İRTİCA DOSYASI /// SAHTE PEYGAMBER’E SORUŞTURMA : 500 MÜRİDİ VAR


SAHTE PEYGAMBER’E SORUŞTURMA : 500 MÜRİDİ VAR

Elazığ’da faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşunun kurucusu ve yönetim kurulu başkanının Allah adına konuştuğu 500’e yakın müritinin de bu şahsı peygamber ilan ettiği iddia edildi. Sahte peygamberin müritleri arasında bazı iş insanlarının ve tanınmış isimlerin olduğu da öğrenildi.

Elazığ’da yaşayan H. D. ‘nin kendisini "peygamber" ilan ettiği iddialarına ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı’nda soruşturma başlatıldı. Konuyla ilgili Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yapılan yazılı açıklamada soruşturmanın çok yönlü davam ettiği belirtilerek şöyle denildi:

"Bazı haber sitelerinde ‘Elazığ’da sahte peygamber iddiası’ şeklinde haber yapıldığının tespit edilmesi üzerine kamuoyunun doğru aydınlatılması amacıyla aşağıdaki açıklamaya ihtiyaç duyulmuştur. Elazığ’da Hürriyet Caddesi üzerinde bulunan bir adreste H. D. isimli şüpheli şahsın İslam’ın yüce değerlerini ve halkın dini değerlerini alenen aşağıladığı etrafına toplanan bir takım şahıslara kendisinin son peygamber olduğunu peygamberler zincirinin son halkası olarak kendisini ilan ettiği yönündeki iddialar üzerine Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığı’mızca 677 Sayılı Yasa ve TCK’nun 216’ncı maddelerine muhalefet suçlarından soruşturma başlatılmış olup olayla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’mızca başlatılan soruşturma çok yönlü olarak devam etmektedir"

LİNK : http://haber.sol.org.tr/toplum/sahte-peygambere-sorusturma-500-muridi-var-268780

GAZİLERİMİZ DOSYASI : GAZİMİZE BELİNDE 4 KIRIK OLDUĞU HALDE SAHTE “SAĞLAM RAPORU” VERDİLER !!! ALLAH BELANIZI VERSİN !!!!


ÖZEL BÜRO NOTU : GAZİMİZE SALDIRANLARIN SALDIRI VE YARALAMA DIŞINDA, ÖLDÜRMEYE TAM TEŞEBBÜS VE SAHTE BELGE TANZİM ETMEKTEN DE MUTLAKA YARGILANMALARI GEREKİYOR. İDDİANAMEYİ MERAKLA BEKLEYECEĞİZ. EĞER BU SUÇLAMALAR OLMAZ İSE O ZAMAN BİZ DE O SAVCILARIN HAKKINDA SUÇ DUYURSUNDA BULUNACAĞIZ. YOK ÖYLE 3 KURUŞA 5 KÖFTE. BURASI TANZANYA DEĞİL. MİLLET TWITTER’DA HAKARET ETTİĞİ İDDİASIYLA BİLE EN AZ 5 YILLA YARGILANIRKEN BU MAGANDALARIN EN AZ 20 SENE YEMESİ LAZIM BU DURUMDA. TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ.

GAZİMİZE BELİNDE 4 KIRIK OLDUĞU HALDE SAHTE “SAĞLAM RAPORU” VERDİLER !!! ALLAH BELANIZI VERSİN !!!!

· Gazinin darbedildiği kafe kapatıldı (TIKLAYIN)

· Bursa’da gazinin kafede darp edilmesi ile ilgili yeni gelişme (TIKLAYIN)

Vatani görevini yaptığı sırada, Irak’ın kuzeyinde PKK’lı teröristlerin tuzakladığı el yapımı patlayıcının infilak etmesiyle ağır yaralanarak 2000 yılında gazi olan ve yüzde 92 engelli raporu bulunan gazi Ömür Karaman Kurban Bayramı tatili için geldiği Bursa’nın Gemlik ilçesinde bir kafeye oturmuştu. Kafede oturduğu sırada ayakkabısını çıkartarak, ayaklarını başka bir sandalyeye uzatan Karaman, ayaklarını sandalyeye uzattığı gerekçesiyle yaklayık 10 kişilik grubun saldırısına uğramış ve darp edilmişti.

Gazi Karaman’ın Gemlik Devlet Hastanesi’nden aldığı darp raporunda sol kol ve sol dizinde ezilme ve morluklar, sol ayağında 1 santimetre büyüklüğünde kesik ve dudağında patlama olduğu bilgisi yer aldı. Karaman, ayakta tedavisinin yapılmasının ardından Gürsu ilçesindeki evine gitti.

Karaman’ın şikayetinin üzerine 7 kişi gözaltına alınmıştı. Şüpheliler, çıkarıldıkları mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış, Savcılığın itirazı üzerine, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan şüphelilerden Ü.T., Ö.Ş. ve S.Ş., tekrar gözaltına alınmış ve Ü.T., Ö.Ş. ve S.Ş., ‘basit yaralama’ suçuyla tutuklanarak, Bursa Kapalı Cezaevi’ne gönderilmişti.

Belinde 4 kırık olduğu ortaya çıktı

Alınan bilgiye göre ise, dün Bursa Şevket Yılmaz Eğitim Araştırma Hastanesi’ne giden Karaman’ın belinde 4 kırık olduğu ortaya çıktı. Karaman, Cumhuriyet’e yaptığı açıklamada, “Beni olay günü ambulansla hastaneye götürdüler, sağlam raporu verdiler. Ağrılarım dinmediği için Bursa Yüksek İhtitas Eğitim Araştırma Hastanesi’ne gittim. Oradaki raporda belinizde 4 kırık var dediler. Beni darp edenlerin Gemlik Devlet Hastanesi’nde adamları olduğu için bana ‘sağlam raporu’ verdiler. ‘Sapasağlamsın, geçer geçer’ diyerek beni eve gönderdiler” dedi. Karaman’ın, belinde 4 kırık olan raporlarla tekrar polise başvurduğu öğrenildi.

[Haber görseli]

‘Hile katabilirler dendi’

Karaman sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada da şunları kaydetti:

“Gemlik devlet hastanesinin verdiği raporda; Sağlamsın,bir şeyin yok. Eve gidebilirsin dendi. Bu hastanede bu adamların burda adamları var. Hile katabilirler dendi. Gazisine değer veren insanlar bu yazdığımı iyi okuyup daha sonra da paylaşın. Bugün gittiğim Bursa Yüksek İhtitas Eğitim Araştırma hastanesi kaburgamda 4 kemiğimin kırık olduğunu söylediler. Gemlik Devlet Hastanesi hiçbir şeyin yok eve git demesine rağmen 4 kemiğim kırık olduğunu öğrendim.Onlara vereceğimiz en büyük cevap medyadır arkadaşlar. Paylaşın,gazinize sahip çıkın.”

SUÇ DOSYASI : Sahte MİT’çiye 30 yıl hapis


Sahte MİT‘çiye 30 yıl hapis

SAMSUN’da kendini ‘Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) personeli’ olarak tanıtarak, dolandırıcılık yaptığı iddiasıyla tutuklanan Volkan Savaş’a (35), yargılandığı davada, 30 yıl hapis ve 868 bin TL para cezasına çarptırıldı.

Samsun’da, kendini ‘MİT personeli Tibet Demir’, olarak tanıtıp 2’si kadın 6 kişiyle yakınlık kuran Volkan Savaş, İngiltere’den geçici görevle geldiğini, yakın bir zamanda Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ‘Başdanışman’ olarak göreve atanacağını belirterek bakanlar ve kamu görevlileri ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu söyledi. Bu yolla 6 kişiyi toplam 328 bin 394 TL ve 5 bin Euro dolandıran Volkan Savaş, kayıplara karıştı.

Şikayet üzerine, 26 Temmuz 2018’de, İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından yakalanan Volkan Savaş, tutuklanarak Samsun T Tipi Kapalı Cezaevine gönderildi. Savaş hakkında ‘kişinin kendisini kamu görevlisi olarak tanıtma ve bu kurumlarla ilişkili olduğunu söylemek suretiyle dolandırıcılık, kamu görevlileri ile ilişkisi olduğundan onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin görüleceği vaadiyle aldatarak dolandırıcılık’ suçlarından dava açıldı.

Samsun 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Volkan Savaş, "Suçlamaları kabul etmiyorum. Benim hakkımda daha önce uğradığım silahlı saldırı nedeniyle koruma tedbir kararı mevcuttur. Bu yüzden kimliğimi saklamam mevcuttur. Ben kendimi MİT personeli olarak tanıtmadım. Suçlamaları kabul etmiyorum. Ailem Ankara’da onlarla bile görüşmüyorum. Çünkü devamlı takip ediliyorum" dedi.

