SAVAŞLAR DOSYASI /// Naci Beştepe : Yunanistan Türkiye ile savaşabilir mi ???


Naci Beştepe : Yunanistan Türkiye ile savaşabilir mi ???

21 Haziran 2020

Son günlerde Yunanistan’dan Türkiye’ye yönelik çatlak sesler çıkmaya başladı.

Yunanistan’ı çatlatan Türkiye’nin özellikle Doğu Akdeniz’deki etkinlikleri.

Bunların başında Libya ile yaptığımız Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) antlaşması geliyor.

Hazmedemiyorlar.

Ardından gelen önemli etkinlik de doğal gaz ve petrol arama girişimlerimiz.

NE DEDİLER?

Yunan Başbakan Miçotakis, geçen hafta İsrail’e yaptığı ziyarette,

  • Türkiye’nin yayılmacı boru hattı hayallerinden vazgeçip, bizimle mahalle kabadayısı gibi değil de eşit ve yasalara uyan bir ortak olarak işbirliği yapmasını memnuniyetle karşılarız,

Kendileri İsrail ve GKRY ile sondaj çalışmaları yaparken, Türkiye’nin Girit, Rodos ve Kerpe adalarının güneyinde petrol-doğal gaz aramak için ruhsat başvurusunda bulunmasını yayılmacılık olarak niteledi.

Miçotakis bu konuda ülkemizi AB’ne şikayet ederek provakatif davranmakla ve kendisine ilaveten AB ile de krizi tırmandırmakla suçladı.

Miçotakis aklınca AB’yi yanına çekmek için Türkiye’yi ortak düşman gösteriyor.

6 Haziran 2020’de,Yunan Savunma Bakanı Nikos Panagiotopoulos,

  • Her türlü senaryoya hazırlanıyoruz. Elbette bu olasılıklar arasında askeri müdahale de var. Bunu yapmak istemiyoruz, ancak egemenlik haklarımızı azami derecede korumak için mümkün olan her şeyi yapacağımızın anlaşılmasını sağlamak istiyoruz,

Bakan bir soru üzerine, askeri çatışmaya tam olarak hazır olduklarını ifade etti.

19 Haziran 2010’de, Yunan Gnkur. Bşk. Konstantinos Floros,

  • Kim Yunan topraklarına saldırırsa, önce yakacağız, sonra gidip kim olduğunu göreceğiz. Yunan Silahlı Kuvvetleri ile çatışan herkes, ağır bir bedelle ayrılacağını bilmelidir. Diyalog istiyoruz ama eşit şartlarda. Ancak Türkiye bunu istemiyor” dedi.

Floros ötekilerden bir adım ileri giderek Türkiye’nin taarruzu halinde bedelini ödeteceğini bununla da yetinmeyip Türkiye topraklarına saldıracaklarını ifade ediyor.

Vay, vay, vaaay!

Neler de yaparlarmış?…

NE SÖYLETİYOR?

Üst ağızdan bunları söyleten nedir Yunanlara?

TELE-1 ‘de üç denizcimizin katıldığı programda bu soruya iki yanıt verildi.

Birisi, TSK’nin kumpas davalar ve 15 Temmuz darbe girişimi sonucunda önemli personel kaybı yaşadığı ve bu yüzden caydırıcılığını kaybettiği savı idi.

Haklılık ve doğruluk payı olmakla birlikte bu sava katılamayacağım. Gerekçemi son bölümde açıklayacağım.

Diğer gerekçeyi E. Dz.Kur.Alb. Ali Türkşen çok kısaca söyledi,

  • Türkiye’den korkuyorlar.

Aynı kanıdayım.

Bu konuda çok güzel bir ata sözümüz var, “Isıracak köpek havlamaz!”

Tam bu durum için söylenmiş gibi.

Yunanlar fanatik bir ulus. Ancak içlerine Türk/Türkiye korkusu işlemiş.

Bulgaristan’da askeri ataşe iken Yunan hava ataşesi pilot albay aynen şöyle demişti,

  • Türkiye ile savaşta ölmek istemiyorum.

Bunu bir Türk askerinin ağzından duyamazsınız. Ertesi gün öleceğini bilse, burnunu, kulağını kesseniz söylemez.

Yunan subayı bunu söylüyorsa, boşuna değildir.

KORKUNUN İTİRAFI

Benim anım 30 yıl geride kaldı. Bu yüzden,

  • O günler geçti! diyenler olabilir.

Geçmediği anlaşılıyor.

Bakın, E. Koramiral Stelios Fenekos bir TV programında ne diyor?

  • Türk korkumuzla başa çıkmamıza yardımcı olacak müttefik bulma arzumuz, İtalyan taleplerine boyun eğerek aceleyle ve ödün vererek hareket etmemize neden oldu. Türkiye ile yüzleşme anlamında ise hiçbir şey sunmayan bir anlaşma imzaladık. Aksine, üçüncü tarafların eline koz verdik ve gereksiz yere ulusal konumumuzu zedeledik.

Amiral, Yunanistan’ın İtalya ile yaptığı MEB anlaşmasında, bize karşı hararetle savundukları tezlerinin aksine “adaların MEB’inin olmadığını”ndan hareketle ana karaların esas alınıp orta hattın kabul edilmesini eleştiriyor.

Çok doğru söylüyor, şimdi elimizde çok iyi bir koz daha var.

Peki,korkunun itirafı daha nasıl olabilir?

YAPABİLİR Mİ, YA YAPARSA?

Yunanistan, TSK,

  1. Suriye’de bir kısım kuvvetleri ile harekatta iken,
  2. PKK ile mücadeleyi sürdürürken,
  3. 2012-2016 yıllarında önemli personel (özellikle komuta kademesi ve kurmay kadrosunda) kayıpları yaşamışken

Kendisine karşı koyamayacak güçte olduğu değerlendirmesi ile Doğu Akdeniz’deki girişimlerimize karşılık savaşa kadar tırmanacak saldırgan bir eylemde bulunabilir mi?

Yüksek perdeden atılan tehdit dolu açıklamalarda yapacaklarını söylüyorlar.

Burada duygusal değil mantıklı bir değerlendirme yapmalıyız.

Biz askerler böyle durumlarda ülkelerin milli güçlerini kıyaslarız.

Kıyaslayalım.

Önce cephedeki askeri güçlere bakalım.

Dünya orduları sıralamasında Global Fire Power 2019 raporuna göre , TSK137 ülke içinde 9. sırada iken Yunanistan 27. sıradadır.

Genel hatlarıyla açalım,

Hava ve Deniz güçlerinde sayısal olarak yakınlık vardır. Ancak burada bizim üstünlüğümüz kendi geliştirdiğimiz araç, silah ve cephane ile savaşacak durumda olmamızdır. Azımsanamayacak bir üstünlüktür.

İHA, SİHA ve uzun menzilli roket sistemlerimiz üstünlüğümüzü perçinleyecektir.

S-400’lerin etkinleştirilmesi ile hava savunma alanında önemli bir üstünlük sağlanacaktır.

Kara kuvvetleri açısından kıyaslanmayacak bir üstünlüğümüz vardır.

İnsan gücü açısından genel nüfusta 1/8, savaşacak nüfus bakımından 1/10 üstünlüğümüz vardır. Sayısal üstünlük yanında TSK yıllardır terörle mücadele ve Suriye’deki harekatı nedeniyle daha eğitimli ve deneyimlidir.

Ekonomik güç olarak ülkemiz her ne kadar bir krizden geçmekte ise de Yunanistan yıllardır kriz içindedir ve dış borç açısından çok daha kötü durumdadır. Savaşın uzaması durumunda bu gücün önemi çok daha fazla duyumsanacaktır.

Teknolojik açıdan Türk savunma sanayisinin aldığı yol önemli bir üstünlük alanıdır.

Coğrafyamızın sağladığı derinlik gücümüzü koruma ve saldırganı zayıflatma açısından önemlidir. Yunanistan’ın uluslar arası antlaşmaların yasaklamasına karşın adaları silahlandırması da kuvvetlerini dağıtmasına ve ana kara zararına kuvvet kaybına neden olmaktadır.

Siyasi güç, ülkeyi yönetenlerin diğer ülkelerle geliştirecekleri ilişkiler ve düşman ülke sayısının artmaması açısından önemlidir. Bu konuda kıyaslama yapmakta zorlandığımı söyleyebilirim.

Bu genel tablo bize Yunanistan’ın Türkiye ile savaşa girmesinin, neticesi belli bir çılgınlıktan öteye gitmeyeceğini göstermektedir.

Şu tarihi gerçeği de unutmamak lazımdır. Savaşı kazandıracak olan savaşanların azim ve kararlılığıdır.

En büyük güvencemiz Türk insanıdır. En tehlikeli silahımız insanımızdır.

Türk’ün vatan sevgisi, milletine olan bağlılığı tüm unsurların üzerinde bir üstünlük alanımızdır.

Darbe öncesi ve sonrasında TSK’da meydana gelen personel kayıpları ne düşmanı sevindirecek ne de dostu umutsuzluğa düşürecek boyuttadır. Her geçen gün eksikler tamamlanmış, tamamlanmaktadır.

Her subay astsubayımız eksilenlerin görevlerini yapacak gibi yetiştirilmiş ve yetiştirilmektedir.

Her dönemde böyle olmuştur.

Netice olarak Yunanistan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da söylediği gibi “kuru sıkı atmaktadır”.

Türkiye’ye savaş açması çılgınlıktır.

Savaş zorunlu olmadıkça cinayettir. Yunanistan aklını başına toplamazsa Floros’un dediği gibi gelip buralara bakamayacağı gibi evdeki bulgurdan olması en kuvvetli olasılıktır.

SAVAŞLAR DOSYASI /// Gürsel Tokmakoğlu : Neomedyeval Savaş


Gürsel Tokmakoğlu : Neomedyeval Savaş

18 Haziran 2020

Bir III. Dünya Savaşı olur mu? Gri Savaş veya Soğuk Savaş dedik, ama yeniden değerlendirildiğinde bir başka kavram daha var adından söz etmemiz gereken; bu da Neomedyeval Savaş. Tam da bu zamana denk gelen tanım bu aslında, zira kapsayıcı. ABD, Çin ne tür hazırlıklar içinde? En önemlisi Türkiye neler yapabilir? Görelim.

Başlangıçta hatırlatalım, neomedyevalizm (Neomedievalism) Yeni-Ortaçağcılık demektir. Öyle görünüyor ki Ortaçağın o çirkin yüzü yeniden hortluyor! Kimsenin Ortaçağa dönmeyi niyeti olamaz. Ancak bir çatışma ve rekabet anlayışı içinde o kaotik karmaşayı dikkate alırsak, bunun yöntemsel açıdan kendine göre yararlı olabileceğini düşünenler yok değil.

Yazar Umberto Eco daha 1986 yılında, “Şu anda hem Avrupa’da hem de Amerika’da, Ortaçağ’a yenilenen bir ilgi dönemine tanıklık ediyoruz, fantastik neomedyevalizm ve sorumlu filolojik inceleme arasında meraklı bir salınımla…” diyordu. Aslında bu bir fantastik bakış açısı olmaktan uzak, tam tersine post-modern anlayışlarla insanların aklını baskılayan bir durum.

Neomedyevalizm anlayışından hareketle Neomedyeval Savaş (Neomedieval Warfare) ne demek, buna bakalım. Neomedyevalizm, çıkarların birleştiği alanlarda kendini gösteren devlet merkezli olmayan ve çok kutuplu bir dünya düzeniyle ilgili bir kavramdır. Ne devletlerin yıkılmasını veya anarşinin başlangıcını önceden haber verir ne de böyle bir kaygısı vardır. Bunun yerine, yeni küresel sistem gereği sorunlu olan her meseleyi kendi haline bırakır, kalıcı bozukluğu kabul eder. İşte böylesi kaotik ortamın kabulüyle yaşamın devam etmesi algısı içinde her güç unsuru kendine özgü güç unsurlarını kullanıyor.

