AVUSTURYA DOSYASI /// Ercan Caner : Avusturya Seçimleri ve Düşündürdükleri


Ercan Caner : Avusturya Seçimleri ve Düşündürdükleri

E-posta : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

14 Ekim 2017

BBC, 12 Ekim 2017
Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 13 Ekim 2017

Rakip Sloganlar: Pazar günü yapılacak seçimler için, Sebastian Kurz’un Avusturya Halk Partisi ‘‘ŞİMDİ VEYA ASLA’’ sloganını kullanırken, Şansölye Christian Kern liderliğindeki Avusturya Sosyal Demokrat Partisi; ‘‘SORUMLULUK İLE DEĞİŞİM’’ sloganını kullanmaktadır.

Çevirenin Notları: Avusturya’da 15 Ekim 2017 günü yapılacak olan genel seçimler Türkiye açısından önemlidir. Bunun nedeni ise Avusturya seçmenindeki genel eğilimin ne yazık ki yabancı ve İslam dini karşıtlığı ile Türk düşmanlığı olmasıdır. Avusturya seçmeninde görülen Türk düşmanlığının artmasında, son Anayasa Referandumu Halkoylamasında, diğer Avrupa ülkeleri gibi, Avusturya’daki Türk vatandaşlarını da oy deposu olarak kullanmak isteyen AKP’nin büyük katkısı bulunmaktadır. AKP, Avusturya’daki Türk seçmeninden beklediği desteği görmüş ve Avusturya’da yaşayan 38,233 Türk vatandaşı EVET oyu kullanmıştır. Bu sayı %73 EVET oranı anlamına gelmektedir. Avusturya’da yaşayan Türk vatandaşları için, bundan sonra Avusturya’da geçmişte oldukları gibi rahat ve huzur içinde yaşamak ne yazık ki kolay olmayacaktır. Seçim kampanyaları esnasında görülen yabancı, İslam ve Türk düşmanlığı ile illegal çifte vatandaşlık yaklaşımı bunun en büyük göstergesidir.
Avusturyalı parti liderleri, göçmenlik karşıtı muhafazakarların kıl payı kazanacağı öngörülen Pazar günkü seçimler öncesinde, son TV tartışma programında katıldılar.

Tartışma programında bütün gözler, yapılan son kamuoyu anketlerine göre yarışı önde götüren Avusturya Halk Partisi lideri, sadece 31 yaşındaki, Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz üzerinde toplanmıştır.

Son Kamuoyu Yoklamaları

Yapılan son kamuoyu anketlerine göre; milliyetçi Özgürlük Partisi (FPÖ-%26) ve merkez-sol Sosyal Demokratlar (SPÖ-%24) başa baş olarak, Avusturya Halk Partisinin (ÖVP-%33) hemen arkasında yer almaktadırlar.

Avusturya Parlamento Seçimleri: Partiler, Liderleri ve Son kamuoyu anket sonuçları. ÖVP – Die neue Volkspartie – Sebastian Kurz (%33), FPÖ – Freiheitliche Partei Österreichs – Heinz-Christian Strache (%26), SPÖ – Sozialdemokratische Partei Österreichs – Christian Kern – (%24).

Farklılıklara rağmen TV tartışması oldukça yumuşak bir havada geçmiş, hatta bazen kahkahalara dahi sahne olmuştur.
Partisi Sosyal Demokratların, Özgürlük Partisi ile ikincilik yarışında olduğu görülen Şansölye Christian Kern, aksilikler ve istifalarla geçen kampanya esnasında hata yaptığını kabul etmiştir.
Seçimde esas rakibi olan Kurz da oldukça eski bir partiden gelmektedir, fakat bu harika çocuk, kendi ‘‘oluşum hareketini’’ yeniden icat etmeyi başarmış durumdadır. Yorumculara göre Kurz, partisini sağa kaydırarak Özgürlük Partisi oylarından bir kısmını alırken, Özgürlük Partisi de sosyal meselelerde sola doğru kaymış durumdadır.
Onlarca yıldır Avusturya siyaseti, merkezci Avusturya Halk Partisi ve Sosyal Demokratlar tarafından domine edilmiştir, fakat gözlemciler bu iki parti arasında bir koalisyonun, muhafazakârlar ile Özgürlük Partisi arasındaki bir koalisyona nazaran bu sefer pek de olası görülmediğini ifade etmektedirler.

NEOS-Lideri Matthias Strolz, FPÖ-Lideri Heinz-Christian Strache, Şansölye Christian Kern (SPÖ), ÖVP-Lideri Sebastian Kurz ve Grüne Lider Adayı Ulrike Lunacek ORF TV Stüdyosunda-Elefantenrunde Foto: © APA/GEORG HOCHMUTH

TV tartışması, adaylar tarafından belirlenen beş konu üzerinde yapılmış ve üç iddialı aday da daha az iş düzenlemeleri çağrısında bulunmuştur.
Özgürlük Partisi lideri Heinz-Christian Strache, doğu Avrupa ülkelerinden ülkeye girecek ucuz iş gücü üzerinde uyarılarda bulunurken, Yeşiller Partisi lider adayı Ulrike Lunacek de ekonomi ve çevre meselelerinin birlikte ele alınması gerektiğini öne çıkarmıştır.
Kurz ve Strache TV tartışması esnasında bazen aynı düşünceleri paylaşmış, her ikisi de gösterilecek tepkiler konusunda farklı düşüncede olmalarına rağmen, göçmenlerin yarattığı tehdide dikkat çekmişlerdir. Her iki lider de çocukların okula başlamadan önce Almanca öğrenmesi gerektiğini ifade etmişlerdir.
Pazar günü yapılacak olan erken seçimler öncesindeki kampanya esnasında Kurz, seçmenlere, 2015 yılındaki düzensiz göçmen akınına karşı çıktığını hatırlatmıştır.

Merkez sağ Halk Partisi lideri Sebastian Kurz, Graz kentinde seçmenleri ile tokalaşırken. 4 Eylül 2017. Foto: JOE KLAMAR/AFP/Getty Images

Örtünme Yasağı

2015-2016 yıllarında, çoğunluğu Suriye, Irak ve Afganlı mülteci olan bir milyondan fazla göçmen Almanya’ya ulaşmıştır. Ana geçiş rotası üzerinde olan Avusturya, Avrupa Birliği-Türkiye arasında varılan mülteci anlaşması, Balkanlar üzerinden gelen göçmen sayısında sert bir düşüş yaşanmasına neden olana kadar bu problemle uğraşmak zorunda kalmıştır.
Dış işleri bakanı olarak Kurz, geçtiğimiz yıl göçmen sayısını aşağılarda tutan, Balkan sınırı kısıtlamalarının kaleme alınmasına yardımcı olmuştur. Kurz aynı zamanda, 1 Ekim 2017 tarihinde yürürlüğe giren, bütün yüzü kapatan peçe ve çarşafın yasaklanması kararlarını da desteklemiştir.
Geçtiğimiz yıl yapılan seçimlerde, Özgürlük Parti adayı Norbert Hofer, eski Yeşiller Partisi lideri Alexander Van der Bellen tarafından kazanılan başkanlık yarışını kıl payı kaybetmiştir.
Özgürlük Partisi, 1956 yılında eski Naziler tarafından kurulmuş ve hayatını kaybeden Jörg Haider liderliğinde geçmişte seçim başarıları kazanmıştır. 2000 yılında Haider’in partisi, muhafazakarların kurduğu hükümette yer almış ve Avrupa Birliği ile ilişkilerin bozulmasına neden olmuştur. Jörg Haider 2008 yılında geçirdiği bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir.

