TERÖR DOSYASI /// Osman Başıbüyük : Büyük Oyun – Yeni Zelanda Saldırısının Perde Arkası


Osman Başıbüyük : Büyük Oyun – Yeni Zelanda Saldırısının Perde Arkası

E-POSTA : osmanbasibuyuk

İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamlamıştır. 1986 yılında Işıklar Askeri Lisesi, 1990 yılında Hava Harp Okulundan mezun olmuştur. Uçuş eğitimini 2’inci Ana Jet Üs K.lığında tamamladıktan sonra kol uçucusu, lider ve öğretmen olarak Türk Hava Kuvvetlerinin çeşitli filolarında F-104 ve F-16 uçaklarında pilot olarak görev yapmıştır.

18 Mart 2019

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 18 Mart 2019

Foto: TREASURE MAGAZINE

Brenton Tarrant adlı Avusturalyalı bir terörist, 15 Mart 2019 Cuma günü, Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinde iki camiye silahlı saldırı gerçekleştirdi. Müslümanları hedef alan bu acımasız terör saldırısında, 50 kişi hayatını kaybetti, onlarca yaralı var.

Geçmişte yaşanmış, çok daha fazla sayıda insanın öldüğü birçok terör saldırısı var. Hatta benzer örnekleri ülkemizde de pek çok defa yaşadık. Ama bu saldırı hepsinden başka. Münferit bir saldırı olmaktan ziyade “bir dönemin kapı aralayıcısı” gibi gözüküyor.

Profesyonel Bir Oyunu Ancak İstihbarat Örgütleri Kurgulayabilir

Bu manada Yeni Zelanda saldırısı, bir meczubun veya bir şizofrenin yaptığı bir iş değil. Kesinlikle profesyonel. Profesyonellikten kastım; saldırının profesyonelce planlanıp, profesyonelce icra edilmiş olması değil. Orası zaten öyle.

Asıl profesyonellik, saldırı bildirisinde (manifestosu) gizli. Saldırının asli amaçlarından birisinin de o bildiriyi bütün dünyaya okutmak olduğu anlaşılıyor. İşte o bildiriyi uzman birileri kaleme almış.

Böyle bir saldırıyı istihbarat örgütlerinden başkası tezgâhlayamaz. Siz Suudilere bakmayın, iyi bir istihbarat örgütü geride iz bırakmaz. Dolayısıyla eldeki tetikçiden yola çıkarak bir yerlere ulaşılabileceğini umut etmek beyhudedir. Ama akıl yürüterek, bu saldırıyla nasıl bir oyunun, kim veya kimler tarafından kurgulandığını tahmin edebiliriz. Kimin yaptığını öğrenip de ne yapacağız demeyin. Kimin tezgâhı ne amaçla kurduğunu keşfederseniz ya oyunu bozar ya da en az zararla bu tuzaktan çıkmayı başarırsınız.

Bu tür terör olayları etki-tepki mekanizması üzerinden fay hatlarını tetiklemek için kullanılır. Fay hatlarında yaşanacak sürtüşme ve çatışmalar ise istenilen nihai hedefe ulaşılmasını sağlar. Fakat harekete geçen fay hatlarını kontrol etmek ve arzu edilen istikamete yönlendirmek her istihbarat örgütünün harcı değildir.

Örneğin bizimkiler, 1970’lerde Kürt Sol hareketini kontrol etmek için Apocuları kurdular. Başkaları yaratılan bu aracı ellerinden aldı, PKK’ya dönüştürüp silah olarak bize geri çevirdi. Aynı şekilde, Hizmet Hareketini (FETÖ) hem ülke içinde hem ülke dışında siyasi manivela olarak kullanmayı tasarladılar; CIA geldi hareketin sözde peygamberini Amerika’ya götürdü, sonra da örgütü Gladyo’ya çevirip bize karşı kullandı. Demek istediğim, niyet önemli değildir. Bir aracı/maşayı “gücü” olan kullanır. Gücünüz yoksa oyunu siz kurgulamış olsanız dahi sonuç sizin arzu ettiğiniz gibi olmayabilir. Burada bahsedilen gücün en önemli unsuru, hiç şüphesiz istihbarat örgütünün entelektüel (intelligence-zekâ/akıl) kapasitesidir.

Yukarıda bahse konu saldırıyı tanımlarken, “bir dönemin kapı aralayıcısı” olarak tarif etmiştik. Yani bir süreçten bahsediyoruz. Bu süreci tezgâhlayıp yönetebilecek bir istihbarat örgütünün kabaca aşağıdaki yeteneklere sahip olması gerekir:

1) Entelektüel kapasitesi çok yüksek olmalıdır,

2) Arkasında güçlü bir politik, diplomatik, ekonomik, teknolojik ve askeri desteği olmalıdır,

3) Uzun soluklu bir süreci kendi planları doğrultusunda, müdahalelerle yönetebilecek güce sahip olmalıdır,

4) Müdahaleler için ellinde kullanıma hazır çok çeşitli aktörler bulunmalıdır,

5) Kurguyu öyle yapabilmeli ki, perde arkasında kendisinin olduğu kesinlikle anlaşılmamalıdır. Böylece,

  1. Kurulan mekanizma bozulmadan işlemeye devam eder,
  2. Kendi devletine bir zarar gelmez,

Sonuçta belli bir müddet sonra planlanan nihai hedefe ulaşılır.