Neomedyeval Savaş’tan amaçlananlar neler?

  • Hedef ülkeyi veya bölgeyi fetih değil, içini kemirmek, bozmak.
  • İnsan ve lider bazlı sistemi zehirlemek, suçlamak, baskılamak, istismar etmek…
  • Toplumsal algıda çarpıklıkların, çirkinliklerin, çatışmanın kabul edilebilir marjını geliştirmek.
  • Anarşizmi yaymak.
  • Kaotik ortamı yönetmek.

Şimdi gelenin uluslararası ilişkiler konularına.

RAND Corperation ABD yetkilileri için bir araştırma yaptı. RAND’ın raporuna, eğer bir III. Dünya Savaşı olursa yetkililer bu riske girmeli mi, şeklindeki bir soru olarak da bakılabilir. Sonuç belli, bu riske girmeyin diyor. Raporu incelemek isteyenler inceleyebilir. (RAND Corp. Jacob L. Heim, Benjamin M. Miller, Measuring Power, Power Cycles, and the Risk of Great-Power War in the 21st Century, 2020)

Ancak bizler, savaşa yönelik küresel tırmanmanın ve ABD-Çin ve diğer aktörlerin (başta Avrupa, Rusya ve Hindistan) arasında süren rekabetin sınırının ne olacağını bilmenin mümkün olmayacağı bir süreçte olduğumuzu iyice idrak etmemiz gerekiyor. Aslında dünyanın diğer tarafları açısından sorun da bu noktadan kaynaklanıyor. Çatışma riskleri yönünde nerede duracağı bilinmeyen tırmanma zamanında örneğin Türkiye ne şekilde bir politika izlemeli, hangi hazırlıkları yapmalı.

Kendini stratejist diye tanıtanların bu tür konularla ilgili bir kalem oynattıklarını görmeniz mümkün değildir. Onlar olmuş bitmiş konuların lakırdısıyla ilgilenirler. Onlar için bu izledikleri yöntem hem risksiz hem de kazançlıdır, sempatik olurlar. Sorarsanız, cevaplarıyla gemi azıya alırlar.

Ancak bu tür çalışmalarda ileri bakarak bazı tahminlerin yapılması gereklidir. Kimler arasında, nerede ve ne şekilde riskler ortaya çıkacak, tersi yaklaşımla, ne tür fırsatlar doğacak, bütün bunların belli oranlarda sonuç verecek biçimde hesap edilmesi gerekmektedir. Aksi halde bir kör döğüşü içinde kalmak söz konusu olur.

O zaman bazı noktaları hatırlamakta yarar var. Şöyle sıraya koyalım:

  • Bunların bazıları bilindiği üzere, ABD-Çin arasında, ticaret, teknoloji, siber, nükleer ve konvansiyonel savaş parametreleri yönleriyle tırmanmanın sürdüğü açıktır.
  • Silahlanma alabildiğine artış içinde.
  • Taraflar birbirlerinin büyüme rakamlarını daraltma yönünde (GSYİH’da düşme) çeşitli girişimleri oluyor.
  • Bu noktada hükümetlerin ötesinde güç odaklarının da tersi yönde müdahaleleri söz konusu ve bu durum kaotik sikleri artırıyor.
  • İnsan kaynaklarının ülke yararına verimlilik yönüne değil, tersine kayması açısından girişimler oluyor.
  • Politika kurumlarının ve politikacıların ülke ve bölge yararına değil, tersine hareket edecek tarzda çaba içinde olmasını sağlayacak manevralar yapılıyor.

Bütün mesele, yönetilebilir ülkeler ve alanlar yaratmak, ülkelerin ve güç odaklarının niyetlerini ve çabalarını kendi lehine kullanabilecek atmosferi dizayn etmek, bu atmosfer içinde stresi artırmak.

ABD Yönetiminin (Trump Yönetimi) yaptığı hazırlıklardan bazıları neler, bakalım:

  • Çin’e karşı NATO’yu devreye koydu. Bundan böyle NATO savunma konuları dahilinde Çin ile; uzay, Arktik bölge, siber savaş ve nükleer konularla ilgileniyor. Buradan hareketle uygulamada teknolojik gelişim, inovasyon, Bir Kuşak Bir Yol Projesi (İpek Yolu) gereği güzergahlarda güvenlik konuları, küresel ticaret yolları, Asya-Pasifik bölgesindeki gerilimler NATO’nun gündeminde olacak.
  • Hindistan ile küresel ittifakını kurdu.
  • Rusya’yı nötr tutma veya kendine başlama girişimleri sürüyor.
  • Fed politikalarının Çin’in ekonomisine yarayışlı gelişmemesi yönünde baskıları var.
  • Küresel enerji piyasası ile ilgili tüm konular daha yakından izleniyor.
  • Çin-Hindistan sürtüşmesini sınır bölgesinde başlattı. Bu konunun bölgesel sıcak çatışma potansiyeli var.
  • Çin-Uygur ayrılıkçı hareketinin fitilini ateşledi. Bu konunun bölgesel sıcak çatışma potansiyeli var.

Türkiye ne yapacak? Birkaç nokta üzerinde duralım:

  • Öncelikle Neomedyeval Savaş konusu üzerine çalışmalı. Neomedyeval Savaş’ın sonuçta çıkarı ön planda tuttuğu açık bir konu ise buna göre çıkar politikaları üzerinde kapsamlı bir plan yapılmalı.
  • Kuzey-Güney ve Doğu-Batı eksenlerinde dengeleyici bir politik sistem oluşturup bunu tanıtmalı.
  • ABD, NATO, Çin, Hindistan, Avrupa Birliği (AB) ve Rusya ile politikalarında özgüveni tam görüntüsünü vermeyi sürdürmeli, bunun yanı sıra riskleri her adımdan önce takip edecek mekanizmalar kurmalı.
  • Bir Kuşak Bir Yol, Afrika’nın İmarı, Doğu Akdeniz, Ortadoğu politikalarını ileri noktalara taşımalı ve İran’dan başlayarak Güney Asya’yı içeren hatta (Afganistan, Pakistan, Hindistan, Bangladeş, vs. Endonezya’ya kadar) aktif olmalı.
  • Uygur konusu dolaylı da olsa Türkiye’yi ilgilendiriyor, buna göre tavır belirlemeli.
  • Küresel bir terör ve anarşizm planı, buna dayalı siber anlayışla bir psikolojik harp planı gerekli.
  • Küresel ekonomik krizlere göre beklentilere hazır senaryolar geliştirilmeli.

Gürsel Tokmakoğlu

KİİTAP TAVSİYESİ : İki Savaş Arası Dönemde Avrupa’da Kaos ve Otoriterizm


İki Savaş Arası Dönemde Avrupa’da Kaos ve Otoriterizm

Siyasal Kitabevinden yayınlanmıştır. Alanda çalışma yapanlara faydalı olması dileklerimle..

Bu kitap bütün dünyayı derinden etkileyen Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Avrupa’da ortaya çıkan kaos ortamını ve otoriter bir yapıya sürüklenen Sovyet Rusya, Almanya, İtalya ve İspanya gibi devletlerin İkinci Dünya Savaşı’na kadar geçirdikleri siyasal değişimler hakkında yeni bir çerçeve sunmaktadır.

Kitabın birinci bölümünde kurumsal çerçeve ve tarihsel arka plan üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Sovyet Rusya’da rejim değişikliğine neden olan unsurlar irdelenerek komünist sistemin nasıl inşa edildiği ve topluma benimsetme çalışmaları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde Almanya’da Nasyonal Sosyalizm inşa süreci ve Nazizm’in propaganda araçlarına değinerek, Nazi Almanya’sının dış politikası değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise savaş sonrası İtalya’nın içine düştüğü ekonomik ve siyasi bunalımın Faşizme nasıl kapı araladığı sorusuna cevap aranarak, faşist yönetimin dış politikasına dikkat çekilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise Birinci Dünya Savaşı dışında kalmayı tercih eden İspanya’nın savaşa katılmamış olmasına rağmen içine düştüğü kaostan çıkamayarak iç savaşa sürüklenmesi ve bu sürecin otoriter rejim ile sonuçlanması üzerine değerlendirmeler içermektedir.

Dr. Ali ÇAKIRBAŞ

Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi

Fen-Edebiyat Fakültesi

Tarih Bölümü

KİTABI BURADAN SATIN ALABİLİRSİNİZ.

ORTADOĞU DOSYASI /// Tunca Bengin : Ortadoğu internette de savaşıyor…


Tunca Bengin : Ortadoğu internette de savaşıyor…

E-POSTA : tunca.bengin

Dünyada her gün genelde hükümetleri, askeri tesisler ve firmaları hedef alan siber saldırılar yaşanıyor. Bunların ardında kimlerin olduğu ise ya bulunamıyor ya da bu izinin sürülmesi, aylar veya yıllar alabiliyor. Genelde saldırılar zayıf noktaları keşfetmek ve bu noktaları kullanıp ne kadar zarar verebileceğini denemekten keyif alan bilgisayar korsanları kaynaklı deniliyor ancak devletlerin hedefli siber saldırılar yaptıkları da biliniyor. Örneğin bunlar arasında en çok yankı bulanlardan biri,10 yıl önceki İran’ın nükleer tesislerini hedef alan “Stuxnet” virüsüydü. Bilgisayar ortamındaki bu saldırı İran’ın nükleer tesislerindeki uranyum zenginleştirme sürecinde santrifüjlerin frekanslarını manipüle ederek sistemi devre dışı bırakmıştı. Ve bu virüsün ABD gizli servisi Ulusal Güvenlik Kurumu(NSA) ile İsrail ajanları tarafından geliştirildiği anlaşılmıştı. Yani planlı bir “siber operasyon” söz konusuydu. Dolayısıyla da o günden bu yana Ortadoğu’da İran ve İsrail arasında süren, son dönemde de tırmanan bir “siber savaş” durumu ve gerginliği var. Gelişmeleri ve olası tehditleri Genelkurmay İstihbarat eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin, anlatıyor:

“Şu anda Ortadoğu’da İsrail ile İran arasında siber savaş açık ve net olarak yürütülüyor. İran’ın arkasında Rusya var ve onlar kendilerini gizliyorlar. ABD’de İsrail’in arkasında… Bunlardan ilki İran’daki uranyum zenginleştiren santrifüjlerin hızını yavaşlatmaktı. Mesela İsrail geçtiğimiz ay içerisinde de İran’daki Çin ve Hindistan’ın da petrol aldığı en kritik dolum, dağıtım yerinin merkezine siber saldırı yaptı. Çıkan karışıklık nedeniyle de orada 15-20 gün civarında dolumlar falan gecikti. Arkasından. İran, İsrail’in su dağıtım şebekesine yaptı aynı şeyi. İsrail bir şey olmadı falan dedi ama onlarda ciddi anlamda etkilendiler.”

Görünen ve görünmeyen iki cephe var o halde?

“ABD’de bu işi önce NSA yapıyordu, sonra siber savaşla ilgili bir komutanlık kuruldu. Başında da bir orgeneral ya da oramiral var. Mesela 2019’da İran’daki banka sistemleri gönderilen virüslerle ya da komutlarla çalışamaz hale getirildi ve insanların banka hesapları da etkilendi. Bu savaşların sadece cephede değil sivilde de etkili olduğunu gösteriyor. Yani gelip ülkeye bomba atmıyorlar ama ülkenin içindeki bilgisayar sistemlerine ya da programlarına girmek suretiyle halkın hayati ihtiyaçlarını karşılamasında sorunlar ortaya çıkartıyorlar. Bu iş propaganda amacıyla da kullanılıyor, farklı propagandalar yapıyorlar. Doları ya da başka yabancı paraları veya altını algı yaratarak istedikleri gibi ayarlayabiliyorlar…”

Peki ya askeri açıdan etkileri, Örneğin füzeler hava savunma sistemleri ya da İHA, SİHA’lara müdahale olasılığı gibi? Pekin devam ediyor:

“Bu uydulara varıncaya kadar yani yarın bir gün büyük ihtimalle insansız hava araçları konusunda da olabilir. Onların merkezleri de hacklenebilir ya da programları ele geçirildiği zaman bir şeyler yapılabilir. Hava savunma sistemleri, füzeler aynı şekilde kullanamayabilirsiniz. Yani bir takım şifreler ya da programlar girilmek suretiyle paranızla aldığınız füzeleri kullanma imkânınız olmayabilir. Onun için birçok şeyin özellikle de yazılımların milli olması gerekiyor. Yoksa riskli.”

