SAĞLIK DOSYASI : Pandemi Sonrası Dünya Nasıl Şekillenebilir ???


Pandemi Sonrası Dünya Nasıl Şekillenebilir ???

Yazan Yavuz Selim Yıldız

17 Temmuz 2020

Pandemi sonrası oluşacak yeni yapı, mevcut küresel düzende bir değişime bu yüzden de devletler arasında çıkar çatışmalarının tavan yapabileceği bir potansiyele de ev sahipliği yapacaktır.

COVID-19 salgınına karşı uluslararası sistem tarafından koordine edilememiş tepki, küresel tedarik zincirinin kırılganlığını ortaya çıkarırken, ulus-devlet bilincinin ve milli üretimin önemini gözler önüne sermiştir. Salgın nedeniyle ülkelerde oluşan ekonomik resesyon ve bu bağlamda hükümetlerin izlediği otoriterleşme eğilimleri de daha belirgin hale gelmiştir. Dahası mevcut uluslararası sistemin en önemli aktörü hatta oluşturucusu ABD’nin mevcut Başkanı Donald Trump’ın “önce Amerika” politikalarından ve yakın zamanda söylediği ‘’Dünyanın polisi biz değiliz’’1 sözünden de anlaşılacağı üzere ABD içe dönük bir politika izlemek istemektedir. Amerikan seçmenleri Trump ile devam etmeye karar verirse, postpandemi sürecinde oluşacak yeni düzende Birleşik Devletler’in daha pasif bir rol alacağı düşünülebilir. Makale pandemi öncesinde ve sürecinde tek kutuplu düzeni ve postpandemi döneminde dünyanın nasıl şekil alabileceğini değerlendirecektir.

Aslında Trump, mevcut uluslararası sistemdeki Amerikan rolünden şikayetçi olduğunu salgın öncesi yaptığı mitinglerde dile getirmişti. Hatta sadece kendi rollerini değil, müttefiklerinin NATO’daki rollerini ve AB’nin güvenliğinden neden NATO’nun sorumlu olduğunu da sorgulamaktaydı. Pandemi sürecinde ise bu eleştirilerin sadece popülist söylemlerden ibaret olmadığını ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilmesiyle görmüş olduk. Mevcut süreçte Trump’ın sıfır izole politika tercihi, Amerika Birleşik Devletleri’nin liberal bir uluslararası düzeni desteklemekten vazgeçtiği fikrini destekler niteliktedir. Dolayısıyla ister istemez Birleşik Devletler tekrar izolasyon politikalarına geri mi dönüyor ya da Amerikalı bazı bürokratların iddia ettiği üzere Başkan Trump Amerikan seçimlerine Rus müdahalesi yüzünden mi bu tür söylemleri dillendiriyor sorularını akıllara getirmektedir. Soğuk Savaş’ın sonrasında ABD tarafından inşa edilen uluslararası sistem ve bu sistemin devam etmesi için sürdürülen stratejilerin akıbeti seçim sonrasında belli olacaktır. Bu durumda Biden’ın seçilmesiyle yeni başkanının uluslararası liberal sistemi tekrar ele almaya çalışacağından ya da tekrar seçilen Donald Trump’ın ABD’yi dünyadan izole etmeye devam edeceğinden söz edilebilir.

Tek kutuplu dünya düzeninin gelişimi ve doğuşuna tarihsel olarak bakacak olursak; Woods sisteminin çöküşü, Batı Almanya ve Japonya ekonomileri ile artan rekabet ve Sovyetler Birliği’nin varlığı, ABD’nin oluşturmak istediği küresel sistem için sorunlar yumağıydı. Ancak 1991’in sonunda SSCB’nin resmen dağılması, Japonya’nın ekonomik durgunluğa uğraması ve Berlin duvarının yıkılmasıyla birleşen Almanya’nın da ekonomik olarak küçülmesi Amerika Birleşik Devletleri’ni küresel lider konumuna getirmiştir. Amerikan hegemonyasının kurulmasında ABD’nin komünizmin bitmesiyle rekabet edebilecek hiçbir büyük küresel ideolojik proje ile karşılaşmaması, Sovyetler Birliği’nin dağılması ile SSCB’nin hegemonyası altındaki devletlerin askeri, ekonomik ve politik desteği sağlama konusunda alternatiflerden yoksunluğu ve liberal değerleri yayan ulus ötesi hareketler etkili olmuştur.

Son yıllarda ve özellikle pandemi döneminde ülkelerin alternatif bulabildiği, toplumsal hareketlerin içerisinde aşırı sağcı eylemliliğin artışı ve uluslararası kurumların varlığının tartışıldığına şahitlik ediyor, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu gibi büyük güçlerin yükselişine paralel olarak otokratik yönetimlerin hem ülke içinde hem de dışında stratejik avantaj peşinde koşarak ABD liderliğindeki liberal uluslararası sistemle rekabetini izliyoruz. Bu doğrultuda bu iki devlet sadece BM Güvenlik Konseyinde ortak hareket etmekle kalmamakta, ABD’yi ve Batı ülkelerini içine almayan yeni uluslararası kurumlar ve bölgesel forumlar da oluşturmaktadır;

  • Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ile kurulan BRICS grubu2 ve aynı grubun gelişmekte olan ülkelerdeki altyapı projelerinin finansmanı için kurulan Yeni Kalkınma Bankası,
  • Güvenlik alanında Şanghay İşbirliği Örgütü,
  • Ekonomik alanda Asya Altyapı Yatırım Bankası3 ve Avrasya Ekonomi Birliği.

Kısacası Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti öncülüğünde alternatif arayan bölgesel devletlerin ve dahası otoriter eğilimli ya da o eğilimi taşıma potansiyali olan ülkeleri kabul edecek alternatif uluslararası yapıların yeni dönem için hazır olduğunu söylenebilir.

Pandemi döneminde küresel hareketlerin ne doğrultuda şekillendiğine bakılacak olursa artan ulus-devlet bilincinin de etkisiyle toplumsal hareketlerin aşırı sağ eğilimli hale geldiği görülmektedir. Ayrıca özellikle Avrupa Birliği üye ülkelerinde görülmek üzere aşırı sağcı enternasyonel kolektif siyasi oluşumlar, AB üyesi ülkelerin başta mülteci politikası olmak üzere liberal uluslararası düzenin normlarına ters politikaları Avrupa demokrasilerine dayatmaktadırlar. Bu noktada Avrupa’daki AB karşıtı aşırı sağ partilerin özellikle İtalya, Avusturya ve Macaristan olmak üzere Rusya ile yakın işbirlikleri dikkat çekmektedir. Bu işbirliği, Kırım’ın Rusya Federasyonu tarafından ilhak edilişinde daha fazla gözler önüne serilmiştir. Putin tarafından Rusya’nın dostları diye adlandırılan bu siyasi partiler sadece Kırım’a gitmekle kalmamış, Kırım işgalinden dolayı AB’nin Rusya’ya karşı aldığı ambargo kararlarını da protesto etmişlerdir.4 Hatta İtalya’daki aşırı sağcı Lig Partisi ve Avusturya’nın aşırı sağ partisi FPÖ Kırım’ın Rusya’nın parçası olarak tanınması gerektiği görüşünü dile getirmiş, daha da ileri giderek Putin’in partisi ile işbirliği anlaşmaları imzalamışlardır.5 Ayrıca Avusturya’daki aşırı sağ parti Avusturya Özgürlük Partisi(FPÖ)‘nin hakkında Sırbistan-Rusya siyasi bağlantısı hakkında onlarca iddia bulunmaktadır.6 Fakat hiçbiri İbiza’daki kadar ispatlanamamıştı ya da dikkat çekmemişti.7 İbiza skandalı olarak basına sızan Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Başkanı’nın Rus iş insanına Avusturya’nın yüksek tirajlı gazetelerinden birini satın alarak iktidara gelmesini sağlamaları karşılığında ihale vaad etmesine dair videosu bu bağları ispatlar niteliktedir. İbiza skandalı ve işbirliği anlaşmaları, Rusya Federasyonu’nun Avrupa seçimlerine desteklediği partiler aracılığıyla karıştığını ve AB üzerinde nüfuz elde etmeye çalıştığını göstermektedir. Dolayısıyla Avrupa’daki aşırı sağcı zenofobik eylemliliği Rusya’dan bağımsız değerlendirmek hatalı bir yaklaşımdır.

Yukarıda bahsedilen alternatif uluslararası yapılar ve oluşan ulus ötesi aşırı sağcı eylemliliğin yanısıra Amerikan tek kutupluluğunun oluşturulması ve korunmasında önemli bir etken olan Amerikan askeri gücü de caydırıcı özelliğini kaybetmiş durumdadır. Özellikle 1990’larda ve bu yüzyılın ilk yıllarında önemli bir rol oynayan Amerikan askeri gücü, ayrılan bütçe ile ulaştığı teknolojik avantaj ve olası Rus yayılmacılığına karşı oluşturduğu güven hissi ile tek kutupluluğun sonraki on yıl boyunca devam etmesini sağlayan faktörlerden biri olmuştur. Güven bağlamında örnek olarak Balkanlarda ABD’nin insiyatif üslenmesiyle çatışmaların daha fazla büyümeden son bulması ilk akla gelendir. Fakat 11 Eylül Saldırıları sonrası Amerikan dış politikalarının ve ordusunun çatışma sonlandırmadan ziyade sahada çatışan taraflardan biri haline gelmesi sadece ülkenin askeri imajını değil savunduğu değerleri de sorgulatmıştır. Tüm bu olumsuz havaya rağmen, Amerikan askeri gücünün sürmesinde Soğuk Savaş yıllarında kurulan müttefiklikler aracılığıyla elde edilen üslerin ve Rus agresifliğinin karşısında önemli bir güç olarak görülmesinin rolü büyüktür.