Bu tür bir planlamayı yapabilecek yukarıda kabaca sıralanan yeteneklere sahip dünyada aşağı yukarı 4 istihbarat örgütü vardır: 1) MI6 (İngiliz), 2) BND (Alman), 3) CIA (Amerikan), 4) MOSSAD (İsrail). Fransız, Rus ve Çin istihbarat örgütleri bu kapasitede görülmemektedir. Böylece şüpheli sayısını kolayca dörde indirmiş oluyoruz.

Operasyonun Nihai Hedefi Ne Olabilir?

Kurgulanan operasyonun mutlaka nihai bir hedefi olmalıdır. Ayrıca operasyonun icra edileceği belli bir coğrafya, bir bölge veya bir ülke olmalıdır. Nihayetinde aktörler olmadan oyun oynanmaz. Bu üç unsura yönelik ipuçları, teröristin yayınladığı, ama aslında ilgili istihbarat örgütü tarafından kaleme alınan bildirinin içeriğinde mevcut. Şimdi bu üç unsur üzerinden olayı değerlendirelim.

Kim olduğunu keşfetmeye çalıştığımız istihbarat örgütünün yazdığı bildiride özetle; “Avrupalı “beyaz” insanın doğurganlık oranının çok düştüğü; nüfusun giderek yaşlandığı; beyaz insanın sistemin devamı için ülke ve şirketlerin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü, yeni tüketici ve vergi ödeyecek nüfusu yaratamadığı; bu sebeple siyasilerin ve şirketlerin dış göçü desteklediği; göçün devam ediyor olması ve göçmenlerin doğurganlık oranının yüksekliği sebebiyle, Avrupa’nın tarihte görülmediği ölçüde bir istila yaşadığı, “istilacıların” beyaz insanın yerini aldığı; istilanın tüm Avrupa’da bir etnik değişim, bir kültürel değişim, bir ırksal değişim yaratarak aslında bir beyaz soykırımı yaptığı, bu değişimi durdurmak için Avrupa’da yaşayan göçmenlerin ezilmesi ve Avrupa topraklarından atılması gerektiği; bunun barışçıl yollarla olamayacağı, Yeni Zelanda örneğinde olduğu gibi akla gelebilecek her türlü şiddet eylemi ile ancak başarılabileceği” söyleniyor. Bu değerlendirme ışığında nihai amaç; “Avrupa’ya yönelen göçü durdurmak” olabilir.

Foto: Indian Folk

Aynı zamanda bildiride; “Büyük değişimler ve ihtiyaç duyulan değişimin ancak büyük bir kriz sonrasında gerçekleşebileceği; kademeli ve yavaş bir değişimin asla zaferle sonuçlanmayacağı; bu sebeple her yerde ve her fırsatta toplumun rahatsız edilerek, istikrarsızlaştırılması gerektiği” söyleniyor. Bu bilgilere göre ise nihai amacın; “bir toplumu, bir ülkeyi veya bir bölgeyi istikrarsızlaştırmak” olduğu kanaatine varılabilir.

Yani nihai amaç için iki seçeneğimiz var: 1) Avrupa’ya yönelen dış göçü durdurmak, 2) Avrupa’da istikrarsızlık yaratmak. Acaba hangisi? Tahmin yürütebilmek için diğer iki unsura, aktörlerin kim olduğuna ve operasyon bölgesinin neresi olduğuna bakmamız gerekiyor.

Oyunun Aktörleri

Şimdi oyunun aktörlerini tahmin etmeye çalışalım. Aslında bu hiç de zor değil. Saldırıda Müslüman göçmenler hedef alınmıştı; çarpıştırılacak taraflardan birinin Müslüman kökenli göçmenler olduğu çok açık. Genelden daha özele inmek için yine İstihbarat örgütünün yayınladığı bildiri ve saldırıda verilen mesajlara bakmak gerekiyor.

Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin, Hindistan başbakanı Narendra Modi ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan BRICS zirvesinde görülürken.
Foto: Gianluigi Guercia/Reuters

Bildiride; “Boğaz’ın doğu tarafında barış içinde yaşayabilirsiniz. Fakat Avrupa topraklarında, Boğaz’ın batısındaki herhangi bir yerde yaşayamazsınız. Sizi öldürür ve topraklarımızdan süreriz. “Konstantinopolis’e gelecek ve bütün camiler ile minareleri yıkacağız. Ayasofya’yı minarelerden kurtaracağız. İstanbul bir kez daha Hristiyan toprağı olacak.” ifadeleri yer alıyor. Bildirinin bir başka yerinde; “Türkiye’yi bir Avrupa örgütü olan NATO’dan koparmalı ve Türkiye’yi yeniden gerçek pozisyonu olan düşman konumuna itmeliyiz.” diyor. Bir örnek daha verelim; “Avrupa topraklarına yönelen yabancı istilasının gelecekte, Çin, Türkiye, Hindistan veya üçünün karışımından kaynaklanacağı” iddia ediliyor.

Saldırı icra edilirken verilen mesajlara bakacak olursak; örneğin, kullanılan silahların birinde Kosova Savaşı’nda Osmanlı Padişahı 1. Murad’ı sırtından bıçaklayarak şehit eden Sırp Miloş Obiliç’in adı yazılı. Yine silahlardan birinde 1683 tarihi ile 2. Viyana Kuşatmasına atıfta bulunuluyor. Türklerle ilgili daha bir sürü örnek saymak mümkün. Uzatmayalım, ana aktörlerden birisi Avrupa’da yaşayan Müslüman kökenli Türkler yapılmak isteniyor. Bir başka deyişle Türkler hedef tahtasına oturtulmuş durumda.