AVUSTURYA’DAN ÇİFT PASAPORTLU TÜRK VATANDAŞLARINA SIKI ÖNLEMLER başlıklı makalemizi BURADAN okuyabilirsiniz.

ÖZBEKİSTAN DOSYASI /// Prof. Dr. Kürşat Zorlu : Yeni Özbekistan, yeni seçimler ve Mirziyoyev’in üç yılı


Prof. Dr. Kürşat Zorlu : Yeni Özbekistan, yeni seçimler ve Mirziyoyev’in üç yılı

Özbekistan’ın yeni Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in geçen üç yıllık döneminde bölge ülkeleriyle entegrasyon ve dünya ekonomisiyle etkileşimi hedefleyen politikalar öne çıktı.

Özbekistan’da hafta sonu gerçekleşen parlamento seçimleriyle birlikte yeni dönemin siyasi kadroları da şekillenmeye başladı. Eylül 2016’da kurucu Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un vefat etmesinin ardından 4 Aralık 2016’da oyların yüzde 88,6’nı alarak ülkenin ikinci cumhurbaşkanı seçilen Şevket Mirziyoyev dışa açılma, kurumsallaşma ve yenileşme yönünde attığı adımlarla dikkat çekiyor. Öyle ki İngiliz menşeli yayın organı The Economist, bu ay tamamladığı araştırmada 2019’un en çok gelişme kaydeden ülkesi olarak Özbekistan’ı belirledi. 2017 yılında da Dünya Bankası’nın "Küresel Ekonomik Tahminler" (Global Economic Estimations) raporunda Özbekistan yıllık yüzde 7,8 büyüme oranı ile dünyanın en hızlı büyüyen 5 ekonomisinden biri olarak açıklanmıştı. Belki de en önemlisi, Avrasya’nın en stratejik ülkelerinden biri olan Özbekistan’ın potansiyel gücü ile bölge siyasetinde etkisini artırması ve uluslararası ölçekteki kuruluşlarda “ben de varım” demesi.

Gerek ekonominin dışa açılması gerekse yönetim sisteminin iyileştirilmesi hedefine uygun olarak hukuki ve yapısal değişikliklere belirli bir direnç meydana gelebilir.

Hatırlanacak olursa 2000’li yıllarda Özbekistan’da üs kurma girişimleri Rusya ve ABD arasında farklı bir denge siyasetine sebep olmuştu. Mirziyoyev dönemiyle birlikte dışa açık ve çok yönlü dış siyaset anlayışı ekonomik ve kültürel araçlarla desteklenerek ani kırılmaların da önüne geçilmek isteniyor. Mirziyoyev 2 Aralık 2016’da yaptığı konuşmada dış politikadaki ilkelerini şöyle açıklıyordu: "Diğer devletlerin içişlerine karışmamak, uyuşmazlıkları barışçıl ve siyasi yollarla çözmek, yakında ve uzakta olan tüm yabancı ülkelerle, kuruluşlarla etkin işbirliği sürdürmek." Bu çerçevede Birleşmiş Milletler (BM) ile ilişkilerde de yeni bir döneme girildi. BM Koordinatörü Helena Fraser, “BM’nin yıllardır sunduğu tavsiyelerle ilgili birçok açılım görüyoruz. Dünya ülkeleri Mirziyoyev’in reform çalışmalarını destekliyor,” sözleriyle Özbekistan’ın yeni pozisyonunu anlatma konusunda ilerlemeler kaydettiğini vurgulamış oldu.

Özbekistan’ın Türk Konseyi’ne üye oluşuyla birlikte Türk dünyasının siyasi çatı kuruluşu her anlamda büyük güç kazanmış oldu. Bu başarı aynı zamanda Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in Türk dünyasıyla ilişkilere verdiği önemin bir neticesi.

Yatırımcı atağı

Özbekistan aslında uzunca bir süredir ekonomik ve demografik potansiyeli ile yeni bir ivme yakalayabileceğinin işaretlerini veriyordu. Bunun için doğalgaz, uranyum, pamuk, altın, gümüş ve daha pek çok yer altı kaynağı, 33 milyonu aşan dinamik nüfusu (nüfusun yüzde 63’ü 30 yaş altı, yüzde 32’si 15 yaş altı) ve verimli arazileriyle Özbekistan’ın yatırım kapılarını dünyaya açması bekleniyordu.

Mirziyoyev’in bu kararlılıkla attığı adımlar bir süredir “atalet ve adalet” eleştirisine maruz kalan bürokrasiyi de harekete geçirdi. Öncesine göre daha hızlı ve daha hukuki bir çerçevede irdelenen dış yatırımlar boyutu, ekonomide yeni bir canlılık meydana getirdi. 2019 yılının ilk 6 ayında ülkeye giren yabancı sermaye 5.6 milyar dolara ulaştı.

"Halkın lideri"

Mirziyoyev’in üç yıllık Cumhurbaşkanlığı süresince Özbekistan dış politikada öncelikle bölgesel ilişkilerin uyumlaştırılmasında önemli adımlar attı. Mirziyoyev ilk yurt dışı seyahatini 2017’de Türkmenistan’a yaptı. Sınırdaş Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Kazakistan’la ilişkiler pekiştirildi. Mirziyoyev’in göreve gelmesinin ardından bölgenin önemli problemlerinden biri olan suyun paylaşımı konusunda siyasi bariyerlerin ortadan kaldırıldığı söylenebilir.

Aynı şekilde radikal örgütlerin olası sızmalarına karşın daha güçlü bir istihbarat sistemi oluşturuldu. Daha önceki dönemden devrolunan idari kadrolar mercek altına alınarak yeni dönemin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde bir kısmı değiştirilmeye başladı. “Yeni Özbekistan” hedefini sekteye uğratabilecek birtakım kurumlardaki tepe yöneticiler değiştirildi. “Halkın lideri” imajıyla vatandaşları birebir ilgilendiren konularda iyileştirmeler yapıldı. İnsan haklarının iyileştirilmesi, bazı siyasi mahkumların serbest bırakılması, internetteki bazı kısıtlamaların kaldırılması ve dini özgürlüklerin güvence altına alınması bunların başında geliyor.

Türkiye ve Türk dünyasıyla ilişkiler

Özbekistan Türk dünyasında Türkiye’den sonra ikinci en kalabalık ülke. Özbekistan’ın Türk Konseyi’ne üye oluşuyla birlikte Türk dünyasının siyasi çatı kuruluşu her anlamda büyük güç kazanmış oldu. Bu başarı aynı zamanda Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in Türk dünyasıyla ilişkilere verdiği önemin bir neticesi. 25 Ekim 2017’de Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in Türkiye ziyaretinde iki ülkenin ilişkileri stratejik ortaklık düzeyine çıkarıldı. Nisan 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Özbekistan ziyareti stratejik ilişkileri daha da güçlendirdi. Nisan ayında Taşkent’te düzenlenen İş Forumu’nda Mirziyoyev’in söylediği şu sözler dikkat çekiciydi: “Türk işadamlarına yapılan ihanet, devlete yapılan ihanet demektir. Bizim başka yolumuz, başka çaremiz yoktur. Onların sermayesini, mülkünü ve hukuklarını her yönden kanunen koruyacağız.”