Tek kutupluluğun ne kadar sürebileceğine değinecek olursak; arzulanan ve küresel norm olarak ülkelere dayatılan küresel neoliberalizmin sonunun geldiği birçok akademisyen tarafından dillendirilmekte, yeni döneme dair üretimin ve milliyetçiliğin öne çıktığı sosyal bir devlet anlayışının ortaya çıkabileceğine salık verilmektedir. Neoliberal ekonomik düzenin aslında her 10 senede bir çöktüğünü ve bankaların kurtarılarak yola devam edildiğini ve bu döngünün periyodik olarak devam ettiğine dikkatinizi çekmek isterim. Mevcut küresel neoliberal ekonomik düzen, ülkeleri kriz zamanlarında Uluslararası Para Fonuna (IMF) borçlandırarak dolaylı da olsa liberal uluslararası sisteme bağımlı hale getirmektedir. Bu gerçeği gören ve alternatif oluşturmak isteyen bir kaç ülke olsa da, bu ülkelerin arasından bir tek Çin bunu başarabilmiştir. Çin, 2008 mali krizinin ardından alternatif arayışı içinde olan ya da IMF kredilerine erişemeyen ya da bu kredilerin dışında bırakılan ülkeler için önemli bir kredi ve acil durum kaynağı merkezi olmuştur. Çin hükümeti ve bankaları, Afrika ülkelerine 2000-2017 yıllarında yaklaşık 143 milyar dolar kredi vermiş, hatta dünyadaki 150’yi aşkın ülkeye bugüne kadar 1,5 trilyon ABD doları ile kredi vererek Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi uluslararası kuruluşların borç verdiği toplam kredi miktarını da geride bırakmıştır.8 Dolayısıyla Çin Halk Cumhuriyeti’nin soyunduğu uluslararası siyasi liderlik rolünü ekonomik açıdan da desteklenir hale getirmeye çalıştığı aşikardır.

Her ne kadar Covid-19 pandemisi ve Trump’ın izolasyon politikası varolmaya devam etse de postpandemi döneminde bir veya birkaç ülkenin uluslararası sistemi biranda domine ederek yeniden oluşturacağına dair fikirlere katılmıyor, tam tersine oluşması ümit edilen daha adil ve çok kutuplu bir düzenin kurulmasının önündeki en büyük engelin başta Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu gibi otoriter ve otoriterleşme eğilimdeki devletlerin farklı ulusal çıkarları olacağını düşünüyorum. Pandemi sürecinde devletlerin ulus-devlet algısının güçlenmesi ve milli üretime yönelmesine dair ortaya çıkan gerçekliğin yanısıra otoriter yapıların içeride ve dışarıda stratejik avantaj sağlamaya yönelik politikalarını da göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu doğrultuda varolan liberal uluslararası sistemin, devletlerin otoriterleşmesini engelleyebilecek yegane güç olduğu düşünülebilir. Fakat uluslararası düzeni oluşturan kurum ve kuruluşların epey bir süredir fonksiyonsuzluğu tartışılırken, bu kuruluşların pandemi sürecinde varlıkları da sorgulanır hale gelmiştir. Dolayısıyla belirsizliği çözecek olan sadece Amerikan seçimleri değil, tüm devletlerin pragmatist yaklaşımları ile oluşturacağı alternatif oluşumlar için harcadıkları efor ve bunun karşılığında aldıkları geri dönüş olacaktır.

Kaynak

1 ‘Trump, ABD ordusuna seslendi: Dünyanın polisi değiliz, bütün sorunları çözmek gibi bir görevimiz yok‘, Euronews, 13.06.2020. https://tr.euronews.com/2020/06/13/trump-abd-ordusuna-seslendi-dunyanin-polisi- degiliz
2 BRICS Resmi Bilgi Portalı Web Sitesi, https://infobrics.org/, https://infobrics.org/news/bankbrics/,

3 Asya Altyapı Yatırım Bankası Resmi Web Sitesi, https://www.aiib.org/en/index.html

4 ‘Putins Freunde in Europa’. ZDF. https://webstory.zdf.de/putins-geheimes-netzwerk/putins-freunde-in- europa/

5 ‘FPÖ und Putin-Partei: Kooperationsvertrag unterzeichnet’, Niederösterreichische Nachrichten, 19.12.2016, https://www.noen.at/in-ausland/blaue-freunde-fpoe-und-putin-partei-kooperationsvertrag-unterzeichnet-int-

beziehungen-politische-bewegungen-russland-wien-32628715

‘Putin’s party signs deal with Italy’s far-right Lega Nord’, The Financial Times, 06.03.2017, https://www.ft.com/content/0d33d22c-0280-11e7-ace0-1ce02ef0def9

6 ‘Zeig mir deine Freunde’, Herwig G. Höller, Zeit, 26.02.2018, https://www.zeit.de/2018/09/fpoe-oesterreich-

serbien-russland-beziehungen-wladimir-putin/

‘Wie die FPÖ Russland lieben lernte’, Leila Al-Serori, Oliver Das Gupta, Peter Münch, Frederik Obermaier, Bastian Obermayer, Süddeutsche Zeitung, 20.05.2019, https://www.sueddeutsche.de/politik/fpoe-russland- strache-gudenus-putin-1.4452906

7 ‘Das Strache-Video’, Süddeutsche Zeitung, https://projekte.sueddeutsche.de/artikel/politik/das-strache-

video-e335766/,

‘Strache’nin ‘İbiza skandalı’.Yardıma karşı ihale teklif etmiş!’, Hürriyet, 18.05.2019, https://www.hurriyet.com.tr/avrupa/strachenin-ibiza-skandali-yardima-karsi-ihale-teklif-etmis-41218049 8 ‘Antikapitalist Çin, IMF’den fazla kredi dağıtmış!’, İlke Haber Ajansı, 20.06.2020, https://ilkha.com/analiz/antikapitalist-cin-imf-den-fazla-kredi-dagitmis-129106

‘Antikapitalist Çin, IMF’den fazla kredi dağıtmış!’, İlke Haber Ajansı, 20.06.2020, https://ilkha.com/analiz/antikapitalist-cin-imf-den-fazla-kredi-dagitmis-129106

Asya Altyapı Yatırım Bankası Resmi Web Sitesi, https://www.aiib.org/en/index.html BRICS Resmi Bilgi Portalı Web Sitesi, https://infobrics.org/

‘Das Strache-Video’, Süddeutsche Zeitung, https://projekte.sueddeutsche.de/artikel/politik/das-strache-video- e335766/

‘FPÖ und Putin-Partei: Kooperationsvertrag unterzeichnet’, Niederösterreichische Nachrichten, 19.12.2016, https://www.noen.at/in-ausland/blaue-freunde-fpoe-und-putin-partei-kooperationsvertrag-unterzeichnet-int- beziehungen-politische-bewegungen-russland-wien-32628715

‘Putins Freunde in Europa’. ZDF. https://webstory.zdf.de/putins-geheimes-netzwerk/putins-freunde-in- europa/

‘Putin’s party signs deal with Italy’s far-right Lega Nord’, The Financial Times, 06.03.2017, https://www.ft.com/content/0d33d22c-0280-11e7-ace0-1ce02ef0def9

‘Strache’nin ‘İbiza skandalı’.Yardıma karşı ihale teklif etmiş!’, Hürriyet, 18.05.2019, https://www.hurriyet.com.tr/avrupa/strachenin-ibiza-skandali-yardima-karsi-ihale-teklif-etmis-41218049

‘Trump, ABD ordusuna seslendi: Dünyanın polisi değiliz, bütün sorunları çözmek gibi bir görevimiz yok‘, Euronews, 13.06.2020. https://tr.euronews.com/2020/06/13/trump-abd-ordusuna-seslendi-dunyanin-polisi- degiliz

‘Zeig mir deine Freunde’, Herwig G. Höller, Zeit, 26.02.2018, https://www.zeit.de/2018/09/fpoe-oesterreich- serbien-russland-beziehungen-wladimir-putin/

‘Wie die FPÖ Russland lieben lernte’, Leila Al-Serori, Oliver Das Gupta, Peter Münch, Frederik Obermaier, Bastian Obermayer, Süddeutsche Zeitung, 20.05.2019, https://www.sueddeutsche.de/politik/fpoe-russland- strache-gudenus-putin-1.4452906

SAĞLIK DOSYASI /// ERCAN CANER : Sağlıklı Yaşlanmanın İpuçları


ERCAN CANER : Sağlıklı Yaşlanmanın İpuçları

Hoş bir biçimde yaşlanmanın sırrı, yeni insanlar tanıma ve yeni şeyler görme coşkusunu asla kaybetmemektir. Jackson Brown

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 29 Haziran 2020

Hoş bir biçimde yaşlanmanın sırrı, yeni insanlar tanıma ve yeni şeyler görme coşkusunu asla kaybetmemektir. Jackson Brown

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 29 Haziran 2020

Sağlıklı Yaşlanma

Yaşlanmak kaçınılmaz olarak hepimizin başına gelecek bir olgudur. Herkes yaşlandıkça da sağlık durumunu ve görünümünü ve zindeliğini muhafaza etmek ister. Akıllıca yaşlanmanın ve hayatın kalanını dolu dolu yaşamanın ilk kuralı eğitim ve en sağlıklı yaşlanma stratejilerini öğrenmektir. Bu makalede sağlıklı yaşlanmayla ilgili birkaç ipucu bulacaksınız.