Nasıl yani?

“Dünyaya baktığımız zaman ırkçılık yapmak istemiyorum ama sonuçta Yahudilerin bu sistemlere sahip oldukları, yani bilgi yazılım programlarıyla ilgili şirketlere sahip oldukları görülüyor, Türkiye’de dâhil olmak üzere. Dolayısıyla Türkiye mutlaka her ülke gibi mili yazılım programını geliştirmek durumunda. Ne kadar kapalı devre internet falan yaparsanız yapın sonuçta bir yerden girmek mümkün sisteme. Girip oradan bilgi aldıktan sonra da hem istihbarat elde etme anlamında kullanılıyor hem de aldığı istihbaratla onların sistemlerini mesela bir ülkede elektrik üretimini kesme bazı yerlerdeki elektrik sistemlerini çalıştırmama, uyduların düşürülmesi, uydularla irtibatın kesilmesi dâhil olmak üzere çok geniş boyutlarda etki alanı var siber savaşın. Bu saldırılara karşı bizde de bütün devlet kurumlarının aldığı tedbirler var, siber savaşla ilgili de istihbarat teşkilatı sorumlu ama bu konuda yeni bir örgütlenme gerekiyor. Gerçekten özel ve daha güçlü bir sisteme ihtiyacımız var…”

SURİYE SAVAŞI DOSYASI : İdlib’te Savaşırken Türk Yurtlarında Neler Oluyor ???


İdlib’te Savaşırken Türk Yurtlarında Neler Oluyor ???

Yazan Cahit Armağan Dilek

07 Şubat 2020

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İdlib’te 8 şehit, 6 yaralı verdiğimiz saldırıya ilişkin olarak "askerlerimize yapılan saldırı, Türkiye açısından Suriye’de yeni bir dönemin miladıdır" ifadesini kullandı.

Aslında sadece Türkiye için değil Suriye’deki bütün aktörler için yeni bir dönemin başlangıcı olacak. Nitekim önceki günkü yazımızda bu saldırının Suriye’de yeni bir safhanın başlangıcı olacağını ve Suriye’deki aktörleri de saflarını yeniden belirlemeye iteceğini söylemiştik.

Gelişmeler de bu yönde.

Erdoğan konuşmasında yeni dönemin başlangıcı olabilecek şekilde Suriye yönetimini açıktan uyardı ve Suriye rejiminin bu ay içinde Türk gözlem noktalarının gerisine çekilmesini beklediklerini, aksi halde Türkiye’nin bu işi bizzat yapmak zorunda kalacağını vurguladı.

Demek istediği Suriye ordusunun Soçi mutabakatının imzalandığı Eylül 2018’deki pozisyonuna çekilmesi.

Bunun gerçekçi bir talep olduğunu söylemek mümkün değil. Nitekim bu açıklamadan hemen sonra Suriye ordusu dördüncü Türk gözlem noktasını da kuşattı ve TSK’nın ilave güçler göndererek ulaşım hatlarını kontrol altına aldığı Serakib şehrini de kuşattı. Şam yönetimi adeta Erdoğan’ın söylemlerine meydan okuyordu.

Lavrov’un da açıklamalarından anlaşılıyor ki, Rusya İdlib’teki gelişmeleri sadece izliyor ve bunu yaparken de Türkiye’nin tavrının yanlış olduğunu, Soçi mutabakatının hükümlerini aşan şekilde İdlib’te konuşlanmasını artırdığını ifade ediyor. Yani Suriye ordusunun operasyonlarının sürmesine ses çıkarmıyor.

Burada dikkat çeken husus Suriye ordusu ve Şii milislerinin Soçi mutabakatıyla karar altına alınan ve tesis edilen 12 Türk gözlem noktasına yönelik saldırı yapmazken, Türkiye’nin son günlerde İdlib’e soktuğu yeni konvoylarla oluşturulan geçici kontrol noktalarına saldırmalarıdır. Yani Soçi mutabakatını Suriye değil Türkiye ihlal ediyor mesajı veriyorlar.

Ayrıca Erdoğan’ın halk kendini temsil eden birisini seçinceye kadar oradayız diyerek adeta Esad baştayken çekilmeyeceğiz mesajı veriyor ki bu hem Rus hem de Suriye tarafınca Soçi ve Astana mutabakatlarına aykırı görülüyor. Rus onaylı Suriye operasyonlarının bir nedeni de bu söylem.

Diğer taraftan Erdoğan, İdlib’te asker bulundurulmasıyla ilgili olarak "bizim elimizde kapı gibi bir Adana Mutabakatı Anlaşması var ve biz bu anlaşmanın gereği olarak oradayız" dedi. Suriye ise SANA ajansında yayımlanan haberde, Erdoğan’ın doğruyu söylemediğini ve Adana mutabakatının Türkiye’ye otomatik harekat yetkisi tanımadığı karşılığını verdi.

Gerçekten de Adana mutabakatı karşılıklı koordinasyonu ve istihbarat paylaşımının yapılmasını öngörüyor ve sınır ötesinde tek taraflı harekatlara izin vermiyor.

Erdoğan yönetiminin içeride olduğu dış politikasında dini referanslara ağırlık vermesi, Türk Milleti kavramı yerine ümmet kavramını esas alması, Filistinlilerin yaşadıkları için uluslar arası toplumu ayağa kaldırmaya çalışması, Suriye’de çoğunluğu Arap olan bölgeler için Menbic Menbiclilerin, Rakka Rakkalıların, İdlib İdliblilerin, buraların sahiplerine verilmesi için mücadele ediyoruz deyip Şam yönetimiyle savaşı göze aldığını görüyoruz.

Savaşı göze almak demek, İdlib’te kısa süreli de olsa Suriye ile çatışmak demek Türkiye’nin ABD ve NATO’dan destek talep etmesi demek. ABD’den gelen açıklamalar adeta Türkiye-Suriye çatışsa da bizde bölgeye gelsek isteğini deşifre ediyor.

Hatta açıkça yol gösteriliyor. ABD’nin PKK’ya karşı istihbarat paylaşımı mekanizmasının Kasım 209’da sona erdirildiğini önceki gün duyurması da bunun bir emaresi. ABD diyor ki "eğer İdlib başta olmak üzere yeniden istihbarat paylaşımına başlarsa Türkiye’ye yönelik Suriye ordusundan gelebilecek saldırıları önleyebiliriz, ilave hava savunma sistemleri de göndeririz."

Bu iş birliğinin sonu İdlib M4 karayolu kuzeyinde güvenli bölge ilanı demek. Bu Rusya ile de işbirliğinin kopması demek olabilir. Bunun böyle olacağını aslında tam bir yıl önce 16 Şubat 2019’da bu köşede yazdık. Bir yıl sonra işte o noktadayız. ABD planı devrede, senaryosu tıkır tıkır işliyor.

Libya’da Suriye’de bu tür bir tavır sergileyen Erdoğan yönetiminin değişik ülkelerde kimlikleri, en temel insan hakları ellerinden alınan, dağıtılan, ezilen Türklerin durumunu gündeme getirmekten uzak olduğunu görüyoruz. Örneğin Suriye’de şurası Türkmenlerindir, Türkmenler topraklarını kontrol altına alıncaya kadar mücadele edeceğiz denilmediğini görüyoruz.

İşte başkanlığını yaptığım 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü 14 yıldır geleneksel hale gelmiş ve Enstitümüzün kurucusu Prof. Ümit Özdağ’ın babası stratejist Muzaffer Özdağ adına düzenlediği Türk Strateji Günü‘nde bu yıl "Türk Yurtlarında Neler Oluyor?" başlıklı bir panel düzenliyor.

Yarın yani 08 Şubat’ta Ankara’da yapılacak panelde Kırım, Doğu Türkistan, Doğu Türkmenleri (Irak) ve Batı Türkmenleri (Suriye)‘deki Türklerin durumu konuşulacak, tartışılacak.

Başkaları Atatürk, Türk, Türk Ulusu, Türk Milleti, Türk Bayrağı, Türk Ordusu demekten "kaçınsa" da bizler mazisi insanlık tarihiyle başlayan, tarih boyunca medeniyet nurları taşıyan dünyanın neresinde olursa olsun Türk Ulusunun varlığının, kimliğinin, haklarının takipçisi olmaya, korumaya ve gündemde tutmaya devam edeceğiz.

TEKNOLOJİ DOSYASI /// Bülent ERANDAÇ : Korona Gölgesinde Dijital (5G) Savaşları


Bülent ERANDAÇ : Korona Gölgesinde Dijital (5G) Savaşları

27 Nisan 2020

Üçüncü Dünya savaşı(Küresel Salgın)devam ederken, ÇİN müthiş bir hamle yaptı:

TARİH:19 VE 25 NİSAN 2020

China Mobile ve Huawei, iletişim alanında önemli bir adım atarak dünyanın en yüksek dağı olan Everest’e 5G kapsama alanı sağlayacak antenleri yerleştirdi. Antenler, dağın 5 bin 300 ve 5 bin 800 metre rakımlı yerleştirildi.

Çinli teknoloji devi HUAWEI, 19 Nisan günü dünyanın en yüksek dağı Everest’in iki ayrı seviyesine 5G antenleri yerleştirdi. İkinci aşaması, 25 Nisan günü ANTENLER 6 bin 500 metreye yerleştirildi.

Everest tepesine 5G ANTENLERI yerleştirmenin iletişim alanında tarihi bir an olduğu düşünülüyor.

DEMEK Kİ, KORONA GÖLGESINDE ABD IİLE ÇİN ARASINDA BÜYÜK SAVAŞ VAR

Everest’e 5G antenlerinin yerleştirilmesiyle birlikte Çin’in 5G teknolojisi ve kapasitesinde lider olduğunu tüm dünyaya gösterdiği belirtiliyor. Antenlerin Çin’in 5G hizmetinde dönüm noktası olduğu da kaydediliyor. ABD ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ticaret savaşlarının en önemli başlıklarından biri de Huawei’nin 5G teknolojisindeki öncü konumuydu.

KORONA ÖNCESİ SAVAŞ BAŞLAMIŞTI

Tüm dünyada veri trafiğini yöneten ülkeler gelecekte

5G altyapısıyla binlerce kat hızla artacak veri trafiği yüzünden ABD ve Çin arasındaki rekabette Çin öne çıkmaya başladı. Ancak buzdağının altında daha büyük rekabet vardı.

İnsanların ne yediğini, ne içtiğini, ne kadar yürüdüğünü, nerede yürüdüğünü, nelerden hoşlandığını, neye kızdığını, ne satın aldığını ve ne sattığını, nelerden hasta olduğunu, nasıl iyileştiğini, ne okuduğunu veya neyi sildiğini, kimin kiminle ne konuştuğunu ve paylaştığını bilmenin yolu veriden geçiyordu

Yani birinci kuşak teknoloji dünyası rekabetinde sadece insanların ne yaptığını bilirdiniz. Şimdi ise neyi neden yaptığını da öğrendiğiniz üstelik çevresindeki her cihazı kontrol ettiğiniz beşinci kuşak veri rekabeti başlıyordu. ABD bu ekosistemi ve kurallarını inşa eden ülke olarak veri trafiğinin avucunun içinden akıp gitmesini istemiyordu.

