ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// Sinem Bayram : NELER NELER


Sinem Bayram : NELER NELER

27 Mart 2020

Toplu ölümler suyu zehirleyerek mi olacak?

Hava hareketleriyle mi?

Yangınla mı?

Haarp ile mi?

Deprem?

Tsunami?

Hangisi?

Uygulamaya koydukları plan maalesef kan donduracak cinsten ve çok etkili, amaçları bizleri frekans ile öldürmek, herkesin anlayacağı dilden yazmam gerekirse 5. jenerasyon frekans, nam-ı diğer ”5G ile”

Nasıl mı?

Beşinci nesil mobil ağ ya da kısa adıyla 5G (5th Generation), yüksek frekans ve yüksek bant genişliği kullanıyor. 10 Gbit hızda ve çok düşük gecikmeye sahip internet sağlayabilen 5G, 6 ila 300 GHz frekanslarda çalışabiliyor.

Bu da 5G’nin, 4G’den yaklaşık 1000 kat daha hızlı olması anlamına geliyor. Ancak bu tarzda yüksek veri transferi yapılabilmesi için 5G baz istasyonlarının 4G’ye oranla daha sık döşenmesi ve ortalama her 150 metrede bir güçlendirici antenlerle desteklenmesi gerekiyor. 5G’nin yaydığı radyasyon miktarının incelenmesi için ortak bildiri yayınlayan Uluslararası EMF (Elektro Manyetik Alan) Bilim İnsanları Kurulu’nda görevli 240’ı aşkın araştırmacı 5G ile birlikte insan ve hayvan sağlığının tehlikeye gireceğini söylüyor.

2015 yılında Kazakistan bozkırlarında aniden ölen 60 binin üzerindeki Sayga antilobunun sır ölümü ile yazıma başlamıştım, işte bu olay yeni icat edilen bir silahın deneme atışlarıydı ve teknolojiyi kullanarak ölüm saçmayı kendilerine ilke edinmiş bu insan müsvettelerinin işiydi.

Daha önceki yazılarımı okuyanlar Chemtrail ve Haarp konusunda vermiş olduğum ayrıntılı bilgileri hatırlayacaklardır, HAARP ın hala bir komplo teorisi olduğunu düşünenler ve başını yukarı kaldırıp bizleri hergün zehirleyen uçakları gördüğü halde Chemtrail ile Contrail i ayırt edebilme seviyesine dahi gelemeyenler, yazdıklarımdan muhtemelen hiçbirşey anlamayacak, her kelimemi saçmalık olarak yorumlayıp farketmenizi istediğim tehlikeye gülüp geçmekle yetinecektirler, onlarda işlerini yapmaya devam edecek, tabiiki ben de…

Bill Gates 2018 yılında bir konferansta yaptığı konuşmasında: "Tarihten bildiğimiz bir şey varsa, ölümcül yeni bir hastalık ortaya çıkacak ve dünyaya hızla yayılacak. 6 ay içinde bir salgın hastalık 30 milyon insanın ölümüne sebep olabilir." diyor.. Konferansta gösterilen simülasyon videosunda ise virüsün nerden yayıldığına dikkat edin..

Virüs direkt olarak Çin’in "WUHAN" şehrinden yayılıyor..

Tesadüf veya komplo teorisi olamayacak kadar isabetli bir tahmin öyle değilmi?

18 Ekim 2019 da Bill Gates Vakfı, Johns Hopkins Bloomberg sağlık okulu ile Dünya Ekonomi Forumu ortaklaşa New York’ta bir toplantı yaptılar. Bu toplantıya katılan politikacılar ve büyük şirketlerin yöneticileri ile sağlık sektörünün sorumluları birlikte, Coronavirüs salgını üzerine bir simülasyon yaptılar.

Bu öylesine büyüleyici bir simülasyon çalışmasıydı ki Çin’de Wuhan’da ortaya çıkan koronavirüs salgınından tam 6 hafta öncesine denk geliyordu!

Böyle şeylere inananlar için bu çok büyük bir rastlantı olsa gerek.

Bill Gates Vakfı sadece bu toplantıyı düzenlemekle kalmadı aynı zamanda Koronavirüs salgını üzerine hemen 100 milyon dolar araştırma yapan ve patent için başvuruda bulunan şirkete para çıkaracağını da ekledi.

Wuhan’da ortaya çıkan koronavirüs için Bill Gates in yıllar öncesinden patentini alındığını sağır sultan bile duymuştur.

Ne kadarda büyük bir rastlantı öyle değil mi ?

New York’ta düzenlenen bu simülasyon toplantısına kimler katılmadı ki,

Büyük bankaların üst düzey yöneticileri, Birleşmiş Milletler’den temsilciler, Johnson and Johnson, büyük medya kuruluşları, Çin ve Amerikan yönetiminden temsilciler ve daha nice katılımcılar…

Soner Yalçın’ın ”Bize açı lazım” başlıklı yazısını mutlaka okumalısınız

Koronavirüs ! Ah Ne Tesadüf !

Koronavirüsü (eski adıyla 2019-nCoV, şimdi COVID-19) hiçbir kulvarda tartıştırmıyorlar…

Küresel medya ne dayatıyorsa, tek şüphe duymadan mutlak inanmanızı istyorlar! Oysa dünyada büyük tartışmalar yapılıyor. Mesela:

5G, yeni nesil kablosuz telefon teknolojisi Çin Mobil Araştırma Enstitüsü (CMRI) tarafından başarıyla tamamlandı. 2020 yılında dünyada faaliyete geçmesi bekleniyordu.

ABD merkezli küresel medya, geçen yıl ısrarla 5G’nin sağlığa kötü etkisi olduğunu ve öldürücü kanser-grip benzeri semptomlara neden olduğunu yazmaya başladı. Şunu da yazdılar: 5G sadece 4G’den sonraki yeni nesil mobil bağlantı değil; özellikle askeri teknoloji; bir biyolojik silahtı bu…

Ki bunlar yazılırken daha ortada koronavirüs yoktu!

Peki. 5G sunumu için seçilen test şehri hangisiydi; koranavirüsün ortaya çıktığı Wuhan!

Wuhan, 18-27 Ekim 2019 tarihleri arasında Military World Games’e ev sahipliği yaptı. Ve etkinlik için 5G’yi ilk kez kullandı.

Aynı gün… 18 Ekim 2019’da New York Johns Hopkins Center, Dünya Ekonomik Forumu ve (aşı imparatoru) Bill ve Melinda Gates Vakfı ile ortaklaşa salgın hastalıklar simülasyonu “Olay 201 – Küresel Bir Salgın Egzersizi”ne ev sahipliği yaptı. Bu simülasyon için hangi virüsü seçtiklerini tahmin edin? Evet, koronavirüs!

