimizi saygı, sevgi, şükran ve rahmet ile anıyoruz.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

ŞEHİTLERİMİZ DOSYASI /// BATUHAN ÇOLAK : ŞEHİT OLMASAYDI SORUŞTURMA GEÇİRECEKTİ !!!!


BATUHAN ÇOLAK : ŞEHİT OLMASAYDI SORUŞTURMA GEÇİRECEKTİ !!!!

E-POSTA : batuhancolak

22 Ağustos 2019

Değerli okuyucular

Bugünkü köşemi şehidimiz Emre As’a ayıracağım…

Açılım sürecinin ilk kayıplarından olan Emre As 20 Ağustos 2014’te Van’da şehit edilmişti. Basında ve cenaze töreninde "Kaçakçılar tarafından öldürüldü" diyerek PKK’nın üzeri örtülmek istenmişti.

Konuyla ilgili olarak Harp okulundan devre arkadaşı Bahaddin Seçgin ile görüştüm. Çok önemli bilgiler paylaştı.

Bahattin Seçgin 2016 yılında Diyarbakır/Sur’da PKK’lılarla çıkan çatışmada yaralandı. Tam 93 gün yoğun bakımda kaldı. Üsteğmen rütbesiyle gazi oldu. En büyük destekçisi astsubay olan eşi Aysun… Muhteşem bir çiftler…

Gazi Seçgin önemli bir kitap hazırlığında. Kitabında HDP-PKK bağlantılarını inceliyor 20’ye yakın gazi arkadaşının ve kendisinin başından geçenleri anlatıyor.

Kitabını büyük bir heyecanla bekliyorum.

Kitabında kaleme aldığı devre arkadaşı Emre As’a ilişkin bölüm son derece çarpıcı.

Hazırlık aşamasında olan kitapla ilgili bazı kesitleri Gazimiz Bahattin Seçgin’in kaleminden aktarıyorum:

"…Cenaze törenine giderken üniformalarımızı da yanımızda götürdük. Cenaze namazı esnasında bir anons: ‘Piyade Teğmen Emre As 20 Ağustos 2014 tarihinde Van’ın Saray ilçesinde kaçakçılar tarafından şehit edilmiştir. ‘ Kaçakçılar! Kaçakçılar! diye düşünmüştüm. Hatta o esnada ‘Neden kaçakçılar diyorsunuz onu PKK’lı teröristler şehit etti’ diye çıkışmıştık. Orada bir tartışma yaşanmıştı. Sonrasında ‘Kahrolsun PKK’ şeklinde yöre halkı slogan atmıştı. Tabii o dönemde PKK açılımı olduğundan teröristlere kaçakçı demek adet olmuştu.

Cenaze namazını kıldıktan sonra şehit devre arkadaşımızı defnetmek üzere yola çıktık ve Tokat-Zile mezarlığı bir şehitle daha şereflenmiş oldu. Defnettik kardeşimizi gözyaşlarımızı tutamıyorduk… ‘Nedendi? Kaçakçılar mı?’ gibi sorular zihnime üşüşüyordu. O gün en kıdemlimiz Emre idi. En yüksek rütbe ona aitti çünkü o şehitti. 2013 devresi olarak hepimiz üstümüzdeki üniformalardan Teğmen rütbelerini çıkardık. Bu yıldızlar Emre’nin yanında bize ağırdı. Yıldızlarımızı şehit kardeşimizi mübarek mezarına bıraktık.

Emre şehit olduğunda basında çok yer almamıştı. Bazı gazetelerde 3. sayfalarda yer almıştı. Bu haberler de özellikle okunmasın diye minicik başlıklarla verilmişti. Malum çözüm süreciydi ya ‘barış elçisi PKK askerimize kurşun sıkmazdı’ algı bu şekilde yaratılmalıydı.

Emre’nin şehit olma şekline baktığınızda teröristin 5 metre yakınına kadar geldiğini ve ‘DUR!’ ihtarı yaptığını görürsünüz. Bu ihtar klasiktir herkes yaptık der ama yapmaz diyebilirsiniz. Emre gerçekten bu ihtarı yapmıştı. O olayda hemen yanı başında bulunan 2 er bu durumu doğruluyor.

Peki Emre gibi Harp Okulu’nu derece ile bitiren bir insan hayatını riske atmadan teröristleri orada öldürebilirdi. Neden yapmadı sizce?

Şimdi Emre’nin zihninin içine girelim. O dönem askeri birlikleri operasyon yetkisi verilmiyor teröristler üs bölgelerinin yanında silahlı bir şekilde askerimize el hareketi yaparak geçiyor üstüne bir de kahkaha atıyorlardı. Kesinlikle teröristlerle çatışmaya girilmeyecek deniliyor.

