ÖZEL-BÜRO /// ŞERİAT DOSYASI : Cübbeli’den Flaş İç Savaş İddiası !!! “Selefilerle Şiiler Savaşacak”


Cubbelinin pacasi ve etekleri tutustu!Tarikat savaslari basladiginda, elindeki balli borekli gelirlerden olacak!
Korku bacayi sardi!

Mustafa

On Sep 16, 2020, at 5:54 PM, Özel Büro (MİT Dağıtım) <ozel-buro> wrote:

<image001.jpg>

Cübbeli’den Flaş İç Savaş İddiası !!! “Selefilerle Şiiler Savaşacak”

‘Cübbeli Ahmet’ adıyla bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, CNN Türk’te konuk olduğu Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında çarpıcı bir iddiayı gündeme getirdi. Ünlü, Türkiye’de 2 bin Selefi derneğin bulunduğunu ve bunların silahlandığını öne sürüp ‘İç savaş’ uyarısı yaptı.

Uşşaki “şeyh”i Eyüp Fatih Şağban’ın bir müridinin kız çocuğunu istismar ettğinin ortaya çıkmasının ardından Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar bir kez daha tartışma konusu oldu. Kamuoyunda “Cübbeli Ahmet” adıyla bilinen ve CNN Türk Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programının canlı yayın konuğu olan İsmailağa Cemaati’nin önde gelen ismi Ahmet Mahmut Ünlü ise, çok çarpıcı bir iddiayı öne sürdü.“Tarafsız Bölge” programında Ahmet Hakan, Hakan Bayrakçı ve Nedim Şener’in sorularını cevaplayan Ünlü, programda son dönemde Türkiye’de artan selefi akımlara ve bunların dernekleşme faaliyetlerine dikkat çekip “iç savaş” uyarısı yaptı.

Türkiye’de 2 bin selefi derneğin olduğunu söyleyen Ünlü, “Şahıslar pompalı mompalı. İç savaşa hazırlanıyorlar. Özellikle Batman, Adıyaman taraflarında çok selefi akım var. Selefi tarafıyla İran yanlısı Şii tarafın çatışması hazırlanıyor. Barut gibi. Bu silahlanmayı durdurun.

Yarın bu işin önünü alamayız. Birisi ‘şeyhim ‘ diye cihat ilan edecek öbürü mehdiyim diyecek. Birbirine öldürür bu müslüman millet. Asker bunları vurmak zorunda kalacak. İzmir kaynıyor. Bunlar nasıl müsaade ediliyor. Mutlaka kontrol edilmesi lazım.” ifadelerini kullandı.


MAIL :
ozel-buro

FACEBOOK :
https://www.facebook.com/ozel.buro.istihbarat
https://www.facebook.com/ozel.buro.istihbarat.turkiye
https://www.facebook.com/groups/ozelburo
https://www.facebook.com/groups/ozel.buro.turkiye
https://www.facebook.com/groups/mkultra.telegram

TWITTER :
https://twitter.com/TC_OZEL-BURO (Hesap askıda)
https://twitter.com/TC_Istihbarat
https://twitter.com/SpecialBureau
https://twitter.com/AntiniKuntin

Resmi Web Sitemiz :
http://www.ozelburoistihbarat.com

Bu iletiyi Google Grupları’ndaki “ÖZEL BÜRO ///” grubuna abone olduğunuz için aldınız.
Bu grubun aboneliğinden çıkmak ve bu gruptan artık e-posta almamak için ozel-buro-istihbarat+unsubscribe adresine e-posta gönderin.
Bu tartışmayı web’de görüntülemek için https://groups.google.com/d/msgid/ozel-buro-istihbarat/!%26!AAAAAAAAAAAuAAAAAAAAAOEhdbLKUsFHtm3NXoI7bEkBAMO2jhD3dRHOtM0AqgC7tuYAAAAAAA4AABAAAAANiHwmHM4yR41a8MkBQc56AQAAAAA%3D%40mit.istadresini ziyaret edin.

ŞERİAT DOSYASI : Cübbeli’den Flaş İç Savaş İddiası !!! “Selefilerle Şiiler Savaşacak”


Cübbeli’den Flaş İç Savaş İddiası !!! "Selefilerle Şiiler Savaşacak"

‘Cübbeli Ahmet’ adıyla bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, CNN Türk’te konuk olduğu Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında çarpıcı bir iddiayı gündeme getirdi. Ünlü, Türkiye’de 2 bin Selefi derneğin bulunduğunu ve bunların silahlandığını öne sürüp ‘İç savaş’ uyarısı yaptı.

Uşşaki “şeyh”i Eyüp Fatih Şağban’ın bir müridinin kız çocuğunu istismar ettğinin ortaya çıkmasının ardından Türkiye’deki cemaat ve tarikatlar bir kez daha tartışma konusu oldu. Kamuoyunda "Cübbeli Ahmet" adıyla bilinen ve CNN Türk Ahmet Hakan’ın sunduğu Tarafsız Bölge programının canlı yayın konuğu olan İsmailağa Cemaati’nin önde gelen ismi Ahmet Mahmut Ünlü ise, çok çarpıcı bir iddiayı öne sürdü.“Tarafsız Bölge” programında Ahmet Hakan, Hakan Bayrakçı ve Nedim Şener’in sorularını cevaplayan Ünlü, programda son dönemde Türkiye’de artan selefi akımlara ve bunların dernekleşme faaliyetlerine dikkat çekip "iç savaş" uyarısı yaptı.

Türkiye’de 2 bin selefi derneğin olduğunu söyleyen Ünlü, "Şahıslar pompalı mompalı. İç savaşa hazırlanıyorlar. Özellikle Batman, Adıyaman taraflarında çok selefi akım var. Selefi tarafıyla İran yanlısı Şii tarafın çatışması hazırlanıyor. Barut gibi. Bu silahlanmayı durdurun.

Yarın bu işin önünü alamayız. Birisi ‘şeyhim ‘ diye cihat ilan edecek öbürü mehdiyim diyecek. Birbirine öldürür bu müslüman millet. Asker bunları vurmak zorunda kalacak. İzmir kaynıyor. Bunlar nasıl müsaade ediliyor. Mutlaka kontrol edilmesi lazım." ifadelerini kullandı.