Diğer yandan Türkiye-Özbekistan ikili ticaretindeki yükselme devam ediyor. 2018 yılında bir önceki yıla göre yüzde 39,9 artışla 2,2 milyar dolar seviyesine ulaşan dış ticaret hacminin yaklaşık 1 milyar doları Özbekistan’ın ihracatından oluşuyor. Özbekistan’ın 5. büyük ticaret ortağı olan Türkiye, 2018 yılındaki ilerleme ile Güney Kore’yi geçerek 4. sıraya çıktı. Bununla birlikte Türkiye’nin Özbekistan’da 1 milyar dolarlık bir yatırımı bulunuyor. Bu noktada özellikle Türkiye’den Özbekistan’a giden vatandaşların vize ve diğer işlemlerinde sağlanan kolaylıklar ciddi bir rahatlamaya sebep oluyor. 10 Şubat 2018’den bu yana Türk pasaportu taşıyanlar Özbekistan’a vizesiz girebiliyor. Ancak bu oranlar yeterli değil. Özbekistan Ankara Büyükelçisi Alişer Azamhocayev, “ülkelerimiz arasında mevcut işbirliği oranının ortak dil, müşterek tarihi ve benzer değerleri paylaşan ülkelerimizin potansiyeline erişemediğini düşünüyorum,” diyor.

Ülkeyi bekleyen zorluklar

Bu süreçte elbette zorluklar da bulunuyor. Bunları üç temel başlık altında toplamak mümkün.

(1) Uzun zaman sonra hız verilen dışa açılma politikasıyla birlikte Rusya-Çin ve Batı arasında denge kurulmasındaki zorluklar. Örneğin Avrasya Ekonomik Birliği’ne Özbekistan’ın üye olması durumunda ülke ekonomisine ve dış siyasetine ne gibi etkilerinin olacağı hususunda olumlu ve olumsuz görüşlerin iç içe olduğu anlaşılıyor.

(2) Halkın yeni yönetime dönük yükselen beklentisinin ekonomik ve sosyal refah anlamında karşılanmasındaki zorluklar. Her ne kadar son iki yılda öğretmenler başta olmak üzere kamu görevlilerine ücret artışları yapılsa da sermayenin tabana yayılması konusunda zamana ihtiyaç duyulduğunu ifade etmek mümkün. Bu durum yeni yönetimin zaman kısıtını doğru yönetmesini ve halkla iletişime önem vermesini gerektiriyor. Cumhurbaşkanı Mirziyoyev de bunun farkında ve “vatandaşlar hükümet organlarına değil, hükümet organları halka hizmet etmelidir,” diyerek bu etkileşimi sağlamaya gayret ediyor.

(3) Gerek ekonominin dışa açılması gerekse yönetim sisteminin iyileştirilmesi hedefine uygun olarak hukuki ve yapısal değişikliklere belirli bir direnç meydana gelebilir. Bu durumda yasama organı başta olmak üzere siyaseti belirleyen temel kurumlarda tedrici bir zihniyet değişimi zorunlu hale gelecektir.

Yeni yasama organı

İşte böyle bir tablo karşısında Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in göreve gelmesinin ardından yapılan ilk parlamento seçiminde "Yeni Özbekistan, yeni seçimler" sloganı kullanıldı. (“Âlî Meclis” adını taşıyan) Özbekistan Parlamentosu iki kamaradan oluşuyor: Yasama Meclisi ve üst kamara niteliği taşıyan Senato. 22 Aralık’ta yapılan seçimlerde Yasama Meclisini oluşturan 150 milletvekili için vatandaşlar sandık başına gittiler. Aynı zamanda il ve ilçe belediye meclisleri için de seçim yapıldı. Beş siyasi partinin yarıştığı seçimlerde yaklaşık 20 milyon seçmen oy kullanırken, 2 milyon kişi de ilk kez sandık başındaydı. Türkiye’deki Özbekistan vatandaşları da oylarını kullandılar. Yaklaşık 5 bin seçmenin bin 500’ü Ankara’da beş aday arasından seçimlerini yaptı. Seçimi elliden fazla ülke ve uluslararası kuruluştan 600’den fazla gözlemci izledi. AGİT heyeti ilk defa tam teşekküllü olarak Özbekistan’daki parlamento seçimlerini gözlemledi. Oylamanın ardından Merkez Seçim Komisyonu kesin olmayan ilk sonuçları açıkladı. Seçime katılım oranı yüzde 67,8 olarak gerçekleşti. Buna göre Liberal Demokrat Parti 150 sandalyenin 43’ünü kazandı. Milli Yükseliş Partisi 35, Adalet Sosyal Demokrat Partisi 21, Halk Demokrat Parti 18 ve Ekoloji Partisi 11 milletvekili elde etmeyi başardı. Kalan 22 milletvekilliği için ise adaylardan hiçbiri yüzde 50’den fazla oy alamadığı için iki hafta sonra ikinci tur seçimler yapılacak. Sonuçlara bakıldığında 2014 yılında yapılan seçimlerdekine benzer bir sandalye dağılımı olduğu görülüyor. Fakat milletvekillerinin yüzde 70’nin değiştiği anlaşılıyor. Eğer dağılım böyle kalırsa Liberal Demokrat Parti başbakan adayını belirleyerek Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in onayına sunacak.

Sonuç olarak Özbekistan yeni Cumhurbaşkanı Mirziyoyev’in geçen üç yıllık döneminde bölge ülkeleriyle entegrasyona ve dünya ekonomisiyle etkileşime büyük önem veriyor. Bu doğrultuda yapılan reformlar, yasal düzenlemeler ve halka dönük politikalar ülkedeki geniş kesimlerde gelecek beklentisini artırıyor. Bu beklentinin somut neticeleri ve kalıcı etkileri önümüzdeki süreçte ortaya konulacak hamlelerle daha açık bir şekilde görülebilecektir.

Prof. Dr. Kürşad Zorlu

ALMANYA DOSYASI /// Hazel ÇAĞAN ELBİR /// THÜRİNGEN’DE SON EYALET SEÇİMLERİ : ALMANYA TARİHİ KİMLİĞİNİ Mİ HATIRLIYOR ???


Hazel ÇAĞAN ELBİR /// THÜRİNGEN’DE SON EYALET SEÇİMLERİ : ALMANYA TARİHİ KİMLİĞİNİ Mİ HATIRLIYOR ???

Yorum No : 2019 / 68

Geçtiğimiz hafta sonu Almanya’nın Thüringen eyaletinde eyalet parlamentosu seçimleri yapılmıştır. Almanya tarihinde ilk defa bir eyalette Almanya’nın iki köklü partisi 3. ve 4. sıralara gerilemiştir. Aşırı sol parti Die Linke[1], yüzde 31 ile birinci parti, aşırı sağ parti AfD (Alm. Alternative für Deutschland, Tr. Almanya için Alternatif Partisi) ise yüzde 23 ile ikinci parti olmuştur. Bilindiği gibi, Die Linke (Doğu Almanya, eski komünist rejim yandaşlarının desteklediği bir partidir. Eski Doğu Almanya’da, Thüringen’de, zaten her zaman önde olan aşırı sol partinin birinci gelmesi şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan, aşırı sağ bir parti olan AfD’nin oylarını hemen hemen ikiye katlaması ve ikinci büyük parti konumuna gelmiş olmasıdır.