Hatta Emre görüntü alıp karakoldan çıktığında tabur komutanının emrini dahi beklemiyor inisiyatif alıp öyle çıkıyor. İşte tüm bu sebepler ‘DUR’ ihtarı yapmasında etkilidir. Eğer Emre şehit olmadan teröristleri etkisiz hale getirseydi bile belki de soruşturma geçirecek ve açığa alınacaktı.

Peki Emre’nin karakolunda durum nasıl algılanmıştı? İşte burada çok rezil bir durum yaşanıyordu. Karakolda bulunan muhtemelen PKK sempatizanı olan askerler halay çekmişler. Düşünebiliyor musunuz? Komutanları şehit oluyor adamlar sevinçten halay çekiyorlar. Halay çekerken de ‘maç 1-1’ oldu diyorlarmış çünkü birkaç gün önce PKK’nın Kandil sorunundan üst düzey bir terörist güvenlik güçlerimizce etkisiz hale getirilmiş. Hain içeride olursa tabiri sanırım bu zamanlar için söylenmiş. Böyle acınası ruh halinde olan bu devletin ekmeğini yiyip üniformasını giyip sonra da Türk askerinin ölümüne sevinen cahiller de var.

Gelelim Emre’yi şehit eden teröristler hakkında bölge halkından duyduklarımıza. Konuşulan şey şudur: ‘Emre’yi şehit eden kişi Van-Saray HDP İlçe Başkanının korumasıymış. İşe bakar mısınız? Nerede bir askerimiz şehit olsa altından HDP çıkmak zorunda mı? Siyasi parti dediğimiz bu oluşum PKK’nın iş birlikçisi değil de nedir? Emre’nin kanının yerde kalmadığını söylüyorlardı. Daha doğrusu haberlerde Emre As’ı şehit eden terörist grup ’11 Ocak 2016 tarihinde öldürüldü’ deniyordu. Ne kadar doğrudur onu bilemiyorum. 11 Ocak 2016 tarihinde Van’da bir villada 12 terörist öldürülmüştü. Öldürülen teröristlerden bazıları Emre’nin şehit edildiği olaya karışmıştı. Van’da büyük bir saldırı hazırlığında oldukları saptanan 12 PKK’lı daha önceden kiraladıkları villa tipi evde polis ekipleri tarafından silahları ile beraber ölü olarak ele geçirildi. Villa tipi ev Van Gölü’nün yakınındaymış. Bu villa Vali konağı ve MİT binasına 500 metre Jandarma lojmanlarına 1 km uzaklıktaymış. Bir de Van Gölü manzarasının keyfini çıkarmış adamlar. Ölen teröristlerin bir kısmı dağ kadrosundanmış. Bir de gelip Van Gölü kıyısında villa kiralayıp toplantı yapıyorlarmış. Yuh yani! Artık kimden bu evi kiraladıysalar kim göz yumduysa hakkında bir işlem yapılmış mıdır? Bilemiyorum. İşte her zaman konu dönüp dolaşıp aynı yere geliyor: ‘Terörle Mücadele’ye… Emniyet ve TSK teröristle yeterince mücadele ediyor ama terörle mücadeleyi her boyutta yapması gerekenler maalesef yapmıyorlar. "

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/sehit-olmasaydi-sorusturma-gecirecekti-52996yy.htm

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 31 Temmuz 1980 tarihinde Ermeni teröristler tarafından şehit edilen Atina Büyükelçiliği Ataşesi Galip ÖZMEN ile kızı Neslihan ÖZMEN’in aziz hatırası önünde saygıyla eğiliriz.


DAĞITIM :

  1. T.C. DIŞ İŞLERİ BAKANLIĞIMIZ
  2. ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak 31 Temmuz 1980 tarihinde Ermeni teröristler tarafından şehit edilen Türkiye’nin Atina Büyükelçiliği İdari Ataşesi Galip ÖZMEN ile kızı Neslihan ÖZMEN’in aziz hatırası önünde saygıyla eğiliriz.

TSK DOSYASI : BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜNDE BOĞAZI KESİLEREK ŞEHİT EDİLEN HARBİYELİ ENES’İN OTOPSİ RAPORU


ÖZEL BÜRO NOTU : ÖNCE TALEBİMİZİ İLETELİM. ŞU ANDA TBMM’DE GÖREVLİ TÜM VEKİLLERİMİZDEN VE İSTİHBARATIMIZDAN AŞAĞIDA BAHSETTİĞİMİZ KONU HAKKINDA ÇALIŞMASINI İSTİYORUZ. BU KONU RAFA KALDIRILAMAZ, ERTELENEMEZ. ŞİMDİ GELELİM MESELEYE.