SAVAŞLAR DOSYASI /// VİDEO : Kıbrıs Barış Harekatı 46. Yıldönüm Paneli – TOPLAM 3 Bölüm


VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=MUth08vFSik&feature=youtu.be

https://www.youtube.com/watch?v=WWNw4XthJjY&feature=youtu.be

https://www.youtube.com/watch?v=Th11WL-Sqxs&feature=youtu.be

[tags SAVAŞLAR DOSYASI, VİDEO, Kıbrıs Barış Harekatı, Panel

GLOBAL SİLAH ENDÜSTRİSİ DOSYASI : Çin Yapımı Silahlı Dronlar Ortadoğu Savaş Alanında


Çin Yapımı Silahlı Dronlar Ortadoğu Savaş Alanında

Defence Blog, 30 Kasım 2018

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 15 Şubat 2019

Yemen’in isyancıların kontrolündeki Hodeida kentinin semalarında Emirati kuvvetleri tarafından kontrol edilen bir dron, aşağıda üst düzey Şii Husi resmi yetkililerinden birini taşıyan arazi aracı, konvoydaki başka bir aracın yetişmesi maksadıyla küçük bir sokağa girip durduğunda yukarıda havır yapmakta ve ateş etmek için uygun anı beklemektedir.

Saniyeler sonra araç patlayarak alev alır, içindeki üst düzey siyasi bir kişilik olan Saleh al-Samad artık bu dünyada değildir. Nisan 2018’de füzeyi ateşleyen bu dron, 11 Eylül 2001 tarihinden günümüze kadar Yemen, Irak ve Afganistan semalarında uçan birçok Amerikan yapımı dronlardan bir tanesi değildir.

Füzenin ateşlendiği dron Çin yapımıdır. Orta Doğunun her yerinde, aşırı sivil kayıpları nedeniyle Birleşik Devletler imali dronları tedarik etmesi engellenen ülkeler, dünyada silahlı dron satışında başı çeken Çinli silah satıcılarının eline düşmüş durumdadırlar.

Çinli askeri uzman ve Halkın Kurtuluşu Ordusu Roket Gücü Mühendislik Üniversitesinde geçmişte öğretmenlik yapan Song Zhongping’e göre; Çin ürünlerinde teknolojik açıdan bir eksiklik yoktur, sadece yeteri kadar pazar payına henüz sahip değildirler. Ve ABD’nin silah satışlarını kısıtlaması da Çin’e çok büyük fırsatlar sunmaktadır. Bu yılın başlarında, Suudi Arabistan’ın güneyinden geçen bir uydu havaalanında ABD yapımı dronların yanı sıra Çin yapımı silahlı dronların da fotoğraflarını çekmiştir.

ABD yapımı dronlar Yemen’de ilk kez 2002 yılında şüpheli El Kaide militanlarını öldürmek maksadıyla kullanılmıştır. Çin’in en büyük dış satımlarının arasında, bir devlet kuruluşu olan ve Çin uzay programının en büyük yüklenicisi konumundaki China Aerospace Science and Technology Corp veya kısa adıyla CASC olarak bilinen kuruluş tarafından imal edilen Cai-Hong (Rainbow) serisi dronların satışı yer almaktadır.

CASC tarafından üretilen CH-4 ve CH-5 modelleri, San Diego’da bulunan General Atomics firması tarafından imal edilen Predator ve Reaper dronları ile eşit düzeyde ve çok daha ucuzdur. Bağımsız uzmanlar, Çin modellerinin Amerikan paydaşları karşısında geride kaldıklarını, fakat yarı fiyata satılan Çin silahlı dronlarında kullanılan teknolojinin, fiyatlarının neredeyse yarı yarıya olduğu göz önüne alındığında yeterince iyi olduklarını vurgulamaktadır.

Gazetecilerle konuşma yetkisinin olmadığını ifade ederek isminin gizli kalmasını isteyen bir CASC yetkilisi, Boeing imali Stingray gibi bu yıl ABD Donanmasına teslim edilen son teknoloji imali ABD dronlarının hâlâ teknolojik avantajlarının olduğunu ifade etmiştir.

Çin, Suudi Arabistan ve Irak’a yaptığı 700 milyon dolar tutarındaki satışlar dâhil, 2014 yılından beri 30’dan fazla CH-4 modeli silahlı dron satışını gerçekleştirmiştir. Üretici firmanın açıklamasına göre; halen 10 ülke Çin’den silahlı dron alım görüşmelerini sürdürmektedir.

Çin, geçen yıl Birleşik Arap Emirliği’ne kabaca Amerikan MQ-9 Reaper ayarında insansız bir hava aracı olan Wing Loong II dronları satmıştır. Devlet Başkanı Xi Jinping’in iktidarda olduğu beş yılda Çin, kendi silahlı kuvvetleri için hayalet teknolojisine sahip savaş uçakları ve uçak gemisi harcamalarına daha fazla kaynak ayırırken, Pakistan gibi yakın müttefiklerine saldırı denizaltı satışlarını da artırmıştır.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

Türkiye, ABD’nin 2008 yılında MQ-1 Predator dronlarını tedarik etmesine izin vermemesi üzerine önce İsrail’e yönelmiş ve Heron modeli insansız hava araçlarını satın almıştır. Fakat son yıllarda Ankara ülke içinde bir dron endüstrisi geliştirme çalışmalarına ağırlık vermektedir.

Türkiye günümüze kadar iki silahlı insansız hava aracı (SİHA) geliştirmeyi başarmıştır. Bunlardan bir tanesi, TAI tarafından geliştirilen ANKA-S, diğeri de Kale-Baykar tarafından geliştirilen BAYRAKTAR TB2’dir. Vestel Savunma Endüstrisi tarafından da üçüncü model olarak KARAYEL’in geliştirilme çabaları sürmektedir.

