SAĞLIK DOSYASI : Corona virüsü hangi yüzeyde ne kadar süre yaşıyor ???


Corona virüsü hangi yüzeyde ne kadar süre yaşıyor ???

Corona virüsü hangi yüzeylerde ne kadar süre hastalık yapıcı özelliğini koruyor? Kargo açarken dikkat etmeli miyiz? Asansörler virüsün bulaşıcılığı açısından riskli mi? Acil Tıp Uzmanı Alp Sirman önemli bilgiler verdi.

Corona virüsünün farklı yüzeylerde ne kadar yaşadığı, havada kalıp kalmadığı merak konusu. Konu ile ilgili detaylı bilgiler veren Acil Tıp Uzmanı Dr. Alp Sirman, özellikle asansör gibi kapalı alanlara dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

İşte virüslerin farklı yüzeylerde hastalık yapıcı etkinliğini sürdürme süresi:

Corona virüsü hangi yüzeyde ne kadar yaşıyor?

ASANSÖRLERE DİKKAT!

Yeni yapılan bir araştırmaya göre COVID-19 hastalığına neden olan corona virüsü havada 3 saate, bakır yüzeyde 4 saate, karton yüzeyde 24 saate kadar etkisini sürdüyor. Plastik veya paslanmaz çelik yüzeyde ise 2-3 gün kadar hastalık yapıcı etkisini sürdürmekte.

Peki bu ne demek? Örneğin asansörler gibi havalandırması kısıtlı yerlerde havada bulaşıcılık uzun süre devam eder. Bu durum özellikle oteller, ofis binaları ve büyük bloklardan oluşan binalar için çok önemi taşıyor.

Bir yer daha var ki her gün milyonlarca insanın bilmeden hastalanmasına yol açan önemli bir yer burası: Toplu taşıma araçlarında.
Otobüsler sık sık dezenfekte ediliyor ama otobüsler de kapalı bir ortam olduğu için saatlerce süren yol boyunca solunan havadaki virüsleri etkilemiyor. Onları soluyan yolcuların ve şöförlerin hasta olması kaçınılmaz.

BAKIR ANTİBAKTERİYEL ÖZELLİĞE SAHİP

Virüs sert yüzeylerde 3 güne kadar hastalık yapabilir durumda kalıyor ama bakır yüzeylerde bu hastalık yapıcı etki sadece 4 saat ile sınırlı. Bu durum bakırın antibakteriyel, antiviral özelliğinden kaynaklanıyor.

Bu özelliğin faydası ne? Okullar, iş yerleri, hastaneler gibi kalabalık binalarda merdiven trabzanları, kapı kolları gibi herkesin çok dokunduğu dolayısıyla bulaşma riskinin fazla olduğu yerlerde bakırı kullanarak bulaşmayı önemli derecede azaltabilir, COVID-19 gibi viral hastalıkların yayılmasını önemli ölçüde engelleyebiliriz.

KARGOLARDA NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

Karton da COVID-19’un fazla bulaştırıcı olmadığı yüzeylerden biri. Bunun önemi ise bir ürün sipariş ettiğimizde kutusundan çok içindeki üründe virüsün bulunma ihtimalinin fazlalığı. Buna dikkat ederek kargolarımızı açmamız yerinde olur.

CORONA VİRÜSÜNÜ NASIL ETKİSİZ HALE GETİREBİLİRİZ?

Bunca riskli duruma rağmen aslında çok basit bir yöntemle virüsü etkisiz hale getirebiliriz: Sabun ve su kullanarak. Çünkü corona virüsü, bronş epiteline yapışmasını sağlayan, antijeni taşıyan çıkıntılar ve dışarıdan korunan, içindeki genetik materiyal bir lipid kapsüle sahip. Buradaki lipid ise bildiğiniz yağ.

Bu kapsülü, yağı çözen sabun, alkol, tiner gibi tüm çözücüler virüsü ortadan kaldırır.

Bu maddelerin içinde ise su ve sabun ilk sırada. Elimizi yıkarken virüslerden sağlam kalanları da uzaklaştırmış oluyoruz. Alkol de bir seçenek ama alkol hem pahalı hem de sürekli kullanımda ciltte çatlaklara yol açabilir. Kısaca sabun ve su en iyi dezenfektandır.(Kaynak: The New England Journal of Medicine. DOI: 10.1056/NEJMc2004973 (2020).)

SAĞLIK DOSYASI : BİLİM KURULU ÜYESİ PROF. DR. MEHMET CEYHAN’DAN İLAHİ KOMEDYA


BİLİM KURULU ÜYESİ PROF. DR. MEHMET CEYHAN’DAN İLAHİ KOMEDYA

Mart 26, 2020

Allah virüsleri yarattı çünkü insanlar belli bir sayının üstünde çoğalmamalı

Bilim kurulu’na TTB’den kimsenin alınmaması normal değil mi?

Korona Bilim kurulu üyesi Profesör Mehmet Ceyhan, “ Virüsleri Allah yarattı, çünkü insanların belirli bir sayının üzerinde çoğalamaması gerekir“ ifadelerini kullandı.

CNN Türk’te Tarafsız Bölge programında Ahmet Hakan’ın konuğu olan Korona Bilim kurulu üyesi Profesör Mehmet Ceyhan, “İnsanlar belli bir yaşın üstünden daha uzun yaşayamazlar. Bu neyle sağlanır? Allah neden virüsleri yaratmış? Hiçbir işe yaramıyorlar canlı değiller. Yaratmış çünkü insanların belirli bir sayının üzerinde çoğalamaması gerekir. Yoksa kimse yaşayamaz.” dedi.

Prof. Ceylan’ın sözleri sosyal medyada tartışma yarattı.