YAHUDİLİK DOSYASI : DÜNYADA ve Yahudi Tarihinde Mesihçi Hareketler Ve Sahte Mesihler


DÜNYADA SAHTE MESİHLER

– ÇİN: Li Hongzhi. 1992de FALUN DAFA’yı kuran. İkameti USA.

– IRAK: KESNİZANİ (=Kürtçede Kimse bilmiyor). Kabalacı Mehdi Şeyh Muhammed Abdülkerim

– ABD: Mesih David Koresh. 1990’lı yıllarda CIA, 2 ay süren kuşatmadan sonra Waco’da çiftlik evlerini ve içinde 80 müridini yakarak yok etti.

– KORE: Mesih Sun Myung Moon. Moon, 2000 yılında BM açılış konuşmasını bile yapmış.

– JAPONYA“Declaring myself Christ” (Kendimi İsa ilan ediyorum) kitabının yazarı samuray torunu Mesih Shoko Asahara,

– Türkiye: Mesih Fetö,

– Türkiye: Mesih Adnan Hoca,

– PAKİSTAN: Mesihi Tahir-ül Kadri. Kur’an Yolu/ Mi­hacül Kuran tarikati,

– BENGALDEŞ: Mesih Motiur Rahman Nizami,

– HİNDİSTAN: Mesihi Gurmeet Ram Rahim Singh. Dear Sacha Sauda tarikatı,

Molla Mustafa Barzani’nin dedesi Şeyh Muhammed. Deccal gelirse bu zat Mesih’e dönüşecek. Fakat Deccal çok güçlü. E nasıl baş edecek dede Deccal ile. Uçarak. Bir gece aşiret üyeleri Şeyh Muhammed uyurken onu alıp pencereden atarak test yapıyorlar. Büyük hata! Şeyh uyku sersemi uçamıyor, mevta oluyor.

SAYGILAR,

FATİH KEKEVİ

***

Yahudi Tarihinde Mesihçi Hareketler Ve Sahte Mesihler

KAYNAK : https://www.kenandabirkuyu.com/yahudi-tarihinde-mesihi-hareketler-ve-sahte-mesihler

Yahudiler geleneksel olarak Davut soyundan bir Mesih’in geleceğine inanmışlar, yüzyıllar boyunca Mesih’in kim olacağı, nasıl geleceği ve ne yapacağı konularında kafa yormuşlardır. Mesih fikri, Yahudilerin dünyadaki durumuna göre önem kazanır ya da kaybeder. Yahudiler varlıklı, güvende olduğu ve toplumda kabul gördüğü sürece, Mesih kavramı pek öne çıkmaz. Fakat Yahudilerin durumu ne kadar kötüyse Mesih umudu ve dualarına dönüş de o kadar güçlüdür. Yahudi tarihi boyunca iki tip Mesihçilik arasında gerilim mevcut idi. Biri kendi mucizevi ve doğaüstü unsurlarıyla birlikte apokaliptik, diğeri ise rasyonalist Mesih anlayışıdır . Apokaliptik Mesih anlayışından I. bölümde uzun uzun bahsetmiştik. Rasyonalist Mesih anlayışını ise Ortaçağ filozofu Moses Maimonides şu sözleriyle özetler:

“Hiç kimse mesianik kralın işaret ve mucize yapacağını düşünemez… ve hiç kimse mesianik çağda eşyaların normal gidişinin değişeceğini veya tabiat düzeninin değişeceğini düşünemez… Kutsal Kitap’ta konu ile ilgili söylenenler çok muğlâktır ve bizim bilgeler de bu konuda açık ve anlaşılır bir gelenek bırakmamışlardır.”

Aslında Yahudi Mesih inancının temelinde sadece dini değil, siyasi, tarihi, ictimai, manevi hususlar da yer almaktadır. Mesih inancı ile Yahudi dini ve milli prensipleri, bir yandan zaman içinde Mısır, Babil, Yunan, Roma… baskı hatıraları, diğer yandan Yahudi dünya hakimiyeti fikri canlı tutulmuş, bu fikirle zor devrelerde ümit ve moral sağlanmıştır. Daima başlarına gelen felaketlere Mesih’e ortam hazırlayan olaylar gözüyle bakmışlardır bu da onların dayanma gücünü artırmıştır. 11. yüzyıla doğru Haçlı seferleri sırasında, haçlılar geçtikleri yerlerde Yahudilerden, İsa’nın ölümünün intikamını almak için, yüzlerce cemaati kılıçtan geçirmişlerdir. Yine Yahudiler, batı toplumunda, kuyuları zehirlemekle, veba hastalığı getirmekle, Hıristiyan mayasız ekmeğine saygısızlıkla, boğazlanmış Hıristiyan çocuklarının kanı ile mayasız ekmek yapmakla itham edilmişlerdir. Neticede, Yahudiler, küçük düşürücü birtakım mesleklere sevk edilmişler, sarı elbise
giymekle veya özel şapka giymekle toplumdan tecrit edilmişlerdir. Bu durumda Yahudi’nin yegâne destek kaynağı, içine kapanarak mistisizm olmuştur. 13.yüzyıldan sonra Kabala’nın ortaya çıkışıyla, özellikle, Yahudilerin İspanya ve Portekiz’den çıkarılmalarından sonraki gelişimiyle kabalistik mistisizm Yahudi Mesihçiliğinde önemli bir unsur ve dinamik bir sosyal güce dönüşmüştür .

Kabala, Yahudi mistik geleneğini temsil etmektedir. Kabala temelde İbranicedir. Onun referans çerçevesi İsrail’dir. Şifahi şeriat olarak o, Sina’da Hz. Musa’ya vahyedilmiştir. Gizli şifahi bilgilerin kanunu olan Kabala, sanki Tanah’ın yeniden yorumudur. Bazılarına göre Kabala, modern dini problemlerin anahtarını ihtiva eder, bazılarına göre ise Kabala’da Allah’ın cevheri, ilk sebepleri ve yaratılışı ele alınmaktadır. Kabalistlerin üzerinde önemle durdukları konulardan birisi de İbrani alfabesinin mistik yorumudur. İbrani alfabesi, kutsal bir alfabedir. Bunun için o, kutsal dışı dillerden tam olarak ayrılmaktadır ve onlarla mukayese edilemez bir durum arzetmektedir. Kabalistler, İbrani alfabesinin her harfine sayısal bir değer vermişler ve böylece Mesih’in geleceği yılı hesaplamaya çalışmışlardır. İbrani alfabesindeki 22 harf ve harflere karşılık gelen sayısal değerleri aşağıda verilmiştir.

Görüldüğü gibi İbrani alfabesi tamamen sessiz harflerden oluşmaktadır. Sesli harfler, çoğu zaman harflerin altında yerleştirilen küçük noktalar ve işaretlerle belirtilmektedir. İbrani harflerin şeklinde, belirli anlamlar gizlenmiştir. Bir harfin kelimenin sonunda olduğu halde, olması gerektiğinden farklı gösterilmesi; kelimenin ortasında olup harfin kelime sonunda verilen şekilde gösterilmesi; harflerin yazımında normal ebatlardan büyük veya küçük gösterilmesi; harfin baş aşağı gösterilmesi veya belirli kelimelerin imlalarında bazı yerlerde harf gösterilmesi, bazı
ifadelerin eksik veya aşırı gösterilmelerinde belirli anlamlar gizlenmiştir. Daha önce de bahsettiğimiz gibi, Mesih’in ne zaman geleceği, İbrani alfabesinin harflerinin matematiksel değerleriyle hesap edilmiştir. Zohar, gelecekte, 408 yıl sonra insanların yeni bir hayata kavuşacaklarını bildirmektedir. Burada kastedilen zaman, Yahudi hesabına göre, yaratılıştan başlamak üzere 5408 yılıdır. Bu yıl miladi takvime göre 1648’dir. Bu tarih Zohar’a göre, Mesih’in geliş tarihidir. Kabalistler de, onun Tora’nın “Özgürlük yılında herkes kendi toprağına dönecek” cümlesine istinad ettiriyorlar. Burada bütün hesap ZAT kelimesi üzerine bina ediliyor. Bu kelimenin İbrani harflere göre matematiksel değeri (Z=7, A=1, T=400) 408’dir. Kabalistler bu 408’e 5000 yılını
ekleyerek miladi 1648 yılını karşılayan, İbrani takvimine göre 5408 yılını elde ederler. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi onlara göre, Mesih bu tarihte gelecektir. Bazı kabalistler de “Le sanctuaire”(Beyt ha-Mikdaş)’daki “sakrus” kelimesinin matematiksel değerine sarılarak, Mesih’in gelişini bir sene sonraya götürmektedirler. Bu kelimenin harflerinden 409 sayısı elde edilmektedir. Yine, Mesih’in doğum sancıları olarak Polonya Yahudilerinin Chmielnicki askerleri tarafından zulüm görmeleri de kabul edilmektedir. Mesihi hareketlerin yönlenmesinde, İsaac Luria tarafından geliştirilen Lurianik Kabala da çok önemlidir.

