SAĞLIK DOSYASI /// DR. ABDULLAH BUKSUR : PANDEMİ SÜRECİ VE SONRASI


DR. ABDULLAH BUKSUR : PANDEMİ SÜRECİ VE SONRASI

23 Eylül 2020

Şimdiye kadar reddedilen milliyetçi okuma biçimi günümüzde yeni vizyonla ve versiyonu ile tüm dünyanın gündeminde olduğu görülmektedir. Küreselleşme ile başlayan süreç, gelinen noktada, eş zamanlı olarak radikal/popülist/aşırı sağın da bir yükseliş yaşadığı olgusu birçok çalışmayla ortaya konulmuştur. Her ne kadar kavramların içini medeniylet okumalarımıza bağlı olarak farklı anlamlandırmalarımız olsa da millet merkezli okumanın öncelendiğini görüyoruz.
Avrupa Birliği üyesi ülkelerin sağ partileri Avrupa Birliğinden çıkma istekleri, göçmen ve yabancı karşıtı söylemleri ve içine kapanma arzusu taşıyan topluluklar bu ivmeyi net olarak gözler önüne sermektedir. Küresel kriz ve ulus devletin yeniden dönüşü olarak yorumlamak mümkündür. Ancak Batının Millet ve Milliyetçilik tanımı ve hedefleri açısından Türk Uygarlığının, Millet ve Milliyetçilik kavramlarının içeriği farklıdır. Batı Elinde bulunan toprakları ve köleleri korumak için bir araya gelmiş ve kendini üstün gören bir anlayışla milletleşirken – Türk’ün Milletleşmesi birlikte yaşamış ve yaşayan, ortak Ugarlıklarının ferdi olan, ortak idealleri olan insanların bir araya gelerek oluşturduğu ve bizim yönettiğimiz bir dünya da herkes, Adalele, Hür bir biçim de yaşama ve yaşatma ideali bir Millet oluşturmuştur. Üretim ve Tüketim merkezli değil İnsan merkezli bakışın adıdır Türk Uygarlığı.
Küreselleşme ile başlayan / başlatılan süreç, parelel olarak ulus devlet kavramlarını, bunlarını tarihsel gelişimini ve neyi ifade ettiklerini, günümüzde büyük sıçrama yaşayan milliyetçilik anlayışına ne kadar bağlantılı olduğunu Batı Avrupa ülkeleri örneği çerçevesinde görebiliriz.
Küreselleşmenin sağladığı birçok şeyi tehdit olarak algılayan ve ulus kavramına sarılan siyasi anlayışların Ülkemiz de ve Batı Avrupa ülkelerinde her geçen gün daha da güçlendiği bir tespit olarak ortadadır.
Küreselleşme ile Pandemi arasında bir bağ kurarsak, her ikisi de küreseldir. Ancak küreselleşme büyük emek, gayretlerle ve büyük maliyetletlerle bu hale getirilirken, bulaşıcı virüsün ilerlemesini durudurmak için mücadele ediyor. Bu Pandemi sürecinin gelişmesi gibi ekonomik, sosyal, siyasal ve politik çıktıları da olacaktır.
Bulaş süreci, ölümlerin artması halin de ülkeler yeniden üretimi durdurmak zorunda kalacaktır. Bu çalışanların işsiz kalmasına neden olacaktır. Üretimin kesintiye uğradığı toplumsal gelirin sıfırlandığı, arz – talep dengesinin bozulduğu bu süreçte enfilasyon hızla yükselecektir. Bu yaşadığımız ülkede devlet hukukunu hiçe sayan bireysel çözüm odaklı bir toplumsallıkla karşı karşıya kalınacağı tahmin edilmektedir. Toplumsal barışı ve huzuru sağlamak için devletin daha fazla otoriterleşmesi kaçınılmaz hale gelecektir.
Karşılıklı yükseliş, İşsizlik – enfilasyon – toplumsal hareketlilik – şiddet – devletin otoriterleşmesi birbirini besler bir hal alacaktır. Ülkemizi yönetenlerin bu durumu şimdiden öngörerek önlem almalıdır.
Bütün ulus devlet modeliyle yönetilen ülkeleri yönetenler, gerekli önlemleri almazlar ise; ülkelerinde yükselen enfilasyonu aşağı çekebilmek veya durdurmak için dış borç aramaya başlayacaklardır. O zaman sizin, kanla, canla doğmamış çocuğunuzun ödediği bedelle, bağımsız ve özgür olarak, insanca yaşamak için kurduğunuz ülkenizin geleceğini, Para karşılığında kendi ellerinizle başkalarına veririsiniz.
Son cümle, kendine ait bir felsefesi olmayan ülkeler dünyada ve bölgesin de oyuncu olamaz. Çünkü taklitçiler hiçbir zaman gerçek olamaz. Taklitçilikten kurtulup kendimiz olmalıyız.

Dr. Abdullah BUKSUR

SAĞLIK DOSYASI /// Rubil Gökdemir : Korona Salgının Ortaya Çıkardığı Ekonomik ve Sosyolojik Gerçekler !!!!


Rubil Gökdemir : Korona Salgının Ortaya Çıkardığı Ekonomik ve Sosyolojik Gerçekler !!!!

29 Haziran 2020

Profesyonel ekonomistler bir tarafa, ekonomi okuyucusu olan herkesin de bilebileceği gibi Türk Ekonomisi, bilhassa 2018 Ağustosunda oluşan kur atağı sonrası kırılganlıkları artmış bir ekonomidir.

Biz bu yazımızda 2020 yılı başından başlayarak 11 Mart 2020 tarihinde ilk covid 19 virüsü vaka tespitiyle birlikte, zaten çok kırılgan hale gelmiş bulunan ve genel dengeleri pamuk ipliğine bağlı bir ekonominin Korona salgını sebebiyle ancak alabildiği tedbirlerin daha net bir şekilde ortaya çıkardığı sosyal meselelere dikkat çekmeye çalışacağız.

Bilindiği üzere 11 Mart 2020 tarihini takiben ilk ekonomik ve idari tedbirler 16 Mart tarihinden itibaren alınmaya başlandı. Maske ve kolonya dağıtımı ile başlayan tedbirlerin hafifliğini bir tarafa bırakırsak, adına “gevşek karantina” diyebileceğimiz tedbirler kapsamında alınan ekonomik tedbirleri 4 başlık altında toplayabiliriz.

1- Doğrudan Bütçe kaynaklarıyla sağlanan gelir destekleri,

2- İşsizlik Sigorta Fonu kaynaklarıyla sağlanan ve çalışanlara verilen ücret destekleri,

3- Vergi ve SGK primi ertelemeleri şeklindeki destekler ve

4- Kredi teşviki yoluyla işletmelere ve tüketicilere verilen destekler.

1-Doğrudan Bütçe kaynaklarıyla sağlanan sosyal yardım veya gelir destekleri:

Türkiye Cumhuriyetinin yıllık bütçe rakamlarını veya sosyal yardımlar konusunda kamuoyundaki tartışmaları takip eden herkesin de bilebileceği gibi, doğrudan bütçe harcamaları faslında bulunan ve 48 başlık altında ihtiyaç sahiplerine dağıtılan sosyal yardımlar için bütçede 69,5 milyar TL kaynak ayrılmaktadır.

Senelerdir dağılan bu yardımların GSYH’ya oranı %1,6 veya Bütçe harcamalarına oranı ise %6,8 civarındadır. Mukayese olsun diye 2020 yılı yatırımların harcama bütçesindeki payının %6,5 olduğunu bu vesileyle bildirelim.

Sosyal yardımlara dair bu genel bilgimiz dışında, aşağıda detaylarını vereceğimiz üzere, Korona Salgını sebebiyle ortaya çıkan rakamlar hakkında kimsenin yeterli bilgi sahibi olduğunu zannetmiyoruz. Bu konuda en fazla bildiğimiz husus; 2 milyon 111 bin 254 haneye, sosyal yardım altında devamlı aylık gelir desteği sağlandığıdır.

Ancak T.C Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın 18.05.2020 tarihli açıklamasından anladık ki, FAZ 2 kategorisiyle 2 milyon 316 bin hanenin ve FAZ 3 kategorisiyle açıklanan 1 milyon 689 bin 500 hanenin de aşağıdaki koşulları taşımaları sebebiyle sosyal yardım almayı hak kazanan hanelerden oluştuğu öğrenmiş olduk. Özetle; korona salgını sebebiyle “Sosyal Koruma Kalkanı” adı verilen ve bir defalık olmak üzere hane başına verilen 1.000 TL’lık gelir desteğinden 6 Milyon 116 bin 764 hanenin yararlandığını öğrenmiş olduk.

TÜİK hesaplarına göre ortalama bir hane 3,6 kişiden oluştuğu için nüfusun 22 milyon 20 bin kişilik bölümü, yani toplam nüfusun %26,5’u aşağıdaki şartları taşıdığı için 1.000 TL’lik gelir desteği veya sosyal yardım alacak duruma düşmüş…

NİTEKİM SOSYAL YARDIM YARDIM TALEBİNDE BULUNAMAYACAK HANELER İÇİN AŞAĞIDAKİ KRİTERLER BELİRLENMİŞTİR :

1-Pandemi Sosyal Destek Programı Faz 1 ve Faz 2, Faz 3 kapsamında verilen 1000 TL’lik nakdi destekten faydalanmış olan haneler,

2- 5510 sayılı Kanunun 4/a maddesi kapsamındaki kamu işçileri,

3- 5510 sayılı Kanunun 4/c maddesi kapsamındaki memurlar,

4- Sosyal Güvenlik Kurumundan gelir veya aylık alanlar (emekliler),

5-İŞKUR İşsizlik Ödeneğinden faydalananlar (aylık ortalama 1560 TL),

6-İŞKUR Kısa Çalışma Ödeneğinden faydalananlar (ortalama 1620 TL),

Gördüğünüz üzere o haneye aylık en az (39TL x30gün) yani 1.170 TL giriyorsa, o hanede yaşayan başka kimse sosyal yardım talebinde bulunamaz…

Daha önce yapılmış gelir testlerine göre bu kriterlerden anlamamız gereken, 6 Milyon 116 bin 764 hanenin yukarıdaki kategorilere göre, yıllardır zaten açlık sınırının bile altında yaşamaya mahkûm edilmiş olduklarıdır.

