TARİHTE KAHRAMANLAR DOSYASI /// ÜMİT DOĞAN : MİLLİ ŞEHİDİMİZ BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY’İN SON SÖZLERİ


ÜMİT DOĞAN : MİLLİ ŞEHİDİMİZ BOĞAZLIYAN KAYMAKAMI KEMAL BEY’İN SON SÖZLERİ

Milli şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in son sözleri "Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun adalet. " olmuştu.

Vahdettin’in onayıyla idam edilen Kemal Bey’in geride çocuklarına Atatürk nasıl sahip çıktı?

1- İngilizler Ermeni komitecilere cesaret vermek ve onları kullanmaya devam etmek için Mondros Mütarekesi’nden hemen sonra Ermeni tehcirinin sorumlularının yargılanması konusunda faaliyete geçmişlerdi.

2- İstanbul’daki İngiliz Amirali Webb İngiltere Hükümetine gönderdiği telgrafta şöyle diyordu:

“Ermenilere zulmeden herkesi cezalandırmak için Türkleri toptan idam etmeli. Cezalandırma işlemi (…) ibret verici bir şekilde yargılayarak kişileri cezalandırma biçiminde olmalı. ”

3- Vahdettin ise 24 Kasım 1918’te Daily Mail’e verdiği mülakatta Birinci Dünya Savaşı’na girmemizin hata olduğunu ve kendisinin tahtta olsa böyle bir şeye izin vermeyeceğini söyledikten sonra Ermeni meselesine karışanlarının cezalandırılacağına dair İngiltere’ye söz vermişti:

4- Vahdettin şöyle demişti: “İngiltere’de öteden beri Türklere karşı var olan dostluk duyguları savaş başladığı zaman hemen yok olmuş değildi. Ama Ermenilerin öldürülmeleri İngilizlerin Türkiye’ye karşı duygularında derin bir değişiklik ortaya çıkarmıştır.

5- Birileri inanmayacak ama Vahdettin aynen şu sözleri kullanmıştı:

Ama Ermenilerin öldürülmeleri İngilizlerin Türkiye’ye karşı duygularında derin bir değişiklik ortaya çıkarmıştır.

Buraya dikkat: "Bu kötülükler… Yüreğimi yaralamıştır… Adalet çok geçmeden yerini bulacaktır”

6- Türk arşivlerinde ve diğer kurumlarda yoğun bir araştırma yapan İtilaf Devletlerinin isnat edilen suçlarla ilgili hiçbir belge bulunamamalarına rağmen İttihatçılardan intikam almaya kararlı olan İstanbul Hükümeti adeta suçlu avına çıkmış 1397 kişi hakkında soruşturma açılmıştı.

7- Sahte mahkemelerin sahte şâhitleriyle yargılanan vatansever Türk idârecileri arasında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’de yer alıyordu. Daha önce Ermenilere zulmettiği gerekçesiyle Yozgat İstinaf Mahkemesi’nde yargılanıp beraat etmesine rağmen tekrar mahkeme edilmişti.

8- Kemal Bey savunmasında ihanet içinde olan Ermenilere devletin hiçbir zaman zalim ve adaletsiz davranmadığını söylemiş ancak Ermenilerin bağımsızlık kazanmak amacıyla yüz binlerce masum Türk’ü katlettiklerini vurgulamıştı. Yargılama sonucunda Kemal Bey idama mahkum edildi.

9- Burası da önemli:

Konu ile yakından ilgilenen İngilizler Kemal Bey’in idamından sonra Damat Ferit’in güvenilir bir müttefik olduğundan ve artık Osmanlı Devleti’nde güvenilir bir mahkemenin varlığından bahsetmişlerdi.

10- Kemal Bey’in idam kararı Damat Ferit Hükümeti ve gayretleriyle alınan Şeyhülislam Mustafa Sabri fetvası ve Vahdettin’in onayından sonra 10 Nisan 1919 tarihinde yerine getirildi.

Buranın da altını çizelim.

"Vahdettin bu onay ile İngilizlere verdiği sözü tutmuş oluyordu. "

11- Beyazıt Meydanı’nda gerçekleştirilen infazda son sözleri sorulan Kemal Bey şunları söylüyordu:

“Sevgili vatandaşlarım Ben bir Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir.

12- Sizlere yemin ederim ki ben masumum. Son sözüm bugün de budur yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun adalet.