Lurianik Kabala genel olarak dünya tarihini, özel olarak da İsrail sürgününü, ıstırabını ve kurtuluşunu kozmik, daha ziyade Tanrı’nın kendisinin içinde yer aldığı ilahi drama açısından, gnostik olarak isimlendirilebilen bir deyiş türü de yorumladı. İsaac Luria, “tikkun” kavramı yani Mesih’i kefaret yönünden insanın zahidane ve mistik çabasının üzerinde ehemmiyetle durmuştur. Ona göre insan pozitif ve negatif kutuplar arasında yer almaktadır. İlk insan tamamen temizdir. O kendinde nüve halinde bütün insanlığı ve onların ruhunu taşıyordu. İnsan günah yüzünden zayıf hale geldi. Bu durum Hz. Musa’ya kadar devam etti. İsrail-Allah arasındaki ahdin hedefi, bütün insanlıkla Allah’ın arasını uzlaştırmaktı. Bu ahit dönemi, mesihle sona erecektir. İsaac Luria’ya göre; bir Yahudi kendinden başka, insanlığa, dünyaya evrene ve Tanrısal akıbete karşı sorumludur. Her bireyin küçük bir günahı dahi birikip manevi kurtuluşu geciktirebilir. Onun için sorumluluk duygusu müthiştir. Sonuçta “Tikkun” Yahudilerin ortak çabalarıyla gerçekleşecek ve kurtarıcının gelişi de bunun sonucunda olacaktır. Sonuçta İsaac Luria’nın kabalası hızlı bir şekilde bütün Yahudi dünyasına yayılmıştır ve aşağı yukarı iki asra damgasını vurmuştur. Sahte Mesih Sabatay Sevi’nin ve 18. yüzyılda Hassidim hareketinin ortaya çıkışında, Luria’nın kabalasının büyük etkisi olmuştur.

Yukarıda bahsettiğimiz sebepler neticesinde Yahudilikte Mesih inancı çok tutunmuştur. Bunun sonucu olarak da birçok Mesih ortaya çıkmıştır. Yani felaket ve başarısızlıklardan kurtulmak ümit edilirken bunu kötüye kullanan veya kendisini kurtarıcı sanan birçok sahte Mesih gelmiş, bir Mesih yerine çok sayıda Mesihlik iddiası taşıyan kimse, işleri büsbütün çözülmez hale getirmiştir. Ama böyle kitle hareketlerinin başına geçenleri sadece çıkarcı olarak kabul etmek de haksızlıktır. Bunların çoğu, dediklerine kendileri de en çok inanan hasta ruhlardır. Bunların içinde seve seve işkencelere katlanan, son nefeslerine kadar mucize bekleyenler çok görülmüştür. Yahudilerin Mesih özleminin ortaya çıkardığı insanlardan çoğu, hiç şüphesiz bu çeşittendir. Bunlardan Bar Kohba ve sonraki Mesihlerin gayesi, Yahudileri Filistin’e götürüp orada devlet kurmak; Giritli Moşe’den sonrakilerin gayesi de; Müslüman hâkimiyetinde bulunan Yahudileri kurtararak Filistin’e götürmek şeklinde görülmektedir. Yahudi tarihindeki sahte Mesihler incelenirse oldukça kabarık bir liste ortaya çıkmaktadır. Hatta bazılarının isimleri ve kim oldukları dahi bilinmemektedir. Bu nedenle daha çok bilinen ve kitleleri arkalarından sürükleyen Mesihleri anlatmaya çalışacağız. Şimdi bu Mesihleri sırasıyla inceleyelim.

SAHTE MESİHLER

Theudas

Miladi 44 yılında peygamberlik iddiası ile ortaya çıkmış, çevresini kendisine kabule zorlamıştır. Halkı Ürdün vadisi’nin karşı tarafına geçirmeye kalkışmış. Roma valisi Caspius Fadu, üzerine süvari kuvvetleri sevk etmiş, bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı da Theudus’la beraber esir edilmiştir. Sonunda kendisinin de başı vurularak idam edilmiştir . Ona inananların sayısı yaklaşık 400 kişidir. Theudas’tan İncil’de; “Bir süre önce Theudas kendi kendisiyle ilgili büyük iddialarda bulunarak başkaldırdı. Dört yüz kadar kişi de ona katıldı. Ama adam öldürüldü izleyicilerinin hepsi dağıtıldı, hareket yok oldu.” şeklinde bahsedilmektedir.

Roma valisinin gönderdiği süvariler tarafından kılıçtan geçirilen Theudas ve taraftarlarından sonra 55-60 kadar Mesih iddiacısının bir yüzyıldan çok daha az zaman içinde zuhur ettiği eski kaynaklar tarafından bildirilmektedir. Bu yüzyılda çıkan Mesihlerin birisi de mısırlıdır. Otuz bin kadar taraftar toplamış. Adamları ile Zeytin Dağı’nın eteklerinde (Kudüs Şehrinin yanında) toplanarak, emri ile önündeki şehir surlarının yıkılacağını söylemiş ve oraya hâkim olarak müstakil bir devlet kuracaklarını vaat etmiştir. Fakat Romalı valinin sevk ettiği kuvvetler önünde perişan olmuşlar, Mesih kaçmış, adamları da esir edilmiştir.

Şimon Bar Kohba

Mesih’i hareketler, mabedin tahribinden 60 yıl kadar sonra, Simon Bar Kohba (Koziba) ile yeniden canlanmıştır . Müritleri onun Yakup’tan bir yıldız olduğu kahanetine inanmışlar ve ona “ yıldızın oğlu” demişlerdir. Bar Kohba Roma imparatorluğunu bölgede yürüttüğü politik, ekonomik ve dini politikaya dayanamayarak halkı isyana sevketmiş ve isyanı bizzat idare etmiştir. Bar Kohba, Mesihliğini ilan ettiği zaman, Rabbi Akiba tarafından Kral Mesih olarak karşılanmıştır. Rabbi Akiba onun Mesihliğini, Ahd-i Atik’teki “Yakuptan bir yıldız çıkacak” cümlesini “Yakuptan Koziba (Kohba) ” çıkacakşeklinde yorumlayarak, kabul etmiştir. Kohba “mesihim” diye ortaya çıktığında Akiba “işte kral Mesih” diyerek onu tanıyınca; yine aynı dönemde başka bir Rabbi
(Jokhonan b Torta), Akiba’ya “Davud’un oğlu (mesih) geldiği zaman senin mezarında ot bitmiş olacak” şeklinde hitap ederek Kohba’nın Mesih olmadığını ileri sürmüştür. Bar kohba 132-135 yıllarında Roma’ya karşı bir isyan başlatmıştır. Roma’ya karşı giriştiği bu mücadelede başarılı olmuş ve bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı başarmıştır. M. 132 yılında kurulan, adına Para dahi basılan bu devletin ömrü ancak 3 yıl sürmüştür . Direnişin uzamasına sinirlenen imparator Hadrien, takviye güçleri göndererek Bar Kohba’yı Kudüs’ün güney batısında Bethar’da öldürtmüştür (135). Bar Kohba ordusu, Kent gölü yakınlarında direnmişse de başarılı olamamıştır . İsyan Romalıları çok uğraştırmış, ancak Yahudilerin kaybı daha büyük olmuştur. Kudüs’ten geriye ne kaldıysa Romalılar tarafından yıkılmıştır. Çok sayıda Yahudi katledilmiş, sağ kalanları sürülmüş ya da köleleştirilmiştir. Hatta bir ara çocukların sünnet edilmesini , Yahudi dinini ve geleneklerini de
yasaklamışlardır.

Romalılar, isyanı korkunç bir şekilde bastırdıktan sonra Sion tepesine Jüpiter Tapınağı’nı yaptırarak Yahudilerin oraya girmelerini yasaklamış, sadece yılın belirli günlerinde mabedin geri kalan batı duvarını ziyaret etme ve ağlayabilme müsaadesi vermişlerdir. Bu müsaade ile Yahudiler, tarihte eşine rastlanmaz bir milli bağlılık örneği göstererek, iki bin yıl bu duvarın dibinde ağlamış ve yok olmuş devletlerini anmışlardır. Onlar, iki bin yıllık bir bekleyişten sonra, 1948 yılında İsrail’e dönebilmeyi başarmışlardır. Sonuç olarak, Bar Kohba bastırılan isyanda ölmüş ve Mesih olmadığı da anlaşılmıştır.

