İRTİCA DOSYASI /// MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı


MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı

Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan kadınlar başı açık, şefkat gösteren kadınlar ise türbanlı olarak resmedildi.

Okullara dağıtılan ders kitaplarındaki yanlış uygulamaların bir benzeri de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta yer aldı. Bakanlığın doğal afet, terör ve cinsel istismar gibi olaylar karşısında psikolojik destek sağlamak amacıyla başlattığı, “Psikososyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırlanan kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet ve istismar uygularken, türbanlı kadınların ise şefkat gösterirken resmedilmesi dikkati çekti.

Milli Eğitim Bakanlığı doğal afet, terör, göç, intihar, ölüm ve istismar gibi travmatik olaylar karşısında yürütülen önleme hizmetlerinin programlarını Nisan 2019’da tamamıyla yeniledi. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan çalışmalar kapsamında, “Psikososyal koruma, önleme ve krize müdahale ekipleri” kurulması kararlaştırıldı.

KILAVUZ KİTAP

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin‘in haberine göre, Bakanlık, Psikososyal Destek Programı eğiticisi tarafından hizmet içi eğitim kapsamında açılan, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı Eğitimleri” hazırladı. Eğitimi başarı ile tamamlayan rehberlik öğretmenlere, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı” unvanı verildi. Öğrencilere yaşadıkları travmalar konusunda destek olacak rehber öğretmenler için bir de kılavuz kitap hazırlandı.

MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, “Cinsel İstismar” başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden türbanlı bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

Kitapta bulunan, “Doğrular ve Yanlışlar” etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki anne türbanlı şekilde yansıtıldı. Bir başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin çizildiği resim yerleştirildi. Kitapta yer alan hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi. Bu hikayenin görselinde de başı açık bir kadın tercih edildi.

İYİ NİYETLİ DEĞİL

Sosyal Hizmetler Uzmanı Dr. Bülent İlik, BirGün’ün, “Bu görseller çocuğun bilinçaltında, ‘Türbanlı iyi açıklar ise kötü algısı yaratır mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Çocukta hemen böyle bir algı oluşmaz ama bu tip şeyler üst üste geldiği zaman çocuğun zihnine öyle yerleşir. Bu yaşananlar sistemli şekilde adım adım uygulanan bir sürecin parçası. Bunu yapanların iyi niyetli olmadığını söylemek gerekir. MEB, çok uzun bir süredir benzer politikayı ısrar ve inatla sürdürüyor. Şunu da söylemek gerekir ki çocuğun yaşadığı çevre ve ailesi bu noktada çok önemli. Bu tür konular her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz.”

SİBER İSTİHBARAT DOSYASI /// 7 ülkeden 100 bin saldırı oldu : MİT’ten sonra SİB kuruluyor


7 ülkeden 100 bin saldırı oldu : MİT’ten sonra SİB kuruluyor

Son 1 yıl içerisinde Türkiye’ye yönelik siber saldırı sayısı 100 bine yaklaşmış durumda. Son olarak geçtiğimiz ayın son haftasında gerçekleştirilen saldırılarda Türkiye’nin önde gelen iki kurumunda kısa süreli hizmet aksamaları meydana geldi. Geçtiğimiz yıla göre iki kat artışın yaşandığı bu yeni nesil güvenlik tehdidine karşı Siber İstihbarat Birimi kurulması gündemde. Bu sayede kurulacak ağ üzerinden istihbarat kaynakları çoğaltılarak maddi ve itibar kayıplarına yol açan siber saldırılar önceden haber alınacak ve gerekli müdahalelerde hızlıca bulunulabilecek.

Türkiye’ye yönelik siber saldırılar çoğunlukla elektronik haberleşme altyapısını ve kamu kurumları başta olmak üzere bankacılık, enerji, sağlık gibi kritik sektörlerde faaliyet gösteren kuruluşları hedef alıyor.

Söz konusu saldırıların yüzde 99’unu dağıtık servis dışı bırakma (DDoS) ve oltalama (phishing) saldırıları oluşturuyor.

Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde bulunan Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’ne (USOM) 2019 yılı içerisinde işletmeciler tarafından raporlanan saldırılar geçtiğimiz yıla göre 2 kat artışla 100 bine yaklaşmış durumda.

7 ÜLKEDEKİ SERVERLAR KULLANILIYOR

Son günlerde özellikle bankacılık sektörüne çok yoğun DDoS atakları yapılıyor. Söz konusu saldırılarda ABD, Hollanda, Ukrayna, Çin, Tayland, Rusya ve İran üzerindeki serverlar etkin olarak kullanılıyor.

Ekim ayının son haftasında ABD ve Rusya üzerinden gerçekleştirilen siber saldırı da bunlardan bir tanesi.

DDoS tekniği kullanılan saldırılardan en çok Türk Telekom ve Garanti BBVA etkilenmiş uzun süre hizmetlerde aksamalar meydana gelmişti.

DDoS saldırısı, internete bağlı bir hizmeti geçici ya da süresiz olarak aksatmayı hedefliyor. Bir başka deyişle DDoS saldırısı, web kaynağına birden çok istek göndererek internet sitesinin kapasitesini aşmasına yol açıyor ve sistemin çalışmasını engelliyor.

SİBER GÜVENLİK STRATEJİSİ HAZIRLANACAK

Siber saldırıların 2 kat artarak 100 bin bandına dayanmasının ardından Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi için hazırlık çalışmalarına başlanarak gerekli olan mevzuat çalışması da yapılacak. Çalışmayı Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, Ulaştırma Bakanlığı ve TÜBİTAK ortak yürütecek.

ÇALIŞTAY YAPILACAK

Avrupa Birliği’nin Şebeke ve Bilgi Güvenliği Direktifine uyum sağlanmasına yönelik de çalışma yürütülecek ve buna ilişkin teknik yardım projesi başlatılacak. Bu aşamada kritik kamu kurum ve kuruluşlarının da katıldığı iki çalıştay gerçekleştirilecek.

Ayrıca İhtiyaç duyulan alanlara yönelik 5 güvenlik standartı tespit edilerek bunların adaptasyonu sağlanacak. Kritik altyapılarda bilgi yönetim güvenliği sistemi de kurulacak.

SİBER TEHDİTE KARŞI SİB

Ulusal siber güvenliğinde en önemli adım ise bilgi ve iletişim teknolojileri altyapılarına yönelik ortaya çıkan tehditlere ilişkin atılacak. Bu noktada 2020 yılı için bir Siber İstihbarat Birimi kurulması da gündemde. Kurulacak ağ üzerinden siber tehdit istihbaratı sağlanan kaynakların sayısı çoğaltılacakken, ulusal siber güvenlik olaylarına müdahale ve koordinasyon kapasitesi de arttırılacak.

2020 yılı içerisinde bin üniversite öğrencisine siber güvenlik alanında eğitimi verilecek.

Siber güvenliğe yönelik ABD, Avustralya, Brezilya, Estonya, Hindistan, İngiltere, İtalya ve Japonya’da Siber Güvenlik Operasyon Merkezi gibi çeşitli isimler altında özel birimler bulunuyor.

KRİTİK ALTYAPIYA TEST YATAĞI

Siber güvenlik sistemlerinin faydalanması ve bu alanda katma değeri daha yüksek ürün ve çözümlerin geliştirilmesi için de kamu araştırma kurumları ile üniversitelerin de dahil olduğu siber güvenlik ürünü geliştirilecek. Bu projelerden elde edilen çıktılar açık kaynak kodlu siber güvenlik ekosistemiyle paylaşılacak.

Yine siber tehditlere karşı geliştirilem 30 ürüne yönelik etiketleme yapılarak sertifika verilecek ve bu alanda çalışma yürüten 10 firmaya ihracat desteği sağlanacak.

Kritik altyapılara yönelik ise Endüstriyel Kontrol Sistemleri Test Yatağı Merkezi kurulacak.

BİN ÜNİVERSİTELİYE ÖZEL EĞİTİM

Düzenlemeler dahilinde üniversitelerin müfredatlarında da değişiklik yapılacak. Bu kapsamda bin üniversite öğrencisine siber güvenlik eğitimi verilecek ve üniversitelerde siber güvenlik müfredatı içerisinde siber güvenlik lisans ve yüksek lisans programları oluşturulacak.