Karşı tarafta kimler var dersiniz? Almanya’dan örnek verelim; Nasyonal Sosyalist Yeraltı (NSU) örgütü, Ölümsüzler (Die Unsterblichen) gibi Neonazi gruplar ile güvenlik kuvvetleri, istihbarata bağlı özel yetiştirilmiş provokatörler, ajanlar, tetikçiler vb. açık-örtülü bir sürü aktör olabilir.

Bu Oyun Nerede Oynanacak?

Bildiride, “Avrupa’nın göçmenlerden kurtarılacağı” söyleniyor. Anlayacağınız harekât alanı tüm Avrupa. Ancak biraz detaya girecek olursak yine bildiriye bakmamız gerekecek. Öldürülecekler listesinin başında Merkel var. Merkel, “beyaz ve Alman aleyhtarı her şeyin anası” olarak görülüyor. Hiç kimsenin etnik olarak Avrupa’ya onun kadar zarar vermediği söylenerek, Merkel’in göçmen politikası eleştiriliyor. Merkel’in azalan ve yaşlanan Alman nüfusun yerini dolduracak göçmenlerin ucuz iş gücü olarak kullanılması fikri, Almanya’ya bir ihanet olarak gösteriliyor.

Foto: Krisztian Bocsi/Bloomberg

Bildiride; “Beyaz karşıtı CEO’lara ölüm” sloganı ile biten bölümde şu tehditler savruluyor: “Ucuz iş gücünden yıllarca kâr edenler hiç cezalandırılmadılar. Cebini düşünen bu ekonomik elit, işgücü olarak beyazlar yerine göçmenleri çalıştırmayı tercih ediyor. Onlara karşı tepkimiz çok sert ve acımasız olacak. Avrupalılar yerine göçmenleri tercih eden şahıs, şirket sahibi, şirket yöneticisi, kamu görevlisi, kim olursa olsun bu hainleri yok edeceğiz”.

Bildiride “şehirlerimizi geri alın” sloganıyla biten bir bölüm var. Bu bölümde; “kırsal alanların ve köylerin her zaman onların olduğu ve öyle kalacağı, ancak şehirlerin yabancı istilası altında olduğu” söyleniyor. Avrupa ülkelerine baktığımız zaman en çok göçmenin %25 ile Almanya’da olduğunu görüyoruz. Onu %19 oranıyla Fransa takip ediyor[1]. İlk 10’daki Alman şehrinde ise göçmen oranı %30’ları geçiyor[2].

Avrupa’da en çok yabancı işçinin çalıştığı ülke hangisi diye bakacak olursanız, karşınıza Almanya çıkar. Oyunun aktörlerinden en önemlisinin Türkler olduğu tespitini yukarıda yapmıştık. Türklerin Avrupa’da en yoğun yaşadığı ülke hangisi diye soracak olursanız yine karşınıza Almanya cevabı çıkar. Bütün bu değerlendirmeler ışığında harekât alanının genelde Avrupa, özelde ise Almanya olacağı anlaşılıyor.

Çıkarım ve İki İhtimal

O zaman şöyle bir çıkarımda bulunabiliriz. Bir veya birkaç istihbarat örgütü, dünyada yükselen göçmen karşıtlığı akımının yarattığı fay hatlarını terörist saldırılar ve çeşitli provokasyonlarla tetikleyerek 2 şeyden birini yapmak istiyor; 1. Genelde Avrupa’ya, özelde Almanya’ya yönelen dış göçü durdurmak istiyor veya 2. Göçmen karşıtlığı temelinde çıkartacağı çatışmalar ile genelde Avrupa’yı, özelde Almanya’yı istikrarsızlaştırmak istiyor.

1. İhtimal: Birinci ihtimali ele alacak olursak, Almanların ırkçılık konusunda sicillerinin hiç de temiz olmadığını görürüz. 2’nci Dünya Savaşı’nda Yahudilere yaptıkları ortada. Almanların bilinçaltında halen “üstün ırk” oldukları fikri yerini koruyor. Bu günlerde, Alman sosyal medyasında 2. Dünya Savaşı döneminde yapıldığı iddia edilen “Alman ırkını yok etme planları” tartışılıyor. Bu planlardan birine göre, Almanların kalıtımsal üstün özellikleri, başka ırklarla karıştırılarak yok edilecekmiş[3]. Bu tartışmaların Almanların milliyetçilik duygularını körüklemeye yönelik olduğu anlaşılıyor.

Diğer yandan Almanlar, Müslümanları manipüle etme konusunda belki de İngilizlerden daha mahirdir. Bütün bu bilgiler ışığında, Yeni Zelanda katliamının arkasında Alman istihbaratının parmağı olabileceği değerlendirmesini yapabiliriz.

Ancak Alman istihbaratının bütün Avrupa’yı sarma tehlikesi olan bir anti göçmen terör dalgasını kontrol etmesi hiç de kolay olmaz. Mutlaka Fransız, Avusturya ve İtalyan istihbarat örgütleriyle birlikte hareket etmesi gerekir. Bu çapta büyük bir operasyon planlamak, farklı ülke ve çeşitli siyasi partiler sebebiyle kolay değildir.