İşte Çin ve ABD şirketleri arasındaki bu rekabet 5G ile birlikte daha çok su üstüne çıkmıştı.

Sorulacak ilk soru şu: 5G neden veri savaşının kızışmasına sebep oluyor du? Savaş; altyapı, uygulamalar ve cihazlar üzerinden yapılıyordu.

Çin yaklaşmakta olan internet ve veri odaklı rekabeti dijital olanını inşa etmeye başlamıştı. Sonuçta kendi toplumunu pazar haline getirmeden ve onu kontrol altında tutmadan ABD ve Avrupa ülkelerine karşı rekabette ayakta duramayacağını biliyordu.

Çin hava sahasına girıldığı andan itibaren; Twitter, Facebook, Instagram, Google Haritalar, Youtube, WhatsApp gibi uygulamalar işlemez hale getirmişti. Çin’in sanal ateşten duvarı karşınıza her yerde çıkmaya başlamıştı.

Çin, iyi girişimciler ile batılı ülkelerdeki benzer servislerin daha iyisini de ortaya çıkarıyordu. Mesela Çin’deki alışverişi Alibaba gibi bir dev yönetiyordu. Tencent gibi şirketler ise oyun teknolojileriyle eğlence dünyasının kalbinde yer alıyordu.

Çinliler Google’da değil, Baidu adı verilen arama motorunda arama yaparken WeChat gibi uygulamalar üzerinden mesajlaşıyor, hatta mobil ödemeden tutun da her türlü paylaşımın yapılmasına her şey bu uygulama üzerinden sağlanıyordu.

ÇİNLİ’NİN GÜNLÜK HAYATI

Bir Çinli gün boyunca elinde sadece cep telefonu ile ulaşım hizmetini, restoranda yiyeceği yemeği seçip, alışverişten mesajlaşmaya kadar sadece WeChat uygulaması üzerinden cüzdana ihtiyacı olmadan hareket edebiliyor. Hatta Korona virüsünün en çok yayılmasına sebep olacak nakit para kullanımı bu yüzden daha da minimuma indirildi. ABD’de hantal bankaların paranın dolaşımını kontrol ederken sahip olduğu yavaşlık dijital ortamda paranın dolaşımının önüne geçiyordu.

Bu alanda Çin pek çok ülkenin sahip olduğundan daha fazla deneyime sahip. Yani bir Çinli parayı harcarken üretilen veriyi de kendi ülkesinde tutmaya devam ediyordu.

Üstelik Alibaba gibi alışveriş platformları da dijital ödeme sistemlerini Alipay gibi çözümlerle farklı ortamlara taşıyordu.

Şebekenin kalbinde ağ yönetimi var

Çin kazanıyor ABD çaresiz kalırken, KORONAVIRÜS ÇIK(ARILDI)TI.

Veri rekabeti derken çipten buluta, işletim sisteminden donanımlara kadar yayılan büyük bir savaştan bahsediyoruz.

Artık sadece ağa bağlanacak insanları değil milyarlarca nesnenin de takip edildiği 5G dünyasına girerken bu rekabet daha da alevleniyordu.

KORONA ÖNCESİ DERİN ABD HAMLESİ

TARİH: 6 ARALIK 2018

ABD-ÇİN savaş başlamıştı. Başkan TRUMP yeni bir hamle daha yaptı. Bu baskıyla ABD’li DEV Google, Huawei’nin yeni model telefonlarında Android işletim sisteminin güncellenmeyeceğini duyurdu.

Uğruna koca koca hamleler yapılan HUAWEI büyük sarsıntı yaşıyordu. 5G teknolojisi ile her yerdeki bilgiyi alıp ÇİN’e taşıyacağı söylenen HUAWEI darbe alıyordu.
Şimdi AVRUPA da Huawei’den kaçacaktı. Pazarı tükenecekti.
Öldürücü darbe GOOGLE’dan gelmişti

Dünyada en çok kurulu ticari şebeke açısından Çin açık ara diğer ülkelerin önünde. ABD’nin uçtan uca Huawei teknolojilerinin kullanılmasına karşı olmasının sebebi çok açıktı.

Çinli şirketin tüm veri trafiğini izleyecek bir platforma sahip olmasını istemiyordu.

Derin ABD PENTAGON Çin’in gizli emellerinin olacağını biliyor ve sürekli önlem almaya çalışıyordu. Pentagon ağlara daha güvenilir bir alternatif sunmak için açık kaynaklı 5G yazılımını zorluyordu.

ABD Savunma Bakanlığı((Pentagon) uzun süredir Huawei’in ülkedeki iletişim güvenliğini tehlikeye attığını belirlemişti.

Huawei uzun zamandır Çin güvenlik hizmetlerinden bağımsız olduğunu ve ürünlerinin arka kapı erişimi veya başka herhangi bir şekilde güvenliği ihlal edilmiş veri sunmadığını iddia etti.

Bununla birlikte 5G ağlarının piyasaya sürülmesiyle bu ısrar Pentagon’un şüphelerini yok etmek için yeterli olmadı.

ABD, firmaları tescilli sistemler yerine açık kaynaklı teknolojiler kullanmaya ve açık radyo erişim ağları geliştirmeye zorluyordu.

Güvenlik kurumları bu nedenle, tek bir donanım sağlayıcıyla sınırlı olmak yerine donanımı etkili bir şekilde karıştırabilir ve eşleştirebileceğimi savunuyordu.

YEPYENİ BİR SİSTEM

5G telefon, tablet ve dizüstü bilgisayarlar konusunda Çin şirketleri yine öncü konumda. Huawei dışında, Oppo, Xiaomi gibi markalarla 5G donanımlar konusunda yeni adımlar atılıyordu.

Güney Koreli Samsung da rekabetin dışında kalmamak için 5G ürünleriyle gövde gösterisi yapmaya devam ediyordu.

Huawei ise tüm 5G ekosisteminde kullanılacak özelliklerini yeni 5G ürününü ve stratejisini Barselona’da düzenlediği etkinlikte duyurdu.

Katlanabilir telefon Huawei Mate Xs, 5G tablet Huawei MatePad Pro 5G ile tüketicilere yüksek hızlı, yaygın bağlantı sunan Huawei WiFi AX3 ve Huawei 5G CPE Pro 2 cihazlarını tanıttı.

Donanım ve yazılım hizmet platformunun uyumlu bir şekilde çalışmasıyla Huawei, aygıtlar arasında tüm senaryolarda kesintisiz bir şekilde içeriğin paylaşıldığı iyi bir kullanıcı deneyimi sunmayı arzuluyordu. Bunu yaparken de Apple ekosisteminin başardığı memnuniyeti yakalamayı hedefliyordu.

VE KORONA PATLADI. ÇİN VUHAN’DAN ÇIKARILDI. ABD-BATI SALLANIYOR. ÇIKARAK ABD Mİ? ÇİN Mİ?

ABD VE BATI, MİLYAR DOLARLIK DAVALAR AÇIYOR. ÇİN’İN 2030 DÜNYA PATRONU OLMASININ ÖNÜNE GEÇİLMİŞ OLABİLİR Mİ?

KORONA GÖLGESİNDE, ABD-ÇİN SAVAŞI SÜRÜYOR.

5G SAVAŞIN ÖNEMLİ BİR CEPHESİ DEĞİL Mİ?

KOMPLO TEORİLERİ : Bu iddia savaş çıkartır !!! Çin ve DSÖ virüsü bilinçli olarak mı yaydı ???


Bu iddia savaş çıkartır !!! Çin ve DSÖ virüsü bilinçli olarak mı yaydı ???

Gazeteci Mehmet Ali Önel, Beyaz TV’de katıldığı Beyaz TV’deki ‘Ne Var Ne Yok" adlı programda koronavirüs salgınına ilişkin iki çarpıcı iddiayı gündeme getirdi. Bu iddialardan ilki bir Türk doktora ait. Üstelik virüsün ilk ortaya çıktığı belirtilen aralık ayından tam 6 ay önce. Türk doktor 6 Haziran’dan 16 Temmuz’a kadar attığı 3 tweette bugün görülen semptomları dile getiriyor. İkinci belge ise ABD’li hackerlar tarafından ele geçirilen virüsü ilk yayan Çinli bilim insanının fotoğrafı.

Dünyayı kasıp kavuran koronavirüs salgını ile ilgili bugüne kadar birçok iddia ortaya atıldı. Şu ana kadar 2 milyon 700 bin kişinin hastalanmasına, 190 bini aşkın kişinin de ölmesine yol açan virüsün laboratuvar ürünü olduğu önemli bilim insanlarınca da ile sürülse Dünya Sağlık Örgütü bunlara hep karşı çıktı. Bugüne kadar bilinen virüsün ilk kez Aralık 2019’da ortaya çıktığı ve Ocak ayından itibaren de salgına dönüştüğü yönündeydi.

Peki, gerçek bu mu? Virüs aslında çok daha önce ortaya çıkmış ancak bilinçli olarak dünyaya yayılması için beklenmiş olabilir miydi?

Gazeteci Mehmet Ali Önel, Beyaz TV’de Türker Akıncı’nın hazırlayıp sunduğu "Ne Var Ne Yok" adlı programda bu sorulara yanıt olacak çok kritik bir bilgiyi paylaştı.

Daha doğrusu virüsün ilk görüldüğü ileri sürülen aralık ayından tam 6 ay önce 6 Haziran 2019 ile 16 Temmuz 2019 aralığında bir Türk doktor tarafından sosyal medya hesabından paylaşılmış 3 ayrı tweeti Beyaz TV ekranlarına getirdi.

Önel’in paylaştığı tweetlerden ilkinde Çin’in Wuhan şehrinde enteresan şeyler dönüyor diyerek söze başlıyor Türk doktor. Sonra da bugün başımıza bela olan koronavirüsün yol açtığı semptomları anlatmaya başlıyor. Hastaneye başvuran kişilerin akciğer ve kalp kaslarında enfeksiyon olduğunu ancak grip testlerinin negatif çıktığını ifade ediyor. "Muhtemelen SARS benzeri corona ailesinden bir virüs" sözleri ile de bundan tam 10 ay önce aslında salgının adını koymuş oluyor.

Aynı gün ilk tweetten sadece 40 dakika sonra yaptığı ikinci paylaşımda bazı vakaların hastalık öyküsüne ulaştığını belirtiyor ve "kesinlikle bu bir corona" diyerek teşhisi koyuyor. Sonra da sözlerine "Eğer yeni tip hele bir de mutasyon geçirebilen bir tip ise dünyanın başına iş açar. Normalde beklenmez ama mutasyon diyorum çünkü semptomlar çok farklı" diye devak ediyor.

Ve 40 gün sonra 3. tweeti attığında resim daha da netleşiyor. Türk doktor bu kez "Geçenlerde yazdığım Wuhan’da ki anlamsız tanımsız pnomoni benzeri vakalar ve testlerde sebebi teşhis edilemeyen zaturreler bir kaç arkadaş ile konuştum Türkiye’de de mevcut. İtalya ve Belçika’da da mevcut. Bilmeden konuşmak istemiyorum ama tanımsız viral enfeksiyon sıkıntılıdır" diyor. İşte o tweetler…

Mehmet Ali Önel, Türk doktorun paylaştığı bu bilgileri Çin’in, DSÖ’nün ve hatta ABD’nin bilmemesinin imkansız olduğunu vurgulayarak aslında küresel bir savaş yaşandığını ifade ediyor.