Yıllara göre bir grafik oluşturulduğunda, tablo bir sonraki seçimlerde aşırı sağ parti AfD’nin birinci sıraya yerleşmasinin kuvvetle muhtemel olduğunu göstermektedir. AfD’nin Thüringen Eyalet Başkanı ve meclise de seçilen Höcke aşırı sağın da en sağ kanadında yer almakta, yabancı düşmanlığı, Müslümanlar, Yahudiler aleyhinde beyanlarıyla, söz konusu toplulukların Almanya’da yeri olmadığına dair ifadelerde bulunmaktadır. Almanya ve Avrupa’da bulunan söz konusu topluluklar bakımından tüyler ürpertici bir geleceğin olası olabileceğini söylemek abartılı bir ifade olmayacaktır. Bu korkunç algılama giderek yaygınlaşmaktadır. The New York Times, Höcke’yi Hitler’e benzetmiş, bu konuda bugün Almanya aşırı sağının bahsi geçen isminin ifadelerinin Hitler’in ifadelerinden farklı olmadığı görüşü ifade edilmiştir.[2] Hatta Höcke’nin duyduğu yabancı düşmanlığının boyutlarının Mein Kampf’ı çağrıştırdığına da vurgu yapılmaktadır.

AfD ve Björn Höcke’ye yönelik planlanan eylemlerin düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirileceğini ifade eden bir mahkeme[3] hükmünün bulunması durumun ciddiyetini ortaya koymaktadır.

Ağustos 2019’da Emnid Araştırma şirketinin anket sonuçlarında Doğu Almanya’da aşırı sağ parti AfD’nin oylarını artırmış olması ve o sonuçlarla bugün elde edilen sonuçların örtüşmesi endişelerin yersiz olmadığını göstermektedir.[4]

Almanya’daki yargı organlarının dahi ‘faşist’ olarak tanımladığı Höcke’nin mensubu ve liderlerinden olduğu AfD’nin birkaç yıl içinde tüm ülkenin partisi olacağını ifade etmesi, kendisine yapılan Hitler benzetmelerini tebessümle karşılaması Almanya’nın geçmişteki hatalardan ders çıkarmadığının kâfi işaretleridir. Ancak Höcke’ye ve AfD’ye karşı, nefret çığırtkanlığının boyutlarının kanunları ve sınırları aşmış olmasına rağmen herhangi bir cezai yaptırım uygulanmamıştır.

Özellikle de Thüringen’de en güçlü parti sayılan Merkel’in Hristiyan Demokratlarının büyük farkla üçüncülüğe gerilemesi sosyal demokratların yüzde 8 ile dördüncü sırada yer alması Almanya’da artık düzenin radikal bir değişime açık olduğunu ortaya koymaktadır. Thüringen’de seçimin galibi ne kadar Sol Parti gibi görünse de bu ‘galibiyet’ koalisyonla mümkün olabilmiştir. AfD’nin seçimin gerçek kazananı olmasında tarihte yaşananlardan ders alınmamasının etkisi büyüktür. Burada şu soru akıllara gelmektedir: Almanya tarihi kimliğini tekrar mı hatırlıyor yoksa geçmişini unuttu mu?

[1] Almanca “Sol” anlamına gelmektedir.

[2] Katrin Bennhold, Melissa Eddy, “‘Hitler of Höcke?’ Germany’s Far-Right Party Radicalizes”, NYTimes, 26 Ekim 2019, https://www.nytimes.com/2019/10/26/world/europe/afd-election-east-germany-hoecke.html

[3] Özgür Çoban, “Thüringen Seçimleri Sol Parti ve Höcke”, BirGün.net, 30 Ekim 2019, https://www.birgun.net/haber/thuringen-secimleri-sol-parti-ve-hocke-274357

[4] “Seçim anketi: AfD Almanya’nın Doğusunda Birinci Parti”, Deutsche Welle, 5 Ağustos 2019, https://www.dw.com/tr/seçim-anketi-afd-almanyanın-doğusunda-birinci-parti/a-49895992

PATRİKHANE DOSYASI /// Mehmet Oğuzhan TULUN : 2019 İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ SEÇİMİ TALİMATNAMESİ VE İLGİLİ TARTIŞMALAR


Mehmet Oğuzhan TULUN : 2019 İSTANBUL ERMENİ PATRİĞİ SEÇİMİ TALİMATNAMESİ VE İLGİLİ TARTIŞMALAR

Analiz No : 2019 / 27

İstanbul Ermeni Patriği (Türkiye Ermenileri Patriği) II. Mesrob Mutafyan’ın 8 Mart 2019’da vefatı sonrasında ilan edilen yas döneminin bitmesiyle beraber Türkiye Ermenileri yeni patriklerini seçme süreci içerisine girmişlerdir. Bu çerçevede 4 Temmuz’da, yeni patrik seçim sürecini yönetmekle yükümlü olan Değebah (kayyum – geleneksel adıyla Patrik Kaymakamı) seçimi yapılmış ve bu göreve Episkopos Sahak Maşalyan getirilmiştir.[1] Müteveffa Patrik II. Mesrob’un hastalığı boyunca Patrik Vekilliği görevini üstlenmiş olan Başepiskopos Aram Ateşyan ise bu görevini bırakarak Patrikhanenin Ruhani Kurul Başkanı olmuştur. Bu gelişmeler sonrasında ise devlet yetkilileri ile yapılan istişareleri takiben 11 Aralık 2019 patrik seçim günü olarak belirlenmiştir. En güncel resmi gelişme ise 23 Eylül’de İçişleri Bakanlığı tarafından Patrikhaneye gönderilen Patrik Seçimi Talimatnamesi olmuştur.[2]

II. Mesrob’un vefatına kadar geçen sürede Patrikhanenin idaresi ve patrik seçimi hakkında Türkiye Ermenileri arasında çeşitli tartışmalar çıkmış ve bu konulara yurt dışından müdahale girişimleri olmuştu.[3] Aynı o dönemde olduğu gibi Talimatnamenin yayınlanması sonrasındaki dönem de çeşitli tartışmalara sahne olmaktadır. Tartışmaların merkezinde, Talimatnamenin Madde 25.C’de yer alan “İstanbul Ermeni Patrikhanesine mahsus episkoposlar sınıfına dahil olmak,” ifadesi olmuştur. Bu ifadenin, Türkiye Cumhuriyeti döneminde önceki patrik seçimleri için yayınlanmış talimatnamelerde olmayan bir ifade olduğu belirtilmektedir. Söz konusu ifadenin tam olarak ne anlama geldiği ve patrik adaylarını nasıl etkileyeceği ise devam eden bir tartışma konusudur. Ancak baskın görüş, bu ifadeyle bir şahsın patrik adayı olabilmesi için İstanbul Ermeni Patrikhanesi ruhanisi olması ve fiilen Türkiye’de görev yapıyor olmasının kastedilmesidir. Bu kıstaslar çerçevesinde 11 Aralık patrik seçiminde aday olabilecek iki kişi bulunmaktadır: Başepiskopos Aram Ateşyan ve Episkopos Sahak Maşalyan.

