SANAT DÜNYASI : YEŞİLÇAM’IN İYİ KALPLİ GÜZEL İNSANLARI BİRER BİRER VEDA EDİYOR :(


ALINTI : LİNKEDİN

Onlar İyi İnsanlardı …

Onlar üstlendikleri işleri çok iyi yapmaları yanında içinde yaşadıkları topluma ve hatta gelecek nesillere de ilham veren, örnek olan kişilerdir. Bunun nedeni ise kişiliklerinden yansıyan iyilik özelliğidir..

İyi insanlar ….

Kimsenin acısından haz duymaz başkasının acısını da hissederler..

Her canlının kıymetini bilirler. Ölümü değil, yaşamı kutsarlar.

İnsanların yüzlerindeki ufak bir tebessüme bile neden olabilmek için ellerinden geleni yaparlar.

Bir iyiliği, karşılık bekledikleri için ya da bir güçten korktukları için yapmazlar. Doğru olanın o olduğunu bilirler.

Yargılamazlar kimseyi durduk yere. Bölüştürmezler sen şusun, o zaten böyleydi diye..

Kendi başına gelmesini istemeyeceği şeyi, başkaları için istemezler.

Başkaları onların arkasında iş çevirmeye kalksa da temiz kalpli olmaktan vazgeçmezler.

Kirletmezler yaptıklarıyla; denizi, gökyüzünü, bir çocuğun küçük kalbini. Nefret tohumları ekmezler hiç bir zaman kimsenin yüreğine.

Hor görmezler, başkasını. Bilirler aslında her insanın özde aynı olduğunu…

Düşmezler maddiyatın, paranın pulun peşine. Kimsenin ekmeğine yağ sürdüğü o bıçak olmazlar, yanlışlıkla birinin elini keserim de can acıtırım diye…

Ruhunu koyarlar, inandıkları şeyler için ortaya. Maskeleri yoktur. Ne ise odurlar. Rol kesmezler, hiçbir zaman, hiçbir yerde. Sevmezler boş konuşmayı. Susarlar çoğu zaman, kendi içlerinde hiç kesilmeyen çığlıklar duysalar bile. Sırf birini seviyor diye onun yanlışlarına göz yummazlar. Bugün ak dediğine ertesi gün kara diyenlerin yollarından yürümezler. Kırmazlar, heves edenin hevesini "Sen yapamazsın!" demezler. Şefkatle omuza konan el olmanın bile ne kadar kıymetli olduğunu bilirler. Beklerler, günün birinde gelecek adaleti ve sevgiyi. Parıltılı hayatları olmamıştır belki hiçbir zaman ama gözlerinin içindeki parıltıyı da kaybetmezler. İnsanın en çok ihtiyacı olduğu anda türkü olurlar yüreklerde. Umut olurlar, başkalarının yaşamlarına, hiç umut kalmamışken avuçlarında. Bilirler; asıl hayatta kalmanın, başkalarını hayatta tutabilmek olduğunu.

Onlar bir karıncanın canına kıymadan, bir kuşun kanadını kırmadan oynamışlardır hayat denilen oyunu. Ve "iyi insan" olabilmek olmuştur, onların en büyük ödülü… iyi insanlar iyi ki varsınız..

Onlar ısıtır içimizdeki soğukluğu, onlar ışıtır, aydınlatır karanlıkları dünya hala dönmeye devam ediyorsa onların yüzü suyu hürmetinedir.. Masadan eksiliyor birer birer dostlar.

TAZİYE MESAJI : ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak Ata’nın sanatçısı usta tiyatrocu abimiz Enis Fosforoğlu’na rahmet, ailesine, tüm tiyatroseverlere, ve tüm ulusumuza sabır dileriz.


ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak Ata’nın sanatçısı usta tiyatrocu abimiz Enis Fosforoğlu’na rahmet, ailesine, tüm tiyatroseverlere, ve tüm ulusumuza sabır dileriz.

BİYOGRAFİ DOSYASI : TÜRK SANAT TARİHİNİN EN SEVİLEN SANATÇILARINDAN OLAN BARIŞ MANÇO KİMDİR ????


TÜRK SANAT TARİHİNİN EN SEVİLEN SANATÇILARINDAN OLAN BARIŞ MANÇO KİMDİR ????

ÖZEL BÜRO EKİBİ olarak merhum Barış ağabeyimizi rahmet, saygı ve sevgi içerisinde anıyoruz. Toprağı bol kabri nur olsun.

7’den 77’ye herkesin sevgilisi olan, adam olacak 90 kuşağı her çocuğun süper kahramanı, Barış Manço’nun hayat hikayesidir.

BARIŞ MANÇO’NUN 7’DEN 77’YE PROGRAMINDAKİ ÇOCUKLAR BÜYÜDÜ ANISI İÇİN KLİP ÇEKTİ

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=WjXLNSl8qJI&feature=youtu.be

Meziyetlerini saymakla bitiremeyeceğimiz toplumumuzun yetiştirdiği en özel değerlerden biri olan adam, Barış Manço. Kendisine yaşadığı süre içinde fazla kimlik yapmış, unutulmazlar listesine adını altın harflerle yazdırmış o. Siz onu en çok hangi yönüyle sevdiniz bilmiyorum. Ama o, şarkıcı, besteci, söz yazarı, yapımcı ve hatta gezgin Barış Manço.

Her yönünü değerlendiren, parçalarından mükemmel bir bütün olan Barış Manço, bugün hala hepimizin dilinde. Hatta şu satırları yazarken bile, ”Ayağında gümüş hal hal…”

Bir de hatrımda o görkemli yüzükleri…

”Barış”ın adı Savaş’ı bitirmeli

Barış, 2 Ocak 1943 yılında dünyaya geldiğinde II. Dünya Savaşı yaşanmaya devam ediyordu. Savaşın etkisini hissettirdiği zor zamanlardı. İki yıl önce doğan çocuklarına Savaş adını veren Rikkat Uyanık ve Hakkı Manço çifti, bu sefer doğan çocuklarına da Barış adını verdiler. Çünkü Barış adıyla yaşayıp, barışı getirmeliydi.

Belki de bu yüzdendir, Barış Manço’nun bütün dünya çocuklarını birleştiren sevgi dolu bir kalbi oldu.

Gezginliğe çocukluktan başlayan Barış

Ailenin kökeninde göç etmek vardı. İstanbul’un fethinden sonra Konya’dan Selanik’e göç eden aile, savaş sırasında yaşadıklarıyla da I. Dünya Savaşı zamanında İstanbul’a geldiler. Barış 3 yaşındayken annesi ve babası ayrılınca babasıyla yaşamaya başladı. Babasıyla çok sık ev değiştiriyorlardı. Cihangir, Üsküdar, Kadıköy derken bir süreliğine yolları Ankara’ya bile düştü. Bu sebeple eğitim hayatı boyunca da hep okul değiştirdi.

Barış annesiyle TV programlarında

Barış’ın annesi Rikkat Uyanık, Devlet Konservatuarı Klasik Türk Sanat Müziği sanatçısı, hocası ve aynı zamanda yazardı. Konsevatuardaki çalışmaları sırasında Zeki Müren’in de hocalığını yapmıştı. Bu sıralarda Barış ile birlikte TV programlarına katılarak şarkı söylüyordu. Barış annesinden ve onun çevresinden müziğe aşık oluyordu.

Ortaokul sıralarında başlayan müzik kariyeri

Barış, Galatasaray Lisesi orta bölümüne kayıtlıydı. 1957 yılında amatör olarak başlayan müzik ilgisi ile 1958’de ilk grubu Kafadarlar’ı kurdu. Grup kadrosuyla Rock’n Roll kavırları yapıyordu. Barış Manço da bu dönemde ilk bestesi Dream Girl’i yaptı. Hatta bu besteyle Ankara’da küçük bir ödül dahi kazandı.