Geliştirilen silahlı dronlardan BAYRAKTAR TB2, günümüze kadar ülke içinde PKK’lı teröristlere karşı yürütülen operasyonlarda başarıyla kullanılmıştır. Bu silahlı dron, komşu ülke Suriye topraklarında da terörist unsurlara karşı etkin bir şekilde kullanılmaktadır.

ÇANAKKALE SAVAŞI DOSYASI /// Tayfun ÇAVUŞOĞLU /// Çanakkale’de Devlerin Savaşı : Muavenet-i Milliye ve HMS Goliath


Tayfun ÇAVUŞOĞLU /// Çanakkale’de Devlerin Savaşı : Muavenet-i Milliye ve HMS Goliath

E-POSTA : tayfuncavusoglu

22 Haziran 2018

Çanakkale kara savaşları sırasında, düşman zırhlıların topları Gelibolu’daki savunma hattını canı pahasına tutmakta direnen Türk birliklerinin başının belasıydı. Güney Grubu Komutanlığı’nın talebi üzerine Donanma Komutanlığı ve Müstahkem Mevki tarafından planlamalar yapıldı, Morto Koyu’ndaki düşman gemilerine torpido hücumu için düğmeye basıldı. Görev Muavenet-i Milliye muhribinindi. Muavenet-i Milliye 9 Mayıs 1915’te Boğaz Komutanlığı’na çağrılarak gerekli emirler verildi.[1]

Yüzbaşı Firle, Yüzbaşı Rıza ve Binbaşı Ahmet Bey

Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey’in komutasındaki muhripte Türk mürettebatın da çok sevdiği bir asker olan Müşavir Komutan Yüzbaşı Rudolf Firle dışında ikisi subay 11 Alman personel daha görev yapıyordu. Toplam mürettebat 94 kişiydi.

11 Mayıs gecesi Güney Grubu Muharebe İdare yerine giden Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey ve Yüzbaşı Firle, etrafı inceler. Firle, o geceyi şöyle anlatıyor:

…Gece saat 22.00’de Ahmet ile birlikte üstü kapalı dehlizlerden gerçek gözetleme yerine gittik. Bütün Boğaz panoraması olanca ihtişamı ile gözümüzün önündeydi. Boğaz girişi düşman gemilerinin ışıkları ile parlıyordu. Bu ışıkları görünce insan kendini Kiel’deki yelken haftasında zannediyordu. Hedefimiz olan Morto Koyu altımızda idi. Koy girişinde yatan bir zırhlı ışıldakları ile sahili aydınlatıyor ve arada bir ağır topları ile mevzilerimize ateş ediyordu. Zaman zaman İngilizlerin attıkları tenvir mermileri yükseliyordu. Koruma olarak da bir muhrip zırhlının açığında dururken ikinci bir muhrip ise kıyının arasında yatıyordu. Saat 03.00’te yorgun argın gemimize döndük. (Bülent Eryavuz Arşivi)[2]

Muavenet-i Milliye

Muhrip Komutanı Ahmet Saffet Bey’in yola çıktıktan sonra sık sık danışıp yardım istemesi nedeniyle geminin komutasını fiilen üzerine alan ve emirleri veren Yüzbaşı Firle, Morto Koyu’nda Goliath’ın batmasıyla sonuçlanan saldırıyı Donanma Komutanı Alman Amiral Souchon’a şöyle rapor etmiştir:

…Saat 01.15’te pruvamızda 200 metre kadar mesafede bir gemi ışıldakla bize 202 işaretini gönderdi. Emir üzerine vandrabandra da aynı işaretle cevap verdi. Ben de megafonla kovanlara “ateş serbest!” emri verdim.

Goliath

Önce baş kovan arkasından sırayla merkez ve kıç kovanlar ateşlendi. Arka arkaya üç şiddetli infilak duyduk. Birinci torpido köprü hizasından, ikinci arka baca hizasından, üçüncüsü de kıç omuzluktan vurdu. Gemi ilk patlamada hemen sancak tarafına yattı. Kıç direk hizasında büyük bir patlama oldu, herhalde arka cephanelik patlamıştı.

Etrafta büyük bir sessizlik vardı, ne kimse bağırıyor ne de başka bir hareket görülüyordu. Ne muhriplerde ne de vurduğumuz geminin arkasında yatan zırhlıda (HMS Cornwallis) bir hareket oldu. Sanki herkes şaşkınlıktan donmuş gibiydi. İkinci torpido atılırken hemen iskele alabanda ve tam yol kıyıya yöneldim.

…Arkamızda bütün ışıldaklar geminin battığı sulara çevrilmişti ve birçok gemi yardıma geliyordu. (Bülent Eryavuz Arşivi)[3]

İngiliz HMS Goliath zırhlısı, 750 kişilik mürettebatından 570’ini de beraberinde götürerek iki dakika içinde battı.[4]

Muavenet Personeli

Goliath’ın hedef alınışı ve batırılışı, perde arkası bilgileriyle donatılmış olarak, Şerif Günalp’in anılarında[5] da detaylı olarak bulunuyor. Ancak ne Şerif Günalp ne de Yüzbaşı Rudolf Firle anılarında “sis” faktörüne yer veriyor. Hattâ anlatımlardan görüşün gayet açık olduğu da anlaşılmaktadır. Ama Ian Hamilton koca zırhlıyı kaybetmenin üzüntüsünden midir bilinmez, günlüğüne farklı bir detay düşmüş:

…Hava sıcak ve gök bulutsuz, deniz çarşaf gibi. Dün geceki yoğun sis sırasında bir Türk torpidobotu Çanakkale Boğazı’ndan sızıp Goliath zırhlısını torpilledi. Bu konuda henüz fazla bir bilgi almış değiliz. Düşman madalyayı kazandı. Kahrolsunlar! [6]

Hamilton bir konuda haklıydı. Gerçekten de Muavenet-i Milliye personeli bu büyük başarının ardından onurlandırılmıştır. Korvet kaptanlığına terfi eden Yüzbaşı Ahmet Saffet Bey ve Yüzbaşı Rudolf Firle kılıçlı altın imtiyaz madalyasıyla, diğer subay ve erler kılıçlı gümüş imtiyaz madalyasıyla ödüllendirildi.