Öncelikler alnınızda derin kırışıklıklar olmasını istemiyorsanız somurtmayı ve kaşlarınızı çatmayı hemen bırakmalısınız. İstem dışı yapıyorsanız bu alışkanlıktan kurtulmayı deneyin ve her yaptığınızda kendinize bir çimdik atın. Zamanla bu hiç hoş olmayan alışkanlıktan kolaylıkla kurtulduğunuzu göreceksiniz.

Kendinize nasıl davranılmasını istiyorsanız başkalarına öyle davranın altın kuralını hiç aklınızdan çıkarmayın ve bunu bir yaşam biçimi haline getirin. Birçok insan yaşlıların kaba ve huysuz olduklarını düşünseler de sizin böyle olmanıza gerek yok. Başkalarına karşı saygılı ve nazik olun ki onlar da size aynı saygı ve nezaketi göstersinler.

Yaşlandıkça, bir şeyi yerden almak için eğilmek veya marketten aldıklarınızı arabanıza yerleştirmek gibi her gün yaptığımız rutin faaliyetler size acı vermeye başlayabilir. Kireçlenme, eklem ağrıları ve yaşlanmanın diğer doğal etkileri hayatı gerçekten zor hale getirebilir. Yaşlandığınızı kabul edin ve yaparken zorlandığınız günlük faaliyetlerde yardım istemekten asla çekinmeyin

Yaşlılık ve Sigara

Yaşlanmayı yavaşlatmak maksadıyla sigarayı bırakmak için asla çok geç değildir. Sigara içmek akciğer kanseri ve anfizem riskini yükseltmesinin yanı sıra diğer kanser türlerine yakalanmanıza, kalp hastalıklarına ve diğer hastalıklara karşı daha direncinizin de azalmasına neden olur. Sigara içmenin derinize çok olumsuz etkileri de vardır. Sigarayı bırakarak yaşlanma sürecini daha rahat geçirebilir ve yaşam sürenizi uzatabilirsiniz.

Kaynak: Health Magazine

Egzersiz

Yaşlanma sürecini yavaşlatmak maksadıyla her gün biraz aerobik yapın ve ara sıra da hafif ağırlık kaldırma egzersizleri yapın. Sayısız bilimsel araştırma, egzersizin kasların dayanıklılığını, yaşama gücünü, kemik yoğunluğunu ve dengeyi artırdığını ortaya koymuştur. Yaşlandıkça kötüleşen bu durumları egzersiz yaparak geciktirebilir ve 80’li yaşlar ve ötesini görebilirsiniz.

Eskisi gibi genç olmasanız da kendinize hâlâ yeni hedefler belirleyebilir ve bunları gerçekleştirmek için çalışabilirsiniz. Hayat sürekli değişen bir yolculuktur ve asla sıkıcı bir hale getirilmemelidir. Kendiniz için hedefler belirlemek sizi motive edecek ve bu hedeflere ulaşmak için çabalamanız sizi aktif tutacaktır. Bu hedeflere ulaştığınızda duyacağınız gurur ise her şeyden büyük olacaktır.

Dengeli Beslenme

Dengeli beslendiğinizden emin olun. Akıllıca yaşlanmak istiyorsanız vücudunuzun ihtiyaç duyduğu bütün mineral ve vitaminleri almak zorundasınız. Dengeli beslenme akıllı ve sağlıklı bir yaşlanma için bedeninizin ihtiyaç duyduğu bütün vitamin ve mineralleri almanızı sağlayacaktır.

Uyku

Yaygın inanışın aksine yaşlı insanlar da gençler kadar, yani günde en az 7-8 saat uykuya ihtiyaç duyarlar. Eğer her gece en az 7-8 saat uyuyor ve gün boyu kendinizi hâlâ uykusuz hissediyorsanız, uyku apnesi rahatsızlığınız olabileceğinden doktorunuza danışmakta fayda vardır. Uyku apnesi rahatsızlığından etkilenen insanlar uyku esnasında defalarca nefes almayı duraklatırlar. Eğer tedavi edilmez ise bu rahatsızlık kalp krizi ve diğer hastalık risklerini artıracaktır.

Kaynak: HelpGuide

Gece uyku sürenizi azamiye çıkarmayı deneyin. Uyuduğunuzda bedeniniz yeniden şarj olabilir ve günlük faaliyetler esnasında kaybettiğiniz besinleri yeniden depolayabilir. Bütün bunlara ilave olarak iyi bir uyku sonrasında kendinizi çok daha enerjik hissedecek ve stresten uzak olacaksınız. Her gece en az 6-8 saat uyumak size bütün bu avantajları sağlayacaktır.

Sükûnet

Telaşlı anlar bizi anlamsız, gereksiz ve sürekli aynı faaliyetlere zorlar. Buna karşı koyun. Yaşlandığınızda değerli zamanlarınızın kontrolü daima sizde olsun. Gerçekten derin anlam içeren bir kitap okuyun. İhtiyacı olan insanları bulun ve onlara yardım edin. Çalışırken görme fırsatı yakalayamadığınız bir dostunuzu, arkadaşınızı veya akrabanızı bulun ve birbirinizi karşılıklı olarak takdir etme ve anlayışın verdiği hazdan ve mutluluktan faydalanın.

Bir vasiyetname hazırlamaya başlayın. Ölüm insanların konuşmaktan hoşlanmadığı bir konudur. Kendinizi hazır hissettiğinizde vasiyetnamenizi hazırlama başlayın. Böylelikle siz bu dünyadan göç ettikten sonra geride kalan yakınlarınız işlerin nasıl halledilmesini istediğinizi bilecektir. Geride bıraktığınız vasiyetname, siz öldükten sonra aile kavgaları ve anlaşmazlıkların da önüne geçecektir.

Güneş

Yaşlandıkça güneşten uzak durmayı sakın unutmayın. Güneşte kalacaksanız mutlaka koruyucu güneş kremleri kullanın. Böylelikle yaşlılık lekeleriniz küçük kalacak, büyümeyecek ve çoğalmayacaktır. Kış aylarında dahi güneşten korunmak için gerekli tedbirleri alın ki cildiniz genç görünümünü muhafaza edebilsin ve yaşlılık lekeleri ortadan kaybolabilsin.

Kaynak: LIVE YOUNG

Siz yaşlanırken sizinle ilgilenebilecek aileniz ve dostlarınıza her zaman yakın olun, unutmayın ki sizi gerçekten seven ve zor anlarınızda yardım edecek olanlar aileniz ve yakın dostlarınızdır. Bu tür ilişkilerinizi yeşertin ve besleyin ki yaşlandıkça birbirinize çok daha yakın olabilesiniz.

Yaşlılık ve Alkol

Alkol denge problemlerine ve düşmenize neden olabilir. Düşme sonucunda ise kalça, kol kemikleri kırılabilir veya başka sakatlıklar meydana gelebilir. Yaşlı insanların kemikleri gençlere nazaran daha ince olduğundan çok daha kolaylıkla kırılabilir. Yapılan araştırmalar alkol kullanan yaşlı insanlarda kalça kemiği kırıklarının daha fazla görüldüğünü ortaya çıkarmıştır. Unutmayın gençliğinizdeki alkol alma alışkanlıklarınızı sürdürüyor olabilirsiniz, fakat vücudunuzun alkol ile başa çıkması ve onu tolere etmesi yaşlandıkça değişim gösterir.

Uzun süre ve aşırı alkol almak uzun vadede bazı kanser türlerine neden olabilir, karaciğerlere zarar verir, bağışıklık sistem bozukluklarına neden olur ve beyne hasar verir. Alkol ayrıca; şeker hastalığı, yüksek kan basıncı, kalp krizi, ülser, hafıza kaybı gibi rahatsızlıkların daha da kötüleşmesine neden olur.

Alkol, insanlarda doktorların teşhis koymakta zorlanabileceği bazı tıbbi problemlere neden olur. Örneğin alkol, kalpte ve damarlarda değişikliklere neden olur ve bu değişiklikler bir kalp krizinin uyarı işareti olabilecek acıyı dindirirler. Alkol; intihar olaylarının yüzde otuzuna, kaza ve yanıkların yüzde kırkına, boğulma ve cinayetlerin yüzde ellisine ve düşmelerin yüzde altmışına neden olan bir faktördür.

Kaynak: DIAGEO

Alkollü araç kullanan yaşlılar gençlere nazaran çok daha yüksek trafik kazası riski taşımaktadırlar. Alkol reaksiyon ve koordinasyonu yavaşlatır ve göz hareketleri ve bilgi prosesini olumsuz etkiler. Alkol kullanılmasa dahi 55 yaş sonrası kaza yapma riski yükselir.