Bağlantıyı henüz kuramayanlar için devam ediyorum.

Rahmetli Aytunç Altindal ölmeden önce bize birçok ipucu vermişti, bu bilgilerin içinde öyle bir bilgi vardı ki parçaları birleştirdiğiniz zaman görduklerinize inanamiyordunuz…

Bilim insanları uzun süredir 5G tabanlı kablosuz cihazların oluşturduğu EMF’ye her yerde ve artan maruz kalmamızla ilgili “ciddi endişelerini” dile getirdiler. “Son zamanlarda sayısız bilimsel yayın EMF’nin canlı organizmaları çoğu uluslararası ve ulusal yönergelerin çok altındaki seviyelerde etkilediğini göstermiştir” gerçeğini ifade ediyorlar.

Etkileri arasında artmış kanser riski, hücresel stres, Mide bulantısı, Gribal semptomlar,

Şişme, Saç kaybı, İştah azalması, Düşük enerji, Genel halsizlik, Hasarlı kemik iliği,

Hasarlı organlar, Hafıza kaybı, Derin depresyon, Akıl karışıklığı, Henüz tespit edilememiş çeşitli Enfeksiyonlar, zararlı serbest radikallerde artış, genetik hasarlar, üreme sisteminin yapısal ve fonksiyonel değişiklikleri, öğrenme ve hafıza açıkları, nörolojik bozukluklar ve insanlarda genel refah üzerindeki olumsuz etkiler, İşlev yitirme ve Ölüm!!!

Bu etkilerin hasarları insan ırkının çok ötesine geçer, çünkü hem bitkiler hem de hayvanlar için zararlı etkilere dair artan kanıtlar vardır. Bilim adamlarının 2015 yılında cazibesi yazıldıktan sonra, ek araştırmalar kablosuz teknolojiden gelen RF-EMF alanlarından ciddi sağlık risklerini inandırıcı bir şekilde doğruladı, orman yangınları tam olarak bu noktada devreye giriyor, 5G nin etki alanının kitlesel olabilmesi için ne yazık ki sık ormanların ortadan mümkün olduğunca kaldırılması gerekiyordu!

Buraya kadar okuyan ve hala yazdıklarımın Komplo teorisi olduğunu düşünenler için devam ediyorum.

Türkiye’de 5G Altyapısı için Savunma Sanayii Başkanlığı, ASELSAN ve çok sayıda yerli firmanın katkılarıyla yerli baz istasyonu ULAK’ı geliştirdi. ULAK baz istasyonları Türkiye’de halihazırda 500’ü aşkın noktada aktif olarak kullanılıyor, bu rakam size fazlamı geldi? Oyleyse İtalyadaki 5G altyapısı ile karşılaştırmayı bir deneyin, tabi sonrada enfeksiyon vakalarının kabaca bir orantısını kurun, ne demek istediğimi anlayacaksınız.

"Çinlilere geçen sonbaharda zorunlu aşılar yapılmıştır. Aşı, Wuhan’da (ve 60Ghz 5G kullanan diğer tüm ülkelerin yanı sıra) kısa bir süre önce açılmış olan 60Ghz mm 5G dalgalarıyla aktive edilen uzaktan kontrol edilebilir bir RNA dizilimi içeriyordu." Bir kişi enfeksiyonu atlatmış ve iyileşmiş olmasına rağmen aradan geçen 5 gün sonunda dahi uzaktan kontrol edilebilen bu enzimler sayesinde tekrar bitkin düşebiliyor yada yaşam fonksiyonlarını sonlandıracak şekilde bağışıklık sistemi tamamen savunmasız hale getirilebiliyordu. Cruise gemisi özel olarak 60Ghz 5G ile donatılmıştı ve test alanı olarak kullanıldı, Hedef tahtası olarak once lokal alanları kullanan bu mahlukatların yeni amacı adım adım tüm insanlığa uzaktan suikast yapmaktır.

Dünyanın % 80 i yirmi yıldan uzun süredir chemtrails ile spreylenmiş ve spreylenen bölgelerdeki populasyonun % 96 sının akciğerlerine ihtiyaç duydukları moleküller yerleştirilmiştir, ihtiyaçları olan tek şey daha geniş bir etki alanı için daha sık dizilmiş baz istasyonları ve dalga boyunu daha güçlü yayabilecekleri daha açık alanlardır! Vücutlarımızın savunma sistemlerini uzaktan çökertebilecek teknolojiye ne yazık ki artık sahipler, Bir kişinin organ fonksiyonları, kişiye ihtiyaç duymadıklarını düşündükleri keyfi durumlarda dahi uzaktan durdurulabilir. Wuhan, ID2020 QDDR için bir test çalışmasıydı, karşı karşıya olduğumuz durum uzun zamandır uyguladıkları “Zorunlu aşı” çalışmalarının bir adım ötesine geçmiştir ve bağışıklık sistemlerimizi toplu halde çökertebilmelerine yalnızca 1 adım kalmıştır, Bu uygulamanın B planı ve C planı olan Zorunlu ”Çip” uygulaması ve küresel BEDAVA internet yalanını, kaos sonrası kuracakları kölelik düzenini sağlayabilmek için hep gündemde tutacak ve adım adım her istediklerini bizlere yaptırmaya çalışacaklardır, yakında çıkacak haberleri bu doğrultuda incelememiz ve tedbirli olmamız gerekmekte.

CIA yaklaşık 5 sene önce Laboratuvarda sentetik bir virüs üretti ve patentini aldı daha sonra bunu Çin Laboratuvarina sattı, Çinde ilk 5G projesi düğmeye basıldığından itibaren insan ve toplu kuş ölümlerinde ciddi artış görüldü, ancak 5G ne pahasına olursa olsun yürürlüğe girmeliydi ve 5G yi masum gösterebilmek için HOLİSTİC progmaının bir uzantısı olan COVID projesi ”oldukça zekice” ortaya atıldı, Gerçekleşen ölümler aslında Coronavirus yüzünden değil, 60ghz bantlık mikrodalga (5G) yüzünden gerçekleşmektedir, 5G Oksijen molekülündeki elektronlarının hareketlenmesine sebep veriyor ve Hemoglobinin Oksijen molekülüne tutunmasını engelliyor (yani boğulmaya sebep veriyor). Ayrıca elektroportasyon yaparak, hücreyi koruyan hücre zarlarının açılmasına sebep veriyor. Böylece normalde vücudun kendini koruyabildiği çok sıradan, ve vücutta mevsimsel olarak zaten mevcut olan, soğuk algınlığı virüslerinin hücreye zarar vermesi için hiçbir engel kalmıyor. Başka bir deyişle 5G vücudun koruyucu kalkanını tamamen ortadan kaldırıyor. 5G baz istasyonları 6ghz ve 300ghz bant genişlikleri arasında yayın yapma kabiliyetine sahipler. Ve 4Gden farklı olarak çok daha yoğun bir mikrodalga yayınlıyorlar, teknolojileri onların bir ışın yolluyormuş gibi belli noktalara yoğun enerji akışı yapmalarını sağlıyor, bu da şu demek oluyor, bir kalabalık arasında, belli bir telefon numarası taşıyan kişiye özel daha yoğun mikrodalga yayın yapabilirler. Bu teknolojiyi kişiye özel suikast amacıylada kullanabilirler, bir stadyum dolusu insanı 10 saniyede öldürmek için de!!! Bunun ilk denemesini, soğuk savaş esnasında, Rusyadaki bir Amerikan konsolosluğu üzerinde Ruslar yapmıştır. Amerikalılar bunu fark edip bilmelerine rağmen konsolos çalışanlarını uyarmadılar, çünkü sonucu onlar da merak ettiler. Daha sonra konsoloslukta çalışanların çoğu kanser türevi hastalıklar yüzünden kısa süre içerisinde vefat etti.

