AFRİKA DOSYASI /// Hüsnü Mahalli : Câmi yapmak


Hüsnü Mahalli : Câmi yapmak

Önceki gün Anadolu Ajansı’nın bülteninde görmüştüm:Türkiye Diyanet Vakfı’nın Cibuti’de yaptığı caminin açılışı bu ay sonunda yapılacakmış.

Haberde yok ama büyük olasılıklı açılışı Cumhurbaşkanı Erdoğan yapacaktır.

Önceki günkü yazımda AKP’nin ideolojik eksenli bölgesel faaliyetlerini özetlemiştim.

Cibuti haberi bu faaliyetlerin içerik, anlam ve amaçlarını yeterince anlatıyor.

Cibuti AKP’nin yoğun ilgi gösterdiği Somali gibi dünyanın en yoksul ülkelerinden biridir. Halkın yüzde yirmisi günlük ortalama 1,5 dolarla geçiniyor.

Cibuti Kızıldeniz’in güney girişini kontrol eden 23 bin kilometrekare yüzölçümü ve yaklaşık bir milyon nüfusu olan bir ülke.

Şimdi sıkı durun:

Eski bir Fransız sömürgesi olan Cibuti’nin en büyük gelir kaynağı topraklarını yabancılara kiralamak.

Cibuti kiraladığı topraklardan yılda 250 milyon dolar gelir elde ediyor.

Dünya petrol ticaretinin %60’ının geçtiği Kızıldeniz’de stratejik konumda olan Cibuti Somali, Etiyopya ve Eritre’ye komşu ve bir zamanlar moda olan gemi kaçırma olaylarının yaşandığı bölgeye çok yakın.

Durum böyle olunca büyük ülkeler 1977’de bağımsız olan Cibuti’ye büyük ilgi ve ‘alaka’ gösteriyor.Peki nasıl?

1- Fransa iki bin askerinin bulunduğu askeri üssü için kira bedeli olarak yılda 34 milyon dolar ödüyor. Fransa Afrika’daki eski sömürgelerindeki askeri faaliyetlerini buradan yönetiyor.

2- ABD dört bin askerinin bulunduğu askeri üs için yılda 65 milyon dolar ödüyor. Bu üs ABD’nin Afrika’daki en büyük üssü ve bölgedeki tüm askeri ve istihbarat faaliyetlerini buradan yürütüyor. Örneğin Somali’deki El-Şabab, Nijerya’daki Boko-Haram ve Yemen’deki Kaide militanlarını takip ve SİHA’larla ortadan kaldırmak.

3- Japonya 180 askerinin bulunduğu askeri üssü için 25 milyon dolar ödüyor.

4- Japonya’nın olunca ‘Benim neyim eksik’ diyen Çin de kendine bir yeri kapmış. Afrika’ya büyük ilgi gösteren Çin işlerini Cibuti’den idare ediyor.

5- İtalya’nın içinde 500 kadar askerinin bulunduğu üssünden Almanya, İspanya, Belçika, İngiltere, Yunanistan, İsveç ve Hollanda yararlanmaktadır.

6- Dört yıldır Yemen’i bombalayan Suudi Arabistan 2017’de imzaladığı anlaşmayla bir deniz üssü inşa etmeye başladı.

Mısır’a giden Nil nehrinin geçtiği Güney Sudan, Etiyopya, Kenya, Uganda ve Tanzanya’ya özel ilgi gösteren İsrail ABD ve Fransa’nın üslerinden yararlanıyor.

Peki Cibuti’nin kendi ordusu yok mu?

İki uçak, 67 tank ve zırhlı araç, 65 top ve hafif silah ve 10 bin asker.

Türkiye ise câmi yapıyor.

Başka birçok ülkede yaptığı gibi.

Çoğu da yoksul ve zavallı ülkeler.

Müslüman ülkelerinin büyük bölümünde olduğu gibi.

Örneğin nüfusu 135 milyon olan Bangladeş’te 250 bin câmi var.

Pakistan’da 170 milyon nüfusa karşılık 120 bin câmi.

Mısır’da 90 milyon nüfus ve 110 bin câmi.

Türkiye’de 90 bin civarında câmi var.

Nüfusun büyük bölümü Müslüman olan 40 kadar ülke var.

Ezici çoğunluğunda yoksulluk, cehalet, dini bağnazlık ve her türlü yolsuzluk var.

Doğal olarak demokrasi yok ve olamaz.

85 milyon nüfusu olan Almanya’da 30 bin kadar kilise var ama kiliseye gidenlerin sayısı giderek azaldığı için çoğu kapanıyor.

Müslüman ülkelerde ve özellikle yoksulluk ve cehaletin giderek derinleştiği Müslüman ülkelerde ise câmi sayısı artıyor.

Durum böyle olunca Türkiye’nin gidip de Cibuti’de câmi inşa etmesi dikkatimi çekti.

Sizinle paylaşmak istedim.

AKP kendi ideolojik tercihlerine göre dünyanın birçok yerinde câmi inşa etmenin dışında dini faaliyetlerde bulunmaktadır.

Batı ve Arap medyasında bununla ilgili çok sayıda haber ve yorum yayınlamaktadır.

Suudiler 70 yıldır yapıyor ve bu yolda 300 milyar dolar harcamıştır.

Hem de ABD’nin istediği yönde.

Kaide, Taliban, El-Şabab, Boko Haram, IŞİD, NUSRA ve benzeri örgütler böyle kuruldu ve dünyanın dört bir yanında eleman, sempatizan ve yandaş buldu.

BOP bunun için ilan edilmişti.

Sonrasında Arap Baharı.

Kesin devamı var.

Bir düşünün!

EGE ADALARI SORUNU DOSYASI /// E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TÜRKİYE – LİBYA DENİZ YETKİ ALANLARI MUTABAKAT MUHTIRASI, LOZAN’DAKİ HAKLARIMIZI YOK SAYIYOR !…


E. KUR. ALB. ÜMİT YALIM : TÜRKİYE-LİBYA DENİZ YETKİ ALANLARI MUTABAKAT MUHTIRASI, LOZAN’DAKİ HAKLARIMIZI YOK SAYIYOR !…

*Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Libya Devleti Hükümeti arasında Akdeniz’de Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez Al Sarraj tarafından 27 Kasım 2019’da İstanbul’da imzalandı.

*Diplomatik teamüllere göre teknisyenler düzeyinde imzalanan Mutabakat Muhtırası’nın (Memorandum of Understanding-MOU), Devlet Başkanları düzeyinde imzalanması dikkat çekti.

*Türkiye ve Libya arasında uzlaşılan deniz sınırına göre Türkiye’nin Doğu Akdeniz Kıta Sahanlığı’nın batı sınırı 025° 30’ 00’’ Doğu Boylamı’ndan geçiyor. Deniz sınırı, Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olan Gavdos Adası’nın batısından geçirilmesi gerekirken sınır iki boylam doğuya çekilmiş.

*Türkiye-Libya Orta hattı belirlenirken Anadolu kıyıları ile Libya kıyıları arasındaki orta hat, sınır olarak kabul edilmiş. Ancak Lozan Antlaşması’nın 12. Maddesine göre Türkiye-Libya Orta Hattı, Girit Adası güney kıyıları ile Libya kıyıları arasındaki orta bölgeden geçen hattır. Türkiye-Libya Mutabakat Muhtırası ile Girit Adası’nın etrafında bulunan 5 Türk Adası ile bu adalara ait 74.860 Km2 lik Türk Kıta Sahanlığı Yunanistan’a terk edilmiştir.

ABD EXXON MOBİL, OATAR PETROLEUM, TOTAL VE HELPE ŞİRKETLERİ, GİRİT GÜNEYİ TÜRK KITA SAHANLIĞI’NDA PETROL VE DOĞALGAZ SONDAJI YAPARSA TÜRKİYE NE YAPACAK ?…

TÜRKİYE-LİBYA MUTABAKAT MUHTIRASI İLE 28 ARALIK 1932’DE YAPILAN HATA TEKRARLANIYOR !…

Konu ile ilgili açıklamalarım ve belgeler eklerde gönderilmiştir.

Saygılarımla,

Ümit YALIM

Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri

DOKUMANLARI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

PARAPSYCHOLOGY & MYSTERY FILES : ALL THATS INTERESTING – PART 24


ALL THATS INTERESTING – 24

NOT : RESİMLERİN ALTINDAKİ YAZIYA TIKLADIĞINIZDA İLGİLİ SAYFA AÇILIR.

soldiers-crying-at-veteran-funeral.jpg

More U.S. Veterans Have Committed Suicide In The Last Decade Than Died In Vietnam

While most would agree that supporting the troops is a moral necessity, America’s military veterans aren’t getting the help they need upon returning home.

cockroaches-inside-patients-ear-featured.jpg

Doctors Find Family Of Cockroaches Living Inside Man’s Ear

russian-historian-murders-lover.jpg

Russian Professor Dismembers Student-Turned-Lover, Then Plans Suicide Dressed As Napoleon

When police arrived at the scene, they found dismembered arms in his backpack.

h-h-holmes-cleaned-og-featured.jpg

Newspapers Made Up The Myth Of H.H. Holmes’ Murder Castle — But The Truth Is Still Horrifying

smiling-halloween-lollipops-featured.jpg

Anti-Vaxxer Said She Gave Trick-Or-Treaters Chickenpox-Tainted Lollipops For ‘Natural Immunity’

"I’m offering life long immunity for the price of a couple of blisters and a few days off school."

ct-scan-og-1.jpg

Florida Man Lodges Eight-Inch Screwdriver Inside His Rectum — And Loses Part Of His Buttocks In The Process

The man complained to doctors about "abdominal pain."

soviet-cannibal-ant-colony-featured.jpg

How 1 Million Cannibal Ants Survived Inside An Abandoned Soviet Nuclear Bunker

pot-inside-nose.jpg

A Man Tried To Smuggle Pot Inside His Nose — But Then He Got It Stuck There For 18 Years

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// TÜRKER ERTÜRK : S-400’ÜN GELECEĞİ NE OLACAK ?????