VİDEO LİNK : https://youtu.be/-XDohxVJsDA

SAĞLIK DOSYASI /// Mehmet Kurtoğlu : Veba ve Corona


Mehmet Kurtoğlu : Veba ve Corona

28 Mart 2020

Verem hastası olup romanlarında veremli kahramanlarıyla hastalığın inceliğini anlatan, sağlıklı insanların bilmediği, hissetmediği acıları ve duyguları edebi olarak dile getiren Camus’nün, karantinaya alınmış Oran şehrindeki vebalıların ölümünü tasvir ettiği bölümler oldukça ürkütücüdür. Verem ve Veba geçmiş yüzyıllarda kalmış bir hastalık. 20 yüzyıl insanı özellikle vebanın nasıl bir hastalık olduğunu bilmiyor. Bu yüzden vebanın 20 yüzyıl insanı için korkunç bir yüzü vardır. 1980’lerde okuduğum bu romandaki vebalı kişilerin koltuk altlarında, kasıklarında ortaya çıkan hıyarcıklarla acı çekerek ölmesi ürkütücüydü… Düşünün bir defa; vucudunuzun belli noktalarında şişkinlikler oluyor sonra bunlar sizi ölüme götürüyor. Ve bu hastalık bir şehri veya bir kasabayı yok edebiliyor. Örneğin Papa Peneloux, vaazında halkı uyarırken, daha doğrusu bunun Tanrının iradesi olduğunu anlatırken şöyle der: Falan şehirde veya kasabada veba ortaya çıktı yalnızca altı kişi kurtuldu… Şimdi böylesine kötü bir hastalığın bir şehri kırıp geçirdigini düşünün. Bir de bu şehirdeki insanların halet-i ruhiyelerini… Biz vebaya yabancı bir devirdeyiz. Vebadan daha çok bulaşıcı ama daha az öldürücü bir hastalık olan corona ile karşı karşıyayız. Coronanın nasıl nüksettiğini ancak yapılan paylaşımlardan öğreniyoruz. Çünkü ilk defa böyle bir hastalıkla karşı karşıyayız. Kimse hakkında birşey bilmiyor. Anlatıldığına göre yüksek ateşler içinde, eklem yerleriniz ağrıyarak ,nefesiniz kesilip boğuluyormuş gibi oluyorsunuz. İleri safhasında ise cigerlerinize jilet atılıyor yahut cam parçalarıyla kesiliyormuşcasına büyük bir acıyla ölüyorsunuz. Atlatanlar dahi acı çekerek atlattıklarını söylüyorlar. Veba gibi acı çektirerek öldüren bir hastalık. Corona ile ilgili duyduklarımı veba ile karşılaştırınca ürperiyorum. Klasik devirlerin vebası gözle görülen somut bir hastalık. Corana ise gözle görülmeyen, ama verdiği acıyla varlığını hissettiren soyut, sinsi bir mikrop! Veba bulaştığı herkesi ayrım yapmadan öldürürken, corona seçim yapıyor. Herkesi esir alıyor ama öldüreceklerini kendisi belirliyor. “Akıllı Şehirler” in icat edildiği bir devirde “akıllı virüs” olarak nüksediyor. “Yavaş şehirler” in rağbet gördüğü bir devirde herkesi eve kapatarak “Yavaş Şehirler” yaratıyor. Hızlı yaşam temposunu ise yalnızca kendine uygun görüyor. Öyle hızlı hareket ediyor ki onu dünyanın en süper güçleri dahi yakalayamıyor… Herkes corona üzerinden birşeyler söylüyor ama bu süreçten ilhamla Albert Camus gibi bir Veba şaheseri yaratabilirler mi bilemiyorum. Veba’yı okurken ürkmüş, iyi ki o çağda yaşamıyorum demiştim, şimdi coronalı bir dünyada yaşadığım için korkuyorum. Çünkü corona vebadan daha sinsi….

Mehmet Kurtoğlu

SAĞLIK DOSYASI /// EMRAH KAYA : Küba, COVID-19 virüsüne karşı aşıyı buldu mu ???


EMRAH KAYA : Küba, COVID-19 virüsüne karşı aşıyı buldu mu ???

28 Mart 2020

Küba, Corona/Çin virüsüne karşı aşı ya da ilaç bulmadı. Solcular belki hayal kırıklığına uğrayacak ama gerçek bu. Öncelikle Dünya Sağlık Örgütü’nün bununla ilgili bir açıklaması yok. DSÖ’ye güvenmeyenler olabilir ama kurum HIV’in anneden bebeğe geçişini Küba’nın engellediğini ilan etti. Bu açıklama kurumun yalan söylemediğini gösterir.

İkinci olarak uzun süredir Küba meydasında buna karşı bir haber yok. Küba’da gerçekleştirilen devrimin ABD’nin ambargolarına rağmen hem Kübalılara hem de insanlığa en önemli katkılarından biri sağlık konusunda yaptıklarıdır. Ama Küba medyasında ilaca ilişkin bir haber yok. Küba basınından http://ahora.cu ise kısa bir süre önce yayınlanan bir yazıda Küba’nın 23 ilaç üretebileceğini ve aşı üzerinde çalışabileceği belirtildi.

Küba’da COVID-19’u kesin tedavi eden bir ilaç yok ama virüse karşı kullanılan ve etkili olduğu dile getirilen Interferon Alfa-2B var. Virüsün yayılmasıyla Çin, 30 ilacı kullanmaya karar verir ve ilaçlardan biri de budur. İlacın geliştirilmesinde en önemli etken Amerika’daki virüs kaynaklı başka hastalıklardır. Bu ilacın COVID-19’a karşı da etkili olduğu belirtilmektedir. İlacın virüse karşı etkili olduğu söylenebilir ancak kesim tedavi yöntemi demek oldukça zordur. Çünkü tedavi uzun süreli ve geniş kitleler üzerinde denenmedi. Sadece sınırlı testler yapıldı.

Küba’nın ilaç konusundaki tecrübesi uzun yıllara dayanıyor ama bu virüse karşı değil. Virüs dünyada yayıldığı gibi Küba’da da kendisini gösterdi. Ne yazık ki şu anda Küba’da virüse yakalanan 60’a yakın kişi hasta ve bir kişi hayatını kaybetti. Akıllara gelen ilk soru neden bu insanların tedavi edilmediği ve virüsün yayılmaya devam ettiğidir. Bir kaç gündür Çin’de yaşananları örnek gösterenler olabilir lakin Çin’i az çok tanıyan biri verilere güvenilmeyeceğini bilir.

Son olarak hatırlarsanız bir süre önce Küba’nın kanseri tedavi ettiği de iddia ediliyordu. Bu da palavraydı. Çünkü Küba kanseri tedavi edememiş sadece akciğer kanseri olan hastaların ömrünü bir kaç ay daha uzatabilmişti. Umarım gerekli tedaviyi Küba geliştirir ve paralar kapitalistlere akmaz ama unutmayın ki günümüzde vahşi kapitalizmin Mekke’si Çin’dir. Sağlıkla ve doğru bilgiyle kalın.

Emrah Kaya

Kafkassam Güney Amerika Araştırmaları Masası

SAĞLIK DOSYASI /// New Yorklu doktor acilden ‘corona’ görüntüleri paylaştı : Geç kaldık


New Yorklu doktor acilden ‘corona’ görüntüleri paylaştı : Geç kaldık

27/03/2020

ABD’de corona virüsünün merkezi New York’ta acil serviste görevli doktor hastanenin içinden çektiği görüntülerle durumun vahametini gözler önüne serdi.