Eğer Alman istihbaratı, göçmen karşıtlığı üzerinden bir operasyon yapmak istiyorsa, bu operasyon mevcut göçmenleri ülkeden atacak istikamette değil de ülkeye yeni gelebilecek göçmenleri korkutarak durdurmaya yönelik olmalıdır. Örneğin, Türkiye’de yaşanması kaçınılmaz olan ağır ekonomik krizin sonuçlarının nereye varacağı belli değildir. Ciddi bir istikrarsızlık durumunda herkesin Almanya’da bir akrabası olduğu için göçün ilk yöneleceği adres Almanya olacaktır. Belki de Alman istihbaratı bu ihtimale karşı şimdiden önlem almaya çalışmaktadırlar.

2. İhtimal: Gelelim ikinci ihtimale. Birileri göçmen karşıtlığı üzerinden çıkacak çatışma ve sabotajlarla Avrupa ve özelinde Almanya’yı istikrarsızlaştırmayı planlamış olabilir. Mesela Fransa’da başlayan ekonomik şartları protesto eden “sarı yelekliler” eylemi, “göçmen karşıtlığı” eylemlerine dönüştürülebilir. Büyük çapta bir istikrarsızlık dalgasını yaratabilmek için birçok ülkede birbirini takip eden ve tamamlayan çok sayıda provokasyon yapılması gerekmektedir. Ancak bu sayede fitil ateşlenebilir. Fitil ateşlendiğinde, her ülke kendi başının çaresine bakmaya çalışırken kabuğuna çekilecek, böylece Avrupa Birliği projesi büyük bir darbe almış olacaktır.

Bunu kim ister diye soracak olursanız, akla ilk gelen Almanların ezeli düşmanı, Brexit ile AB’den çıkan İngilizler olabilir. İngiltere hiçbir zaman serbest dolaşıma katılmadığı için toprakları diğer AB ülkelerine göre daha güvenlidir. Sınırların kalkmış olduğu AB’de, her ülkenin birbirinden bağımsız çalışan güvenlik teşkilatlarının teröristleri takip etmesi çok daha zordur. Diğer yandan İngiltere, 2000’li yıllarda yaşadığı metro ve otobüs durağı gibi insanların yoğun olduğu noktalara yapılan bombalı saldırılar sebebiyle, gözetleme ve kontrol mekanizmalarını oldukça geliştirmiş ve kendisini terör saldırılarına karşı hazırlamıştır. Pek çok AB ülkesi bu yeteneklerden yoksundur. Anlaşılacağı üzere Yeni Zelanda saldırısının arkasında İngiliz istihbaratı olabilir.

Foto: AP

Amerikan dış istihbaratı CIA’ya gelince. Meksika sınırına duvar örme projesi Trump’ın göçmen politikasını tüm açıklığıyla gözler önüne sermektedir. Son yıllarda Almanya’nın Rusya Federasyonu (RF) ile yakınlaşması, ABD’yi korkutmaktadır. Almanya, Kuzey Akım-1 boru hattıyla halen RF’den yüklü miktarda doğalgaz satın almakta, Washington’un tüm baskılarına rağmen Kuzey Akım-2 projesinden vazgeçmemektedir. Ukrayna ve Baltık ülkelerini bypass eden bu proje, olası bir Alman-Rus ittifakının bir adımı gibi görülmektedir. Böylesi bir ittifak, bütün dünya dengelerini kökünden değiştirir. Bu değerlendirme, CIA’nın Yeni Zelanda saldırısının arkasında olma ihtimalini güçlendirmektedir. Hatta MI6 ile beraber hareket ediyor da olabilirler.

Peki, bu işte MOSSAD’ın parmağı var mıdır? Göçmen karşıtlığı dalgası, bir yerde Yahudi düşmanlığına da dönüşür. Avrupalı birçok zengin ve işveren Yahudi kökenlidir. MOSSAD’ın göçmen karşıtlığı üzerinden operasyon yapması kendi soydaşlarını tehlikeye atacağı için pek ihtimal dâhilinde görülmemelidir.

Sonuç

Avrupa’daki göçmen karşıtı hareketlerde yavaş yavaş kontrollü bir tırmanma varsa ve tırmanmaya paralel olarak hükümetler göçü azaltmaya yönelik ve göçmenlerin yaşam şartlarını zorlaştıracak tedbirleri kademe kademe alıyorlarsa, bu işin arkasında göçü durdurmak amacıyla Alman istihbaratının olduğu kanaatine varabiliriz.

Ama göçmen karşıtı hareketlerde, kontrolsüz, çok şiddetli, can ve mal kayıplarına sebep olacak şekilde hızlı bir tırmanma söz konusu olursa, o zaman şüphelileri MI6 ve/veya CIA olarak düşünmek gerekir.

Avrupa’da yaşayan soydaşlarımıza bir tavsiye ile bitirelim. Bu yeni oyunda soydaşlarımız bir piyon olarak kullanılmak isteniyorlar. Yeni Zelanda katliamı ile dünyaya duyurulan bildiride, Neonazilere kışkırtma yapmaları çağrısında bulunularak, “kamuya açık alanlara önce şeriat hukuku çağrısı yapan afişleri asın, bir hafta sonra o afişlerin üzerine tüm göçmenlerin ülkeden kovulması çağrısında bulunan yeni afişler yapıştırın, bu işi kriz çıkartana kadar tekrarlayın” talimatı veriliyor. Bu kapsamda önümüzdeki günlerde Avrupa’da Hz. Muhammed ve Kuran-ı Kerim’e saldırı veya bir başka yöntemle provokasyonlar olacaktır. Siz siz olun evinizde oturun, dolduruşa gelmeyin. Kendinizi koruyacak tedbirleri mutlaka alın, ama asla şiddete bulaşarak istihbarat örgütlerinin piyonu olmayın.