SONUÇ; Korona salgını sebebiyle 6 milyon 116 bin haneye veya nüfusun %26,5’luk kısmına bir defalık olmak üzere toplam 6 Milyar 116 milyon TL gelir desteği sağlanmıştır. Bu yardım miktarının GSYH’ya oranı binde 1,41’dir.

2-İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarından sağlanarak ve çalışanlara verilen ücret destekleri:

Bu fasıldan yapılan desteklerin detaylarını vermeden önce "Korona Salgını" sebebiyle daha çok gündemimize giren İŞSİZLİK SİGORTASI FONU’na ait özet bilgilerin kamuoyuyla paylaşılmasında fayda var…

Bilindiği üzere bu FON AKP öncesi kurulmuş olup, mevzuatı gereği işsizlik ödeneğinden faydalanmak sıkı şartlara tabi kılındığından, fon gelirleri dâima giderlerinden fazla olmuş ve bu sebeple de bu FON’da biriken paralar daha çok Hazine’nin iç borçlanma ihtiyacı için kullanılmıştır.

Fonun gelirleri esas itibariyle; işçi ve işverenden toplanan primler ve devlet katkılarından oluşmuştur. Primlerin %25’i işçiden, %50’si işverenden ve %25’i de devlet katkısından oluşmaktadır.

Aynı şekilde FON’da toplanan paralar artmaya başlayınca, ağırlıklı Hazine Bonoları ve Banka mevduatlarından gelen faiz gelirleri, yıllar itibariyle prim gelirlerini geçmiştir.

Bu yazının konusu olacak şekilde, resmi kayıtlardan aldığım rakamlara göre;

1- 2018 yılında toplam FON gelirleri 34,629 milyar TL olurken, bu gelirlerin 15,108 milyar TL’sı faiz gelirlerinden elde edilmiştir. Yıl sonu fon varlığı 127,644 milyar TL’dır.

2018 yılında FONUN toplam giderleri 23,705 milyar TL olmuş, bu miktardan işsizlik ödeneği olarak çalışanlara sadece 5,866 milyar TL ödenmiştir. Geri kalan miktar ise; hükümetin istihdamı teşvik programları adı altında ve çeşitli kalemlere harcanmıştır.

2- 2019 yılında toplam gelirler 40,365 milyar TL, faiz gelirleri ise 16,832 milyar TL olmuş, yıl sonu fon varlığı 131,542 milyar TL’ye ulaşmıştır. 2019 yılında toplam Fon giderleri 40,365 milyar TL olarak gerçekleşmiş, bu miktarın 10,006 milyar TL’si işsizlik ödeneği olarak çalışanlara ödenmiş ve bakiye 30,359 milyar TL’sı ise; yine değişik adlar altında teşvik programlarına aktarılmıştır.

3- 2020 yılının korona salgını öncesi ilk üç ayında FON’un toplam gelirleri 10,606 milyar TL olmuş, bu gelirlerin 4,252 milyar TL’si faiz gelirlerinden oluşmuştur. Aynı şekilde fonun ilk üç aylık giderleri de; 2,641 milyar TL’si çalışanlara ödenen işsizlik ödeneği olmak üzere, giderler toplamı 10,175 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. 2020 Mart ayı sonu itibariyle fon varlığı toplam 131,973 milyar TL’dir.

Bütün bu bilgileri niye verdik diye soracak olursanız, onu da anlatalım:

Korona salgını ortaya çıkıncaya ve iktidarın aldığı önlemler kapsamında "işsizlik ödeneği" dışında, "kısa çalışma ödeneği" ve "ücretli izin" adı altında yapılan uygulama ve ödemelerin miktarını göstermek ve dahi TBMM’ne sevk edilen ve FON gelirlerini 2 kat artıracak düzenlemenin sebebini anlatmak için, yukarıdaki bilgileri vermek gerekmektedir…

Şimdi 2020 yılı NİSAN-MAYIS aylarında FONUN nakit durumu ve korona salgını sebebiyle yapılan ödemelere geçebiliriz.

Nisan ayında FON gelirlerinin 3,384 milyar TL’si faiz olmak üzere toplam 5,459 milyar TL’dir. Nisan ayı toplam giderleri ise; 1,598 milyar TL’si işsizlik ödeneği, 723 milyon TL "kısa çalışma ödeneği" olmak üzere çeşitli adlar altında ödemeler toplamı 4,209 milyar TL’dir.

Mayıs ayında ise giderler Nisan ayına göre mutad ödemeler dışında ve salgın kapsamında sadece 1,4 milyar TL artmış ve toplam giderler ise; 7,512 milyar TL olmuştur.

Özet olarak anlatmak gerekirse; ilgili bakanlığın yapmış olduğu açıklamalarda korona salgını sebebiyle İŞSİZLİK SİGORTASI FONUNDAN 10 Haziran itibariyle toplam 4.979.792 kişiye toplam 13 milyar 631 milyon TL ödeme yapıldığını beyan ederken, mevzuata göre önceki aylarda zaten fondan işsizlik ödeneği alan çalışanları bile salgın kapsamında gelir desteği veya yardım yapılan çalışan sayısına dahil etmiş ve yine bildiğimiz yöntemlerle kamuoyunu yanlış bilgilendirmiştir.

Sonuçta bütçe veya hazineden çıkmayan bu miktarın GSYH’ya oranı da binde 3,1 oranındadır.

Şimdi ise kamu çalışanlarından zaten kesilmediği için sayıları sadece 12 milyon 684 bin olan işçi ve bu işçileri çalıştıran işverenden alınan "işsizlik sigortası" prim miktarını 2 katına çıkararak, salgın sırasında fazladan ödenen paraları kat be kat geri almak ve fon kaynaklarını daha fazla bir biçimde Hazine fonlamasında kullanmak üzere yasal çerçeveyi değiştirmeye çalışmaktadırlar.

Farkındaysanız bu ülkede kamu çalışanları dışında, gerçek anlamda kayıtlı çalışan miktarının da 12 milyon 684 bin kişi olduğu bilgisini de bu şekilde öğrenmiş oluyoruz.

Bu durumda sözde istihdamı destekliyoruz adı altında, kendilerinin bir şey yapmasını bir tarafa bırakalım, ayakta kalmaya çalışan işletmeleri de ilave yüklerle batırmak niyetinde olmalılar.

Bilmeyenler için bu vesileyle ilave bir bilgi verelim; FON kaynakları halen 127 milyar TL olup, bu kaynakların %79,5’u Hazine Kağıtlarında ve %20,5’u da kamu bankalarının mevduatında bulunmaktadır.

3-Vergi ve SGK primi ertelemeleri şeklindeki destekler:

Sayın Cumhurbaşkanı ve Maliye Bakanı’nın çeşitli beyanlarına göre yüzbinlerce işletmenin toplam 66 milyar TL’lık vergi ve SGK primleri 2020 yılı Ekim ayına kadar ertelenmiş olup, KOBİ veya diğer işletmelere doğrudan herhangi bir doğrudan gelir desteği verilmemiştir. Bu miktarın doğruluğunu ise başkaca bir teyit kaynağımız olmadan aynen kabul etmek zorundayız. Vergi ve prim ertelemeler toplamının GSYH’ya oranı ise %1,51’dir.

4-Kredi teşviki yoluyla işletmelere ve tüketicilere verilen destekler:

Merkez Bankası ve BDDK verilerini incelediğimizde kolayca görüleceği üzere; Türk ekonomisi arz ve talep dengesinin bozulma eğilimine girdiği durumlarda, kamu destekli kredi mekanizması derhal devreye sokulur ve iç talep canlandırılmaya, finansman ve tedarik zinciri korunmaya çalışılır. Bu duruma en iyi örnek 2017 yılında KGF kredileri vasıtasıyla piyasaya 295 milyar TL verilmek suretiyle o yıl %7,4’lük büyüme oranına ulaşılmış olmasıdır.

Korona salgını sebebiyle Bütçe ve Hazine imkanlarıyla, “Sosyal Koruma Kalkanı” ve “Ekonomik Koruma Kalkanı” oluşturamayan mevcut yönetim, yaklaşık 155 milyar TL’lik ve ağırlıklı olarak Kamu Bankaları vasıtasıyla kredi dağıtma yoluna gittiler. Yazımızın konusu olmamakla birlikte, maliyetinin ve enflasyonun altında sayılabilecek düşük faiz oranları sebebiyle hem ticari hem de bireysel kredilerle piyasalar ayakta tutulmaya ve ekonomik küçülme oranları da düşük tutulmaya çalışılıyor. Normal dönemlerde kamu bankalarının toplam kredilerdeki payı %30’lar civarında iken, son haftalarda kamu bankalarının kredilerdeki payı %50’li oranların üzerine çıktı.

