TSK DOSYASI /// SİNAN MEYDAN : KOMUTANLARA SALDIRAN GAZETECİYE ATATÜRK’ÜN CEVABI


sinan-meydan.png?v=7.2.3

SİNAN MEYDAN : KOMUTANLARA SALDIRAN GAZETECİYE ATATÜRK’ÜN CEVABI

Mahrumiyet ve zorluklar içindeki ve tek dayanakları namus ve haysiyetleri olan orduların kumandanlarını ‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ diye niteleyip teşhir etmek ‘ne büyük ahlaksızlık’ ve ‘ne sefil vicdansızlıktır. ”(Atatürk 25 Mart 1919)

Geçtiğimiz hafta Akit Tv‘deki bir programda Akit Gazetesi Haber Müdürü Murat Alan -parmak sallayarak- aynen şöyle dedi: “O hizaya gelmeyen omuzu çatal bıçak setli apoletli generalleriniz var ya hepsi şimdi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşşek gibi saf tutacaklar!

Bu sözlere karşı Milli Savunma Bakanlığı Milli Savunma Bakanı ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı “şiddetle kınıyoruz şeklinde özetlenebilecek açıklamalar yaptılar.

Geçmişte de komutanlara saldıran gazeteler ve gazeteciler oldu. Örneğin bundan tam 100 yıl önce 1919’da Hukuki Beşer gazetesinde Türk Ordusu’nun şerefli komutanlarına ağır hakaretler edilmişti. Osmanlı Harbiye Nezareti’nin ve Osmanlı Hükümeti’nin sessiz kaldığı o çirkin saldırıya o günlerde Türk Ordusu’nun şerefli komutanlarından Mustafa Kemal Paşa cevap vermişti.

Mustafa Kemal Paşa

ÖNCE SUBAYLARI ÖLDÜRÜRLER

Atatürk 31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar’da subaylara yaptığı konuşmadakuvvet ordudurdiyordu:Her durumda ordu düşmanlarımızın birinci saldırı hedefi oldu. Orduyu yok etmek için mutlaka subayları mahvetmek aşağılamak lazımdır. (…) Düşmanlarımız herkesten önce subayları öldürür onları aşağılar ve hor görürler. (1)

Gerçekten de işgalciler her şeyden önce orduyu yok etmek istemişti. Mondros Mütarekesi’ne göre asayişi sağlamak ve sınırları korumak için gerekli askerler dışındaki tüm ordu derhal terhis edilecekti. Böylece Mütareke öncesinde 400000 mevcutlu Türk Ordusu mütareke sonrasında 50000’in altına düştü. Jandarma Dâhiliye Nezaretine (İçişleri Bakanlığı’na) bağlandı. Harbiye Nezareti’nin (Savaş Bakanlığı’nın) bütçesi kısıldı. Harbiye Nezareti’nin telefon sayısı bile azaltıldı. Askeri Muafiyet Vergisi kaldırıldı. Savaştan kaçan asker ve subayların cezaları ertelendi. İşte Türk Ordusu’nun yok edilmeye çalışıldığı o günlerde İstanbul’da bazı çevrelerde müthiş bir asker ve subay düşmanlığı başladı. Mesela Nigehban Cemiyeti kurmaylar hakkında hakaret dolu yazılar yazdı. (2)

Hukuki Beşer Gazetesinde ‘Esbabı Mucibeli Suallerden’ başlıklı 6 soruluk yazının 3. sorusunda ordu komutanlarına ‘ali sefiller’ ve ‘haydutbaşlar’ diye hakaret ediliyor. (Hukuku Beşer 24 Mart 1919)

KOMUTANLARA HAKARET

Mütareke günleri asker sivil tüm yurtseverlerin sudan bahanelerle tutuklanıp Bekirağa zindanlarına hapsedildiği veya Malta’ya sürgün edildiği günlerdi. İttihatçılar yargılanıyordu. O günlerde I. Dünya Savaşı yenilgisinin sorumlusu olarak görülen İttihatçılara ve subaylara hakaret ediliyordu.

İşte o ortam içinde Mevlanzade Rıfat’ın Hukuki Beşer gazetesindeDamat Ferit hükümetine gerekçeli sorular” başlığı altında seri makalelerle geçmişin hesabı soruluyordu.

24 Mart 1919 tarihli Hukuki Beşer gazetesindekiÜçüncü soru şöyleydi: “Kağıt paranın güya geçerli olmadığı yerlerde ordu ve mülkiye memurlarının ihtiyaçları için milyonlarca altın ve gümüş para basılarak bazen vagon vagon ordu komutanı denilen ‘ali sefillere daha doğrusu haydutbaşlarına’ teslim edildi…” (3)

Görüldüğü gibi burada şerefli ordu komutanlarına -hiç ayrım yapmadan-ali sefiller” ve “haydutbaşları diye hakaret ediliyordu.

Kuşkusuz ki o gün bu yazıyı pek çok ordu komutanı okudu. Ancak bu yazıya tek bir ordu komutanı tepki gösterdi. O komutan Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal Paşa‘ydı.

Atatürk 24 Mart 1919’da tüm ordu komutanlarınıhırsızlıkla” suçlayıp komutanlara ali sefiller ve “haydutbaşları diye hakaret eden yazıyı okur okumaz kaleme sarıldı. Bu alçakça iftiraya ve hakaretlere karşı hemen bir dilekçe yazıp Harbiye Nezareti’ne başvurdu.