HAARP DOSYASI : 26 Eylül İstanbul Depremi ABD’nin HAARP saldırısı mı ??? İstanbul depreminde telefonlar neden çalışmadı ???


26 Eylül İstanbul Depremi ABD’nin HAARP saldırısı mı ??? İstanbul depreminde telefonlar neden çalışmadı ???

26 Eylül İstanbul Depreminde iletişimin depremle beraber kesilmesi ile HAARP yeniden Türkiye gündemine geldi. 17 Ağustos 1999’da dönemin Başbakanı Ecevit tarafından Ahmet Mete Işıkara’ya araştırılmasını istediği o günün komplo teorileri bugün de Türkiye’de küçük büyük herkes tarafından konuşulur durumda. Bu nedenle internet aramalarında HAARP nedir? HAARP silahı nedir? HAARP neden kullanılır? 1999 Depremi’nin sebebi ABD’nin HAARP Projesi miydi? 5.8lik İstanbul depreminde ABD’nin HAARP Projesi’nin etkisi var mı?soruları araştırılıyor. Soruların yanıtları haberimizde..

Ülkemizin fay hatları üzerinde bulunması deprem riskini arttırdığı gibi aynı zamanda sık sık yaşanan depremler de vatandaşlar tarafından deprem nasıl oldu? Neden oldu? sorularını araştırmaya sevk ediyor. Özellikle en son yaşanan İstanbul depremi ile ilgili gündemin yoğun olması akıllara HAARP konusu getirdi. Komplo teorisinin bu denli gündeme taşınmasında cep telefonlarının birden bire etkisiz hale gelmesi de sebep gösteriliyor.

HAARP Nedir?

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı (İngilizce: High Frequency Active Auroral Research Program) ya da kısaca HAARP, ABD Ordusu, ABD Donanması ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen İyonosfer’in özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen çalışmadır. İlk kez Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmış bir fikirdir.

HARP Silahı Ne Demek?

HAARP silahı blinçli olarak deprem, tsunami, aşırı sıcaklar tektonik silahlı saldırı olarak nitelendiriliyor. Depremin silah olarak kullanılması fikri bazı ülkelerce kabul edilmese de bu teori hala tartışılıyor.

HAARP Neden Kullanılır?

Sırp asıllı Ünlü Amerikalı mucit Nikola Tesla’nın temellerini kurmuş olduğu bir teknoloji. Sonrasında bunu geliştirmek de Amerika’ya kalmış. Günümüzde HAARP; ABD Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen bir çalışma. İçinde yaşadığımız zamanın en üstün "HARP" teknolojisi olarak da görebileceğimiz bu teknoloji, elektromanyetik sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulu. Türkçe karşılığı Yüksek Frekans Aktif güneşsel Araştırma Programı olan bu sistem; yüksek enerjiler kullanarak aktif ve güçlü radyo dalgaları oluşturmakta.1997 yılında projenin son safhası tamamlandığında,3 milyar wattlık bir güçten fazla enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yaymak için dizayn edilmiş güçlü bir verici inşa edilmişti.Proje dünyanın en büyük "iyonosfer ısıtıcısını" içeriyordu ve iyonosferin ısıtılması yoluyla VLF yani "çok düşük frekans" dalgaları üretilmekteydi. Bu amaçla" yüksek frekans bazlı bir radyo vericisi" kurulmuş ve 72 fit yüksekliğinde 180 kule inşa edilmişti.

HAARP Açılımı Nedir?

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı (İngilizce: High Frequency Active Auroral Research Program) ya da kısaca HAARP’ın Türkçe karşılığı Yüksek Frekans Aktif güneşsel Araştırma Programıdır.