Talimatnamenin mevcut şekline karşı çıkanlar, bahsi geçen ifade sebebiyle doğal olarak patrik adayı olabilecek yaklaşık on kişinin önünün kesildiğini ve patrik aday listenin fazlasıyla kısıtlandığını iddia etmektedir. Ayrıca bu talimatnamenin gelecek için sorunlu bir teamül oluşturacağı iddia edilmektedir, zira İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin yeni nesil ruhaniler yetiştiren bir manastırı (ruhban okulu) bulunmadığı, episkoposluk unvanı almak isteyen ruhanilerin Ermenistan’da bulunan Eçmiadzin Ermeni Katolikosluğu’na müracaat etmek durumunda kaldıkları ve geçmişte İstanbul Ermeni Patriği olarak göreve başlayan ruhanilerin öncesinde yurtdışında görev yapmış olduğu belirtilmektedir. Bu çerçevede ilerleyen yıllarda Türkiye Ermenilerinin yeni patrik adayı belirlemekte zorluk yaşayacağı endişesi dile getirilmektedir. Tüm bu anlatılanlardan yola çıkarak, talimatnameyi eleştirenler şu olasılıklar üzerinde durmaktadır: 1) Talimatname konusunda İçişleri Bakanlığına itirazda bulunarak düzeltme yaptırtmak, 2) Talimatnameyi yargıya taşımak (yani İçişleri Bakanlığını dava etmek) ve 3) İstanbul Ermeni Patrikhanesi nezdinde bir takım idari “kurnazlıklar” yaparak, mevcut talimatname çerçevesinde patrik adayı olamayacak şahısları Madde 25.C’ye uygun hale getirmek.[4]

Bir yandan da geçmişte adı patrik adayı olarak geçen bazı isimlerden kışkırtıcı çıkışlar olmuştur. Bu isimlerden bir tanesi Başepiskopos Karekin Bekçiyan’dır. Bekçiyan; Almanya’daki Ermenilerin ruhani önderliği görevini yaptığı sırada Mart 2017’de İstanbul Ermeni Patrikhanesinde oldubittiye getirilmek istenerek düzenlenen bir seçimde değabah seçilmiş, Diaspora eksenli kavgacı bir zihniyetle Devlete karşı iktidar mücadelesine girmeye çalışmış, bir yandan da o dönem patrik adayı olduğunu açıklamıştı. Bekçiyan 2019 Seçim Talimatnamesinin Madde 25.C’ye göre aday olması mümkün olmasa da bu seçimde aslında aday olduğunu, ancak hakkının yendiğini iddia ettiği diğer doğal patrik adaylarıyla dayanışma adına adaylıktan çekildiğini açıklamıştır. Bekçiyan ayrıca kalan iki adayın da aynı şekilde çekilmesi çağrısında bulunmuştur.

Geçmişte patrik adayı olarak ismi geçen Ermenistan’ın Gugark bölgesi ruhani önderi Başepiskopos Sebuh Çulciyan da şu beyanatı yapmıştır: “Beni engellemek için yurt dışındaki ruhanilerin seçime katılmaları engelleniyor, ben diğer ruhani biraderlerimin haklarını savunmak üzere patriklik adaylığımı geri alıyorum.”[5] Ancak Çulciyan’ın açıklamasının yersizliği, geçmiş bir yazımızda kendisiyle ilgili yaptığımız şu tespitten anlaşılacaktır:

“Seçilmesi en zor aday ise Başepiskopos Çulciyan’dır, zira kendisi Türkiye’de diğer aday isimler gibi tanınmamaktadır. Bunun ötesinde, Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde uzun yıllardır devam eden gerginlik sebebiyle, Çulciyan’ı Türkiye’nin köklü bir kurumu olan İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin başına getirmek isteyecek fazla seçmen olması pek muhtemel değildir.”[6]

Patrik seçim sürecini Değabah Episkopos Maşalyan ile yürütmekle yükümlü olan Müteşebbis Heyet, Türkiye Ermenilerinin vakıflarının yöneticileri ve Patrikhane ruhanileri ile 2019 Seçim Talimatnamesi konusunda 3 Ekim’de bir danışma toplantısı düzenlemiştir. Sonuç olarak, yapılan tüm karşı açıklamalara ve yersiz çıkışlara rağmen, Müteşebbis Heyet Talimatnamenin geçerli olduğunu onaylamış ve bu çerçevede resmi makamlara itirazda bulunmamaya karar vermiştir. Bekleneceği üzere bu karar, Agos gazetesi gibi Türkiye karşıtı Diaspora Ermenisi zihniyetine sahip bazı çevrelerin yoğun eleştirisine maruz kalmıştır. Ancak Müteşebbis Heyetin aldığı karar basına yansıyanlardan anlaşıldığı kadarıyla nihaidir ve patrik seçimine iki adayla gidilecektir. Bu çerçevede Başepiskopos Ateşyan ve Episkopos Maşalyan seçim kampanyalarına başlamıştır.

Değabah Episkopos Maşalyan seçim talimatnamesinin bazı yönlerini kusurlu bulmasına rağmen, seçime mevcut talimatname ile gidilmesine yönelik eleştirilere cevaben kişisel Facebook profilinden açıklamalar ve hatırlatmalarda bulunmuştur.[7] Bu açıklamalar ve hatırlatmalar mevcut durumun anlaşılması açısından önem arz etmektedir:

“[…] [Talimatnameyle ilgili] Tartışma; “itiraz edilsin mi, edilmesin mi, hangisinin sonuçları daha yararlı olur”, tartışmasıydı. Tek tezli bir tartışma olmaz. En az iki görüş olmalı. […] İkinci görüş ise; itiraz edilirse seçim öngörülemez bir şekilde uzayabilir şeklinde. Bu durumda yıllar boyu seçim yapmamız mümkün olmayabilir. Patriksizliğe artık halkımızın ve sistemin tahammülü kalmadı. Talimatnamenin öngördüğü üç [Maşalyan ilginç bir şekilde Karekin Bekçiyan’ı da dahil etmiştir] mümkün adayla seçime gidilmeli ve cemaat olarak önümüzü görmeli; biriken ve devleşen sorunlarımızı vakit kaybetmeden çözmeye başlamalıyız. Cumhuriyet döneminde iki adaydan fazlasıyla patrik seçimi yapılmamış, hatta tek adayla olduğu durumlar bile mevcuttur. Talimatnameler her seçime özel bir kereliğine, zamanın ihtiyaçları göz önünde tutularak veriliyor. Gelecekteki talimatnamelerde de geçmiş örneklerde olduğu gibi kolaylık sağlanacaktır. […]

[…] Resmi merciler Müteşebbis Heyetle, özellikle Heyet başkanıyla talimatnamenin yazılmasının her aşamasında çok olumlu ve yapıcı bir diyalog içindeydiler. […] 1863 Nizamnamesinin patrik seçilme şartlarından “İstanbul Ermeni Patrikhanesi’ne mahsus episkoposlar sınıfına dahil olmak” şartının ruhanilerimiz ve halkımız tarafından sorun yaratacağı ve buna mutlaka itirazlar yükseleceğinden, mümkünse bunun önceki talimatnamelerin ruhuna uygun düzeltilmesi gerektiği tarafımızdan ısrarla belirtildi. Kendilerinin kesin cevabı bu kuralın bilinçli koyulduğu ve devletin en üst mercilerinin iradesi olduğu ve tartışmaya açık olmadığıydı. Talimatname geldikten sonra da yetkililere, yapılacak bir itirazın kendileri tarafından nasıl karşılanacağı soruldu. Alınan yanıt olumsuzun ötesinde oldukça sertti. Bize başka bir talimatnamenin gelmesinin mümkün olmadığı açıkça belirtildi.

[…] [Talimatnameye] İtiraz o denli basit bir olay değildi. Yazılı olarak yapılmalıydı. İtiraz dilekçesiyle birlikte seçim süreci donacak ve yanıt gelene kadar askıya alınacaktı. 60 gün yanıt gelmediğinde, belki bir 60 gün daha beklenecek, yine yanıt gelmezse hukuksal süreçler başlatılacaktı. Yani mahkeme açılacaktı. İçişleri bakanlığı mahkemeye verilecekti. Böyle mahkemelerin yanıtlanma süresiyle ilgili bir tecrübemiz oldu. En az sekiz yıl!