12-13 Mayıs gecesi gerçekleşen bu saldırı, İngilizlerin artık filo desteğinden yoksun kalacağının da habercisiydi sanki.

Gerisini yabancı kaynaklardan takip edelim.

İtilaf Devletleri Donanma Komutanlığı Alman denizaltılarının Çanakkale Boğazı’na yaklaştığına ilişkin istihbarat almıştı. Ian Hamilton da hatıralarında 11 Mayıs günü Amiral de Robeck’in görüşmek üzere yanına geldiğini, iki Alman denizaltısının bölgeye girmekte olduğu doğrultusunda haber alındığını yazmaktadır.[7]

Goliath’ın batırılmasıyla birlikte bu istihbarat raporu da ele alındığında, Londra’daki Savaş Kabinesi’nde panik yaşandığını söylemek yanlış olmaz. Londra’dan filonun en kıymetli gemisi olan Quenn Elizabeth’in derhal geri gönderilmesi emri gelir:

İngilizler Quenn Elizabeth’i derhal geri çekti. Amiral Thursby 18 Mayıs’ta aynı gerekçelerle Prince of Wales, Implacable ve London’un takip ettiği Quenn zırhlısıyla ayrıldı. Onlara eşlik eden destroyerler ve hafif kruvazörler de, bu savaş gemileriyle birlikte gitti. Hiçbiri Çanakkale Boğazı’na bir daha dönmeyecekti. [8]

  • Tayfun ÇAVUŞOĞLU

DİPNOTLAR:

[1] Bu makalenin genel derlemesinde kullanılan kaynak: Tayfun Çavuşoğlu, “Çanakkale 1915 – Yalanlar, İftiralar, Polemikler”, Kastaş Yayınevi, 1. Baskı İstanbul 2014

[2] Bülent Eryavuz’un Erol Mütercimler’e verdiği arşivde çok değerli bilgiler bulunmaktadır. Muavenet-i Milliye’nin HMS Goliath’ı batırmasının hikâyesini özetlerken, Erol Mütercimler’in kitabından yararlanılmıştır: “Korkak Abdül’den Jolly Türk’e –Gelibolu 1915”, s.310-317)

[3] Bülent Eryavuz Arşivi’nden Erol Mütercimler, “Korkak Abdül’den Jolly Türk’e –Gelibolu 1915”, s.314

[4] Corbett, Naval Operation V2, s. 406-408 (Robin Prior, “Gelibolu, Mitin Sonu”, s. 208)

[5] Erol Mütercimler, “Korkak Abdül’den Jolly Türk’e –Gelibolu 1915”, s.315-316. Bu konuda daha fazla detay isteyenler mutlaka bu eseri edinmeli.

[6] Ian Hamilton, “Gelibolu Hatıraları 1915”, s.157

[7] Ian Hamilton, “Gelibolu Hatıraları 1915”, s.156

[8] Robin Prior, “Gelibolu, Mitin Sonu”, s. 208

KAYNAKLAR:
Erol Mütercimler, “Korkak Abdül’den Jolly Türk’e –Gelibolu 1915”, Alfa Yayınları, Cep Baskı 1-2, Mart 2009.
Robin Prior, “Gelibolu, Mitin Sonu”, Akılçelen, Ankara 2012
Ian Hamilton, “Gelibolu Hatıraları 1915”, Örgün Yayınları, 2. Baskı, 2006
Tayfun Çavuşoğlu, “Çanakkale 1915 – Yalanlar, İftiralar, Polemikler”, Kastaş Yayınevi, 1. Baskı İstanbul 2014

BİYOGRAFİ DOSYASI /// II. Dünya Savaşı Bittikten Sonra 30 Yıl Daha Savaşmaya Devam Eden Japon Askeri : Hiroo Onoda


II. Dünya Savaşı Bittikten Sonra 30 Yıl Daha Savaşmaya Devam Eden Japon Askeri : Hiroo Onoda

Düşünsenize; II. Dünya Savaşı’nda bir askersiniz. Savaş bitiyor ama savaşın bittiğinden 30 yıl haberiniz olmuyor ve savaşmaya devam ediyorsunuz. İşte Hiroo Onoda’nın böyle ilginç bir hikayesi var.

onoda ikinci dünya savaşına kadar çeşitli işlerde çalışıp sıradan bir yaşam sürüyordu, ta ki 1944 yılına kadar…26 aralık 1944 tarihinde 2. dünya savaşında ülkesine yardım etmek için filipinler’deki lubang adası’na gönderildi.

onoda, japon askeri istihbaratına bağlı nakano (bkz: nakano school) okulunda, futamata adı verilen komando sınıfında yer aldı ve gerilla taktikleri ile hayatta kalma konularında uzmanlaştı.

hiroo’nun komutanından aldı emirler kısa ve netti:

– adadaki düşman aktivitelerini durdurmaya yönelik her şeyi yapacak.
– yakalanmayacak, gerekirse kendi canını alacak.

hiroo adaya vardığında oraya daha önce gönderilmiş askerler ile birlikte savaşıyordu fakat günden güne sayıları azalıyordu. birçoğu ölüyor ya da yakalanıyordu.

gerçekler onoda’nın yüzüne vurduğunda sadece 4 kişi kalmışlardı. bu şekilde aktif olarak savaşmaları çok zordu çünkü 4-5 günde bir yer değiştiriyorlardı. yemek için avlanmak zorundaydılar.

onoda bunları gördü ve adamlarını dağlara çıkardı. bölgede çok yağış olduğu için dağlara kimse uğramıyordu, bu da onlara uzun süreli bir kamp yeri kurmaya imkan sağlayacaktı.