Bilim adamları (13 Eylül 2017) den itibaren 5G’nin potansiyel ciddi sağlık etkileri konusunda bizleri uyardılar.

5G, kablosuz radyasyona maruz kalmanın zorunlu olarak artmasına neden olur.

5G teknolojisi sadece kısa mesafelerde etkilidir. Katı malzemeden zayıf bir şekilde bulaşır. Birçok yeni anten gerekli olacak ve tam ölçekli uygulama, kentsel alanlardaki her 10 ila 12 ev için antenlerle sonuçlanacak ve böylece zorunlu maruziyeti büyük ölçüde artıracaktır.

“Kablosuz teknolojilerin giderek daha kapsamlı kullanımı” ile kimse maruz kalmaktan kaçınamaz.

Çünkü tahminlere göre artan 5G vericilerinin (konut, mağazalar ve hastanelerde bile) üstüne, 10 ila 20 milyar bağlantı (buzdolaplarına, çamaşır makinelerine, gözetim kameralarına, kendi kendine giden arabalara ve otobüslere vb.) hepsi internetin bir parçası olacak. Bütün bunlarla birlikte, tüm AB vatandaşlarına uzun vadeli RF-EMF maruziyetinde önemli bir artışa neden olabilir.

RF-EMF maruziyetinin zararlı etkileri zaten kanıtlanmıştır.

41 ülkeden 230’dan fazla bilim adamı, ek 5G yayılmasından önce elektrikli ve kablosuz cihazların oluşturduğu EMF’ye her yerde ve artan maruziyetle ilgili “ciddi endişelerini” ifade etmekteler ancak sebebi bilnmeyen bir şekilde ana akım medyada bu endişeler kasıtlı olarak gündeme getirilmiyor.

Bilim adamlarının 2015 yılında yaptıkları birçok çalışma ve araştırma, kablosuz teknolojiden gelen RF-EMF alanlarından ciddi sağlık risklerini inandırıcı bir şekilde doğruladı. Dünyanın en büyük çalışması (25 milyon ABD Doları) Ulusal Toksikoloji Programı (NTP), EMN’ye maruz kalan hayvanlarda ICNIRP (Uluslararası İyonize Olmayan Radyasyondan Korunma Komisyonu) yönergelerinin ardından gelen beyin ve kalp kanseri insidansında istatistiksel olarak anlamlı bir artış olduğunu göstermektedir. ülkeler. Bu sonuçlar RF radyasyonu ve beyin tümörü riski üzerine insan epidemiyolojik çalışmalarının sonuçlarını desteklemektedir. Çok sayıda hakemli bilimsel rapor EMF’lerin insan sağlığına zarar verdiğini göstermektedir.

Bu sonuçlar RF radyasyonu ve beyin tümörü riski üzerine insan epidemiyolojik çalışmalarının sonuçlarını desteklemektedir. Çok sayıda hakemli bilimsel rapor EMF’lerin insan sağlığına zarar verdiğini göstermektedir.

Dünya Sağlık Örgütü’nün kanser ajansı olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı, 2011 yılında 30 KHz – 300 GHz frekanslı EMF’lerin insanlar için muhtemelen kanserojen olduğu sonucuna varmıştır (Grup 2B). Bununla birlikte, yukarıda belirtilen NTP çalışması gibi yeni çalışmalar ve cep telefonu kullanımı ve beyin kanseri riskleri hakkındaki en son çalışmaları içeren çeşitli epidemiyolojik araştırmalar, RF-EMF radyasyonunun insanlar için kanserojen olduğunu doğrulamaktadır.

2011 yılında Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) kanser ajansı olan Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC), 30 KHz – 300 GHz frekanslı EMF’lerin insanlar için muhtemelen kanserojen olduğu sonucuna varmıştır (Grup 2B). Bununla birlikte, yukarıda belirtilen NTP çalışması gibi yeni çalışmalar ve cep telefonu kullanımı ve beyin kanseri riskleri hakkındaki en son çalışmaları içeren çeşitli epidemiyolojik araştırmalar, RF-EMF radyasyonunun insanlar için kanserojen olduğunu doğrulamaktadır.

EUROPA EM-EMF Kılavuzu 2016 “belirli EMF’lere uzun süreli maruz kalmanın belirli kanserler, Alzheimer hastalığı ve erkek kısırlığı gibi hastalıklar için bir risk faktörü olduğuna dair güçlü kanıtlar vardır… Yaygın EHS (elektromanyetik aşırı duyarlılık) semptomlarının baş ağrılarını içerdiğini, konsantrasyon zorlukları, uyku sorunları, depresyon, enerji eksikliği, yorgunluk ve GRİP BENZERİ SEMPTOMLAR!!!. ”

Avrupa nüfusunun giderek artan bir kısmı, bilimsel literatürde uzun yıllardır EMF’ye maruz kalma ve kablosuz radyasyon ile bağlantılı olan hastalık belirtilerinden etkilenmektedir.

EHS ve çoklu kimyasal duyarlılık üzerine Uluslararası Bilimsel Bildirge (MCS), Brüksel 2015, "Mevcut bilimsel bilgimiz ışığında, ulusal ve uluslararası tüm kurum ve kuruluşları, EHS ve MCS’yi hareket eden gerçek tıbbi koşullar olarak tanımak için vurguluyoruz. sentinel hastalıkları, elektromanyetik alan tabanlı kablosuz teknolojilerin ve pazarlanan kimyasal maddelerin sınırsız kullanımını uygulayan tüm ülkelerde dünya çapında gelecek yıllarda önemli bir halk sağlığı endişesi yaratabilir.

Tepki vermemek topluma ağır bir maliyettir ve KESİNLİKLE artık bir seçenek değildir!!!