13- Benim sevgili kardeşlerim ASİL TÜRK MİLLETİNE ÇOCUKLARIMI EMANET EDİYORUM. BU KAHRAMAN MİLLET ELBETTE ONLARA BAKACAKTIR. Vatan uğrunda cephede ölen bir insan gibi şehit gidiyorum. Allah vatan ve milletimize zeval vermesin. "

14- Görüldüğü üzere Vahdettin Daily Mail’e verdiği mülakatta ifade ettiği gibi Ermeni tehciriyle ilgisi bulunanlarının cezasız kalmaması için çaba göstermiş Kaymakam Kemal Bey gibi Türk bürokratlarının idam kararlarını onaylamıştı.

15- Atatürk önderliğindeki milliyetçiler ise çıkarttıkları kanunlarla Ermeni meselesi dolayısıyla yargılanıp idam edilen Türk bürokratların yanında olduklarını gösterdiler.

TBMM’nin 14 Ekim 1922 tarihinde çıkarttığı bir kanunla Kemal Bey Millî Şehit ilan edildi.

16- Kemal Bey’in eşi Hatice Hanım ve çocuklarına vatanî hizmet tertibinden ömür boyu maaş bağlandı. Ermeniler tarafından terkedilmiş olup Vakıflar İdaresi’ne devredilmiş bulunan 1 apartman ve 1 ev tahsis edildi. (Belgeleri aşağıda)

Kemal Bey’in çocuklarına Atatürk sahip çıkmıştı!

Ümit Doğan

SÖZDE KÜRDİSTAN DOSYASI /// MURAT İDE : KÜRDİSTAN ŞEHİTLERİ (!) ÖYLE Mİ…


MURAT İDE : KÜRDİSTAN ŞEHİTLERİ (!) ÖYLE Mİ…

Irak’taki bölgesel yönetimin başkanının yemin töreni. .

Hani Cumhurbaşkanı’nın kendi partisine oy vermeyenlere "Irak’ta kürdistan var defolun gidin" dediği yer var ya hah işte orası. .

Törende saygı duruşu yapılıyor. .

Anons açık ve net;

– kürdistan şehitleri (!) için saygı duruşu. .

**

Bu sözü meslek hayatım boyunca çok duydum. . Terör örgütü yandaşlarının gösterilerinde Nevruz kutlamalarında korsan gösterilerde kongrelerde. . Cümle hep aynıydı;

– kürdistan şehitleri (!) için saygı duruşu. .

Malumunuz terör örgütünün ağzıyla Barzani ekibinin ağzı bir. .

Sözünü ettikleri o şehitler (!) bizim tarafımızdan ‘terörist’ olarak adlandırılanlar. .

Ve Türkiye Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı bu çağrıya uyup yerine oturmak yerine saygı duruşuna katılıyor. .

**

İstanbul adayı ‘kürdistan’ der ‘pe ke ke’ der ‘rojbaş’ der. .

Dışişleri Bakanı kürdistan şehitleri (!) için saygı duruşunda bulunur. .

Ortakları zevahiri kurtarmak için "öyle bir yer yok" der geçer. .

Bütün bunlar olurken de yüz hiç kızarmaz ve Millet İttifakı ve ona oy verenler pkk’lı olur terörist olur. .

**

Her devirde bir yaftaları vardı. .

Önceki gün kafayı kaldırana ‘Ergenekoncu’ derlerdi. .

Sonra iki kelam etmeye kalkana ‘Balyozcu-darbeci’ dediler. .

Yıllarca koyun koyuna yattıkları fetö ülkeye çok kazık attı da kendilerine kazık atınca ağzını açanı ‘fetöcü’ ilan ettiler. .

Şimdi de pkk’yle görüşürken kürdistan-mürdistan derken terörist için sözüm ona şehit ayağına saygı duruşunda bulunurken ‘yanlış yapıyorsun’ diyen herkese ‘pkk’lı ya da terörist’ demeye utanmaz bu kafa. .

Tarih böyle bir riya böyle bir utanmazlık böyle bir hadsizlik yazmadı. . Yazması da mümkün değil. .

Ben size söyleyeyim;

İstanbul seçimi zaten yağmacılarla dürüstler arasında geçecek de ona bir de ne eklendi biliyor musunuz;

– Teröriste saygı duruşu yapanlarla kürdistan diyebilenlerle ve bunlara teşne olabilenlerle milli güçler arasında geçecek. .

Bütün rezilliğin ekran koruyuculuğunu ‘Türk Milliyetçileri’ne yaptırmaya kalkan zihniyet de öyle zannetse de ne zevahiri kurtarabilecek ne de haysiyeti. .

Biz sussak tarih susmayacak. .

Ve tarih hiçbir şey yazmasa Türk Milliyetçisiyim diyenlerin iktidarın teröristle işbirliğine nasıl perde yapıldığını yazacak. .