TÜRKER ERTÜRK : S-400’ÜN GELECEĞİ NE OLACAK ?????

LİNK : http://www.turkererturk.com.tr/s-400un-gelecegi-ne-olacak/

13 Kasım’ın öncesinde, iktidarın geçmişte yaptıkları nedeniyle ağır şantaj altında olduğunu, bu hali ile ülkemizin çıkarları ve güvenliği lehine kararlar alıp uygulayabilmesinin mümkün gözükmediğini ekranlarda söylemiş ve köşemizde yazmıştık. Ayrıca; 13 Kasım’da Trump’ın yanına gitmek zorunda olduğunu ve görüşme sonunda Türkiye’nin kaybedeceğini, ödün vereceğini ve iktidarın ise ömrünü bir süre daha uzatacağını, fakat nihai sonunu değiştiremeyeceğini de ilave etmiştik.

Aynen böyle de oldu! Amerika ziyareti için söylenilebilecek tek şey; iktidarın teslim ve başarısız olduğudur. Zaten pazarlık yapacak gücü ve kozları da yoktu. İktidarın tek derdi; kendini ve içeride aşınan ve yok olmaya yüz tutan itibarını kurtarmak için dışarıdan bir manivela yakalamaktı. Şimdi, bu başarısızlığı halka zafer gibi satmak için top iktidarın koltuk değneklerinde ve yandaşlarında. Allah için haklarını vermek lazım! İçlerine sinmese de söylediklerine ve yazdıklarına kendileri bile inanmasa da bayağı enerjik çalışıyorlar.

13 Kasım Gelmeden Türkiye Kaybetmişti!

ABD, 13 Kasım öncesi Türkiye’ye karşı hangi pozisyonda ise 13 Kasım sonrasında da aynı pozisyonunu koruyor. Zaten, ülkelerin pozisyon değişikliği birkaç saatlik bir görüşme ile değişmez. Öncesinde kurmaylar günlerce çalışır, pazarlıklar yapılır, başkentlerden talimatlar alınarak ileri veya geri manevralar geliştirilir, son pozisyon alınır ve liderler görüşmeye başladığında esasında her şey bitirilmiş olur. Onlar sadece nezaket konuşmaları yapar, dilek ve temennilerde bulunulur, son rötuşlar ve basın açıklaması beraberce yapılır. 13 Kasım’da görüşme başladığında Türkiye çoktan kaybetmişti bile! Sonrasındaki gelişmeler, anlayabilen için malumun ilanı oldu.

Görüşmenin ana konusu Suriye idi! Suriye konusunda elde ne var, sıfır! Hatta eksideyiz! Hangi konuda ilerleme sağlandı? FETÖ mü, Gülen’in iadesi mi, Halk Bankası mı, yaptırımlar mı, S-400 mü, F-35 mi? Ne yazık ki hiçbiri! Ayrıca; Suriye’de kim terörist, kim değil konusunda bile anlaşma olmadı.

Devletin Aklıyla Alınmayan Kararlar Duvara Toslar!

S-400 sorunu çözülemediği gibi, Türk-Amerikan ilişkilerinin önündeki en büyük engel ve sorun haline geldi. İktidar şu anda S-400’ü almış olmaktan dolayı o kadar pişman ki, sormayın! Ama iş işten geçti. Zamanında uyarmıştık. S-400 alınmasına karar verilişinin bir tehdit değerlendirmesi ve bu tehdide karşı bir harekât ihtiyacının karşılığı olarak gelişmediğini, içinde askerin kurumsal olarak yer almadığını, tek kişilik bir siyasi kararın sonucu olduğunu, devlet aklının dışlandığını ve başımıza ileride iş açacağını, doğrusunun ise milli proje kapsamında kendi hava savunma silahımızı üretmemiz olduğunu çeşitli mecralarda söylemiş ve yazmıştık.

S-400 gelince depoya kaldırdılar ama yeterli olmadı. Hani böyle bir silaha sahip olmak bizim için avantaj olacaktı? Normalde böyle bir silah envantere girince, ilk 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde Ankara’daki resmigeçitte yer alırdı. Ama almadı, aldırılmadı! Buna ilaveten en az bir ay içinde S-400’e fiili atış yaptırılır, dosta, düşmana ve halka silahın gücü gösterilirdi. Bu, caydırıcılığın da gereğiydi ama yapılmadı, çünkü depoya kaldırılmıştı ve unutturulmaya çalışılıyordu. Bu bile yetmedi! Beyaz Saray’da yapılan basın toplantısında Trump “Diğer konularda ilerleme sağlayabilmek için S-400 konusunu çözmemiz lazım” dedi ve Türk-Amerikan ilişkilerindeki her şeyi S-400 kilidine bağladı. Haydi, çözün bakalım!

Az Gelişmişlik Budur!

13 Kasım’da yapılan görüşmelerde alınan kararlar paralelinde, geçtiğimiz gün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “S-400 ve F-35 için ortak mekanizma bugün itibarıyla çalışmaya başladı” dedi. Bunun anlamı; konu komisyona (Türk-Amerikan) havale edildi, buradan S-400 ile olmuyor kararı çıkacak, aldatıldım denecek, bazı askerler suçlanacak ve S-400 Türkiye dışına çıkarılacak. Bu ekonomik krizde yandı bizim 2,5 milyar dolar. İşte, az gelişmişlik budur, kaynaklar kıttır ama israf da had safhadadır.

Basın toplantısında Trump’ın, PYD/YPG’yi terör örgütü olarak kabul etmediğini, Suriyeli Kürtlerle aynı statüde gördüğünü, müttefik olarak değerlendirdiğini, iyi ilişkiler içinde olduğunu ifade etmesine rağmen anlamlı bir tepki verilemedi. Hatta Trump, “Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Kobani ve Erdoğan ile aramız iyi” diyerek Türkiye’yi terör örgütü olarak gördüğümüz bir yapıyla aynı kefeye koydu ama itiraz bile edilemedi.

İktidar PYD’den Şikâyetçi, PYD İktidardan Değil!

Bazı konuları da anlamakta da zorluk çektik. İktidar PYD’den şikâyetçi, ateşkes ihlali yaptığını söylüyor ama operasyon yapmıyor, yapamıyor. Yine Trump’ın söylediğine göre; PYD ise Türkiye’den ve Güvenli Bölge’den şikâyetçi değil. Bu nasıl oluyor?

Esas sorun; iktidarın Barış Pınarı Harekâtı öncesinde ilan ettiği siyasi hedefi ve bunun gerektirdiği askeri hedefleri ele geçirmeden harekâtı durdurmak zorunda kalmasıydı. 13 Kasım’dan sonra da bu durum aynen devam ediyor.

AKP Bölünmeli, Yoksa Türkiye Bölünecek!

Daha da kötüsü; toplantıda Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ayakta olmasına rağmen oturan senatörler vardı ve bir anlamda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı sorguluyorlardı. Bu duruma anında tepki verilmesi lazımdı. Ama nerede! Yaklaşık 9 milyon nüfusu olan İsrail’in lideri Netanyahu bile ABD Kongresi’nde konuşturuluyor ve istediğini söylüyor ama 82 milyon nüfuslu Türkiye’nin lideri Kongre’den gelen üç senatöre sorgulatılıyor. İçlerinden biri (Senatör Graham), Erdoğan’a “Türk-Amerikan ilişkileri tarihinde bir ilki başardınız ve bütün ABD kamuoyunu Türkiye’ye karşı birleştirdiniz” diyor ve Erdoğan’ın “IŞİD’le mücadele ettik ve ediyoruz” sözlerine “Radikal unsurları desteklediğiniz konusunda veriler var” şeklinde cevap veriyor.

Ne yazık ki Türkiye, Cumhuriyet tarihi boyunca bu kadar kötü bir duruma düşürülmemişti. Demem o ki; bu iktidarla Türkiye için çıkış yok! Muhalefet daha enerjik olmalı ve ülkemize sahip çıkmalı! Ayrıca; “AKP bölünür mü, bölünmez mi? Babacan ve Davutoğlu partilerini ne zaman kuracak? Bu partiler için AKP’den kopma olur ve Meclis aritmetiği değişir mi?” konuları üzerinden çok fazla spekülasyon yapılıyor! Bölünme de, kopma da olmalı! Yoksa Türkiye bölünecek, yaşamsal çıkarları, güvenliği ve iç barışı onanmaz biçimde yaralar alacak ve içinden çıkamayacağımız felaketlere gark olacağız.