Atatürk dilekçesinde şöyle diyordu:

(…) Bu ifade ile ordu kumandanlarının ‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ ve dolayısıyla orduların ‘haydut’ oldukları ilan edilmiş oluyor. Müdafaalarına hiçbir vakit lüzum görmeyeceğim bazı şahıslara taş atmak isterken vatan ve millet için tam bir saflık ve masumiyetle ve her türlü mahrumiyet ve zorluklar içinde namuslu vazifesini hakkıyla yapan Osmanlı ordularını ‘haydut’ ve aynı mahrumiyet ve zorluklar içindeki ve tek dayanakları namus ve haysiyetleri olan söz konusu orduların kumandanlarını ‘sefil’ ve ‘haydutbaşı’ diye niteleyip teşhir etmek ‘ne büyük ahlaksızlık’ ve ‘ne sefil vicdansızlıktır. ‘

Atatürk’ün Harbiye Nezareti’ne gönderdiği dilekçe Zaman Gazetesi’nde ‘Reddi Müftereyat’ (İftiraların Reddi) başlığıyla yayımlandı. (Zaman 25 Mart 1919)

Osmanlı ordularını onun namuslu kumandanlarını bu şekilde teşhir edebilmek kabiliyeti ancak vatan ve milletin mahvolup dağılmasını arzu eden ‘bir alçakta’ bulunabilir. Ben Fevzi Paşa Nihat Paşa Yakup Şevki Paşa Ali İhsan Paşa Cevat Paşa vb. gibi namus ve istikametlerinden asla şüphe edilmeyecek olan ordu kumandanı arkadaşlarımın bu rezilce teşhire karşı ne diyeceklerini bilemem. Yalnız kendi adıma ve hesabıma bildiririm ki benim (…) başlarında bulunmakla iftihar ettiğim kahraman ordular haydutlardan değil soylu Osmanlı milletinin namuslu evlatlarından oluşuyor. ‘O sefil müfteri’ şunu da kesin olarak bilmelidir ki ben hiçbir vakitte vagon vagon altın teslim alan ‘sefil’ ve ‘haydutbaşları’ndan değilim. Dolayısıyla Harbi Umumi içinde komuta ettiğim Anafartalar Grubu İkinci Ordu Yedinci Ordu ve en sonunda Yıldırım Orduları Grubu ve şahsım adına bu namussuzca iddiayı red ve sahibini tel’in ederim. ‘Bu müfteri’ hakkında gereken kanuni işlemin yüksek nezaretinizce uygulanmasını istirham ederim. ” (4)

Görüldüğü gibi Atatürk Türk Ordusu’nun fedakar komutanlarına “sefil” ve “haydutbaşı” diye hakaret edilmesinin “ahlaksızlık” ve “sefil vicdansızlık” olduğunu söylüyor. Türk Ordusu’nun “haydutlardan” değil milletin “namuslu evlatlarından” oluştuğunu belirtiyor. Komutanlara hakaret eden kişiye “o sefil müfteri” diye sesleniyor. Bu “namussuzca iddiayı reddedip iddia sahibini “tel’in ettiğini” ifade ediyor. “Bu müfteri hakkında yasal işlem yapılmasını istiyor.

Ne gariptir ki Harbiye Nezareti bu dilekçeyi dikkate alıp gereken kanuni işlemi yapmak yerine dilekçeyi Türk ordularına hakaret eden o gazeteye gönderdi.

Atatürk’ün bu dilekçesi 25 Mart 1919’da Hukuki Beşer Alemdar Vakit Yeni Gün ve Zaman gazetelerinde yayımlandı.

Komutanlara hakaret karşısında genelkurmay hükümet savcılık ve diğer komutanlar susarken tek bir kişi Atatürk konuştu.

Ancak yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali gazeteyi çıkaran Mevlanzade Rıfat “hakarete uğradığını” belirterek Atatürk’ü mahkemeye verdi.

Atatürk İstanbul’dan Anadolu’ya geçmek için hazırlıklar yaparken bir gün bir mahkeme celbi aldı. Asıl hakarete uğrayan ordu komutanları ve kendisi olduğu haldehakaret sanığı” olarak mahkemeye çağrılıyordu.

Sonra neler olduğunu bizzat Atatürk’ten dinleyelim:

Yaman çatmıştık! Aklımı başıma topladım. Kumandan değildim. Siyasi bir şey de yapamazdım. Hukuk çareleri bulmalı idim. Bu mahkemede bulunmak isterdim. Fakat o zamanki İstanbul gazetelerinin en aşağısı ile karşı karşıya gelmek çok gücüme giden bir şeydi. Bundan başka davanın bazı yüksek politikacılar tarafından tasarlanan bir plan neticesi olduğunu da düşünüyordum. Ne yaparsam yapayım mutlaka mahkum olacaktım…”

Atatürk düşünüyor taşınıyor; avukat Sadettin Ferit Bey’i davet ediyor. Kendisine durumu anlatıp fikrini soruyor. Sadettin Ferit BeyDava önemlidir. Mahkum olma ihtimaliniz vardır! diyor. Atatürk gülerek “Amma yaptın canım! Ben hiç de mahkum olma niyetinde değilim!” karşılığını veriyor. Bunun üzerine Sadettin Ferit Bey “Elbette! Müsaade ederseniz davacının vekili ile konuşayım” deyince Atatürk şunları söylüyor: “Hayır müsaade edemem. Ben haklı olduğumu biliyorum. Davacının avukatıyla görüşmeye ne lüzum var? Bu iş yolumun üstüne çıkan bir dikendir. Biraz daha zamana ihtiyacım var. Davayı lehime de kazanmanızı istemiyorum. Yalnız bana zaman kazandırabilir misiniz?” Sadettin Ferit Bey Atatürk’e söz veriyor ve verdiği sözü de tutuyor. Birkaç defa mahkemeye gidip davayı dağıtıyor.Atatürk’e zaman kazandırıyor.