Hem de en basit kumaştan. .

Ortak vatan(!)

Bir televizyona konuk olan HDP milletvekilinin ‘ortak vatan’ vurgusu dikkatini çekmiş. .

Milliliğinden şüphe etmediğim gazeteci arkadaşımın da iyi niyetle ortak olduğu bu tarifin aslında ne olduğunu anlatan bir mesaj göndermiş. .

Kim mi?

İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı saygıdeğer Büyükelçim Ahmet Kamil Erozan. .

Birçoğumuza da sıcak gelen bu tarifin nasıl bir tehlike olduğunu anlatan mesajını virgülüne dokunmadan bilginize sunuyorum;

"Programınızı seyrederken kullandığınız "ortak vatan" deyimi tüylerimi diken diken etti…

Ağzımdan "Aman… Aman…" sözcükleri döküldü…

Neden mi. . ?

Bu kavram ABD ve Rusya tarafından üretilmiş "Common State" kavramının Türkçe’ye adapte edilmiş versiyonudur…

Bosna-Hersek aynı formülün ürünüdür…

Yukarı Karabağ için düşünülen de budur… Azerbaycan’ın uluslararası sınırları değişmeyecek ama ülke yavrulayacaktır…

Condoleezza Rice tabiriyle "ülkelerin sınırları değil haritası değişecektir"…

Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi de budur…

Abhazya da budur…

Osetya da budur…

Donbass da budur…

Suriye’de olacak olan da…

21. yüzyılda yöntem artık "Böl ve Yönet" değil "Yarat ve Yönet"tir…

Bunun Türkiye’de olmasını istiyor muyuz. . ?

Biz istemiyoruz ama Dolmabahçe Bildirisi’ni imzalayanlar istiyorlardı…

9. maddesine bakınız: "Demokratik cumhuriyet ortak vatan ve milletin demokratik ölçütlerle tanımlanması çoğulcu demokratik sistem içerisinde yasal ve anayasal güvencelere kavuşturulması"…

Öcalan’ın son yayınladığı duyurunun Suriye ile ilgili bölümünü de hatırlatmak isterim…

"Suriye’nin bütünlüğü çerçevesinde Anayasal güvenceye kavuşturulmuş yerel demokrasi perspektifinde çözüm"…

Bana sorarsanız Dolmabahçe Bildirisi ile Öcalan’ın Suriye için çözüm önerisi arasında fark yoktur…

O satırların esas müelliflerinin de Anglo-Saxon olma ihtimali yüksektir…

Ben ihtiyaten aman dikkat demek durumundayım…"

**

Bu kıymetli uyarı ve bilgilendirme için teşekkürler sayın Büyükelçim. .

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/kurdistan-sehitleri-oyle-mi-52236yy.htm

ANMA MESAJI : ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak 22 Aralık 1914 tarihinde Sarıkamış Harekatı’nda Şehit olan tüm Mehmetçiklerimizi özlem ve minnet ile anıyoruz.


DAĞITIM :

  1. GENELKURMAY BAŞKANLIĞI
  2. KARA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  3. DENİZ KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  4. HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI
  5. JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI
  6. EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

ÖZEL BÜRO GRUBU ekibi olarak 22 Aralık 1914 tarihinde Sarıkamış Harekatı’nda Şehit olan tüm Mehmetçiklerimizi özlem ve minnet ile anıyoruz.

ÖZEL BÜRO İSTİHBARAT GRUBU

www.ozelburoistihbarat.com

AMERİKA DOSYASI : 1959 YILINDA BİR RÜTBELİ ABD ASKERİ 1 ASKERİMİZİ ŞEHİT ETTİ, 9 ASKERİMİZİ YARALADI /// NİYE HESAP SORAMADIK ????


Hamza ..

1959…
Kasım ayıydı.
Saat 20 suları.
Hava kararmıştı.
Ankara’da Jusmmat’ta, yani, Amerikan askeri yardım karargahında görev yapan yarbay Allen Morrison, Çankaya’daki Amerikan Kulübü’nden çıktı, alkollüydü, Kavaklıdere’de direksiyon hakimiyetini kaybetti, kaldırımda yürüyen Türk askerlerinin arasına daldı, Hamza Şahin isimli askerimiz hayatını kaybetti, dokuz askerimiz ağır şekilde yaralandı, koma halinde hastaneye kaldırılan Osman Duman isimli askerimizin bacağı kesildi.