Giritli Moşe

Bar Kohba’nın kısa süreli başarısından sonra Mesih ümidi devam etmekle beraber tam 300 yıl yeni bir sahte Mesih’le karşılaşılmamıştır . Talmud’ta bulunan bir hesaba göre Mesih 440 veya 441 yılında zuhur edecekti. Fakat 431 yılında Girit Yahudileri arasından Giritli Moşe isimli biri çıktı. Bu zat, kendisinin vaktiyle İsrailoğullarını Mısır’dan Firavun’un esaretinden kurtaran Moşe (Hz. Musa) ile aynı olduğunu, Allah’ın kendisini İsrailoğullarını yeniden kurtarmak üzere gökten indirdiğini, kavmi tıpkı Kızıldeniz’den geçirdiği gibi, bu defada Akdeniz’den geçirerek Kutsal Arz’a götüreceğini iddia ve vaat ediyordu. Bunun üzerine Girit Yahudileri, servetlerini tasfiye edip, ellerinde avuçlarında ne varsa hepsini dağıtmışlardır. Zira onlara göre Mesih çağında paraya ihtiyaç olmayacaktır. Bu işlerden sonra, artık mesihin işaretini beklemeye başlamışlardır. Belirli gün gelince Moşe, Girit Adası’nın ıssız bir burnunda kavmini toplamış ve oradan denize atlamalarını emretmişti. Ellerinde kalan altın ve paralarını Mesih’e teslim eden büyük bir çoğunluk emre uyarak atlayıp, Akdeniz’in dalgaları arasında kaybolmuştur. Civardaki balıkçıların yardımı ile kurtulan bir kısmı ise, aldatıldıklarını anlayınca Moşe’nin kendilerini aldatmaya memur bir şeytan olduğunu hükmetmiş ve çoğu da bu olaydan sonra Hıristiyanlığa geçmiştir. Aldatılan bu Yahudiler, cezalandırmak için Moşe’yi aramışlarsa da kendisi altınlarla birlikte iz bırakmadan kaybolduğu için bulamamışlar.

Serene

Giritli Moşe’den takriben 300 yıl sonra, bu defa Suriye Yahudileri arasında Serene isimli bir zat zuhur etti. Bu ani zuhurun sebebi olarak, Yahudi yazarlar, halife II. Ömer’in (717-720) Yahudiler üzerinde baskı yapıp, haklarını daraltmasını göstermektedirler. Bu Mesih de, halkı Müslüman hâkimiyetinden kurtararak Filistin’e uçarak götürmeyi ve bağımsız bir Yahudi devleti kurmayı vaat eder . Serene, aynı zamanda dinde reformlar yapmaya çalışmış ve Talmud’un otoritesini reddetmiştir. Rabbinik Yahudiliğin amansız düşmanı olması hasebiyle, onlarca yasak kılınan birçok yiyecekleri mübah kılmış, evlenme, boşanma ve yakın akrabalar arasındaki evlilik konularında Talmud’un ortaya koyduğu bütün kaideleri reddetmiştir. Şöhreti ispanya Yahudilerine kadar ulaşmış ve pek çok taraftar edinmiştir. Serene’nin faaliyetleri, Müslüman makamları tarafından haber alınınca tevkif edilerek Halife Yezid’in huzuruna çıkarılır . Serene, ne yaptığı sorusuna, “Sırf Yahudilerle eğlenmek için böyle hareket ettim” cevabını verir . Bu cevap üzerine Serene, cezalandırılmak üzere kendi cemaatine teslim edilir.

Mahanem Ben Suleyman (İbn Er Ruhi-David Alroy)

İran Yahudileri arasında 1146-1160 yılları arasında ortaya çıkan Menahem ben Solomon, ibn Er Ruhi veya Davıd Alroy isimleriyle de tanınır . Bu da, ikinci haçlı seferi ile doğuda harita üzerinde meydana gelen değişiklikler, Filistin’in Hıristiyanlar eline geçmiş olması ve Abbasi hilafetinin zayıflaması ve Yahudilerden alınmakta olan vergilerin ağırlığı sebebiyle artık kendilerinin de kurtulma zamanının geldiğine inanan bir cemaat içerisinde çıkınca, taraftar bulmakta güçlük çekmez. İbn er Ruhi Irak’tan Azerbaycan’a kadar uzanan bölgedeki Yahudilere kendisini Mesih olarak kabul ettirmiştir. Planına göre, önce Musul ve çevresinde bir devlet kuracak, ilerde hâkimiyetini Filistin’e kadar genişletecek ve komşu memleketlerdeki Yahudileri uçurarak Arz-ı Mev’ud’a götürecektir . Fakat daha planın ilk safhasında, Musul’un yanındaki Amadiye Kalesini ele geçirme çabası sırasında yenilip öldürülür. Ona büyük ümitlerle bağlanmış olan Yahudiler ölümünü kabul etmemişler ve bir gün dönüp tekrar başlarına geçeceğini beklemeye başlamışlardır. Bu bekleyişten istifade eden iki açıkgöz, İbn er-Ruhi’nin emriyle hareket ettiklerini bildirerek, Yahudileri uçurarak Kudüs’e göndereceklerini, oradaki Mesih’in kendilerini karşılayacağını, Mesih Çağı’nın başlayacağını vaat eder ve hazırlıklara girişirler. Hazırlıktan kasıt, uçacak Yahudilerin malını, mülkünü elinden çıkararak paraya çevirip, kendilerine teslim edilmesidir . Yahudiler bütün varlıklarını altına çevirerek bu iki kafadara teslim edip hareket gününü beklemeye başlarlar. İki açıkgöz mehtapsız bir gecenin ileri saatlerinde vaktin geldiğini söyleyip, Yahudileri şehrin surları üzerinde toplarlar ve onlara yeşil elbiseler giydirip aşağıya atlamalarını emrederler . Meleklerin kanatlarına binerek uçmak hayali ile kadın-erkek, büyük-küçük hepsi sabahın ilk ışıkları görünene kadar atlamaya devam etmişler , sabahın ilk ışıklarında vaziyet anlaşılmış, fakat paraları alan sahtekârlar şehri çoktan terk etmişlerdir. Bu olaydan sonra o sene “Amu’t-Tayaran” diye anılmıştır.

Yemenli Mesihler

Yemen, klasik bir “sahte Mesihler ülkesi’dir.” Yemende birbiri arasında 700 yıl olmak üzere aynı vasıf ve tabiatta iki Mesih zuhur etmiştir. Birincisinin adı dahi meçhuldür. 1172 yılında zuhur etmiş ve Yahudileri kurtarma çabası arasında dini bazı reformlara da girişmiştir. Gösterdiği mucizeler, dua kitapları ve ibadet şekillerinde emrettiği değişmelerden sonra, iş yemen valisinin kulağına gidince, kendisi tutuklanmış, “Bunları niçin yaptın?” sorusuna “bunları gerçekten Allah’ın emriyle yaptım” cevabını vermiş. Doğru olduğunu isbat edebilir misin? Sorusuna da “eğer başımı keserseniz, ölmez, derhal yeniden dirilim” deyince, vali “Eğer dediğin vaki olursa anlarız ki, bizim ecdad yadigarı dinimiz sahtedir, o zaman yalnız ben değil, bütün alem senin peşinden geliriz diyerek başının kesilmesini emretmiştir” fakat Maimonides’in Epistle to Yemen (Yemen’e Mektup) adlı eserinde geçtiği tabirle “zavallı arkadaş ölmüştür.” 1860-1870’lerde Yemen Yahudileri yine Mesih ateşiyle kavruldu; önce inançları için hayatını veren bir azizle, sonra da onun rolünü üstlenen bir sahtekarla hareketlendiler. 1868’lerde çıkan bu mesihin adı Şukr El Kuheyl’dir. Bu kişi Yemen Yahudilerine Mesih olduğunu kabul ettirmiş, bazı mucizeler göstermiş, fakat San’a Valisi, üzerine asker göndermiştir. Şukr el Kuheyl, taraftarları ile dağlara çekilerek mücadelesine devam etmiş, sonunda da ele geçirilerek başı kesilip İstanbul’a gönderilmiştir. O da başı kesilse dahi ölmeyeceğini ölümün sadece görünüşte olacağını, bir müddet sonra rücu edeceğini daha önceden taraftarlarına bildirmiştir. Taraftarlarının bir kısmı onun ölmediğine, bir kısmı da “onun ölmekle beraber tekrar rücu edeceğine” inanmışlardır.