MB verilerine baktığımızda Haziran ayının son haftası itibariyle, yaklaşık bireysel kredilerin toplamı GSYH’nın yaklaşık %18’ine denk gelen 760 milyar TL’ye, toplam kredilerin miktarı ise; 3,22 Trilyon TL civarına çıkmış oldu…

BDDK verilerine göre 760 milyar TL’lik toplam bireysel kredi kullanan 32 milyon 510 bin kişiden, toplam miktarın %58’ine denk gelecek şekilde, 28 milyon 500 bin kredi borçlusunun aylık geliri 5.000 TL ve daha altındaki kişilerden oluşuyor.

Yani 4 milyon kişinin ortalama kişi başına borcu 80.000 TL iken, 28 milyon tüketicinin kişi başına ortalama 15.700 TL civarında kredi borcu bulunmaktadır. Nitekim toplam kredilerin %51’i ihtiyaç kredilerinden oluşmaktadır.

Kayıtlara daha intikal etmemekle birlikte Maliye ve Hazine Bakanı’nın beyanlarına göre son hafta konut kredisi için 110 bin kişinin yaklaşık 25 milyar TL’lik konut kredisi talebinin kabul edildiği bilgisini de vermeliyiz.

Mukayese olsun diye 2002 yılında hane halklarının bireysel kredileri toplam 5,8 milyar TL ve GSYH’ya oranı ise %1,6 civarındaydı.

SONUÇ İTİBARİYLE; Korona salgını sebebiyle yönetimin doğrudan gelir destekleri GSYH’nın sadece binde 1,41 oranında olup, GSYH’nın binde 3,1’i kadar İşsizlik Sigorta Fonu vasıtasıyla destek verilmiş olup, Vergi ve prim ertelemeleri GSYH’nın %1,5’u kadar, faizli kredi destekleri ise GSYH’nın %3,5’u nisbetinde olmuştur. Dolayısıyla korona salgını sebebiyle halkına en az destek veren ülkelerden biri Türkiye olmuştur.

Elde ettiğimiz veriler doğrultusunda yazımıza konu diğer bir başlık olan sosyolojik tespitlere gelecek olursak;

BİR ÜLKE DÜŞÜNÜN Kİ;

Son 18 yılda sadece BÜTÇE’den 522,2 milyar $ faiz ödemiş olsun,

Kendi beyanlarına göre 50 milyar $ Suriyeli sığınmacılara harcamış olsun. Buna karşın;

  • 6 Milyon 116 bin 764 hanenin (TÜİK hesaplarına göre ortalama bir hane 3,6 kişiden oluştuğu için nüfusun 22 milyon 20 bin kişilik bölümü veya toplam nüfusun %26,5’u) 1.000 TL’lik ve tek seferlik sosyal yardıma muhtaç olduğunu öğrenmiş olduk.
  • 525 TL’lik aylık gelir testini geçemediği için 7 milyon 950 bin kişinin GSS primini devlet ödüyor olsun,
  • 1,5 milyon hanenin elektrik parasını devlet ödüyor olsun.
  • 695.000 emeklinin ortalama 1.200 TL emekli maaşı aldığını,
  • İşgücünü oluşturan nüfusun ancak %42’sinin işi var olsun ve bu çalışanların %33’ü kayıtsız ve %52’si de asgari ücretli olsun,
  • 32 milyon 510 bin kişi bireysel kredi olarak bankalara 760 milyar TL borçlu olsun,
  • Dar anlamda işsizlik tanımına göre, daha geçen yılın işgücüne katılma oranı olan %54,3’le hesapladığımızda 7 milyon 650 bin 288 kişi işsiz ve işsizlik oranı ise %22,48 olsun,
  • Nüfusun %83’ü elde ettiği gelirle zorunlu ve insani ihtiyaçlarını karşılayamıyor ve sadece nüfusun %17’si bu salgından etkilenmemiş olsun ve O ÜLKEDE BU EKONOMİK VE SOSYAL VERİLER DE SİYASETE YANSIMIYOR OLSUN !

SAĞLIK DOSYASI /// Ercan Caner /// Coronavirus : Neden Şimdi Harekete Geçme Zamanı ????


Ercan Caner /// Coronavirus : Neden Şimdi Harekete Geçme Zamanı ????

E-POSTA : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

17 Mart 2020

Politikacılar, toplum liderleri ve iş dünyasının patronları: Neyi ne zaman yapmalısınız

Yazar: Tomas Pueyo, Medium, 11 Mart 2020

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 16 Mart 2020

Coronavirus hakkında bütün olup bitenlere bakınca bugün ne yapmak gerektiği konusunda bir karar vermek zor olabilir. Daha fazla bilgi için beklemeli misiniz? Bugün bir şey yapmak gerekiyor mu? Ve ne yapmalı?

Koronavirüs hakkında her şey: Neden hemen harekete geçmeniz gerekiyor?

Özel görsellerle zenginleştirilmiş makalenin tam metin çevirisi. Makalenin tamamını PDF formatında okumak ve bilgisayar/akıllı cihazlarınıza indirmek için BURAYA tıklayın.

Bu makalede; birçok grafik, çok sayıda kaynaktan aldığım veriler ve modeller eşliğinde aşağıdakileri ele alacağım:

  • Yaşadığınız bölgede kaç tane Coronavirus vakası olacak?
  • Bu vakalar gerçekleştiğinde neler olacak?
  • Neler yapmanız gerekiyor?
  • Ne zaman?

Bu makaleyi okumayı bitirdiğinizde aşağıdakiler hakkında bilgi sahibi olacaksınız:

  • Coronavirus size doğru geliyor.
  • Virüs, önce yavaş yavaş ve sonra aniden katlanan bir hızla geliyor.
  • Size gelmesi sadece birkaç gün alacak. Belki bir veya iki hafta içinde onunla tanışacaksınız.
  • Virüs size bulaştığında sağlık sisteminiz çökecek.
  • Vatandaşlarınız hastane koridorlarında tedavi edilecek.
  • Yorgunluktan bitkin düşen sağlık çalışanları kendilerini kaybedecek ve bazıları yaşamlarını yitirecek.
  • Doktorlar hangi hastalara oksijen verileceğine ve hangilerinin öleceğine karar verecekler.
  • Bundan kurtulmanın tek yolu diğer insanlardan uzak durmak, onlarla aranıza bugünden başlayarak mesafe koymaktır. Yarın değil! Bugün!
  • Yani; bugünden başlayarak mümkün olan azami sayıda insanı evlerinde tutmalısınız.
  • Bir politikacı, toplum lideri veya iş adamı olarak, bütün bunları yerine getirme gücünüz var ve bunları engelleme sorumluluğu da sizlere aittir.

Johns Hopkins Üniversitesi tarafından hazırlanan yukarıdaki interaktif harita, dünyada rapor edilen Coronavirus olaylarının yerlerini ve kaç tane insanın öldüğünü göstermektedir. Kaynak: Johns Hopkins University.

Bugün; ‘‘Aşırı tepki gösterirsem ne olur? İnsanlar bana güler mi? Bana kızarlar mı? Kendimi aptal durumuna mı düşürürüm? Adım atmak için diğerlerini beklemek daha iyi olmaz mı? Ekonomiye çok mu zarar veririm?’’ gibi bazı yersiz korku ve endişeleriniz olabilir.

Fakat 2-4 hafta içinde bütün dünya evlerine hapsolduğunda, uygulamaya başlayacağınız insanları birbirlerinden ayırma tedbirleri onların hayatlarını kurtardığında insanlar artık sizi eleştirmeyecek, hatta doğru kararı verdiğiniz için size teşekkür edecektir.

Evet, haydi başlayalım.

  1. Yaşadığınız Bölgede Kaç Tane Coronavirus Vakası Olacak?

Ülke Sayısının Artması

Çin, virüsü henüz kontrol altında tutabilirken, ortaya çıkan toplam coronavirus vakaları belirli bir oranla artmıştır. Fakat virüs birden dışarı sızmış ve bugün kimsenin durduramadığı bir pandemi haline gelmiştir.

ÇİN HASTALIK KONTROL VE ÖNLEME MERKEZİ

Günümüz itibarı ile şimdilik, genellikle İtalya, İran ve Güney Kore’de görülen coronavirus vakaları Grafik 3’te sunulmuştur.

Güney Kore, İtalya ve Çin’de ülkelerin geri kalanında halen görülmesi zor olan birçok vaka bulunmaktadır, fakat grafiğin sağ altına dikkat edelim.

Günümüzde; coronavirus bulaşma ve yayılma vakalarının orantılı bir şekilde arttığı düzinelerce ülke bulunmaktadır. Günümüz itibari ile bu ülkelerin çoğu, aşağıdaki grafikte de görüldüğü gibi batı ülkeleridir.

Vaka artış oranının aynı şekilde yükselmesi durumunda bir hafta içinde oluşacak durum Grafik 6’da gösterilmiştir.

Neler olacağını anlamanız veya olacakları nasıl önleyebileceğinizi anlayabilmeniz için geçmişte SARS vakalarını yaşayan Çin ve Doğu ülkelerinin deneyimleri ile İtalya’ya bakmak gerekmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti

Kaynak: Tomas Pueyo tarafından; Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi verilerine göre hazırlanan Journal of the American Medical Association grafiğine dayanılarak yapılan analiz aşağıdadır.

Bu grafik en önemli grafiklerden bir tanesidir. Turuncu renkli çubuklar Çin Halk Cumhuriyeti Hubei eyaletindeki resmi vaka sayılarını, yani o gün ne kadar insana teşhis koyulduğunu göstermektedir.

Gri renkli çubuklar ise günlük gerçek Coronavirus vaka sayılarını göstermektedir. Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi bu rakamları hastalara teşhis esnasında hastalık belirtilerinin ne zaman başladığını sorarak elde etmiştir.