İkinci Grubu Harmoniler’di. Bu grubu da yine Galatasaray Lisesi’ndeki arkadaşlarıyla kurmuşlardı. 1959’da Galatasaray Lisesi konferans salonunda küçük Barış Manço ilk konserini verdi. Müzik, bir çocuk olmasına rağmen onun hayatına büyük duygular katıyordu.

4 Mayıs 1959’da Barış, babasını kaybetti. Küçük bedeninin yaşadığı bu büyük acı onu daha fazla müziğe itti. Ayrıca Galatasaray Lisesi’nden ayrılmak zorundaydı. Liseyi Şişli Terakki Lisesi’nde tamamladı.

Barış Manço’dan ilk 45’lik

Harmoniler grubu kadrosuyla verdikleri konserden sonra, Barış Manço Grafson şirketinden üç tane 45’lik çıkardı. Liseden sonra Barış, öğrenimini Belçika’da devam ettirmek isteyince Harmoniler grubu dağıldı. Bu grubun kayfettiği iki türkü, ”Kızılcıklar Oldu mu?” ve ”Urfa’nın Etrafı Dumanlı Dağlar” yıllar sonra yayınlandı.

Barış Manço Belçika’da

Barış, 1963’te yüksek öğrenim görmek için Belçika Kraliyet Akademisi’ne gitti. Ancak bir hayali vardı ve Belçika’ya varmadan önce karayoluyla Fransa’nın başkenti Paris’e gitti. Daha önceden bağlantı kurduğu ünlü şarkıcı Henry Salvador ile buluştu. Ancak Henry, Barış’ın Fransızcasını ve fazla kilosundan kaynaklı dış görüntüsünü yetersiz buldu.

Barış, Henry Salvador ile anlaşamadı ve Belçika’ya döndü. Abisi Savaş da buradaydı. Resim, grafik ve iç mimarlık eğitimi gördü. Okuldan arta kalan zamanlarında da garsonluk, otomobil bakıcılığı gibi işlerde çalışıyordu.

Her zaman çok çalıştı ve üretti. Her şeyden önce pes etmedi. Yaşının ve heyecanlı isteklerinin farkındaydı. İşte heyecandan öldüğü anlardan sadece biriydi Belçikalı şair Andre Soulac ile tanışmak. Gözlerinin parıltısı Andre’nin içini ısıtmıştı.

Andre sayesinde Barış’ın Fransızcası ilerledi. Yaptığı bestelere Andre de söz yazıyordu. Böylece müzikle bağı hiç kopmadan yoluna devam edebildi.

Barış Manço’nun plak sirketiyle anlaşması

Barış, müziğe bağlı bir hayat yaşamak istediğini biliyordu. 1964’te Rigolo plak şirketiyle anlaştılar ve Jacques Danjean Orkestrası ile çalışmaya başladı. Artık profesyonelliğin ilk adımlarını atmıştı. 4 şarkılık iki Fransızca plak çıkardı.

Barış Manço plaklarının gösterdiği başarı, onu Fransız radyosunda yayınlanan ”Salut les copins” pop müzik içerikli programına konuk olarak taşıdı. Hatta plaklar Türkiye’ye ulaştığında Barış Manço radyolarda Fransız sanatçı olarak sunuldu.

12 Ocak 1965’te Paris’in en eski, dünyaca ünlü konser salonu Olympia’da program öncesinde sahne alarak kendi bestesi Babysitter ile başka Fransızca ve İngilizce şarkılar söyledi. Mükemmel bir performanstı ve Henry Salvador’un tebriklerini kazandı.

Barış Manço artık daha da dikkat çekiyordu. Hayallerinin ötesinde başlamıştı her şey. 1966’da bir festivalde The Folk 4 grubu ile Türk müziğinden örneklerle dikkatleri üzerine çekti.

Barış Manço’nun Avrupa kariyeri sona erdi

Her şey Barış’ın gözünde mükemmel ilerlerken bir Fransız müzisyen Barış Manço’nun aksanını beğenmediğinden onun plağının çalınmasını yasakladı. Bu olay Barış’ı çok sarstı. İnandığı doğruların başladığı yolda kendisini yarıda bıraktığını düşünüyordu artık.

Avrupa kariyeri burada bitmişti. Ama yine de içinde umut kırıntısı bırakacak bir şeyler de oluyordu. L’Alba adlı bir grup, plağının çalınması yeni yasaklanmışken, Andre Soulacie birlikte yazdıkları ilk parçayı seslendirmişti.

Barış Manço müziği bırakmadı

Barış müziği bırakamazdı. Çünkü onun ruhunda alyuvarlar tadında dolaşan notalar vardı. Bu notalar onu nereye çekerse oraya gidip ihtiyacı olanı alıp müziğe dönüştürmek zorundaydı.Olympia’daki konser sırasında tanıştığı Belçikalı grup Les Mistigris ile çalmaya başladı. Hatta gruplarının söz yazarı Andre Soulac ile MANLAC prodüksiyon şirketini kurdular.

Artık konser turnelerine çıkıyordu Barış Manço. Fransa, Belçika, Çekoslovakya. Almanya derken birçok ülkede Les Mistigris olarak konser veriyorlardı. Giderek hırslanan, hırslandıkça da daha çok çalışan Barış Manço, Les Mistigris grubu dahilinde Sahibinin Sesi şirketiyle birinde kendi besteleri, diğerinde ise iki türkü yorumunun olduğu iki 45’lik çıkardı.

Barış evlilik yolunda

Konserler zamanında çok iyi Türkçe konuşan Belçikalı Marie Claude ile tanıştılar. Yaşadıkları aşk aynı ve farklı dillerin konuşulduğu karmaşık ve bir o kadar da saf bir aşktı. Marie ve Barış aşkı bulmuşlardı. İstanbul’da nişanlandılar.

Barış Manço bıyığı

Barış Hollanda’da bir trafik kazası geçirdi ve dudağında derin bir yarık oldu. İşte bu sebepten onu hafızalarımıza kazıyan bıyıklarını bırakmaya başladı.

Les Mistigris ile dört şarkılık bir plak daha çıkardılar. Ancak Barış artık yasal süreçte vize sorunları yaşıyordu. Grupla yollarını ayırmak zorunda kaldılar. Barış Manço, dudağının üstünde bıyıkları ve kolunda nişanlısı ile birlikte, 1969 Haziran’ında Belçika Kraliyet Akademis’ni birincilikle bitirerek İstanbul’a döndü.

İstanbul’da müzik hayatı

Barış Manço İstanbul’a geldiğinde Kaygısızlar grubuna katıldı. Grubun genç gitaristleri Mahzar Alanson ve Fuat Güner’di. Artık ruhumuz Barış Manço müziği zevkinin Türkiye’de olduğunu mükemmel isimlerle buluşmasıyla doruklarda yaşayacaktı.

Kaygısızlar daha önce de kendi konserlerini veren genç bir gruptu. Barış bu gruba yeni bir soluk getirecekti. En mükemmel Barış Manço hitlerinden olan Kol Düğmeleri’nin kaydı bu grubun şansı olacaktı.

Grup olarak psychedelic akımından etkilenmişlerdi. Hem Anadolu temaları hem de doğu desenlerine yakın olan bu akımın etkisinde bir yandan Bebek, Kağızman gibi türküleri yorumlarken bir yandan da İngilizce besteler yapıyorlardı.

Altın Plak Ödülü

45’liklerden Ağlama Değmez Hayat, 50.000’den fazla satış yaptı ve bu başarı Barış Manço’ya ilk kez Altın Plak Ödülü’nü kazandırdı.

25 Nisan 1970 Cumartesi, İstanbul Fitaş Sineması konserinde, oyuncu Nebahat Çehre’nin ellerinden ödülünü alırken artık geleceğini görebiliyordu ve heyecanı hala kalbindeydi.