Biz hala faydalımı yoksa vitaminlimi diye tartışaduralım Avrupada işi uyanan ciddi bir kesim var ve 5G direklerini sabote etmeye başladılar bile

Önlemler:

İhtiyati İlke (UNESCO) AB 2005 tarafından kabul edildi: “İnsan faaliyetleri bilimsel olarak akla yatkın ancak belirsiz olan ahlaki olarak kabul edilemez bir zarara yol açtığında, bu zararı önlemek için önlemler alınacaktır.”

Karar 1815 (Avrupa Konseyi, 2011): ”Elektromanyetik alanlara, özellikle cep telefonlarından gelen radyo frekanslarına ve özellikle de baş tümörlerinden en fazla risk altında olan çocuklara ve gençlere maruz kalmayı azaltmak için tüm makul önlemleri alın. Meclis, ALARA (makul olarak ulaşılabilir kadar düşük) prensibinin uygulanmasını ve elektromanyetik emisyonların veya radyasyonun hem termal etkilerini hem de atermik [termal olmayan] veya biyolojik etkilerini kapsayan ”ve“ risk değerlendirme standartlarını ve kalitesini iyileştirmeyi ”şiddetle tavsiye eder. ”.

Nürnberg kodu (1949), 5G’nin yeni, daha yüksek RF-EMF maruziyeti ile piyasaya sürülmesi de dahil olmak üzere insanlar üzerindeki tüm deneyler için geçerlidir. Tüm bu deneyler: ”deneyi haklı çıkaran önceki bilgilere (örneğin, hayvan deneylerinden türetilen bir beklenti) dayanmalıdır. Ölüm veya sakatlık yaralanmasının meydana geleceğine inanmak için neden olan hiçbir deney yapılmamalıdır; belki de deneysel hekimlerin de denek olarak görev yaptıkları deneylerde.” (Nürnberg kodu p.3-5). Daha önce yayınlanan bilimsel çalışmalar, gerçek sağlık tehlikelerinde “inanmak için öncelikli bir neden” olduğunu göstermektedir.

Avrupa Çevre Ajansı (AÇA), radyasyonun DSÖ / ICNIRP standartlarının altında olmasına rağmen “günlük cihazlardan yayılan radyasyon riski” konusunda uyarıyor. AÇA ayrıca şu sonuca varıyor: ”Geçmişte ihtiyati ilkenin kullanılmamasının birçok örneği var, sağlık ve çevrelerde ciddi ve çoğu zaman geri dönüşü olmayan bir hasara yol açmıştır. Hem uzun vadeli maruz kalmalardan kaynaklanan ‘ikna edici’ kanıtlar ve bu zararın nasıl oluştuğuna dair biyolojik anlama mekanizması bulunmadan önce zararlı maruziyetler yaygınlaşabilir. ”

“Güvenlik Kuralları” Sağlığı korumalıdır, endüstriyi değil.

Mevcut ICNIRP ”güvenlik yönergeleri” geçersizdir. Radyasyon ICNIRP "güvenlik yönergelerinin" altında olmasına rağmen, yukarıda belirtilen tüm zarar kanıtları ortaya çıkar. Bu nedenle yeni güvenlik standartları gereklidir. Yanıltıcı yönergelerin nedeni, “ICNIRP üyelerinin telekomünikasyon veya elektrik şirketleri ile ilişkileri nedeniyle çıkar çatışması, iyonlaştırıcı olmayan radyasyon için Kamu Maruz Kalma Standartlarının düzenlenmesini yönetmesi gereken tarafsızlığı zayıflatır. Kanser risklerini değerlendirmek için tıpta, özellikle onkolojide yetkin bilim adamlarını bu konuya, toplumun geleceği için dahil etmek gerekir. ”

EMF ile ilgili mevcut ICNIRP / WHO yönergeleri, ”RF-EMF maruziyetinin insan sağlığı ve güvenliği ile ilgili etkisi maruz kalan dokunun ısıtılmasıdır.” Ancak, bilim adamları, ICNIRP yönergelerinin çok altındaki radyasyon seviyelerinde ısıtılmadan (“termal olmayan etki”) birçok farklı hastalık ve zararın ortaya çıktığını kanıtladılar.

Nisan 2018’de, Çin’in Hubei eyaletinin web sitesinde yapılan resmi bir açıklamada , yaklaşık 11 milyon nüfusa sahip Wuhan şehrinin 5G’nin konuşlandırılması için pilot bölge olacağı açıklandı:

5G telekomünikasyon inşa etmek için bir pilot şehir olarak Wuhan, merkezi hükümet tarafından onaylandı, 2019 yılı içinde 3.000 makro baz istasyonu ve 27.000 mikro baz istasyonu inşa edildi ve ardından düğmeye basıldı.İtalyan kaşif Guglielmo Marconi radyonun babası olarak kabul edilir. İngiliz bilimadamı James Maxwell 1865 yılında elektronik olarak üretilen radyo dalgalarının yayılma teorisini kurmuş ve Alman fizikçisi Heinrich Hertz, 1888 yılında Maxwell’İn teorisini pratik olarak gerçekleştirerek bu konuda öncülük etmişlerdir. Marconi ile birlikte 1898 yılında ilk radyo resmen doğmuş oldu. İlk kullanımı gemiden sahile haberleşme içindi ve 1915 ile 1923 yılları arasında yılında yüksek frekans radyo dalgaları yoğun bir şekilde test edildi… Hemen akabinde (1918) İspanyol gribi tüm dünyaya yayıldı, 2 yıl içinde neredeyse 50 milyon insanın ölümüne sebep oldu.

1967 yılında Çin halk cumhuriyeti ilk hidrojen bombasını test etti.

1968 yılında termonükleer bomba taşıyan Abd hava kuvvetlerine ait Boing B-52 bombardıman uçağı, Grönland açıklarında düştü. Uçağın düştüğü bölgede radyoaktif sızıntı meydana geldi.

ABD Donanması’na ait USS Scorpion nükleer denizaltısı bilinmeyen bir sebepten dolayı Azor Takımadaları açıklarında battı.

2. Dünya savasından beri zaten kullanılmakta olan radar teknolojisi ve uydu fırlatma çalışmaları son yıllardaki en yoğun faaliyet seviyesine ulaştı ve hemen akabinde (1968) Hong Kong Gribi (H3N3 ) ortaya çıktı ve dünya çapında yaklaşık 1 milyon kişinin yaşamına mal oldu.