Burada en kritik olan gerçek vaka sayısının o anda bilinmiyor olduğudur. Bunları sadece geriye doğru bakarak anlayabiliriz; Yetkililer bir insanın hastalık belirtileri göstermeye başladığını bilmemektedir ve bildikleri tek şey bir insanın doktora gittiği ve kendisine hastalık teşhisi koyulduğudur.

Bunun anlamı; turuncu renkli çubukların bize yetkililerin neyi bildiklerini gösterdiği ve gri renkli çubukların ise aslında arka planda gerçekte neler olup bittiğini gösterdiğidir.

Turuncu renkli resmi vaka sayısının orantılı bir şekilde arttığına dikkat edin: 12 gün daha bu yayılma hâlâ büyük bir oranla artıyor gibi görünmektedir. Fakat aslında durum öyle değildir. Aslında olan şey virüse yakalananlarda görülen hastalık belirtilerinin daha görünür hale gelmesi, insanların doktorlara daha fazla gitmesi ve sağlık sisteminin bunları daha etkin ve güçlü bir şekilde tanımlamasıdır.

Bu, resmi ve gerçek vaka kavramı çok önemlidir. Bu kavramı sonradan hatırlamak üzere şimdilik aklımızda tutalım. Çin Halk Cumhuriyetinin diğer bölgelerinde merkezi hükümetin müdahaleleri çok iyi koordine edilmiş, derhal acil ve çok sıkı önlemler alınmıştır. Çin merkezi yönetimi tarafından alınan acil ve sıkı önlemlerin sonucu ortaya çıkan durum Grafik 8’de gösterilmektedir.

Grafiğin alt kısmında görünen neredeyse düz çizgiler Coronavirus vakalarının meydana geldiği Çin bölgeleridir. Bu bölgelerin tamamında vaka sayısının giderek artma potansiyeli olmasına rağmen Ocak ayı sonunda alınmaya başlanan acil ve sıkı önlemler sayesinde virüsün yayılması durdurulmuştur.

Bu esnada Güney Kore, İtalya ve İran’ın neler olup bittiğini anlayabilmeleri için bir aylık bir süreleri vardır, fakat ne yazık ki bu ülkeler Çin’den alınan dersleri öğrenememiştir. Bu ülkelerde, Çin Halk Cumhuriyetinin Hubei Eyaletinde görünen orantılı artış meydana gelmiş ve Şubat ayı sonuna kadar görünen vaka sayısı Çin’in bütün bölgelerindeki vaka sayılarını aşmıştır.

Doğu Ülkeleri

Güney Kore’de görülen coronavirus vakalarında bir patlama yaşandı, fakat neden Japonya, Tayvan, Singapur, Tayland ve Hong Kong’da aynı patlamalar yaşanmadığını hepiniz merak ediyorsunuz.

Bu ülkelerin tamamı 2003 yılında SARS[1] (Severe Acute Respiratory Syndrome – Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu) adı verilen bir coronavirus tarafından vurulmuş ve hepsi de virüs yayılmasında neler yapılması gerektiği konusunda gereken dersleri almıştır. Bu ülkeler virüsün ne kadar hızlı yayılabileceğini ve öldürücü olabileceğini öğrendiklerinden onu ciddiye almaları gerektiğini çok iyi biliyorlardı. İşte bu nedenle bu ülkelerdeki vaka sayılarını gösteren bütün grafikler, çok daha erken artmaya başlamış olsalar da hâlâ katlanarak artıyor gibi görünmemektedir.

Bugüne kadar Coronavirus yayılma patlamaları, hükümetlerin tehdidin farkına vardıkları ve virüsün yayılmasını engelledikleri konusunda birçok hikâyeler duyduk. Fakat geri kalan ülkeler için bu tamamen farklı bir hikâyedir.

Bunlara girmeden önce Güney Kore’ye Güney Kore’ye dikkatinizi çekmek istiyorum. Güney Kore’de olup bitenler diğer ülkelerdekiler ile karşılaştırıldığında önemli ölçüde farklılıklar göstermektedir. İlk 30 coronavirus vakasında virüsün yayılması önlenmiştir. 31 numaralı hasta ise virüsü binlerce insana yayan süper bir bulaştırıcı olarak lanse edilmiştir. Virüs, insanlar hastalık belirtilerini göstermeye başlamadan yayıldığından, Güney Kore yetkilileri başlarına neyin geldiğini anlayana kadar virüs hızla yayılmıştır. Güney Kore şimdi bunun bedellerini ödemektedir. Fakat Güney Kore’de sürdürülen virüsün yayılmasını önleme çabaları İtalya ile karşılaştırıldığında; vaka sayısında İtalya’nın Güney Kore’yi geçtiği, İran’ın da çok yakında geçeceği görülmektedir.

Washington Eyaleti

Batı ülkelerindeki büyümeyi zaten gördünüz ve sadece bir haftalık tahminlerin dahi ne kadar kötü göründüklerini biliyorsunuz. Şimdi bir an, virüsün Çin’in Wuhan eyaletinde veya diğer Doğu ülkelerinde olduğu gibi kontrol altına alınamadığını ve çok büyük bir yayılmanın olduğunu hayal edelim.

Öncelikle Washington Eyaleti, San Francisco Körfez Bölgesi, Paris ve Madrid kentlerindeki birkaç vakaya göz atalım.

Washington Eyaleti, Çin’in Wuhan’ıdır. Bu eyaletteki vaka sayıları Wuhan’da olduğu gibi katlanarak artmaktadır. Bu yazının kaleme alındığı anda vaka sayısı 140’tır.

Fakat Washington Eyaletinde çok ilginç bir durumla karşılaşılmıştır. Ölüm oranı tavan yapmıştır. Bir noktada, eyalette üç vakada bir ölüm seviyesine ulaşılmıştır.

Oysa virüsün yayıldığı yerlerden bildiğimize göre coronavirus ölüm oranı %0,5 ile %5 arasındadır (bu oran daha sonra artmıştır). Peki, Washington Eyaletindeki ölüm oranı %33 seviyesine nasıl çıkmıştır?

Washington Eyaletindeki durumda, sonradan virüsün tespit edilmeden haftalar boyunca yayıldığı ortaya çıkmıştır. Mesele sadece üç vaka olma meselesi değildir. Yetkililer ne yazık ki sadece üç coronavirus vakasından haberdardır ve içlerinden birisi de hayatın kaybetmiştir. Bütün bunların nedeni de sadece hastalık belirtilerinin şiddetinin arttığı durumlarda insanların teste tabi tutulmalarıdır.

Bu durum biraz Çin’deki gri ve turuncu renkli çubuklara benzemektedir. Washington Eyaletinde yetkililer sadece resmi turuncu renkli çubukları bilmektedir ve durum diğer yerler ile karşılaştırıldığında oldukça iyi görünmektedir. Fakat aslında olan ise belki de yüzlerce hatta binlerce insanın coronavirus’ten etkilenmiş olduğudur.

Bu gerçekten büyük bir problemdir: sadece resmi vakalar bilinmekte ve gerçek vaka sayısını ise hiç kimse bilmemektedir. Peki, gerçek vaka sayısı nasıl tahmin edilebilir? Bakıldığında, bunun için birkaç yöntem mevcuttur. Benim de her ikisi için bir modelim var, siz de rakamlarla oynayarak resmi vaka ve gerçek vaka sayıları hakkında bir fikir edinebilirsiniz.

Bütün dünya virüs nedeniyle büyük bir tehdit altındayken ABD Başkanı Donald Trump, üzerinde ‘‘KEEP AMERICA GREAT’’ yazan şapkasıyla coronavirus ile mücadele hakkında açıklama yaparken.

Yöntemlerden birincisi ölü sayılarına bakmaktır. Bölgenizde virüs nedeniyle hayatlarını kaybedenler varsa, ölü sayısını yaşadığınız bölgedeki gerçek vaka sayısını tahmin etmek için kullanabilirsiniz. Bir insanın virüse yakalandıktan sonra ortalama 17,3 gün içinde hayatını kaybedeceğini biliyoruz. Bunun anlamı; 29 Şubat 2020 tarihinde Washington eyaletinde hayatını kaybeden insanın virüse büyük bir olasılıkla 12 Şubat 2020 civarında yakalanmış demektir.

Ölüm oranını da biliyorsunuz. Bu senaryo için ben %1 oranını kullandım (ayrıntıları sonra açıklayacağım). Bunun anlamı ise 12 Şubat 2020 tarihleri civarında o bölgede coronavirus’ten etkilenen yaklaşık 100 insan olduğu ve bu insanlardan bir tanesinin 17,3 gün sonra hayatını kaybettiğidir.

Şimdi coronavirus için ortalama katlama süresini kullanalım. Bu süre 6,2’dir. Bunun anlamı da vakalardan bir tanesinin hayatını kaybettiği bu 17 gün içinde gerçek vaka sayısına ulaşmak için etkilenen insan sayısını (yaklaşık 100) yine yaklaşık 8 (sekiz) ile çarpmak demektir.

Yani eğer bütün vakaların tespit edilmesi mümkün değil ise bugün gerçekleşen 1 ölüm, aslında bugün 800 adet gerçek vaka olduğunun da göstergesidir.

Bugün Washington Eyaletinde 22 insan virüs nedeniyle hayatını kaybetmiştir. Yukarıda izah edilen yöntemle, hızlı bir hesaplamayla yaklaşık olarak 16,000 insanın virüsten etkilendiğini görebilirsiniz. Bu rakam; İtalya ve İran’daki resmi vaka sayılarının toplamı kadardır.