Karşınızda Barıshango

Barış Manço ve Kaygısızlar grubunun yaptığı besteler günden güne daha çok ilgi görüyordu. Plak şirketlerinin de dikkatinden kaçmayan bu gelişme, onlara yeni teklifler kazandırdı.

Fransız plak şirketleri Philips ve Barclay anlaşma teklif ettiler. Aynı yıl Fransa’ya giden Barış Manço, plak şirketinin önerisi üzerine Barıshango adıyla tanıtıldı. Kaygısızlar grubu ise artık Possibility adını taşıyordu.

Bundan sonraki süreçte artık daha kaliteli kayıt imkanları vardı ama bu kayıtlar her nedense piyasaya uzun süre sürülmedi. Bunun yanında yapılan isim değişikliği de olumsuz eleştriler alıyordu. Olumsuz ne olursa olsun, bu iyi olan şeyleri gölgeleyemezdi.

Barış Manço Fransa’da

Barış Manço 1969 sonunda Kaygısızlar ile yollarını ayırdı ve Fransa’da yeni bir grup kurdu. Yeni grubu Türkiye’de ”…Ve”, yurt dışında ise ”…Etc” olarak tanınacaktı.

1970 Barış için yepyeni bir yıldı. Psychedelic rock akımından sıyrılmış artık Anadolu pop sularında yüzmeye başlamıştı.

Barış Manço evlendi

Daha İstanbul’da nişanlanan Marie ve Barış çifti, Belçika’nın Liege şehrinde evlendi. Ancak bu evlilik çok kısa sürdü. Marie ve Barış 22 Haziran 1970’te ayrıldılar.

Barış Manço’nun müzik tarzı

Kasım 1970’te o güne kadar sürekli Batı enstrümanlarını kullanan Barış Manço, bu kez farklı bir şey denedi ve notalarını Kemençe sanatçısı Cüneyd Orhon’un yazdığı Dağlar Dağlar’ı seslendirdi. Barış Manço’nun gitarı ve kemençeyle buluşan bu türkü, Barış Manço müzik tarzının da başlangıcı oldu.

Bu türkü ile plağı 700.000’den fazla sattı ve Barış Manço hayatındaki tek Platin Plak Ödülü‘nü işte o zaman kazandı. Ödülünü Nisan 1971 İstanbul Fitaş Sineması’ndaki konseri sırasında oyuncu Öztürk Serengil verdi.

Barış Manço ve Moğollar buluşması

Dağlar Dağlar başarısı ile Türk müziği piyasasına tam anlamıyla girmişti Barış Manço. Bugün bile dilimizde olan o türkü, işte o günlerde Barış Manço’yu resmi anlamda hayatımıza kattı.

1970 yılı Barış için oldukça başarılı ve güzel geçiyordu. Bir ilk daha yaptı ve ünlü Moğollar grubu ile birleştiler. Çünkü iki tarafın da amacı ortaktı: Türk kmüziği ile Avrupa’da ünlü olmak.

Barış Manço’nun müziği o zamana kadar hala Batı’nın etkisindeydi ve Moğollar da Anadolu pop tarzında müzik yapıyordu. Ama artık bir bütün olmaya karar vermişlerdi.

Hatta Barış Manço bir röportajında şöyle söyledi: "Artık biz bir bütünüz. Ne ben Moğollar’ın şarkıcısıyım, ne de onlar benim grubum. Yepyeni bir grup olduk. Adımız MançoMongol. Kafaca anlaşan, aynı fikir seviyesine gelmiş olan bizler, yaptıklarımızın daha iyi olması için, sesimizi bütün dünyaya kuvvetlice duyurabilmek için, baş başa vermenin zamanı geldiğini anladık"

Manchomongol’un ilk Türkiye konseri Barış Manço’nun Platin Plak Ödül töreninin yapıldığı Fitaş Sineması’ndaki konserdi. Sadece bir ay içinde bugün hala dilimize dolanan türküler kaydettiler. Bunlardan ”İşte Hendek İşte Deve” tıpkı Dağlar Dağlar gibi çok ilgi çekti ve artık Barış Manço klasiklerindendi.

Haziran 1971’de grupta çıkan anlaşmazlıklar ve Barış’ın sağlık problemleri sebebiyle Machomongol dağıldı.

Barış Manço ve Kurtalan Ekspres buluşması

1971 – 1972 yılları Barış Manço’nun birçok sanatçı ile çalışarak Kurtalan Ekspres’i kurma çabalarıyla geçti. 1972’de Kıbrıs’a giderken asker kaçağı olarak alınan Barış, Belçika Kraliyet Akademisi diploması sayesinde yedek subaylık hakkı kazandı. Ancak askere gitmeden önce Kurtalan Ekspres’i kurdu.

Kurtalan Ekspres adını İstanbul’dan Güneydoğu’ya giden trenden alıyordu. Barış, Mayıs 1972’de grupla stüdyoya girerek ”Ölüm Allah’ın Emri” ve ”Gamzedeyim Deva Bulmam’ı kaydetti. Bu şarkıların yer aldığı plağı da yayınladıktan sonra gönlü rahat bir şekilde ancak kafasında yarım kalmış birçok projeyle askere gitti.

Kurtalan Ekspres dağılmayacağını ve Barış Manço’yu bekleyeceğini açıklamaıştı. Barış Manço askerliği boyunca ordu evinde sahne alsa da dinleyicisine ulaşma ihtiyacını hissediyordu.

Eğitim dönemi biter bitmez plak ile dinleyicisine ulaşma yollarını denedi. Kurtalan Ekspres ile ”Küheylan” ve ”Lambaya Püf De” şarkılarını kaydederek peruklu bir fotoğrafının bulunduğu bir zarfla piyasaya sürdüler. Küheylan’ın sözleri ve Ağustos 1973’te yayınlanan askerlik sonlarında tamamlanmış olan albümlerde geçen şarkılar sebebiyle Barış Manço ülkücü olarak eleştirilecekti.

İlk video klip: Hey Koca Topçu

İlk video klibini hey Koca Topçu şarkısı için yine bu dönemlerde çektiler. Kurtalan Ekspres grubu olarak çektikleri klip ilgi çekmişlti.

Artık 70’lerin ortalarına geldiğimizde Cem Kara solun, Barış Manço ise sağın sembolü olarak tanınıyordu. Ancak Barış Manço konserlerindeki Bozkurt işaretlerine karşı durarak müziklerinin herkes için olduğunu vurgulamak adına, Hey Koca Topçu’yu sol yumruğunu kaldırarak söylüyordu.

1976’da Kurtalan Ekspres’ten Özkan Uğur’un ayrılmasından sonra bir çatırdama başladı ve bilindik senaryo devreye girdi. Birileri gitti, birileri geldi, ama grup dağılmadı.

Bu sırada Barış, Baris Mancho albümüyle yurt dışında son denemesini yapıyordu. Avrupa’da Baris Mancho, Türkiye’de ise Nick The Chopper adıyla satışa sunuldu. Ancak Doğu ülkelerinde liste başı olsa bile , bir şansı yoktu. Bu albüm başarısız olmuştu. çünkü değerini Doğu ülkelerinden başkası bilemedi.

Müzikten uzak kalan Barış Manço

Barış Manço, değerinin bilinmediği zamanlar yaşıyordu. CBS firması desteğiyle Londra’da Rainbow Tiyatrosu’nda Kurtalan Ekspres ile konser vererek Türkçe ve İngilizce şarkılarda ruhunu semaya uçuruyordu.

Ancak konserden sonra karaciğer enfeksiyonu geçirdi ve karın boşluğunda bağırsağına yapışan bir tümör nedeniyle Belçika’da ameliyat oldu. Sağlık problemleri ne yazık ki onu bir süre müzikten uzakta bırakacaktı.

Barış Manço tekrar evlendi

Barış Manço müziğin aşkına o kadar düşmüştü ki, evlilik konusunda pek başarılı olamıyordu. Ancak 1975’te tanıştığı Lale Çağlar onun sonsuz eşi olacaktı.