Fotoğraflar: New York Times

Dünya Sağlık Örgütü’nün, “Çin ve Avrupa’dan sonra salgının yeni merkezi olabilir” dediği ABD’de vaka sayısı bir günde yaklaşık 17 bin artarak 85 bin 991’e çıkarak Çin’i geçti. New York’ta ise 39 bin 140 tesit edilmiş vaka bulunurken, 457 kişi hayatını kaybetti.

Doktor Colleen Smith New York’ta hizmet kapasitesinin sınırlarını zorlayan bir acil servisin içinden görüntülerle hastanenin 72 saatini paylaştı.

“Bu gördüğünüz ayakların hepsi Covid-19 hastası” diyerek acilde yan yana yatan onlarca hastanın yatağını gösteren doktor, “Sinir bozucu olan şey ise geç kalmış olmamız, bunun olacağını biliyorduk” diyor.

Smith, hastanedeki durumu şu sözlerle özetliyor: “Her geçen gün durum daha da kötüye gidiyor bugün cesetleri saklamak için bir donduruculu kamyonet getirmek zorunda kaldık”.

Solunum cihazı bulmaya çalıştıklarını anlatan Smith’in çalıştığı Elmhurst Hastanesi’ne başka hastaneden birkaç saat içinde cihazlar geldi. Ancak sadece beş cihaz gelebilmişti. Bu bir haftadaki üçüncü acil ekipman tedarikiydi. Sağlık çalışanlarının telkinlerine rağmen ABD’li yetkililer ekipman eksikliği yaşandığını reddediyor.

“Şimdi beş tane daha solunum cihazımız var ancak insanlar ölmezse yarın ya da öbür gün yeniden solunum cihazına ihtiyacımız olacak” diyen Smith şöyle devam ediyor: “Yetkililer her şeyin iyi olacağını söyleyip duruyor ama bizim açımızdan bakınca olmayacak. İhtiyacım olan desteği alamıyorum. hastalarımla ilgilenmek için ihtiyacım olan malzeme desteğini bile alamıyorum. Ve burası Amerika, güya birinci dünya ülkesiyiz.”

Burası normal günlerde de acil servisi yoğun olan bir hastane. Günde 200 kadar hasta geliyor. Şimdi bu sayı 400’ün üzerinde.

Smith, hastalığın sanılandan daha yaygın olduğunu şu örneklerle anlatıyor: “Başta öksürük ve ateş olan hastaları izole ediyorduk. Onların yanında ekstra dikkatli oluyorduk. Ancak şimdi ateşi olmayıp da sadece karın ağrısı şikayetiyle gelen hastaların röntgenlerinde de Covid-19 bulgularına rastlamaya başladık. Mesela araba kazasında yaralanan biri geliyor ve röntgen çektiğimizde akciğerleri ‘corona‘sı varmış gibi görünüyor. Şimdi anlıyoruz ki birçok hastamız aslında Covid-19’du ama biz fark etmedik. 10 asistan ve birçok hemşire hasta oldu. Çoğu doktor semptom gösterse bile test yaptıramıyor. Defalarca virüse maruz kalıyoruz, koruyucu ekipmanımız eksik. Sabah taktığım n95 maskesiyle bütün hastalara bakıyorum. Bugün taktığım maskeyi cuma da takmıştım. Maskelerin bitmesinden endişe ediyoruz.“

Hastane yeni şartlara uyum sağlamaya çalışıyor. Hafif semptomları olan hastalar için dışarıda test çadırı kurulmuş.

“Her geçen gün daha ağır hastalar geliyor” diyen Smith genç hastaların çoğunun sigara içmeyen sağlıklı bireyler olduğunu söylüyor.:“Bu kadar ağır hasta olacağını beklemediğimiz 30-50 yaş arası sıradan insanlar.”

Görüntüler Smith’in uyarılarıyla bitiyor: “Bu bir ay, iki ay, üç ay böle devam ederse ne yaparız bilmiyorum. İhtiyacımız olan malzememiz yok. Bunları söylediğim için başım derde girerse de umurumda değil. İnsanların bilmesini istiyorum. Durum kötü, insanlar ölüyor. Acil servisinde hastalarla ilgilenmek için ihtiyacımız olan malzeme yok. “

VİDEO LİNK : https://youtu.be/bE68xVXf8Kw

SAĞLIK DOSYASI /// ÇAĞIL KASAPOĞLU : Daha İnsani ve Dirençli Bir Toplum Mümkün mü ????


ÇAĞIL KASAPOĞLU : Daha İnsani ve Dirençli Bir Toplum Mümkün mü ????