Türker Ertürk

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// OĞUZ SOLAK : TÜRK SAVUNMA SANAYİ /// Mayıs 2011


OĞUZ SOLAK : TÜRK SAVUNMA SANAYİ /// Mayıs 2011

M.Ö. 209 da Motun tarafından kurulduğunu kabul ettiğimiz Türk ordusunun tarihini M.Ö. 3000-1000 yılları arasında varlıklarını sürdüren Ti-lere ( Türklerin atası) kadar indirmek mümkün. Eski Türklerde eli silah tutan herkes ordunun doğal bir parçası. Belki de bu yüzden binlerce yıllık kökleri olan Türk ordusuna genetik anlamda bağlılığımız, vefa borcumuz, sevgimiz var. Bu tarihsel gerçeklerin oluşturduğu eksende Güçlü bir ülke ve savunma sanayisi, Pentagon gibi yapılanmış bir ‘’Türk Savunma Bakanlığı +Türk Silahlı Kuvvetleri ‘’ gibi toplumsal beklentilerimizin olması kaçınılmaz bir süreç.

Bu İdealler, sanıldığının aksine bizi savaş makinesi olmaya değil sorumlu olmaya, güçlü ekonomiye, ileri teknoloji üretmeye sevk edebilir. Dünya tarihinde yaşanan değişimlere de bakarsanız ülkelerin savunma sanayileri evrensel teknolojinin ilerlemesine çok büyük ivmeler katmışlar, büyük buluşlar ortaya çıkartmışlardır. Savunma sanayiyi, ileri teknoloji üretebilen bir lokomotif olarak kullanabilmek bana göre akılcı bir yöntem olur.

Evrensel bilgi birikimi ve insanlığın geçirmiş olduğu evrimler, dünyanın ortak mirasıdır. Milattan binlerce yıl önce oluşan Mezopotamya kültürü ve bunu izleyen Mısır, Çin, Hint kültürleri Anadolu, Yunan yarımadası ve Batının kültürünü oluşturdu. Helenizm, Roma medeniyeti derken antik çağın birikimlerini kullanan İslam inancı, getirmiş olduğu akılcılık ile bilimi doruk noktasına ilerletti. Bu müthiş entelektüel birikimin üzerine katkıda bulunan Batı Dünyası aydınlanma dönemini ve sanayi çağını başlattı. Artan bir ivmeyle hareket eden bu ilerleme bilgi çağını ve ötesini zorlamaya başladı.

Batıda bu gelişmeler olurken bizim “ bilim” konusunu algılamamızda olumsuz yönde değişiklikler oluştu. İçtihat kapısının kapatılması ile bilimsel alanlarda donma ve gerileme başladı. Bilim adamı yetiştiren o toplumsal iklim kayboldu. İbni Haldun (1332-1406) ve Uluğ Bey gibi istisnaları saymazsak Türk-İslam dünyasında yetişen en son dahi bilim adamı İbnürrüşt’tür (1126-1198).

Yüzyıllardır bilim dünyasına katkımız olmadığı gibi, bilimden hep uzaklaştık. Kabul edelim ki entelektüel birikimimiz olmadığı için her alanda bunun sıkıntılarını yaşıyoruz. Hani derler ya her şeyin başı eğitim diye, buna ben katılmıyorum. Herşeyin başı, entelektüel birikimlerin ve yaşam tecrübelerinin rehberliğinde ihtiyacımız olan yapılanmaları gerçekleştirebilmemizdir. Entelektüel birikimimiz yoksa, içtihat kapımız hala kapalı ise buna eğitim konuları da dahil olmak üzere köklü hiçbir fikir ve iş üretemeyiz, birilerini taklit etmekten öteye gidemeyiz.

Savunma sanayi konusunda;

1- Fikirlerin ve tasarıların gerçekleşmesi için çıtayı devamlı yükseltmemiz ve çok ciddi çalışmalar yapmamız gerekir. Ortak fikir birliktelikleri oluşturmak lazım. Ulaştığımız seviyeyi hep yetersiz görmek, her zaman daha mükemmeline ulaşmak gayretlerini ilerlemek için çok önemli bir motivasyon olarak görmek lazım.

2- Entelektüel bir birikim oluşturmak samimi olarak isteniyorsa her kurumdan ilgisiz bir temsilcinin geldiği komisyonlar oluşturarak, iş yapamamak yerine konunun İlgili emekçisinden, fikir üreteninden ve meraklısından bir konsey oluşturarak yararlanmak rasyonel bir yöntemdir ve birçok problemi milli olarak çözmemizi sağlayacaktır.

3- Üst seviyede yetenekleri olan teknik elemanların, yabancı dil seviyesine ve yaşına bakmadan değerlendirilmesi gerekir.

4- TÜBİTAK onlarca yıl öncesi savunma sanayi konusunda çalışmalar başlatsaydı ve özel sektöre gereken ilgi gösterilmiş olsaydı şimdi savunma sanayimiz çok farklı bir konumda olabilirdi.

5- Yönetimden yönetişim devrine geçiş hızlandırılmalıdır.

6- Bazı bürokratlar içtihat kapısını açmaya çalışan bizleri ( fikir işçilerini ) görmezden gelmeye devam ediyorlar. Kolektif bir zihin gücünü harekete geçirmenin ülkemiz için ne zararı olabilir ki.

Aşağıda; modern savunma sanayinin geliştirilmesi ve TSK nın modernizasyonunun sağlanması görevlerinin kanunla verildiği Savunma Sanayi Müsteşarlığının 2010 yılı faaliyet raporunun bazı kısımlarını sizlerin bilgisine sunuyorum.

Yetki, Görev ve Sorumluluklar:

1985 yılında 3238 sayılı Kanun’la “Savunma Sanayii Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı” kurulmuş, daha sonra Başkanlık, 1989 yılında 390 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Savunma Sanayii Müsteşarlığı (SSM) olarak yeniden yapılandırılmıştır.

3238 sayılı Kanun, tamamıyla yeni bir savunma sanayii anlayışının yanı sıra, son derece esnek ve hızlı işleyen bir sistem getirmiştir. Tedarik ve savunma sanayiinin geliştirilmesi görevlerinin birleştirilmesini öngören gelişmiş ülke örneklerine benzer bu sistemin beş temel mekanizmasını; Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu, Savunma Sanayii İcra Komitesi (SSİK), SSM, Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) ve Denetleme Kurulu oluşturmaktadır.

Savunma Sanayii Yüksek Koordinasyon Kurulu:

Başbakan’ın başkanlığında 13 üyenin iştirakiyle yılda en az iki kez toplanması öngörülen Kurulun görevleri;

Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan genel strateji doğrultusunda, planlama ve koordinasyonun sağlanmasını takip etmek, düzenleyici direktifler vermek ve Genelkurmay Başkanlığınca hazırlanan Stratejik Hedef Planına (SHP) uygun olarak SSDF ile tedariki öngörülen silah sistemleri ile araç ve gereçlerin tedarik şeklini tespit etmektir. Ancak günümüze kadar, sözkonusu kurulun toplanması pratikte mümkün olamamıştır.

Savunma Sanayii İcra Komitesi:

3238 sayılı Kanun çerçevesinde oluşturulan ve sistemin asıl karar mekanizması olan SSİK’in üyeleri; Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Milli Savunma Bakanı’dır. İcra Komitesi’nin başlıca görevlerini; Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) için Stratejik Hedef Planına (SHP) göre temini gerekli olan modern silah, araç ve gereçlerin üretimi, yurt içinden gereği halinde yurt dışından tedariki hususunda karar almak, Sağlanacak modern silah, araç ve gereçlerin araştırılması, geliştirilmesi, prototip imali, avans verilmesi, uzun vadeli siparişler ile diğer mali ve ekonomik teşviklerin tespiti istikametinde SSM’ye talimat vermek, SSDF’nin kullanım esaslarını tespit etmek şeklinde özetlemek mümkündür.

Savunma Sanayii Müsteşarlığı:

3238 sayılı Kanun ile oluşturulan sistemin yürütme mekanizması, Milli Savunma Bakanlığı’na bağlı, tüzel kişiliği haiz, özel bütçeli bir kuruluş olan SSM’dir.

3238 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile Müsteşarlığa tevdi edilen görevler aşağıda sıralanmıştır.