18 Temmuz 1978’de Barış Manço ve Lale Çağlar evlendi ve müzikle dolu bir masalla bir ömür mutlu yaşadılar. 19 Mayıs 1981’de ilk çocukları Doğukan Hazar Manço, Temmuz 1984’te de ikinci çocukları Batıkan Zorbey Manço da onlara katılacaktı.

Barış Manço nihayet Türkiye’de

Haziran 1978’de Barış Manço yeni plağını hazırlamak için çalışıyordu. Barış Manço’nun Kurtalan Ekspres ile 6 ay boyunca çalıştığı albüm 1979’da başarıyla yayınlandı.

”Yeni Bir Gün”, Barış Manço’nun Türk,iye’deki yerini sağlamlaştırdı. Barış, birçok röportajında bu dönemi ustalığa geçiş olarak açıkladı. 1979’da Cem Karaca’nın Türkiye’deki etkisini yitirmeye başlaması da Barış Manço’nun Türkiye’de yeniden doğuşunu hızlandıran önemli bir olaydı.

Barış Manço Türkiye’ye girdiği bu albümle progresif rock için en iyi örnekelrdendi. ”Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”, ”Aynalı Kemer” gibi şarkılarla sonunda bizim Barış abimiz oluyordu. Üstelik de kendi tarzından ödün vermeden. Onu bunca sevmemizin en önemli sebeplerinden biri de buydu; birbirine zıt duracak iki şeyi bir araya getiriyor ve mükemmel yeteneğiyle onu bize sevdiriyordu. Progressive müzikle harmanladığı bu güzel şarkılar elbette hit olmuştu.

Yılın Erkek Sanatçısı, Barış Manço

Barış Manço, 1979’da Yılın Erkek Sanatçısı ünvanına sahip olmuştu. Yeni Bir Gün şarkısı bunun yanında, Yılın Bestecisi – Albümü – Düzenlemesi ödüllerini de getirmişti.

Bu güzel anların nazarı elbet çıkacaktı. Onu gönlümüzün sanatçısı yapan şarkılarını söylediği Belçika konserinden dönerken Edirne’de bir trafik kazası yaşandı ve belk kemiği çatlayan Barış Abi iki ay sahnelerden uzak kaldı.

İlk kez bir sanatçıya beste verdi

Barış Manço bu dönemde ilk kez başka bir sanatçıya beste verdi. Siparişi üzerine Nazan Şoray için hazırladığı ”Hal Hal” şarkısının kaydında yine Kurtalan Ekspres vardı ve 45’lik olarak yayınlandı.

Bu şarkı değerini buldu ve yılın şarkısı ödülünü kazandı. Nazan Şoray’a da Altın Plak kazandırdı.

Bu şarkıyı daha sonra Barış Manço kendi sesinden de seslendirecekti. ”Eğri Büğrü” ile birlikte yayınladığı bu plak Barış Manço’nun son plağı olacaktı. ”Hal Hal” 80’lerin popüler şarkısıydı artık ve Türk halkı bu takıyı bu şarkıyla öğrendiğinden Barış Manço ile bir anılacaktı.

Arkadaşım Eşek

Temmuz 1981’de ”Sözüm Meclisten Dışarı” albümü yayınlandı ve bu albümde yer alan”Arkadaşım Eşek” büyük küçük herkesin beğenisini kazandı.

Ayrıca ”Dönence” ve ”Gülpembe” ile 80’li yıllar boyunca devam edecek bir üne sahip oldu. Özellikle Gülpembe çok merak uyandırdı. Oysaki Barı Manço onu 1957’de Şeker Bayramı’nda yitirdiği babaannesi Nimet Hanım için yazmıştır. Şarkının duygusu salt sevginin ta kendisidir.

1983 Eurovision Şarkı Yarışması

Barış Manço bu yarışmanın TRT tarafından yapılan Türkiye elemelerine ”Kazma”şarkısıyla katıldı. Çok beğeni toplasa da jüri tarafından ön elemeyi geçemedi. Bu elemeden sonra Barış Manço şunları söyledi: "Aslında benim jürim elli milyondur. Esas kararı onlar verecektir. Döneceğim ve parçayı plak yapacağım. O zaman her şey ortaya çıkacak" Gerçekten de o zaman her şey ortaya çıkmıştı.

Türk halkının tercümanı, Barış Manço

Barış Abi artık gerçek bir ağabeydi. 1983’teki ”Estağfrullah… Ne Haddimize!” albümündeki ”Kazma” ve ”Halil İbrahim Sofrası” gibi şarkıların sözleriyle adeta Türk halkının söylemek istediklerini söylüyordu.Bu albümde ”Kol Düğmeleri’ni de tekrar düzenledi ve bu haliyle de büyük beğeni topladı. Bunun üzerine 1983’te Türk pop müziği dalında yılın sanatçısı seçildi.

Kurtalan Ekspres yazısız ilk albüm

1985’teki 24 Ayar albümü kapağında Kurtalan Ekspres yazamyan ilk Barış Manço albümüydü. Aslında Kurtalan Ekspres Barış Manço’ya eşlik etmişti.

Bu albümle birlikte soundu değişen Kurtalan Ekspres, Barış Manço için son kez canlı çalmıştı. Çünkü Barş Abi, artık albümlerinde bilgisayar soundlarına yer vererek Kurtalan Ekspres’i de sadece sahnede tutmak niyetindeydi. Ancak 1988’den sora Kurtalan Ekspres adı grubun kendi içinde yaşadığı sorunlar sebebiyle sadece Barış Manço konserlerinde göründü.

Barış Manço bu albümünde daha çok çocukların ilgi odağı olmuştu. Bundan sonra da hep çocukların Barış Abisi olacaktı.

Barış Manço ile 7’den 77’ye

Barış Manço’nun müziğe olan tutkusu malumdu ama her zaman kafasında kurduğu TV projeleri de vardı. Özellikle çocuklara yönelik bir program her zaman hayaliydi. Sonunda bu hayali de gerçek oldu. İyi ki de oldu. Yoksa biz Barış Abisiz bir dünyada 90’lar kuşağı oalrak nasıl büyürdük…

TV projesini hayata geçirmek için TRT 1 kanalına daha önce yapılmamış bir program önerisiyle gittiğinde bunca zaman ona olumsuz yanıtlar veren kanal bu sefer katısız kalamadı. ”Barış Manço ile 7’den 77’ye” 1988 yılında dünyaya gelmiş oldu. Böyle dile getiriyorum, çünkü hepimizi onunla buluşturan bu program Barış Abi’nin üçüncü çocuğu olmuştu.

Gerçekten adı gibi 7’den 77’ye herkesin ilgisini çekmişti. Tabi ki başta biz 90 kuşağı çocuklarını, sonra da o çocukların ebeveynlerini ekrana kitliyordu.

Bu programla hepimiz Barış Abi’yle beraber gittiği 150’den fazla ülkeye gidip oraları gezerek onunla birlikte ”dünyanın en çok yer gezen çocukları” olduk ve Barış Abi hepimize yolculuk boyunca uslu durduğumuz için, söz dinleyip ıspanak yediğimiz için, bayram sabahları erkenden kalktığımız için hep 10 puan verdi.

”Adam Olacak Çocuk” ile çocuklara övgüler verirken, ”ikinci Kahvaltı”, ”Dönence” ve ”Dere Tepe Türkiye” ile yetişkinlerle buluştu.

Barış Manço öldü

Barış Manço 1 Şubat 1999’da Moda’daki evinde kalp krizinden öldü.

Bence hepimizin sevgisini yüreğinde taşımak, kan pompalaması gereken bir organa fazla gelmişti. Barış Abi bizleri bırakıp sonsuzluğa gitti.