Ayrıntılı olarak incelediğimizde bu ölümlerin 19’unun sadece bir demetten yayıldığını, yani virüsün etkin bir şekilde yayılmadığı sonucunu çıkarabiliriz.

Yani bu 19 ölümü bir vaka olarak kabul edersek eyaletteki toplam ölü sayısı dörttür. Bu rakama göre yeniden hesaplama yaptığımızda Washington Eyaletindeki vaka sayısının yaklaşık olarak 3,000 olduğu sonucuna varırız.

Trevor Bedford’un yaklaşımında; mevcut vaka sayısının tespit edilmesinde virüslere ve mutasyonlarına bakılmaktadır. Ve Bedford’un yaklaşımına göre; Washington Eyaletinde şu anda muhtemelen 1,100 vaka olduğu sonucuna varılabilir.

Bu yaklaşımların hiç birisi mükemmel değildir, fakat hepsi de bize, gerçek vaka sayısının bilinmediği ve açıklanan resmi vaka sayısından çok daha fazla olduğu mesajını vermektedir. Ve bu rakam yüzlerce değil, belki de binlerce belki de çok daha fazladır.

San Francisco Körfezi

08 Mart 2020 tarihine kadar san Francisco Körfezi bölgesinde hiçbir ölüm vakası görülmemiştir. Bu da o bölgedeki gerçek vaka sayısının bilinmesini zorlaştırmaktadır. Resmi olarak 86 vaka görülmüştür.

Fakat Birleşik Devletler elinde yeterli test kiti olmadığından çok az sayıda insana virüs testi uygulayabilmektedir. Ülke kendi test kitini geliştirmeyi denemiş fakat başarısız olmuştur.

Aşağıdaki tabloda çeşitli ülkelerde 03 Mart 2020 tarihine kadar test uygulanan kişi sayıları verilmiştir.

Bu yazı kaleme alındığında hiç Coronavirus vakası görülmeyen Türkiye’de toplam nüfusa orana göre uygulanan test sayısı Birleşik Devletlerin on katıdır. Bugün de durum daha iyi değildir, ABD’de yaklaşık olarak 8,000 test yapılmıştır.

Burada, resmi vaka sayılarını gerçek vaka sayıları ile karşılaştırabilirsiniz. Hangisinin olacağına nasıl karar vermeli? San Francisco Körfez bölgesinde seyahat eden veya seyahat eden bir kimseyle temas kuran herkes teste tabi tutulmaktadır, bunun anlamı ise yetkililerin sadece seyahat bağlantılı vakaların çoğunu bildikleridir. Fakat yetkililer halk arasında yayılan virüs vaka sayısını bilmiyorlar. Virüsün halk arasında yayılmasını seyahat hızı ile mukayese ederek gerçek vaka sayısını belirlemek mümkün olabilir.

Güney Kore’deki bu karşılaştırmayı incelediğimde çok iyi verilere ulaştım. Bu ülkede 86 vaka sayısına ulaşıldığında, virüsün halk arasında yayılma oranı %86’dır (86 rakamı tamamen tesadüftür).

Bu oran esas alındığında gerçek vaka sayısını hesaplayabilirsiniz. San Francisco Körfez Bölgesinde bugün 86 vaka var ise gerçek sayı yaklaşık olarak 600 civarındadır.

Fransa ve Paris

Fransa, ülkede 1,400 vakaya rastlandığını ve bugüne kadar 30 kişinin hayatlarını kaybettiğini iddia etmektedir. Yukarıda anlatılan iki metodu kullanarak vaka sayısının, resmi açıklamanın aksine, 24,000 ile 140,000 arasında olduğunu hesaplayabilirsiniz.

Fransa’daki gerçek Coronavirus vaka sayısı bugün muhtemelen 24,000 ile 140,000 arasındadır.

Tekrar etmek istiyorum: Fransa’daki gerçek vaka sayısı muhtemelen resmi olarak açıklananlardan bir veya iki kat daha fazla büyüklüktedir.

Bana inanmıyor musunuz? Wuhan grafiğine yeniden bakalım.

22 Ocak 2020 tarihine kadar turuncu renkli çubukları toplarsanız 444 vaka sayısına ulaşırsınız. Şimdi bu rakama bütün gri renkli çubukları ekleyelim. Toplam sayı yaklaşık olarak 12,000 vakadır. Yani, Wuhan Eyaleti 444 vaka olduğunu düşünürken tam 27 kat daha fazla vaka mevcuttur. Eğer Fransa 1,400 vaka olduğunu düşünüyor ise aslında gerçek vaka sayısı on binlerce olabilir.

Aynı matematik hesaplama Paris’e de uygulanabilir. Kent sınırları içindeki 30 virüs vakası aslında yüzlerce, belki de binlerce vaka anlamına gelmektedir. Fransa’nın Ile-de-France bölgesinde toplam vaka sayısı şimdiden on binleri aşmış olabilir.

İspanya ve Madrid

İspanya’daki rakamlar Fransa ile hemen hemen aynıdır (1,200 vaka ve 1-400 vaka ve her iki ülkede de ölü sayısı 30’dur). Bunun anlamı aynı kuralların geçerli olduğudur. Muhtemelen İspanya’daki gerçek vaka sayısı şimdiden 20,000 daha fazladır.

Madrid bölgesindeki resmi vaka sayısı olan 600 ve 17 ölüme bakıldığında gerçek vaka sayısının 10,000 ile 60,000 arasında olması kuvvetle muhtemeldir.

Bu verileri okuduğunuzda kendinize ‘‘Bu mümkün değil, gerçek olamaz’’ diyorsanız sadece Wuhan Eyaletinde bu rakamlara ulaşıldığında bütün eyalet halkının evlerine hapsedildiğini düşünün.

Birleşik Devletler, İspanya, Fransa, İran, Almanya, Japonya veya İsviçre’deki vaka sayılarına ulaşıldığında Wuhan Eyaleti halkı çoktan evlerine hapsedilmişti.

Ve eğer kendinize; ‘‘Ne olmuş, Hubei sadece bir bölge’’ diyorsanız size bu eyaletin yaklaşık 60 milyon nüfusa sahip olduğunu, İspanya’dan büyük olduğunu ve neredeyse Fransa büyüklüğünde olduğunu hatırlatırım.

  1. Coronavirus Vakaları Gerçekleştiğinde Neler Olacak?

Evet, Coronavirus çoktandır aramızda. Saklanmakta ve katlanarak çoğalmaktadır. Bu virüs ülkelerimizi vurduğunda neler olacak? Bunu anlamak aslında çok kolay, çünkü virüsün neler yaptığını bildiğimiz birkaç yer var. Buna en iyi örnekler Hubei ve İtalya’dır.

Ölüm Oranları

Dünya Sağlık Örgütü (WHO – World Health Organization) ölüm oranını (coronavirus bulaşan insanların ölüm yüzdesi) %3,4 olarak kabul etmektedir. Bu sayı bir anlam ifade etmemektedir, açıklamaya çalışayım:

Bu sayı gerçekte ülkeye ve içinde bulunulan ana dayanmaktadır, Güney Kore’de bu oran %0,6 ve İran’da %4,5’tür. Peki, bu ne anlama geliyor? Bunu anlayabilmek için küçük bir hesaplama hilesi yapabiliriz.

Ölüm oranını hesaplamak için kullanılan iki yöntem; Ölüm/Toplam Vaka ve Ölüm/Kapanan Vaka sayılarına bakmaktır. İlk yöntemde bulunan sayı, birçok vaka hâlâ ölümle sonuçlanabileceğinden düşük bir tahmin olacaktır. İkinci yöntemde bulunan sayı ise ölümler iyileşmelerden çok daha çabuk kapanacağından normalden fazla olacaktır.

Benim yaptığım; her ikisinin de zamanla nasıl geliştiğine bakmaktır. Bu rakamların her ikisi de zaman içinde bütün vakalar kapandığında aynı sonuca ulaşacaktır, yani geçmişteki projeksiyonları geleceğe uyarladığınızda ölüm oranının ne olacağı konusunda bir tahmin yapabilirsiniz.

Verilerde gördüğünüz budur. Çin’in ölüm oranı şu anda %3,6 ile %6,1 arasında seyretmektedir. Bu oranları geleceğe uyarlarsanız yaklaşık olarak %3,8 – %4 arasında bir orana ulaşacak gibi görünmektedir. Bu oran ise mevcut tahminlerin iki katıdır ve grip oranından 30 kat daha fazladır.

Gerçi bu oran, Hubei ve Çin’in geri kalan bölümleri olmak üzere tamamen farklı iki gerçeği kapsamaktadır:

Hubei kentinin ölüm oranı muhtemelen %4,8’e doğru yaklaşacaktır. Bu arada, Çin’in geri kalan bölümlerindeki ölüm oranı ise yaklaşık olarak %0,9 seviyesine ulaşacaktır.

Yeterli sayıda ölüm vakalarının görüldüğü İran, İtalya ve Güney Kore’deki sayıları da grafik haline getirdim, aşağıda bunları inceleyebilirsiniz.

İran ve İtalya’daki Ölüm/Toplam Vaka oranı %3 ile %4 aralığına doğru kaymaktadır. Tahminim sayılarının da bu oranlar arasında gerçekleşeceğidir.