Amerikan elçiliği derhal devreye girdi, yarbay Morrison’ın “kaza sırasında görevde olduğuna dair” resmi belge sundu.
Yani?
NATO sözleşmemiz gereği, Türkiye’deki Amerikalı askerler görev başındayken suç işlerse, Amerikan mahkemelerinde yargılanacaktı.

Müzikli-içkili gece kulübünden çıkan yarbay “görevde” kabul edildi.
Tutuksuz olarak, Amerikan askeri mahkemesinde yargılandı.

Savcı, yüzbaşıydı.
Morrison’ın avukatı, binbaşıydı.
Hakim, albaydı.
Morrison’ın şahidi, generaldi.

Amerikan adaletinin ne karar vereceği, rütbe adaletinden belliydi.

Güya suçlu bulundu.
1200 dolar para cezasıödemeye mahkum edildi!
Mağdur olmasın diye, altı taksitte ödemesine hükmedildi!

Üstelik…
Amerikalı yarbay, bizim topraklarımızda bizim vatandaşımızı öldürdü ama, para cezasını Amerikan devletine ödedi iyi mi!

Şehit bizim.
Gazi bizim.
Parayı Pentagon aldı.

(Aslına bakarsanız, bu para cezası, alkollü yarbay’ın Amerikan malına, ordu malı otomobile verdiği zararın tazminiydi.)

Türkiye’nin NATO’da sergilediği milli duruş, maalesef buydu.

Mevzubahis ABD’yse, gerisi teferruattı!

Tam bir ay sonra…
Eisenhower geldi.
Türkiye Cumhuriyeti’ne resmi ziyaret yapan ilk ABD başkanıydı.

İsmet İnönü’yü hiç sevmezdi.
İkinci Dünya Savaşı’na girmediğimiz için, “Türklerin bağımsız hareket etmesine tahammül edemiyorum” diyememiş, “Türk ordusunu Almanlara karşı seyretmek isterdim” demişti!

Adnan Menderes’i Celal Bayar’ı pek severdi.
İktidara geldikten hemen bir ay sonra Türk ordusunu ABD’nin emrine verip, bizimle hiç alakası olmayan Kore’ye savaşa göndermelerini pek takdir etmişti.
İncirlik’i tahsis etmelerini, Türk topraklarına Amerikan füze rampaları, radar istasyonları kurmalarını pek beğenmişti.

Türkiye’yi ABD’nin kucağına oturtan Demokrat Parti’ye teşekkür mahiyetinde ziyarete gelmişti.

Haysiyetsiz basınımız o zamanlar da haysiyetsizdi.
Eisenhower’ın dünyada en çok Türkiye’ye önem verdiğini, sadece Türkiye’ye geldiğini yazdılar.
Halbuki, İtalya, Fransa, İspanya, Yunanistan, Fas, Tunus, İran, Pakistan, Hindistan, Afganistan turuna çıkmıştı, 11 ülke geziyordu.
Geçerken Türkiye’ye de uğrayacak, sadece bir gece kalacaktı.

Yalaka basınımız o zamanlar da yalakaydı.
Şöyle manşetler attılar…
“Başkanın şeref dolu hayatı”
“Sulhsever lider Eisenhower”
“Hür dünyanın başkanı”
“Evine hoşgeldin başkan”
“Çalışkan başkan Eisenhower”
“Başkanla mühim işler konuşulacak”
“İşte başkanın uçan sarayı”
“Makam uçağı Boeing 707, başkan Eisenhower’ı güneş hızıyla getirecek”
“Yüzbinler coşkuyla karşılayacak”
“Muazzam tezahüratla karşılanacak”

Utanmaz basınımız kelimesi kelimesine bunları yazdı.

Ankara ve İstanbul radyoları adım adım, naklen yayınladı.

Ankara’nın bulvarlarına, kavşaklarına zafer takları kuruldu.
Bu zafer taklarına “we like Ike” sloganı yazıldı.

Eisenhower’ın lakabı Ike’ydı.
“I like Ike” sloganı, Eisenhower’ın seçim sloganıydı.
Yani… Başkent Ankara’nın her yerine bu slogan asılarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin de Eisenhower’ın seçmeni olduğu ilan ediliyordu!

Ayrıca, bu zafer taklarına gene İngilizce “daima eleleyiz Ike, Türkler senin hakiki dostlarındır Ike” sloganları yazıldı.

Memur maaşı 300 lirayken, sırf Kızılay Meydanı’na kurulan tak 35 bin liraya
mal olmuştu.

Elektrik direklerine Amerikan bayraklarıçekildi. Ankara belediyesi, sırf bayraklar için 100 bin lira harcadı.
Yol kenarlarına ilkokul öğrencileri sıralandı, hepsinin eline kağıttan Amerikan bayrakları tutuşturuldu.