  • İcra Komitesi’nin aldığı kararları uygulamak,
  • Proje bazında yıllar itibariyle verilecek olan alımların programlarını sipariş sözleşmesine bağlamak,
  • Mevcut milli sanayii, savunma sanayii ihtiyaçlarına göre reorganize ve entegre etmek, yeni teşebbüsleri teşvik ve bu entegrasyona ve ihtiyaçlara göre yönlendirmek, yabancı sermaye ve teknoloji katkısı imkanlarını araştırmak, teşebbüsleri yönlendirmek, bu konudaki Devlet katılımını planlamak,
  • Fon kaynaklarını dikkate alarak alım programlarını ve finansman modellerini belirlemek,
  • İhtiyaç duyulan modern silah, araç ve gereçlerin özel veya kamu kuruluşlarında imalatını planlamak,
  • Gerektiğinde özel, kamu veya karma nitelikli yeni yatırımları dışa açık olmak kaydıyla desteklemek,
  • Modern silah, araç ve gereçleri araştırmak, geliştirmek, prototiplerin imalini sağlamak, avans vermek, uzun vadeli siparişler ve diğer mali ve ekonomik teşvikleri tespit etmek,
  • İşin özelliğine göre yıllar içinde yapılacak alımın şartlarını, MSB tarafından belirlenecek şartname ve standartları dikkate alarak teknik ve mali konuları kapsayan kontratları yapmak,
  • Savunma sanayii ürünleri ihracatı ve offset ticareti konularını koordine etmek,
  • Fondan kredi vermek veya yurt içinden ve yurt dışından kredi almak ve gerektiğinde yerli ve yabancı sermayeli şirketler kurmak ve iştirak etmek,
  • Üretilen malın sözleşme muhteviyatına uyup uymadığını, kalite kontrolleri ile sözleşme şartlarının yerine getirilip getirilmediğini takip etmek ve
  • Uygulama aksaklıklarının ilgili kurum ve kuruluşlar nezdinde çözümlenmesini temin etmek.

Bu çerçevede, SSM tarafından gerçekleştirilen görevlerin ana eksenini, TSK’nın modernizasyonuna yönelik projelerin yürütülmesi ile sanayileşme faaliyetleri teşkil etmektedir.

Savunma Sanayii Destekleme Fonu:

3238 sayılı Kanunun 12. maddesi ile TSK’nın modernizasyonunun sağlanması ve Türkiye’de modern savunma sanayiinin kurulması için gerekli kaynağın, genel bütçe dışında devamlı ve istikrarlı bir şekilde temini amacıyla Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası nezdinde ve Müsteşarlık emrinde Savunma Sanayii Destekleme Fonu (SSDF) kurulmuştur.

SSDF’den yapılan harcamalar, SSİK kararları doğrultusunda; sanayinin teşviki, kredi, sermaye iştiraki ve proje bedellerinden oluşmaktadır. Her ne kadar, SSM sorumluluğunda yürütülen projelerin finansmanın esas itibariyle SSDF’den karşılanması amaçlanmışsa da 3238 sayılı Kanunla, büyük ölçüde finansman gerektiren projeler için yurt dışından devlet destekli kredi temini imkanı da getirilmiştir.

Savunma Sanayii Denetleme Kurulu :

Savunma Sanayii Denetleme Kurulu, Müsteşarlık ve Fon’un her türlü işlemini denetlemek üzere Başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı’nca iki yıllığına görevlendirilen birer temsilciden oluşmaktadır.

Teşkilat Yapısı:SSM; kendine tevdi edilmiş bulunan görevleri Müsteşar’a bağlı Kurumsal Yönetim Hizmetleri, Savunma Hizmetleri ve Sanayi Hizmetleri Müsteşar Yardımcılıkları ile bunlara bağlı 14 Daire Başkanlığı ve Hukuk Müşavirliği vasıtasıyla ihtisas birimleri ve proje yönetimine dayalı bir organizasyonel yapı içerisinde yerine getirmektedir.

Bu yapı içerisinde, Müsteşarlığın kurumsal yapısının geliştirilmesine yönelik hizmetler Personel ve Eğitim, Strateji Geliştirme, Tedarik Yönetimi ve İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. TSK ve diğer güvenlik kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik tedarik faaliyetleri Kara Araçları, Hava Araçları, Deniz Araçları, Elektronik Harp, Muhabere, Elektronik ve Bilgi 12 Sistemleri ve Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlıkları tarafından yürütülmektedir. Sanayileşme faaliyetleri ise Sanayileşme, Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi, Uluslararası İşbirliği ve Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanlıkları tarafından gerçekleştirilmektedir.

Hizmet binası Ankara’da olan SSM’nin taşra teşkilatı bulunmamaktadır.

Bilgi ve Teknolojik Kaynaklar :

Müsteşarlığımız bilişim altyapısı değişen ihtiyaçlar çerçevesinde geliştirilmekte olup tüm kurum çalışanlarının kişisel bilgisayarı, e-posta adresi ve internet erişimi mevcuttur. Portal yazılımı üzerinden kurum içinde bir bilgi paylaşım platformu oluşturulmuştur. Bunlara ilaveten e-Dönüşüm Türkiye Projesi kapsamında e-Savunma Sanayii Projesi başlatılmış olup halihazırda kurum içi tüm yazışma ve onaylar elektronik imza ile kağıtsız ortamda gerçekleştirilmektedir. İş akış/süreç yönetimi ve kurumsal kaynak yönetim sistemlerinin kurulmasına yönelik faaliyetler halen devam etmektedir.

İnsan Kaynakları :

SSM personeli, 3238 sayılı Kanunun 8. maddesine göre 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine tabidir. Müsteşarlığa ayrıca, 3238 sayılı Kanunun 8. maddesinin 3. fıkrasına göre, 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılmasına dair hükümlerine bağlı kalmaksızın, özel bilgi ve ihtisas gerektiren konularda “Sözleşmeli Personel” çalıştırabilme imkanı verilmiştir. Bununla birlikte, 3238 sayılı Kanun, diğer kamu kurum ve kuruluşları personelinin de maaşsız izinli ve sözleşmeli olarak SSM’de çalıştırılabilmesine imkan sağlamaktadır.

Bu esaslar çerçevesinde, 31 Aralık 2010 tarihi itibariyle SSM’de istihdam edilen personel mevcudu, 292’i kadrolu ve 69 kadrosuz sözleşmeli personel olmak üzere toplam 361 kişidir.

Sunulan Hizmetler :

SSM tarafından yürütülen faaliyetlerin ana amacı, ülkemizde modern bir savunma sanayii altyapısının oluşturulması ve TSK’nın modernizasyon ihtiyaçlarının karşılanmasıdır. Bu çerçevede, SSM tarafından sunulan hizmetleri özetle; savunma sistemleri tedariki ve tedarik yönetimi, savunma sanayiinin yönlendirilmesi, teknoloji yönetimi, sanayi katılımı ve offset faaliyetlerinin yürütülmesi, uluslararası işbirliği, ihracatın koordinasyonu ile kalite, test ve sertifikasyon hizmetleri olarak sıralamak mümkündür.

Söz konusu hizmetlere ilişkin bilgiler, Müsteşar Yardımcılıkları ve bağlı Daire Başkanlıkları bazında aşağıda özetlenmiştir.

Müsteşar Kurumsal Yönetim Hizmetleri Yardımcılığı

Personel ve Eğitim Dairesi Başkanlığı :

İnsan kaynakları planlaması, işe alma, eğitim ve geliştirme, uygun kurum kültürü oluşturma, kariyer planlama, başarı değerlendirme ve ödüllendirme süreçlerinin tümünü kapsayan İnsan Kaynakları yönetimi faaliyetlerini yürütmek dairenin başlıca görevlerini teşkil etmektedir.

İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı:

Ana faaliyetlerin aksamadan yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan araç, gereç, kırtasiye ve her türlü sarf malzemelerinin temin edilmesi, korunması ve hizmete sunulmasını sağlamak, Musteşarlığın güvenlik, ulaştırma ve temizlik hizmetlerini ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak yerine getirmektedir.

Strateji Geliştirme Daire Başkanlığı :

5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 60. maddesi ve 5436 sayılı Kanunun 15. maddesi uyarınca 2006 yılında kurulmuştur. Daire bünyesinde, stratejik yönetim ve planlama, performans ve kalite ölçütleri geliştirme ve malî hizmetler fonksiyonları çerçevesindeki görevler yerine getirilmektedir.

Tedarik Yönetimi Daire Başkanlığı :

Daire Başkanlığının görevi Müsteşarlığın yönetim ve işleyişinin geliştirilmesi ve savunma sanayii ve ihtiyaç sahibi makamlar nezdinde etkinliğinin artırılmasıdır.

Müsteşar Sanayi Hizmetleri Yardımcılığı

Sanayileşme Daire Başkanlığı:

Sanayileşme Daire Başkanlığı, SSM tarafından yürütülmekte olan projeler çerçevesinde gerçekleştirilen sanayi katılımı/offset (SK/O) faaliyetlerinin koordine edilmesini, bu konuda meydana gelen gelişmeleri dikkate alarak yeni politikalar oluşturulmasını, imzalanmış SK/O sözleşmelerinin takip edilmesini, SK/O düzenlemeleriyle ilgili olarak teklife çağrı dosyalarında ve sözleşmelerde yer alacak bölümlerin hazırlanmasını, sözleşmelerin imzalanmasını ve yürütülmesini sağlamaktadır.