"Neden bu 6 ay boyunca gizlendi." diye soran Önel, "Bir amaç olmalı, varılmak istenen bir hedef olmalı. Eğer bu doğal yollardan oluşan bir virüs olsa, DSÖ gider el koyar, tüm dünya uyarılırdı. Ama saklanıyor, gizleniyor. Bu bir savaşsa silahlarınızı açık etmezsiniz. Bu virüs bir silahsa 6 ay boyunca ortaya çıkarmaz gizlersiniz. Sağlık Bakanlığı da bu Türk doktordan bilgi alabilir. Türkiye’deki uzmanlar da bilgi alabilir. Almalı da hatta. Çünkü ben Türkiye’nin de Çin’den gelen bilgilere daha mesafeli olması gerektiğine inanıyorum. Aralık ayından bu yana bunu söylüyorum. Çünkü Çin tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de kandırdı." diye konuştu.

Çin’in hesap ödemek zorunda olduğunun altını çizen Önel, "Bu kadar büyük bir kaosun, savaşın bedelini Çin’in ödemesi gerekmez mi? Kaçınılmaz bir şekilde hesap sorulacak. Bu sıcak bir savaşa mı evrilecek, yoksa ekonomik darbelerle Çin köşeye mi sıkıştırılacak?" sorularını yönelttikten sonra DSÖ’nün salgın ilk ortaya çıktığında attığı "virüs insandan insana geçmiyor" mesajı hatırlattı.

Salgın karşısında en güvenilir yerin şu anda Çin olduğuna dikkat çeken Önel, "Dünya kavrulurken Çin yakında üretime de başlar" dedi.

Sonra da Washington Post’ta yer alan bir haberi hatırlatan Önel, bu habere göre USA Hacker adlı bir grubun küresel çok önemli şirketler ile Wuhan’daki virüsün çıktığı kaynak olarak gösterilen laboratuvarın da aralarında olduğu birçok kurumu hacklediği ve aralarında yazışmaların da olduğu 25 bine yakın belgeyi ele geçirdiğini söyledi.

Önel, bu belgelerden birinin de Wuhan’daki laboratuvarda çalışan Dr. Zhengli Shi’ye ait bir fotoğraf olduğunu, fotoğrafta tren istasyonunda elinde bir poşet buz ile görüntülenen Shi’nin bu fotoğrafının doğru olması halinde virüsün nasıl yayıldığını da ortaya koyduğunu belirtti.

Dr. Shi’nin içinde virüslü buz olduğu ileri sürülen poşeti istasyonun havalandırma mazgalına bıraktığı, buz eriyince ortaya çıkan virüsün ise salgını başlattığını ifade eden Önel, sonra da ekledi:

"Bu fotoğraf doğruysa savaş nedenidir. ABD ile Çin arasında hatta bütün ülkelerle Çin arasında bir savaş nedenidir.

Bu ne demek, Çin hazırlıklı bir şekilde bütün önlemlerini alıyor, virüsü enterne ediyor. Hubey eyaleti ile içerideki trafiği kesiyor Çin. Ama aynı zamanda Wuhan’dan başta İstanbul olmak üzere Avrupa’ya Amerika’ya, dünyanın dört bir yanına Çinliler turist olarak gidiyor. Ama Çin kendi içinde virüsü yaymıyor. Pekin’de Şangay’da virüs yok denecek kadar az. Ama Paris’te Ankara’da var. Bu nasıl oluyor? O tarihlerde Wuhan’dan iç hat uçuşu yok ama dünyanın dört bir yanına uçuş var. Bu, virüsü planlayarak bütün dünyaya yaymak demektir."

Bu noktada DSÖ’nün de Çin ile birlikte cephede savaştığını belirten Önel, bu kurumu aralarında Bill Gates, Rockfeller gibi küresel sermayedarların desteklediğine dikkat çekerek, "Savaşın yanında Çin varsa, yanında DSÖ varsa doğal olarak bu küreselci iş adamları da var. Çünkü DSÖ bunlara çalışıyor." İfade etti.

VİDEO İÇİN TIKLAYIN.

İSTİHBARAT DOSYASI : SURİYE’DE İSTİHBARAT SAVAŞI


SURİYE’DE İSTİHBARAT SAVAŞI

Burada savaş, terör, istihbarat, örtülü faaliyetler, vekalet savaşı gibi kavramlar üzerinde duracağız. Özelde ise uluslararası insani yardım faaliyetleri ile iç içe geçmiş örtülü faaliyetler, ajanlar, bunların akıbeti, adli ve hukuki konular hakkında son yaşanan Le Mesurier hakkındaki iddialara bakarak ve açık kaynak bilgilerinden yararlanarak bir akıl turu atacağız. Söylenenler yetkilileri açıklamalarıdır. Le Mesurier konusu adli yönden devam eden bir soruşturmadır. Bizim buradaki incelememiz adli ve hukuki bağlam çerçevesinde değildir. Yetkililerin ifadelerinden yola çıkarak Suriye ve istihbarat savaşları hakkındadır.

Ajan

İlk soru şu, hiç ajan ile yan yana oldunuz mu? Zaten “gizli” faaliyetler ortaya çıkana kadar siz bunu bilemezsiniz, biliyorsanız gizli değildir, bilmeniz gereken bir aldatmacadır. “Ben ajanım,” diyen biri de aslında dolandırıcıdır. Hayatında hiç teşkilat-teşkilata, ajan-ajana çalışmamış olanların konuşmaları ne denli dikkate değerdir, siz düşünün.

Emekli veya eski istihbaratçı Le Mesurier, tabiri yanlıştır. Eski asker veya subay Le Mesurier, demek de yanlıştır. MI6’in çalışmaları böyledir. Askerler için rütbeler verilir, alınır, değiştirilir, teşkilatlar değiştirilir, Savunma Bakanlığı veya MI6… Yerine göre durum ve pozisyon ayarlanır.

Başkanı bir konu, her servisin kendi kültürü vardır. Örneğin MI6 başka bir yerde ajanına infaz yapmaz. Diyelim susuyor dendi, susmuyordur aslında…

Neyse, olaya ilk böyle bakalım!

İstanbul’da Ölüm

James Gustaf Edward Le Mesurier (48) İstanbul’da 11 Kasım’da sabah saatlerinde (05:30) ev-ofis olarak kullanılan Mayday Rescue Vakfı binasının önünde, sokakta ölü bulundu. İlk ifadeler, bacağındaki kırıklara bakılarak söyleniyor, “intihar” dendi. Ancak ölümle ilgili soru işaretleri çoktu. Bu ev-ofis bir vakıf hizmeti olarak kullanılmaktaydı.

Singapur’da asker bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Le Mesurier’in İngiltere’nin ünlü askeri akademisi Sandhurst’tan mezun olduğu, görev yerleri arasında Kuzey İrlanda, Bosna Hersek ve Kosova’nın bulunduğu belirtiliyor. Suriye’de faaliyet gösteren ve Beyaz Baretliler adıyla tanınan yardım örgütünün kurucusu olarak bilinen Le Mesurier, 2016’da İngiltere Kraliçesi 2. Elizabeth’ten Britanya İmparatorluğu nişanı almıştı.

Le Mesurier yaklaşık 20 yıl süren kariyeri esnasında Birleşmiş Milletler hizmetinde dünyanın hemen bütün kriz alanlarında bulunmuştu. ABD, kriz alanları, buralarda istihbarat yapması, değişik örtülü operasyonları temin ve tesis etmesi söz konusuydu. Le Mesurier’in son olarak, yaklaşık 6 yıldır Suriye’de Beyaz Baretliler ile faaliyette olması, bu amaçla çok yüklü bütçeler idare etmesi, sahada 3 binden fazla çalışanı kullandığı, İstanbul’a sık sık gelip gitti, bölge sorumlusu olabilceği hakkında düşünceler vardı.

Le Mesurier’in, ölümü sırasında evde bulunan eşiyle geçen yıl evlendiği ifade ediliyor. İstanbul Tophane’de ofisinin bulunduğu binanın önünde ölü bulunan eski İngiliz istihbarat subayı James Gustaf Edward Le Mesurier’in eşi Emma Hedvig Christina Winberg’e yurtdışına çıkma yasağı konulduğu öğrenildi. Le Mesurier’in ölümüyle ilgili soruşturma sürüyor. Winberg Le Mesurier’in üçüncü eşidir ve kendisiyle Irak’ta tanıştığı bilinir.

Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı şu açıklamayı yaptı: “İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından James Gustaf Edward Le Mesurier’in kesin ölüm sebebinin tespiti için otopsi işlemleri sonucu yapılan incelemeler devam etmekte olup herhangi bir rapor tanzim edilmemiştir. Soruşturmanın hassasiyeti nedeniyle James Gustaf Edward Le Mesurier’un eşi hakkında bu aşamada geçici bir tedbir mahiyetinde yurt dışına çıkış yasağı konulmuştur.”

Beyoğlu’nda şüpheli şekilde ölü bulunan İngiliz ajanı Le Mesurier ile son görüşen kişi olduğu belirtilen Kanada vatandaşı Faruk Habibin ifadesi alındı. Habib’in ifadesinde saat 18.00 sıralarında ofisten ayrıldığını bu sırada Mesurier ve eşinin yalnız olduğunu söylediği belirtildi. Habib ayrıca Mesurier’in olaydan bir gün önce hastaneye gittiğini, sağlık durumuyla ilgili sorular sorduğunu söyledi.

Rusya Devrede

Rusya Dışişleri Bakanlığı, Le Mesurier’i İngiltere’nin dış istihbarat servisi MI6’nın çalışanı olmakla suçlamış, MI6’nın Balkanlar ve Orta Doğu operasyonlarında görev aldığını iddia etmişti.

Esad Devrede

Başar Esad’ın çıkışı ilginçti. İstanbul’da geçen hafta ölü bulunan MI6 ajanı ve uzun zamandan beri, Beyaz Baretliler’in kurucusu ve bu örtülü yardım teşkilatı ile birlikte Şam’dan İdlib’e faaliyetin başında olan İngiliz Jean Le Misurier ile 10 Ağustos’ta New York Manhattan Metropolitan Merkez Hapishanesi’ndeki hücresinde ölü bulunduğu duyurularak intihar ettiği ifade edilen ABD’li milyarder Jeffrey Epstein arasında bir bağ var dedi.

Suriye’de Endişeli Gelişmeler

Suriye Savaşı’nda en kritik alan Temmuz 2013’de Doğu Guta’daki sarin gazı saldırısının ardından açıldı. Suriye’deki muhalif güçler faciadan Başar Esad yönetimine bağlı güçleri sorumlu tutmuştu. Olayı araştırmakla görevli BM heyetinin yaptığı çalışmalarda bu yönde bir kanıta rastlanamamıştı. Olayda Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz’in yeğeni olan ve Temmuz 2012-Nisan 2014 arasında ülkesinin İstihbarat Şefi olarak görev yapan Prens Bender bin Sultan’ın parmağı olduğu konusu konuşulan bir meseledir. Söylentilere göre, Batılıların “cihatçı” dediği radikal dini örgütlere savaşmaları için yapılan yardımın arkasında yine o vardı. Olaydan bir yıl sonra araştırmacı Seymour Hersh, bir istihbarat görevlisinin açıklamalarına dayanarak, saldırıda kullanılan sarin gazının Suriye ordusunun elindeki örneklerle uyuşmadığını açıklayacaktı. Bütün bu konular, olayın ABD ile müttefiklerini savaşın içine çekmek doğrultusunda kullanıldığı şeklindeki iddialara güç verir nitelikte olarak değerlendirildi. Olayı araştıran BM heyetinin başında bulunan İsveçli bilim insanı Ake Sellström incelemelerini yapıp, 16 Eylül 2013’te raporunu tamamladı. Rapor kimyasal saldırıyı kimin yaptığına dair herhangi bir bulgu içermemekle beraber, isyancıların delilleri manipüle etme çabası içinde olduğunu ima etti. Doğu Guta katliamının faili kim, diye çok soruldu. Bu tür spekülatif saldırılar daha sonra da oldu. Ancak olayın ardından bölgedeki muhaliflere özellikle Körfez monarşilerinden silah yardım ve sevkiyatı arttı, ülkedeki katliamlar hızlandı.