Devlet sanatçısı ünvanı olan Barış Manço’ya devlet tarafından ona yakışır bir tören düzenlendi. 3 Şubat 1999’da üzerinde Galatasaray bayrağı da bulunan Türk bayrağına sarılı tabutu Atatürk Kültür Merkezi’ne getirildi ve bir tören yapıldı. Kanlıca Mihrimah Sultan Mezarlığı’nda toprağa verildi. Mezarına ”Gesi Bağları” yorumundan sebep Kayseri Gesi beldesinden getirilen topraktan atıldı.

Barış Manço müzesi

Barış Manço’nun ölümünden sonra Kadıköy Moda’daki köşkü müze haline getirildi. Şu anda Barış Abi’nin kişisel eşyalarını nsergilendiği bu müze şarkıları ve sevgimizle birlikte hala onu yaşatmaktadır.

Barış Abi’ye teşekkür

Hepimiz onun gözünde adam olacak çocuklardık ve bir şekilde hepimiz ”adam” olduk. Onu yanıltmayan bizler adına ve sizlerin de yerine bu satırlardan uzanıp önce sevgimizi, sonra özlemimizi iletiyorum Barış Abi’ye. En çok 10 puanları özlediğimizi ve her bayram sabahı erkenden kalktığımızı bilmeni istiyorum.

”Adam Olacak Çocuk” ile yeteneklerimizi keşfetmemizi sağladığın için, ”7’den 77’ye”hepimizin sevgilisi olduğun için, bize yüzlerce ülkenin varlığını daha küçücükken öğrettiğin için ”İkinci Kahvaltı” ile aile büyüklerimizle buluştuğun için, hepimizin kalbinde kurduğun taht için, seni böylesine sevdiğimiz için, önce kendi adıma sonra da sizler adına çok ama çok teşekkür ederim Barış Abi. Çünkü biz seni 7’den 77’ye hep çok sevdik.

Sen iyi ki vardın ve şimdi biliyorum ki, olmasaydın, olmazdı…

Damla Karakuş

damla.karakus

SİYASİ DOSYA /// MUHALİF SANATÇI Zülfü Livaneli : Erdoğan Sebep midir Sonuç mu ?


Zülfü Livaneli : Erdoğan Sebep midir Sonuç mu ?

Dünya tarihinde pek çok örneğine rastlandığı gibi, Türkiye’de Cumhurbaşkanı seçilen kişinin de bir iktidar sarhoşluğu içine girerek, ‘’milletin babası’’ rolüne soyunduğu çok açık. Son olarak sigara içen yurttaşları ‘’Cumhurbaşkanı söyüyor, hala içiyor terbiyesiz herif!’’ diye azarlaması, daha önce felakete uğramış madencilere ‘’İsrail dölü’’ diyerek tekme tokat dalması gibi semptomlar tuhaf bir ruh halinin göstergesi.

Bu duruma 1000 odalı sarayı ve 200 milyon dolarlık uçağı eklediğinizde, dünyanın dikkatinin bu kişi üzerinde toplanmasına ve Batı medyasının eleştiri dozu yüksek yazılar yayınlamasına şaşmamak gerekiyor.

Tarih bize, güç sarhoşluğu çılgınlık boyutlarına yükselmiş ve ‘’tanrılaştığını’’ hisseden siyasetçilerin, ülkelerini felakete götürdüğünü anlatan örneklerle dolu.

Bence ne yazık ki Türkiye de bu eğik düzleme girdi.

Ama esas soru şu: Tayyip Erdoğan bu durumu yaratan kişi midir yoksa bir sonuç mu?

Soruyu başka türlü sorarsak; Erdoğan iktidardan gittiği zaman Türkiye’nin yönetim sorunu bitecek midir?

Buna ‘’Evet’’ cevabı verebilmeyi çok isterdim çünkü bu, çok kolay bir çözüm olurdu.

Ama ne yazık ki cevabım ‘’Hayır!’’

Her ne kadar, kişilerin tarihte oynadığı rolü inkar etmesem de biliyorum ki Tayyip Erdoğan sebep değil bir sürecin sonucudur. Ve sorun, onun gitmesiyle bitmeyecektir.

Sorun onu iktidara getiren, üst üste dokuz seçim kazandıran, bir sürü yolsuzluk ve yönetim skandallarına rağmen körü koruna peşinden giden halktır. Daha doğrusu halkın bir bölümüdür.

Bu halk yığının Anadolu müslümanlığıyla, gelenekle, ahlakla, haram helal kavramıyla, merhametle, şefkatle hiçbir ilgisi yoktur. Köyden kente göçle başlayan, ne köylü ne kentli olabilen, bütün değer ölçülerinden kopmuş, vahşi birer yaratık haline gelmiş, talandan yalandan pay kapmaya çalışan ve literatürde lumpen proletarya olarak tanımlanmış olan kitledir bu.

AKP’ye oy vermiş olanların tümünü böyle yaftalamak doğru değil elbette. İçlerinde düzgün ve samimiyetle oy veren seçmenler de olabilir. Ama o kitlenin genel karakteristiği budur.

Bu kesim kendini önce arabesk müzikle gösterdi. Güzelim türküleri, geleneksel şarkıları, Anadolu’nun büyük şiir geleneğini terk eden insanlar, bir anda mide bulandırıcı seslere, insanın kulağını tornavida gibi delen elektro bağlamalara, içinde hiçbir hakiki lirizm ve hüzün barındırmayan ‘’Ben de isterem!’’ saldırganlığına kaptırdı kendini. Şehirler kaçak mahallelerle, üzerinde demir filizleri bırakılmış sıvasız çirkin yapılarla, lağım kokan mahallelerle doldu. Suç oranı ve özellikle kadına karşı şiddet akıl almayacak ölçülerde arttı.

Bunun adına ‘’muhafazakarlık’’ denilebilir mi? Elbette denilemez.

Aşağı yukarı sayıları kırk milyon dolayında tahmin edilen bu kitle Itri, Mimar Sinan estetiğine de sahip değildir; Anadolu’da yüzyıllarca aydınlık bir nehir gibi akmış olan Karacaoğlan, Pir Sultan, Dadaloğlu temizliğine de.

Dolayısıyla bu kesim muhafazakar değil, Türkiye’ye çarpık ve ahlak ölçülerinden yoksun bir ‘’modernleşme’’ sunan yeni bir oluşumdur.

Lafı uzatmadan söyleyeyim. Bu kesimin hayatta en çok nefret ettiği model uygarlaşma, kültür, temizlik ve zarafet simgesi Mustafa Kemal Atatürk, kanıyla canıyla savunduğu lideri ise şimdiki cumhurbaşkanıdır. Kimse kendini aldatmasın. Sayıları çok kalabalık olan bu kesim, ne olursa olsun, hangi skandal patlarsa patlasın sonuna kadar liderini destekleyecek ve Cumhuriyet’e karşı çıkacaktır.

Erdoğan siyasi ömrünü tamamlasa da ona benzeyen başka bir lider bulmakta gecikmeyecektir.

Çünkü Türkiye’nin çürüyen kesimi , bu bozulmayı önce müzikle, sonra hayatımızın her alanına egemen olan lumpenleşme ve arabeskleşmeyle ifade etmeye devam ediyor. Gafil aydınlardan (!) destek alan lumpen kültür, örgütlü cehaletle beslenerek kılcal damarlarımıza kadar yayılıyor.

Bu manzaraya, lumpenlerin ele geçirdiği muazzam para ve iktidar gücünü de eklerseniz geleceğin hiçbirimiz için kolay olmadığı çok açık.

Erdoğan bu kitlenin lideridir ve onun yokluğunda yeni bir lider bulacaklarına hiçbir kuşku yok.

Mustafa Kemal aydınlığını savunan kitleler birleşene ve kendi aralarındaki çelişkileri gidererek, evrensel değerleri savunan bir Türkiye kültürü yaratana kadar acılar devam edecek.