Ayrıca, sektör stratejileri ve yan sanayi entegrasyon prosedürünün koordinasyonu ve takibi yapılmaktadır. Küçük ve orta ölçekli firmalar ile sanayi kuruluşları arasında karşılıklı iş birliği ve iş paylaşımının sağlanması için savunma sanayii alanında, sempozyum, seminer veya toplantılar organize edilmesi ve aktif olarak desteklenmesi görevleri de gerçekleştirilmektedir.

Ar-Ge ve Teknoloji Yönetimi Daire Başkanlığı:

Savunma Sanayii Müsteşarlığı 3238 Sayılı kuruluş kanunuyla kendisine verilen araştırma-geliştirme görev ve sorumluluğu çerçevesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik teknoloji yönetim planlamasının yapılması; bu doğrultuda tedarik projelerinin gereksinim duyduğu alt sistem/bileşen/teknoloji alt yapısı yol haritasının oluşturulması ve belirlenen öncelikli Ar-Ge projelerinin tanımlanması, desteklenmesi ve yürütülmesi faaliyetlerini gerçekleştirmektedir.

Kalite-Test ve Sertifikasyon Daire Başkanlığı:

Tedarik faaliyetleri kapsamında, ürüne ve sisteme yönelik kalite, sanayi güvenliği, kalifikasyon ve sertifikasyon ile ilgili strateji ve politikaları oluşturmak, bu faaliyetleri yürütmek, ilgili konularda ulusal ve uluslararası organizasyonlara katılım sağlamak ve SSM’yi bu organizasyonlarda temsil etmek görevleri KTS Daire Başkanlığı tarafından gerçekleştirilmektedir. Projelere yönelik kalite, test, sertifikasyon faaliyetleri projelerin konsept safhasından başlayarak ürünlerin ihtiyaç makamına teslim edilmesine kadar olan süreç içerisinde yürütülmektedir.

Uluslararası İşbirliği Daire Başkanlığı:

Daire, yürütülmekte olan proje faaliyetleri ile savunma sanayiinin geliştirilmesine yönelik diğer tüm faaliyetler esnasında ihtiyaç duyulan uluslararası savunma sanayii işbirliği imkanlarını araştırmak ve dış politika hedefleri ile uyumlu bir şekilde hayata geçirmek görevlerini üstlenmiştir.

Müsteşar Savunma Hizmetleri Yardımcılığı

Kara Araçları Daire Başkanlığı:

ülkemizin savunma ve güvenliğine yönelik TSK ve kamu kuruluşlarının kara konuşlu sistem ihtiyaçlarını öncelikle yerli sanayide mevcut yeteneklerin azami ölçüde kullanılması ve/veya geliştirilmesi, yurtiçinden tedariki mümkün olmayan sistemlerin ise en yüksek yerli katkı düzeyi ve mümkünse teknoloji transferi yoluyla ülkemiz savunma sanayii altyapısına kazandırılması suretiyle zamanında ve maliyet etkin bir şekilde karşılama görevini yerine getirir. Bu görevlerin yanı sıra ulusal savunma sanayii altyapısının güçlendirilmesi amacıyla tedarik faaliyetlerinde her türlü planlama, koordinasyon, yönlendirme, yürütme ve denetim faaliyetlerini yerine getirme ve yerli sanayii organize etme görevlerini de bünyesinde bulunan; Araç ve Özel Projeler Grubu, Tank ve Paletli Araçlar Grubu olmak üzere iki proje grubu ile yerine getirmektedir.

Deniz Araçları Daire Başkanlığı :

Temel görevi, ülkemizin güvenliğine ilişkin deniz platformu ihtiyaçlarını, zamanında ve maliyet etkin bir şekilde karşılamak ve ulusal savunma sanayii altyapısının güçlendirilmesi amacıyla tedarik faaliyetlerinde her türlü planlama, koordinasyon, yönlendirme, yürütme ve denetim faaliyetlerini yerine getirmek ve yerli sanayiyi organize etmektir.

Daire Başkanlığı, mevcut gemi inşa ve yan sanayinin; ülkemizin güvenlik ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde geliştirilmesi ve ihracat potansiyeline sahip, yüksek teknoloji ürünü denizaltı, bot, muharip ve yardımcı sınıf gemileri yurt içi tasarım yoluyla inşa edebilecek düzeye ulaşabilmesine yönelik çalışmalar da yürütmektedir. Bu çerçevede, Deniz Araçları Daire Başkanlığı; Amfibi Gemi, Bot, Harp Gemisi ve Destek Gemisi olmak üzere dört grup bünyesinde proje yürütmektedir.

Hava Araçları Daire Başkanlığı :

TSK ve diğer kamu kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak SSM tarafından yürütülmekte olan tüm havacılık projeleri, Hava Araçları Daire Başkanlığı’nın sorumluluğunda bulunmaktadır. Daire bünyesinde;

  • uçak, helikopter ve insansız hava aracı gibi hava platformlarının tedarik ve modernizasyonu,
  • hava araçları için bakım-onarım altyapısı kurulmasına

yönelik projeler hayata geçirilmektedir. Bu projelerde, yurtiçi geliştirme, konsorsiyum yoluyla geliştirme, ortak üretim, doğrudan alım gibi yöntemler kullanılmakta ve her bir projede, kullanıcı ihtiyaçlarının maliyet-etkinlik çerçevesinde karşılanması hedefinin yanı sıra, ulusal havacılık sanayiinin teknolojik altyapısının geliştirilmesi ve yeteneklerinin artırılması da amaçlanmaktadır.

Hava Araçları Daire Başkanlığı’nda; Helikopter, İnsansız Hava Aracı, Modernizasyon/Entegrasyon ve Uçak olmak üzere dört grup bünyesinde proje yürütülmektedir.

Muhabere Elektronik ve Bilgi Sistemleri (MEBS) Daire Başkanlığı :

TSK’nın modernizasyonunun sağlanabilmesi amacıyla, yerli sanayi imkan ve kabiliyetlerinden azami ölçüde yararlanmak suretiyle, kullanıcı ihtiyaçlarına ve endüstriyel hedeflere uygun olarak komuta kontrol, atış kontrol, muhabere, uydu, ağ destekli yetenek, simülatör vb. sistem ya da yazılım projeleri MEBS Daire Başkanlığı tarafından yürütülmektedir. Bu çerçevede Daire’de; Komuta Kontrol Haberleşme (C3), Uydu Radar ve İstihbarat ve Uygulama Yazılımı ve Simülatörler olmak üzere üç grupta proje yürütülmektedir.

Elektronik Harp ve Algılayıcılar Daire Başkanlığı :

Ülkemizin savunma ve güvenliğine yönelik olarak, TSK ve diğer kamu kuruluşlarının elektronik harp ve algılayıcılar alanındaki ihtiyaçlarının azami yurt içi imkân ve kabiliyetler kullanılarak karşılanması amacıyla tedarik projeleri Daire Başkanlığı tarafından yürütmektedir. Elektronik harbin ana unsurlarını oluşturan elektronik destek, elektronik taarruz, kendini koruma ve eğitim alanlarındaki ihtiyaçların karşılanması amacıyla Türkiye’de tasarım, geliştirme, üretim, bakım ve idame altyapısının oluşturulması yönünde çalışmalar Daire Başkanlığı görevlerinin ana unsurlarını oluşturmaktadır.

Bu çerçevede; Elektronik Harp ve Algılayıcılar Daire Başkanlığı bünyesinde Helikopter Elektronik Harp, Kara Konuşlu ve Deniz Elektronik Harp, Muharip Uçak Elektronik Harp ve El Yapımı Patlayıcılar olmak üzere dört grupta proje yürütülmektedir.

Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlığı:

TSK’nın roket, füze, mühimmat ve silah ihtiyaçlarını, kullanıcının performans ve takvim beklentilerini dikkate alarak öncelikle yurt içi geliştirme yoluyla karşılamak temel hedefi doğrultusunda; ilgili firma, kurum ve kuruluşları teknolojik gelişmeler doğrultusunda yurt içi çözümler sunabilen, uluslararası iş birliğine açık ve rekabetçi bir yapıya kavuşturmak amacıyla gerekli faaliyetler yürütülmektedir. Bu çerçevede, Roket-Füze ve Mühimmat Daire Başkanlığı bünyesinde, Hava Savunma, Güdümlü Füze, Silah ve Mühimmat olmak üzere üç grup tarafından proje yürütülmektedir.

Öneri ve tedbirler: Artan iş yüküne paralel olarak personel sayısında yıllar içerisinde arzu edilen artışın sağlanamaması sebebiyle bugün gelinen noktada, yaklaşık maliyeti 25 milyar dolara ulaşan proje portföyü, son dönemdeki personel artışına rağmen, hala sınırlı sayıda personel ile yürütülmektedir. Bu çerçevede, nitelikli personel sayısının artırılması amacıyla düzenli olarak personel alımını sağlayacak önlemlerin alınması elzemdir.