HAARP’ın Amaçları

  • HAARP, Pentagon’un kontrolünde ve ABD ordusunun hizmetinde olan belki de en önemli projedir.
  • Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek.
  • Denizaltlarında haberleşmeyi kolaylaştırmak.
  • Radar sistemleri geliştirmek.
  • Çok büyük bir bölgede ABD Ordusu dışında tüm haberleşmeyi durdurabilmek.
  • Çok büyük alanlarda petrol,doğalgaz ve mineral kaynaklarını tespit etmek ve yer altının tomografik haritasını çıkarabilmek.
  • Cruise Füzeleri gibi güdümlü silah sistemleri ile yapılacak her türlü hava saldırısında silahı ve uçakları havada imha etmek…Şeklinde ifade edilmektedir.

Ancak,Haarp projesi detayları ve işlevi hakkında gizemlerle dolu olan bir projedir. İlk günden beri bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar yürütüldü.Bu proje yıllardır özellikle iklim kontrolü ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

HAARP Hakkında Uzmanlar Ne Diyor?

Projenin karşıtlarından biri olan, ünlü jeofizikçilerden Prof.Gordon MacDonald’e göre bu teknoloji ile iklimleri değiştirebilir, kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir, ozon tabakası ile oynayabilir, deprem yaratabilir, okyanus dalgalarını kontrol edebilir, dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beynini kontrol altına alabilir, radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir, dünyanın diğer ucundaki cihazları etkisiz hale getirebilirsiniz.

Moskova Devlet Üniversitesi Fizik Fakültesi profesörlerinden Georgi Vasilyev ise ABD’nin çalışmakta olduğu Alaska’daki HAARP İstasyonu’nu resmen Jeofizik ve tektonik bir silah olarak tanımlamıştır. Vasilyev: " HAARP çalıştırıldığı günden bu yana dünyanın değişik bölgelerinde iklim anormallikleri gözlenmeye başladı. Kar yağması gereken yerlerde güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlemlenmekte, bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor.’ demiştir.

1999 depremi ardından HAARP ile ilgili neler yaşandı?

Gölcük depremi ile ilgili korkunç bir komplo teorisi vardır. Bu komplo teorisi şunu iddia eder: "Gölcük Depremi bir HAARP saldırısıdır. HAARP ilk defa "Gölcük Depremi"nde denenmiştir.

Türkiye Eski Başbakanı Bülent Ecevit depremin bir komplo olabileceğini düşünüp araştırılmasını istemişti. Bunu Ecevit rahmetli olduktan sonra bir Tv Programına katılan Afete Hazırlık ve Deprem Derneği Başkanı Ahmet Mete Işıkara açıklamıştır. Deprem sonrası arayıp araştırmasını istemiştir. Depremden önce ve sonra gelişen bir kaç enteresan olay da depremin normal bir deprem olmadığı düşüncemizi sağlamlaştırıyor.

(En yüksek seviyedeki HAARP sinyallerinin 16 Ağustos 1999 saat 20:00’dan sonra kesilmesi gösteren grafik)

Depremden önce denizde büyük bir ateştopu ortaya çıkmış. Bunu depremden sonra birçok balıkçı doğrulamıştır ve birçok görgü tanığı vardır. Bunun dışında HAARP’ın en büyük belirtisi olan gökyüzü renginin değişmesi de depremden önce herkesin ilgisini çeken bir olaydı. Depremin beklenenden uzun sürmesi, telefonların çalışmaması bunlar hep şüphe uyandıran olaylardır. Komplo teorisyenlerine göre HAARP ortaya çıkmadan önce bazı belirtiler gösterir fakat depremin bu denli gözle görünür belirtileri yoktur.

Komplo Teorisyenlerine göre, Gölcük depremi sırasında yaşanan ve acaba deprem bir HAARP saldırısı mı dedirten "tesadüfler":

– Deprem günü Gölcük’de basit bir devir teslim töreninde ABD’li ve Israil’li üst düzey komutanların oluşu,
– Deniz üssünde hiç bir Türk subaya giriş izni verilmeyen bir ABD deniz altısının oluşu,
– Olay daha dünya basınına yansımamışken İsrail’lilerin yardım çalışmalarına başlamış olması,
– Depremden önce denizde büyük bir ateş topu ortaya çıkması,
– Gökyüzü renginin değişmesi,
– Depremin beklenenden uzun sürmesi,
– Telefonların çalışmaması.

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=OM0Ngd5n_NA