Zülfü Livaneli / 03.11.2014

BİYOGRAFİ DOSYASI : ATATÜRK’ÜN MERHAMETLİ VE USTA TİYATRO SANATÇISI MÜJDAT GEZEN’İ TANIYALIM !!!!


Image may contain: 1 person, text

ÖZEL BÜRO NOTU : ZAMANINDA MÜJDAT ABİ İÇİN BİR SÜRÜ ŞEY SÖYLEDİLER. HAKARETİN BİRİ BİN PARA. İŞİTMEDİĞİ HAKARET, GÖRMEDİĞİ TAVIR KALMADI. TEK SUÇU MUHALİF SANATÇI OLARAK BU ÜLKENİN DEĞİŞMEZ DİNAMİKLERİ OLAN LAİKLİĞE, DEMOKRASİYE, ÇAĞDAŞ YAŞAMA, SANATA YÖNELİK OLUMSUZ TASARRUFLARA KARŞI DİK BİR DURUŞ SERGİLEMESİYDİ. BAZILARI GİBİ YALAKALIK YAPMADI. MAKAMINI YADA ÜNVANINI DA KULLANMADI. ATATÜRK’ÜN BIRAKTIĞI EMANETE SAHİP ÇIKTI. ONA O HAKARETLERİ EDENLERİN KAÇININ BU ÜLKEYE MÜJDAT ABİ KADAR HİZMETİ VARDIR ? İŞTE SADECE BU HİZMETİ BİLE ONUN NE KADAR YÜCE GÖNÜLLÜ BİRİ OLDUĞUNU GÖSTERİYOR. ASLANSIN MÜJDAT ABİ. BU GENÇLİK YAŞADIĞIN MÜDDETÇE SENİ TAKİP EDECEK. ÖMRÜN UZUN, BAHTIN AÇIK OLSUN. ÖZEL BÜRO EKİBİ OLARAK EMRİNDEYİZ.

LİNK : www.facebook.com/photo.php?fbid=818685161816273&set=a.343488529335941&type=3&theater

Müjdat Gezen kimdir ?

Türk tiyatro ve sinema oyuncusu, şair, yazar, oyun yazarı. Türk tiyatro ve sinema tarihine çeyrek asırlık sanat geçmişiyle hizmet etmiş olan Gezen, mizah ve güldürü türünde akla gelen ilk isimlerden biridir. Özellikle "Azmi" ve "Darbukatör Baryam" tiplemeleriyle hafızalara kazınan usta oyuncu, devlet ya da herhangi bir kurumdan yardım almaksızın, tamamen kişisel birikimleriyle kurduğu, ücretsiz hizmet veren Müjdat Gezen Sanat Merkezi ve yine kendi adını taşıyan tiyatroyla, Türkiye’deki gösteri sanatlarının gelişimine ve yeni yeteneklerin ortaya çıkmasına büyük katkı sağlamaktadır.
Müjdat Gezen, 29 Ekim1943 tarihinde İstanbul’un Fatih semtinde, eski TRT müzisyenlerinden Necdet Gezen ile Macide Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Oyunculuk yeteneğinin farkına varan ilkokul öğretmeninin zoruyla ilk defa 1953 yılında, "Küçük Çiftçiler" adlı bir ilkokul piyesiyle sahnelere adım attı. Sanatın diğer dallarıyla da alakalı olan küçük oyuncunun yazdığı şiirler de, aynı yıl Doğan Kardeş adlı çocuk dergisinde yayımlandı. İlerleyen yıllarda, İstanbul Radyosu bünyesinde kurulmuş olan Çocuk Klübü korosuna katılarak, şarkı söylemeye başladı.

Eğitim hayatına başladığı Hırka-ı Şerif İlkokulu’ndan mezun olduktan sonra orta öğrenimine Karagümrük Ortaokulu’nda devam eden Gezen, ikinci sınıfta ard arda iki defa kalınca, babası tarafından birçok sosyal faaliyetten men edildi. Gezen’in en ağırına gidense, konulan tiyatro yasağı olmuştu. Çünkü o dönemlerde, bir yandan amatör tiyatro topluluklarına katılıyor ve çeşitli oyunlarda rol alıyordu. Bu cezaya razı gelmek istemeyen küçük Gezen’le bir anlaşma yapan baba Necdet Bey, okulu daha fazla fire vermeden bitirmesi durumunda, kendi eliyle onu tiyatroya yazdıracağı sözünü verdi oğluna.

Ortaokulun arından lise öğrenimi için, dönemin birçok ünlüsüne eğitim vermiş ve Türkiye’de ilk defa ders dilini Türkçeye çevirmiş okul olan Vefa Lisesi’ne giden Gezen, Uğur Dündar ve Kemal Sunal ile burada tanıştı ve arkadaşlıkları uzun yıllar boyunca devam etti. 1959 yılında, 16 yaşındayken, sahne sanatlarına duyduğu ilgiyi ve yeteneğini görmezden gelmeyen ve anlaşmaları uyarınca sözünü tutan babası Necdet Bey, onu İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları’na yazdırdı ve arkadaşı olan sahne amiri Kemal Tözem’e emanet etti. Böylece,1960 yılında profesyonel oyunculuk hayatına adım atmış olan Gezen’in kariyeri, bu dönemden sonra hızlı bir yükselişe geçti.

Gezen, 1961 yılında, İstanbul Belediyesi Konservatuarı’nın açtığı sınavı kazanarak Tiyatro Bölümü’ne girdi ve eğitiminin yanı sıra burada sahnelenen oyunlarda rol almaya başladı. Ertesi yıl, yönetmenliğini Yılmaz Atadeniz’in yaptığı "Yedi Kocalı Hürmüz" filmi ile ilk defa kamera önüne geçti. Sonrasında,1963 yılında, Muammer Karaca ve Münir Özkul tiyatrolarında oyunculuğa devam ederek, kamudan özel sektör sahnelerine adım attı. Aynı yıllarda, şiirleri ve bazı amatör tiyatro oyunları çeşitli kültür-sanat dergilerinde yayımlandı.

1964 yılında askerlik görevini yerine getiren Gezen, bu dönemde oyun yazarlığına ağırlık verdi. 1966’da ise, Ulvi Uraz Tiyatrosu’nda rol almaya başladı. Aynı dönemde, "Denizciler Geliyor" adlı komedi filminde oynadı. Ertesi yıl, kendisi gibi oyuncu arkadaşlarıyla bir araya gelerek "Halk Oyuncuları" adlı bir oluşuma imza attı. Profesyonel oyunculuk yaşamının sekizinci yılında, 1968’de, ilk defa kendi adını taşıyan özel tiyatrosunu kurdu. Öte yandan da İstanbul Tiyatrosu’nda rol almaya devam etti. Aynı yıl, Güzin Hanım’la hayatını birleştirdi ve bu evlilikten iki yıl sonra Elif adını verdikleri bir kızı dünyaya geldi. 1969’da "Berduş" ve 1970 yılında da "Kara Gözlüm" adlı sinema filmlerinde rol alarak beyaz perdede boy gösterdi. Bu dönemde, Uğur Dündar ve Perran Kutman’la birlikte, izleyici tarafından çok büyük ilgiyle karşılanan televizyon programları hazırladı. Bu ilginin nedeni ise, ülkenin sosyal durumuna yönelik eleştirel bakış açısını, komedi unsurlarıyla birleştirerek işlemesiydi.

Hayat görüşü, tiyatro oyunculuğu, yaşamı ile ilgili birçok kitap kaleme almış olan Müjdat Gezen, ilk kitabını 1975 yılında yayımladı. Savaş Dinçel’le birlikte yazdığı, "Çizgilerle Nazım Hikmet" adlı kitap, dönemin çalkantılı siyasi ortamının, düşünce özgürlüğüne yönelik olumsuz yansımalarından nasibini aldı ve Gezen tutuklanarak cezaevine girdi. Ancak bu durum, onun yazmasına ve üretmesine engel olmadı. 1982’de, kendi yayınevini kurarak, yazdığı kitapları buradan yayımlamaya başladı. Bu dönemden başlayarak uzun yıllar, İstanbul Belediye Konservatuarı ile İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda öğretmenlik yaptı ve Türk Tiyatrosu derslerine girdi. Ayrıca, 1980 yılında, ünlü meddah üstadıİsmail Dümbüllü adına her yıl düzenli olarak verilecek bir tiyatro ödülü oluşturdu.