Tıbbi Testler

Yaşlandığımızda ve belli yaşlara ulaştığımızda bazı tıbbi testlerin yaptırılması tavsiye edilmektedir. Bu testleri mümkün olan en kısa zamanda yaptırmak çok önemlidir. Mamografi ve kolonoskopi gibi testleri yaptırmak çok can sıkıcı ve hatta rahatsız edici olabilir, fakat bu testler hayat kurtarabilir ve tehlikeli bir hastalığın erken safhalarda teşhis edilmesini sağlayarak hayatta kalma şansınızı artırabilirler.

Doktorunuza kullandığınız ilaçları söyleyin. Kullandığınız reçeteli ve reçetesiz ilaçların, takviyelerin, vitaminlerin ve şifalı otların aldığınız dozaj dâhil bir listesini yapın ve doktorunuza verin. Bunların uygun olup olmadığına ve hangilerini, hangi dozajda kullanacağınıza doktorunuz karar vermelidir. Yaşlandıkça kullandığınız ilaçların yan etkileri çok daha fazla olacaktır. Hangi ilaçları, şifalı bitkileri, takviyeleri ve vitaminleri kullanacağınız konusunda mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir.

Alzheimer

Kaynak: İstanbul Beyin Hastanesi

Özellikle hafıza kaybı yaşıyorsanız, mutlaka bir Alzheimer hastalığı kontrolü yaptırmalısınız. Yaşlandıkça belirli bir oranda hafıza kaybı ve unutkanlık normaldir, fakat ailenizin geçmişinde demans (bunama) hastalığı geçirenler varsa ve hafıza kaybı yaşıyorsanız mutlaka bir kontrolden geçmelisiniz. Bu hastalığın seyrini yavaşlatmak için ilaçlar mevcuttur, fakat önce bu rahatsızlığın sizde olup olmadığı belirlenmelidir.

Varis Problemi

Bedeninizin çeşitli yerlerinde göze hoş görünmeyen varisler görmeye mi başladınız? Bunun için oldukça basit ve basit olduğu kadar da hızlı bir çözüm bulunmaktadır. Bol bol hareket edin, bir saatten fazla oturmayın veya ayakta kalmayın. Düzenli egzersiz, fazla kiloların verilmesi, dar elbiseler giymemek de varis oluşumunu engelleyecek ve/veya geciktirecektir.

Yaşınız aslında sadece bir rakamdan ibarettir. Yukarıda sıralanan ipuçlarını uyguladığınızda yaşlanmayı kontrol altına alabilir ve daha uzun ve sağlıklı bir yaşam sürdürebilirsiniz. Devamlı aktif olun ve kendinize dikkat edin ki yaşlılık günlerinizde eski güzel günleri hatırlayacak bol bol zamanınız olabilsin.

SAĞLIK DOSYASI /// ERCAN CANER : Yunanistan Neden Beş Ton Klorokin Aldı ????


ERCAN CANER : Yunanistan Neden Beş Ton Klorokin Aldı ????

27 Mart 2020

Komşu Tedbirini Aldı!

Yunanistan, nüfusunun yaklaşık %80’ine, daha önce Çin ve Güney Kore’de başarıyla denenen, Fransa’da 24 gönüllü COVID-19 hastasının %75’inde başarılı sonuçlar veren ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen tedavide denenecek ilaçlar listesinde yer alan klorokine erişme imkânını sağladı.

Ercan Caner, Sun Savunma Net, 27 Mart 2020

Kaynak: pxfuel.com

Yunan GREEK REPORTER sitesinde, Nick Kampouris imzasıyla 26 Mart 2020 tarihinde paylaşılan bir haberde; sıtmaya karşı mücadele maksadıyla kullanılan klorokin adlı ilacın, Yunan Ulusal Sağlık Hizmetlerine verilmek üzere, beş ton gibi çok büyük miktarda Hindistan’dan tedarik edildiği bilgisine yer verilmiştir.

Yunanistan’da sıtma tehlikesi falan yoktur, ancak klorokin adlı ilaç, Dünya Sağlık Örgütünün (WHO–World Health Organization) başlattığı DAYANIŞMA PROJESİ kapsamında, SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu bütün dünyayı etkisi altına alan ve binlerce insanın ölümüne neden olan COVID-19 hastalığının tedavisinde umut veren bir ilaç olarak tanımlanmıştır.

Dünya Sağlık Örgütü; COVID-19 hastalarının yaklaşık %15’nin hastalığı ağır şekilde geçirdiği, hastanelerin yükünün inanılmaz ölçüde arttığı ve ümitsizce tedavi çare veya çarelerine ihtiyaç duyulan bu ortamda, bugüne kadar görülmeyen bir proje başlatmıştır.

Araştırmacı ve halk sağlığı kurumlarının yıllar sürebilecek yeni tedavi yöntemleri geliştirmesini beklemek ve her şeye sıfırdan başlamak yerine, COVID-19’un tedavisinde, bugüne kadar başka hastalıkların tedavilerinde başarılı sonuçlar veren ve insanlarda güvenle kullanılan ilaçlar denenecektir.

Dayanışma Projesi kapsamında; daha önce SARS ve MERS ölümcül korona virüs salgınlarında hayvanlarla yapılan çalışmalarda başarılı sonuçlar veren, fakat insanlarda kullanılması henüz onaylanmayan ilaçlar dahi muhtemel tedavi yöntemi olarak araştırılacaktır.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından başlatılan Dayanışma Projesi kapsamında; Remdesivir, Klorokin/Hidroksiklorokin, Ritonavir/Lopinavir ve Ritonavir/Lopinavir + Interferon Beta adlı ilaçlar COVID-19 hastalığının tedavisinde denenecektir. Dayanışma Projesi ile ilgili ayrıntılı bilgilere Sun Savunma Net sitesinde paylaşılan ‘‘Dayanışma Projesi’’ başlığı ile paylaşılan yazıdan erişebilirsiniz.

Yine Sun Savunma Net sitesinde paylaşılan; ‘‘Fransız Araştırmacıdan Başarılı COVID-19 İlaç Denemesi’’ başlıklı yazıda da Çin’de COVID-19 hastalarının tedavisinde kullanılan klorokin içeren ilaçların Fransa’da SARS-CoV-2 virüsünden etkilenen 24 gönüllü hastada denendiği ve başarılı sonuçlar alındığı anlatılmaktadır.

Fransa’nın Marsilya kentinde bulunan Institut Hospitalo-Universitaire (IHU) Méditerranée kurumunda bulaşıcı hastalıklar enstitüsünde çalışan Profesör Didier Raoult tarafından, doktor kontrolünde 10 gün süreyle günde 600 miligram klorokin verilen hastaların %75’inde, altı gün sonra virüsün etkisinin kaybolduğunun gözlemlendiği anlatılmaktadır.

Profesör Raoult, klorokin tedavisi uyguladığı ilk COVID-19 hastalarında hızlı ve etkin bir iyileşme süreci görüldüğünü ve virüsten etkilenme sürelerinde keskin bir düşme olduğunu açıklamıştır.

ABD bilimsel araştırmacıları tarafından 13 Mart 2020 tarihinde yayımlanan bir çalışma da klorikinin etkili bir tedavi yöntemi olarak görüldüğü ve Fransa’da elde edilen bulgularla uyumlu olduğu ifade edilmiştir. ABD’de yayımlanan akademik çalışma, klorokin tabletlerinin kullanılmasının, daha hızlı iyileşme ve hastanelerde daha az kalış dâhil, korona virüsten etkilenen insanlarda olumlu sonuçlara neden olduğu ifade edilmektedir.

COVID-19 hastalığına neden olan SARS-CoV-2 virüsünün elektro mikroskop altında görüntüsü. Kaynak: NATIONAL INSTITUTES OF HEALTH

Bu bilgiler ışığında Yunanistan’ın Hindistan’dan neden 5 (Beş) Ton gibi çok büyük miktarda klorokin aldığı sanırım daha iyi anlaşılmaktadır. Nitekim Kampouris tarafından kaleme alınan yazıda da Yunanistan Ulusal İlaçlar Ajansı Başkanı Dimitris Philippou’nun; klorokin ilacının test edildiği ve ilk sonuçların korona virüs bulaşan hastalarda olumlu etkilerinin olabileceği yönündeki sözlerine yer verilmektedir.

Şimdi biraz matematiksel hesaplar yapalım. Yunanistan’ın nüfusu 2020 yılı tahminlerine göre yaklaşık 10,5 milyondur ve dünya nüfusunun yaklaşık olarak %0.13’ünü oluşturmaktadır. Dünya nüfus sıralamasında 87’nci sırada yer alan Yunanistan’da nüfusun yaklaşık olarak %85’i kentlerde yaşamaktadır. Yunan nüfusun yaş ortalaması 43,8, 65 yaş üzeri insan sayısı ise %22 civarındadır.

Fransa’da, 34 gönüllü COVID-19 hastası üzerinde yapılan deneme tedavisi esas alındığında (1 Kişi X 10 Gün X 3 Tablet X 200 Miligram) Yunanistan’ın bütün nüfusunun COVID-19 hastalığından etkilendiği ve klorokin ile tedavi edileceği durumda ihtiyaç duyulan toplam klorokin miktarı yaklaşık olarak 6,3 tondur.