Aralık ayıda Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkıp tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs ve neden olduğu Covid-19 hastalığı; ülkeler, hükümetler ve toplumlar için de bir sınav niteliğinde. İzlenen yöntemler ve benimsenen önlemler, yönetim anlayışlarının ve halkın yaklaşımlarının nasıl değiştiğini gösteriyor.
BBC Türkçe’nin sorularını yanıtlayan salgın hastalıklar ve tıp tarihi uzmanı Yale Üniversitesi’nden Emeritüs Profesör Frank Snowden, koronavirüs salgının nasıl bu kadar yayıldığını anlattı.
“Epidemics and Society: From the Black Death to the Present” (Salgınlar ve Toplum: Kara Vebadan Günümüze) adlı kitabın da yazarı olan Profesör Frank Snowden’a göre bu tip salgınlar “rastgele” ortaya çıkmıyor. Snowden’a göre insanların doğal yaşama müdahalesi, kentleşme ve küreselleşme ile devletlerin hazırlıksız olması bu sağlık krizinin küresel bir krize dönüşmesine neden oluyor.
Bu tip salgınlar toplumların, ülkelerin eylemlerinin sonuçları mı?
Epidemik hastalıklar tarihi, salgınların kesinlikle rastgele ortaya çıkmadıklarını gösteriyor.
İnsanların, hem yarattıkları hem de doğal olan çevreleriyle kurdukları ilişki ve kendi aralarındaki ilişki, mikropların, virüslerin ve bakterilerin istifade ettiği yeni çevresel milletler yaratıyor. Bu nedenle farklı topluluklar farklı hastalıklara daha hassas hale geliyor.
Örneğin, 19. yüzyıl Asya’sındaki durum bir bakıma Sanayii Devrimi’nin getirdiği, kentleşme, plansız, uygun altyapısı sağlanmayan sağlık hizmetleri, temiz suya erişim, kanalizasyon, hijyen ve aniden aşırı kalabalıklaşma gibi değişikliklerle ilintiliydi.
Bu, bakterilerin fekal oral yollarla bulaşmasını ve faydalanacağı ekolojik yaşam alanına ulaşmasını sağladı.
Bugün ise 8 milyar kişinin yaşadığı demografiyle, devasa kentleşme ve mega şehirlerin oluşumuyla, bu bölgelerin kitlesel ulaşım hatlarıyla birbirlerine bağlanmasıyla farklı türden bir toplum yarattık. Bu da bizim doğa ve hayvanlar alemiyle ilişkimizi değiştirdi.
Çünkü hayvanların yaşam alanlarını kasten, giderek artan bir hızla yok ettik. Bu da, insanların daha önce hiçbir iletişimleri olmayan hayvanlarla daha sık temas halinde olmaları anlamına geliyor.
ABD’de koronavirüsten en çok etkilenen eyalet New York.
Bu durum ne zamandır böyle?
Ebola salgınından bu yana bu durum giderek artmaya başladı. Çünkü Ebola, ormanlardaki ağaç gövdelerinde yaşayan hayvanlardan çıktı. Ormanların yok edilmesi onların da daha önce yaşadıkları yerlerin yok olması demek. Ebola’nın başında gördüğümüzü şimdi de Vuhan’da gördük. Virüs bir pazardan bulaştı ve oradan çok kalabalık bir kent toplumuna geçti.
Kitlesel toplu ulaşım da bir faktör. Vuhan’da sabah yaşanan bir olay, akşam kolaylıkla Mexico City’de veya New York’ta veya Buenos Aires’te de görülebilir.
Bu da yeni bir yaşam alanı yaratıyor ve akciğer virüslerinin havadan kolaylıkla bulaşmasına karşı direncimiz azalıyor. 1997’den bu yana H1N1 veya SARS veya şimdi de koronavirüste de bu görüldü.
2008’de yeni ortaya çıkan 335 hastalık tespit edilmişti. Bu hastalıklar arasında en önemlileri ve en sık görülenleri de akciğer virüsleri.
Dolayısıyla bunlar bir anda kendiliğinden olmuyor. Toplumumuz, bizleri bu tip hastalıklara daha hassas hale getiren şartları yarattı.
Ama kentleşme, küreselleşme modern dünyada kaçınılmaz görülüyor, her şey birbiriyle ilintili ama yine de salgının bu seviyeye gelmesi engellenemez miydi?
Bu ilginç ve hayati bir soru. Belki de en önemlisi. Bu koronavirüs sonunda azalacak ve biz öngörülebilir gelecekte başka zorluklarla karşı karşıya kalacağız ve bunlar da en az bunun kadar ölümcül olabilecek.
Bunu korkunç bir şey olarak görebiliriz, ama yine de, bu sadece muhtemelen daha kötüsü yaşanmadan önce bir prova niteliğinde.
Koronavirüsün sonunda nihayet daha hazırlıklı olacağız. Ama bu mümkün mü? Birkaç şey hatırlamamız gerekiyor. Birincisi Nobel ödüllü Joshua Lederberg’in sözleri. Lederberg, mikropların sonsuz sayıları, olağanüstü hızları ve mutasyona uğramaları nedeniyle insanlarla girdikleri yarışlarda çok daha fazla avantajları olduğunu söylemişti. İnsanoğlunun ise tek bir silahı var: Zekaları.
Buna bir ekleme yapacak olsam, zekalarının yanı sıra kapasitelerinin de işbirliği içinde olması gerektiğini söylerdim.
Dolayısıyla, bizim tek silahımız bilimsel tıp ve bilimsel kamu sağlığında vücut bulan zekamız. Bu tür salgınlarla mücadele için ürettiğimiz araçlar arasında da aşılar ve virüs karşıtı ilaçlar var. Bunu yapmak isteyip istemediğimize karar vermeliyiz, zira en az milyonlarca insan, yani soyumuz buna bağlı.
Ülkeler hazırlıksız yakalanmış görünüyor. Böyle bir duruma nasıl hazırlıklı olunabilirdi?
ABD Başkanı Donald Trump’ın “Kim bilebilirdi?” açıklaması çok üzücü çünkü bu durumu bilmemek için hiçbir neden yok. 1997’den bu yana virologlar ve kamu sağlığı yetkilileri tam da bu olayları öngörüyordu.
Her deneyimden sonra, örneğin SARS salgınından sonra acil durum planlarının taslakları yapılmıştı ve ABD Senatosu’nda görüşülmüştü. Bu planlar, federal hükümetler, eyalet yönetimleri ve CDC (ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi) tarafından hazırlanmıştı.
Ama salgın uzaklaştığı an yerini kolektif hafıza kaybı alıyor. Fonlar kesiliyor ve farkındalık unutulmaya bırakılıyor.
Dolayısıyla evet, bu tip durumlara karşı planlar açıkça hazırlanmıştı ve hassasiyetlerimizin en aza indirilmesi, ulusal, uluslararası ve Dünya Sağlık Örgütü’yle (WHO) küresel planların yürürlüğe girmesi görüşülmüştü.