[1] http://worldpopulationreview.com/countries/france-population/

[2]http://www.spiegel.de/international/germany/germany-and-immigration-the-changing-face-of-the-country-a-1203143.html

[3]https://sunsavunma.net/alman-irkini-yok-etme-planlari-mi/

İRTİCA DOSYASI /// MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı


MEB’ten başı açık kadınlara ağır saldırı : Kötü kadınların başı açık, iyiler türbanlı

Milli Eğitim Bakanlığı’nın rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta çocuklara cinsel istismar ve şiddet uygulayan kadınlar başı açık, şefkat gösteren kadınlar ise türbanlı olarak resmedildi.

Okullara dağıtılan ders kitaplarındaki yanlış uygulamaların bir benzeri de Milli Eğitim Bakanlığı’nın hizmet içi eğitimleri kapsamında rehber öğretmenlere dağıttığı kitapta yer aldı. Bakanlığın doğal afet, terör ve cinsel istismar gibi olaylar karşısında psikolojik destek sağlamak amacıyla başlattığı, “Psikososyal Önleyici Destek Programı” kapsamında hazırlanan kitapta başı açık kadınların çocuklara şiddet ve istismar uygularken, türbanlı kadınların ise şefkat gösterirken resmedilmesi dikkati çekti.

Milli Eğitim Bakanlığı doğal afet, terör, göç, intihar, ölüm ve istismar gibi travmatik olaylar karşısında yürütülen önleme hizmetlerinin programlarını Nisan 2019’da tamamıyla yeniledi. Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü öncülüğünde yapılan çalışmalar kapsamında, “Psikososyal koruma, önleme ve krize müdahale ekipleri” kurulması kararlaştırıldı.

KILAVUZ KİTAP

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin‘in haberine göre, Bakanlık, Psikososyal Destek Programı eğiticisi tarafından hizmet içi eğitim kapsamında açılan, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı Eğitimleri” hazırladı. Eğitimi başarı ile tamamlayan rehberlik öğretmenlere, “Psikososyal Destek Programı Uygulayıcı” unvanı verildi. Öğrencilere yaşadıkları travmalar konusunda destek olacak rehber öğretmenler için bir de kılavuz kitap hazırlandı.

MEB Özel Eğitim ve Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce hazırlanan kitapta, travma türlerine ilişkin önleyici etkinlikler yer aldı. Kitabın, “Cinsel İstismar” başlığı altında olumlu ve olumsuz davranışlara örnek olacak resimler çizildi. Küçük yaştaki çocuğu muayene eden türbanlı bir doktora ilişkin resimde, muayene olan çocuk ve ailesinin mutlu şekilde yansıtıldığı görüldü.

Kitapta bulunan, “Doğrular ve Yanlışlar” etkinliği altında da çocuğunu öpen, şefkatle sarılan anne görseli paylaşıldı. Görseldeki anne türbanlı şekilde yansıtıldı. Bir başka resimde ise çocuğu öpmeye çalışan başı açık yetişkin bir kadın ve bu girişim karşısında hoşnut olmayan çocuk anlatıldı. Bu resmin hemen altına ise çocuğunun başını okşayan kapalı bir annenin çizildiği resim yerleştirildi. Kitapta yer alan hikayelerin birinde ise sokakta oynayan çocuğun yanına gelen komşusunun onu öpmek istediği ifade edildi. Bu hikayenin görselinde de başı açık bir kadın tercih edildi.

İYİ NİYETLİ DEĞİL

Sosyal Hizmetler Uzmanı Dr. Bülent İlik, BirGün’ün, “Bu görseller çocuğun bilinçaltında, ‘Türbanlı iyi açıklar ise kötü algısı yaratır mı?” sorusuna şu yanıtı verdi:

“Çocukta hemen böyle bir algı oluşmaz ama bu tip şeyler üst üste geldiği zaman çocuğun zihnine öyle yerleşir. Bu yaşananlar sistemli şekilde adım adım uygulanan bir sürecin parçası. Bunu yapanların iyi niyetli olmadığını söylemek gerekir. MEB, çok uzun bir süredir benzer politikayı ısrar ve inatla sürdürüyor. Şunu da söylemek gerekir ki çocuğun yaşadığı çevre ve ailesi bu noktada çok önemli. Bu tür konular her çocuk için aynı etkiyi yaratmaz.”

SİBER İSTİHBARAT DOSYASI /// 7 ülkeden 100 bin saldırı oldu : MİT’ten sonra SİB kuruluyor


7 ülkeden 100 bin saldırı oldu : MİT’ten sonra SİB kuruluyor

Son 1 yıl içerisinde Türkiye’ye yönelik siber saldırı sayısı 100 bine yaklaşmış durumda. Son olarak geçtiğimiz ayın son haftasında gerçekleştirilen saldırılarda Türkiye’nin önde gelen iki kurumunda kısa süreli hizmet aksamaları meydana geldi. Geçtiğimiz yıla göre iki kat artışın yaşandığı bu yeni nesil güvenlik tehdidine karşı Siber İstihbarat Birimi kurulması gündemde. Bu sayede kurulacak ağ üzerinden istihbarat kaynakları çoğaltılarak maddi ve itibar kayıplarına yol açan siber saldırılar önceden haber alınacak ve gerekli müdahalelerde hızlıca bulunulabilecek.