Hindistan’dan tedarik ettiği 5 Ton klorokin ile Yunanistan, nüfusunun yaklaşık olarak %80’ine, daha önce Çin ve Güney Kore’de başarıyla denenen, Fransa’da 24 gönüllü COVID-19 hastasının %75’inde başarılı sonuçlar veren ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından önerilen tedavide denenecek ilaçlar listesinde yer alan klorokine erişme imkânını sağlamıştır.

İnsanlık tarihinin gördüğü en büyük salgın hastalıklardan bir tanesi ile karşı karşıyayız. Bilim ve aklın ışığında, başkalarının deneyimlerinden de faydalanarak bu ölümcül virüse karşı mücadele etmeliyiz. En önemlisi de Dünya Sağlık Örgütü tarafından başlatılan ve COVID-19 solunum sistem hastalığı hakkındaki verileri toplamak, hastaların hayatlarını kurtarmak ve aşırı bir yük altında ezilen sağlık sistemini rahatlatmak olan DAYANIŞMA Projesine vakit geçirmeden dâhil olunmalıdır. Bu mesele artık küresel bir mesele haline gelmiş durumdadır.

Klorokin veya diğer sıtma ilaçlarının SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu COVID-19 hastalığına karşı nasıl işe yaradığı hâlâ belirsizliğini korumaktadır. Sıtma, sivrisinekler tarafından yayılan plazmodyum parazitinin neden olduğu bir kan hastalığı iken COVID-19 SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu bir hastalıktır.

Viral ve parazit enfeksiyonlar birbirinden çok farklı olduğundan, bilim insanları birinde işe yarayan tedavi yönteminin diğerinde de işe yarayacağını söyleyemezler. Klorokinlerin hücre yüzeyinde asit seviyesini değiştirdiği ve böylece virüsün enfekte etmesini önleyebildiği öne sürülmüştür.

Klorokinlerin vücudun bağışıklık sistemini aktive etmesi de mümkündür. Yapılan son bir çalışmada; hidroksiklorokinin, çeşitli bakteriyel enfeksiyonların tedavisinde kullanılan azitromisin ile birlikte kullanıldığında, sadece hidroksiklorokin kullanımına oranla enfeksiyonun yayılmasını daha iyi durdurabildiği gösterilmiştir. Bununla birlikte bu henüz, sınırlı sayıda denek üzerinde yapılan bir ilk çalışmadır.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından COVID-19 hastalığının tedavisinde denenebileceği söylenen klorokin ve diğer ilaçlar kesinlikle doktor tavsiyesi olmadan ve doktor gözetimi dışında kullanılmamalıdır. Ağır yan etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimleri, toksik zehirlenmeler ve hatta ölümlere dahi neden olabilir.

SAĞLIK DOSYASI : Post-Korona Dünya


Post-Korona Dünya

29 May 2020

Salgın (pandemi) dünyayı sonsuza dek değiştirecektir. Önde gelen 12 düşünürün tahminleri Koronavirüs pandemisi, Berlin Duvarı’nın yıkılması veya Lehman Brothers’ın iflası gibi, geniş kapsamlı sonuçlarını bugün ancak hayal etmeye başlayabileceğimiz dünyayı sarsan bir olaydır….

( John ALLEN | Nicholas BURNS | Laurie GARRETT | Richard N. HAASS | G. John IKENBERRY | Kishore MAHBUBANI | Shivshankar MENON | Robin NIBLETT | Joseph S. NYE, Jr. | Shannon K. O’NEIL | Kori SCHAKE | Stephen M. WALT | FOREIGN POLICY, 20 Mart 2020 )

Salgın (pandemi) dünyayı sonsuza dek değiştirecektir. Önde gelen 12 düşünürün tahminleri

Koronavirüs pandemisi, Berlin Duvarı’nın yıkılması veya Lehman Brothers’ın iflası gibi, geniş kapsamlı sonuçlarını bugün ancak hayal etmeye başlayabileceğimiz dünyayı sarsan bir olaydır. Şu çok kesindir; tıpkı bu hastalığın yaşamları parçaladığı, piyasaları bozduğu ve hükümetlerin yetkinsizliğini (veya eksikliğini) ortaya çıkardığı gibi, siyasi ve ekonomik güç üzerinde daha sonra ortaya çıkacak şekilde kalıcı değişimlere yol açacaktır. Bu kriz devam ederken, ayaklarımızın altında hareket eden zemine anlam verebilmeye yardım etmek için, Foreign Policy, dünyanın dört bir yanından önde gelen 12 düşünürden, pandemiden sonra küresel düzene ilişkin tahminlerini paylaşmalarını istedi.

Daha Az Açık, Daha Az Müreffeh ve Daha Az Özgür Bir Dünya
Stephen M. WALT

Pandemi, devleti kuvvetlendirecek ve milliyetçiliği yeniden pekiştirecektir. Her türden hükümet, krizi yönetmek için acil durum önlemleri alacak ve birçoğu kriz bittiğinde bu yeni güçlerden vazgeçmeye razı olmayacaklardır.

KOVİD-19, güç ve etkinin Batı’dan Doğu’ya seyreden hareketini de hızlandıracaktır. Güney Kore ve Singapur’un ardından Çin de – en baştaki hatalarını telafi ederek – virüse karşı en iyi yanıt veren ülkelerden oldu. Avrupa ve Amerika’nın vermekte güçlük çektiği yanıt ise “Batı” markasını oldukça zedeledi.

Değişmeyecek olan, dünya politikasının temelde çelişkili doğasıdır. Önceki vebalar – 1918-1919 grip salgını da dâhil olmak üzere – büyük güçler arasındaki çekişmeyi sonlandıramadı ya da yeni bir küresel işbirliği çağını başlatmadı. KOVİD-19 da yapamayacak. Vatandaşlar ulusal hükümetlerini korumak için hükümetler yanında saf tutarken, devletler ve şirketler ileriki zayıflıklarını azaltmaya çalışırken, hiper-globalizasyondan daha fazla bir geri çekilme göreceğiz.

Kısacası, KOVİD-19 daha az açık, daha az refah içinde ve daha az özgür bir dünya yaratacaktır. Bu böyle olmak zorunda değil; fakat ölümcül bir virüs, yetersiz bir planlama ve eksik bir liderlikten oluşan kombinasyon, insanlığı tehlikeli bir patikaya yönlendiriyor.

Bildiğimiz Anlamdaki Globalizasyonun Sonu
Robin NIBLETT

Koronavirüs pandemisi ekonomik küreselleşmenin bardağını taşıran son damla olabilir. Çin’in büyüyen ekonomik ve askerî gücü; Amerika’da Çin’i ABD kaynaklı yüksek teknoloji ve fikrî mülkiyetten caydırmak ve müttefiklerini davayı takip etmeye zorlamak için şimdiden iki partili bir kararlılığı kışkırtmıştı. Karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine ulaşmak için artan kamusal ve siyasi baskı, birçok şirketin uzun mesafeli tedarik zincirlerine olan bağımlılığını sorgulatmıştı. Şimdi KOVİD-19, hükümetleri, şirketleri ve toplumları uzun süreli ekonomik self izolasyon dönemleriyle başa çıkma kapasitelerini güçlendirmeye zorluyor.

Dünyanın bu bağlamda 21. yüzyıl başlarını tanımlayan “karşılıklı yarar sağlayan” küreselleşme fikrine geri dönmesi pek olası görünmüyor. Küresel ekonomik entegrasyondan sağlanan ortak kazancın korunmasına yönelik bir teşvik olmaması durumunda, 20. yüzyılda tesis edilen küresel ekonomi yapısı hızla çökecek. Daha sonra siyasi liderlerin uluslararası işbirliğini sürdürmeleri ve açık bir jeopolitik rekabete girmemeleri de çok büyük bir öz disiplin gerektirecek.

Vatandaşlarına KOVİD-19 krizini yönetebileceklerini kanıtlamak liderlere bir miktar siyasi kazanç sağlayacak. Fakat başarısız olanlar başarısızlıklarından dolayı başkalarını suçlama çekiciliğine direnmekte zorlanacaklar.

Daha Fazla Çin Merkezli Bir Küreselleşme
Kishore MAHBUBANI

KOVİD-19 salgını küresel ekonomik yönelimleri kökten değiştirmeyecek. Sadece zaten başlamış olan bir değişikliği hızlandıracak; ABD merkezli küreselleşmeden daha Çin merkezli bir küreselleşmeye geçiş.

Bu eğilim neden devam edecek? Amerikan toplumu küreselleşme ve uluslararası ticarete olan inancını yitirdi. Serbest ticaret anlaşmaları ABD Başkanı Donald TRUMP olsun veya olmasın zehirlidir. Aksine, Çin inancını kaybetmedi. Neden kaybetsin? Çünkü daha derin tarihsel nedenleri vardır.

Şu anda Çin liderleri, 1842’den 1949’a kadar olan aşağılanma yüzyılının; kendi kendilerini fazla beğenmenin ve o zamanki yöneticilerin Çin’i dünyadan koparmaya yönelik boş çabalarının bir sonucu olduğunu çok iyi biliyorlar. Buna karşılık, son birkaç on yıllık ekonomik canlanma küresel atılımın bir sonucuydu. Çin halkı da kültürel güven patlaması yaşadı ve artık her yerde rekabet edebileceklerine inanıyorlar.