WHO Genel Sekreteri Doktor Tedros Adhanom Ghebreyesus’a gerekli hazırlıkların ne olduğu soruları yöneltilebilir. Bunlardan biri ve yapmadığımız dünyada her bir bireye sağlık hizmeti ulaştırmak. Sağlık hizmetleri olmadan, kamu sağlığı yetkilileri olmadan hangi hastalıkların toplumda serbestçe dolaştığını ve hangi topluluklara bulaştığını dolayısıyla kamu sağlığı için hangi önlemlerin alınması gerektiğini bilemeyiz.
Ayrıca aşı geliştirmek için araçlara da yatırım yapılabilir. Ama araştırma ve geliştirme çalışmaları işin önemini anlamaktan yoksun bir kayıtsızlıkla ertelendi. Aynı şey antiviral ilaçlar için de geçerli. Araçlar hazır değildi.
Rio de Janeiro’da Devlet Başkanı Bolsonaro’nun koronavirüsü ciddiye almadığını düşünenler evlerinde protesto gösterileri düzenliyor.
Ne gibi değişiklikler olabilir?
Sağlık sistemimizin de yeterli araştırma (eğitimli personel, solunum cihazı, koruyucu ekipman..) kapasitesi yok. Bankalardan bu tip acil kriz ihtimaline karşı rezervlerinde sermaye bulundurmaları talep edilebilirdi. Bunların hiçbiri yapılmadı.
Dolayısıyla, Lederberg’in önerisinden faydalanamadık. Zekamızı ve kapasitemizi işbirliği içinde kullanabilseydik bu tip olaylara karşı hazırlıklı olurduk. Bu yaşanan acil durum sonunda bundan vazgeçeceğimizi umuyorum. Albert Einstein’ın dediği gibi “Aptallık, aynı hataları tekrarlayıp farklı sonuçlar ummaktır.”
Eğer bu şekilde hazırlıksız devam edersek aynı sonuçları yeniden yaşarız. Eski bir sistem denedik. Ama kayıtsızlık, bellek kaybı ve en zayıf olanlara karşı insani yaklaşımın yoksunluğunda bu sistem işe yaramadı. Şimdi başka bir şey denememiz lazım yoksa gelecekte bundan çok daha kötü olacak bir acil durumla karşı karşıya kalabiliriz.
Her bir bireye sağlık hizmeti sunulması gerektiğini söylüyorsunuz ama birçoklarının işleyen bir sağlık sistemine erişimi yok. Farklı ülkeler, farklı sağlık sistemler ve fırsatlar var. Temiz suya bile erişimi olmayan toplumlar var. Bunlar dünyanın eşitsizliği, zayıflıkları açısından ne mesaj veriyor?
Çok şey anlatıyor. Pandemilerin özelliklerinden biri, bize dönüp kendimize bakmamızı sağlamasıdır.
Ayna gibidir. Aynada gördüğümüz özelliklerden biri güzel değil, giderek tırmanan, artan uluslararası eşitsizlik.
Ortaya çıkan bu oldu. Bu salgında yalnızca herhangi bir ülkedeki savunmasız insanlar acı çekmeyecek, WHO’nun da dile getirdiği gibi, en kırılgan ülkelerdeki en zayıf insanlar acı çekecek.
Ebola, 2013 ile 2016 yılları arsında Batı Afrika’da kaynak yönünden en yoksul üç ülkede görüldü. Bu ülkelerin sağlık hizmetleri için altyapısı yoktu.
Ekonomistler benden daha iyi bilirler ama, bu üç ülkede etkin sağlık sistemleri oluşturulmuş olsaydı, bunun maliyeti Ebola’yla mücadeleye harcanan fon kadar olacaktı.
Bir diğer deyişle, küresel toplum için seçtiğimiz yöntem yalnızca insanlık dışı olmakla kalmıyor aynı zamanda mali açıdan da makul değil. Acil durum bütçesinin yanı sıra pandeminin de de artan bütçesini göreceğiz.
ABD Senatosu ve Temsilciler Meclisi küresel pandemi sonucu 2 trilyon dolarlık virüs paketini oyladı. Dünya ekonomisi ve her bir ülkenin ekonomisine etkisini düşündüğünüzde, sağlık sistemi yaratmak için kullanılan bu paranın aslında hazırlık amaçlı önceden alınabilecek önlemlerin bütçesinden daha fazla olduğunu görürsünüz.
Mikro-biyodünyayla ilgili meselelerde acil durum tedbirleri her zaman daha pahalı ve daha az etkili olur. Dolayısıyla hazırlıklı olmak hem daha insani hem de mali açıdan daha uygun.
Yoksullar daha zayıf hale nasıl getirildi?
Bununla ilgili de araştırmalar var. Öncelikle, “yükselen piyasalar” veya “gelişmekte olan ülkeler” diye adlandırılan ülkelerden çok büyük sermaye kaçışı var. Pandemi sonucunda da bu, ülkelerin para birimlerinin değer kaybetmesine ve yoksulların da hayatta kalmak için gerekli ihtiyaçlarını satın alamamalarına neden oluyor.
Brezilya’nın favelalarında, Güney Afrika’nın kasabalarında, artan maliyetler nedeniyle annelerin çocuklarını beslemek için sütlerine su karıştıklarını duyuyoruz.
İşsizliğin artması da yetersiz beslenme anlamına geliyor. Bu gibi zamanlarda da yoksul kesimlerin daha da zayıfladığı, turizm gibi sektörlerin çöktüğü görülüyor. Bunun da Hindistan, Tayland, Brezilya gibi ülkeler üzerinde çok büyük etkileri oluyor.
En büyük trajedilerin henüz yaşanmadığını düşünenler olabilir. Kaynakları yetersiz olan, barınma, hijyen gibi imkanların bulunmadığı ülkeler var. Metropollerde salgınla mücadelede “sosyal mesafe” ve el yıkama tavsiyeleri yapılıyor.
Hindistan’da temel ihtiyaçlara erişimi olmayan milyonlarca kişi var.
Ama Mumbai’de veya Brezilya’nın favelalarında, Soweto’nun kasabalarında evsizseniz, suya, hijyene erişiminiz yoksa, bir odanın içinde üç aile yaşıyorsanız, bir mülteci kampındaysanız veya hapishanedeyseniz bu sosyal mesafeyi ve el yıkama tavsiyesini nasıl uygulayabilirsiniz ki?
Bu salgının, bizim yoksulluğumuzu ortaya çıkaracak bir salgın olduğunu görebiliyoruz. Bu yalnızca insani olmamakla kalmıyor, aynı zamanda “aydınlanmış kişisel çıkar” tezine de uymuyor.
Çünkü dünyanın yoksulları bir felaket yaşıyorsa bu çok büyük güvenlik sorunlarına, salgın hastalıklara neden olur ve gelişmiş ülkelerin pazarları olma ihtimalleri kalmaz.
Bu aslında kesinlikle faydasız bir sistem ve tamamen herhangi bir düzenlemenin olmadığı ve insani yok sayan bir şekilde tasarlanan serbest piyasa ekonomisini doğuran küreselleşmenin yarattığı olumsuzlukların bir bölümü.
Bundan daha iyisini yapabiliriz. Yeniden yapılanma sağlayabilir, kuralları değiştirebilir ve daha insani, uzun vadede bu olaylara karşı daha dirençli bir dünya yaratabiliriz.
O zaman bu olayların sonucunda yeni siyasi ve popüler hareketler oluşabilir mi?