Atatürk 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a doğru hareket ettiğinde dava hâlâ bitmemişti. (5)

6 yıl sonra…

Tarih: 22 Eylül 1925… Günlerden salı…

Atatürk Ertuğrul yatıyla Mudanya’ya geçiyor.

Bir ara Atatürk’ün gözü yatta bulunan Avukat Sadettin Ferit Bey’e ilişiyor.

Sadettin Bey” diyor. “Hatırlıyor musun? Sen bir davadan ötürü benim vekilimdin. İstanbul’da benim aleyhime bir ceza davası açmışlardı. O dava ne oldu? Beni mahkum ettiler mi?”

Hayır Paşam!” diyor Sadettin Ferit Bey.

Atatürk kendisini dava edeni hatırlayamayıp adını soruyor.

Atatürk’ün hatırlamadığı o kişi Mevlanzade Rıfat’tı. (6)

Mevlanzade Rıfat bütün ayrılıkçı Kürtçü hareketlerde yer almış Milli Mücadele’deki ihanetleri nedeniyle 150’likler listesine alınıp yurt dışına sürülmüştü. 1922’de bir Yunan albayla San Remo’ya gidip orada “kaçak padişahVahdettin’den para sızdırmıştı. Ayrıca 1929’da Halep’te basılan “Türkiye İnkılabının İç Yüzü” adlı kitabında Mili Mücadele’yi Padişah Vahdettin’in planladığı yalanını ortaya atmıştı. (7)

Mevlanzade Rıfat

Uzatmayalım…

Demem o ki! Dün Atatürk karşıtı Mevlanzade Rıfatlar Türk Ordusu’nun şerefli komutanlarına hakaret etmişti. Bugün de onlarınfikir artıkları komutanlara hakaret ediyor.

Dün komutanlara yapılan hakaretlere karşı tüm yetkililer sessiz kalmış sadece Atatürk konuşmuştu. Bugün yetkililer sessiz kalmamalı. Nasıl cevap vereceklerini bilmiyorlarsa yüz yıl önce Atatürk’ün verdiği cevaba baksınlar.

DİPNOTLAR KAYNAKLAR

1- Atatürk’ün Bütün Eserleri C.9 s. 112 113.

2- Sina Akşin İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele C.1 2. bas. İstanbul 1992 s. 218.

3- Sadi Borak Atatürk’ün İstanbul’daki Çalışmaları 2. bas İstanbul 1998 s. 218. Zeki Sarıhan Kurtuluş Savaşı Günlüğü C.1 Ankara 1993 s. 183 184 Akşin age s. 218 219.

4- Atatürk’ün Bütün Eserleri C. 2 s. 297 298. Borak age s. 219. Sarıhan age s. 183 184 Akşin age s. 219.

5- Falih Rıfkı Atay Atatürk’ün Bana Anlattıkları Ocak 1998 s. 118-120.

6- Borak age s. 222.

7- Turgut Özakman Vahdettin Mustafa Kemal ve Milli Mücadele 6. bas Ankara 2007 s. 75 232 vd.

10 Haziran 2019

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/komutanlara-saldiran-gazeteciye-ataturkun-cevabi-5083137/amp/?__twitter_impression=true&fbclid=

PARAPSYCHOLOGY & MYSTERY FILES : ALL THATS INTERESTING – PART 14


ALL THATS INTERESTING – 14

NOT : RESİMLERİN ALTINDAKİ YAZIYA TIKLADIĞINIZDA İLGİLİ SAYFA AÇILIR.

Firefighter Vasily Ignatenko Braved The Fires Of Chernobyl — And Died Horrifically For It

post-op-woman-and-brain-scan.jpg

Woman Diagnosed With A Tumor Actually Had A Tapeworm Suckling On Her Brain

vasily-ignatenko-featured.jpg

Firefighter Vasily Ignatenko Braved The Fires Of Chernobyl — And Died Horrifically For It

omaha-beach-3.jpg

‘If There’s A Hell, This Has Got To Be It’: The Horrors Of D-Day’s Battle Of Omaha Beach

newgrange-1.jpg

Newgrange: The Massive Irish Tomb That’s Older That The Pyramids

canadian-officer-holds-leeches.png

Dogs Sniff Out 4,788 Live Leeches Inside Man’s Luggage At Toronto Airport

mount-everest-traffic-jam-featured.jpg

11 People Have Died On Everest This Year As Novice Climbers Clog The Mountain

featured-anatoly-dyatlov-trial-beside-chernobyl-burnt-reactor.jpg

Was The Engineer Convicted For The Chernobyl Disaster Responsible Or A Convenient Scapegoat?

Anatoly Dyatlov was sentenced to 10 years in prison for his recklessness, but his version of events was quite different from those claimed by Soviet authorities.

doggerland-og-2.jpg

Scientists On The Verge Of Finding Real-Life Atlantis Beneath The North Sea

philip-markoff-labcoat.jpg

Sex, Money, Murder: Inside The Double Life Of Craigslist Killer Philip Markoff

TSK DOSYASI /// HALUK DURAL : S-400 sistemi üzerinde irdelemeler …


Değerli Dostlarımız,

Yeniçağ Gazetesi’nin değerli yazarlarından Sayın Ahmet Takan, gazetedeki köşesinde 1-2 Haziran günlerinde “S-400’ler yedek kulübesinde bekler mi?” ve “Kötünün iyisi hangisi?” başlıklı iki yazı yayınlamıştır. Bu yazılarında bir grup emekli askerin S-400 yüksek irtifa füze savunma sistemi ile ilgili hazırladıkları rapordaki bilgileri esas alarak açıklamalarda bulunmuş ve ikinci yazısının sonunda, anılan raporun sonuç bölümündeki değerlendirmeler ile okuyucularını buluşturmuştur.