Sonuç olarak, yeni kitabım olan Has China Won?’da belgelediğim gibi, ABD’nin iki seçeneği var. Eğer birincil hedefi küresel önceliği korumaksa, Çin ile siyasi ve ekonomik olarak sıfır toplamlı bir jeopolitik yarışmaya katılmak zorunda kalacak. Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri’nin hedefi, sosyal durumu kötüleşen Amerikan halkının refahını iyileştirmekse, Çin ile işbirliği yapmalıdır. Bilgece öğüt işbirliğinin daha iyi bir seçim olacağını öne sürecektir. Bununla birlikte, ABD’deki Çin’i toksik olarak gören siyasi ortam göz önüne alındığında, daha bilgece öğütler geçerli olmayabilir.

Demokrasiler Kabuklarından Çıkacak
G. John IKENBERRY

Kısa vadede kriz, Batı’daki büyük strateji tartışmalarında çeşitli gruplara tartışmaların alevlenmesi için yakıt verecek. Milliyetçiler ve anti-küreselciler, Çin şahinleri ve hatta liberal enternasyonalistler bile görüşlerinin aciliyeti için yeni kanıtlar bulacaklar. Yayılmakta olan ekonomik hasar ve toplumsal çöküş göz önüne alındığında, milliyetçiliğe doğru hareketin güçlendirilmesi, büyük güç rekabeti, stratejik ayrışma ve benzerlerinden başka bir şey görmek zor.

Ancak, 1930’larda ve 1940’larda olduğu gibi, daha yavaş gelişen bir karşı akım da olabilir, Franklin D. ROOSEVELT ve diğer birkaç devlet adamının savaştan önce ve savaş sırasında dillendirmeye başladığı gibi bir tür sert, ”realist” enternasyonalizm olabilir. Dünya ekonomisinin 1930’lardaki çöküşü, modern toplumların birbiriyle ne kadar bağlantılı olduklarını ve ROOSEVELT’in bulaşma (bulaşıcı hastalık) olarak adlandırdığı şeye ne kadar savunmasız olduklarını gösterdi. Amerika Birleşik Devletleri modernliğin derin güçlerine (ve Dr. Jekyll ve Bay Hyde karakteri) nazaran diğer büyük güçler karşısında daha az tehlikedeydi. ROOSEVELT ve diğer enternasyonalistlerin bir araya geldiği şey, savaş sonrası bağımlılığı yönetmek için yeni koruma biçimleri ve kapasiteleri olan açık bir sistemi yeniden kuracak bir düzendi. Amerika Birleşik Devletleri sınırları içinde gizlenemedi, ancak savaş sonrası açık bir düzende faaliyet gösterebilmek için çok taraflı işbirliğinin küresel altyapısının oluşturulması gerekiyordu.

Yani Birleşik Devletler ve diğer Batılı demokrasiler, kademeli bir kırılganlık duygusu tarafından yönlendirilen benzer tepkiler dizisinden geçebilirler; tepki ilk başta daha milliyetçi olabilir, ancak uzun vadede demokrasiler yeni bir tür pragmatik ve koruyucu enternasyonalizm bulmak için kabuklarından çıkacaklar.

Daha Düşük Kârlar, Ancak Daha Fazla İstikrar
Shannon K. O’NEIL

KOVİD-19, küresel üretimin temel ilkelerini baltalıyor. Şirketler şimdi üretime hâkim olan çok adımlı, çok ülkeli tedarik zincirlerini yeniden düşünecek ve küçülteceklerdir.

Ekonomik olarak, artan Çin iş gücü maliyetleri, ABD Başkanı Donald TRUMP’ın ticaret savaşı ve robotik, otomasyon ve 3D baskıdaki ilerlemeler, politik olarak da özellikle olgun ekonomilerdeki gerçek ve algılanan iş kayıpları nedeniyle küresel tedarik zincirleri zaten ateş altındaydı. KOVİD-19 şimdi bu bağlantıların çoğunu bozdu. Etkilenen bölgelerdeki fabrika kapanışları diğer üreticilerin – hastaneler, eczaneler, süpermarketler gibi – stok ve ürünlerden uzak kalmasına neden oldu.

Salgının diğer tarafında daha fazla şirket, tedariklerinin nereden geldiği hakkında daha fazla bilgi sahibi olmayı talep edecek ve fazlalık için verimliliği değiş tokuş edecektir. Hükümetler bu duruma ellerinden geldiğince müdahale edecek ve stratejik endüstri olarak düşündüklerini yerel yedekleme planlarına ve rezervlerine sahip olmaya zorlayacaktır. Kârlılık düşecek, ancak arz istikrarı yükselecektir.

Bu Pandemi Yararlı Bir Amaca Hizmet Edebilir
Shivshankar MENON*

Henüz ilk günler olmasına rağmen, üç şey belirgin görünüyor. Koronavirüs, ilk olarak ülkelerin iç ve dış siyasetlerini değiştirecektir. Bu, toplumların – hatta liberterlerin bile – hükümetin gücüne yeniden inanmalarıdır. Hükümetin salgını ve ekonomik etkilerini aşmada göreceli başarısı, güvenlik meselelerini ve toplumlardaki son kutuplaşmayı şiddetlendirecek veya azaltacaktır. Her iki durumda da hükümet geri döndü. Şimdiye kadarki deneyimler, otoriterlerin veya popülistlerin pandemiyle mücadele konusunda daha iyi olmadıklarını gösteriyor. Gerçekten de, Kore ve Tayvan gibi erken ve başarılı bir şekilde yanıt veren ülkeler, popülist veya otoriter liderlerin yönettiği demokrasiler değildi.
İkinci olarak bu durum, birbirine bağlı bir dünyanın henüz sonu değil. Salgının kendisi karşılıklı bağımlılığımızın kanıtıdır. Ancak tüm politikalarda, kendi kendine bir dönüş, bir otonomi arayışı, kendi kaderini tayin etme arzusu var. Daha fakir, daha ortalama ve daha küçük bir dünyaya yöneliyoruz.

Son olarak, umut ve yararlı işaretler de var. Hindistan, tüm Güney Asya liderlerinin tehdide karşı ortak bir bölgesel tepki oluşturmaları için bir video-konferans düzenleme girişiminde bulundu. Eğer pandemi, karşı karşıya olduğumuz büyük küresel meselelerde çok taraflı işbirliği yapma konusundaki gerçek ilgimizi fark etmemizi sağlarsa, faydalı bir amaca hizmet etmiş olacaktır.

Amerikan Gücünün Yeni Bir Stratejiye İhtiyacı Var
Joseph S. NYE, Jr.*

ABD Başkanı Donald TRUMP 2017’de büyük güç rekabetine odaklanan yeni bir ulusal güvenlik stratejisi açıkladı. KOVİD-19 bu stratejinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Amerika Birleşik Devletleri büyük bir güç olarak hüküm sürse bile, tek başına hareket ederek güvenliğini koruyamaz. Richard DANZIG’in, sorunu 2018’de özetlediği gibi: “21. yüzyıl teknolojileri yalnızca üretim ve dağıtım süreçleri açısından değil, sonuçları açısından da küreseldir. Patojenler, yapay zekâ sistemleri, bilgisayar virüsleri ve radyasyonlar, bizim sorunumuz olduğu kadar, onları ortaya çıkaranların da sorunudur. Anlaşmalı raporlama sistemleri, paylaşılan kontroller, ortak beklenmedik durum planları, normlar ve anlaşmalar, sayısız karşılıklı risklerimizi hafifletmenin bir yolu olarak izlenmelidir.”

KOVİD-19 ve iklim değişikliği gibi uluslar-üstü tehditler üzerine Amerika’nın diğer uluslar üzerindeki gücünü düşünmek yeterli değildir. Başarının anahtarı, gücün başkalarıyla birlikte olan önemini de öğrenmektir. Her ülke önce kendi ulusal çıkarlarını belirler; önemli soru, bu ilginin ne kadar geniş veya dar olarak tanımlandığıdır. KOVİD-19, bu yeni dünyaya stratejimizi uyarlayamadığımızı gösteriyor.

KOVİD-19’un Tarihi Galipler Tarafından Yazılacak
John ALLEN*

Her zaman olduğu gibi tarih, KOVİD-19 krizinin “galipleri” tarafından yazılacak. Her ulus ve daha fazla birey, bu hastalığın toplumsal gerginliğini yeni ve güçlü bir şekilde deneyimliyor. Kaçınılmaz olarak; hem benzersiz siyasi ve ekonomik sistemleri açısından hem de kamu sağlığı açısından ısrar eden uluslar, farklı ve daha yıkıcı bir sonuç yaşayanlar üzerinde başarı iddiasında bulunacak.

Bazıları için bu, demokrasi, çok taraflılık ve evrensel sağlık hizmetleri olarak büyük ve kesin bir zafer olarak görünecektir. Diğerlerine göre, baskın otoriter yönetimin açık “faydalarını” gösterecektir.