Kurumun geleceğinin inşası adına nitelikli personelin işe alınması, bu kişilerin gerekli donanıma kavuşturulması, üretkenliklerinin sağlanması ve elde tutulması için gerekli stratejik insan kaynakları yönetimi çabalarının sürdürülmesi ve bunun bilimsel temellere dayandırılması büyük önem taşımaktadır. 2007 yılından itibaren gerçekleştirilen uzman yardımcısı istihdamında hedeflenen niteliklerde personelin işe alımı sağlanmış olmakla birlikte, bunların önemli bir bölümü henüz üç yılını doldurmadan işten ayrılmış, diğer kamu kurumlarında göreve başlamıştır. Bu durumun, SSM’nin sağladığı özlük hakları ile ilişkisi olduğu değerlendirilmektedir.

3238 sayılı Kanun, ülkemizde özel sektör ve teknoloji katkısını da sağlayarak bir savunma sanayii kurulmasını hedeflemiş ve bu görevi Müsteşarlığımıza tevdi etmiştir. Söz konusu Kanun, savunma sanayiimizin kuruluş dönemine yönelik olarak vizyoner ve günümüzde dahi geçerli olan hükümler getirmiştir. Bununla birlikte, TSK ihtiyaçlarının daha iyi karşılanabilmesi ve bugün tasarım ve ihracat yapabilecek yeteneği haiz savunma sanayimizin gelişmişlik seviyesine uygun olarak yeniden kaleme alınması hem sektör hem de Silahlı Kuvvetlerimiz açısından kritik değer taşımaktadır.

Sözkonusu değerlendirmeler ışığında, 3238 sayılı Kanun’un içeriğinin güncellenmesine ve çalışanların özlük haklarının benzeri seviyedeki kurumlar ile eşit hale getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.

Sonuç olarak; savunma endüstrisini sadece silah üretimi olarak algılamak dar görüşlülük olur. Güvenliğimizi sağlamaya yönelik çalışmalar aslında bizim ekonomik açıdan güçlenmemize, sanayi ve teknoloji alanında kalkınmamıza ivme kazandıracaktır. Olağanüstü durumların, hızlı değişimlerin, büyük ikilemlerin, insan yaşamını ve doğal hayatı tehlikeye atan gelişmelerin yaşandığı yirminci yüzyılın devamında “yeryüzünde yaşam” belirsizliğe ve riske girmiş durumdadır. Artık evrensel düşünmek ve hareket etmek zorundayız. Dünya ile ilgili politikaları etkilemek ve söz sahibi olmak durumundayız. Mevcut entelektüel sermayemizi güçlendirerek, maddesel ve zihinsel anlamda sanayileşme aşamasını tamamlayarak bilgi üretenler ve satanlar sınıfına dahil olmalıyız. Hedefimiz çok bilerek, çok çalışarak, çok emek vererek Türk Devletini dünyanın zirvesine taşımaktır.

Oguz Solak- Makine Mühendisi 1-mayıs-2011

TÜRKİYE VE DÜNYA DOSYASI /// Oğuz SOLAK : MİLLİ TÜRKİYE ??


Oğuz SOLAK : MİLLİ TÜRKİYE ??

21/Ekim/2017

Milli olmak, sadece nutuk atmak ile olmuyor. Bunları telafi etmek için iyi niyet var ise önce devletin ve hükümetlerin hatalarını görmesi gerekiyor. Uzun yıllar aktarmaya çalıştığımız gerçekleri, parça parça tekrar aktarmak istiyorum.

1- Millileşme konusunda uzun yıllardır, naçizane fikirlerimi ve önerilerimi devletin kilit noktalarına sunan birisi olarak; vatanseverlik konusunda her bireyin sövmek, şikayet etmek yada taraf olmak yerine, fikirlerini (Türkiye’nin menfaatleri için elbette) bir tarafa not almalarını ve uygun zamanda kamusal alanda paylaşmalarını öneririm… Globalleşen dünyada milli karakterlerine sahip çıkan milletler, saygı ve ilgi görmektedir…

2- Milli olmak, sınırları kapatmak, dünya ile ilişkileri sınırlamak değildir. Tam tersine, dünyaya açılmak, diğer ülkelere saygı göstermek ile diplomasi sanatını iyi bilmek ve kullanmak ile zirveyi zorlarsınız. Saldırgan davranışlar sadece, ülkeyi kullanmak isteyen yapıların işine yarar…

3- Halkın şunu idrak etmesi gerekiyor: Türkiye de yapılan büyük toplumsal yıkımlar, maalesef ülkemizin içinden, milliliğin özünde ne olduğunu kavrayamayan kanaat önderlerinin yada etkili makam sahiplerinin etkilediği kesimlerden gelmiştir ve geliyor…

4-Özellikle vatanseverlik konusunda hassas olan insanlarımız, milli olan konularda (nedenlerini bilmedikleri halde) etki alanına çok çabuk kapılıyorlar. Günlük politika, halkı öne sürmek ister, halbuki devlet siyaseti (varsa!), yerleşik kadroları ve sizin bilmediğiniz istihbarat bilgileri ile hareket eder. Eğer kızmak, sövmek veya tehdit ile her şey düzelse idi şimdi dünyanın en güvenli ülkesi olurduk!.

5- Milli olmayı yanlış yada eksik kavrayan kesimlerin en büyük zaafları; görüşleri yada karşı görüşleri dinlemezler. Egoları hep ben haklıyım der, dogmaları ve saplantıları vardır. Öz güvenleri eksiktir.Gaza çabuk gelirler veya getirilirler. Milli meselelerde iç ve dış düşmanların kullandıkları hep bu model insanlardır. İsimlerinin önündeki unvanları artıkça tehlikeli olmalarının boyutu da doğru orantılı olarak artar..

6- Uzun yıllardır, devletin milli olması gerektiğini ve nedenlerini yazdım.Burada şunu söylemeyi önemsiyorum: Devlet milli olmalı ama halkın seçtiği iktidarlar için aynı şeyi söylerseniz gerçeklerden uzaklaşır ve kendi dünyanızda yaşamaya başlarsınız. Yani iktidarlar değişik hedefler için gelmiş olabilirler. Buradaki püf nokta: Devletin, milli olma vasfının ve yaptırım gücünün sağlam temeller üzerinde olmasıdır. Devlet her türlü uygulamayı milli kabul sınırlarımız içerisinde tutacak yeterlilikte olmalıdır…

7- Yüz yirmiden fazla devlet kuran Türklerin, milli kabullerinin sınırlarını tarih ve kültürleri çizmiş ve şekillendirmiştir. Ancak konunun dayandığı merkez olan ( Devlet ) ,son yıllarda büyük tahribat almıştır. Devletin milli kimliğini kazanması ve soğan kabuğu gibi kat oluşturulan CASUSLUK faaliyetlerinin temizlenmesi sabır ve samimiyet ister. Bu, yaşamsal konu olarak ele alınmalı ve çözülmelidir. Aksi takdirde bunun üzerine inşa ettiğiniz her yapı güvensiz olur….

8- Millileşme bilgi, samimiyet ve koordinasyon ister…Bizim gibi milli konularda, yıllarca(naçizane) birikim yapmış insanları YOK saymanın doğru olmadığını savunuyorum. Biz bunları yıllarca çektik. Artık bu konularda kibir ve kasıntıyı, benim adamım saplantılarını terk etmek ve devletin entelektüel birikimini zenginleştirmek zamanıdır.

9- Savunma, istihbarat ve casusluk konularında da yazmış birisi olarak diyorum ki: Eğitim ve öğretim başta olmak üzere her kritik alanda sürekli politika değiştiren KİMLERSE onlar MİLLİ olamamamızın en büyük engelleridir. HATA yapacak yöneticileri kaldıracak zamanımız artık kalmamıştır…

10- Bir devlet ve onun milleti ,parça parça MİLLİ olamaz. Milli olmak samimiyetinde ve kararlılığında iseniz bu topyekun yapılacak bir aksiyondur…Türkiye’yi başta gelir dağılımı olmak üzere adaletli,yaşam kalitesi yüksek, dünyaya güven veren güçlü ve zengin MİLLİ bir ülke yapmak ideali için kaç kişi emek vermeye hazır?…

11- Milli olmanın ana yolu Türkçeyi gerçek anlamda kullanmaktan geçer. Ülkeye giren ürünlere karşılık bulmak, imal ettiğiniz ürünlere “yaşayan Türkçe elden gidiyor saplantılarını bırakıp” Türkçe isimler üretmek gerekir. Günlük hayatınızda çok sayıda Türkçe kelime ile konuşmak çok önemli değil mi. Kim umursuyor? Yabancı ülkelerde Türkleri Arap zannediyorlar doğal olarak. Çünkü alameti farikanız olan adlarınız bile Arapça ve Farsça. Millilikten bahsediyorsanız bari gelecek nesillerimize Türkçe isimler koyunuz…

12- Sınırlarımızda yaşadığımız tehlikelerin asıl suçlusu, MİLLİ olamayan devletimizdir. Bugün bu hataların diyetini ödüyoruz. Diğer yaşananlar bunun üzerine entegre olan yan sebeplerdir. CIA ülkeler raporuna baktığınızda Türkiye de yaşayan Kürtlerin İran, Irak ve Suriye de yaşayanların neredeyse 5 katı olduğunu görürsünüz. NİYE? düşündünüz mü? “Çoğalarak işgal etmek” diye bilinen yöntem kullanılırken , güneydoğuda 40 ar çocuk doğurtuluyor iken bu Devlet derin uykuda idi…