Konu hakkında anılan rapordan yapılan alıntıları esas alarak yazmış olduğum makaleyi bilgi ve değerlendirmelerinize sunarım.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

Saygılarımla,

Haluk DURAL

DPT eski Uzmanı

Millî Merkez Genel Sekreteri

TSK DOSYASI /// SADECE ‘EŞEK’ DEYİNCE KIZIYORLAR : GENERALLERİN AKİT SEVGİSİ


SADECE ‘EŞEK’ DEYİNCE KIZIYORLAR : GENERALLERİN AKİT SEVGİSİ

Milli Savunma Bakanlığı dün akşam bir açıklama yayınlayarak Akit haber müdürü Murat Alan’ın ‘Erdoğan’ın arkasında saf tutuyorlar eşek gibi tutacaklar’ sözlerine ilişkin tepkisini dile getirdi. Oysa cumhuriyet karşıtı gerici ve saldırgan yazıları hala hafızalarda olan Eski ‘Yeni Akit’ Genel Müdürü Hasan Karakaya’nın yaşamını yitirmesinin ardından taziyesini sunan ilk kurumlardan biri Genelkurmay Başkanlığı olmuştu.

soL – Haber Merkezi

Milli Savunma Bakanlığı’nın dün akşam yayınladığı açıklamayla Akit TV’de sarfedilen "Erdoğan’ın arkasında saf tutuyorlar eşek gibi tutacaklar" sözlerine tepki göstermesinin ardından Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da bugün konuya dair tepkilerini dile getirdi. Oysa Akit’in cumhuriyet karşıtı eylemleri yeni değil.

Eski Yeni Akit Genel Müdürü Hasan Karakaya’nın halk düşmanı cinsiyetçi ve cumhuriyet değerlerine karşı saldırı ve hakaret içeren yazıları hala hafızalardaki yerini koruyor.

Gerici yazardan çirkinlik dersleri: İnsanlara ‘koyun!’ dediler millet de ‘koydu’ işte!

Yeni Akit yazarından Yusuf Yerkel’e: Tekmelerine sağlık

Karakaya’nın 2015 sonunda yaşamını yitirmesinin ardından ise taziyelerini sunan ilk kurumlardan biri Genelkurmay Başkanlığı olmuştu.

AKAR : TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE DİL UZATMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİL

Bu sabah Akit TV’de yer alan sözlere ilişkin konuşan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar "Türk Silahlı Kuvvetleri’ne komuta yapısına generallerine subaylarına astsubaylarına dil uzatmak kimsenin haddi değil. Bu şekilde konuşanlar yargı önünde bunun hesabını verecekler. Bu konuda Milli Savunma Bakanlığı Türk Silahlı Kuvvetleri olarak yapılması gereken neyse hukuk çerçevesinde yapmaya devam edeceğiz. Yasal haklarımızı sonuna kadar kullanacağız. Burada gece gündüz dağ tepe demeden bu faaliyetleri takip eden planlayan komuta eden generallerimizle ilgili ileri geri konuşmak kimsenin haddi değil. Bunlar hadlerini bilecek öğrenecekler. Yargı önünde hesabını verecekler" dedi.

LİNK : http://haber.sol.org.tr/turkiye/sadece-esek-deyince-kiziyorlar-generallerin-akit-sevgisi-264051

ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER DOSYASI : SADAT MİLİSLERİ VE ABD’Lİ YAZAR MICHAEL RUBİN’İN İDDİALARI


MICHAEL RUBİN KİMDİR ??? BURAYA TIKLAYIN.

SADAT var, Osmanlı Ocakları örgütlenmesi var.

Osmanlı Ocakları, tamamen AKP’nin silahlanmış milis güçleri… Gezi eylemlerindeki o barışçıl eylemler sonrasında, herhangi bir sivil eyleme karşı müdahale amacı ile kuruldular.

Erdoğan’ın, Gezi Parkı eylemlerinden sonra kurdurduğu iddia edilen özel ordusu SADAT… (Uluslararası Savunma Danışmanlığı). Gezi Parkı direnişinden sonra kurulan son örgüt ise Osmanlı Ocakları…

“ÖZEL ORDU VE SİLAHLI MİLİSLER”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, referandum gecesi, CHP’nin sokağa çıkmama nedenine ilişkin eleştirileri yanıtladı. ozguruz.org haber portalından Hayko Bağdat’a konuşan Ağbaba, “AKP’nin birçok sivili silahlandırdığı o akşam belki bir olay olabileceğini düşündük” dedi.

Ağbaba’nın konuya ilişkin sözleri şöyle:

“SADAT var, Osmanlı Ocakları örgütlenmesi var. Osmanlı Ocakları, tamamen AKP’nin silahlanmış milis güçleri… Gezi eylemlerindeki o barışçıl eylemler sonrasında, herhangi bir sivil eyleme karşı müdahale amacı ile kuruldular.

15 Temmuz sonrası görüntülere bakıldığı zaman onların silahlı olduğunu tahmin edebiliriz. Ayrıca bu silahlı örgütlenmelerle işbirliği yapan birkaç mafya grubunun olduğuna dair duyumların da Genel Başkanımıza bilgi olarak geldiğini söylemek isterim.

AKP’nin birçok sivili silahlandırdığı o akşam belki bir olay olabileceğini düşündük. Belki ortamı terörize ederek, eylemcilerin arasına provokatörler sokarak %50 üzerindeki pırıl pırıl, meşru birleşmeyi provake edecek olaylar olabilir duygusuyla bu çağrıyı yapmadık.”