üzerinden bir hayli zaman geçmiş ve 4 kişi hayatta kalma mücadelesi vermeye devam ediyordu. tabi bu esnada savaş biteli 4 yıl olmuş, tekrardan barış sağlanmıştı. o yıllarda iletişim kısıtlı olduğu için japonlar ve amerikalılar, pasifik’te ulaşılamayan kişiler olacağını tahmin ederek, onoda’nın bulunduğu ada gibi birçok yere savaşın bittiğine dair broşürler attırmıştı. onoda’da broşürleri görmüş fakat bunların amerika’nın bir oyunu olduğunu düşünerek inanmamıştı.

yıllar zorlukla geçerken, 4 kişiden akatsu’nun teslim olması ile birlikte ekibin sayıları üçe düşmüştü. onoda ve arkadaşları akatsu’yu teslim olurken görmüş ve düşmanın onu sıcak karşılamasından dolayı akatsu’nun düşmanla anlaşma yaptığı sonucuna varmıştı.
teslim olduktan sonra akatsu, aslında savaşın yıllar önce bittiğini öğrenmiş ve onoda ile kalanlardan yetkililere bahsedince, yetkililer durumu çözmek için seferber olmuşlardı.

yapılan onca denemeye karşılık onoda ve arkadaşları bunlara inanmamaya devam ediyordu.
hatta adanın çevresinde dolaşan bir uçak kalan askerlerin arkadaşlarından gelen mektuplar ile fotoğrafları adaya atmış fakat onoda bunların düşmanın akıllıca planlanmış bir oyunu olduğu düşünmüştü.

tarih 1954 yılını gösterdiğinde ekipten shimada vurularak öldürülür. bundan 7 gün sonra adanın çevresine yerleştirilen hoparlörlerden geriye kalan iki kişi onoda ve kazuka için yayın yapılmaya başlanır. “onoda, kazuka savaş bitti!”

onoda bunun açıkça bir amerikan oyunu olduğunu düşünüyordu çünkü arkadaşları shimada, lokal polis tarafından vurularak öldürülmüştür.

fakat bunlara rağmen onoda ve kazuka, bir gün japonların adaya geri gelip kontrolü amerikalılardan alacaklarını düşünmeye devam ediyordu.

bu esnada yıllar geçer ve onoda ile kazuka hala yakalanamamıştır. pirinç tarlalarını yakmak gibi küçük aktiviteler ile gerilla savaşına devam ediyorlardır. filipinliler ve japonlar ise onoda ve kazuka’ya savaşın bittiğini anlatmaya çalışıyorlardır fakat yaptıkları hiçbir şey onoda’ya savaşın bittiğini inandıramıyordur.

bir seferinde onoda’nın öz kardeşi japonya’dan gelerek hoparlörlerden konuşur, onoda’ya pes etmesini söyler. o esnada onoda bulunduğu mesafeden kardeşinin yüzünü seçemiyordu ve bunun da bir oyun olduğunu, amerikalıların kurnazlık konusunda kendilerini aştığını düşünüyordu. onoda, sesi birebir kardeşine benzeyen başka bir japon’u getirip zorla konuşturduklarına inanmıştı.

onoda’nın düşüncesine göre; japonya asla son kişi ölene kadar teslim olmayacaktı ve hala yaşayan bir japon olduğuna göre savaş devam ediyordu.

1965 yılında onoda ve kazuka pekin’den gelecek raporları dinlemek için bir radyo çaldılar. işin garibi bu ikili zihinlerinde halen 1945 yılında sıkışıp kalmıştı ve hala radyodan askeri konuşmaları duyacaklarını düşünüyorlardı. ikili radyoyu açtığında at yarışları gibi şeyleri dinlediler ama hala bunların hala bir oyun olduğunu düşünüyorlardı. *

yıllar geçiyor ve kazuka ile onoda’nın savaşı devam ediyordu. bir gün bölgede bulunan pirinç yığınlarını yakmaya karar verdiler ve tarih ekim 1972’yi gösteriyordu. savaşın biteli 27 yıl olmuş, bütün düzen değişmişti. yapacakları bu eylem aslında büyük bir hataydı çünkü polis devriyesi yakınlardaydı. eylemi yaparlarken polis kazuka’yı iki kere vurdu ve kazuka öldü.

yıl 1974 olduğunda onoda adada tek başına yaşamaya devam ediyordu ve burada ölmeye hazırdı. cephanesi gitgide azalıyordu ve açlık yaşamının bir parçası olmuştu. ateş yakmak için barut kullanıyor, eski lastikler ile bambu parçalarından kendine kıyafet ve barınak yapıyordu. çürüyen giyeceklerini bambudan yaptığı yamalar ile yamalıyordu.

aynı yıl ormanda bir çadırda tek başına yaşayan genç bir öğrenci olan suzuki ile karşılaştı. suzuki japonya’dan ayrılmış ve dünyayı gezmek için yola çıkmış genç bir üniversiteliydi.

bu ikili geçen süre içinde arkadaş oldular ve suzuki onoda’ya her şeyi anlattı. onoda halen inanmıyordu ve inanmasının tek yolunun onu bu göreve atayan binbaşı taniguchi’nin gelip emir vermesi olduğu söylüyordu.

suzuki ordan ayrıldı ve binbaşı yoşimi taniguchi’yi bulacağına söz verdi. yaptıda…

9 mart 1974 yılında, üstü başı paramparça olan onoda, taniguchi’yi tanır tanımaz selama durdu: “teğmen onoda göreve hazır, komutanım" arisaka’99 model tüfeğini ve yalnızca 500 adet kalan mermisiyle birkaç el bombasını komutana teslim etti.

böylece 10 mart 1974’te saat 15:00’de binbaşı yoşimi taniguchi’nin emriyle teğmen onoda’nın ikinci dünya savaşı sona ermiş oldu. 23 yaşında savaşa katılan onoda teslim olduğunda tam 52 yaşındaydı.

suzuki ve onoda yıllar boyu arkadaş kaldılar,

onoda sağlığına kavuştuktan sonra no surrender: my thirty-year war adında bir otobiyografi yazmıştır. sonrasında evlenip brazilya’ya taşınmıştır. bir gün haberlerde japon bir gencin ailesi tarafından öldürüldüğünü okuyunca ülkesine dönüp “onoda doğa okulu” adında bir okul kurarak gençlere doğa konusunda eğitim vermeye başlamıştır.

2014 yılında da 92 yaşında geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirir.