Eisenhower’ın 60 metrekarelik tuval üzerine devasa boy yağlı boya portresi yaptırıldı, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin binasına asıldı.

Eisenhower’ın geçeceği güzergaha, bir değil, iki değil, 12 askeri bando yerleştirildi.
Erzurum, Trabzon, Aydın, Silifke, Balıkesir, Gaziantep, Kars ve Bursa’dan gelen halk oyunları ekipleri, güzergah boyunca oynadı.

Ankara
İstanbul
Konya
Erzurum
ABD Başkanı’nı fahri hemşehri ilan etti.

Türkiye Muharip Gaziler Derneği, ABD başkanını“fahri üye” yaptı.

Ankara Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi, siyasi ilimler dalında fahri doktora verdi.
Fahri doktora beratının yazılacağı kağıt, Japonya’dan özel olarak getirilmişti!
Eisenhower’ın giyeceği fahri doktora cübbesinin atkısı, Ankara kız teknik öğretim okulu öğrencileri tarafından özel olarak örüldü.

ABD başkanının heyetinde, oğlu, John Eisenhower da vardı. Binbaşıydı.
Kendisine, ODTÜ mütevelli heyeti başkanlığı teklif edildi!
Neyse ki, efendi adamdı… “Amma iğrenç insanlarsınız birader” demedi,
kibarca “kabul edebilmek için yeterli donanımım yok” dedi.

ABD başkanının heyetinde, gelini de vardı.
ABD başkanının gelinine, Ankara Çocuk Sağlığı Derneği’nin şeref üyeliği takdim edildi.

ABD başkanı, Esenboğa’ya indi.
Siyah bir otomobile bindirildi, kortej eşliğinde, motorlu polislerin eskortluğunda şehre getirildi.

Tam şehrin girişinde, kortej durdu.
ABD başkanı siyah otomobilden indirildi, yol kenarlarında bekleyen Türk halkını selamlaması için üstü açık otomobile bindirildi.

O otomobil, Lincoln’dü.
K serisi, cabriolet’ydi.
Siyahtı.
Tavanı bez’di.
Arkaya toplanıp, açılıyordu.
Sadece 45 adet üretilmişti.
12 silindirdi.
Üç ileri, manuel vitesti.
Dört kapılıydı.
Koltukları deri, kahverengiydi.
Sağ ön koltuğu katlanırdı.
1934 modeldi.

Eisenhower bu tören otomobiline bindi, fotoğrafta görüldüğüüzere, şapkasını sağ eline aldı, kollarını kupa kazanmış futbolcular gibi havaya kaldırdı, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde, alkışlana alkışlana, ayakta tur attı.
Misafir devlet adamından ziyade, şehri fethetmiş muzaffer bir komutan edasındaydı.

O otomobil…
Atatürk’ün otomobiliydi!

23 Nisan, 29 Ekim gibi özel günlerde Atatürk’ün halkı selamlaması için, 1934 yılında, maliye bakanlığı tarafından satın alınmıştı.
Rahmetli olana kadar, sadece Atatürk tarafından kullanılmıştı.
Manevi değeri nedeniyle, 1938’ten sonra İsmet İnönü tarafından kullanılmamıştı.
Atatürk’ün naaşı 1953’te Anıtkabir’e defnedilmiş, bu otomobil de 1958’de yine maliye bakanlığı tarafından Anıtkabir’e devredilmişti.
Ordu donatım tamir fabrikasında onarımı ve bakımı yapılmıştı, müze olarak sergilenmesi için Anıtkabir’de duruyordu.

İşte bu otomobil…
1959’da Anıtkabir’den çıkarıldı.
Türk halkını selamlaması için Eisenhower’ın altına verildi.
Sonra işi bitince tekrar Anıtkabir’e gönderildi.

Sembol otomobille…
Sembolik mesajdı.

Türk halkı, cumhuriyet tarihi boyunca o otomobilin üzerinde sadece Mustafa Kemal Atatürk’ü ve ABD başkanını gördü!

Ve, bugün.
Hâlâ merak edenler oluyor…
Pkk’yı koruyup kollayan destekleyen, Türkiye’ye hakaret üstüne hakaret eden ABD’ye neden hakettiği cevap verilmiyor filan?

Bizde böyle yalaka basın olduğu sürece…
Kendi başımızdaki Amerikancı takke değişmediği sürece…
ABD’nin başında Eisenhower olmuş, Trump olmuş, fark eder mi?

1959’da taa en başında, Hamza’nın kanını yerde bırakan zihniyet… 2019’da hesap sorabilir mi?