Türkiye’ye yönelik siber saldırılar çoğunlukla elektronik haberleşme altyapısını ve kamu kurumları başta olmak üzere bankacılık, enerji, sağlık gibi kritik sektörlerde faaliyet gösteren kuruluşları hedef alıyor.

Söz konusu saldırıların yüzde 99’unu dağıtık servis dışı bırakma (DDoS) ve oltalama (phishing) saldırıları oluşturuyor.

Ulaştırma Bakanlığı bünyesinde bulunan Ulusal Siber Olaylara Müdahale Merkezi’ne (USOM) 2019 yılı içerisinde işletmeciler tarafından raporlanan saldırılar geçtiğimiz yıla göre 2 kat artışla 100 bine yaklaşmış durumda.

7 ÜLKEDEKİ SERVERLAR KULLANILIYOR

Son günlerde özellikle bankacılık sektörüne çok yoğun DDoS atakları yapılıyor. Söz konusu saldırılarda ABD, Hollanda, Ukrayna, Çin, Tayland, Rusya ve İran üzerindeki serverlar etkin olarak kullanılıyor.

Ekim ayının son haftasında ABD ve Rusya üzerinden gerçekleştirilen siber saldırı da bunlardan bir tanesi.

DDoS tekniği kullanılan saldırılardan en çok Türk Telekom ve Garanti BBVA etkilenmiş uzun süre hizmetlerde aksamalar meydana gelmişti.

DDoS saldırısı, internete bağlı bir hizmeti geçici ya da süresiz olarak aksatmayı hedefliyor. Bir başka deyişle DDoS saldırısı, web kaynağına birden çok istek göndererek internet sitesinin kapasitesini aşmasına yol açıyor ve sistemin çalışmasını engelliyor.

SİBER GÜVENLİK STRATEJİSİ HAZIRLANACAK

Siber saldırıların 2 kat artarak 100 bin bandına dayanmasının ardından Ulusal Siber Güvenlik Stratejisi için hazırlık çalışmalarına başlanarak gerekli olan mevzuat çalışması da yapılacak. Çalışmayı Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, Ulaştırma Bakanlığı ve TÜBİTAK ortak yürütecek.

ÇALIŞTAY YAPILACAK

Avrupa Birliği’nin Şebeke ve Bilgi Güvenliği Direktifine uyum sağlanmasına yönelik de çalışma yürütülecek ve buna ilişkin teknik yardım projesi başlatılacak. Bu aşamada kritik kamu kurum ve kuruluşlarının da katıldığı iki çalıştay gerçekleştirilecek.

Ayrıca İhtiyaç duyulan alanlara yönelik 5 güvenlik standartı tespit edilerek bunların adaptasyonu sağlanacak. Kritik altyapılarda bilgi yönetim güvenliği sistemi de kurulacak.

SİBER TEHDİTE KARŞI SİB

Ulusal siber güvenliğinde en önemli adım ise bilgi ve iletişim teknolojileri altyapılarına yönelik ortaya çıkan tehditlere ilişkin atılacak. Bu noktada 2020 yılı için bir Siber İstihbarat Birimi kurulması da gündemde. Kurulacak ağ üzerinden siber tehdit istihbaratı sağlanan kaynakların sayısı çoğaltılacakken, ulusal siber güvenlik olaylarına müdahale ve koordinasyon kapasitesi de arttırılacak.

2020 yılı içerisinde bin üniversite öğrencisine siber güvenlik alanında eğitimi verilecek.

Siber güvenliğe yönelik ABD, Avustralya, Brezilya, Estonya, Hindistan, İngiltere, İtalya ve Japonya’da Siber Güvenlik Operasyon Merkezi gibi çeşitli isimler altında özel birimler bulunuyor.

KRİTİK ALTYAPIYA TEST YATAĞI

Siber güvenlik sistemlerinin faydalanması ve bu alanda katma değeri daha yüksek ürün ve çözümlerin geliştirilmesi için de kamu araştırma kurumları ile üniversitelerin de dahil olduğu siber güvenlik ürünü geliştirilecek. Bu projelerden elde edilen çıktılar açık kaynak kodlu siber güvenlik ekosistemiyle paylaşılacak.

Yine siber tehditlere karşı geliştirilem 30 ürüne yönelik etiketleme yapılarak sertifika verilecek ve bu alanda çalışma yürüten 10 firmaya ihracat desteği sağlanacak.

Kritik altyapılara yönelik ise Endüstriyel Kontrol Sistemleri Test Yatağı Merkezi kurulacak.

BİN ÜNİVERSİTELİYE ÖZEL EĞİTİM

Düzenlemeler dahilinde üniversitelerin müfredatlarında da değişiklik yapılacak. Bu kapsamda bin üniversite öğrencisine siber güvenlik eğitimi verilecek ve üniversitelerde siber güvenlik müfredatı içerisinde siber güvenlik lisans ve yüksek lisans programları oluşturulacak.

HAARP DOSYASI : 26 Eylül İstanbul Depremi ABD’nin HAARP saldırısı mı ??? İstanbul depreminde telefonlar neden çalışmadı ???