Güney Kore en ilginç örnektir, bunun nedeni bu iki sayının birbiriyle tamamen bağlantısız olmasıdır. Ölüm/Toplam Vaka oranı sadece %0,6 iken Ölüm/Kapanan Vaka oranı %48’dir. Bu farkın nedenini ülkenin aşırı temkinli davranmasına bağlıyorum. Güney Kore’de yetkililer herkesi teste tabi tuttuklarından bu kadar fazla kapanmamış vaka sayısı nedeniyle ölüm oranı düşük görülmekte ve vakaları uzun süre kapanmamış olarak gösterilmektedir. Hastalar hayatlarını kaybettiklerinde ise vaka gecikmeksizin kapalı statüsüne alınmaktadır.

Coronavirus’ten korunmak maksadıyla maske takan bir görevli, Diamond Princess adlı yolcu gemisinin demirlediği limanda nöbet tutarken. Foto: Reuters

Konuyla ilgili son örnek Diamond Princess adlı yolcu gemisinde yaşananlardır: gemide görülen 706 virüs vakasında 6 kişi hayatını kaybetmiş ve 100 kişi de virüsten kurtularak iyileşmiştir. Ölüm oranı %1 ile %6,5 arasında olacaktır.

Bütün bunlardan çıkarılabilecek sonuçlar aşağıdadır:

  • İyi hazırlanmış ülkelerde ölüm oranı Güney Kore’de olduğu gibi %0,5 ve Çin’in geri kalanında olduğu gibi %0,9 arasında olacaktır.
  • Virüs salgını altında ezilen ve çaresiz kalan iyi hazırlanmamış ülkelerde ise ölüm oranı %3 ile %5 arasında olacaktır.

Konuya bir de bu açıdan bakalım; hızlı hareket eden ülkeler ölü sayısını en az on kat azaltabilir. Ve bu sadece ölü sayısı ile ilgilidir. Hızlı hareket etmek bunun yanı sıra vaka sayısını da büyük ölçüde azaltmaktadır.

Hızlı hareket eden ülkeler ölü sayısını en az on kat azaltabilir

Peki, bir ülke virüse karşı hazırlıklı olmak için neler yapmalıdır?

Sistem Üzerindeki Baskılar

Vakaların yaklaşık %20’si hastanede tedaviye ihtiyaç göstermekte, %5’i yoğun bakım ünitelerine ihtiyaç duymakta ve yaklaşık %1’i de suni solunum cihazı ve ECMO (Extra-Corporeal Oxygenation) ünitelerinin kullanıldığı çok yoğun bir tedaviye gereksinim duymaktadır.

Suni solunum cihazı ile ECMO ünitelerinin yetersiz sayıda olması ve hemen imal edilebilecek veya satın alınabilecek sistemler olmaması en büyük problemdir. Örneğin; birkaç yıl önceki rakamlara göre Birleşik Devletlerin elinde sadece 250 adet ECMO cihazı bulunmaktadır.

Yani, bir anda 100,000 insanın enfeksiyon kaptığında birçoğu teste tabi tutulmak isteyecektir. Bunlardan yaklaşık 20,000’nin hastanede tedavi edilmesi gerekecek, 5,000’ni yoğun bakım ünitesine, 100’i de bugün ne yazık ki elimizde yeterli sayıda olmayan cihazlara ihtiyaç duyacaktır. Ve bütün bu rakamlar sadece 100,000 insanın enfeksiyon kapması durumunda ihtiyaç duyulan rakamlardır.

Bu rakamlara maske gibi koruyucuları da eklemek gerekmektedir. Birleşik Devletler gibi bir ülke sağlık personelinin ihtiyaç duyduğu maske sayısının sadece %1’ine sahiptir (Mevcut 12 milyon N95 ve 30 milyon ameliyat maskesine karşılık ihtiyaç duyulan miktar 3,5 milyardır). Birçok vakanın ortaya çıkması durumunda elimizdeki maskeler sadece iki hafta yetecek miktardadır.

Japonya, Güney Kore, Hong Kong veya Singapur gibi ülkelerin yanı sıra Çin’in Hubei Eyaleti dışındaki bölgeler virüse karşı çok iyi hazırlanmış ve hastalara ihtiyaç duydukları tıbbi bakımları sağlamıştır.

Fakat Batı ülkelerinin geri kalanı da daha çok Hubei ve İtalya’nın gittiği yolu takip etmektedir. Peki, oralarda neler olup bitiyor?

Çökmüş Bir Sağlık Sistemi Neye Benzer?

Hubei ve İtalya’da yaşananlar giderek korkutucu bir şekilde birbirine benzer hale gelmektedir. Hubei, sadece on gün içinde iki hastane inşa etmiş, fakat bu hastaneler de sağlık sisteminin tamamen çökmesine engel olamamıştır.

Her iki yerde de hastaneler insanların hastanelere akın etmesinden şikâyet etmiştir. Ve hastalar, hastane koridorları ve bekleme odaları dâhil her yerde tedavi edilmek zorunda kalınmıştır.

Sağlık personeli virüse karşı yürüttükleri mücadelede çok zor şartlar altında çalışmaktadır ve tek parça koruyucu bir giysi içinde saatlerce kalmak zorundadırlar. Bunun nedeni ise yeterli sayıda koruyucu giysinin olmamasıdır. Bu nedenle de virüsün bulaştığı alanları saatlerce terk edememektedirler. Ayrıldıklarında ise çökmüş, susuz ve yorgunluktan bitkin bir durumdadırlar. Sağlık personeli arasında vardiya sistemi artık ne yazık ki yoktur. Emekli olan sağlık personeli hastaların yardımına koşmak için yeniden göreve çağrılmaktadır. Hastabakıcılığı hakkında en küçük bir fikri dahi olmayan insanlar bir gecelik eğitime tabi tutularak kritik görevlerin başına getirilmektedir. Bütün sağlık çalışanları her zaman göreve hazır bir şekilde, diken üstünde görevlerini yapmaya çalışmaktadır.

Fakat sağlık çalışanları da insandır ve bütün bunları ancak kendileri hastalanana kadar yapabilmektedirler. Yeterli sayıda koruyucu giysi olmadan sürekli olarak virüs bulaşmış hastalarla uğraştıklarından ve virüslü ortamlarda çalıştıklarından, sağlık personeline virüs bulaşmasına oldukça sık rastlanılmaktadır. Fedakâr sağlık çalışanları kendilerine virüs bulaştığında, diğer hastalara yardımcı olamadıkları 14 günlük karantinaya alınmaktadır. En iyi senaryoya göre bu sürenin sonunda görevlerinin başına dönmekte, en kötü senaryoya göre ise hayatlarını kaybetmektedirler.

Uydudan alınan bu fotoğrafta İran’ın Qom kentinde bulunan Behest Masoumeh mezarlığında yeni kazılan mezar çukurları görülmektedir. Foto: Maxar Technologies via The Guardian ve New York Times.

En kötü durum yoğun bakım ünitesi sayısıdır, hastalar suni solunum cihazı veya ECMO cihazlarını paylaşmak zorunda kaldıklarında elde mevcut cihaz sayısı yetersiz kalacaktır. Bu nedenle sağlık çalışanları hangi hastaların sınırlı sayıdaki bu cihazları kullanacağına karar vermek zorunda kalacaklardır. Bunun anlamı ise sağlık personelinin kimin yaşayıp kimin öleceğine karar verecek olmalarıdır.

Birkaç gün sonra artık seçmek zorundaydık. Herkese yetecek suni solunum cihazı yoktu. Hastaların yaş ve sağlık durumlarına göre aralarında seçim yapmak zorunda kaldık. Doktor Christian Salaroli.

Bütün bunlar bir sistemi, %0,5 yerine %4 ölüm oranına iten nedenlerdir. Kentiniz veya ülkenizin %4’ün bir parçası olmasını istiyorsanız hiçbir şey yapmanıza gerek yok.

3. Ne Yapmalısınız?

Eğriyi Düzleştirin

Bu olay artık bir pandemi haline gelmiştir. Kolayca ortadan kaldırılamaz. Fakat yapabileceğimiz bu salgının etkilerini azaltmaktır.

Bazı ülkeler bu alanda gerçekten örnek gösterilebilir. Virüsün yayılmasının engellenmesi ve durdurulması alanında Çin ile aşırı bağlantıları olmasına rağmen bugün 50’den az vakanın görüldüğü en iyi ülke Tayvan’dır. Tayvan tecrit odaklı olarak alınması gereken bütün önlemleri zamanında almıştır.

Tayvanlı yetkililer virüsün yayılmasını engellemeyi başarmıştır, fakat diğer ülkelerin çoğu bu deneyime sahip değildir ve virüsün yayılmasını kontrol altına almayı başaramamıştır. Bu ülkeler şimdi tamamen farklı bir oyun oynamakta ve bütün enerjilerini virüsün etkilerini azaltma üzerinde harcamaktadır. Bu ülkeler virüsü mümkün olabildiğince daha az saldırgan hale getirmek zorundadırlar.

Eğer enfeksiyon sayılarını mümkün olabilecek en aza indirmeyi başarırsak sağlık sistemimiz, ölüm oranını aşağıya çekerek vakaları çok daha iyi bir şekilde yönetmeyi başarabilir. Ve bu faaliyetleri zamana yaymayı başarırsak, bütün riskleri tamamen ortadan kaldıracak olan toplumun geri kalan kısmının aşılanabileceği zamana erişebiliriz. Yani hedefimiz coronavirus bulaşmalarını ortadan kaldırmak değil, ihtiyaç duyulan zamanı kazanmak maksadıyla bunları geciktirmek olmalıdır.

Yukarıdaki grafiğin animasyonuna aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

https://medium.com/@tomaspueyo/coronavirus-act-today-or-people-will-die-f4d3d9cd99ca

Vakaları ne kadar geciktirirsek sağlık sistemi o kadar iyi işleyecek, ölüm oranı düşecek ve insanların birçoğu enfeksiyon kapmadan önce aşılanma imkânına kavuşacaktır. Peki, bu eğriyi nasıl düzleştirebiliriz?