Almanya’da Aachen Üniversitesi Elektromanyetik Çevre Uyumluluğu Araştırma Merkezi, güçlü radyo frekans alanları ile kanser teşhisi konan fareler arasında açık bir bağlantı olduğunu gösteren bir rapor hazırladı. Buna göre, iki sene boyunca günde 9 saat elektromanyetik alana maruz bırakılan farelerin beyin, kalp ve sinir sistemlerinde değişimler yaşandığı ve hücre ölümlerinin arttığı görüldü. İngiltere’de Kanser Araştırma Merkezi (CRUK) 90’lı yıllardan 2016’ya cep telefonu kullanımının %500 oranında arttığını, buna bağlı olarak beyin tümörü vakalarının da eskiye nazaran %34 oranında artış gösterdiğini açıkladı. Uluslararası Kanser Araştırma Merkezi ise cep telefonlarını 2011’de “kansere yol açabilecek etken” olarak tanımlamıştı.

Washington Eyalet Üniversitesi, Biyokimya ve Temel Tıbbi Bilimler Bölümü Fahri Profesörü Dr. Martin L. Pall: "Bir tane bile onaylanmış biyolojik güvenlik testi olmadan, milyonlarca 5G antenini global ölçekte yerleştirmek DÜNYA TARİHİNDEKİ EN APTALCA FİKİR olacaktır."

Prof. Dr. Selim Şeker : "İnsan vücudu, 5G ile daha önce hiç tanımadığı, hiç karşılaşmadığı türden bir radyasyona maruz kalacak. Elektromanyetik radyasyonun canlılar üzerinde en belirgin etkilerinin 2004 yılında yayımlanan Refleks çalışması ile ortaya çıktığını ifade eden Şeker, bu çalışmanın sonucunda elektromanyetik radyasyonun çocuklarda ve yetişkinlerde birbirinden farklı etkilerin görüldüğüne dikkat çekti! ”60 yaş üzerindekilerde görülen ölümlerin sebebi”

Elektromanyetik radyasyonun kısa dönem etkileri uykusuzluk, halsizlik olarak görülürken uzun dönem etkilerinin insanın biyolojik yapısını, hormonal aktivitelerini ve insan genetiğini değiştirdiğini insanın DNA’sını etkileyerek zararlarının sonraki nesillerde dahi ortaya çıkabileceğini ifade etti. Elektromanyetik radyasyon ve insan ruhunun birer enerji olduğunu ifade eden Prof. Dr. Selim Şeker, insanın bir günde harcadığı gücün 40 watt civarında olduğunu belirtti. Prof. Dr. Şeker, iki enerjinin birbiri ile etkileşimi sonucu elektromanyetik radyasyonun beyne etki ederek beynin savunma mekanizmasına zarar verdiğini ve beynin kısımlarını girip beyinde Alzheimer, Parkinson gibi hastalıklara neden olduğunu, standardın bin kat altındaki radyasyonların ise nöronların ölmesine sebep olduğunu ve bunun da insan yaşamını tehlikeye soktuğunu söyledi. Hollanda, İrlanda, Almanya, Belçika, İngiltere ve İtalya’da bir çok şehir komitesi 5G’ye geçişi durdurdu. Brüksel Çevre Bakanlığı 5G’ye geçişi, mevcut altyapıdan çok daha fazla radyasyon yayacagı nedeni ile durdurdu. İsviçre’de 5G altyapısı hazır olmasına rağmen, milletvekilleri sağlığa zararlı olduğu gerekçesiyle bu teknolojinin uygulanma kararını referanduma götürmeyi teklif etti.

AB’ye ısrar ediyoruz:

1) Bağımsız bilim adamları 5G ve RF-EMF’nin (2G, 3G, 4G ve WiFi ile birlikte 5G) neden olduğu toplam radyasyon seviyelerinin vatandaşlar için zararlı olmayacağını garanti edene kadar 5G RF EMF genişlemesini durdurmak için tüm makul önlemleri almak özellikle bebekler, çocuklar ve hamile kadınlar ve çevre için.

2) Tüm AB ülkelerinin, özellikle de radyasyon güvenliği ajanslarının, 1815 sayılı Kararı takip etmelerini ve öğretmenler ve doktorlar da dahil olmak üzere vatandaşları RF-EMF radyasyonundan kaynaklanan sağlık riskleri, özellikle içinde ve yakınında kablosuz iletişimin nasıl ve neden önleneceği konusunda bilgilendirmek Örneğin, günlük bakım merkezleri, okullar, evler, işyerleri, hastaneler ve yaşlı bakım evleri.

3) Sağlık risklerini yeniden değerlendirmek üzere, çıkar çatışması olmayan1 bağımsız, gerçekten tarafsız EMF ve sağlık bilimcilerinin AB görev gücünü derhal, endüstri etkisi olmadan atamak ve:

a) AB içindeki tüm kablosuz iletişim için yeni, güvenli “maksimum toplam maruz kalma standartları” hakkında karar vermek.

b) AB vatandaşlarını etkileyen toplam ve kümülatif maruziyeti incelemek.

c) AB’de vatandaşları, özellikle bebekleri, çocukları ve hamile kadınları korumak için her türlü EMF ile ilgili olarak yeni AB “maksimum toplam maruz kalma standartlarını” aşmanın nasıl önleneceğine dair reçete / uygulama kurallarını oluşturmak.

4) Lobi kuruluşları aracılığıyla kablosuz / telekom endüstrisinin AB yetkililerini Avrupa’daki 5G de dahil olmak üzere RF radyasyonunun daha fazla yayılması konusunda karar vermeye ikna etmesini önlemek.

5) Kablosuz yerine kablolu dijital telekomünikasyonun desteklenmesi ve uygulanması.

AB’de yaşayanları RF-EMF’ye ve özellikle 5G radyasyonuna karşı korumak için hangi önlemleri alacağınızla ilgili olarak ilk bahsedilen iki imza sahibine en geç 31 Ekim 2017 tarihine kadar bir yanıt bekliyoruz. Bu itiraz ve yanıtınız herkese açık olacak.

Saygıyla sunulur…""

DOĞAL AFETLER DOSYASI /// Prof. Dr. Haluk Eyidoğan : COVID-19 salgını ve afet yönetimi


Prof. Dr. Haluk Eyidoğan : COVID-19 salgını ve afet yönetimi

28 Mart 2020

İTÜ Jeofizik Mühendisliği Bölümü E. Öğretim Üyesi

SARS ve MERS salgınlarından sonra onların yeni mutasyonu COVID-19 (Coronavirüs-19) Aralık 2019’da Çin’den yola çıktı ve çok kısa sürede tüm dünyaya yayılarak küresel salgına (pandemi) dönüştü. Hızı ve gücü bazı ülkelerde yavaşlasa da yayılmayı ve insanları öldürmeyi sürdürüyor. Bu yazının yayına verildiği tarihte COVID-19 salgını nedeniyle dünyada pozitif bulaşan kişi sayısı 455.437’ye ve ne yazık ki can kaybı 28.791 kişiye ulaştı.