26 Eylül İstanbul Depremi ABD’nin HAARP saldırısı mı ??? İstanbul depreminde telefonlar neden çalışmadı ???

26 Eylül İstanbul Depreminde iletişimin depremle beraber kesilmesi ile HAARP yeniden Türkiye gündemine geldi. 17 Ağustos 1999’da dönemin Başbakanı Ecevit tarafından Ahmet Mete Işıkara’ya araştırılmasını istediği o günün komplo teorileri bugün de Türkiye’de küçük büyük herkes tarafından konuşulur durumda. Bu nedenle internet aramalarında HAARP nedir? HAARP silahı nedir? HAARP neden kullanılır? 1999 Depremi’nin sebebi ABD’nin HAARP Projesi miydi? 5.8lik İstanbul depreminde ABD’nin HAARP Projesi’nin etkisi var mı?soruları araştırılıyor. Soruların yanıtları haberimizde..

Ülkemizin fay hatları üzerinde bulunması deprem riskini arttırdığı gibi aynı zamanda sık sık yaşanan depremler de vatandaşlar tarafından deprem nasıl oldu? Neden oldu? sorularını araştırmaya sevk ediyor. Özellikle en son yaşanan İstanbul depremi ile ilgili gündemin yoğun olması akıllara HAARP konusu getirdi. Komplo teorisinin bu denli gündeme taşınmasında cep telefonlarının birden bire etkisiz hale gelmesi de sebep gösteriliyor.

HAARP Nedir?

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı (İngilizce: High Frequency Active Auroral Research Program) ya da kısaca HAARP, ABD Ordusu, ABD Donanması ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen İyonosfer’in özelliklerini ve davranışlarını araştırmak üzere Alaska’da sürdürülen çalışmadır. İlk kez Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı Nikola Tesla tarafından ortaya atılmış bir fikirdir.

HARP Silahı Ne Demek?

HAARP silahı blinçli olarak deprem, tsunami, aşırı sıcaklar tektonik silahlı saldırı olarak nitelendiriliyor. Depremin silah olarak kullanılması fikri bazı ülkelerce kabul edilmese de bu teori hala tartışılıyor.

HAARP Neden Kullanılır?

Sırp asıllı Ünlü Amerikalı mucit Nikola Tesla’nın temellerini kurmuş olduğu bir teknoloji. Sonrasında bunu geliştirmek de Amerika’ya kalmış. Günümüzde HAARP; ABD Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Alaska Üniversitesi tarafından ortak yürütülen bir çalışma. İçinde yaşadığımız zamanın en üstün "HARP" teknolojisi olarak da görebileceğimiz bu teknoloji, elektromanyetik sinyallerle çok büyük enerjileri kontrol etme mantığı üzerine kurulu. Türkçe karşılığı Yüksek Frekans Aktif güneşsel Araştırma Programı olan bu sistem; yüksek enerjiler kullanarak aktif ve güçlü radyo dalgaları oluşturmakta.1997 yılında projenin son safhası tamamlandığında,3 milyar wattlık bir güçten fazla enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yaymak için dizayn edilmiş güçlü bir verici inşa edilmişti.Proje dünyanın en büyük "iyonosfer ısıtıcısını" içeriyordu ve iyonosferin ısıtılması yoluyla VLF yani "çok düşük frekans" dalgaları üretilmekteydi. Bu amaçla" yüksek frekans bazlı bir radyo vericisi" kurulmuş ve 72 fit yüksekliğinde 180 kule inşa edilmişti.

HAARP Açılımı Nedir?

Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı (İngilizce: High Frequency Active Auroral Research Program) ya da kısaca HAARP’ın Türkçe karşılığı Yüksek Frekans Aktif güneşsel Araştırma Programıdır.

HAARP’ın Amaçları

  • HAARP, Pentagon’un kontrolünde ve ABD ordusunun hizmetinde olan belki de en önemli projedir.
  • Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek.
  • Denizaltlarında haberleşmeyi kolaylaştırmak.
  • Radar sistemleri geliştirmek.
  • Çok büyük bir bölgede ABD Ordusu dışında tüm haberleşmeyi durdurabilmek.
  • Çok büyük alanlarda petrol,doğalgaz ve mineral kaynaklarını tespit etmek ve yer altının tomografik haritasını çıkarabilmek.
  • Cruise Füzeleri gibi güdümlü silah sistemleri ile yapılacak her türlü hava saldırısında silahı ve uçakları havada imha etmek…Şeklinde ifade edilmektedir.

Ancak,Haarp projesi detayları ve işlevi hakkında gizemlerle dolu olan bir projedir. İlk günden beri bu projenin hayata geçirilmemesi için birçok ülkede kampanyalar yürütüldü.Bu proje yıllardır özellikle iklim kontrolü ve yapay deprem silahı olarak kullanılabilme iddialarından dolayı çok tartışmalı bir konu halini almıştır.

HAARP Hakkında Uzmanlar Ne Diyor?

Projenin karşıtlarından biri olan, ünlü jeofizikçilerden Prof.Gordon MacDonald’e göre bu teknoloji ile iklimleri değiştirebilir, kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir, ozon tabakası ile oynayabilir, deprem yaratabilir, okyanus dalgalarını kontrol edebilir, dünyanın enerji alanları ile oynayarak, insan beynini kontrol altına alabilir, radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir, dünyanın diğer ucundaki cihazları etkisiz hale getirebilirsiniz.