Şukr el Kheyl’in mesleği çömlekçilik veya dericiliktir. Kendisi, ümmî olduğu halde vahy ve ilhamla bütün hikmeti öğrendiğini, Tanah’ta bazı hususların yanlış yazılmış olduğunu ; “Rab meshettiği kişiyi, sağ elinden Koreş’e sesleniyor” ayetindeki “Koreş”in imla hatası olup, bununla kendisinin kast olunduğunu iddia etmiştir. Sonuç olarak, İseviyye ve Yudganiyye’nin liderleri ile Yemen’de ortaya çıkan Yahudi Mesihlerin zuhurunda, müritleri icabı, Şii tesirinin büyük rol oynadığını söylemek mümkündür.

Sabatay Sevi(TSVİ)

Sabatay, 23 Temmuz 1626 yılında İzmir’de doğmuş, 1976’da bugün, parçalanmış Yugoslavya topraklarında bulunan Ulcini’de vefat etmiştir. İzmirli bir tüccarın oğlu olan Sabatay Sevi, iyi bir eğitim görmüş, genç yaşında Tora ve Kabala konusunda ciddi bir ilmi birikime sahip olmuştur. Genç yaştan itibaren Zühd hayatına eğilim gösteren Sabatay Sevi’nin zaman zaman manik depresif ataklar sergilediği nakledilir. Önceleri onun meczup olarak tanınmasına sebep olan melankolik kişiliği ve sergilediği tuhaf tavır ve Yahudi şeraitine ters bir takım fiiller, daha sonra Sevi’nin mesihi karizmasına yorulmuştur. Genç yaşında mistik hayat tarzına kendini kaptıran Sabatay Sevi, dünya zevklerinden yüz çevirmiş ve evlenmemiştir. 18 yaşında öğretmenliğe başlamıştır. Ona göre gerçek dünya, sadece Kabala’nın dünyasıdır. Bunun için etrafındaki gençlere zahidane bir hayat tarzını telkin etmiş ve kendisi de vaktini genelde inziva içinde geçirmiştir.

Sevi’nin yaratmış olduğu Mesih’i hareket, büyük tapınağın yıkılmasından ve Bar Kohba isyanından sonra, İsrail tarihinde kaydedilen en büyük kurtuluş hareketidir. Sevi’nin liderliği altında gelişen akım, iki unsurdan güç almıştır: Bunlardan ilki, Yahudi ulusunun sürgündeki genel durumudur. Yahudi felsefesinin temelinde yatan siyasal ve ruhani kurtuluş ideali de, zaten böyle bir hareketin gelişmesi için gerekli olan altyapıyı sürekli canlı tutmuştur. İkinci unsursa o döneme ait koşullardır . 1648-1649 yıllarında Polonya’da kazaklar ayaklanmıştır; bunların başında Boğdan chmielnicki adında biri vardı. Aslında toprak ağalarına karşı olan bu isyan, çiftlik kahyası, meyhaneci, esnaf Yahudilerden başlayarak bir Yahudi katliamı şeklini aldı. Kmielnitzki katliamı olarak da bilinen bu olayı, Polanya’dan kaçan Yahudiler her tarafa duyurdular. Bu da Yahudilerin imanını sarsmak yerine onlara yeni ümitler verdi. Artık Mesih mutlaka gelecekti. Hatta kazak sergerdesinin adının İbrani harfleriyle yazılış şekli olan (H-M-Y-L)’den manalar çıkarıldı ve bunlara “Hevle Maşiah Yabo Le’olam”, yani “Mesihin doğum sancıları dünyaya geliyor” kelimelerinin baş harfleri olarak anlam verildi. Kabala ile harf mistiğine kapılmış olan Yahudiler için bu bir müjdeydi . Aynı dönemde Osmanlı toraklarında siyasal çalkantılar vardı. Osmanlı orduları yenilgiler alıyor, iç isyanlar ve kargaşa bir bunalım ortamı yaratıyordu. Yahudi din bilimcilerinin yaptığı hesaplamalara göre, 1648 yılı beklenilen kurtarıcının geleceği yıldı . İşte tam bu bekleyişin en yüksek dereceye eriştiği sırada İzmir’de çıkan yeni Mesih de birden bire Avrupa ve Yakın doğu Yahudilerinin bekledikleri kahraman oluverdi.

İşte zamanın şartlarını değerlendiren Sabatay Sevi, 1648 yılında beklenen mesihin kendisi olduğuna inanarak bunu en yakın çevresine söyler ve gerekeni yapmak için kolları sıvar. Bu sırada 22 yaşındadır. Sabatay Sevi’nin Mesihlik iddiası İzmir’de bomba tesiri yapmıştır. Hatta Yahudi hahamları ilk reaksiyonu göstermişlerdir. Bunun için 1648 yılında veya birkaç yıl sonra İzmir’i terk etmek zorunda kalmıştır. İzmir’den sonra, İstanbul’a gitmiş ve orada şöhretli bir Yahudi vaizi olan Abraham ha-Yakini ile dostluk kurarak, ondan Mesih olduğuna dair bir belge almıştır. Daha sonra Filistin ve Kahire’ye ziyaretlerde bulunmuştur. Sabatay Sevi’nin yaşamı, Gazzeli Natan’ın adını duyduktan sonra önemli bir değişiklik kaydetmiştir. Kulağına gelen söylentilere göre, Gazze’de oturan Natan adında bir kişi, insanların ruhunu arındırıyor ve ona gelenleri mutluluğa kavuşturuyordu. Bunu duyan Sabatay Sevi Gazze’ye gitti ve Natan’la görüştü . Bir teolog olan Natan, Sabatay Sevi’nin henüz çekingenlikle ileri sürdüğü Mesihliğini onayladı. Natan Cezbeye gelen ve hayaller gören, tıpkı ilk çağ nebileri gibi biriydi. Onun “Tanrı ilhamıyla” Sabatay Sevi’nin Mesihliğini kabul ve ilan edişi, zaten bunu bekleyen Yahudiler arasında büyük bir coşkunluk ve ümit uyandırdı. 1665 yılı Ekim ayından 1666 kasımına kadar süren bu heyecan yıllarında Mesih’in geldiği müjdesi bütün memleketlerdeki Yahudiler arasında yayıldı. Birçokları artık büyük göçe hazırlanıyorlardı. Kefaret ayinler yapılıyor, yüzyıllardır süregelen kıyamet tasarımları tek konuşma konuları haline geliyordu. Din bilginleri tabii bunu hoş görmemekteydiler ama sayısız katliamlar ve idamlarla seçkin sınıfı hemen hemen ortadan kalkmış olan halk, onların uyarmalarına aldırış etmiyordu . Tabiî bunda Gazzeli Natan’ın payı da yadsınamaz.

Natan Mesih’in haberciliği rolünü üstlenerek İsrail’in yeniden kurulacağı, Sabatay’ın kansız zaferiyle dünyanın kurtuluşa ereceği ve 1666 yılının kıyametin kopacağı yıl olduğunu devamlı telkin ediyordu. Sabatay Sevi, hahamların muhalefeti yüzünden Kudüste fazla kalamamış,1665’te İzmir’e dönmek zorunda kalmıştır. Sabatay, İzmir’de iyi karşılanmakla birlikte şöhreti, Osmanlı Yahudileri arasından başlayarak Venedik, Amsterdam, Hamburg ve Londra gibi Yahudi muhitlerine kadar yayılmıştır. Sabatay Sevi’nin İsrail’in Mesih’i olduğu artık dünyanın her tarafında duyulmuş, taraftarlarıyla muhalifleri arasındaki cepheleşme de iyiden iyiye belirginlik kazanmıştır. Sevi’ye inanlara maamin (mü’min, Tanrı inancına sahip kişi) ona karşı koyanlar “kofer” (kafir, Tanrı inancına sahip olmayan kişi) diye adlandırılmışlardır. 11 Aralık 1665’te Sabatay Sevi taraftarlarını yanına katarak, muhaliflerinin toplanmış olduğu bir sinagoga saldırmış, burada birçok garip eylemlerde bulunmuştur. İzmir Kadısı, Sabatay Sevi’yi birkaç kez huzuruna çağırıp, davranışlarını izah etmesini istemişse de, o her defasında kadıyı yatıştırmayı başarmıştır. Fakat daha öncede bahsettiğimiz gibi bu durumdan rahatsız olan din bilginlerinin şikâyeti üzerine Sabatay Sevi, 1666 yılında Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın emriyle tutuklanıp İstanbul’a getirilmiş ve Gelibolu’da hapse atılmıştır. İdam edilmediği gibi kendisini ziyarete gelen taraftarlarını görmesine izin verilen Sevi’ye tanınan bu serbestlik, onun prestijini daha da artırmıştır . Fakat daha sonra Edirne’de divan huzurunda yapılan yargılama sonucunda ya idam ya Müslüman olma seçeneklerinden birinde karar kılması istenmiş, Sabatay Sevi ise “Aziz Mehmet Efendi” ismini alarak Müslümanlığı tercih etmiştir ve kapıcılık payesiyle kendisine iyi bir maaş bağlanmıştır.