Geçmiş yüzyıllarda dünyamızda büyük can kayıplarına neden olan çok sayıda pandemi yaşanmıştır. Bu ilk değildir. Ancak değişime (mutasyon) uğramış COVID-19 dünyayı şu anda kasıp kavuruyor. Bu sefer, dünya SARS ve MERS salgınlarında yaşanan yayılma gücünü ve can kaybını aşan bir durum ile karşı karşıya. Bu virüsün kimliği konusunda hâlâ bilinmeyen birçok özellik var. Birçok ülke ve uluslararası kurum bunu durdurma ve aşı/ilaç bulma yarışına girdi. Birçok ülkede biliminsanları aşı ve ilaç bulmak için gece gündüz çalışıyor. Dünyayı hızla saran, çok sayıda ölüme neden olan ve küresel çapta ekonomiyi sarsan bu salgın ne zaman ve ne düzeyde kayıplarla bitecek halen belirsizdir. Yineleme olasılığı da halen tartışma konusudur. COVID-19 bir küresel afete dönüşmüştür.

Afetlere hazırlık, risk azaltma ve müdahalede her ülke kendi devlet örgütlenme yapıları içerisinde kurdukları afet yönetimi ile görevli kurumlarının öngörü ve kararları doğrultusunda çalışırlar. Ülkeler afetlerde önce kendi olanaklarını kullanırlar ancak yetersiz kaldıkları durumda başka ülkelerden ve ilgili uluslararası kuruluşlardan yardım isterler. Ancak, COVID-19 salgını küresel bir boyut kazanmış ve daha önceki virüs salgınlarında (SARS ve MERS) edinilen deneyimleri ve baş etme olanaklarını aşmıştır. Gelişmiş ülkeler dahil devletlerin afet yönetim düzenini felce uğratmıştır. Bu virüs saldırısı bir deprem, tayfun, sel, savaş ve terör gibi değildir. Bu afet ne zaman biter ve herkes normal hayatına ne zaman döner bilemiyoruz, ancak salgın hastalıklarla ilgili mücadele altyapısı, strateji ve eylem planları dahil afet yönetim sistemi yerelde ve dünyada bu afetten sonra yeniden gözden geçirilecektir. Sınır ve coğrafya dinlemeyen bu virüs salgını doğal afet olarak sınıflanabilir ama insan hataları, yetersiz önlemler ve insandan insana bulaşma nedeniyle insan kaynaklı bir afete dönüşmüştür. Diğer bir deyişle “hibrit afet” kimliği kazanmıştır.

Bu salgının her ölçekte neden olduğu tahribat ve travma, ülkeler ve dünya için küresel afet politikalarını ve stratejilerin tartışılmasını gündeme getirecektir. Afet türleri listesinde küresel salgınların ne kadar önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Uluslararası afet politikaları için belirli zamanlarda uluslararası toplantılar yapılıyor (örn. Hyogo veya Sendai Toplantıları), deneyimler değerlendiriliyor ve gerektiğinde yeni strateji ve eylem planları öneriliyor. Bu önerilere dayanarak her ülke yönetim şeması ne olursa olsun afet politikalarında her ölçekte strateji değişiklikleri, bu stratejilere genel uyum sağlama ve eylem programlarının sürdürülebilirliği üzerine güncelleme yapıyor. Örneğin çok sayıda ülkenin katıldığı (Türkiye dahil) Sendai Eylem Çerçevesi 2015-2030 yılları arasında afet risklerinin azaltılmasına yönelik her ülke için dört öncelik ile yedi temel gösterge belirlemiştir. Sendai önerisi, tanımlanan dört öncelik olan küresel, ulusal ve yerel düzeylerde şu etkinliklerin kapsanmasını önerir:

1) Afet risklerini anlamak,

2) Başarılı risk azaltma için yönetimleri güçlendirmek,

3) Direnç arttırıcı yatırımlar yapmak,

4) Etkili karşı koyma için hazırlık ve daha güvenli iyileştirmeler yapmak.

Sendai’nin önerdiği yedi hedef ve bunlara ilişkin ölçütler şunlardır:

1) Can kayıplarını azaltmak,

2) Etkilenen kişi sayısını azaltmak,

3) Ekonomik kayıpları azaltmak,

4) Yaşamsal altyapı ve hizmetler kayıplarını azaltmak,

5) Önlem alan ülkelerin sayısını artırmak,

6) Uluslararası işbirliğini pekiştirmek,

7) Erken uyarı sistemlerini geliştirmek.

Bu öneriler salgın ve bulaşıcı hastalıklar dahil her türlü doğal ve insan kaynaklı afetler için geçerlidir. Sendai söyleminin içerdiği bu önerilerin hayata geçirilmesi için kalan süre 10 yıldır. Önümüzdeki on yıl olası afet risklerini azaltma hedefine kilitlenerek, hem her ülke kendi içerisinde hem de ülkeler arası işbirlikleriyle bu ödevlerini yerine getirmesi gerekmektedir. Her türlü tehlike karşısında korunmasızlık ve maruz kalma risklerini azaltacak çok yönlü çalışmalar yaparak ve katılımcılığı sağlayarak yeni afet risklerinin oluşmasını engelleyebiliriz.

Sendai öngörüleri her düzeyde yönetim birimlerine sorumluluklar yüklemenin yanı sıra, özellikle yerel yönetimlerin görev gücünün artırılmasını istemektedir. Afetlerle mücadelede öngörülen çalışmalarda doğal tehlikeler kadar teknolojik, biyolojik ve çevresel tehlikeler ve risklerin gözetilmesi, sağlıklı yaşam düzeyinin yükseltilmesinin gerekli olduğu vurgulanmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, epidemi ve pandeminin olumsuz sonuçlarını bertaraf etmede daha özel eylemlerle mücadeleye odaklanılması gerekmektedir.

COVID-19 salgınında her ülke afet mücadelesini kendi afet yönetim sistemine göre yapmaya çalışıyor. Bazı ülkeler Türkiye’deki gibi İç İşleri Bakanlığı’na bağlı Afet ve Acil Durum Başkanlığı (AFAD) gibi kurumlarla yaparken, bazı ülkeler farklı bakanlık ve devlet kurumları altında afet yönetimi yapmaktadırlar. Her ülkenin afetler yönetimi için örgütlenme biçimi ne olursa olsun, bugüne kadar edinilen deneyimlerin ışığında genel bir sakınım disiplini içerisinde afet senaryoları, hazırlık, müdahale, kurtarma, iyileştirme ve yeniden yapılanma gibi süreçleri içeren afet yönetim döngüsünün işletilmesi gerekiyor. Ancak COVID-19’un tahribat düzeyi birçok ülkede bu salgının afetlerle mücadele süreçlerin etkin olarak sürdürülemediğini gösteriyor. Daha önceki SARS ve MERS salgınından edinilen deneyimlerle yapılan senaryolar, hazırlıklar ve müdahale yetersiz kalıyor. Böyle geniş yayılımlı bir salgın hastalık olunca sağlık birimleri, altyapısı ve elemanları sayısal ve örgütlenme biçimi olarak yetmiyor. COVID-19’un özellikleri ve yayılma hızı kestirilemediğinden, hızla bir seferberlik durumuna geçilememiş ve bireylerin diğerlerine bulaştırması tam olarak engellenememiştir. Şu anda COVID-19 salgınının ne zaman yavaşlayacağı ve biteceği tam olarak bilinemiyor. Ancak bu salgından sonra benzer yeni bir mutasyonla virüsün bunun gibi veya daha kötü bir salgına yol açmayacağının da garantisi olmadığını anlıyoruz.