SAVAŞLAR DOSYASI : Tarihte Savaşları Kazanabilmek Adına Yapılmış Çakallıklar (+ 18 ARGO İÇERİR)


Tarihte Savaşları Kazanabilmek Adına Yapılmış Çakallıklar

Dünya’nın bugünkü sınırlarına ulaşması kanlı savaşlarla oldu. Teknolojinin henüz ilerlememiş olması ve savaşların daha zorlu olması bu dönemlerde yaratıcılık ve çakallığı da zorunlu kıldı. Tarihteki savaşlarda yapılmış inanılmaz çakallıkları Sözlük yazarı "alebahad" aktarıyor.

insan evladının ne kadar çakal olabileceği.

1.Dünya Savaşı’nda kullanılan u-boot Kaynak: glogster.com

1. dünya savaşındayız. alman denizaltılarının avrupa karasularında müttefiklerin canına ot tıkadığı vakitler. çünkü ingiliz, fransız ve amerikanların alman u-bootlarına karşı koyacak denizaltıları yok. ingilizler biraz basit bir yöntem geliştirirler. sandallarla usul usul yüzeye çıkmış alman denizaltılarına sinsice yaklaşıp periskoplarına ya çuval geçirirler ya da kırarlar. şaka gibi. eh kör olan denizaltı mecbur su yüzeyine çıkarr ve böylece vurulmaları daha kolay olur. vay amk! çuval geçirme denince canım sıkıldı şimdi.

bu kez timurlenk yani "topal timur" lakaplı timur dönemindeyiz. hani şu savaş meydanlarında kellelerden kuleler diken imparator. hindistan’ı istila ederken karşısında 120 kadar filden oluşan bir orduya denk gelir. hayvanları çok iyi bilen timur ordusundaki develeri toplayıp hepsinin sırtlarına ateşler bağlayıp fil ordusunun üstüne salar. ateşten çok korktuğu bilinen filler panikleyerek kendi ordusunun büyük kısmını bozguna uğratır. timur savaşı kazandığı gibi filleri ele geçirip bir de üstüne fil ordusu sahibi olur.

2. kambises* ise daha denişik hacı. pers imparatoru kendisi ve mısır seferinde karşısında firavunun ordusu çıkınca ordusunun ön saflarındaki tüm kalkanlara kedi resimleri çizilmesini ve toplattığı yüzlerce kedinin kalkanlara, zırhlara bağlanmasını emreder. çok önem verdikleri, kutsal saydıkları kedilere ok atmayı reddeden mısır okçuları bunun bedelini ölümleri ile öder. çakaaal!

hastein ise bir viking lideri. derdi roma şehrini ele geçirmek(yuh amk). fakat bir sıkıntı var çünkü viking ordusu genelde köyleri kasabaları yağmalamakta çok daha iyi. yüksek surlarla çevrili bir şehri yağmalamak konusunda pek uzman değiller. ama çakallıkta uzmanlar hacı. hastein kendisini bir tabutun içine koyar ve askerleri de cenaze merasimi için tabutu taşıyan mahalleli kılığına girerler. böylece sallana sallana şehrin duvarlarını aşmış olurlar. plan işe yarar ve şehri böylelikle istila edip yağmalarlar ancak çok büyük bir hata yapmışlardır. istila ettikleri şehir roma değil luna şehridir ve bu büyük çakallık barındıran plan deşifre olmuştur. yazık. truva filmini mi izlemiş la bunlar yoksa? ama komik lan bunlarınki, yanlış şehri istila etmek ne demek amk? yuh! zaten hastein bu utançla yönünü ingiltere’ye yani adaya çevirmiş acısını onlardan çıkarmıştır. gerçi belli olmaz belki de irlanda’yı işgal ettiğini sanıyordur. ehehe!

bu kez çin’deyiz. general zhuge liang birazdan öğreneceğiniz gibi çakalın önde gidenidir. usta bir komutandır, askeri deha sayılır o dönemde. bir defasında savunduğu şehirde sadece 100 askeri vardır ve istilaya gelen ordu 150.000 askerden oluşmaktadır. boş kale taktiği denen şeyi uygular bizim general. ney? tüm askerlerine gizlenmelerini, kale kapılarının sonuna dek açılmasını ve kaleye giriş yollarının süpürülmesini emreder. kendisi de ana girişi görecek yerde bir platformda oturur ve eline aldığı sazı* usul usul çalarak beklemeye koyulur. istilaya gelen ordu bu generalin daha önceden bildikleri üstün savaş zekasını da hesaba kattıklarından önce bir duraklar. "noluyo amk? sakata gelmeyek la" nidaları ile duran işgalci ordu, bunun bir tuzak olduğunu düşünür. bu riskli boş kale taktiği işe yarar ve işgalci ordu geri çekilir. yuh amk kafaya bak sen! insan önce 200-300 kişi gönderir lan? ancak bu boş kale taktiğini ilk halısaha maçında deneyeceğim canlar. yer mi yer belli mi olur amk! takımdakiler dövmezse iyi.

son olarak kış günü rusya’ya işgale hazırlanan ahmaklardan gelsin. lan ben kış günü halısaha maçına gitmiyorum arkadaş. neyse, haçlı ordusu kendilerini çok üstün gördüklerinden kuyruklarının titreyeceğini bilmeden kış günü rusya’ya dalarlar. tam donanımlı haçlı ordusu karşısında hafif zırhlı rus ordusunun açık cephe savaşında hiç şansı yoktur. götüm götüm geri çekilirler ve donmuş peipus gölünde düşmanı beklerler. çakallaar sizi! tanrı’nın askerleri olduklarını düşünen haçlı ordusu haldır haldır peşlerinden girerler savaş alanına. donmuş gölün üzerinde saldırıya geçen haçlılar ağır zırhları yüzünden teker teker kırılan buz ile suya batar. onların bu halleri sonrası rus ordusu önce müthiş bir ok sağanağı ve sonrasında yaya askerlerle saldırıya geçer ve haçlıları darmadağın eder.

film gibi, masal, hikaye gibi değil mi?

edit: film değil masal değil yahu. uyarılar üzerine kaynaklar:

timur
pelusium savaşı
şaşkın viking hastein
boş kale taktiği
buz gölü savaşı

İRAN DOSYASI /// ERCAN CANER : İran, Türkiye – Irak Savaşını Önleyebilir mi ???