Coronavirus ile olan yaşam kurtarma mücadelesinde yorgunluktan bitkin duruma düşen İtalya Hemşire Francesca Mangiatordi. Foto: India Times

Sosyal Mesafe Tedbirleri

Yapabileceğimiz ve gerçekten de işe yarayan tek ve çok basit bir şey var: sosyal mesafe tedbirlerini titizlikle uygulamak.

Wuhan grafiğine yeniden göz atarsanız ev hapsi uygulaması başlar başlamaz virüs vakalarında bir düşme görülmüştür. Bunun nedeni insanların birbirleriyle etkileşime girmemeleri ve virüsün yayılma şansını bulamamasıdır.

Herkesin fikir birliğine vardığı mevcut bilimsel konsensüs, virüse yakalanan bir insan hapşırdığında iki metre mesafe içindeki insanlara bulaştığıdır. Aksi takdirde tanecikler yere düşmekte ve insanlara bulaşmamaktadır.

En kötü bulaşma da yüzeyler vasıtasıyla meydana gelmektedir: virüs farklı yüzeyler üzerinde saatlerce veya günlerce hayatta kalmayı sürdürmektedir. Grip gibi davranması durumunda metal, seramik ve plastik yüzeyler üzerinde haftalarca hayatta kalabilir. Bunun anlamı ise kapı kolları, masalar veya asansör düğmeleri gibi yerlerin korkunç bulaşma bulaştırıcıları olabilmesidir.

Bunu gerçekten azaltmanın tek yolu sosyal mesafe tedbirlerinin harfiyen uygulanmasıdır. Virüs salgını bitene kadar insanları mümkün olabildiğince evlerinde tutmak en iyi çözümdür. Bunun doğru olduğu geçmişte; 1918 grip pandemisinde kanıtlanmıştır.

1918 Grip Pandemisinden Alınan Dersler

Philadelphia Eyaletinin harekete geçmekte ne kadar geç kaldığını ve bunun ölüm oranlarını zirve yapmasına neden olduğunu görebilirsiniz. Bu verileri süratle harekete geçen St Louis Eyalet verileri ile karşılaştırın.

Sonra da başlangıçta tedbirleri başlatan fakat sonra gevşeten Denver’in verilerine bakalım. Bu eyalette görülen ölüm oranı artışında iki zirve noktası yaşanmış ve ikincisi birinciden çok daha ağır olmuştur.

Eğer genelleştirirseniz aşağıdaki grafikte sunulan bulgular ortaya çıkacaktır.

Bu grafik, 1918 yılında Birleşik Devletlerdeki grip salgınını, tedbirlerin alınma hızına bağlı olarak kentlerde kaç sayıda insanın öldüğünü göstermektedir. Örneğin, St Louis gibi tedbirleri, Pittsburg kentinden altı gün önce uygulayan bir kentte ölümler yarı yarıya azalmıştır. Ortalama olarak 20 gün önceden tedbir alınması ölü sayısını yarı yarıya azaltmıştır.

Çin’in Wuhan Eyaletinde yoğun bakım ünitesindeki hastalara refakat etmek için koruyucu giysiler giyen sağlık personeli, 06 Şubat 20202. Kaynak: China Daily/Reuters via Washington Post

İtalyan yetkililer başlarına gelenlerden sonra nihayet bunu anlayabilmiş ve ilk olarak Pazar günü Lombardy kentinde insanları evlerine kapatma uygulamasını başlatmıştır ve hemen ertesi gün, Pazartesi günü hatalarını anlamış ve bütün ülkede insanlara zorunlu evde kalma uygulamasına geçilmiştir.

Ümit edelim ki bunun olumlu sonuçlarını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Bununla birlikte olumlu sonuçların görülmesi bir veya iki haftalık bir süre alacaktır. Wuhan grafiğini hatırlayın: ev hapsi uygulamasına geçildikten sonra resmi vaka sayılarında düşmenin görülmesi arasında geçen süre 12 gün olmuştur.

Politikacılar Sosyal Mesafe Tedbirlerine Nasıl Katkıda Bulunabilir?

Politikacıların bugün kendilerine sordukları soru, yapılması gerekenin ne olduğundan ziyade bir şeyler yapmaya gerek olup olmadığıdır.

Bir salgını kontrol etmenin beklentiler ve ümitlerle başlayan ve nihayetinde kökünü kazımayla biten birkaç yöntemi vardır. Fakat bugün birçok seçenek için artık çok geçtir. Vaka sayısı bu seviyelere ulaşmış iken politikacıların önünde kalan iki seçenek virüsün yayılmasını engellemek veya etkilerini azaltmaktır.

Yayılmayı Önleme

Virüsün yayılmasının önlenmesi bütün vakaların tanımlanması, kontrol altına alınması ve diğer insanlardan izole edilmesidir. Singapur, Hong Kong, Japonya veya Tayvan bu konuda çok iyi işler yapmaktadır. Bu ülkeler çok hızlı bir şekilde ülkelerine gelenleri sınırlamış, hastaları belirlemiş virüs bulaşanları derhal izole etmiş, sağlık çalışanlarını korumak maksadıyla gelişmiş koruyucular kullanmış, virüs bulaşanların temas ettiği insanları takibe almış ve bunlara karantina tedbiri uygulamıştır. Bu sistem hazırlıklı olunduğu ve erkenden uygulanmaya başlandığı için çok iyi çalışmış ve bu ülkelerin ekonomilerine de ağır bir yük getirmemiştir.

Virüs önlemleri konusunda Tayvan’ın yaklaşımının ne kadar iyi olduğundan bahsettim. Fakat Çin de çok güzel ve başarılı işler yapmıştır. Virüsün yayılmasını önlemek maksadıyla yapılanları içeren listenin uzunluğu akıllara durgunluk vermektedir. Örneğin; virüsten etkilenen herkesi, bunlarla etkileşime girenleri, etkileşime giren insanların temas ettiklerini çok sıkı bir şekilde takip eden beşer kişiden oluşan 1,800 ekip kurmuşlar ve bu titiz çalışma sonucu tespit edilenlerin tamamı diğer insanlardan izole edilmiştir. Bir milyar nüfusa sahip olan büyük bir ülkede virüsün yayılmasını önlemeyi bu şekilde başarmışlardır.

Batılı ülkelerin yaptığı ise bu değildir. Ve şimdi artık çok geçtir. Birleşik Devletler tarafından geçtiğimiz günlerde, virüsün yayılmasını önlemeye yönelik olarak yapılan birçok Avrupa ülkesinden gelenlere uygulanacak giriş yasağı, ne yazık ki bugün vaka sayısı, Hubei Eyaletinde tecrit uygulaması başladığında ve vaka sayısı katlanarak artmaya başladığındaki vaka sayısının üç katına ulaştıktan sonra yapılmıştır. Bunların yeterli olup olmadığını nasıl bilebiliriz? Wuhan Eyaletindeki seyahat yasağının sonuçlarına bakarak bir değerlendirme yapmak mümkündür.

İtalya’nın Cremona kentindeki bir yoğun bakım ünitesinden görünüm. Kaynak: LA7 PIAZZAPULITA/ via REUTERS

Bu grafik Wuhan Eyaletinde uygulanan seyahat yasağının salgını geciktirmedeki etkisini göstermektedir. Grafikteki baloncukların büyüklüğü günlük vaka sayılarını göstermektedir. Grafiğin en üstündeki çizgi hiçbir şey yapılmadığındaki durumu göstermektedir. Alttaki diğer iki çizgi ise %40 ve %90 seviyelerinde seyahat kısıtlamaları uygulandığındaki durumu göstermektedir. Bu model epidemiologlar tarafından oluşturulmuştur, çünkü bizim kesin olarak bilebilmemiz mümkün değildir.

Eğer çok fazla bir fark görmüyorsanız haklısınız. Salgının yayılmasında herhangi bir değişikliği görmek gerçekten de çok zor. Araştırmacılar, Wuhan Eyaletindeki seyahat yasağının virüsün Çin’de yayılmasını genel olarak 3-5 gün geciktirdiğini tahmin etmektedir.

Şimdi de araştırmacıların virüsün yayılmasını azaltmanın etkisi hakkında neler düşündüklerine bakalım.

Grafikte en üstte yer alan bloğu bir önceki grafikte de gördünüz. Diğer iki blok ise azalan yayılma oranlarını göstermektedir. Yayılma hızı, sosyal mesafe tedbirleri vasıtasıyla %25 oranında azaldığında, vaka sayısının zirve noktasına erişmesini tam 14 hafta geciktirmektedir. Yayılma hızı %50 oranında düştüğünde ise üç ay içinde bile bir salgın başladığı görülmemektedir.

ABD yönetiminin Avrupa ülkelerine getirdiği seyahat yasağı iyidir, bu belki de bize birkaç saat veya bir iki gün kazandırmış olabilir. Fakat daha fazlasını değil. Bu kesinlikle yeterli değildir. Ve artık çok geç olduğundan yapılması gereken virüsün yayılmasının engellenmesi değil etkilerinin azaltılmasıdır.

Toplumun içinde yüzlerce ve hatta binlerce virüs vakası varken, daha fazla virüs kapmış insanın gelmesini engellemek, mevcut hastaları takip etmek ve bunların temas ettiği insanları izole etmek artık yeterli değildir. Bir sonraki aşama; virüsün yayılmasını önlemekten ziyade yıkıcı etkilerini azaltmak olmalıdır.