13- Sokaklarda bile yıllar öncesinden büyük Kürdistan ve denize ulaşma hesapları bilindiği halde, işler bu noktaya gelene kadar seyirci kalan bir devlet, MİLLİ devlet değildir. Devletin geleceğini tehlikeye atmaya kimsenin hakkı yoktur. Ortadoğu ve Rusya arasında sıkışan Türkiye’nin günübirlik kararlar alması devleti pingpong topuna ( bunları sıkça yaşıyoruz maalesef) çevirdi. Dışişlerinde,diplomasi en yüksek seviyede uygulanmalıdır.Takım oyunu esas alınmalıdır. Dışişleri istihbaratının (varsa!) verileri diğer istihbarat kaynakları ile teyit edilmeden kararlar icra edilmemelidir. ABD de bile dış politik kararlar, Başkanlık+ Kongre hatta Yüksek yargının katkıları ile alınır…

14- Kayseri nüfusunun 3 katı (3 milyon) Arap ülkemize hesapsız sokuldu.Bu siyasi sorumluluk kime ait? Milli bir devlet, milli bir kafa olsaydı, ulusal güvenlik açısından buna kesinlikle izin vermezdi. Toplumsal bir travma yaratan bu ulusal güvenlik felaketi orada kalmadı. Güneydoğuda uygulanan “çoğalarak işgal et” yöntemi bu defa Türkiye sathında Araplar ( 7 milyon civarı) tarafından yapılıyor ve Devlet-i Aliyye(!) bu olanları seyretmekle yetiniyor. Bunun neresi milli kafa ürünü. Devlet erkanı, Milli olalım derken, sanıyorum başka şeyleri kastediyor…

15- 1980 darbesi ile gerçekleşen toplumsal boşluğa yerleştirilen Fethullahçı casusluk örgütünün palazlandırılmasının altında yatan maksat, Türklüğü kullanarak ülkücülerden ,dini kullanarak akıncılardan, tolerans ve özgürlüğü savunarak soldan adam devşirmekti. Bunu becerdiler, ayrıca bütün değerleri çorba yaptılar. Akabinde Türkiye de” açık laboratuar” olarak sosyal deneyler yapıldı ve hala devam ediyor. Devlete sızmalar vesaire hepsi KGB nin CIA in modası geçmiş yöntemlerini taklit ederek, herkesin gözü önünde bilerek yapılmış ve yaptırılmıştır. Devletin Milli kurumları o zaman neredeydi?…

16- Devlet elden gidiyor bahaneleri ile darbe yapmaktan geri durmayan TSK nın; kozmik odasına girilmesine ve aptalların bile inanmayacağı çakma deliller ile komutanlarının tutuklanmasına, kuzu kuzu boyun eğilmesinde anormallik olduğunu, sanki bilerek bu tuzağa düştüklerini, ilgili tarihlerde yazmıştım. Bu da diğerleri gibi ihanetlerin bir parçasıydı belki de…

17- Devlet,milli kafayı keşfetti ya! Benim söyleyeceklerim daha var… Yıl 2005 “Türk Silahlı Kuvvetleri en üst düzeyde TKK geçmelidir. Yani yurt içinde ve yurt dışında TÜRK devletine yapılan her saldırı ve plana TSK NOKTASAL OPERASYON DÜZENLEMELİDİR. Bu bizim yaşam hakkımızdır.” Diye devam eden bir köşe yazım arşivlerimde… Geçen 12 yılda Türkiye’ye saldıran Irak ve güneydoğudaki hainlerin liderlerinden hangisi sessizce indirilmiştir?…

18- Yıl 2009, Fethullahçı taşeron casusluk örgütünün altın yılları.Şimdi vatandaşa doğruluk satanların el-pençe durdukları ve kanka oldukları zamanlar…Ben, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve kurumları uyarmak ile uğraşıyorum. O zamanın biz (aptal) milli kafalıları, yıl 2017 de iş işten geçtikten sonra itibar mı göreceğiz, yoksa rüya mı acaba!.

19-

Yukarıda gördüğünüz yazıma 2009 yılında gelen bir yanıtta” TSK daki tutuklamalardan niye rahatsız olduğumu, TSK nın hesap vermesi gerektiğini ve bunun darbeci paşaları yargılamak için tarihi! bir fırsat olduğunu” haykıran ve beni eleştiren kişi ne yazık ki (T… O….) üyesi idi ve hala öğretim görevlisi olarak (E…..) üniversitesin de görev yapıyor…Yani etiketler ve üyelikler sizi yanıltmasın. Önemli olan niyetlerdir. Milli düşünebilmek bir ayrıcalıktı

20- Milli Kafa, vatana ve ortak yaşadığın topluma sevgidir, sadakattir, vefa borcudur. Çok çalışarak, emek vererek, toplumsal her alanda, gelecek kuşaklara daha iyi bir miras bırakmaktır. Asla şovenlik yada saldırganlık değildir.

21- Binlerce senelik mirasımız olan atalarımızın başarıları ve yaptıkları ile övünürken ipin ucunu kaçırmak , tembelliğin ve yan yatmanın bir versiyonudur. Yeni şeyler üretememek, onların mirasının üzerine çullanmak, geçmişte yapılanlar ile böbürlenerek mirasyedi olmak! Üstelik toplumsal hiçbir katkıda bulunmadan, nalıncı keseri gibi hep kendine yontmak!.. Günümüzde yapılanlar bunlar değil mi?Bunun adı bedavadan yaşamak değil mi? Bunun neresi Milli Kafa?..

22- Milli anlayış, muğlaklığı kaldırmaz.Dış çember bellidir ve herkes bunda mutabık ve mert olmalıdır. Nedir bu dış çember: Türkiye’nin resmi dili Türkçedir. Ülkenin adı Türkiye’dir. Vatandaş olanların uyrukları Türk’tür. Ortak paydamız; vatanı korumak, sahiplenmek, Türkiye’yi iç ve dış düşmanlarına karşı destelemeye ve korumaya yemin etmektir…Bireylerin inançları, yaşam tarzları, etnik dilleri, etnisiteleri.. vesaire dış çemberin içerisinde kalan ve anayasa ve toplumsal normlar ile korunan ,uygulanan ve bizim Milli çizgilerimizi aşmaya çalışmayan “özel hayatın” sınırları içerisinde kalmalıdır…

23-Devletin en tepesinden itibaren; yaşam tarzı,inanç veya partizanlık gibi ayırımlar yapmadan estirilecek sevgi, saygı, adalet ve samimiyet rüzgarı ile MİLLİ OLMAK konusunu, bu topluma sunduğumuz anda “Yükselen yıldız Türkiye” ufkumuzda ve zihinlerimizde belirecektir. Saygı ve sevgilerimle…

Oguz SOLAK * Makina Mühendisi + Uluslararası İlişkiler Uz.+ Sanayici*

ÇİN DOSYASI : Çin, zengin Araplara Uygur Türklerinin organlarını satıyor


71189655_441613333403941_1492846171557724160_n.jpg

Çin, zengin Araplara Uygur Türklerinin organlarını satıyor

Çin’in yakalama emri çıkarttığı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Uygur Türkü akademisyen Doç. Dr. Erkin Emet Yeniçağ Gazetesine konuştu. Emet Doğu Türkistan’da yaşanan insanlık suçunu anlatırken Çin yönetiminin Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türkü kadınların evine Çinli erkeklerin yerleştirildiğini söyledi.

Doğu Türkistan’da zulme devam eden Çin, uzun yıllardan beri Türkiye’de T.C. Vatandaşı olarak yaşayan Uygur Türkü akademisyen Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Erkin Emet hakkında yakalama emri çıkarmıştı. Emet, Çin’in yakalama kararının altında ne yattığını, The New York Times gazetesinde yayımlanan Çin hakkındaki gizli belgeleri ve daha fazlasını Yeniçağ Gazetesine anlattı.

Doç Dr. Erkin Emet’le yaptığımız röportaj şöyle; Öncelikle hakkınızda çıkartılan yakalama kararını bir de sizden dinleyelim. Bu, Çin’in hakkınızda çıkardığı ilk yakalama kararı mı?

“DOĞU TÜRKİSTAN’DA AFİŞLERİMİZ BASILDI, İHBAR EDENE PARA ÖDÜLÜ VERİLECEĞİ SÖYLENDİ”

Şu an Doğu Türkistan’da o toplama kampı dediğimiz kamplar başlamadan önce 2017 yılında Nisan ayında çıkartılmıştı ilk tutuklama, yakalama emri. Bu yakalama kararı 21 kişi hakkında çıkartılmıştı. Kararda bu kişileri ihbar edene para ödülü verileceği de söylendi. Bu ilk yakalama kararıydı. Duvarlara afişler asılmıştı. Geçtiğimiz günlerde bu yakalama kararı yinelenmiş. Yani bu ikinci yakalama kararı. Bu yakalama, tutuklama kararı sizin Türkiye’deki yaşamınızı etkiliyor mu? Yurt dışına çıktığınızda problem yaşıyor musunuz?