Sabatay Sevi’nin Müslüman olması bütün Yahudi dünyasında şok tesiri yapmış, taraftarları onun bir sahtekâr olduğunu kabul etmektense, gizli bir görev nedeniyle din değiştirdiğine inanmışlardır. Zahiren Müslüman olan Sabatay’ın, gizlice Mesihlik görevini yürüteceğini müritlerine söylediği rivayet edilmektedir . Sabatay Sevi’nin müritleriyle beraber olduğunu haber alan otoriteler, onu tek bir Yahudi’nin bile yaşamadığı Arnavutluk’un Ülgün kasabası’na sürmüşlerdir. Orada günlerini yalnızlık içinde, melankolik mistik bir atmosferde geçiren Sabatay Sevi, 1676’da ölmüştür. Müritleri, Sevi’nin denize girip, su üzerinde yürüyerek yok olduğuna inanmaktadırlar. Sabatay Sevi’nin ölümünden sonra, ideolojisini izleyen ve din değiştirdikleri için “Dönme” diye tabir edilen tarikatın faaliyet merkezi Edirne’den Selanik’e geçmiştir. 17.yüzyılın sonunda tarikat içinde anlaşmazlıklar belirmiş, İzmirliler ve Yaakovlar adı altında iki alt tarikat oluşmuştur. Ertesi yüzyılın başında, Osman Baba adını alarak Müslüman olan Baruhia Ruso, Sevi’nin ruhunu taşıdığını ilan edip, Konyozos ya da Karakaşlar adıyla anılan bir alt tarikat kurmuştur.

Toplumsal yapı açısından da bu üç tarikat arasında bariz farklar vardır. İzmirliler grubu, zengin tüccarlar, orta sınıf ve aydınlardan meydana gelmektedir . Bu grup Sabatay Sevi’nin ölümünü gerçek kabul etmeyerek, Onun asıl görevine şimdi başladığını, istikbalde de rücu edeceğini ileri sürmüşlerdir. Bu grup bugün İsrail’de Ramle Şehrinde hala varlığını sürdürmektedir. Yaakovlar, daha çok alt-orta memur sınıfını içerir . Bunlar isimlerini Sabatay’ın oğlu veya üvey kardeşi olduğu söylenen Yakola Querido’dan alıp onu Mesih kabul ederler. Bunlara göre Sabatay’ın ölümü ile Mesihlik Yakob’a geçmiştir ve ileride rücu edecek olan da budur. Çoğunluğu oluşturan Konyozo grubuysa küçük zanaatçı ve proletaryadan oluşmaktaydı. Görüşlerini Polonya, Almanya ve Avusturya Yahudi cemaatleri arasında da yaymaya çalışan Konyozoslar 1720-1726 yılları arasında Avrupa kentlerinde büyük heyecan ve sarsıntılara yol açmışlardır. Birbiriyle ilişki kurmamaya özen gösteren bu üç grup, 19.yüzyıla kadar Osmanlı yönetiminin hoşgörüsü altında yaşamışlar, günlük hayatta Sefaradlar’ın konuşma lisanı olan Ladino’ya bağlı kalmış ve İbranice’yi de dualarında kullanmışlardır.

Sabatay Sevi, yaşadığı hayat tarzıyla bazı prensipler belirlemiştir. Bu prensipler adeta Sabataycıların, izlemeleri gereken yolu belirtmektedir. Bunlar:

1)Allah birdir, Ondan başka Tanrı yoktur.

2)Onun hakiki Mesih olduğuna, Ondan başka kurtarıcı olmadığına, Sabatay Sevi’nin Davud neslinden geldiğine iman edilsin.

3)Yalan yere yemin edilmesin.

4)Tanrı’nın adı anıldığı zaman saygı gösterildiği gibi, Mesihin adı anılınca da saygı gösterilsin.

5)Mesihin sırrını anlatmak için toplantıdan toplantıya gidilsin.

6)Sabatayistler arasında katiller bulunmasın.

7)Kislev ayının (Yahudi yılının dokuzuncu ayı) on altıncı günü herkes bir evde toplanarak Mesih hakkında ve “Mesihin imanının sırrı” hakkında duyduklarını birbirine anlatsın.

8)Aralarında zina hüküm sürmesin.

9)Yalancı şahitlikte bulunulmasın.

10)Hiç kimse sarık imanına (islamiyete) inansa dahi zorla sokulmasın.

11) Aralarında kıskançlar ve kendilerine ait olmayan şeylere göz dikenler olmasın.

12) Kislev ayının on altısındaki bayram sevinçle ilan edilsin.

13) Birbirine karşı merhametle davranılsın ve kendine yakın olanların arzularına kendi arzusu imiş gibi gayret gösterilsin.

14) Hergün gizlice Mezamir (Hz. Davud’un mezmuru) okunsun.

15) Her ay, ayın doğuşu tetkik ve müşahede olunsun ve ayın yüzünü güneşe çevirmesi, ayla güneşin karşı karşıya, yüz yüze bakışmaları için dua edilsin.

16) Türklerin adetlerine, onların gözlerini örtmek için dikkat edilsin. Ramazan orucunu tatbik etmek için sıkıntı gösterilmesin ve aynı şey kurban için yapılsın. Gözün gördüğü her şey ifâ edilsin.

17) Müslümanlarla nikah yapılmasın.

18) Çocukları sünnet etmek için itina olunsun. Bu, mukaddes milletten hayasızlığı kaldırmak içindir.

Görüldüğü gibi Sabatay Sevi’nin ortaya attığı prensipler Yahudiliğin on emrinden mülhem olarak tespit edilmiştir. Buna göre en önemli hadise “Müslüman gibi görünüp Yahudice yaşamak”, Sabatay Sevi hareketinin ana felsefesi olarak görünmektedir.

Kısacası; tarihin çeşitli dönemlerinde ortaya çıkan sahte Mesihler gibi Sabatay Sevi’nin de amacı Yahudileri sürgünden kurtarabilmek ve çekilen acılara son verebilmektir. O, Mesih olduğunu ilan ederek Yahudiler arasında büyük bir heyecana sebep olmuş ve kitleleri peşinden sürüklemeyi başarmıştır.

Sonuç itibariyle :

Yahudilikte Mesih fikrinin belirginleşmesinde çeşitli etmenler vardır. Bunlardan biri Seçilmişlik İlkesi… Tanrı, İsrailoğullarının atalarına, onların soylarını büyük bir millet haline getireceğini, süt ve bal akan kutsal toprakları onlara vereceğini vaat etmiştir. Böylece Yahudiler kendilerini diğer milletlerden üstün görmüşlerdir. Yahudiler Davud ve Süleyman zamanında altın çağlarını yaşamış ve bu muhteşem krallığın özlemi de onları Mesih fikrine sürükleyen faktörlerden biri olmuştur. Gerek M.Ö. 586 Babil sürgünü, gerekse M.S. 70’te Romalıların Kudüs’ü işgal edip kutsal mabedi yerle bir etmeleri, onları mesihi inanışa biraz daha sürüklemiştir. Uğradıkları katliamlar, çektikleri zulümler onların beyinlerinde öyle bir iz bırakmış ki, kanayan bu yaranın kapanması mesihe bağlanmış. Hep, bir gün Davud soyundan birisinin gelip onları bu acılardan, sıkıntılardan kurtaracağı, kutsal topraklara götüreceği ümidiyle yaşamışlardır. Bu ümit, onların ayakta kalabilmelerini
ve hayata tutunabilmelerini sağlamıştır. Mesihi umut, özellikle Holokost’ ta Yahudiler gaz odalarına götürülürken Maimonides’in iman ilkelerini terennüm ettiklerinde doruklara varmıştır. “ Mesihin geleceğine inancım tamdır ve o gecikse de inanmaya devam ederim.

İsrailoğulları, Mesih geldiğinde Tanrı’nın Krallığı’nı kuracağı, Yahudilerin bütün milletlerin efendisi olacağı, Süleyman Mabedi’nin yapılacağı, kurtla kuzunun bir arada yaşayacağı gibi ütopik fikirlere sahiptirler. Geçmiş acılı yılların anısına kendilerine ütopya denilebilecek kadar muhteşem bir devir oluşturan Yahudiler, mesihin gelmesi için her gün dua etmektedirler. Onlar yine, İsrailoğullarının tevbe ettiği ve Tevrat’a sıkı sıkıya bağlı kaldıkları zaman mesihin geleceğini savunmaktadırlar. Mesih inancı mezhepler arasında da farklılık göstermektedir.