6 Mart 2018’de Suriye’de önemli bir olay meydana geldi, Esad Doğu Guta’da yine kimyasal silah kullanmıştı. 11 Mart’ta Mattis Esad’a sert tepki gösterdi. Ay sonunda Trump’ın asker çekeceğini söylemesi öncesinde Esad’ın kimyasal silah kullanması söz konusu olmuştu. Buna rağmen Trump, “çekileceğiz,” diyordu. Yetmedi! 8 Nisan’da Esad yine kimyasal gaz kullandı. Yer, yine aynı. Sanki Trump’a, “Çıkma!” mesajı verilmekteydi. Bu ikinci kimyasal gaz saldırısında Trump, Esad için “hayvan” sözcüğünü kullandı. 10 Nisan’da beraberinde 7 refakat gemisiyle birlikte USS Harry Truman Uçak Gemisi Doğu Akdeniz’e yola çıktı. 11 Nisan’da Trump, “Füzelerimiz geliyor Rusya!” diye çıkıştı. Putin ise “Umarım sağduyu gelir,” diye karşılık verdi. 14 Nisan’da ABD, Fransa ve İngiltere Şam’a hava saldırısı gerçekleştirdi. 15 Nisan’da ABD’nin (zamanın) BM Daimî Büyükelçisi Nikki Haley, “ABD hedeflerini gerçekleştirene kadar Suriye’den askerini çekmeyeceğini,” söyledi. 16 Nisan’da ABD Suriye’deki hedeflerini de açıkladı: Kimyasal silah kullanımını engellemek, ISIL’ı tamamen bitirmek, İran’ın bölgeye hâkim olmasını engellemek. Bu hedefleri ele geçirmek için 17 Nisan’da Pentagon 2019 bütçesi için önerisini sundu, “Suriye’de YPG eğit-donat projesi için 60-65 bin kişilik silah desteği yapılacak.”

Rusya Savunma Bakanlığı sözcüsü Igor Konaşenkov, İdlib’de kimyasal terör eylemi yapmak için faaliyeti tespit edilen bazı unsurları afişe etti. Suriye’de 8 konteyner dolusu klor gazı ele geçirildi. Ağustos 2018’de Konaşenkov, “İngiliz Olive Group askeri şirketinin eğittiği militanların İdlib’de bir kimyasal saldırıdan sivilleri kurtarma mizanseni planladığını,” açıkladı.

Suriye sahası tam bir istihbarat ve terör oyun sahası gibidir. Suriye’de özellikle Şam bölgesinde El-Muhaberat halen en aktif örgütlerdendir. El Muhaberat bölgede Suriyeli mülteciler üzerinden faaliyetini yaygınlaştırmak istemektedir.

İngiltere ve Amerika açısından meşru yardım kuruluşları (Beyaz Baretliler gibi) bu alanda faaliyettedir. Bunun dışında güvenlik şirketleri vardır. Bunlardan adı geçenler Black Water ve Castle International’dır.

Özellikle Suriye Batısında Dera ve Doğu Guta’dan İdlib’e çok yerde etkili olan radikal terör örgütleridir. Bunlar El Kaide, El Nusra ve ondan dönüşmüş terör örgütleridir. Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) bunlardan en bilinenidir. Bundan ayrılan Hurraseddin var. Ceyşü’l Fetih halen aktiftir. Bunlar, özellikle HTŞ, halktan vergi toplamakta, sınır kapılarında gümrük vergisi almakta, kaçakçılığı sevk ve idare etmektedir. Bu gelirlerin dışında bu radikal örgütlerin bazı ülkelerden gizli destek aldıkları da ifade edilen diğer konulardandır. Dolayısıyla bu radikal “cihatçı” örgütler provokasyon amaçlı kullanılabilmektedirler.

Fırat’ın doğusu bölgesinde ise daha çok DAEŞ aktifti. En son bilgilere göre 26 Ekim’de İdlib bölgesinde öldürülen Bağdadi gibi diğer önemli DAEŞ militanı Fırat’ın batısına kaçmak zorunda kaldırlar.

Rusya ve iran Suriye’de meşruiyeti belli sebeplerle bulunurlar. Rusya’nın askeri ve sivil istihbarat teşkilatı bu ülkede hakim konumdadır. İran İslam Cumhuriyeti ise Devrim Muhafızları gibi askeri (ABD bunları terörist ilan etti) ve Hizbullah gibi milislerin faaliyetleri üzerinden sürdürmektedir. Ayrıca İran’ın istihbarat teşkilatı da sahadadır.

Beyaz Baretliler

Beyaz Baretliler bir NGO’dur. Bu sivil toplum kuruluşunun başkanı Raid Salih Le Mesurier’in ölümününün ardından bir yayın organına bilgiler verdi. Arkadaşı olduğu ifade edilen Salih, Le Mesurier’in Beyaz Baretliler’in kurucusu olduğu iddiasını yalanladı. Salih, “O bizim örgütümüzün kurucusu değildi. Onun başında olduğu Mayday Rescue, Beyaz Baretliler’in finansman, eğitim, ambulans ve yardım malzemelerini bulabilmesi için aracı oluyordu,” dedi. Salih’e, Le Mesurier’in İngiliz ajanı olup olmadığı soruldu. Salih buna kesin bir şekilde “Hayır, değildi,” dedi. Ayrıca ekledi, “Bu iddiayı Rusya’nın ortaya atmaktadır. Rusya bize 2016 yılından bu yana saldırıyor. Bizi silahlı bir terörist örgüt olarak görüyor. Ancak biz sadece gerçekleri söylüyoruz.”

Tam olarak 2014 yılında faaliyetine başlayan Beyaz Baretliler savaş esnasında Suriye’de binlerce insanı enkaz altından çıkardı ve kurtardı. Yüz bin insana yardım verdiği ifade ediliyor. Bu faaliyetleri yaparken 252 Beyaz Baretli hayatını kaybetti ve 500 kadar da yaralı var. Örgüt 2016’da Nobel’e aday gösterildi. Bu kadarı tamamen doğru bir konudur.

Soru şudur, madalyalı bir İngiliz asker genç yaşta BM içinde kriz merkezlerinde çalışıyor, emekli oluyor, istihbaratçı ve bu işlerden de emekli oluyor, böyle söyleniyor, sonra herhalde iş arıyor, bu durumda Mayday Rescue Vakfı, İstanbul’da iş buluyor (olmalı), dünyanın cadı kazanı olan Suriye’deki Beyaz Baretliler için insani faaliyetlerde “finansman, eğitim, ambulans ve yardım malzemeleri” tedarik işinde aracı olarak çalışıyor. Finansman? Eğitim uzmanlığı? Eğitimin ne şekilde ve kimlerle yapıldığı? Bu gibi sorular için cevap bulmak zor olacak.

Demek ki konu insani faaliyetler ve Beyaz Baretliler değil, bunu kullanan istihbarat servisleridir.

İstihbarat Savaşı

Suriye savaşının 9 yıla yaklaşması bu soruyu sorduruyor, savaş ne zaman bitecek? Eğer bu denli kirli ilişkilerin görüldüğü ve lime lime olmuş haldeki bir ülkeden bahsediliyorsa savaşın erken dönemde bitmesi beklenebilir mi?

Ancak istihbarat savaşı hiç bitmeyecektir, Suriye’de veya başka bir yerde. Özellikle Rus (FSB) ve İngiliz (MI6) istihbaratı neredeyse karşı karşıya gelmiş durumdadır. ABD istihbarat servisi (CIA) ise sessiz ve derinden çalışmaya devam etmektedir. Bağdadi’yi bu bölgede bulabildiklerine göre sahada bir hayli aktiftir. Bu (MI6 ve CIA) örgütlerin geri bölge ofisleri ise İstanbul gibi yerlerdedir.

Bugünlerde merak edilen bir diğer soru ise ABD ile ilgilidir. Eğer Esad temeli olan bilgilere dayanıyorsa, söylediklerine göre, Epstein veya benzeri kişiler üzerinden, Suriye alanında büyük yatırım gerektiren örtülü faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Bu faaliyetlerin bütçeleri ve harcamaları iyi incelenmelidir. Bunu BM mi yapacak?

Sonuçlar

Halen bazı önemli konular kriminal araştırma ile sürmektedir. Örtülü faaliyetlerde failler ve onların geri planındakiler ortaya çıkmazlar. Tam tabiriyle örgütler geri bölgelerde bıraktıklarını toplayarak iz bırakmadan faaliyetlerini sürdürürler. Gizli servisler diğer gizli servislerle sahada veya gerekirse devletlerinin en üst yetkililerinin iziniyle belli ilişkiler için çalışmalar sürdürürler. Bu şartlarda da adli soruşturma şartları belli ölçülerde kontrol altında tutulur. Dolayısıyla öndeki konular kriminaldır ve bunların istihbarat birimleri iç istihbaratla ilgilidir, dış istihbarat değil.

Eğer iddialar bu denli ciddiyse, bir ülkedeki savaşın meşruiyeti, kimyasal silah kullanılması, radikal terör örgütlerinin fonlanması, bunların istihbarat örgütleri tarafından gerçekleştirilmesi… Siz bunların sonuçlarını görebilecek misiniz? Belki sinemaya gitmelisiniz! Diğer yandan, CIA-MI6 ile ilgili veya Epstein ve Le Mesurier hakkında geçerli ve resmi bir ilişki duyacak mısınız? Resimdeki iki ölmüş şahıs sonsuza dek birbirinden ayrılmıştır artık.

KAYNAK : https://www.politikmerkez.com/konular/guvenlik/suriyede-istihbarat-savasi/

İSTİHBARAT DOSYASI /// GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Akıllı İstihbarat Savaşları Çağı


GÜRSEL TOKMAKOĞLU : Akıllı İstihbarat Savaşları Çağı

20 Nisan 2020

Dördüncü Sanayi Devrimi sonrasında Amerika Birleşik Devletleri bütünüyle yeni bir istihbarat mücadelesi içine girdi. Buna Akıllı İstihbarat Savaşları (Intelligent Intelligence Warfare, IIW) Çağı denmektedir. Bu yıllarda ABD başta Çin olmak üzere sürdürdüğü küresel rekabette geri kalmamak için stratejik bir çaba göstermektedir. Bu çabanın anlayış, teşkilat, uygulama yönleriyle zorlu bir süreci tarif ettiği açıktır. Ancak geniş dönem olarak çağı işaret etmeleri dikkat çekicidir, uzun sürecek gibi…

Gri Bölge Savaşı (Grey Zone)

ABD ve Çin arasında Ticaret ve Teknoloji Savaşı çok ileri seviyelerde gelişmiş ve cari etkileri itibarıyla bütün dünyayı ilgilendiren bir hal almıştır. Bu dudumda diğer ülkelerin de benzer çaba içine girdiklerini söylememiz gerekiyor. Çoğu zaman bazı yazarlar Yeni Soğuk Savaş tanımını kullanmak istediyse de buna itiraz edenler de çıkmaktadır. Soğuk Savaş’ın bir özelliği de içinde İstihbarat Savaşı olmasıdır. En azından dönemimizde bu şartı görebiliyoruz. Soğuk Savaş’ın ikinci özel konusu ise Kitle İmha Silahları tehdidinin mevcudiyetidir.

Her ne kadar bugün barış şartlarında görünürde ABD ve Çin arasında bir savaş dönüyorsa da güç dengeleri ve yetenekleri ile Rusya’nın bu savaşta geride durduğunu düşünmek büyük hata olur. Rusya jeostratejik açıdan çok geniş bir alanda yer alır, kolu bacağı her yere uzanır. Diğer yandan Avrupa ülkelerinin de yeteneklerini değerlendirmek icap eder. Avrupa da teknolojide ileri, en azından kullanıcı. Öğleyse bu savaşın içindeki başat aktörlerin sayısı artmaktadır; ABD ve Çin başta olmak üzere Avrupa ve Rusya da savaşın içindedir. Hatta bir diğer gelişen ekonomi Hindistan da bir taraf olmak durumundadır ve hesaba katılanlardandır.