Her iki durumda da koronavirüs krizi, uluslararası güç yapısını, daha henüz hayal etmeye başladığımız bir şekilde yeniden şekillendirecektir. KOVİD-19, ekonomik hareketlilik üzerindeki baskısını artıracak, ülkeler arasındaki tansiyonu yükseltmeye devam edecektir. Uzun vadede pandemi, özellikle işletmeler kapanırsa ve bireyler iş gücünden ayrılırsa, küresel ekonominin üretken kapasitesini önemli ölçüde azaltacaktır. Bu dislokasyon riski özellikle gelişmekte olan ülkeler ve ekonomik olarak fazla sayıda dayanıksız işçileri barındıran ülkeler için önemlidir. Uluslararası sistem de büyük baskı altında kalacağı için bu durum hem istikrarsızlığa hem de ülkelerin içinde ve aralarında yaygın çatışmalara yol açacaktır.

SAĞLIK DOSYASI /// MESUT AYDENİZ : COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?


MESUT AYDENİZ : COVID-19 halk adıyla Corona sonrası, hayatımız nasıl olacak ?

Corona hastalığı hayatımızda pek çok şey değiştirdi binlerce ölüm, hastahanelerin acil servisleri yoğun bakım üniteleri kapasitelerinin çok üzerinde çalışmak zorunda kaldı. Maalesef ülkemizde de çok sayıda vatandaşımızı kaybettik. Bunun için dahiliye servislerini kapatıp cahiliye servislerini açmak gerekebilir. Yaşanılan süreç sonunda kısa süreli dünya hayatındaki can korkusuyla ahirette hesap verme dürtüsü ile günahlarından arınmış geleceğin potansiyel günahkarları olma yolunda devam ederek, sadece “başımız sıkıştığında andığımız” yüce Allahı salgın sonrası günahlarından arınmış ve de yeni tövbeler için arınmış kullar olarak, anmaya devam edeceğiz.

CORONA Öncesi ve sonrası Dünyada yaşam…

Yaşanan olaylarda gözlemlerimiz ile birlikte, en temel korku ve endişe sebebinin nedeni uzun süreli belirsizliktir. Peki ya sonrası ?

İnsanlar bu durumu sonsuz şekilde bilim kurgu romanları gibi süsleyerek, korku imparatorluklarına dönüştürebilir. Çok ciddi hayal ürünleri kurarak durumu dahada zorlaştırabililir, yeter ki istesin !

Neresinden bakarsak bakalım şuan hayatta olan insanlığın yaşadığı daha önce benzeri bir olay olmadı. Ama insanlık bunları yaşadı.

Hala sosyal yaşama etkileriyle birlikte, çalışma hayatını ev ofis çalışması ile e- ticareti canlandıracak gibi gözüküyor. Böylede yapılıyormuş diyorlar bizim çocuklar uzaktan eğitim madem yapılıyordu yıllarca okula neden sabahın köründe yola çıkıp’ta gittik dediler. Haklısınız dedim çocuklara…

İnsan beyni cevize benzediği gibi fiziki olmayan yapısı da Ormanlık alan gibidir. Yaşadıklarını, düşüncelerini ve hayallerini sentezleyerek çevresindeki insanların yorumlarıyla birlikte belirsizlik ve korku imparatorluğunu çok kolayca kurabilir.

Genel geçer bir görüş der ki ;

Korku hastalığı gerçek mandemiden daha büyük nükseder.

Salgın Sonrası favori Korkular
1- Kalabalık ortamlarda bulunmak :

Hayatımız Corona Öncesi ve Corona Sonrası diye ikiye ayrılıyor. Eskiden olduğu gibi eğlence merkezleri, toplu iç içe ziyaretler artık hayatımızda eskisi gibi olmayacak şeylerin başında geliyor.

2- Hastahanelere gitmek :

Hasta olsak bile hastaneye gitmeye korkan bir millet olacağız. Kahraman doktorlarımızdan korkar olacağız. Sanki nöbetçi Corona yayar. Muamelesi yapacaklarmış gibi saçma hislere kapılanlar olabilir. Bu özellikle acil servis doktorlarını çok memnun edecektir.

3- Yurt dışı sehayatleri :

Havadan kuş geçti, hadi uçalım italyaya gidelim. Muhabeti son buldu. Size orada dondurma veren amca ve torunları artık orada yok. Artık her attığınız adımla birlikte zorunlu olmayan seyahatleride azaltacaksınız.

4-Toplu taşıma kullanmak :

İstanbul ‘ da ciddi bir problem oluşturacak olsada bireysel silahlanmaya benzettiğim, her bireyin araba alma yarışı sağlık endişesi ile münübüs ve belediye otobüslerinin yarı kapasiteyi bile doldurmakta zorlandığı bir dönemi yaşayarak görmemizi bize yaşatıyor.

5- AVM’ de alış – veriş :

Gezerken bunu da alacağım ama limitim doldu dediğimiz şeyler vardı. Ya da sonsuz paramız ile aldıklarımız gelecek ay öderizler. Artık onlar yok çünkü, yarın sabah uyanıp uyanamayacagımızı, ölüm yayan ama bunu fark etmediğimiz bir dönemin içinde geziyoruz. Bu gezintimiz Sanal Mağazacılığın yükselişini bizlere gösterecek.

6-Cafeterya ve restoranlar :

Hani o italyan restoran vardı. Bugetti feronelli bilmem ne ? İşte hayatın ondan ibaret olmadığını paranız olsa bile, size oksijen sağlayamadığını yaşayarak gördük. Sosyalleşmenin konusmaktan geçtiğini aynı ortamda oturup biri telefona bakarken biri muzik dinlediği veya bir kahveye 15 TL vermenin, bir anlam teşkil etmediğini anlamış olduk.

7-Markette alışveriş yapmak :

Temel ihtiyaçlarımız arasında parfümler, saç düzleştiriciler varken, tokken açın halinden anlamazken, 48 saatlik sokağa çıkma yasağında medeni yamyamlara döndüğümüzü fark ettik. Hele temel ihtiyaç olarak cips ve cola alan vatandaşlarımızı görünce gururlandım. Neymişiz biz sonuçta ümmeti Muhammet burada…

Umarım bu salgın müslümanların yüce Allah’ a inanmasına vesile olur. Müslümanlar İslam kelimesinin sadece erkek adı olarak kullanılmadığını öğrenirler.

Alışveriş psikolojisi

Öncesinde rahatça harcıyorduk, kazanıyorum babalar gibi harcarım kart limitim 10,000 harca harcayabildiğin kadar. Ay sonu öderiz vardı. Şimdi ise, üretim yok, satış yok, para yok ama harcama var. Bu nedenle alışveriş piramiti içerik değiştiriyor. Kontrollü olarak alışveriş yaparak bankaya ödeyebildiğimiz kadar para harcamaya başladık. Hatta maaşlarımıza artık el sürmeyecek hizmet ödemelerimizi online internet ödemesi ile yaparak, paranın mikrobu ile de tanışmadan sağlıklı kalacağız. Çoğumuzun korktuğu elektronik alışveriş hatta elektronik kelepçe muamelesi yaptığımız bu işlem, ile tanıştık sempati duyar olduk.

Temassız al gülüm ver gülüm olarak, değerlendirdiğimiz bu süreç, daha da gelişecek ve insanları küçük kartvizitler sonrası küçük kartların hakimiyetinin yükselişi ile tanıştıracaklar. Dünya da muhtemel Dante sonrası önemli yere sahip olan 35 yaş grubu, (Türkiye’ de Necip fazıl Kısa kürek modeli) bakmadan almam ve daha tecrübeli yaşlardakiler ise, tanımadığımdan dokunmadan görmeden almam prensipleriyle uyum sürecinde biraz bocalayacaklar. Tabii bu durumu fırsata dönüştüren ahlaksız şirketlerinde bunda katkısı çok yüksek.

Tabii tüm esnaflar ve işletmeler fırsatçı değil bunların başlıcalıları :

Üstün sevk idare ve ürün hizmet bedelinin fırsatçılık ile değiştirmeyen kötü gün dostu vatansever işletmelere Domestos, Eyüp Sabri Tuncer, Ace, Boğaziçi kolonya ve Migros şirketlerini ekleyebiliriz.

Neler değişti ?

Corona hastalığına yakalanıp ancak, bunu kabul edemeyen, başımıza iş açma diyen aile reislerinin olduğu sonra aile içinde virüs çıkıncada bizim günahımız neydi sorusunun muhatabı aranmakta.

Hastalığa yakalanıp, yorgan döşek yatıp iyileşip hala farkında olmayan binlerce vatandaşımız olduğuna kesinlikle eminim. Bu haliyle bir kaç ay daha misafirliğini sürdürüp azalarak, kontrollü adımlarla ülkemizden ayrılacağına inanıyorum. Elbette etkilerinin en az on yıl daha sürmesi kadar doğal bir durum da yok. Gitsede etkileri bizimle…

Corona’ da insan gibi kendisini bir kaç aya unutacağız ama yaşattıklarını asla…

Bundan sonra herşey kontrollü olacak… Mesela yani ?