Evet. Ayna metaforunu kullanırsak, yine karanlık hem de aydınlık tarafımızı görebiliriz. Hangisinin ortaya çıkacağını henüz bilmiyoruz.
Pandeminin gelişimini görmenin acı tarafı bu. İnsani bir yanıt mı verilecek yoksa baskıcı insanlık dışı bir yanıt mı? İkisinden birini seçebiliriz. Bu kendiliğinden olacak bir şey değil, bu insani bir tercih.
Bazıları bunu daha insani, daha sağlıklı bir dünya yaratmak için fırsata çevirmeye çalışıyor. Dünya Sağlık Örgütü Genel Sekreteri Doktor Tedros da bunu yapıyor.
Meseleyi tarafgirliğe indirmek istemiyorum ama ABD’de seçim döneminde bazıları ülkede herkese sağlık hizmetine eriğim sağlayacak bir yapının oluşması çağrısı yapıyor. Epidemi de bunun için bir örnek olarak sunuluyor. Hepimiz aynı gemideyiz, eğer bunu başaramazsak sıkıntısını herkes yaşayacak.
Ama aynada insanlığı karanlık yüzü de ortaya çıkabilir mi?
Evet, olumsuz bir ihtimal de var. Bazıları “İçimizdeki şeytanları uyandırmalıyız. Bilimsel olarak doğru olmayanlar doğrultusunda, paranoyalar hakkında konuşmalıyız” yaklaşımında. Bu daha çok şimdi Avrupa’da aşırı sağın yaptığı şey. Onlar şunları söylüyor:
“Bu göçün yarattığı bir sorun, o yüzden sınırlarımızı kapatmalıyız. Göçmenlere karşı çıkıp onları suçlamalıyız.”
“Bu bir Çin hastalığı, onların suçu. Çinlilere, ülkemizdeki Amerikalı Çinlilere tepki göstermeliyiz…”
Asya kökenli Amerikalılara karşı şiddet olaylarının arttığını görüyoruz. Meselenin Asya kökenli Amerikalıların genleriyle alakalı olduğunu söylemenin bilimle hiçbir ilgisi yok. Aşırı sağcıların, Amerika’da muhafazakarların bu yaklaşımlarına, uluslararası bilime sırtlarını dönmelerine hayret ediyorum.
Covid-19’u sanki öyle bir şey varmış gibi “yabancı virüs”, “Çin virüsü” veya “Vuhan virüsü” olarak adlandırmakta ısrarcı olmak bilimin inkarı, doğrulara sırtımızı dönmek demektir.
Yalnızca ABD Başkanı Trump değil, Brezilya Devlet Başkanı Bolsonaro da bu ifadeler kullanıyor.
Spekülasyonlara neden olan yalan haberi yayan, bilimi reddeden popülist aşırı sağ popülizmidir. Bu bizi bu tip felaketler karşısında savunmasız bırakıyor.
İtalya’da son haftalarda eşik alınan önlemlerle düzleşmeye başladı.
Diğer yandan Çin’in virüsle mücadelesini ‘baskıcı, otoriter’ olarak eleştirenler de var. Ama şimdilik yayılmasını engellemeyi başardılar. O zaman dünyada Çin’in izlediği model virüsle mücadelede örnek olarak gösterilebilir mi?
Çin modelinin bazı ülkeler tarafından yeni otoriterlik anlayışına destek toplamak için kullanılabilir, demokrasilerin bu tip krizlerle mücadelede yetersiz kaldığını söyleyebilirler.
Maalesef New York Times gazetesinde yazan Donald G. McNeil Jr da bu krizle mücadele etmenin bir yolunun “Ortaçağ” yöntemlerini izleyip, “lateks eldiven yerine demir yumruk kullanmak” olduğunu yazdı. Ama Çin’in yaptığı güvenlik kuşakları uygulayıp tamamen karantinaya almak. Ama unutmayın yaptıkları karantina ve tecritten daha fazlası. Doktorları susturdular, tutukladılar.
Çin’de serbestçe iletişim de sağlanamadı. İstatistikleri manipüle ettiler. Komşuların birbirleri hakkında casusluk yapmalarını istediler. Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, bunu başka ülkelerde de yapılması gerekenler için tavsiye niteliğinde “model” olarak sunuyor. Ama her şeyden önce bu bir “model” bile değil.
Bu, bir acil durum karşısında Çin’in daha önceden hazırlığı, planı yapılmayan olağanüstü önlemler almasıdır, modern tıp bilimi uygulaması değildir.
“Bu yeni bir virüs ve bunun karşısında kendimizi korumak için önlemler almalıyız” diyen doktorlar susturulmuştur. Kamu sağlığı serbestçe iletişim halinde olmaya, bilgi paylaşımında olmaya bağlıdır. Bu tip otoriter önlemler bu bilimin inkarı, bireylerin iletişim hakları ile kendilerini savunma fırsatlarının ihlalidir ve gelecekte yaşanacak başka sorunlara da katkı sağlamaktadır.
Bazıları benim yaşadığım İtalya’da da benzer uygulamalar olduğunu söylüyor. Ama İtalya “Çin modelini” uygulamıyor. Uygulanan tecrit görüşüldü, karşılıklı müzakere edildi.
Önce Lombardiya bölgesinde uygulandı, komşu bölgesi Veneto ise tamamen farklı Güney Kore modelini uyguladı ve tecrit yerine kitlesel test uygulamaları ve temas takip, izleme yöntemlerini benimsedi.
Kararlar, önlemler müzakereler sonucu, seçilmiş yetkililer tarafından geçici süreyle uygulandı ve otoriterliğe sürüklenmedi. Halktan komşuları hakkında casusluk yapmaları istenmedi. Doktorlar serbest ve istekleri her şeyi söylemekte özgürler.
Halk 24 saat medya ve posterler aracılığıyla bilgilendiriliyor. Toplumlar da katılım göstermeye teşvik ediliyor. Çin’den çok daha demokratik bir model.
Lombardiya’da eşik giderek düzleşiyor, her ne kadar olaylar hala zorlu görülse de şimdilik en kötüsü atlatılmış gibi ve bu “demir yumruk” olmadan “Ortaçağ yöntemleri” uygulanmadan yapılıyor.
ABD ve Brezilya önlemleri nasıl etki yaratır?
Brezilya ve ABD’de de aslında bir “model” yok. Parçalanmış, çelişkilerle dolu, hazırlıksız ve kaos yaratan bir yaklaşım.
Vatandaşların ne olup bittiğini bilmediğini görüyoruz. Tavsiye edilen önlemlere uymadıklarını görüyoruz çünkü henüz hastalığı anlamıyorlar. Ciddiyetini anlamıyorlar.
Bir sürü şehir efsanesi dolanıyor: “Bu yabancı bir virüs”, “Bu Çin virüsü” diyorlar.
Bunların hepsi ülkeyi savunmasız hale getiriyor. Ve liderleri de “Gripten, soğuk algınlığından daha kötü değil”, “Gençlere bulaşmaz onlar zayıf değil” gibi yorumlar yapıyor. Bu yaklaşımlar ABD ve Brezilya’ya çok zarar veriyor.
Bunların da bir pandemiyle nasıl mücadele edilmemeli sorusuna iki olumsuz örnek olduklarını söyleyebilirim.