Peki nedir bu SADAT?

Türkiye’de uluslararası savunma alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirket olduğu belirtilen ve eski TSK mensuplarının görev aldığı Sadat, askeri ve “iç güvenlik” yani “terörle mücadele” alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti veriyor. Askeri ve güvenlik alanında pek çok eğitimi veren şirketin, kursları arasında “Gayri Nizamı Harp” ve “Keskin Nişancılık” gibi başlıklar da dikkat çekiyor. “Kara Harekatı”, “Keskin Nişancılık”, “Koruma”, “Tahrip”, “Gayri Nizami Harp”, “İleri Tek Er Muharebe”, “Topçu ve Havan İleri Gözetleyicilik”, “Tank / Zırhlı Araç Avcılığı” gibi kurs eğitim paketleri bulunuyor

İÇGÜVENLİK HİZMETLERİ

SADAT’ın resmi internet sitesinde belirtilen “Hizmetleri”nin yarısı “İç güvenliğe” ayrılmış durumda.

İç Güvenlik-Danışmanlığı başlığı altında şunlar sıralanıyor:

SADAT A.Ş.; T.C. Emniyet Teşkilatından emekli 1. Sınıf emniyet müdürlerinden ve emekli Jandarma personelinden teşkil edilen ehil ekiplerle, yapılan tespit ve hazırlanan rapor doğrultusunda, Emniyet gücünün teşkilatlanmasını ve kuruluşunu yaparak;

Mesleğe Giriş,

Temel Eğitim,

Meslekte Yükselme,

Atama ve yer değiştirme esasları ile birlikte, görev, yetki, sorumluluklarını ve malzeme kadrolarını belirleyebilir.

İç güvenlik alanında Eğitim hizmetleri ise daha dikkat çekici:

2) Polis Yetiştirme

SADAT A.Ş.; T.C. Emniyet Teşkilatının her türlü eğitim müesseselerinde eğitici ve idareci olarak görev yaptıktan sonra emekli olmuş, 1. Sınıf Emniyet Müdürlerinden oluşan ehil ekipler vasıtası ile Emniyet Teşkilatının reorganizasyonunu gerçekleştirebilir. Yine ehil eğitici, idareci ve danışmanlar eliyle, Emniyet Teşkilatı için;

Polis Akademileri,

Polis Meslek Yüksek Okulları,

Polis Kolejleri,

Polis Eğitim Merkezleri,kurarak, bu eğitim müesseselerinin eğitim ve idarecilik hizmetlerini bizzat veya danışman olarak yürütebilir.

KİM BU ADNAN TANRIVERDİ?

Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 1996 yılında kadrosuzluktan emekliye sevk edilen Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Erdoğan’ın yeni başdanışmanı oldu.

1964 yılında Kara Harp Okulu’na giren Tanrıverdi, 1976-1978 yıllarında Kara Harp Akademisi’nde öğrenim görerek 1978 yılında kurmay subay statüsünü kazandı. Aynı zamanda eski Akit yazarlarından biri olan Tanrıverdi 30 Ağustos 1992 tarihinde ise tuğgeneralliğe yükseltildi.

1944 Konya Akşehir doğumlu olan Adnan Tanrıverdi, 1963-1964’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümündeki öğreniminin ardından 1964 yılında girdiği Kara Harp Okulun’dan 1966’da topçu subayı olarak mezun oldu ve 1996 yılındaki emekliliğine kadar 30 yıl TSK’da görev yaptı.

1980’de kurmay subay olan ve “Gayrinizami Harp Kursu” de gören Tanrıverdi’nin görev yaptığı birlikler arasında Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı ile KKTC Sivil savunma Teşkilat Başkanlığı da bulunuyor.

MÜRTECİ

1992’de tuğgeneralliğe yükseltilen Tanrıverdi, İstanbul’daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nın ardından Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığı yaptı ve 1996’da kadrosuzluk gerekçesiyle emekli edildi. Tanrıverdi’nin geçmişte ve atamasının ardından “TSK içinde irticai faaliyetler yürüttüğü için” emekli edildiği iddiaları sıkça gündeme getirildi.

Emeklilikten sonra da Üsküdar FM Radyosunun Genel Koordinatörlüğünü, İhlâs Marmara Evleri Camii Yaptırma ve Yardım Derneği Yönetim Kurulu üyeliğini yapan Tanrıverdi’nin genel başkanlığını yaptığı, 2000 yılında kurulan Adaleti Savunanlar Derneği’nin (ASDER) TSK’dan ihraç edilen ve emekli askerlerden oluştuğu sıkça eleştiri konusu oldu.

Kuruluş, bünyesindeki Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) aracılığıyla TSK’nın yeniden yapılandırılmasına yönelik eleştiriler geliştirdi. Atama sonrasında basında yer alan iddialar arasında 15 Temmuz sonrasındaki kararnamelerle TSK’ya getirilen yeni düzenlemelerin bu önerilerle paralellik taşıdığı da var.

EMEKLİYE AYRILDIKTAN SONRA…

Adnan Tanrıverdi, emekliye ayrıldıktan sonra, 5 yıl Adaleti Savunanlar Derneği’nin Genel Başkanlığı görevini üstlendi. Tanrıverdi, ASDER Onursal Başkanı olarak, Müslüman ülke silahlı kuvvetlerinin organizasyonu ve stratejik kullanımına danışmanlık, son kullanıcıdan eğitici seviyesi kadar özel konularda eğitim ve harp, silah ve araçlarının temini, bakım ve onarımı hizmetlerinde görev yapmak üzere SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi’ni kurdu.