İran, Türkiye – Irak Savaşını Önleyebilir mi ???

ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

16 Kasım 2016

Yazar: Saeid Jafari

Çeviren: Ercan Caner 16 Kasım 2016

Protestocular 14 Ekim 2016 günü Basra’da icra edilen bir gösteri esnasında, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın posterini parçalıyorlar. Foto: REUTERS / Essam Al-Sudani)

TAHRAN, Iran — ‘‘Bana hakaret ediyorsun. Sen benim muhatabım değilsin, karatımda değilsin, kalitemde değilsin. Kim bu? Irak’ın başbakanı… Irak’tan istediğin gibi bağırmaya devam et! Bu hiçbir şeyi değiştirmeyecek! Biz bildiğimizi okuyacağız’’ bu sözler, 11 Ekim 2016 tarihinde, iki komşu ülke arasındaki gerilimin artması üzerine, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından, Irak Başbakanı Haider al-Abadi için söylenmiştir. Bir zamanlar komşuları ile ‘‘sıfır sorunu’’ olan Türkiye’nin şimdi bütün komşularıyla olan ilişkileri gergin bir durumdadır.

Bir önceki Irak Başbakanı Nouri al-Maliki ile sayısız problemler yaşayan Erdoğan, Abadi’nin iktidara gelmesini desteklemiştir. Gerçekten de birçok gözlemci Abadi’nin iktidara gelmesi sonrasında, Maliki tarafından tırmandırılan iki komşu ülke Irak ile Türkiye arasındaki gerilimin azalacağını beklemiştir. Bununla beraber Erdoğan’ın, tıpkı bölgedeki diğer komşularıyla olduğu gibi gerilimi sürdürme kararlılığında olduğu görülmektedir. Türkiye’nin komşuları olan Suriye, Ermenistan, Mısır, Rusya, İran ve Irak ile olan ilişkilerinin durumu, Ankara’nın Erdoğan’ın gözetimindeki dış politikalarında kafasının karışık olduğunun bir göstergesidir.

Türkiye ile olan gerginliklere rağmen Tahran, Ankara ve Bağdat’ı, iki ülke arasındaki artan savaş söylemlerinin ortasında birbirlerine yaklaştırabilecek iyi bir konumdadır. Fakat İran bu çabasında başarılı olabilir mi?

Türkiye’nin Irak’taki askeri varlığıyla ilgili son tartışma, bazı açılardan geçmişteki olaylardan farklı da olsa, sıklıkla tekrarlanan temel bir özelliğe sahiptir: Türkiye’nin Suriye’de oynadığı rolü hatırlatmaktadır. Ankara Suriye Başkanı Bashar al-Assad’ı istifa etmesi yönünde ciddi şekilde uyaran ve aynı zamanda Suriye’ye bir askeri harekat düzenlenmesini öneren ilk başkentlerden bir tanesidir. Türkiye’nin bu taleplerinin hiç birisi gerçekleşmemiş, bu durum da Türkiye’yi daha zorlayıcı bir politika benimsemeye zorlamıştır.

Bütün bunlar, Türkiye’nin Irak ve özellikle Musul konusundaki yeni yaklaşımının, Suriye’de kaybetmesiyle ilgili olduğu ihtimalini ön çıkarmaktadır. 23 Ekim 2016 tarihinde Bursa’da yaptığı bir konuşmada Erdoğan, Musul kentinin tarihsel olarak Türkiye’ye ait olduğunu açıklamıştır. Erdoğan bu cümleleri Irak’ın Musul meselesini kendi başına halletme imkan ve kabiliyetinin olmadığı gerçeğine dayandırmaktadır. Bu yeni Türk yaklaşımı, Irak’taki değişik gruplar arasında nadir görülen bir politik bütünleşmeye neden olmuştur. Abadi’den, Şii imam Muqtada al-Sadr’a kadar bütün liderler Türk cumhurbaşkanının söylemlerini kınamışlardır.

Anahtar sorulardan bir tanesi, bu gelişmelerin yaşandığı bir ortamda, İran’ın Türkiye’ye karşı takınacağı pozisyonun ne olacağıdır. Kimliği gizli kalmak koşuluyla, Al Monitor’a açıklamada bulunan üst düzey bir İranlı diplomat; ‘‘Türkiye Halep’te istediklerini başaramadı ve şimdi aynı şeyleri Irak ve Musul’da yapmak istiyor, Bununla beraber doğal olarak Ankara Irak’ta daha iyi bir sonuca ulaşamayacaktır’’ ifadelerini kullanmıştır.

Türkiye’de hükümet yanlısı günlük Diriliş Postası, 16 Ekim 2016 günü, İran’ı, Akdeniz’e ulaşmak maksadıyla iki asırdır İslam dünyasında kan dökmekle itham ederek, İran’ın Musul’da bir katliam yaptığını öne sürmüştür. Sonraki günlerde, İran’ın bu katliamları tam olarak ne zaman yaptığına ve haberin kaynağına dair aynı gazeteden herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Hatta, Diriliş Postasında yayımlanan makale, Türkiye’nin İran’a karşı yeni ortaya çıkan olumsuz yaklaşımının bir göstergesi de olabilir.

Irak ve Suriye’deki son gelişmelere bakıldığında Ankara, genel olarak bölgede aktif bir rol oynama yönündeki çabalarının sonunda başarısızlıkla sonuçlandığını görmektedir. Türkiye’nin Irak ve Suriye çatışmalarına dahil olması, medyanın dikkatini çekmiş olsa da sonunda, özellikle de askeri bağlamda, Türkiye açısından somut bir kazanım getirmemiştir. Bu nedenle büyük resme bakıldığında, Erdoğan’ın bu yeni yaklaşımının, bölgedeki genel durum hakkında Abadi ve Birleşik Devletlerin yaklaşımlardan duyduğu memnuniyetsizliği yansıttığı görülmektedir. Bu durumun Erdoğan’ı kendi başına hareket etmeye ve Batıyı beklemeden, Irak ile Suriye’deki hedeflerini gerçekleştirmeye yönelttiği görülmektedir.