Örneğin; yeniden yapılanmacı hareket bir insan olarak Mesih beklemeyi reddetmiş ve bu kavramı dua kitaplarından çıkarmıştır. Ortodoks Yahudi Mezhebi Mesihi dönemi sürgündekilerin bir araya geleceği Yahudilerin atalarının toprakları olan Arz-ı Mev’ud’ da toplanıp kurban dahil bütün dini vecibelerini yerine getirebilecekleri bir dönem olarak tasavvur ederken, reform Yahudiliği Mesihi insan olarak kabul edenlerin görüşünü dışlar ve Mesihçiliği reddeder.

Muhafazakarlar ise kurtarıcı inancını Mesihi bir dönemle ifade eder ve bu dönemin evrensel bir barış, sosyal adalet, bütün kötülüklerin yok edilmesi şeklinde teşhis edilebileceğini söylemektedir. İşte büyük bir çoğunluğun kendilerini refaha ulaştıracak bir kurtarıcı beklemesi birçok sahte Mesihin ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Bu sözde Mesihler, kendilerinde olduğuna inandıkları iman ve mistik güçlerle, Yahudileri sürgünden ve sıkıntıdan kurtaracaklarını iddia etmişler, fakat her defasında bu ümit hüsranla sonuçlanmıştır. Kısacası, Yahudilerin büyük bir bölümü halen Davut soyundan gelecek bir Mesihi beklemekte ve Mesihin gelmesiyle bütün milletlerin efendisi olacaklarına inanmaktadırlar.

Yararlanılan Kaynaklar :

Mehmet Aydın, Ansiklopedik Dinler Sözlüğü

Yaşar Kutluay, İslam ve Yahudi Mezhepleri

Baki Adam, Yaşayan Dünya Dinleri

Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi

Moshe Sevilla-Sharon, Türkiye Yahudileri

Mustafa Akgün, Yahudinin Tahta Kılıcı

İlknur Daşbadem , Geçmişten Günümüze Yahudi Mezheplerinin Mesih Anlayışı Ve Mesihi Hareketler

YOLSUZLUK DOSYASI /// İthal hayvan skandalı : Sahte belgeyle hastalıklı hayvan


İthal hayvan skandalı : Sahte belgeyle hastalıklı hayvan

İspanya’nın salgın hastalık nedeniyle hayvan giriş ve çıkışının yasaklı olduğu bölgeden alındığı iddia edilen 2 bin 939 besilik canlı hayvanın veteriner sertifikalarının ‘sahte’ olduğu ortaya çıktı. Bakanlık devreye girdi.

Kurban Bayramı öncesi İspanya’dan ithal edilen 2 bin 939 besilik canlı hayvanın veteriner sağlık sertifikalarının sahte olduğu ortaya çıktı.

Cumhuriyet’in haberine göre, Türkiye’nin dört bir yanına dağılan canlı hayvanların, İspanya’da hayvan giriş ve çıkışının salgın hastalık nedeniyle yasak olduğu bölgeden ithal edildiği iddia edildi. CHP Manisa Milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu, skandalı TBMM gündemine taşıyarak söz konusu besilik canlı hayvanların hangi illerde ve hangi işletmelerde bulunduğunun açıklanmasını talep etti.

BAKANLIKTAN TALİMAT

Kurban Bayramı’na üç hafta gibi kısa bir süre kalırken, Türkiye’de geçen yıl ortaya çıkan şarbon salgınının ardından şimdi de yurtdışından ithal edilen binlerce canlı hayvanda sahte sağlık belgesi skandalı yaşanıyor.

MKA Hayvancılık şirketi tarafından İspanya’dan Pinsos Ursa şirketi aracılığıyla ithal edilen 2 bin 939 canlı besilik hayvan, veteriner kontrolleri yapıldıktan sonra, 5 Temmuz’da, İskenderun Limanı’ndan dağıtıldı.

Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü’nün İspanya’daki yetkili makamlarla iletişime geçerek gerçekleştirdiği kontrol sırasında Türkiye’ye getirilen 2 bin 939 hayvan için sunulan veteriner sağlık sertifikalarının “sahte” olduğu ortaya çıktı. Alarma geçen Tarım ve Orman Bakanlığı, 12 Temmuz tarihli “çok ivedi” koduyla gönderilen resmi yazıda, İskenderun Limanı Veteriner Sınır Kontrol Noktası Müdürlüğü’ne işlemlerin durdurulması talimatı verildi.

BAKIRLIOĞLU: HAYVANLAR TÜRKİYE’NİN DÖRT BİR YANINA DAĞILDI

Sahte sağlık sertifikası skandalını TBMM gündemine taşıyan CHP Manisa Milletvekili Vehbi Bakırlıoğlu, sahte belgelerle 5 Temmuz tarihinde Türkiye’ye giriş yapan 2 bin 939 baş besilik dananın Türkiye’nin dört bir yanına dağıldığını ifade etti.

Bakırlıoğlu, bakanlığın yazısına göre sahte belgelerle hayvan ithal edilen MKA Hayvancılık adlı şirketin kendi internet sitesinde 2017-2019 yıllarında Brezilya, Uruguay ve İspanya’dan toplam 227 bin 999 baş besilik dana ithal ettiğine dikkat çekerek, “227 bin 999 baş besilik daha ithalatı yapan bir firmanın evraklarda sahtecilik yaptığı düşünüldüğünde ülkemiz hayvancılığının nasıl bir tehlike içinde olduğu açıkça görülmektedir” değerlendirmesini yaptı.

Bakırlıoğlu, yasaklı bölgeden getirilerek yurda sokulan hayvanların karantina süreçlerinin Türkiye’nin değişik bölgelerindeki işletmelerde geçirmesinin salgın hastalıkların yayılması açısından büyük bir risk olduğuna işaret etti.

Bakırlıoğlu, “Bu durum gümrük kapılarındaki zafiyeti de ortaya çıkarmıştır. Bugüne kadar sahte belgelerle ne kadar canlı hayvan ve et ithal edildiği, yabancı ülkelerin hastalıklı ve yasak bölgelerinden getirilen hayvanlar yüzünden Türkiye’de hangi hastalıkların çıktığı ve ne kadar hayvanın öldüğü bilinmemektedir” dedi. Bakırlıoğlu, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde, “Ülkeye girişi yapılan 2 bin 939 baş besilik dana hangi illerde, kimlere ve hangi işletmelere dağıtılmıştır? Belgelerin sahte olduğu anlaşıldıktan sonra bu hayvanlarla ilgili hangi işlemler yapılmıştır? Bu havyanlardan toplanan ve karantinaya alınan hayvan sayısı kaçtır” sorularını yöneltti.

ADLİ TIP DOSYASI : SAHTE ALKOL VE İÇKİ ZEHİRLENMELERİ


SAHTE ALKOL VE İÇKİ ZEHİRLENMELERİ

Prof. Dr. Nevzat ARTIK* Prof.Dr.Hamit HANCI**

* Ankara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü/ANKARA

*Ankara Üniversitesi Gıda Güvenliği Enstitüsü/ANKARA

** Ankara Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü+

Son günlerde ülkemizde alkol zehirlenmeleri ve zehirlenmelere bağlı ölümler artmıştır. Alkol ve rakı üretimi konusunda tüketicilerin bilgilendirilmesi çok önemlidir. Bu amaçla alkol ve rakı konusunda tüketicilerin uyarılması amacıyla aşağıdaki bilgi notu hazırlanmıştır.

Alkol; şekerli hammaddelerden fermantasyon yolu ile elde edilen etil alkolün, damıtma ile yüksek konsantrasyona çıkarılmış, daha açık bir tanımlama ile saflaştırılmış şeklidir. Alkol hammaddeleri üç grupta altında toplanır; -Alkol içeren hammaddeler (şarap, bira ve bira atıkları) -Fermente olabilen şeker içeren hammaddeler (kuru üzüm, melas, şeker, şeker pancarı) – Fermente olabilen şekerlere dönüştürülebilen karbonhidratları içeren hammaddeler (nişasta, selüloz, inülin vb.) Damıtık alkollü içki üretiminin en önemli safhası damıtma işlemidir. Hammaddeler uygun koşullarda buharlama, mayşeleme, nötralizasyon ve ekstraksiyon ile mayşe haline getirilir. Daha sonra mayşe değişik yöntemlerle alkol fermantasyonuna uğratılarak, hammaddede bulunan şekerler, maya ile etil alkole dönüştürülür. Fermente olmuş bu alkole "olgun mayşe" denir ve alkol oranı %7-10 arasında değişmektedir. Olgun mayşe, damıtma aygıtları (imbiklerde) ile ısıtılarak buharlaştırılır, içindeki alkol, su ve diğer uçucu fermantasyon, yan ürünleri ile birlikte buhara geçer. Buhar soğuk su ile soğutularak tekrar sıvı haline getirilir. Bu işleme damıtma, elde edilen sıvıya distilat ve arta kalan alkolsüz sıvıya da "şilempe" veya "vinas" adı verilir. Normal basınç altında alkol 78,3 C;de, su ise 100 C;de kaynamaktadır.