Parlamentohaber’in yorumu: SADAT tanımı itibariyle, Osmanlı’da Erkan’ı Harp başkanlığına bağlı olan bilindiğinin aksine bir istihbarat örgütü değil, Müslüman sömürge ülkelerde ihtilal ve direniş örgütleyen Teşkilat’ı Mahsusa’ya benzemektedir. Teşkilat, tamamıyla Genelkurmay’a bağlıdır, personeli, devletin maaşlı elemanlarıdır.

KIBRIS DOSYASI /// NERİMAN CAHİT : “ARAPLARA SATILAN KIBRISLI TÜRK KIZLARI”


NERİMAN CAHİT : "ARAPLARA SATILAN KIBRISLI TÜRK KIZLARI"

Kıbrıs 1974’ den bugüne ikiye bölünmüş bir ada. Kim ne derse desin Kıbrıs kapanmayan yaralarla dolu. Kapanmayan yaralar bir yana Kıbrıs’ ın bir de az bilinen eski yaraları var. Bunlardan biri Araplara satılan Kıbrıslı Türk kızları.

Kıbrıs tarihinin bu az bilinen sayfalarına ışık tutanların başında emekli edebiyat öğretmeni ve yazar Neriman Cahit geliyor. Neriman Cahit hiç bilmedikleri diyarlara hem de satılarak gönderilen kızların öykülerini topladı ve “Araplara Satılan Kızlarımız” adlı bir kitapta yayımladı. Bu öyküler ayrımcılığın yoksulluğun ve acımasızlığın öyküleri; nice çocuk gelinin öyküsü gibi.

FİLİSTİNLİLERE SATILAN KIZLAR

1920 ile 1950 yılları arasında Kıbrıs bir İngiliz sömürgesiyken yaklaşık 4 bin Türk kızı Filistinli Araplara anne babaları tarafından satıldı. Bu kızların çok azı geri dönebildiler. Geri dönemeyenlerin çoğu evlerinin köylerinin memleketlerinin özlemi ile yaşadılar ve kaderlerine küstüler.

MÜTHİŞ BİR SUSKUNLUK

Neriman Cahit kitaba varan süreci şöyle anlatıyor: “Ben yıllardır bu kızları merak ediyordum. Öğretmenlik yaptığım köylerde çalıştığım kadın örgütlerinde hep izlerini sürmeye çalıştım. Fakat müthiş bir suskunluk vardı. Bu kızlar 11-12 yaşında henüz sek sek oynarken aileleri tarafından para karşılığı taliplileri hiç araştırılmadan neyin nesi oldukları bilinmeden Araplarla evlendiriliyordu. Dr. Haşmet Gürkan’ ın araştırmacı yönü çok güçlüdür. Bir yazısında bu kızlardan bahsediyordu. Hep ona sorular sorardım. Bir gün bana: Sen bu işin peşini bırakmayacaksın. Ama lütfen meselenin adını doğru koy; ‘Biz bu kızları sattık’ dedi. ”

TARİHLE YÜZLEŞMEK

Neriman Cahit tarihle yüzleşmek gerektiğine inanıyordu: “Ben bir ilkokul öğretmeniyim. Bu kızları yazmak benim topluma olan borcumdu. Bu konuyu konuşmalıydık. Bu kızlar çok büyük acılar çekmişler ve hâlâ çekiyorlar. Ve Kıbrıslılar onları unutmayı tercih etmiş. Haklarını korumamış. Mesela onların da miras hakkı var. Ama bunu kimse gözetmemiş. O dönemde Kıbrıs İngiliz sömürgesiydi. Köylü çok fakirdi kuraklık vardı. Ve tefeciler köylünün kanını emiyordu. Kadınlar için bir eğitim söz konusu değildi. Şehirli üst tabakadan ailelerin kızları Kur’an bilirdi. O kadar. ”

SATIŞ VE TİCARET

Yoksulluktan kurtulmak belki de kızlarının yoksulluktan kurtulması umuduyla kimi köylüler çocuklarının para karşılığı ellerinden alınmasına ve evlenmek üzere Filistin’ e götürülmesine izin verirler. Baf Limasol Larnaka gibi kıyı bölgelerinden 10-15 yaşındaki kızlar vapurlarla bir bilinmeze doğru yola çıkar.

Köylü kızların satılması bir süre sonra Araplara kız bulmak için acente gibi çalışan simsarların ortaya çıkmasına da yol açmış. Bu kişiler ev ev dolaşarak çoğunlukla sarışın renkli gözlü kızları bulmaya çalışırlar; satılan kızlar için hem anne babalardan hem de kızları satın alanlardan komisyon alırlarmış.

Simsarların ille de erkek olduğu sanılmamalı. Gündüzleri kadınlara geceleri de erkeklere hizmet veren Tantin Hamamı’ nı işleten Pembe ve kızı Fatma kadın simsarlara bir örnek.

Damat adayları anne babalara çoğu zaman bir doktor bir mühendis olarak tanıtılsa da damatların sözleri çoğu zaman doğru çıkmaz. Satılan kızların çoğu gittikleri yerde büyük bir yoksulluk ile karşılaşırlar. Kimisi kuma durumuna düşer.

KARA HABERLER

Neriman Cahit kızların haberlerinin Kıbrıs’ a gelişini şöyle anlatır: “50’ lere doğru Türk toplumu bu kızlarla ilgili birçok şey öğrendi. Filistin bölgesindeki savaşlara İngilizler Türk askerlerini de götürdüler. Askerler boş zaman bulunca genelevlere giderler. Geneleve giden Rum ve Türk askerleri orada Kıbrıslı bir kıza rastlıyorlar. Kız ağlamaya başlıyor. Nereli ve kim olduğu anlaşılıyor. İnanır mısınız oradaki askerlerden birinin kardeşi çıkıyor. Meğer kocasının üç karısı varmış. Bizimkini akşam geneleve getiriyor sabah gelip alıyormuş. Bu kızlar arasından geneleve düşenlerin sayısı az değil. Gariptir bazıları Kıbrıs’ a dönmeyi başardı ama kimse sahip çıkmadığı için genelevlerde çalıştılar ömürleri orada geçti. ”

AMAN NE OLUYORUZ?