Moskova Devlet Üniversitesi Fizik Fakültesi profesörlerinden Georgi Vasilyev ise ABD’nin çalışmakta olduğu Alaska’daki HAARP İstasyonu’nu resmen Jeofizik ve tektonik bir silah olarak tanımlamıştır. Vasilyev: " HAARP çalıştırıldığı günden bu yana dünyanın değişik bölgelerinde iklim anormallikleri gözlenmeye başladı. Kar yağması gereken yerlerde güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlemlenmekte, bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor.’ demiştir.

1999 depremi ardından HAARP ile ilgili neler yaşandı?

Gölcük depremi ile ilgili korkunç bir komplo teorisi vardır. Bu komplo teorisi şunu iddia eder: "Gölcük Depremi bir HAARP saldırısıdır. HAARP ilk defa "Gölcük Depremi"nde denenmiştir.

Türkiye Eski Başbakanı Bülent Ecevit depremin bir komplo olabileceğini düşünüp araştırılmasını istemişti. Bunu Ecevit rahmetli olduktan sonra bir Tv Programına katılan Afete Hazırlık ve Deprem Derneği Başkanı Ahmet Mete Işıkara açıklamıştır. Deprem sonrası arayıp araştırmasını istemiştir. Depremden önce ve sonra gelişen bir kaç enteresan olay da depremin normal bir deprem olmadığı düşüncemizi sağlamlaştırıyor.

(En yüksek seviyedeki HAARP sinyallerinin 16 Ağustos 1999 saat 20:00’dan sonra kesilmesi gösteren grafik)

Depremden önce denizde büyük bir ateştopu ortaya çıkmış. Bunu depremden sonra birçok balıkçı doğrulamıştır ve birçok görgü tanığı vardır. Bunun dışında HAARP’ın en büyük belirtisi olan gökyüzü renginin değişmesi de depremden önce herkesin ilgisini çeken bir olaydı. Depremin beklenenden uzun sürmesi, telefonların çalışmaması bunlar hep şüphe uyandıran olaylardır. Komplo teorisyenlerine göre HAARP ortaya çıkmadan önce bazı belirtiler gösterir fakat depremin bu denli gözle görünür belirtileri yoktur.

Komplo Teorisyenlerine göre, Gölcük depremi sırasında yaşanan ve acaba deprem bir HAARP saldırısı mı dedirten "tesadüfler":

– Deprem günü Gölcük’de basit bir devir teslim töreninde ABD’li ve Israil’li üst düzey komutanların oluşu,
– Deniz üssünde hiç bir Türk subaya giriş izni verilmeyen bir ABD deniz altısının oluşu,
– Olay daha dünya basınına yansımamışken İsrail’lilerin yardım çalışmalarına başlamış olması,
– Depremden önce denizde büyük bir ateş topu ortaya çıkması,
– Gökyüzü renginin değişmesi,
– Depremin beklenenden uzun sürmesi,
– Telefonların çalışmaması.

VİDEO LİNK : https://www.youtube.com/watch?v=OM0Ngd5n_NA

EL KAİDE ÖRGÜTÜ DOSYASI : 11 Eylül saldırılarının mimarı olmakla suçlanan Halid Şeyh Muhammed için saldırılardan yaklaşık 20 yıl sonra mahkeme tarihi belirlendi.


20 yıl sonra mahkeme tarihi

11 Eylül saldırılarının mimarı olmakla suçlanan Halid Şeyh Muhammed için saldırılardan yaklaşık 20 yıl sonra mahkeme tarihi belirlendi.

Muhammed ve Guantanamo cezaevinde bulunan dört tutuklu daha 11 Ocak 2021’de askeri mahkeme önüne çıkarılacak.

Bu beş kişi de "savaş suçu işlemek", "terörizm" ve 3 bine yakın cinayetle suçlanacak.

Eğer suçlu bulunurlarsa, beşi de ölüm cezası ile karşı karşıya kalabilir.

*Halid Şeyh Muhammed 2003 yılında Pakistan’da yakalanmış ve Guantanamo’ya getirilmişti.

Bu gelişme ile 11 Eylül 2001’de, New York, Washington ve Pennsylvania’da gerçekleşen saldırılarla ilgili Guantanamo’da tutulanlar özelinde ilk kez yargı aşamasına geçilmiş olacak.

Halid Şeyh Muhammed 2003 yılında Pakistan’da yakalanmış ve Guantanamo’ya getirilmişti.

16 yıldır cezaevinde olan Muhammed’in yargı süreci ertelemelerle geçti.

2009 yılında Barack Obama yönetimi, Guantanamo’yu kapatarak davayı New York’a taşımak istemiş ancak Kongre’nin muhalefeti nedeniyle 2011’de geri adım atmıştı.

Saldırıların mimarı olmakla suçlanan Muhammed’in, "şehit olmak amacıyla" suçlu olduğunu kabul etmek istediği belirtiliyordu.

Pentagon’dan önceki yıllarda yapılan açıklamada, Halid Şeyh Muhammed’in 11 Eylül saldırılarından "A’dan Z’ye" sorumlu olduğunu kabul ettiği kaydedilmişti.

183 KEZ İŞKENCEDEN GEÇİRİLMİŞTİ

Amerikalı savcılar Şeyh Muhammed’in bazı başka saldırılarla da ilişkili olduğunu iddia ediyor.

Bunlar arasında Endonezya’nın Bali kentinde 2002 yılında bir gece kulübünün bombalanması, 1993 yılında Dünmya Ticaret Merkezi’ndeki bombalama gibi olayların yer aldığı öne sürülüyor.