RAKI ÜRETİMİ

Rakı; "suma" adı verilen kuru veya yaş üzümden üretilen şıranın fermantasyonu ile elde edilen sıvıdan üretilir. Þıra fermantasyonunda saf maya kullanılmalı ve fermantasyon koşulları uygun olmalıdır. Bu amaçla ideal fermantasyon sıcaklığı 28-31 C; ve süre, kalite için en fazla 3 gün olmalıdır. Çünkü mayşe asiditesi düşük olduğu için kalite azalması ve tat değişikliği oluşabilir. Fermantasyondan sonra mayşe havalandırılmadan hemen damıtmaya verilmelidir. Özellikle rakı damıtımı için özel imbikler kullanılmakta ve elde edilen etil alkol içinde metil alkol düzeyinin düşürülmesi için özel damıtma programı uygulanmaktadır. Rakı damıtmada ilk ve son damıtık ayrılıp "orta" adı verilen, metil alkolce düşük ve insan sağlığı açısından problem olmayacak kısım, anason ile aromatize edilerek rakı üretilmektedir. Rakı aromasına "buke" adı verilir. İyi kalitede buke için kaliteli damıtma aygıtı kullanılmalıdır. Damıtmaya başlamadan önce suma alkol derecesi %40-45’e ayarlanmalıdır. Çünkü üründe baş ve son olarak tanımlanan damıtma ürünlerinde kalması gereken aldehit ve fuzel yağları, orta ürüne buharla daha fazla geçmektedir. Bu nedenle damıtmaya çok özen gösterilmelidir. Rakıda anason esansı alkolde çözünmüş haldedir. Normalde anason esansları çok küçük partiküller halindedir. Seyreltme ile alkol konsantrasyonu yaklaşık %20-22’ye düşünce partikül çapları büyüyerek emülsiyon oluşturur. Bu emülsiyon bazı ışıkları tutarak donuk görünür ve rakı beyaz görünür. Rakının beyaz görünmesi, anason aromatik bileşik ve yağlarının belli alkol konsantrasyonunda çözünmüş halden çözünmez forma geçmesindendir (alkol konsantrasyonunun su ile %20-22’ye düşmesi).

ALKOL ZEHİRLENMESİNİN NEDENİ

Ülkemizde rakı ve alkol üretimi için Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan üretim izni almak zorunludur. Diğer yandan alkol piyasasındaki düzenlemelerle ilgili olarak Tarım ve Orman Bakanlığı “Tütün Alkol Piyasası Düzenleme Biriminin” (TAPDB) belli izin işlemlerini gerçekleştirmeleri ve bu kurumdan bandrol almaları gerekmektedir. Bu şekilde kayıtlı bir üretim ve izlenebilirlik sağlanmaktadır. Bunun dışında sahte alkol ve rakı üretim yasaktır. Tüketicilerin bandrolu olmayan, açık, ucuz alkol ve rakıları satın almamaları çok önemlidir. Çünkü sahte alkol üreticileri etil alkol yerine ucuzluğu nedeni ile metil alkol kullanmaktadırlar. Sahte rakı ve votkadaki metil alkol gözleri kör eder ve insanın kısa sürede ölümüne neden olur. Sahte rakı dışında Anadolu’da "boğma rakı" olarak adlandırılan ev yapımı rakının da halk sağlığı açısından çok riskli olduğu bilinmelidir. Çünkü uygun olmayan işlemle üretilen ve damıtılan rakı veya herhangi bir damıtık içkide yüksek miktarda "metil alkol" kalmaktadır. Metil alkol; kalp ve kas zayıflaması, kramp, titreme nöbeti, görme zayıflıkları, körlük ve görme sinirlerinde iltihaplanmalar oluşmaktadır. Bazen derhal ölüme bile sebebiyet vermektedir. Bu normal damıtma işleminde yapılan hata ile ortaya çıkan bir durumdur. Rakı ve damıtık alkollü içkilerde metil alkol çok düşük miktarda olmasına rağmen bir çok olumsuzluğa yol açar. Diğer taraftan sahte alkolde etil alkol yerine, ucuz olduğu için direkt olarak şişeye metil alkol doldurulmakta ve çok ucuza satılmaktadır. Kullanan tüketiciler derhal ölmektedir. Metil alkol için öldürücü doz 50-75 gram olmakla birlikte, ölüm olayları 11.5 gram metil alkol de bile görülebilir. Metil alkol vücutta önce formaldehit ve sonra formik aside dönüşmekte ve zehirlenmeye neden olmaktadır. Bu nedenle tüketicilerin bandrolsuz içki tüketmemeleri, rakı ve votka gibi içkileri orijinal şişesinde istemeleri ve çok ucuza satılan alkolleri tüketmemeleri yaşamları için çok önemlidir. Sahte rakıyı kimse bakarak ayırt edemez. Bu amaçla geliştirilmiş analiz aygıtları (HPLC veya GC) kullanılmaktadır. Gıda güvenliği ve sağlık açısından tüketicilerin alkol tüketimde çok titiz davranmaları gerekmektedir. Açık ambalajda rakı tüketmemeleri çok önemlidir. Lokantalarda ambalajın açılıp açılmadığı kontrol edilmelidir.

CASUSLAR DOSYASI /// The Observer : Boris Johnson’a sahte suikast planının arkasında Rus casuslar olabilir


The Observer : Boris Johnson’a sahte suikast planının arkasında Rus casuslar olabilir

The Observer’a göre Rusya bu girişimle batı ülkeleri arasındaki ilişkileri zedelemek istiyordu Kaynağının Rus casuslar olduğundan şüphelenilen bazı sosyal medya hesaplarının Muhafazakar Parti lideri olması beklenen Boris Johnson’a suikast düzenleneceğine dair sahte paylaşımlar yaptığı saptandı.

The Observer’dan Luke Harding’in haberine göre 9 dilde ve 30’dan fazla platformda birçok detaylı, gerçeği yansıtmayan mesaj paylaşıldı. Bu mesajlardan birinde Brexit’in iptal olmasını isteyen bir grubun Johnson’a suikast düzenleyeceğini belirtildi. Bir başka mesaj da Salisbury’de yapılan saldırıda novichok kullananın İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) güçleri olduğu iddia edildi.

Mayıs ayında Facebook Rusya kaynaklı birçok "sahte" hesabı kapatmıştı. Atlantic Council’in araştırmaları bu hesaplar ile Rus istihbarat servislerinin daha önce yürüttüğü operasyonlar arasında benzerlikler bulmuştu.

Facebook’ta paylaşılan İspanya’dan bir yetkilinin imzasını taşıyan sahte mektupta Boris Johnson’a Brexit karşıtlarının nasıl suikast düzenleyeceğine dair bir senaryo yer aldı. Sahte mektup için İspanya dışişleri bakanının da imzası bulundu ancak isminin yanlış yazılması dikkat çekti.

Kaynağının Rus casuslar olduğundan şüphelenilen bazı sosyal medya hesaplarının Muhafazakar Parti lideri olması beklenen Boris Johnson’a suikast düzenleneceğine dair sahte paylaşımlar yaptığı saptandı.

The Observer’dan Luke Harding’in haberine göre 9 dilde ve 30’dan fazla platformda birçok detaylı gerçeği yansıtmayan mesaj paylaştı. Bu mesajlardan biri Brexit’in iptal olmasını isteyen bir grubun Johnson’a suikast düzenleyeceğini belirtildi. Bir başka mesaj da Salisbury’de yapılan saldırıda novichok kullananın İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA) güçleri olduğu iddia edildi.

Mayıs ayında Facebook Rusya kaynaklı birçok "sahte" hesabı kapatmıştı. Atlantic Council’in araştırmaları bu hesaplar ile Rus istihbarat servislerinin daha önce yürüttüğü operasyonlarla arasında benzerlikler bulmuştu.

Facebook’ta paylaşılan İspanya’dan bir yetkilinin imzasını taşıyan sahte mektupta Boris Johnson’a Brexit karşıtlarının nasıl suikast düzenleyeceğine dair bir senaryo yer aldı. Sahte mektup için İspanya dışişleri bakanının da imzası bulundu ancak isminin yanlış yazılması dikkat çekti.

The Observer’a göre Rusya bu girişimle batı ülkeleri arasındaki ilişkileri zedelemek istiyordu.