Yine 1982’de, o dönemler üniversitede öğretim görevlisi olan güldürü üstadı Kandemir Konduk’la biraraya gelerek, "Güldürü Üretim Merkezi"ni (GÜM) kurdu. Televizyon programlarından tiyatro sahnelerine, gazetelerin ve dergilerin güldürü sayfalarına kadar birçok alanda hizmet veren GÜM, bu faaliyetlerinin yanı sıra, birçok genç mizah yazarına da kapılarını açtı ve onların kariyerlerine önemli katkılarda bulundu. Aynı zamanda, Türkiye’nin gündemini belirleyen belli başlı birtakım gazetelerin de mizah sayfalarının koordinatörlüğünü yapan Gezen,1981 ve 1983 yıllarında, çok beğenilen "Gırgıriye" adlı seri filmlerde rol aldı ve canlandırdığı "Darbukatör Baryam" tiplemesiyle hafızalara kazındı. 1984’de "Gülümseyen Dünya" ve 1986’da "Kobay" adlı filmlerin çekimi için bu defa kamera arkasına da geçen usta oyuncu, sinema çevrelerinin görüşüyle paralel bir şekilde, kendini yönetmenlik konusunda başarılı bulmadı. Kısa süren ilk evliliğinin ardından Gezen, 1988’de ikinci kez Leyla Turgut’la nikah masasına oturdu

1991 yılına gelindiğinde, tüm malvarlığını satmasının yanı sıra, büyük bir borç yükünün altına girerek, İstanbul Kadıköy’de satın aldığı eski bir köşkü restore ettirerek "Müjdat Gezen Sanat Merkezi"ni (MSM) kurdu. Ekranlarda ve sahnelerde gördüğümüz birçok başarılı yeni yeteneği bünyesinden çıkaran bu sanat merkezinin en güzel yanı, eğitimin ücretsiz olmasıydı. Ancak, o dönemlerde ücretsiz okul açmak yasak olduğu için, bu teşebbüsü nedenyile Gezen, iki yıl boyunca hapis cezasıyla yargılandıysa da sonunda beraat etti ve okul da ücretsiz eğitim vermeyi sürdürdü. 1992 yılında, MSM bünyesinde "MSM Ormanı"nı kurarak, başarılı bir sosyal projeye daha imza attı. Sanat yaşamı boyunca "Hamlet"i canlandırmak istemiş olan oyuncu, rol aldığı üç oyunda da figüranlıkla yetinmek zorunda kalsa da, 1995’de kaleme aldığı "Hamlet Efendi" oyunuyla ödüle layık görüldü ve bu oyun Devlet Tiyatroları’nda sahnelendi.

1996 ile 1998 yılları arasında Cumhuriyet gazetesinde mizah yazıları ve fıkralar yazan Gezen, 1997 yılında ise, Devlet Tiyatroları’nda oyun yönetmenliği yaptı. Bu dönemde yönettiği oyunlardan "Babam", ödüllendirildi. 1998 yılına gelindiğinde, yine oldukça yüklü bir maddi külfet altına girerek, ilk defa kendi adıyla özel bir tiyatro kurma hayaline kavuştu. 2000 yılında, "Bir Milyara Bir Çocuk", "Gerçek Niyazi" ve 2001’de "Hırsız" gibi televizyon yapımlarında rol aldı. Aynı yıl, yine MSM bünyesinde, eski sinema ve tiyatro emektarlarının geri kalan hayatlarını daha sağlıklı ve huzurlu bir ortamda geçirmesi amacıyla bir huzurevi açtı.2002’de, "Abdülhamit Düşerken" ve "Papatya ile Karabiber" adlı sinema yapımlarında yer alan Gezen, büyük beğeni toplayan "Cennet Mahallesi" adlı komedi dizisinde de, "Darbukatör Baryam" tiplemesini anımsatan "Yunus Baba" karakteriyle ekranlarda göründü.

Yaklaşık 50 yıllık sanat hayatı boyunca, yüz kadar sinema filminde, elli civarında tiyatro oyunuyla binden fazla radyo ve TV skecinde yer alan Müjdat Gezen, görsel sanatların yanı sıra, yazın çalışmalarıyla da gündeme gelmiş ve 38 tane kitap kaleme almıştır. Bu kitapların dokuzu üniversitelerde yardımcı ders kitabı olarak okutulmaktadır. Özellikle Aziz Nesin’i anlattığı "Ç.Arkadaşım Aziz Nesin", "Ustalarım", "İkibuçuk Lira İçin", "Komikler Ağlamaz", "Eşeğin Karnındaki Elmas", "Bir Bulut Olsam", "Şiirim Geldi Bırakın Beni" (şiir kitabı), "Artiz Mektebi", "Oyunculuk Eğitimi", "Oyuncunun El Kitabı", "Galiba Ben Sanatçıyım" yazdığı kitaplardan bazılarıdır. "Ağlama Palyaço Makyajın Bozulur / Müjdat Gezen Kitabı" da Halit Kıvanç tarafından kaleme alınmıştır. 25’in üzerinde tiyatro oyunu, 8 sinema filmi ve 5 TV dizisinin de yönetmenliğini üstlenmiştir. Aşırı derecede simetri, denge ve hastalık takıntısı vardır.

Evlilikleri :
1.evliliği: sanatçı Gün İrk ile evlendi. Elif (d.1970) adında bir kızı vardır. 12 yıl evli kaldıktan sonra boşandılar.

2.evliliği : 1988 yılında Leyla Turgut ile evlendi.

Tiyatro :
2012 – 1881 (oyun) : Müjdat Gezen – Müjdat Gezen Tiyatrosu
2010 – Mustafam Kemalim : Tuncer Cücenoğlu – Müjdat Gezen Tiyatrosu
2008 – Aptal (oyun) : Müjdat Gezen – Müjdat Gezen Tiyatrosu
2007 – Sınıf Bunadı : Müjdat Gezen – Müjdat Gezen Tiyatrosu
2006 – Hamlet : William Shakespeare – Müjdat Gezen Tiyatrosu
1999 – Yedi Kocalı Hürmüz : Sadık Şendil – Yayla Sanat Merkezi
1998 – Hababam Sınıfı : Rıfat Ilgaz – Yayla Sanat Merkezi
1996 – Hamlet Efendi : Müjdat Gezen – Bursa Devlet Tiyatrosu
1996 – Sersem Kocanın Kurnaz Karısı : Haldun Taner – Trabzon Devlet Tiyatrosu
1987 – Artiz Mektebi : Müjdat GezenKandemir Konduk – Şan Tiyatrosu
1978 – Vatan veya Memleket : Sadık ŞendilMuzaffer İzgüUmur Bugay – Müjdat Gezen Tiyatrosu
1977 – Palyaço (oyun) : Müjdat Gezen – İstanbul Şehir Tiyatrosu