Gece-gündüz ve büyük özverilerle çalışan sağlık personelimizin tarihe geçecek bu mücadelesinde sağlık sisteminin ve hastanelerin üzerine büyük görevler düşmüştür. Ancak, tüm ülkeyi saran, toplumu derinden etkileyen ve kayıpların her gün giderek arttığı bu salgınla baş etme eylemleri tek başına sağlık sistemin altından kalkacağı bir konu değildir. Bundan sonraki benzer salgınlarda Afet ve Acil Durum Yönetimi’nin (AFAD), yasasında belirtilen “gerekli önlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zarar azaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasında gerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi ve uygulanması hususları” çerçevesindeki görevi gereği salgın risklerini azaltma (zarar azaltma değil!) ve müdahale konusunda sağlık sistemi ve ilgili birimlerinin koordine olmasını sağlayacak daha etkin bir konuma gelmesi gerekecektir. Tabi bu konu ülkemizin maruz kaldığı deprem, sel, iklim ve çevre afetlerini ilgilendirmektedir. AFAD örgütlenmesinde ve ilgili diğer mevzuatta epidemi ve pandemi konularında ve daha etkin ve yetkin olmayı sağlayacak bazı yeni düzenlemeler yapılacağını ve 2017’den beri bekleyen Türkiye Afet Risklerini Azaltma Planı’nın (TARAP) en kısa zamanda yürürlüğe gireceğini umarız.

KAYNAKLAR:

1) UNISDR (2015). Sendai Framework for Disaster Risk Reduction 2015-2030, Cenevre, İsviçre.

2) Balamir, M. (2018). Afetler, Risk Yönetimi ve Sakınım Planlaması, Açıklamalı Kavram ve Terimler, TMMOB, Şehir Plancıları, Odası, 262 sayfa.

ÖRTÜLÜ OPERASYONLAR DOSYASI /// YASEMİN GÜÇ : Adolf Hitler amca, yaptıkların yinelendi.


YASEMİN GÜÇ : Adolf Hitler amca, yaptıkların yinelendi…

Bir garip küredir şu dünya ..,

Sövdüklerini seversin.., sevdiklerine söversin hiiiç belli olmaz…

60 milyon insanın ölümüne ,milyonlarca insanın sakat kalmasına ,sebep olan 1930 larda Almanyanın başında olan 1940 yılında II.Dünya savaşını çıkaran manyak Adolf Hitler.., ne sadistti beee.

Uzun boylu, beyaz tenli, sarışın, mavi gözlü, güçlü ve zeki Alman ırkı hayaliyle… Yahudileri, Çingeneleri, eşcinselleri toplama kamplarında katlettirdi. Bir zencilere yetemedi… Zencilere yetebilseydin eminim onlar için de Afrika’da kazanlar kurdurturdu…

Tam 6 milyon Yahudiyi fırınlarda yaktırdı. Toplama kamplarına tıktığı Yahudilerin önce Tüm altınlarını ve altın dişlerini söktürüp toplattı. Kii bunlar birkaç tren vagonu dolusuydu (Ve o altın dolu vagonlar hala bulunamadı)… Uzun saçlı kadınların saçlarını kökünden kesip toplattı. Savaştan sonra toplama kamplarında tam 7 ton kadın saçı ele geçirildi…. Kimi Yahudilerin derilerinden lamba abajuru, kitap kapları ,para cüzdanları yaptırttı… SS Subayları da bunları günlük hayatlarında kullandılar… Ne vicdanlılarmış bee…

Bu da yetmedi kendi Alman halkının içindeki sakatları, özürlü doğan bebekleri öldürttü. Alman ailelerinin elinden Down sendromlu çocuklarını alıp boğdurttu. Beyin özürlü olmamasına normal zekaya sahip olmasına rağmen çocuk felçli çocuklara bile acımadı onları da uyutarak öldürttü. Çünkü onun görüşüne göre zayıf ve özürlü insanların yaşama hakları yoktu…Dünyayı acı ,hüzün ,kan ve gözyaşıyla doldurdu…

Günümüz…2020

Laboratuvarlarda nur topu gibi bir virüsümüz doğdu… Adı CORONA

Doğum yapılan hastanenin büyük bir ihtimalle ABD de olduğu söyleniyor. Ebesi de CIA…

Dronlarla ABD’nin düşmanlarının üzerine yağmur damlacıkları gibi yağdırıldı Coronacıklar.

Korona Şeysi!..

Çin ve İran ve İtalya…. (Bana göre Çinin intikamı kötü olacak…kısasa kısas.)

Bu virüs sizin bildiğiniz o aptal virüsler benzemiyor çook akıllı, ona şırınga edileni yapıyor.

Kronik rahatsızlığı olanları… Koah gibi akciğer hastalarını, Hiper tansiyonluları, Şeker hastalarını, Kalp böbrek karaciğer hastalarını, daha çok da savunma direnci iyice eksilmiş yaşlıları öldürüyor.

Tam ALDOLF amcama göre bir virüs yaaa…

Yaşam uzadı dünyada yaşlı nüfus fazlalaştı.Yaşlıların Hastalıklarının hastane, ilaç, bakım masrafları, emekli maaşları, derken dünya devletlerine oldukça büyük bir mali yük getiriyorlar… Genç olup sakat ve hasta olanlar da azımsanmayacak kadar çok… Corona virüsü çoğunlukla bu grubun da ölümüne sebep oluyor… Kısacası devletler büyük bir masraftan kurtulacaklar.

Yeni Dünya düzeninde de yaşlılara özürlü hasta ve sakatlara yer yok anlaşılan…

Gerçekten de Tarih tekerrürden ibaretmiş.