Filistin’ e götürülen kızların kötü durumda olduğunu duyanlardan biri de İngiliz ordusuyla birlikte Filistin’ e giden tercüman Mustafa Bitirim’ dir. Bitirim Kıbrıs’ a döndükten sonra 1943 yılında “Biz Kızlarımız ve Araplar… Aman Ne Oluyoruz” adlı 16 sayfalık bir broşür yayınlar.

Bitirim kendisine durumu anlatan asker mektuplarını da yayınlar. Bu askerlerin arasında Kıbrıs Rumlar da vardır. Ama durum Filistin’ in işgaline dek değişmez. O yıllarda İsraillilerin saldırılarından kaçan Filistinlilerin çoğu Ürdün’ e ve çevredeki ülkelere sığınır. Kıbrıslı kızların karşısına bir de sürgün hayatı çıkar. Nice Filistinli gibi onlar da kamplarda yaşamaya başlarlar. Bazıları zaman zaman Kıbrıs’ a gelmeyi ve aileleriyle bağlantı kurmayı başarsa da zamanla tüm ilişkiler kopar.

ÜRDÜN ZİYARETİ

Neriman Cahit günün birinde Ürdün’ de yaşayan Kıbrıslı Emel Muhareb’ le tanışır ve hemen Ürdün’ e artık neredeyse 90’ lı yaşlarının sonlarına gelen Kıbrıslı kızlarla tanışmaya gider. Neriman Hanım ziyaretini şöyle anlatır: “İsrail zulmünden kaçıp Ürdün’ e sığınan aileleri bulduk. Kıbrıslı kızlara çocuklarına torunlarına ulaştık. Gördüklerime duyduklarıma inanamadım! Her şey çok acıydı… Filistinliler kamplarda inanılmaz bir yoksulluk var. Ben o kadınların yüzlerindeki derin ifadeyi her hallerine sinmiş hüznü küskünlüğü gözlerimle gördüm. İçimde hissettim. Benim onları o acıyı unutmam mümkün değil. Ben gittim gördüm ve öldüm…”

LEFKELİ HATİCE TEVFİK

Hatice Tevfik Neriman Cahit ile tanıştığında altı oğlu bir de kızı 97 yaşında bir kadındır. Ürdün’ de El Vahdet Kampı’ nda yaşamaktadır. Satılmadan önceevin en küçüğüdür. Filistin’ e gönderileceğini öğrenince bir resim çizer. Resimde evdeki dört kardeşi çizer ve kendisini temsil eden figürün üzerini karalar. Çocuk gözüyle “Niye diğerleri değil de ben?” diye sormaktadır.

Hatice Tevfik küçük evinin kapısından tam dokuz yıldır hiç çıkmamış. Çünkü dünyaya küskün. Türkçe bilmediğini söylüyor. Ama çevirmen aracılığı ile soruyor; “Bunca yıl neredeydiniz?” Neriman Cahit onu ikinci kez ziyarete gittiğinde Hatice Tevfik’ in kızı gizlice şu bilgiyi aktarıyor: “Bütün gece uyumadı eski sandıkları karıştırdı!” Sandıktan yıllar önce giydiği mor bir elbise mor bir başörtüsü ile Kıbrıs nakışlarıyla dolu bir bohça çıkarıyor. Neriman Hanım yaşlı kadının acıyla özlemle ördüğü duvarı yıkamayacağını düşünüyor. Ama son bir gayret; ekip arkadaşı Eralp Adanır’ a; “Bir Kıbrıs türküsü söylesene” demeyi akıl ediyor. Sıra “Çanakkale içinde vurdular beni” türküsüne gelince bir feryat kaplıyor ortalığı; yaşlı kadın; “Beni vurdularrr beni vurdular! Ölmeden beni mezara goydular… Unuttunuz beniii” diye feryat ediyor.

NECLA ÖMER

Neriman Cahit sayesinde ortaya çıkan öykülerden birisi güzelliği ile dillere destan Necla Ömer’ in yaşam öyküsü. Necla Baf’ ın Evretu köyünden. Yoksulluk içinde babası ile yaşıyor. Bir gün ünlü simsar Halil ile bir Arap damat adayı çıkagelir. Baba direnir kızını vermez. Ama yoksulluk ağır basar. Necla aynı köyden Mustafa’ ya âşık olduğu halde babasına karşı gelmez. Kendisini Kıbrıs’ ta doktor olarak tanıtan Necla’ nın kocası kavun- karpuz satan bir manav çıkar. Üstelik Necla’ ya akıl almaz derecede kötü davranır. Bir yandan şiddet bir yandan aile memleket özlemi Necla’ yı bitirir. Beterin beteri olur ve geneleve düşer. Bu arada İngilizlerle birlikte İkinci Dünya Savaşı’ na katılanlardan biri olan Mustafa deli gibi Necla’ yı arar. Necla’ yı genelevde Mustafa’ nın çok yakın arkadaşı bulur. Ama Mustafa’ ya hiçbir şey söylemez çünkü Necla’ ya söz vermiştir. Yıllar sonra Necla Lefkoşa’ nın ünlü genelev mahallesi Kuru Çeşme’ de görülür yaşlanmıştır. Mustafa da Lefkoşa’ dadır Ama bir daha karşılaşmazlar.