Filmleri :
1963 – Yedi Kocalı Hürmüz
1966 – Denizciler Geliyor
1967 – Zilli Nazife
1968 – Yakılacak Kitap
1968 – Kader
1968 – Eşkiya Halil
1969 – Berduş
1969 – Erkek Fatma
1970 – Cafer Bey
1970 – Kara Gözlüm
1970 – Vur Patlasın Çal Oynasın
1971 – Ateş Parçası
1971 – Hasret
1971 – Mıstık
1971 – Sürgünden Geliyorum
1971 – Yalnız Değiliz
1971 – Yavru ile Katip
1972 – Aşk Sepeti
1972 – Rüyalar Gerçek Olsa
1974 – Aman Ne Gırgır
1974 – Palavracılar
1974 – Uyanık Kardeşler
1975 – Adamını Bul
1975 – Aptal Şampiyon
1975 – Hababam Taburu
1975 – Kara Yemin
1975 – Pembe Panter
1975 – Televizyon Çocuğu
1976 – Mahallede Şenlik Var
1976 – Şöför Mehmet
1978 – Çaresiz
1979 – Gül Hasan
1981 – Gırgıriyede Şenlik Var
1981 – Gırgıriye
1981 – Deliler Koğuşu
1981 – Bizim Sokak
1982 – Görgüsüzler
1983 – Gırgıriyede Cümbüş Var
1984 – Bizimkiler – Of Of Emine
1984 – Gülümseyen Dünya
1984 – Gırgıriyede Büyük Seçim
1984 – Çalsın Sazlar
1986 – Bekçi
1986 – Belalı Kaynana
1986 – Kaynanam Tatilde
1986 – Bu Muhtar Başka Muhtar
1986 – Güldürme Beni
1986 – Kobay
1987 – Bütün Kuşlar Vefasız
1987 – Homoti
1987 – Kahraman Hamamcı
1987 – Kocamın Karısı
1989 – Güzel Bir Gün İçin
1989 – Garip Bir Cinayet
1990 – Bir Milyara Bir Çocuk
1992 – Seni Seviyorum Rosa
1995 – Azmi
2000 – Gerçek Niyazi
2001 – Hırsız
2002 – Abdülhamit Düşerken
2002 – Darbukatör Baryam
2002 – Papatya ile Karabiber
2003 – Deliyle Geçen Gece
2003 – Hayat Bilgisi
2003 – Peki Olur Şekerim
2004 – Cennet Mahallesi
2004 – Taşı Sıksam Suyunu Çıkarırım
2006 – Bir İhtimal Daha Var
2007 – Hicran Sokağı
2007 – Şöhret Okulu
2009 – Yedi Kocalı Hürmüz
2009 – Suluboya
2010 – Memlekette Demokrasi Var
2010 – Sessizlerin Sesi
2012 – İbret-i Ailem

BİYOGRAFİ DOSYASI : ÜLKÜCÜLERİN OZAN’I BAŞBUĞ’UN SANATÇISI OZAN ARİF KİMDİR ????


Ozan Arif Giresun`un Alucra ilçesine bağlı şimdiki ismi ile Yükselen eski adı ile Hapu köyünde 10 Haziran 1949`da doğdu. Babası yörenin sevilen simalarından rahmetli Muharrem Çavuşun (Muharrem Şirin) oğlu Mehmet Bey, annesi Fatma hanım da, yine komşu köy Demirözü`nden aynı şekilde sevilen rahmetli Gençağa Eşkünoğlu`nun kızıdır. Babasının memuriyeti dolayısıyla, ilk ve ortaokulu Samsun`da bitirdikten sonra, hayli kalabalık olan ailesine kısa zamanda maddi yardım yapabilmek düşüncesiyle öğretmen okuluna başladı. 1969-1970 döneminde Perşembe İlköğretim Okulundan mezun oldu. Okul süresi boyunca kışları okuyup yazları rençberlik yapan bir öğrenci idi.

İlk göreve başladığı okul, ailesinin bulunduğu Samsun`da Karaoyumca köyündeki ilkokuldur. Bir yıllık stajyerlik süresinden sonra, yine Samsun`da Devgeriş köyüne tayin ol du. 1972 yılında yine aynı köyde stajyerlik yapmakta olan ve ona ömrü boyunca en büyük desteği veren Süheylâ hanımla evlendi. Devgeriş köyünde beş yılı öğretmenlik, dört yılı ise okul müdürlüğü olmak üzere dokuz yıl hizmet vermiştir.

İnançlarından ve prensiplerinden asla taviz vermeyen bir kişiliğe sahip olan Ozan Arif, o devrin yöneticilerinin büyük baskısı ile, maalesef 1979 yılında öğretmenlik mesleğinden ayrılmak zorunda bırakılmıştır. Öğretmenlik mesleğini şok seven Ozan Arif`in çok başarı lı takdirnamelerle dolu meslek hayatına rağmen, o günün şartlarında başka bir tercihi de kalmamıştı.

Derken, 12 Eylül 1980 olaylarıyla birlikte, inanan, milli ve manevi değerlerine sahip çıkan, memleketin, milletin bekasını düşünen bir çok vatansever insan gibi yanlış değerlendirilmekten çok büyük bir üzüntü duyan Ozan Arif, ailesini, çocuğunu ve hepsinden önemlisi, öz vatanı Türkiye`yi geride bırakarak, 24 Eylül 1980 tarihinde Almanya`ya gitti. Onbir yıllık acı bir ayrılıktan sonra, 5 Kasım 1991`de nihayet memleketine ve vatanına geri dönmesi nasip oldu. Bu süre zarfında, dünyada nerede bir müslüman Türk insanı varsa onu gidip bularak, milli heyecanın filizlenmesine yardımcı olmuş ve önemli görevler almıştır. Daha çocuk yaşlarda iken Kerem ile Aslı`yı, Leyla`ile Mecnun`u, Karacaoğlan`ı, Köroğlu`nu, Dadaloğlunu, Yunus`u ve daha nicelerini okuyarak aşk cönklerini ezberleyen Ozan Arif, Karadeniz`de, yaşadığı yörede hayli yaygın olan irticalen Türkü söyleme sanatı sayesinde çok meşhur oldu. Hatta eskiden destan satıcılarının Ozan Arif`e destanlar yazdırıp, daha sonra bunları bastırarak dağıtmaları sebebiyle, yörede ismi çok duyulan bir aşık olmuştur.

İlk olarak ortaokul ikinci sınıfta sesine aşık olduğu bağlama ile tanışan ve hayli dar olan aile bütçesinden biriktirdiği harçlıklarla, 1964`te İstanbul`da bulunan Şemsi Yasıtman saz evinden 15 liraya aldığı bir bağlama ile ses ve saz dünyasının içine giren Ozan Arif, o gün bugündür hiç susmadan ve hak bildiği yoldan taviz vermeden gönül dostlarına seslenmektedir.

ÖDÜLLERİ

Güzel sanatlara yeteneği, şiire ilgisi ve özellikle şairliğe olan kabiliyetinden dolayı okul çağlarında şiir ve resim dallarında birincilikler ve ödüller almaya başlayan Ozan Arif`in başarıları hayatının ileriki yıllarında yöresel sınırları aşıp Türkiye genelinde de devam etti.

Birçok şiir ve Halk Edebiyatı yarışmalarında üstün başarı gösteren Ozan Arif`in Türk Halk Edebiyatı`nın şiir, atışma, muamma, irticalen şiir söyleme, lebdeğmez (dudakdeğmez), güzelleme ve diğer dallarında çeşitli tarihlerde aldığı Türkiye birincilikleri, sertifikalar ve ödüller vardır.

Bunların yanında Konya`da Türkiye Aşıklar Bayramı`nda değişik yıllarda, değişik dallarda birincilikler elde eden Ozan Arif, yine Konya Aşıklar Bayramı`nda 1976, 1977 ve 1978 yıllarında her dalda altın madalya kazanmıştır.

Lakin kendisi onun için en büyük ödülü şöyle ifade ediyor:

"…ortaokul çağlarında çocuk yaşta bu sevdaya gönül vermişim. O yaşlardan beri verdiğim mücadelenin karşılığını, tertemiz yüreklerde sevgi sarayları kurarak aldım. Ülküdaşlarımın sevgi ve muhabbetinden daha büyük beşeri ödül olamaz."

OZAN ARİF’İ KENDİ KALEMİNDEN OKUMAK İSTERSENİZ WEB SİTESİ : https://www.ozan-arif.net