Al Monitor, Politik ve Uluslararası Çalışmalar, Foreign Ministry düşünce kuruluşunda, Orta Doğu Çalışmaları Grubu başkanı olan Alireza Miryousefi ile görüşmüştür. Miryousefi yaptığı açıklamada; ‘‘Maalesef, Arap Baharı sonrasında Türkiye bazı yanlış değerlendirmeler yapmış ve hızlı pozisyonlar almıştır. Şimdi ise, son beş yıldır yaptığı hataların sonuçlarıyla uğraşmaktadır. Sınırların yasallığını sorgulamak veya Sykes-Picot Antlaşmasının gerekliliği hakkında konuşmak yapıcı pozisyonlar olarak görülmemektedir. Burada olumlu olan nokta, İran gibi Türkiye’nin de bölgedeki istikrardan büyük fayda sağlayacağı gerçeğidir. Bu nedenle İran, üst düzey diplomatik görüşmeler aracılığı ile, bölgedeki farklı politik yaklaşımlar arasındaki boşlukları kapatmak için elinden gelenin en iyisini yapmak için çaba göstermelidir.’’ İfadelerini kullanmıştır.

22 Ekim 2016 günü canlı bir TV programında Türk Başbakan Binali Yıldırım, Türkiye’nin sürekli olarak, Irak ve Suriye’deki krizlere bir çözüm bulmak umuduyla İran’a el uzattığından bahsetmiştir. Bununla beraber, Türkiye’nin Suriye’den çekileceğine dair hiç bir işaret yoktur ve Erdoğan da hareket tarzını değiştirecek gibi görünmemektedir. Türkiye mevcut yaklaşımını sürdürürse İran’ın reaksiyonu ne olacaktır? İran, Bağdat ve Ankara arasında arabulucuk yapma girişiminde bulunacak mıdır?

Irak Kürt Rudaw haber kanalına 30 Ekim 2016 günü bir açıklama yapan, İran dini liderinin danışmanı Ali Akbar Velayeti, Türkiye ile Irak arasında olası bir savaşı engellemek maksadıyla İran’ın arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu bildirmiştir.

Bu arada İran Dış İşleri Bakanlığından bir üst düzey yetkili de, isminin açıklanmaması koşuluyla, İran’ın sürmekte olan durumla ilgili arabulucuk yapmaya hazır olduğunu, bu yönde birkaç girişimde de bulunduğu açıklamasını yapmıştır. Irak ve Musul’daki meseleleri askeri güç kullanarak ve kendisinin uygun gördüğü şekilde halledebileceğini değerlendiren Türk tarafı ise İran’ın bu teklifine ilgi göstermemektedir. Bununla beraber böyle bir çözümün olamayacağına tek inanan İran İslam Cumhuriyeti değildir, bölgedeki gerçekler de Türkiye’nin planlamakta olduğu yaklaşımın gerçekçi olmadığını açıkça göstermektedir.

Bu düşüncelere katılan eski üst düzey İranlı diplomat Nosratollah Tajik, günün sonunda daha fazla Türk pragmatizmi tahmininde bulunmaktadır. Eski Ürdün elçiliği görevinde bulunan Tajik, Al Monitor’a yaptığı açıklamada; İran ve Türkiye’nin Musul kentiyle ilgili farklı yaklaşım ve hedefleri olduğunu aktarmıştır. Türkiye’nin Musul hakkındaki tarihsel iddiaları durumu daha da karmaşık bir hale getirirken, İran’ın isteği, Irak hükümetinin Musul’daki savaşı kazanarak IŞİD terör örgütünün ana üslerinden bir tanesini imha etmesi yönündedir. Türkiye saldırgan ve yıkıcı bir yöntem izleyecektir fakat önünde sonunda, daha büyük bir pay kapma çabasında olduğu yeni düzeni de kabul etmek zorunda kalacaktır.

Çevirenin Notu: Yazıda ifade edilen görüşler yazarın görüşlerini yansıtmaktadır. Bu analizin çevrilmesi, çevirenin yazarın düşüncelerini paylaştığı anlamına gelmemektedir. Türkiye’nin Musul kenti üzerinde tarihsel hakları vardır ve akılcı bir politika ile Türkiye, Irak ve Suriye bataklıklarından en kısa zamanda ve en az zarar görecek şekilde kendisini kurtarmalıdır. Yazının orijinaline aşağıdaki linkten erişebilirsiniz.

LİNK : http://www.al-monitor.com/pulse/originals/2016/11/iran-mediator-iraq-turkey-tension-mosul-operation.html#ixzz4OrRf7h97

Yazar: Saeid Jafari İranlı gazeteci ve analiz uzmanıdır. Aseman, Khordad, Mosalas ve Mehrnameh gibi İran yayın kuruluşlarında çalışmıştır. Haftalık yayımlanan Seda dergisi uluslararası ve diplomaik bölümünün editörüdür. Khabar Online için de çalışmaktadır. İngilizce makaleleri Iran Review’ da yayımlanmaktadır. Twitter: @jafariysaeid

Çeviren: Ercan Caner Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Yüksek lisans derecesini 2012 yılında Gazi Üniversitesi’nden Avrupa Birliği – Türkiye İlişkileri alanında alan Caner, halen Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında Haliç Üniversitesi’nde doktora tez çalışmalarını sürdürmektedir. Bir yazılım firmasında proje yöneticisi ve havacılık projeleri alan uzmanı olarak çalışan Caner, Asliye Ceza Mahkemelerinde havacılık bilirkişisi görevini de yürütmektedir. Yazı ve çevirilerini academia.edu ve sunsavunma.net sitelerinde paylaşan Caner evli ve iki çocuk babasıdır. İngilizce bilen ve Fransızca okuyabilen Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 39 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO savunma sektör deneyimlerine sahiptir.

E-posta: ercancaner Twitter: @ercancaner1963