VEDİA MUSTAFA

Vedia Mustafa’ nın öyküsünü torunu Dr. Ahmed Ali Hamiş şöyle anlatıyor: “Dedem evlenmek için Kıbrıs’ a gitmiş. Simsar aracılığıyla bir miktar para vererek ninem Vedia ile evlenmiş. Ninemin ailesi fakir bir aile. ” Beş erkek iki de kız kardeşi olan Vedia kocasıyla birlikte Filistin’ e gider ve Abu Şusu köyünde yaşamaya başlar. Dr. Ahmed Ali Hamiş nenesini hep hüzünlü hatırlıyor: “Ninemi çok severdim. Çünkü hep üzgündü ve hep ağlardı çok mutsuzdu. Ben de yanına gider onunla ağlardım. Annem bana kızardı marazi bir çocuk olacaksın diye…” Ahmed Bey çocuk yaştan itibaren ninesinin vatanını ve ailesini özlediği için mutsuz olduğunu bildiğini söylüyor: “Ninemin mutsuzluğun azaltmak için onun ailesini bulmaya onları buluşturmaya karar verdim. Tabii bu o kadar kolay olmadı…” Ahmed Bey’ in arayışı çok uzun yıllar sürer ama o hiç vazgeçmez. Günün birinde amacına ulaşır ve Kıbrıs’ taki ailesini bulur. Ve nine Kıbrıs’ a götürülür. Havaalanındaki karşılama anı çok hazin olur. 40 yıldır ailesine hasret olan Vedia nine sevdiklerine sarılır. Fakat hasretin bittiği an başka bir dram yaşanır. Vedia Hanım’ ın dili tutulur ve hayatının sonuna kadar bir daha konuşamaz. Londra’ da yaşayan kardeşleri onu yanlarına alır ve tedavi ettirmek için çalmadık kapı bırakmazlar. İki yıl süren tedavilerin sonucunda doktorlar son sözü söyler: “Konuşmaması için bir neden yok. ?. Konuşmak istemiyor. !. ”

Sayın İsmet Bayram’ dan alıntıdır.

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI : İSLAMCI YENİ AKİT GAZETESİ KÜSTAHLIKTA SINIR TANIMIYOR /// ŞİMDİ DE KOMUTANLARA ÇAMUR ATTI !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : OLDUM OLASI BU İSLAMCILAR LAİK REJİMİN TEMİNATI OLAN ORDUYA VE ONUN KOMUTANLARINA HEP KİN VE NEFRET DUYMUŞLARDIR. ÇÜNKÜ ONLARIN ARZULADIĞI ŞERİAT REJİMİNİN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL ORDU VE KEMALİST KOMUTANLAR. AK PARTİ İNCE İNCE ORDUYU KENDİ İSTEDİĞİ GİBİ ŞEKİLLENDİRDİ. BU NEDENLE YENİ AKİT PAÇAVRASI DA ONA DESTEK OLUYOR. AMA UNUTMASINLAR. BİZ BİTTİ DEMEDEN OYUN BİTMEZ.

Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Akit Gazetesi Haber Müdürü Murat Alan’ın önceki gün Akit TV’deki bir programda söylediği sözlere sert tepki gösterdi.

MSB’den yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

1 Haziran 2019’da bir TV kanalında yayımlanan programda, katılımcılardan biri tarafından, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan generaller hakkında hakarete varan tahripkâr bir dil kullanılmıştır.

Asil milletimizin güvenliği ve bekası uğrunda, yargı ve istihbaratla yakın işbirliği içinde FETÖ ile her türlü mücadeleyi yapan, PKK/YPG, DEAŞ ve diğer terör örgütlerine karşı yurt içi ve yurt dışı operasyonları icra eden ve tüm vazifelerini büyük bir ciddiyet ve samimiyetle yerine getirme gayreti içinde olan Türk Silahlı Kuvvetlerini komuta eden generalleri toplum nezdinde aşağılamaya çalışmak ordumuza ve asil milletimizin hak ve menfaatlerine zarar vermektedir.

Er’inden Generaline kadar bir ve bütün olan Türk Silahlı Kuvvetleri asil milletimizin bağrından çıkmıştır. Yurt içinde ve sınır ötesinde düzenlenen çok sayıda operasyonların başarıyla icra edildiği bir dönemde yapılan bu tür sorumsuz ve düzeysiz açıklamaların tüm ordu mensuplarımızın olduğu kadar milletimizin de moral ve motivasyonunu olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır.

Anayasa çerçevesinde, yasalar ve Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda, daima demokrasiye bağlı, milletinin emrinde, görevinin başında, ölürsem şehit kalırsam gazi anlayışı ile yurdun ve dünyanın dört bir köşesinde yaz kış, gece gündüz, dağ bayır demeden fedakârca görev yapan Türk Silahlı Kuvvetlerinin şerefli generallerine karşı yapılan bu hadsiz, yakışıksız ve yasal sınırları aşan açıklamayı, hukuki tüm yollar saklı kalmak kaydıyla şiddetle kınıyor, yasal süreçlerin yakından takipçisi olacağımızı kamuoyunun bilgisine saygıyla arz ediyoruz.

NE OLMUŞTU?

Akit Gazetesi Haber Müdürü Murat Alan, gazeteci Ali Tarakçı’ya bir konu hakkında yanıt verirken, “O hizaya gelmeyen apoletli Generalleriniz hepsi Erdoğan’ın arkasında saf tutuyor. Oynaya oynaya eşek gibi saf tutacaklar. Bu ülkede demokrasi varsa bunu AK Parti iktidarı oturttu” demişti.