İRAN DOSYASI /// CELAL RUŞEN : İran’ı Yeni Yılda Ciddi kriz bekliyor


CELAL RUŞEN : İran’ı Yeni Yılda Ciddi kriz bekliyor

İran İslam Cumhuriyeti 1979 yılından bu yana öyle yada böyle şimdiye kadar 40 yıllık ömründe çeşitli iktisadi ve askeri ambargolarda ayakta kalmış ve şimdiye kadar devam etmiştir. Önceki cumhurbaşkanı “Ahmedinejad” döneminde nükleer faaliyetlerinden dolayı daha geniş kapsamlı ambargolara maaruz kalan İran, ABD arasında “Obama” döneminde Avropa birliği, Çin ve Rusya’nın da girişimiyle bir antlaşma yapıldı ve bilindiği üzere o zamana kadarki bütün ambargoların büyük bir hissesi kalkmış oldu. İran’ın ABD’de bloke olmuş paraları uçakla İran’a gönderilerek İran rejimine teslim edildi. Fakat söz konusu antlaşma o kadarda uzun sürmedi.
Obama’dan sonra başkanlık yarışında demokrat aday Hilari klinton’un aksine cumhuriyetçi aday Trump seçim propagandasından itibaren Yapılmış olan antlaşmayı Obama’nın yönetimini eleştirmek için kullanarak “kötü bir antlaşma” diyerek başkan olduğu taktirde yırtıp atacağının sözünü vermişti. Nitekim öylede oldu. Trump başkan seçildikten sonra hükümet kadrosunun ve yardımcılarının seçiminden bile İran’a karşı tavrı aşağı yukarı belli oldu. Söz konusu antlaşma özellikle Avropa tarafının devam etmesi yönünde yoğun baskısı ve diplomatik girişimlerine rağmen Trump tarafından tek taraflı olarak askıya alındı. Fakat ABD’nin sürekli üstünde durduğu esas iki mesele vardı. Birincisi İran’ın nükleer başlık ve uzun menzilli kıtalararası balistik füze geliştirme programının ortadan kalkması ve ikincisi İran rejiminin dünyada ve özellikle ortadoğuda yayılmacı politikası güdmesinin sonlandırılmasına dair garanti alınması. ABD bu kapsamda yeni bir antlaşma yapılması için hazır olduğunu beyan etti.
Buna karşın İran yetkilileri tek bir ağızdan bu şartların hiç bir şekilde değerlendimeğe bile alınmayacağını ve yeni bir antlaşmanın hiç bir zaman gerçekleştirilmeğeceğini açıkladı. Geçen süre zarfında daha geniş kapsamlı ambargolar uygulanmaya başladı nitekim 2019 yılında Devrim muhafızları ordusu ve ona bağlı olan İran ve ya dış menşeli paravan firmalar ambargo kapsamına alınarak tüm faaliyetleri uluslararası biçimde mercek altına alındı. 2020 yılının ilk günlerinden başlayarak İran’ın Suriye, Irak, Yemen ve Lübnan başta olmak üzere tüm iktisadi, askeri hareketleri ABD tarafından yakın takibe alınarak daha etkin ve keskin bir şekilde karşılık verilmesi yönünde zaten sinyaller vardı fakat ABD tarafından Devrim muhafızları’nın dış kolu olarak bilinen Kudus gücü tuğayı komutanı Kasım Süleymani’nin Bağdat’ta öldürülmesi var olan gerilimi daha da yükseltti. Hemen ardında Devrim muhafızlarının İrak’ta bulunan ABD üstünü füzeyle vurması daha sıcak bir çatışmanın ve resmi bir savaşın olacağı yönünde uluslararası bir tedirginliğe neden olmuşken son iki ayda korona virüsünün Çin’den dünyanın neredeyse tüm ilkelere yayılarak normal hayatı durdurması ilk gündem madde olarak halen ehemiyyetini korumaktadır.
İran’da bir anda geniş bir biçimde yayılan Kovid-19 hastalığı şimdiye kadar 2 bin üzerinde can kaybına neden olurken bu hastalığın İran ve Çin arasında yıllardan beri devam eden iktisadi, askeri ve stratejik işbirliğinin bu pandemi nedeniyle kısa süreliğine olsa bile durdurulmaması ve uçak seferlerinin devam etmesi yönünde güçlü olasılıklar var. Vürüs nedeniyle de uluslararası boyutta yaşanan iktisadi krizin gelecek aylarda daha da vahim boyutlarda yaşanacağı tahmin ediliyor.
Bu arada İran yönetimi ülkeyi saran hastalık karşısında neredeyse aynı durumda olan üklkelerin akisine elle tutulur bir icraat göstermeyerek ciddi ber karantina uygulamasının yapmaması da tartışma konusu oldu. Fakat İran yönetiminin böyle bir karantina ugulamamasının esas nedeni ülke ekonomisinin küçük çaplı bir karantina ugulamasının maliyetini karşılamamaktır. Nitekim son iki hafta içinde İran resmi makamlarının esas gündemi hastalık değil belki ambargolardır. Bir kaç ülkeden İran’a geniş yardımlar yapılmasına rağmen İran, ABD ambargolarının ülkenin sağlık sisteminin hastalıkla mucadelede yetersiz kaldığını savunurken ABD yetkililerinden bir kaç defa yardım çağrısı geldi. İran isterse her türlü yardıma hazır olduklarını beyan eden ABD’ye İran yetkilileri başta Hamenei olmak üzere peş peşe olumsuz yanıtlar geldi. Pompeo son açıklamasında İran’ın ABD’nin 100 milyon dolarlık ilaç ve tıbbi yardımını kabul etmediğini beyan etti.
Ekonomilerinin petrol ve doğal gaz ihracatına bağlı olan ülkeler son petrol fiyatlarının düşmesi sonucu ciddi bir biçimde başka ülkerle mukayesede daha ciddi bir krizle karşı karşıyayken İran’ın durumu çok daha farklı ve çok daha ciddi gözüküyür. Bir taraftan ambargolardan ciddi bir şekilde etkilenen İran ekonomisi hiç bir biçimde bölgede yürüttüğü yayılmacı politikasından taviz vermeyerek ülkenin zaten kısık bütcesinin ciddi bir kısmını güdümünde haraket ettiği terör örgütlere aktarmağa devam ediyor.
İran merkez bankasının yeni yıl için yüzde otuzun üzerinde bir enfilason sinyali şimdiden gelecek aylarda özellikle halk açısından ciddi bir şekilde ekonomik ve geçim zorlıklarının olduğu kaçınılmaz gözüküyor.
Aynı zamnda İran yönetiminin halkı rahatlatmak için yaptıkları açıklamaların aksine uluslararası piyasalarda petrol fiyatının İran petrolünün üretim maliyetinin aşağısına düşmesi bu yıl çok ciddi bütçe açığının oluşmasına neden olacakken, İran yönetimi açısından tümüyle bir değişime sebebiyet vermese bile şimdiye kadar görülmemiş sistem içi yeni değeşimlere neden olabilme olasılığı vardır.

Celal Ruşen

Kafkassam İran Masası