HER NORMAL VATANDAŞ DARBENİN KENDİ ÜLKESİNE VERDİĞİ ZARARI BİLİR. ÇÜNKÜ DEMOKRATİK ÜLKELERDE SANDIK KONUŞUR, HERKES SUSAR. İKTİDARA GELMENİN YEGANE YOLU HALK ÇOĞUNLUĞUDUR. OYUNUZU ALIR DEVLETİ YÖNETİRSİNİZ. BURAYA KADAR TAMAM. AMA AYNI DEMOKRATİK ÜLKELERDE ŞUNLARDA YAPILMAZ.

1. Sİ, DARBEYE KOMUTANI EMRETTİ DİYE KATILMAK ZORUNDA BIRAKILAN ASKERİ ÖĞRENCİ İLE BİZZAT DARBE HAREKATI İÇİNDE KENDİ İNSİYATİFİ İLE SORUMLULUK ALAN ASKER YADA KOMUTAN ARASINDAKİ FARK BİLİNİR VE ONA GÖRE MUAMELE EDİLİR. ÇÜNKÜ ASKERİ ÖĞRENCİ ADI ÜSTÜNDE ASKERİ KOMUTA ZİNCİRİNİN EN ALT HALKASI OLUP İNSİYATİFİ OLMAYAN VE EMRİ UYGULAMA MECBURİYETİNDE OLAN BİR RÜTBEDİR. AYNI ER GİBİDİR. ARASINDAKİ TEK FARK ASKERİ ÖĞRENCİNİN ALDIĞI EĞİTİMİN SONUNDA SUBAY OLMA POTANSİYELİ YÜKSEKTİR. SUBAY OLANA KADAR EN AZ 4 SENE HARBİYE OKUR. YÜZLERCE SÖZLÜ VE YAZILI SINAVA GİRER. EN SONUNDA BAŞARILI OLURSA TEĞMEN RÜTBESİ İLE TSK SAFLARINA KATILIR.

2. Sİ, HER DEMOKRATİK ÜLKEDE SUÇUN TANIMI VE CEZASI BELLİDİR. ADAMINA GÖRE SUÇ TASNİFİ OLMAZ. ANCAK SUÇUN DA DERECELERİ VARDIR. BİR ÖRNEK İLE ANLATALIM. ÖRNEĞİN KASTEN ADAM ÖLDÜRMEK İLE KAZAEN ÖLÜME SEBEBİYET VERMEK FİİLİNDE KURBAN ÖLMÜŞTÜR AMA İLKİNDE CEZA YÜKSEK İKİNCİSİNDE CEZA DÜŞÜK OLUR. BUNU 15 TEMMUZ DARBESİNE UYARLARSAK DARBEYE FİİLEN KATILAN VE İNSİYATİF KULLANAN BİR YÜZBAŞI YADA ALBAYIN DARBE SUÇUNDAKİ KATILIM ORANI İLE EMRE UYARAK DARBEYE KATILMASI ZORUNDA BIRAKILAN ASKERİ ÖĞRENCİNİN KATILIM ORANI EŞİT DEĞİLDİR.

VE SON OLARAK DARBE CİDDİ BİR SUÇ BİLE OLSA HER DEMOKRATİK ÜLKEDE OLDUĞU GİBİ BUNUN CEZASINI T.C. MİLLETİ ADINA KARAR VERME YETKİSİ OLAN YÜCE MAHKEMELER VERİR. VE KARAR VERİRKEN DUYGUSAL RETORİK DEĞİL HUKUKSAL NORMLAR UYGULANIR. YANİ HİÇ BİR CENGAVER (!) VATANDAŞIN DARBECİLERE KARŞI DURMAK MAKSADIYLA HERHANGİ BİR DARBECİYİ SUÇU YADA RÜTBESİ NE OLURSA OLSUN CEZALANDIRMA YADA ÖLDÜRME SERBESTİYETİ YOKTUR. AMA 15 TEMMUZ DA MAALESEF ONLARCA ERİMİZ VE ÖĞRENCİMİZ – Kİ KOMUTANLARININ EMRİNE UYARAK NEREYE VE NE GÖREVE GİTTİKLERİNİ BİLMEDEN DARBEYE BULAŞTIRILAN ERİMİZ VE ÖĞRENCİMİZ – DARBE KARŞITI ÇAKMA VATANSEVERLER TARAFINDAN BOĞAZI KESİLEREK ÖLDÜRÜLDÜ. İŞTE AŞAĞIDA BİR TANESİNİN OTOPSİ RAPORU YER ALIYOR.