[…] Hakikat şu ki, seçime eski talimatnamelerdeki gibi “babadan Türk” olma şartıyla katılmak mümkün olsaydı, patrikliğimiz dışından sadece bir Episkopos katılacaktı. Bu işin pratik gerçeği. Ama içimizden yükselen bazı sesler, teorinin büyüsüne kapılmış, abartılmış aday hakları taleplerini, birkaç yıl daha Patriksiz kalma bedeliyle ödetmek istiyorlar. Muhtemel adayların dokuzu, aklının ucundan bile geçirmiyor patrik olmayı. Hiç geçirmediler. Daha önceki seçimlerde de olaya dahil olmadılar. Böyle bir niyetleri var idiyse ara sıra burada olurlardı bir şekilde. Aslında dürüst olalım, bize hizmet etmek gibi bir sorumlulukları da yok. Çoğu yaş olarak uygun değil ve emekli. […]

[…] bilerek ya da bilmeyerek Karekin [Bekçiyan] ve Sebuh [Çulciyan] Srpazanlar [din görevlileri] çözümsüzlüğü bize bir çözüm olarak sunuyor. Yıllarca sürecek ve sonucun ne olacağı meçhul bir kaos ve bekleme süresini göze alamayız. Ucu açık soyut bir “hak arama” adına, somut olarak 11 Aralık’ta Patrik seçme hakkımızdan vazgeçemeyiz […] Bu seçimi, elini taşın altına koymuş insanların sağduyusuyla gerçekleştireceğiz. Biz İstanbullu Ermenilerin makus talihi diğer dünya Ermenileri tarafından anlaşılamamak olmuştur. Hep uzaklardan bize nasıl Ermeni olmamız gerektiğini telkin ededururlar. […] İstedikleri olmayınca da bize dersimizi vermeye kalkar, onur, korkaklık ve mertlik nutukları atarlar. Şimdi ise nasıl din adamı olmamız gerektiğini bize öğretmeye kalkıyorlar. Onlardan bizi anlamalarını beklemiyoruz. Bizi biz anlayalım, bu yeter.”

Anlaşılacağı üzere 11 Aralık 2019 Ermeni Patriği seçimine iki adayla gidilecektir. Bu seçim süreci, geçmişte de olduğu gibi İstanbul Ermeni Patrikhanesi yetkilileri ve resmi makamlar arasında istişareler yapılarak tamamlanacaktır. Değabah Episkopos Maşalyan ifadelerinden de anlaşılacağı üzere 2019 Seçim Talimatnamesinde tartışma yaratan Madde 25.C, Devletin hassasiyetleri doğrultusunda, bilinçli bir şekilde eklenmiştir. Müteveffa Patrik II. Mesrob’un hastalığı boyunca yaşanan olaylar ve çıkan tartışmalar irdelenecek olursa; resmi makamlar Madde 25.C’yi Talimatnameye ekleyerek baştan önlem alarak Devletle yıpratıcı bir kavgaya girişebilecek isimlerin patrik adayı dahi olmasını istememiştir. Bu konuyla ilgili daha önceki bir yazımızdaki tespiti burada paylaşmak uygun olacaktır:

“Unutulmamalıdır ki, Ermeni Apostolik Kilisesi’nin en üst düzey dört yetkilisinden birisi olan İstanbul Ermeni Patrikleri hiçbir zaman sadece bir dini önder olmakla kalmamış, Ermeni topluluğunun en önde gelen kanaat önderlerinden birisi olmuşlardır. Bu çerçevede de İstanbul Ermeni Patrikleri kanaat önderlikleri üzerinden, dini yetkilerinin ötesinde siyasi güç de elde etmişlerdir (bu olgu, Ermeni yazarlar tarafından da kabul görmektedir). Bu bağlamda yeni seçilecek İstanbul Ermeni Patriğinin bir yandan Ermeni topluluğunun dini ihtiyaçlarını karşılayabilen, dini önderlik yapabilen, diğer yandan da devlet yetkilileri ile uyumlu bir şekilde çalışabilen sağduyulu ve yapıcı tutuma sahip bir kişi olması gerekmektedir.”[8]

Ayrıca 2019 Seçim Talimatnamesine Madde 25.C’nin eklenmiş olmasının, gelecek yıllardaki talimatnamelere benzer bir maddenin eklenmesini zorunlu kılmadığının akıllarda tutulması gerekmektedir. Cumhuriyet tarihi boyunca patrik seçimi talimatnameleri sadece mevcut patrik seçimi için, Türkiye’nin mevcut hassasiyetleri ve ihtiyaçları doğrultusunda bir defaya mahsus olarak çıkarılmıştır.

Son olarak, İstanbul Ermeni Patriği seçimi süreci ve ilgili tartışmalar göz önünde bulundurulursa, bu Aralık ayında yeni bir patriğin seçilmesin ardından yapılması faydalı olabilecek iki çalışma öngörüldüğü anlaşılmaktadır:

1) Her patrik seçim dönemi yayınlanan geçici talimatnameler Türkiye Ermeni toplumu içinde tartışma yarattığı için; Patrikhane ve Ermeni vakıfları yetkilileri, toplumun kanaat önderleri ve resmi makamların bir araya gelerek ilgili tarafları olabildiğince tatmin edecek kalıcı bir Patrik Seçim Düzenlemesi oluşturulmaları.[9] Patrikhanenin tüzel kişiliği olmadığı için böyle bir düzenlemenin idari hukuk açısından niteliği araştırılması gereken bir konudur.

2) İstanbul Ermeni Patrikhanesinin din görevlisi ihtiyacını karşılamak ve Patrikhaneyi yurtdışı kaynaklı müdahalelere karşı daha dirençli kılmak için Türkiye’de bir ruhban okulu (manastır) kurulması. Böylece örnek olarak episkoposluk unvanı almak isteyen Türkiye Ermenisi din görevlileri Ermenistan’a gitmek zorunda kalmayacak, patrik adayları listesi ise Türkiye eğitimli ve Türkiye’de görev yapan din görevlilerinden daha rahat bir şekilde oluşturulabilecektir.

*Fotoğraf: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 13 Mayıs’ta İstanbul Ermeni Patrikhanesi ziyareti sırasında Patrikhane yetkilileri ile çektirdiği hatıra fotoğrafı

[1] Abdurrahman Tufan Kaya, “Türkiye Ermenileri Patrik Seçim Süreci,” ,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Blog No: 2019/44, 8 Temmuz 2019, https://avim.org.tr/Blog/TURKIYE-ERMENILERI-PATRIK-SECIM-SURECI-08-07-2019

[2] Talimatnamenin tam metnini incelemek için bakınız: “İstanbul Ermeni Patrikliği Patrik Seçim Talimatnamesi (Tam Metin),” HyeTert.org, 23 Eylül 2019, https://hyetert.org/2019/09/23/istanbul-ermeni-patrikligi-patrik-secim-talimatnamesi-tam-metin/

[3] AVİM, “İstanbul Ermeni Patriği Mutafyan’ın Vefatı Ve Yeni Patrik Seçimi Süreci,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Yorum No: 2019/30, 13 Mart 2019, https://avim.org.tr/tr/Yorum/ISTANBUL-ERMENI-PATRIGI-MUTAFYAN-IN-VEFATI-VE-YENI-PATRIK-SECIMI-SURECI

[4] Örnek olarak bakınız: Ohannes Kılıçdağı, “Mahsusluk ve mahsusçuktan seçim,” Agos, 4 Ekim 2019, s. 5.

[5] “Başepiskopos Çulciyan: ‘Sorun Bensem adaylığımı geri alıyorum’,” Agos, 25 Ekim 2019, s. 3.