Soğuk Savaş yerine daha çok Gri Bölge Savaşı kavramını kullanmayı tercih ediyorum. Aslında her ikisi de olur derseniz, itirazım olmaz. Şimdi, bu Gri Bölge Savaşı içinde ülkeler Dördüncü Sanayi Devrimi ile belirginleşen teknolojiler ile ilgili kıyasıya bir İstihbarat Savaşı sürdürmekteler.

Akıllı İstihbarat Savaşları Çağı’nda amaç nedir? Gelişmekte olan teknolojilere daha erken sahip olmak, hasmın imkân ve kabiliyetlerini zayıflatmak, çabasından vaz geçirmek, piyasada bu teknolojilerin ürünleriyle öncü olmak, bu sayede sosyo-ekonomik ve politik alanı daha fazla etkilemek amaçlanmaktadır.

Dördüncü Sanayi Devrimi ile söz konusu edilen yeni teknoloji sahaları şunlardır: Yapay Zekâ (Artificial Intelligence, AI), Makine Öğrenimi (Machine Learning, ML), Büyük Veri (Big Data, BD), Bulut Teknolojisi (Cloud Technology, CT), Nesnelerin İnterneti (Internet of Things, IoT) ve gelişmiş sensorlar.

Karşımıza çıkan gelişen teknolojilerde çoklu sensorların kullanılması, sınıflandırmaya açık büyük veri kütüklerinin oluşturulması, kuantum bilgisayara yöneliş, yeni dil alanlarının geliştirilmesi, 5G’den sonra 6G’nin geliştiriliyor olması, atmosfere bir internet ağının (networking) inşa ediliyor olması, sınırsız internetin ücretsiz verilmesine çok az zaman kalması, bütün bu imkanlarla her bir ferdin her anını kontrol edebilecek izleme pozisyonlarının oluşması, bugün insanlık için ciddi bir eşiktir. Bu eşiğin bir diğer tarafı ise merak edilen konudur.

Gelişen teknolojilerin faydaları Amerikan istihbaratı için zorunlu bir alan oluşturmaktadır. ABD açısından bu manada jeopolitik bir boşluk olmamalıdır. ABD’nin başlıca rakipleri benzer yapay zekâ ve ilgili teknolojileri istihbarat operasyonlarını geliştirmek ve alana entegre etmek için hızlı bir şekilde çalışıyorlar. Bununla birlikte, ABD istihbaratına meydan okuma, yalnızca ABD düşmanlarından veya rakiplerinden değil, değişik örgütlerden, bürokratik ve teknik engel yaratan kısımlardan ve şirketlerden de gelmektedir. Sonuçta istihbarat servisleri bile bu yenilikleri zaman içinde kullanmaya başlamışlardır. Özel sektörün rekabet ortamı çok dinamiktir. Bu nedenle devletin sistemleri özel sektörün önünde gelişmek zorundadır. Bu ise başlı başına bir sorun sahasıdır. Eğer bu yapılamazsa devlet özel sektörle iç içe çalışmak zorundadır.

İstihbarat

İstihbaratın tarifi, basitçe, verilerin toplanması, işlenmesi, depolanması, analizi, değerlendirilmesi ve karar vericilere dağıtılması gibi bir prosesi içermektedir. İstihbarat bir haber değildir, üründür.

Burada söz konusu olan Bilimsel ve Teknolojik İstihbarat dalıdır. Stratejik istihbaratın 8 ana dalından biridir bu. Diğerleri neler? Askeri, Coğrafi, Politik, Ekonomik, Sosyolojik, Biyografik, İletişim ve Ulaştırma. Demek ki bilim ve teknoloji kapsamındaki verilerin özellikleri ile bu tür bilgilere ihtiyaç duyanlar bellidir.

Ama şunu da işaret edelim, bu konu neredeyse bir devletin en üst çatısı ile değişik şirketlerin geliştirme ofislerine kadar çok değişik alanlardaki çalışanların işine yarayan bir istihbarat dalıdır. Bugün ülkelerin refah ve güvenliği, şirketlerin ise gelişmesi bu istihbarata bağlıdır.

Esasında tanıma Türkçe değil de İngilizce baktığımızda tablo karşımıza daha net gelmektedir. Intelligence bizde istihbarat demek oluyor. Diğer bakışla intelligence, tam karşılığı olan “zekâ” anlamıyla bugünün teknolojisinin ana omurgası olan Yapay Zekâ (AI) ile tamamen ilgilidir. Intelligence köken olarak inter-legere, “arasından-seçmek” sözcüklerinden müteşekkildir. Canlıda var olan zekâ dediğimiz şey ile, örneğin zeki insan diyoruz, bir disiplin olarak intelligence (Türkçede istihbarat), kökenden yola çıkarsak; çok sayıda bilgiyi toplamak, onların arasından ihtiyaç duyulanı seçmek, tüm verileri işlemek, sonuçta yeni bir bilgi seti üretmektir. Köken olarak bu fiilin tam da zekâ olması şaşırtıcı değildir.

Bugün görüyoruz ki terime bir ilave vurgu ile zekilik veya akıllılık katılmak isteniyor. Bu da kullanılan ileri teknolojik imkanlardan kaynaklanıyor. Dijital Devrim sonrası ortaya çıkan bilgi birikimi ile alakalı sürekli gelişen teknolojiler, kendi başlarına dahi birer akıl küpü iken, bunun her boyutuyla küresel güç mücadelesinde kullanımıyla da bir işlev oluşturuyor.

Bu itibarla “istihbarat” ve “zekâ” konuları tamamen aynı ifadeyi kasteder. Bilimsel ve Teknolojik İstihbarat alanında aynı noktada çakışarak, bu özelliğini eksiksiz kanıtlar.

Bir ileri adımda yeni teknolojilerle karşılığını bulan Yapay Zekâ, Makine Öğrenimi, Büyük Veri ve Bulut Teknolojisi gibi konuların da istihbaratın prosesleri ve gerekli olan gereçleri (intelligence tools) gibi ele alınmasında hiçbir engel yoktur. Tek yapılması gereken konu bu yeniliklerle mevcut sistemleri evrimleştirebilmektir.

İstihbarat Çarkı (Intelligence Cycle) istihbarat üretimi prosesidir: Konuya özel bilgi seti üretmek ve karar verebilmek için gerekli sorulara cevap vermek amaçtır. Bu prosesten geçmeyen veri istihbarat haline dönüşmemiş ve henüz ham demektir. İstihbarat çarkının içeriğinde temel başlıklar olarak en azından toplama, analiz ve dağıtım kalsın, bu yeterlidir.

Akıllı İstihbarat (Intellgent Intelligence), Coğrafi Mekânsal İstihbarat (GEOINT), Sinyal İstihbaratı (SIGINT), İnsan (Beşerî) İstihbarat (HUMINT) ve Açık Kaynak İstihbaratı (OSINT). Bu belirtilen istihbarat dalları verileri toplayacak ve kendi sistemleri ile analiz edecek, depolayacak. SIGINT, İletişim (COMINT) ve Elektronik (ELINT) İstihbarattan meydana gelmektedir.

Örneğin COVID-19 ile mücadelede Çin’deki Alibay’ın kullandığı sistem kısaca şöyle: Birey evden çıkarken yüz tanıma ile mekân tespitini yapıyor ve veriyi merkeze aktarıyor. Bu kişinin önceki verileri sistemde kayıtlı ve sonra günlük işleri için takip konum olarak takiple sürdürülmektedir. Bir araca binse veya caddede yürüse bile sensorlarca sürekli izler alınmaktadır. Amaç COVID-19 olduğuna göre, kişinin cep telefonundaki uygulamasına renk kodu ile etrafındaki kişilerin hastalık bilgileri aktarılmakta ve mesafeleri verilmektedir. İş yaşamı ve sonra alışveriş imkanları dahil bireyin her anı sistem üzerinden yapılmaktadır. Harcamaları, güvenliği, sigortası… Akşam evine girerken, kişi eve girdiğinde bir günlük çevrim kapandı zannedilmesin. İlaç alınıyor mu, televizyonda ne seyrediliyor, telefonda konuşuldu ise konu neydi, mesajlaşma oldu ise ağındaki veriler neler oldu, bilgisayarda vakit geçirildi ise hangi sitelerde ne işlemler yapıldı, gibi veriler de sürekli depolanmaktadır. Dolayısıyla, sağlık, güvenlik, iş yaşamı, sosyal faaliyetler, vs. hakkındaki verilen GEOINT, SIGINT (COMINT ve ELINT), HUMINT, OSINT yapılarak toplanmaktadır.

Bu faaliyetlerde teknik sistemler, bizatihi insan kaynağı ve ticari ortaklar işlem görür. Teknik alanda, sahada kullanılan görüntülü, sesli, biyometrik sistemler için sensorlar, yapay zekâ üniteleri ile verilerin tasnifi, kullanılan kavramların örgüsü, diğer istihbarat hedeflerinin konumları, mesafeler, yönler, etkileşimler, hız, yoğunluk, ölçek bilgileri, yüksek olasılıklı beklentiler, öğrenen sistemlerin marifetiyle karakterize edilenlerin bir sonraki hareketlerine göre alınacak pozisyonlar, sinyal aktarımları, elektronik veriler, dil çevirileri, şifreler, vs. her bir veri alınır ve işleme tabi tutulur.

Bizatihi insan kaynaklı operatörle işlem yaparlar. Ajan-ajana olan faaliyetler temel istihbarat faaliyetidir. Diğer taraftan kavram çalışmaları için insan beyninden alınan veriler sistem geliştirmeye yarar. Buna göre algoritmalar oluşturulur. Yapay zekanın işlevi geliştirilir. İnsan yaşam kalıplarının öğrenen sistemler için model haline dönüşmesi sağlanır. Sonuçta insan kaynağının her alanda nasıl kullanılacağına dayalı veriler bile ortaya çıkarılır.

Unutulmamalıdır, sosyo-ekonomik ve politik alanda sürdürülen bütün faaliyetlerde ticarileşen bir dünya algısı vardır. Bu bakımdan arz-talep dengesi içinde yer alan her bir ürün, ödeme sistemi ve insan aralındaki ilişkinin tam olarak toplanması ve değerlendirilmesi gerekir. Ticari şirketlerin kendi alanlarındaki faaliyetlerle devlet örgüsü içindeki veri akışının bir bütün halinde açık olması istenir. Diyelim bir akıllı telefon üreticisi ve buna servis sağlayan şirket her ne yapıyor ise bunun istihbarat adına etkileşimde bir yeri vardır. Hatta hatırlanacaktır, ABD, Çin’in Huawei şirketi ve 5G şebeke yatırımları için çok etkili karşı koyma faaliyetlerine girişti. Bu manada yetkilileri casuslukla yargıladı ve mali tedbirleri devreye koydu. CIA dahil pek çok istihbarat organı yıllarca faaliyet içine girdi.

İstihbaratın stratejik seviyede üretilmesi, bir konunun ele alınışından başlayarak sonuçta elde edilen ürünün mahiyetine kadar, ondan yararlanma yönüyle, en üst seviyede, kapsamlı etki ve uzun vadeli kullanımını tarif eder. Stratejik hamleler stratejik istihbaratla olur. Savaş alanı küreselleşti, hatta uzayı da içine aldı. En azından ABD için Uzay Savaşı Kuvvetleri hazır haldedir. Gerçek savaş türlerine ilave, sanal alemin savaşı da sürüyor. Buna Siber Savaş diyoruz. Hatta bunların karma, melez haline Hibrit Savaşlar diyoruz. Dolayısıyla stratejik istihbarat seviyesi, örneğin konu ülkeyle ilgili ise, devletin ana faaliyetiyle özdeşleşir.