  • Sosyal mesafeyi koruyan arkadaşlıklar.
  • Japonya imparatoru Narihito gibi yaşamaya başlayan insanlar… Yani, Sadeleşen abartıdan uzak ve yüksek farkındalık sahibi hissederek yaşayan insanlar.
  • Aynı binada ve aynı evde beraber yaşadığımızı sandığımız ama bugüne kadar fark edemediğimiz, insanların sağlıkları ve onlarla ilgili diğer her şey… mesela bizim evde çay şekerini sadece ben kullanıyormuşum.
  • Hayatın kısa olduğu ve zaman biteceği bilinmeyen, geldiğinizde bulamayabileceğiniz, ömürleri yaşayan aileniz mi yoksa yola çıktıktan sonra, tanıştığınız cafeterya kültürü adını verdiğiniz arkadaşlarınız mı ? sorunun cevabı olabilir.
  • Ceza evine girmeden ya da bir hücreye kapanmadan, anlayamadığımız doğal özgür ve bol oksijenli bir hayatın değerini eve hapsolduğumuz bir kaç günde anlamadık mı ? Ki bizler balkona ve kapı ağzına çıkabiliyorduk. Güneş ışığının parladığını hatta rengini unutan yaşamlar olduğunu da hatırladık değil mi ?
  • Artık güvenli alanlarımızı kaybettik ve her an serseri bir mayına basmaya hazır bekliyoruz. Bu psikoloji ile yaşantıyı hayal edebiliyor musunuz ?
  • Güven duygusunun yeniden tanımlanması gerekmekte, o beni korur dediğimiz çevremizdeki insanların bile bir virüslük canı olduğunu öğrendik.
  • Ülkemizde Corona krizinde Sağlık ve Milli Eğitim Bakanlığı harici tüm kamu kuruluşlarının süreç yönetiminde etkin başarısızlığı, İnternet altyapıları, devlet kurumlarının çalışma biçimleri, sağlık politikaları, eğitim politikaları, alanında yaşanan uygulama eksiklikleri açısından birer ibret haline geldiğini gördük. Elbette dünyanın bir çok sözde medeni Avrupa ülkesinden ve Amerika’ dan çok daha iyi süreç yöneten sağlık bakanlığını da görmezden gelemeyiz.
  • Yaşanan ölüm korkusu ebedi hayat başlangıcı ile, Corona sonrası geçmişe nazaran, ruhani hassasiyetlerin artışı, her gün yaptıkları doğru, yalnış davranışları sorgulamak, düşünerek konuşmak gibi bir çok değişikliğin başlangıcı da gözlemlenmeye başladı.
Ve bunun sonucunda;

“Özgürlüğün” en temel yaşam hakkı olduğunun gerçeğinin hatırlanması kadar doğal bir durum söz konusu değildir. Kendimizle ve ailemizle tanıştığımız bu izole sürecinde, kendi isteklerimizi fark ederek bunları hayata geçirmenin keyfini sürebiliriz.

Yazının Sözü Uygulaması :

Korku hastalığı gerçek pandemiden daha büyük nükseder.

SAĞLIK DOSYASI : Koronavirüs’ün Terör Üzerindeki Olası Etkileri


Koronavirüs’ün Terör Üzerindeki Olası Etkileri

15 Mayıs 2020

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) Başkanı Dan Smith, Funke Medya Grubu’na bağlı gazetelere verdiği röportajda Korona krizi nedeniyle uluslararası gerginliklerin ve terörün artabileceği uyarısında bulundu.

Özellikle bundan Irak ve Suriye’nin etkilenebileceği, Irak’ta İslamcı milislerden oluşan İŞİD’in yeniden faliyetlere başlayacağına dair işaretlerin bulunduğunu belirtti. Korona krizi nedeniyle Afganistan’da radikal İslamcı Taliban’ın yeniden güçleneceği, ayrıca Yemen’de cephelerin daha da keskinleşebileceği hesaba katılmalıdır dedi.

SIPRI Başkanı Smith, Afrika, Nijerya ve Mali gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde yeni gerilimlerin tehdidi ile karşı karşıya olunduğunu dile getirdi. Bu bölgelerde Korona Virüsü salgınının devletlerin alt yapısını zayıflattığı, vatandaşların ihtiyaç duydukları yardımları alamadıkları ve bu nedenle yardım ve gıda maddeleri erişimi sözü veren milislere katılımların olabileceğini söyledi.

ABD’de bulunan düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu Başkanı Robert Malley (eski ABD Başkanı Barack Obama zamanında Beyaz Saray Ortadoğu Koordinatörü), Korona krizi nedeniyle uluslararası gerilimin artabileceği ve huzursuzlukların yaşanabileceği görüşünü paylaşarak ekonomik çöküşün gerilim yaşanan bütün bölgelerde sonuçları olacaktır dedi. Korona krizi öncesinde Hong Kong, Irak, Sudan, Lübnan, Cezayir ve Latin Amerika’da insanların siyaseten duydukları memnuniyetsizlik, uzun süren resesyon, gıda maddeleri yetersizliği, istihdam ve geçim sıkıntısı nedeniyle protesto ve gösteriler düzenledikleri ve bu durumun pandemi sonrasında daha da artabileceği konusunda uyarıda bulundu.

Terörle mücadele ve radikalleşme araştırmaları yapan Rafaello Pantucci, Foreign Policy’de yayımlanan ‘Koronavirüs’ten Sonra Terörizm Aynı Olmayacak’ başlıklı yazısında salgın sırasında otoriteye güvenin sarsılabileceği, nefret söylemlerinin kuvvetlenerek terör olaylarına neden olabileceğini öngördü. Pantucci’ye göre, bilinen terör örgütleri salgın karşısında farklı tavırlar sergiledi. DEAŞ ve El Kaide gibi terör grupları ve uzantıları, Korona krizine nasıl yanıt vereceklerini bilemedi. Batı Afrika’da olduğu gibi bazı terör örgütleri, krizin oluşturduğu kargaşayı yararlanacakları bir fırsat olarak gördü. Bazı dinci gruplar, Koronavirüs ile ‘kafirlere ilahi bir müsibet gönderildiğini’ savundu. Taliban ve Hizbullah ise Korona krizini yönetim kabiliyetlerini gösterme fırsatı olarak kullandı. Bazı devletler, terörle mücadelenin yasal tanımlarına ‘başkalarının yüzüne öksürme’ gibi antisosyal eylemleri ekledi.

PKK/YPG gibi terör örgütleri, Suriye’nin Haseke Bölgesi’ne giden Allouk Su Tesisleri’nin Türkiye tarafından kesildiği, böylece Koronavirüsü’nün Bölge’de yayılacağı propogandasını yaparak veya virüslü teröristleri canlı bomba olarak kullanarak pandemi krizini fırsata çevirmeye çalıştı. Radikal örgütlerin Koronavirüsü’nü silah olarak kullanma arayışları ise şimdilik sözde kaldı.*Mücadele sürerken terör olarak nitelendirilebilecek eylemler sınırlı kaldı. Örneğin, Tayland, Endonezya ve Kazakistan’da herhangi bir şekilde terör eylemi olmamasına rağmen, Çin’e karşı olan nefret söylemleri ve eylemleri gündeme geldi. Bu eylemlerin bazıları, Avrupa’da 5G istasyonlarının ateşe verilmesi, ABD’de Korona mücadelesine ayrılan bir hastanenin bombalanma planı ve Los Angeles Limanı’nda bir trenin yaydan çıkarılması planı ile sınırlı kaldı.

Pandeminin kontrol altına alınmasında yaşanan problemler, hemen hemen tüm ülkelerde ekonomik, toplumsal ve siyasi krizlerin alt yapısını hazırlıyor. Bu süreçte devletlerin kriz yönetme kapasiteleri vatandaşları tarafından takip ediliyor. Etkin devlet mekanizmalarının ve sağlık sistemlerinin işlemediği ülkelerde, toplumsal rahatsızlıklar ve kargaşa artabilir, bu durum ise terör olaylarının desteklenmesine neden olabilir.

Pandemi ile mücadele esnasındaki eşitsizlikler, pandemi sonrasında ekonomiyi kontrol altına alabilmek için öngörülen kemer sıkma politikası ve gevşetilen para musluklarının kısılması, işsizlik oranının artması, kişi başına düşen gelirin azalması, gerginlikten yararlanmak isteyen sistem karşıtı aşırı ve ırkçı grupların sayısının artması, otoriteye olan güvenin zedelenmesine neden olacaktır.

Terörizm, genellikle hükümetlerin başarısız olduğu ve insanların sistemden dışlandığını hissettiği dönemlerden beslenir. Pandemi sürecinde dünya devletleri, uluslararası iş birliğinde başarısız oldular. Bu durum, vatandaşların yönetime karşı olan güven duygusunu azaltacağı gibi oluşacak ekonomik sıkıntılardan dolayı yönetime karşı daha da öfkeli olmalarına neden olacaktır. Vatandaşlar, haklarını arama konusunda ideolojilerine göre yeni gruplara yönelecek, bu da terörü tetikleyici bir rol oynayacaktır.

Kaynakça:

Korona Gerilim ve Terörü Artıracak

LİNK : https://www.dw.com/tr/sipri-korona-gerilim-ve-ter%C3%B6r%C3%BC-art%C4%B1racak/a-53401054

COVID-19’dan sonra terörizm aynı olmayacak

LİNK : https://fikirturu.com/toplum/covid-19dan-sonra-terorizm-ayni-olmayacak/

After the Coronavirus, Terrorism Won’t Be the Same

LİNK : https://foreignpolicy.com/2020/04/22/after-coronavirus-terrorism-isis-hezbollah-5g-wont-be-the-same/

Terör örgütü PKK/YPG’nin kirli ‘corona virüsü’ oyunu

LİNK : https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/teror-orgutu-pkk-ypgnin-kirli-corona-virusu-oyunu-5775390/