[6] Mehmet Oğuzhan Tulun, “Türkiye Ermenileri Patriği Seçim Sürecinde Başa Dönüldü,” Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM), Analiz No: 2018/10, 2 Mayıs 2018, https://avim.org.tr/tr/Analiz/TURKIYE-ERMENILERI-PATRIGI-SECIM-SURECINDE-BASA-DONULDU

[7] Sahak Mashalian, “DEĞABAH SAHAK SRPAZAN MAŞALYAN İLE GÜNDEM ÜZERİNE…,” Facebook paylaşımı, 23 Ekim 2019, https://www.facebook.com/sahak.mashalian/posts/10157228509172012

[8] Tulun, “Türkiye Ermenileri Patriği Seçim Sürecinde Başa Dönüldü.”

[9] Bu konuda Türkiye Ermeni toplumu içinde pek çok yazı yazılmıştır. Örnek olarak bakınız: Sarkis Adam, “Patrik seçimi sürecine yararlı olabilecek öneriler,” Luys, Sayı 99, 15 Temmuz 2017, s. 15.

AMERİKA DOSYASI /// Mehmet Yaşar Ulutaş : Amerikalı bir Müslümanın seçim kazanma ihtimali


Mehmet Yaşar Ulutaş : Amerikalı bir Müslümanın seçim kazanma ihtimali

Bugün Güney Florida’daki bir şehrin belediye meclisi üyeliği (commissioner) için aday olan Pakistan asıllı bir dostum, müslüman toplumun maddi ve manevi yardımlarına, inanılmaz kapsamlı yürütülen ve 100,000$’ın üzerinde harcama yapılan kampanyaya rağmen üçüncü gelerek seçimi kaybetti. Tabii ki bu paranın çok büyük bir kısmı bölgede yaşayan Müslümanların bağışlarından geldi. İstatiksel olarak aldığı her oy için 71$ gibi rekor bir rakam harcamış ki bu tür seçimler için makul rakam $10 ve altıdır.

Halbuki burada yaşayan Müslüman toplum çok umutluydu. Kaybeden adayımız kriminal avukatlık yapan, başarılı, zeki ve yaptığı sosyal aktivitelerden, derneksel faaliyetlerden ve siyasetle çok içli dışlı olmasından dolayı toplumda iyi bir statüsü olan ve tanınan bir arkadaşımız. Kazanan adayın 3 katı para harcamasına rağmen yine de kazanamadı.

Eminim soyadı Müslümanlığı çağrıştırdığı için kazanamadı diyenler olacaktır. Belki kısmen sebep bu olabilir. Ama ben biraz farklı düşünüyorum. Her ne kadar Rashida Tlaib ve Ilhan Omar gibi seçim kazananlar olsa da bence ABD’de yaşayan müslüman toplum henüz rüştünü ispatlayamadı. Hala 9/11 faciasının açtığı yaraları sarmaya çalışıyor.

Amerikan toplumunun bizi müslüman kimliğimizden önce topluma ciddi katkılar veren, eğitimli, varlıklı, yardımsever, kültürlü insanlar olarak gördüğü zaman itibarımız artacak ve öne çıkacağız. Bence ABD’deki Musevi toplumun başarısının altında yatan temel neden bu.

Ama umutsuz değilim. ABD’de doğan ikinci jenerasyonun çok daha başarılı olacağını düşünüyorum. Zaten istatistikler de buna delalet ediyor. Ama bu iş istatistiklerle olmuyor. Çocuklarımızı eğitim ve tecrübeyle donanımlı hale getirmemiz şart.

WEB SİTESİ TAVSİYESİ : SEÇİM ZAMANI İSTANBUL DIŞINDA OLANLAR İÇİN ULAŞIM DESTEĞİ – WWW (.) TAMAMHADI (.) COM


WEB SİTESİ LİNKİ : https://tamamhadi.com

ÖNEMLİ NOT : İstanbul’ da ikamet edip de seçimde Şehir dışında olan öğrencileri oy kullanmaya ücretsiz getirip- geri götürecek bir ağdır, duyurmak için destek verirseniz çok mutlu oluruz.

SİYAS DOSYA : YSK’NIN SEÇİME İPTAL BAHANESİ YAPTIĞI KİŞİLER KONUŞTU !!!


YSK’NIN SEÇİME İPTAL BAHANESİ YAPTIĞI KİŞİLER KONUŞTU

Kamu görevlisi olmayan kişiler nasıl bir süreçten geçerek sandık kurulu başkanı ve üyesi oldu? Üzerlerinden dönen tartışmalara nasıl bakıyorlar?

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) 31 Mart’ta yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini bazı sandık kurullarında kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkanı ve üyelerin görev yaptığı gerekçesiyle iptal etti.

YSK’nın ilk açıklamasında "Bazı sandık kurullarının kanuna aykırı oluşturulduğu bu hususun da seçim sonuçlarına müessir olması nedeniyle seçimin iptal edildiği kanuna aykırı görevlendirme yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunulacağı" belirtildi.

Peki kamu görevlisi olmayan kişiler nasıl bir süreçten geçerek sandık kurulu başkanı ve üyesi oldu? Üzerlerinden dönen tartışmalara nasıl bakıyorlar?

BBC Türkçe’den Mahmut Hamsici bu kişilerden bazılarıyla görüştü. Konuşan kişiler dikkat çeken sözler sarf ederken konuşanların talepleri doğrultusunda isimleri ve çalıştıkları kurumların bilgisi yayımlanmadı.

İşte YSK’nın seçime bahane yaptığı kişilerin o konuşması:

"ÇALIŞTIĞIMBANKANINİNSANKAYNAKLARIBÖLÜMÜGÖREVLENDİRMEİÇİNE-MAİLGÖNDERDİ"

(Özel bir bankanın çalışanı)

Ben özel bir bankanın genel müdürlüğünde çalışıyorum. İşyerim İstanbul Avrupa yakasında ve yine aynı yakada ikamet ediyorum. Bize seçimden yaklaşık bir iki hafta önce insan kaynakları departmanından bir mail geldi. Ekte görevlendirme yazısının PDF dokümanı vardı. Böyle bir görevlendirme olduğu bununla ilgili olarak görevlendirme kağıtlarının asıllarını insan kaynakları departmanından almamız gerektiği söylendi. Açıkçası benim böyle bir talebim de olmamıştı.

Benim çalıştığım bölümde çevremde başka arkadaşlara da böyle bir mail geldi. Biz de açıkçası "Görev almak istemiyoruz gidip bunu dile getirelim"dedik. İnsan kaynaklarıyla görüştüğümüzde bize ilçe seçim kurulunun mazeret kabul etmediğini ancak o tarihlerde alınmış yurtdışına bir bilet varsa veya ciddi bir rahatsızlık söz konusuysa bunu kabul ettiklerini YSK’dan bankaya yaklaşık 90 kişilik liste gönderildiğini bu kişilerin bu görevi yapmaması durumunda cezai yaptırımının olacağı cevabı verildi.

Hatta bir arkadaş biraz uğraştı ve ona "Yerine birini bulabiliyorsan ilçe seçim kuruluna gidip onlara kabul ettirebilirsen yerine geçecek kişi bu görevi yapabilir"dediler. O bayağı uğraştı bankadan başka birini de buldu ve bunu yaptı. O değişikliği biz yapamadık.