İşin içinde devlet varsa gelişen teknolojilerle alakalı istihbarata odaklanan birimler sadece bir tek örgüt olmamalıdır. Bu nedenle “istihbarat servisleri” denir. ABD’de bunu adı İstihbarat Topluluğu (Intelligence Community, IC) şeklindedir. Bu durumda zeki insanlar veya teşkilatlar topluluğu için bir çaba sarf ediliyor demektir.

Ürünlerden yararlanmayan yoktur! Küresel rekabette konu önemlidir ama bakılırsa sağlıktan, eğitimden, tarımdan, sanayiden, iletişimden, güvenlikten, eğlenceden, finanstan, kurumsal sistemlerden insanların günlük kullandıkları gereçlere varana dek yelpaze geniştir. Cihazlar vardır, ama bunun yanı sıra uygulamalar da vardır. Görünür veri bankaları vardır, ama bunun gerisinde başka veri gruplarıyla çalışılan alanlar vardır.

Eğer konuyu ABD’ye veya Çin’e taşırsak, bu ülkelerin küresel rekabetteki etkinliklerini, ekonomik performanslarını, stratejik projelerini, eğitimlerini, enstitülerini, araştırma merkezlerini, şirketlerinin kapasitelerini, vakıflarının güçlerini, yetişmiş insan güçlerini, her alanda seferber edebildikleri imkân ve kabiliyetlerini, istihbarat teşkilatlarını göz önüne alırsak, çok daha devasa bir boyuttaki tartışmayı ele almış oluruz. Bu nedenle konu en üstte bu tür güçlerin savaşına dönüşüyor.

Önümüzdeki on yıllar içinde artık istihbarat her an insanları kontrol edecek ve yönlendirecek. Bunun hazırlığı içinde bir güç mücadelesi söz konusudur.

Stratejik Akıllı İstihbarat Savaşları

Yapay zekadaki uluslararası üstünlük yarışı hızlandıkça, savaş alanındaki avantaj, veri üstünlüğüne, bağlantı ve hesaplama gücüne, algoritmalara ve genel sistem güvenliğine geçeceği açıktır. Yapay zekâ ve ilgili teknolojiler istihbarat operasyonlarına tamamen nüfuz ettiğinden, bu yeni savaş alanı, askeri alemin ötesinde ve daha çok istihbarat alanına doğru genişleyecektir. Barış zamanında süren Gri Bölge Savaşı’nda, daha çok sivil görünümlü faaliyetlerde süreceği açıktır. Bu nedenle İstihbarat Operasyonları (Operational Intelligence) içindeki ağırlık artmaktadır.

Bu akıllı savaşın evriminde stratejistler, Çinli askerin ABD’ye oranla daha avantajlı olacaklarını ileri sürmektedirler. Hatta Rusya’nın da Çin’e desteği söz konusu olursa bu daha büyük bir farklılığı tarif edecek hal alacaktır. Çünkü başından beri bu iki ülke yapay zekâ teknolojilerini geliştirme ve kullanma konusunda sivil-askeri çabaların birliğini savunma mimarileri içine dahil etmişlerdi. Bu kaynak avantajı, ABD istihbarat operasyonlarına karşı savunmasını güçlendirmenin yanı sıra, daha hedefli ve agresif saldırı operasyonları için kullanışlı bir durumdadır.

Stratejik Akıllı İstihbarat Savaşı için taraflar mücadelenin daha hızlı aktığı, daha güçlü savunmaya ihtiyacının duyulduğu ve agresif taarruz imkanları ile karşı tarafa aralıksız müdahalenin gerektiği bir savaş ortamındalar. Birkaç detaya değinelim. Çin dünyada, Tekno-faydacı Siyasi Kültür’ü temsil etmektedir. Düşünce yapısında ve stratejisinde Çin, küresel çapta her defasında oyunu değiştiren teknolojileri yaratıp sahada etkin olmakla ilgilenmektedir. Bu durum hem istihbaratını böylesi bir amaç için kullandığını hem de buradan elde ettiğiyle istihbaratının başarısını sürdürdüğü anlaşılır. Sürekli birbiri için var olan besleyici ve hızlı çalışan bir mekanizmaları var. Dolayısıyla asker sivil ayrımı hiç yok, her şey Çin için. Bu nedenle ABD Huawei şirketini casuslukla suçlarken, kurucusunun da eski bir muhabere subayı olduğunu ve oraya devlet eliyle özellikle oturtulduğunu işaret etmişti. Ayrıca Çin’in Ar-Ge çalışmalarının üniversite, şirket, devlet, banka gibi çok dinamik bir alan içinde geliştiğini, gerektiği her noktada ülke kaynaklarını tereddütsüz bir araya getirdiklerini söylememiz gerekiyor. 5G teknolojisi, nesnelerin interneti, yapay zekâ ve kuantum teknolojisi alanlarında çok çalıştıklarını görmekteyiz.

ABD uzaya tam kaplama sağlayacak SpaceX firması maharetiyle network kuruyor. Bu demek oluyor ki yerde olup biten her şey kayda girecek. Çin de karşı atakla Micius uydu sistemini geliştiriyor. Rusya uzayda yetkin bir ülke ama teknolojide bu denli belirgin bir projesi henüz yok. Bir bakarsınız, ben de varım deyivermiş! İnternet bedava olacak ama karşılığında kontrol var. Net görünen şu, ABD ve Çin uzayda bir meydan okumaya girişiyor, o halde kurulan Uzay Komutanlıkları işe yarayacak.

Çin her bir aygıtına savunma ünitesi de eklemektedir. Yapay zekâ destekli istihbarat araçlarını çeşitlendirmektedir. Gözetleme sensorları ve biyometrik araçları ile bu yapay zekayı birleştirmiştir. Ekonomide ve ticarette HUMINT imkanları eksiksiz kullanılmaktadır. Ayrıca yapay zekâ, siber güvenlik ve kriptografi seviyeleri bir hayli ileridir. Bu kabiliyetle rakiplerinin ağlarına kolaylıkla nüfuz edebilmektedirler. Kendi şifre sistemlerini ise sürekli güçlendirmektedirler. Algoritmaları ABD analistleri arasında karışıklık yaratacak türden olup, onların yanlış analiz sonuçlarına varmalarını temin edecek şekildedir. Operasyonları ve taktikleri böyledir. Her şey normalmiş gibi zannetmeniz için her şey elinizdedir. Ama aslında verileri sürekli yanlış listelersiniz. Çin ise size ait verileri derinlemesine analiz etme kabiliyetiyle ilgilenir.

Agresif taarruz önemlidir. ABD toplama ve analiz yeteneklerine nüfuz etmek, onları manipüle etmek ve zayıflatmak için yapay zekâ kullanılır. Yapay zekâ hızlandırmalı siber saldırılar bugünden ABD’yi yıldırmaktadır, yarın nelerle karşılaşılacağı konusunda endişe duymaktadırlar. Çin siber taarruz sistemleri ABD toplama ve iletişim platformlarını hedefleyebilirler, kritik verilere ve istihbarata erişim sağlayabilirler, bunları kullanmak veya yok etmek için akıllı kötü amaçlı yazılımlar kullanabilirler. Sistemin içine girdikten sonra ise tamamen farklı sonuçlar çıkararak zamanınızı boşa harcayabilirsiniz. Çin, ABD istihbarat algoritmalarını kandırmak ve ağını bozmak için yapay zekâ ile zehirli uygulamalar kullanabilmektedir. Bunun için Karşı Yapay Zekâ taktiklerine ihtiyaç vardır.

ABD’nin Aradığı

Temel soru şudur: İleri teknolojileri stratejik istihbarat üretimine entegre etmek için yakın dönemdeki fırsatlar nelerdir ve bunun önündeki engeller nasıl aşılabilir? Alt sorular ise şunlardır: Hangi gelişmekte olan teknolojiler her bir toplama aracı içinde (örneğin, SIGINT, GEOINT ve HUMINT) en uygun ve etkili olabilir? “Analist-makine” performansı, veri alımını en üst düzeye çıkarmak, işlemeyi kolaylaştırmak, ilgili bilgileri önceliklendirmek ve analistlerin stratejik düşünmesi ve yazması için daha fazla bant genişliği oluşturmak için nasıl optimize edilebilir? Yapay zekâ ve bulut bilişimi gibi yeni teknolojiler, istihbarat ürünlerinin politika, istihbarat, askeri ve müttefik müşterilere işbirliğini, koordinasyonunu ve dağıtımını iyileştirmek için nasıl kullanılabilir? Veri bilimcilerini ve teknoloji uzmanlarını tüm kaynak analiz ortamlarına yerleştirmek için doğru model nedir ve stratejik analistler hangi becerileri geliştirmeli veya geliştirmelidir? İstihbarat teşkilleri teknoloji yatırımlarını akıllıca nereye odaklayabilir ve ticari sektöre bırakmak için en iyisi nedir? İstihbarat servisleri yeni tip gelişmiş imkanları edinme ve içselleştirme konusunda nasıl daha çevik davranabilir? Küresel rakiplere karşı ABD ulusal güvenliği için ABD istihbarat teşkilatına yeni teknolojilerin dahil edilmesinde başarı veya başarısızlığın etkileri nelerdir?

Diğer Hususlar

Hangi ülke bu sistemlerle ilgileniyor ise evvela tedarik sistemlerini gözden geçirmelidir. Peşinden kendi adaptasyon süreçleri için etkin bir planla hareket etmelidir. Mevcut ve gelecek için her inşa edilecek sistemin öncelikle “sistemlerin sistemi” modeli ile birleştirilmesi gerekir ve sonra da güçlü ve emniyetli bir veri bankası kurulmalıdır. Güvenirlik ve doğrulama usulleri önemlidir. Emniyet için çeşitli kara kutu algoritmaları kullanılmalıdır.

İstihbarat konularının bu denli ticarileşmesinin ayrı bir yükü vardır. Dolayısıyla her tülü parça, sistem, ağ, teknoloji, yazılıp, kod, vs. henüz ticari platformdayken, eskisine oranla daha fazla kontrole tabi tutulmak zorundadır. Teknolojik değişim süreçleri de benzer biçimde kontrollü sürdürülmelidir. Servis sunarken daha dikkatli olmak şarttır. Bu nedenle ileri teknolojik sistem ve gereçlerin üretimden kullanıma, her seviyedeki birimin daha özel teşkilatlanması gerekir. Ticaret ve rekabet koşullarının sürdürülmesi ile güvenlik bağlamında kazanım elde etmek arasındaki korelasyon titizlikle yönetilecek konulardır. Bütün bunlara hukuki altyapıda yapılması gereken düzenlemelerin de hassasiyeti eklenmesi gereken bir diğer konudur. Bu tür sektörlerde çalışanlar daha çok çeşitlilik gösterir. Hatta ürünleri satın alanlar da çok çeşitli coğrafyalardan olabilir. Bütün bunlar özenle incelenmesi gereken konulardır. Sonuçta döner dolaşır iş yine nitelikli personele kadar indirgenir.

Akıllı İstihbarat Savaşları Çağı’nda önemlisi; zeki, nitelikli, bilinçli ve titiz olmaktır. Ülkeler kendi teknolojisini üretmek zorundadır.

Bugün karşımızda olan ve özellikle Donald Trump yönetimi esnasında daha da alevlenen ABD ve Çin arasındaki Ticaret ve Teknoloji Savaşı’nın etkileri her alanda günlük yaşamımıza girmiş haldedir. İleriki zamanlarda bu savaşın etkileri kendini daha da güçlü hissettirecektir.

Dünya tarihi bize göstermektedir ki, Ekonomik Savaş’ın bir adım sonrası sıcak çatışmadır. Gri alanda olanlar ise dikkat çekici gelişmelerdir.

Gürsel Tokmakoğlu

KAYNAK : https://www.politikmerkez.com/konular/guvenlik/akilli-istihbarat-savaslari-cagi/