Çağıl Kasapoğlu
BBC Türkçe

SAĞLIK DOSYASI : Almanların 8 yıllık corona virüsü raporu ortaya çıktı !!!!


Almanların 8 yıllık corona virüsü raporu ortaya çıktı !!!

Almanya’da Robert Koch Enstitüsü Başkanlığı’nda hazırlanan “Risk Analizi ve Halkı Koruma” başlıklı raporda ‘SARS CoV’ virüsünün mutasyona uğrayıp ‘pandemi’ olacağı, tüm dünyayı etkileyeceği ve binlerce kişinin hayatını kaybetmesine neden olacağı belirtiliyor.

Alman Meclisi’ne sunulan, 10.12.2012 tarihli ve 17/12051 sayılı raporda dikkat çeken bulgular ve bilgiler içeriyor. Sekiz yıl önce yapılan salgın tahminine göre, yaşlıların yüzde 10’u bu virüsten etkilenecek ve virüs üç ayrı dalga halinde yayılacak.

RAPORU KİMLER HAZIRLADI?

Robert Koch Enstitüsü başkanlığında Alman İnşaat ve Yerleşim Planı Müsteşarlığı, Halkı Koruma ve Doğal Felaketlere Yardım Müsteşarlığı, güvenlik ve bilgilendirme bölümüne bakan müsteşarlık, tarım ve beslenmeyle ilgili müsteşarlık, Teknik Yardım Ulaştırma Birimi Başkanlığı, Özel Komando Birlikleri, Alman Ordusu uzmanları ve Paul Ehrlich Enstitüsü ile birlikte hazırlanan rapor, 8 yıl önce Alman Meclisi’ne sunuldu.

Alman hükümetinin o rapora dayanarak ülkedeki sağlık sistemini güçlendirip tüm önlemleri aldığı belirtildi. Öte yandan, bugün, Merkel’in açıkladığı tüm önlemlerin o günkü raporda aynen yer aldığı da ifade edildi.

“SARS COV MUTASYONA UĞRAYACAK”

Raporda, ‘SARS CoV’un ‘mutasyona uğrayıp’ salgın haline geleceği belirtilirken, buna ilişkin öngörüler yer alıyor. Raporda hazırlık önerileri, çeşitli durumlara göre iyi-kötü durum senaryolarının hazırlandığı görülüyor.

İşte “Salgın-Pandemi ve Risk Analizi, MODİ-SARS’ın Mutasyona Uğramış Hali“ başlıklı rapordan bölümler:

* SARS Cov’un mutasyona uğramış hali olan yeni bir virüs gelecek ve insanların bağışıklık sistemini hızla çökertecek.

* 2003 yılındaki SARS CoV’dan çok farklı olan bu virüs hızla yayılacak.

* Bu yeni bir tür virüs olacak ve SARS CoronaVirüs, H5N1-Influenza’dan daha ağır sonuçlar doğuracak.

Senaryoda, Çin’den gelen Çinliler veya Çin’e giden 6 ile 10 Almanın bu hastalığı yayabileceği ve herkesin hastalığı 10 kişiye kadar bulaştıracağı belirtiliyor.

“KONTROLÜ AIDS’DEN ZOR OLACAK”

Hazırlanan raporda, neler olabileceği şu şekilde ifade ediliyor:

* Burada, yeni bir salgına neden olacak virüsten bahsediyoruz.

* Her ne kadar Modi-SARS desek de, bu yeni virüs yeni bulgularla ortaya çıkacak.

* Bu yeni virüs, SARS CoV’un farklı bir mutasyonu.

* SARS CoV’dan farklı olarak insanlara çok daha hızlı yayılacak.

* Adını henüz koyamadığımız bu virüs, çok yüksek oranda ölümlere yol açacak.

* Kontrolü, AIDS’e neden olan HIV’den daha zor olacak.

* Belirtileri açısından Modi-SARS ile SARS CoV birbirine çok benzeyecek.

* Bir insandan diğerine bulaşması 5 gün olacak.

* Virüs kapan kişide de semptomları 2 ile 14 gün arasında ortaya çıkacak.

“VİRÜSÜN BELİRTİLERİ YÜKSEK ATEŞ, KURU ÖKSÜRÜK ŞEKLİNDE OLACAK”

2012 tarihli raporda “Yeni virüsün belirtileri, yüksek ateş, kuru öksürük, hastaların çoğunda nefes darlığı, röntgen çekildiğinde akciğerlerde çeşitli bulgular, üşüme-titreme nöbetleri, bazen kusma hissi, baş dönmesi, kas ağrıları şeklinde olacak. Ayrıca ishal, baş ağrısı ya da vücutta çeşitli yerlerde egzama benzeri kızarıklıklar olabilir” ifadeleri yer aldı.

Ayrıca, raporda, “Bu yeni virüs, özellikle ileri yaşlardaki ve kronik hastalığı olanlarda yüzde 10’lara kadar varan ölümlere neden olabilecek. Çocuk ve gençlerde ölüm oranları yüzde 1’in altında kalacak. Gençler ve sağlıklı insanlar bir haftada bunu atlatacak, ancak yaşlıların tedavileri 60 günü bulabilecek” denildi.

“O GELDİĞİNDE İLACI OLMAYACAK”

Raporda şu ifadeler yer aldı:

* Virüs kişiden kişiye, damlacıklar, partiküller ya da dokunma ile geçebilecek.

* O geldiğinde, onan için bir ilaç henüz bulunmamış olacak.

* Bir aşı ancak ilk virüsten 3 yıl sonra geliştirilebilecek.

* İnsanların kendilerini koruması için hijyen kurallarına dikkat etmesi, gerekli yerlerde eldiven kullanması, koruma gözlüğü ve maske takması gerekiyor.

* Hastalık özellikle, aile içindeki temaslar, virüsü taşıyan kişilerin çevresinde bulunmak, toplu taşıma araçlarını kullanıyor olma, iş yerleri ve izin zamanlarında insanlardan insanlara bulaşacak.

* Salgın tüm dünyaya yayılacak.

* Almanya’ya gelmesi ise fuarlar ve üniversiteleri ziyaret eden yabancı öğrencilerle olacak.