“ARAP ÜLKELERİNE GİDERSEM SIKINTI YAŞARIM”

-Türkiye, Avrupa ve Amerika gibi demokratik ülkelere ziyaret ederken herhangi bir problem yaratmıyor. Ama Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Arap ülkelerine gittiğim zaman sıkıntı yaratıyor. Dünyadaki diğer Uygur Türkleri bu yakalama kararı hakkında ne dediler ne konuştunuz?

“BATILI DEVLETLER ÇİN’İN BU POLİTİKALARINI CİDDİYE ALMIYOR”

-Bu Çin’in Uygur Türklerine karşı çıkarttığı ilk yakalama kararı değil. Daha önce de Dünya Uygur Kongresi Başkanı İsa Dolkun için çıkartılmıştı bu karar. Sonra bizim STK’larımızın girişimiyle Interpol bu kararı kaldırmıştı. Çin’in bu tarz girişimlerini Batı devletleri ciddiye almıyor. Çünkü; Çin bu konuda sabıkalı, Uygur Türklerine yaptıkları ortada, Türkleri ortadan kaldırmak için bir politika yürütüyor. Bu yüzden Batı bu tarz girişimleri ciddiye almıyor. Çin’in hakkınızda çıkarttığı bu karardan sonra çalışmalarınıza devam edecek misiniz?

“DOĞU TÜRKİSTAN BAĞIMSIZ OLANA KADAR MÜCADELEMİZ DEVAM EDECEK”

-Tabii ki devam edeceğiz, bizim büyüklerimiz bu davayı Türkiye’de başlatmış. Doğu Türkistan bağımsız oluncaya kadar bu dava devam edecek. Çin bizi susturmak istiyor. Çin büyük bir devlet olmak istiyor ama imaj problemleri var, dolayısıyla Türk kamuoyu önemli bizim de Türk dünyasına zarar verdiğimizi söyleyerek bir kamuoyu yaratmak istiyor, ama biz susmayacağız. Türklerin anayurdu Doğu Türkistan bağımsız oluncaya kadar bu mücadele devam edecek. New York Times gazetesinde çıkan gizli belgelerde neler yazıyor?

“UYGUR TÜRKLERİNE ASLA ACINMAMASI GEREKİYOR DİYE YAZMIŞLAR”

-New York Times gazetesinde 403 sayfalık gizli belgeler yayımlandı. Bu belgeler çok önemli, dünya yıllardır, toplama kampı var mı yok mu? Bunu tartışıyordu bu yayımlanan belgelerle birlikte bu tartışmaya nokta koyulmuş oldu. Belgede esas olarak şu deniyor; Şu anki Cumhurbaşkanı Şi Cinping’in bizzat hazırladığı bir gizli belge bu. Belgede “Doğu Türkistan’daki Türk soylulara acınmaması ve bunların bastırılması gerektiği ve yok edilmesi ile ilgili notlar yazıyor. Belgelerin 161 sayfasında Doğu Türkistan’ı nasıl kontrol altına alacak, oradaki toplumları nasıl Çinlileştirecek konusundaki radikal kararları yazıyor. Dünya kamuoyu bu belgelere nasıl tepki verdi? Daha önce Doğu Türkistan’da bir işgal yok diyenlerin fikirlerinde değişiklik oldu mu?

“CUMHURBAŞKANI Şİ CİNPİNG’İN YARGILANACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM”

-Evet, daha önce medyada tartışılmayan bazı konular artık tartışılır oldu. İnsan hakları örgütleri artık Doğu Türkistan’da yaşanılanları insanlık suçu olarak kabul ediyor. Bu insan hakları suçu işleyenlerin uluslararası mahkemede yargılanması gerektiğini söylüyorlar. İlerleyen günlerde Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping’in mahkemede yargılanması için girişimlerin başlayacağını düşünüyorum, orada olanlar insanlık dışı bir uygulama. Çin kapalı sistemle yönetilen bir ülke, bu yayımlanan belgelere Çin halkından tepki geldi mi? İçeride neler konuşuluyor?

“ÇİN SUÇ ÜSTÜ YAKALANDI”

-Çin’de özgür medya olmadığı için Çin vatandaşlarının neler dediğini, düşündüğünü öğrenmek gerçekten zor. Ama en ufak bir olayda Çin Dışişleri Bakanlığı sert tepki veriyordu. Abdürehim Heyit olayını hatırlayalım, Türkiye Dışişleri Bakanlığı açıklama yaptığında Çin’den büyük bir tepki gelmişti. Ama bu olayda Çin Hükümetinden büyük bir tepki gelmedi. Çin suç üstü yakalanmış oldu diye düşünüyorum. Doğu Türkistan’daki her durumu takip edemesek bile birçok olaydan haberdar oluyoruz.

-Az da olsa serbest bırakılanlar var, ama baskı hala ciddi bir şekilde devam ediyor. Bildiğiniz üzere üç çeşit toplama kampı var, çok tehlikeli gördüğü insanları tuttuğu toplama kampı, ikinci kamp değişebilir dediklerini aldıkları kamp, üçüncü kamp ise sözde eğitim merkezi dedikleri yer. Şimdi internete yeni görüntüler düştü, elleri kelepçeli olarak götürülen Uygur Türkleri. O Uygur Türkleri birinci seviyede kalanlar trenlere koyularak Çin’in içindeki kamplara götürülüyorlar. Götürdükleri yerler Çinlilerin yoğun olarak yaşadığı yerler. Aldığımız haberlere göre “helal organ” dedikleri bir şey yapıyorlar. Zengin Müslümanlara Uygur Türklerinin organlarını satıyorlar. Çin’in bu yaptığını gerçekten bir soykırım olarak söyleyebiliriz. İşkence var, idam var. Cumhurbaşkanının “acımadan bunları halledin” emri gerçekleri ciddi bir şekilde ortaya çıkartıyor. Uygur Türk’ü kadınların evlerine Çinli erkeklerin yerleştirildiğine dair iddialar da ortaya çıkmıştı, bu iddialar doğru mu?

“MESELE ARTIK NAMUS DAVASI DA OLDU”

-Bu artık iddia değil, bu tespit edildi. Çin’in Türkiye’de sözcülüğünü yapan bazı basın kuruluşları var, siyasi partiler var bunlar Çin’in böyle bir şey yapmayacağını söylüyor. Bu kesinlikle yanlış. Biz bu olayı Çin medyasından takip ettik. Çin’in Halk Gazetesi böyle bir olay olduğunu doğruladı. Eşleri kamplara götürülmüş 1 milyon 260 bin Uygur Türkünün evine Çinli erkek gönderildiği yazıldı. Bu haber Çin’in devlet gazetesinde yazıldı. Bu mesele artık bir de namus davası oldu. Böyle bir şey olamaz. İlerdeki günlerde yeni bir basın ekibi toplama kamplarını ziyaret edecek, Çin başka toplama kamplarını mı gösterecek?

“UYGUR TÜRKLERİNİ BÜTÜN GÜN DANS EDEN TOPLUM OLARAK GÖSTERMEYE ÇALIŞIYORLAR”

-Çin, Göktürk devleti döneminde de öyleydi. Bizim hakanlar Çin’e gittiği zaman, Çin onların geçeceği yolları çiçeklerle süslerlerdi. Bizim hakanlar Çin hayranı olarak dönerlerdi. Çin aynısını bugün de devam ettiriyor. Biz bu olayı ciddiye bile almıyoruz çünkü Çin asla gerçeği göstermez. Biz öğrencilik günlerimizde de bunu yaşadık. O zaman yiyecek ekmeğimiz yoktu, yabancı misafir geleceği zaman devlet bize hemen bir takım elbise, bir gömlek verirdi. Yabancılar gittikten sonra hemen üstümüzden geri alırlardı kıyafeti biz bunu çocukluk yıllarımızda da yaşadık. Bu komünist ülkenin propaganda taktiği, Türkiye’den de insanlar gitti, Çin onlara üçüncü tip toplamlara kamplarını gösterdi. 2 ay bir heyet gitmişti oraya, Urimçi’de bir pazar yeri var, heyet oraya gitti. Bazıları kebap satma numarası yapıyordu, onun dışındakiler sürekli dans ediyordu. Düğünlerde, özel günlerde dans ederiz ama bir toplum düşünün parkta, sokakta her yerde dans eder mi? İşte Uygurları böyle göstermeye çalışıyorlar.

“YENİÇAĞ GAZETESİNE TEŞEKKÜR EDİYORUM”

Son olarak Çin’de ciddi anlamda bir insanlık suçu işleniyor. Uygurlar önce insan sonra Türk sonra Müslüman. Dünya medeniyetine önemli katkılar sunmuş bir Türk toplumu. Türkiye’nin önde gelen kanalları, gazeteleri bunu haber yapmamaları bizi çok üzüyor. Bu insanlık suçunu her gazetecinin gündeme getirmesi bir görevi olmalı, bu vesileyle hem şahsınıza hem de Yeniçağ Gazetesine çok teşekkür ediyorum,