Biz sonra insan kaynakları bölümüne gidip o PDF çıktılarıyla görev kağıtlarının asıllarını aldık. İlçe seçim kuruluna hiç gitmedik kimliğimizi gösterip belgelerimizi kurum içinden aldık. Seçimden önceki Çarşamba günü yarım gün eğitim aldık. Bir sandık kurulu başkanı bir de memur üye oluyor. Ben memur üyeydim. Sandık kurulu başkanları daha çok kamu görevlisi öğretmenlerdi. Ama eğitim gördüğümüz yerde bir salon dolusu insan vardı ve bankalardan tanıdığım çok fazla yüz vardı.

Ben banka adına ilk kez seçim görevlisi oldum ama benim birlikte görev aldığım arkadaşlarımdan"Ben üçüncü dördüncü kez gidiyorum" diyen arkadaşlarım da vardı. Bu zaten uygulanan bir şey gizli kapaklı da değil.

Seçim günü çok sorunsuz geçti. Hiçbir aksaklık yaşanmadı. Seçimden birkaç gün sonra "sandıklarda kumpaslar kuruldu kamu görevlisi olmayan kişiler görevlendirildi" haberleri çıkmaya başladı. Biz bankada bizim katta sandıkta görev alan diğer arkadaşlarla karşılaştığımızda bununla ilgili geyik yapıyorduk. Ama sonrasındaki açıklamalardan dolayı hedef kitle haline gelmişiz gibi bir durum oldu. Sonuçta bu seçim süreci uzadıkça rahatsız etmeye başladı.

Sonrasında bize herhangi bir soruşturmayla ilgili bilgi verilmedi. O soruşturmaların bize kadar gelme ihtimali bize çok anlamlı gelmiyor. Bizim yaptığımız bir usulsüzlük yok zaten işin içinde insan kaynakları var YSK ilçe seçim kurulları var. Arada çok büyük bankaların insan kaynakları var.

"İPTALETTİRMEKİSTEDİMAMAMECBURBIRAKILIPGİTTİM"

(Özel bir okulda öğretmen)

Ben Sarıyer ilçesinde bir özel okulda öğretmen olarak çalışıyorum. Yine bir özel okul olan eski çalıştığım işyeri üzerinden bana ilçe seçim kurulundan görev aldınız diye mesaj geldi.

İptal ettirmek istedim ama son dakika görev verdikleri için iptal ettiremedim. Daha önceki seçimlerde görev almamıştım hatta özellikle almak da istememiştim. Ama bu sene mecbur kaldıkları için kimse de olmadığı için görevlendirmişler.

İptal için Büyükdere’deki ilçe seçim kurulunun yerini aradım."Belgenizi almanız gerekiyor iptal ettiremiyoruz hatta cezası var"dediler. Geç olmasaydı yerinize başkasını koyabilirdik ama geç kaldık o yüzden mecbur geleceksiniz dediler. Cezai hükmü de olduğu için mecbur bırakılıp gittik. Eski işyerimden bir arkadaşım da aynı şeyi yaşadı son dakika haberi oldu. O da mecbur bırakıldığı için gitti.

31 Mart’ta memur üye oldum. Görev yaptığım Rumelifeneri’ndeki okulda hiçbir sorun yaşanmadı. Benim görev yaptığım sandıkta belediyelerde partiler berabereydi belediye meclis üyeliklerinde yüksek oy alan ise AK Parti’ydi. Hiçbir sorun olmadı hiçbir vukuat yaşanmadı. Sonra sandık başkanlarıyla birlikte oylar gitti ben de saat 01.00 gibi eve geldim. İşimizi yapmış olduk.

Kamu görevlisi olmayan seçim kurulu üyeleriyle ilgili tartışmayı medyadan duydum. İster istemez insan tedirgin oluyor. Bizi herhangi bir soruşturma kapsamında çağıran vs. olmadı.

"YILLARDIRSANDIKTAGÖREVALIYORUMYILLARDIRFETÖ’CÜOLMADIMŞİMDİMİOLDUM?"

(Sivil toplum gönüllüsü)

Ben Sarıyer ilçesinde oturuyorum. Yıllarca gönüllü olarak okul aile birliklerinde çalıştım. Şu anda da gönüllü olarak bir mahalli spor kulübünde yönetimindeyim ve kadınlar kolunda da çalışıyorum.

AK Parti iktidara geldiğinden beri devamlı sandık başında görev alıyorum. Bir siyasi parti için değil gönüllü olarak görev alıyorum. Bugüne kadar hem sandık üyeliği hem de sandık kurulu başkanlığı yaptım.

Ben yıllardır ilçe kuruluna gidip sandıkta görev almak istediğimi söylerim. Şimdiye kadar bana hep görev verdiler hiçbir problem olmadı. Ben 16 Nisan referandumunda ve 24 Haziran cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de gönüllü oldum. Hemen hemen 10 seçimde gönüllü oldum.

Bu sefer de ilçe seçim kuruluna gittim ve başkanlık için başvurdum. Bana "Bu sefer hakim başkanları memurlardan atayacak ama boş bir yer kalırsa o zaman haber veririz"dediler. Bana sonra haber geldi "Boş bir yer var arkadaş gelmiyormuş siz yapar mısınız?" dediler. Ayazağa’daymış. Ben önce"Ayazağa uzak kabul etsem mi" diye düşündüm sonra "Tamam sorun olmaz yaparım" dedim.

Ayazağa’da bir okulda başkanlık yaptım. 31 Mart günü gittim görevimi yaptım. Orada arkadaşlarla açtık gittik teslim ettik. Gecenin 2’sine kadar oradaydık. Hiçbir sorun olmadı. Benim başkanlığını yaptığım sandıkta AK Parti birinci çıktı.

YSK kararından sonra Ekrem İmamoğlu "Dışarıdan atanan sandık kurulu başkanlarıyla görüşmek istiyorum"diye açıklama yaptı. Ben kime nereye başvuracağımı bilemedim. İmamoğlu’nun Instagram’dan sitesine girdim oraya yazdım. "Böyle böyle ben dışarıdan başkanlık yaptım görüşmek istiyorum"diye yazdım ama kimse dönmedi sonra CHP’den bir hanımı buldum.

YSK’nın kararından sonra yıkıldım. Çıkıyorlar "Sandık başkanları FETÖ’cü"diyorlar. O zaman ilk benim FETÖ’cü olmam lazım. Dışarıdan atanan bir kişiyim ve her dönem yapan bir insanım o zamanlar olmadım da şimdi nasıl olacak bu nasıl bir mantık? Ben bunu anlayamadım. FETÖ’cü diye bir olay olabilir mi?

Bir kere o sandıklarda kesinlikle bir şey olamaz. Çünkü beş kişi var arkadan müşahitler giriyor arkadan izleyenler giriyor ve neredeyse 25-30 kişinin önünde sandıklar tek tek açılıyor bakılıyor. Yani burada karalama olamaz ve bunların hepsine bakılıyor inceleniyor ve altına ıslak imza atılıyor.

O karar günü yıkıldım resmen oturup ağladım. Ben vatanını seven bir insanım. Evde oturdum ağladım kızım da ağladı komşum da ağladı. Şimdi arkadaşımın yanındayım "Abla bak seni içeri atarlar"diyor. Tedirgin olunuyor tabii.

Şu anda yapacak bir şeyim yok bekliyorum sadece. Geçen gün ilçe seçim kurulundan aradılar "Sandık göreviyle ilgili paranız yatacak" dediler. Dedim "Yoksa bu olaylar için mi aranıyor beni çağırın ben her şeye cevap veririm" dedim. "Yok onun için aramadık paranız yatacak onun için aradık"dediler.

Odatv.com

LİNK : https://odatv.com/ysknin-secime-iptal-bahanesi-yaptigi-kisiler-konustu-12051952.html