Raporda, yeni virüsün SARS benzeri olacağı ama 2003 yılındaki SARS’tan büyük farklılıklar göstereceği, sağlık sistemini derinden sarsıp sınırları zorlayacağı belirtiliyor.

Öte yandan bunun, SARS virüsünün mutasyona uğraşmış hali olacağı ve şimdilik “Modi-SARS” diye tanımladıkları aktarılıyor.

“ASYA’DAN HAYVAN PAZARINDAN ÇIKACAK”

Tam bilimsel verilerle hazırlanan raporda şöyle denildi:

* Bu salgına neden olan virüs, Güneydoğu Asya’dan, vahşi hayvan satılan pazarlardan yayılacak ve insanlara geçecek.

* Hayvanlar bu virüse karşı bağışık olacak çünkü, zaten kendi bağışıklık sistemleri bunu tanıyor.

* Evde beslenen kedi ve köpekler bundan etkilenmeyecek veya yayılmasında etkili olmayacak.

* Ancak insanlar arasında çok hızlı şekilde yayılacak.

“EN TEHLİKELİSİ İLK DALGA OLACAK”

“Yeni virüs, üç dalga halinde vuracak” denilen raporda şunlar yer aldı:

* En tehlikelisi ilk dalga olacak.

* Daha sonra bunu ikinci ve üçüncü dalgalar takip edecek.

* Böylece üç yıla yayılacak bir pandemi gerçekleşecek.

* Virüs bu sürede iki kez mutasyona uğrayacak.

* Bir kere bu hastalığı kapan, aynı virüsten 360 gün daha etkilenmeyecek.

* Ancak mutasyona uğramış halinden ve başka bir benzer virüsten olumsuz etkilenebilecek.

* Virüse karşı karantina önlemleri, okulların kapatılması, kalabalık yerlerde bulunma yasağı, yakın temas yasağı gerekli olacak.

* Virüse kapan kişiler, özel karantina koşullarında tedavi edilmek zorunda olacak.

* İnsanlara yeni dezenfeksiyon kuralları getirilecek ve yeni hijyen kuralları konulacak.

HANGİ DALGA, KAÇ GÜN SÜRECEK?

* Modi-SARS (mutasyona uğramış SARS) virüsün ilk dalgası 1 gün ile 411 gün sürecek.

* Bu dalgada 29 milyon kişi virüs kapacak.

* İkinci dalga 462 ile 692 gün aralığında olacak.

* Burada 23 milyon Almanın virüsten etkileneceği hesaplanıyor.

* Üçüncü dalga ise 693 günden başlayıp 1052 güne kadar uzayabilecek.

* Bu da 26 milyon kişiyi etkileyecek.

* Bazı kişiler iki ya da üç dalgadan da etkilenmiş olacak.

“ÖNLEM ALINMAZSA 7.5 MİLYON ÖLÜM”

Raporda şu ifadeler de yer alıyor:

* Yaşlı insanlarda ölüm oranı, yüzde 50’yi bulabilir.

* Üç dalga, 7.5 milyona yakın Almanın hayatına mal olabilir.

* Bunun için tüm hastanelerde ve her yerde önlemler alınmalı, kişiler kendilerine daha etkin koruyucu önlemler almalıdır.

Raporda hükümete ve yetkililere nasıl önlemler alacakları, hangi yasalarda değişikliklere gidilmesi gerektiği belirtiliyor.

İlgili bölümler “Alınması gereken önlemler”, “Aşama aşama yapılacak işler ve bunların yönetmelikleri”, “Ekonomik alandaki işlemler” başlıklarıyla sıralandı.

Hastalık başladığında halkın hızlı derecede bilgilendirilmesi, alınması gereken önlemler ve hijyen kuralları yeniden hatırlatılırken, ilk aşamada halkın yüzde 8’inin bundan etkileneceği vurgulanıyor.

HANGİ SEKTÖR NE KADAR ETKİLENİR?

Virüsün ne gibi etkiler yapacağı; çeşitli sektörlerin Alman halkına daha ne kadar hizmet verebileceği, yeterlilik oranları, ekonominin nasıl bir seyir izleyeceği de raporda senaryolarla işleniyor.

Ayrıca, raporda hava trafiğinin durma noktasına geleceği; deniz taşımacılığında yolcu değil ama yük taşımacılığının devam edeceği; gaz, kalorifer yakıtı ve elektrikte sıkıntı olmayacağı; iletişimde sorun yaşanmayacağı; tren taşımacılığının azalacağı; trafik yoğunluğunun düşeceği; evlere paket servislerinin artacağı tahmin edilmiş.

Ek olarak raporda rakamlar çok yüksek ve beklentilerin üzerinde olursa, sağlık sisteminin çökeceği, doktor ve hemşire sıkıntısı yaşanacağı belirtiliyor.

Şu anda ülkede 500.000 yatak kapasitesi olduğu, bunun da ağır pandemiyi kaldıramayacağı belirtilen raporda aynı anda 4 milyon kişinin hasta olması halinde büyük sorunlar yaşanacağı vurgulanırken, önlemler için sinyaller veriliyor.

Özellikle ilaç, kişisel korunma malzemeleri, dezenfeksiyon malzemeleri konusunda büyük talepler olacağı, 8 yıl önceden öngörülmüş.

“SU VE YİYECEK SIKINTISI OLMAYACAK”

Ülkelerde su ve atık su sıkıntısı olmayacağı, yiyecek temininde de çok çeşitlilikten dolayı problemler görülmediği vurgulanıyor.

Raporda bankaların, borsanın, sigortaların, finans danışmanlarının, hükümetin ve meclisin kısıtlı ve zorunlu işlerde de olsa çalışmalarını sürdürebileceği belirtiliyor.

Medyanın ise çalışmalarına devam edeceği, bazı alanlarda daha fazla yoğunlaşacağı ancak kültür, spor ve sanat gibi alanlara daha az eğileceği de öngörüler arasında yer aldı.

MERKEL HÜKÜMETİ BU RAPORU UYGULADI

Merkel hükümetinin, 8 yıl öncesinden hazırlanan bu raporlar doğrultusunda önlemlerini aldığı belirtilerek hastaneler buna göre güçlendirildiği aktarıldı.

Sağlık sisteminin pandemiye hazırlandığı ifade edilirken Almanya’nın şu an için coronanın hızını kesmesinde, Meclis’e sunulan bu “Bilimsel öngörü ve senaryo çiziminin” etkisinin büyük olduğu belirtildi.