PEKİ BİZ DE HÜKÜMETE SORUYORUZ. BOĞAZI KESİLEN ASKERİ ÖĞRENCİLERİMİZ VE ERLERİMİZ İÇİN HÜKÜMET ŞU ANA KADAR NE YAPTI ? BİR SORUŞTURMA AÇTI MI ? KONUNUN ÜZERİNE GİDİLDİ Mİ ? MANİSA’DA DOMATES ÇALAN HIRSIZIN PEŞİNE GÜNLERCE KOŞAN POLİSİMİZ BOĞAZI KESİLEN ERLERİMİZ VE ÖĞRENCİLERİMİZ İÇİN ŞU ANA KADAR NE GİBİ TASARRUFTA BULUNDU ? BİZ SÖYLEYELİM. TAMAMEN ÜSTÜ KAPATILDI. ÖLENLER ÖLDÜĞÜ İLE KALDI. AİLELERİ DE FETÖCÜ DİYE DAMGALANDI. ŞİMDİ GERİ KALAN AİLE FERTLERİ YILLARCA BU DAMGA İLE YAŞAYACAKLAR. ŞİMDİ HİÇ KİMSE BİZE BEYLİK TASLAMASIN ! AK PARTİ‘NİN KELİME ANLAMININ ADALET OLDUĞUNA HİÇ BİR ZAMAN İNANMADIK, İNANMAYIZ. HEPSİ PALAVRA.

BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜNDE BOĞAZI KESİLEREK ŞEHİT EDİLEN HARBİYELİ ENES’İN OTOPSİ RAPORU

15 Temmuz gecesi boğazı kesilerek şehit edilen Hava Harp Okulu öğrencisi Ragıb Enes Katran’ın (20) otopsi raporu kan donduruyor.

23 Nisan 1996 doğumlu Ragıb Enes Katran için Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı tarafından istenen Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi doktorlarının yazdığı raporda yazılanlar dehşet verici. Darbe girişimden haberi olmayan komutanlarının emriyle Boğaz Köprüsüne götürülen 20 yaşındaki bir gence yapılanlar kan donduruyor.

Ragıb Enes Katran’ın tüm yüzünün kafasının şiş olduğu ve ödem topladığının belirtildiği raporda vücudunun çeşitli yerlerinde de kesici-delici alet yarası olduğu tespit edilmiş. Otopsi o gecenin ertesinde 16 Temmuz 2016’da saat 11.45’te yapılmış. Rapor ise 29 Temmuz 2016’da yazılmış.

BOYUN ORGANLARINI AÇIĞA ÇIKARAN KESİK

Ragıb Enes Katran’ın o gece boynunun kesilerek öldürüldüğü ailesi ve yakınları tarafından dile getiriliyordu. 8 maddelik raporda bu kesik de en son maddede şöyle tarif ediliyor:

“Boyun hatta tiroid kıkırdağının üzerine denk gelen yerde 5 6 7 lezyonların üzerinde 6 cm uzunluğunda boyun organlarını açığa çıkaran kesik vasıfta yara görüldü. ”Resmi Twitter’da görüntüle

15 Temmuz 2016’da Hava Harp Okulundan 259 öğrenci Balıkesir Astsubay Meslek Yüksekokulun’ndan 26 öğrenci toplamda 285 öğrenci darbe yapmaya kalkıştılar diye üç yıldır Silivri Cezaevi’nde haksız hukuksuz bir şekilde tutuklu bulunuyor.

24. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuksuz yargılanan 108 Kara Harp Okulu öğrencisi beraat etti. 26 Haziran 2019’da görülen davada beraat etti.

LİNÇ ETTİRENLERİN HESAP VERMESİNİ İSTİYORUZ

Ragıb Enes Kantar ile birlikte öldürülen Murat Tekin’in babası Sedat Tekin 16 Ekim 2016’da verdiği bir röportajda

“Teröre karşı insanlar olduğumuz halde bu damgayı yemiş olduk. Acımızdan daha üstün acı oldu bunlar. Çocuğum da orada rahat değil eminim biz de değiliz. Devletimizden tek isteğim bunları yapanların ortaya çıkarılması. Çocuklarımızı o gece tatbikat deyip de boğaz köprüsüne götüren komutanların onları korumayıp kalabalığın arasında bırakıp linç ettirenlerin hesap vermesini istiyoruz. Büyüklerimizden devletimizden tek dileğim bizi duymaları. Bize bir şekilde el uzatsınlar. Cezaevlerinde yatan diğer askeri okul öğrencileri de masum günahsız. Bunlar bir şekilde temize çıksın. Bir daha o hainlerin eline düşmesinler. Bizimki gitti geri gelmeyecek. Ama hiç değilse yavrumun şehitliği verilsin” demişti.

LİNK : http://aktifhaber.com/15-temmuz/bogazici-koprusunde-bogazi-kesilerek-sehit-edilen-harbiyeli-enesin-otopsi-raporu-h134184.html

LİNK : https://tammakale.com/2019/06/bogazici-koprusunde-bogazi-kesilerek-sehit-edilen-harbiyeli-enesin-otopsi-raporu/