Virüsün Etkilerinin Azaltılması

Virüsün etkilerinin azaltılması, sosyal mesafe tedbirlerinin titizlikle uygulanmasını gerektirmektedir. İnsanlar virüsün yayılma oranını (R) düşürmek için ortalıkta dolaşmayı derhal bırakmalıdır. Yayılma oranı yaklaşık olarak 2-3 seviyesindeyken virüs yayılmasını sürdürmektedir, bu oranı birin altına düşürmek yayılmanın zaman içinde durmasını sağlayacaktır.

Bu tedbirler; şirketlerin, mağazaların, kitle ulaşım araçlarının, okulların kapanmaya zorlanmasını gerektirmektedir. Durumunuz ne kadar kötüyse diğer insanlarla aranızdaki sosyal mesafeyi o oranda artırmalısınız. Ağır tedbirlere ne kadar erken başlarsanız bunları uzun süre sürdürmeye ihtiyacınız olmaz. Başlamakta olan vakaları tespit etmeniz kolaylaşır ve çok daha az insan virüsten etkilenir.

Wuhan Eyaletinde yetkililerin yapması gereken buydu. İtalya’nın da kabullenmek zorunda olduğu gerçek budur. Çünkü virüs kontrolden çıktığında, süratle yayılmasını önlemek maksadıyla uygulanabilecek tek tedbir etkilenen bütün alanları tecrit etmektir.

Resmi binlerce vaka ve on binlerce gerçek vaka ile İran, Fransa, İspanya, Almanya, İsviçre veya ABD’nin yapması gereken budur.

Fakat bu ülkeler bunu yapmıyorlar.

Bazı işlerin evden yapılmasına başlandı, bu gerçekten çok güzel.

Bazı kitlesel olaylar durduruldu.

Virüsten etkilenen bazı alanlar kendi kendilerini karantinaya aldılar.

Alınan bütün bu önlemler virüsün yayılmasını yavaşlatacaktır. Virüsün yayılma oranını %2,5’ten %2,2’ye, belki de %2’ye düşürecektir. Fakat salgını durdurmak maksadıyla gereken %1’lik seviyenin altına düşmemizi sağlayamayacaktır. Ve eğer bunu yapamazsak, eğriyi düzleştirmek için bu oranı mümkün olabildiğince %1’e yakın tutmak zorundayız.

Sonra, iki gün geçtikten sonra hayati önemi haiz olmayan bütün işyerlerinin kapanması gerektiğini de eklediler. İşte şimdi bütün ticari faaliyetleri, ofisleri, kafe ve mağazaları kapatıyoruz. Sadece ulaşım sektörü, eczaneler ve marketler açık kalmaya devam edecekler.

Bir yaklaşım da tedbirleri aşamalı olarak artırmaktır. Maalesef bu yaklaşım virüse yayılması için ihtiyaç duyduğu değerli zamanı kazandırmaktadır. Eğer güvende olmak istiyorsanız Wuhan Eyaletinde yapılanların aynısını uygulayın. İnsanlar şimdi şikâyet edebilirler fakat gelecekte size teşekkür edeceklerdir.

İtalya’da virüsün yayılmasını engellemek maksadıyla alınan önlemler kapsamında seyircisiz oynanan bir futbol müsabakasından görünüm.

Eğer Coronavirus tarafından etkilenen bir bölgede politikacı iseniz derhal İtalya’nın yaptıklarını aynen uygulamalı ve bütün halkı evlerine hapsetmelisiniz.

Aşağıda, İtalyan politikacıların halkına verdikleri talimatlar sıralanmıştır:

  • Hiç kimse, aile veya iş nedeniyle kanıtlanan nedenler olmaksızın tecrit uygulanan alanlara giremez ve çıkamaz.
  • Tecrit altındaki alanlardaki bütün hareketler, acil kişisel veya iş nedeniyle oldukları ve ertelenemeyecekleri kanıtlanmadığı sürece yasaklanmıştır.
  • Hastalık belirtileri (solunum yetmezliği ve yüksek ateş) gösterenlerin evlerinde kalmaları kuvvetle tavsiye edilir.
  • Sağlık personelinin standart izinleri kaldırılmıştır.
  • Bütün eğitim kurumları (okullar, üniversiteler vb. gibi), spor merkezleri, müzeler, kayak merkezleri, kültürel ve sosyal merkezler, yüzme havuzları, sinema ve tiyatrolar kapatılmıştır.
  • Bar ve restoranlar sadece sabah altı ile akşam altı saatleri arasında açık kalacak ve müşterilerin arasında en az bir metre mesafe olması sağlanacaktır.
  • Bütün kafeterya, meyhane ve kulüpler kapatılacaktır.
  • Bütün ticari faaliyetlerde müşteriler arasında en az bir metre mesafe olması sağlanacaktır. Bu şartları yerine getiremeyen alışveriş merkezleri tamamen kapatılacaktır. İbadet yerleri insanlar arasında en az bir metre mesafenin korunması koşuluyla açık kalabilirler.
  • Aileler ve arkadaşların hastane ziyaretleri sınırlandırılmıştır.
  • İş toplantıları ertelenecektir. Evden çalışma bütün işverenler tarafından teşvik edilecektir.
  • Halka açık veya özel bütün sportif faaliyetler ve müsabakalar iptal edilmiştir. Önemli olaylar kapalı kapılar ardında icra edilebilir.

Bunlar verebildiğim talimatların en asgarisidir. Eğer güvende olmak istiyorsanız Wuhan kentinde yapılanların aynısını yapın. İnsanlar şimdi şikâyet edebilirler, fakat gelecekte size teşekkür edecekler.

İş Liderleri Sosyal Mesafe Tedbirlerine Nasıl Katkı Sağlayabilir?

Eğer bir iş lideri veya patronsanız ne yapmanız gerektiğini bilmek istiyorsanız, sizin için en güzel ve emniyetli çözüm iş görenlerin evlerinden çalışmalarına izin vermek ve hatta onları evlerinden çalışmaları konusunda teşvik etmektir.

Birleşik Devletler teknoloji şirketleri tarafından bugüne kadar uygulamaya koyulan sosyal mesafe tedbir sayısı 138’dir. Bu tedbirler arasında evden çalışmak, ziyaretler, seyahatler ve faaliyetlerin sınırlandırılması ve hatta durdurulması gibi çeşitli önlemler bulunmaktadır.

Her şirketin; saat ücretli işçiler, ofisin kapatılması, mülakatların nasıl yapılacağı ve kafeteryalara ne olacağı gibi karar vermesi gereken hâlâ çok daha fazla şey bulunmaktadır.

  1. Ne Zaman?

Buraya kadar anlattıklarım hakkında aynı fikirde olmanız kuvvetle muhtemeldir ve en başından beri her kararın ne zaman verilmesi gerektiğini merak ediyorsunuzdur. Her biri tedbiri uygulamaya koymak için ne gibi tetikleyicilerin olması gerektiği açısından olaya bakalım.

Risk Esaslı Model

Bu problemi çözebilmek için bir model geliştirdim. Bu model, sizin yaşadığınız bölgedeki muhtemel vaka sayısını değerlendirmenizi, çalışanlarınızın o ana kadar virüsten etkilenme olasılığını, bunun zaman içinde nasıl gelişeceğini ve bütün bu verilerin size işe devam edip etmeme kararını vermenizi sağlayacaktır. Bu modeli kullanmanız durumunda elde edeceğiniz sonuçlar aşağıda sıralanmıştır.

  • Eğer şirketiniz, 11 ölüm vakasının yaşandığı Washington Eyaleti sınırları içindeyse ve 100 çalışanınız varsa, çalışanlardan en bir tanesinin virüsten etkilenme şansı %25’tir ve derhal şirketinizi kapatmanız gerekmektedir.
  • Eğer şirketiniz South Bay (San Mateo ve Santa Clara ilçelerinde toplam 22 resmi vaka görülmüştür ve gerçek sayı aslında en az 54’tür) bölgesinde ise ve 250 çalışanınız varsa, 09 Mart 2020 tarihine kadar çalışanlarınızdan en az birinin virüsten etkilenme şansı yaklaşık olarak %2’dir.
  • Eğer şirketiniz Paris’te ise ve 250 çalışanınız varsa, şu anda çalışanlardan en az birinin virüse yakalanma şansı %0,85’tir ve bir gün sonrasında bu oran %1,2’ye çıkacaktır. Yani %1 oranını esas alıyorsanız şirketinizi vakit geçirmeden kapatmanız gerekmektedir.

Büyük insanlık dramlarının yaşandığı ve yaşamın neredeyse durma noktasına geldiği İtalya’nın Bergamo kentindeki Humanitas Gavazzeni hastanesinde görünmeyen, ne zaman ortaya çıkacağı bilinmeyen hızlı ve ölümcül düşmana karşı amansız bir mücadele sürdürülmektedir. Kaynak: L’ECO DI BERGAMO

Ferrari fabrika gezilerini askıya aldı ve müzeleri kapattı. Kaynak: autoevolution

Bu modelde sadece ‘‘şirket’’ ve ‘‘çalışanlar’’ söz konusudur, fakat aynı model okullar, kitle ulaşım araçları ve aklınıza gelebilecek bütün yerler için kullanılabilir. Yani, Paris’te sadece 50 çalışanınız varsa ve bu insanların hepsi işe geliş gidişlerde, binlerce insanın kullandığı banliyö trenlerini kullanıyor iseler, içlerinden en az birinin virüsten etkilenmesi çok daha büyük bir olasılıktır ve ofisinizi derhal kapatmanız gerekmektedir.

Hiç kimse virüs belirtilerini göstermiyor diye hâlâ tereddüt ediyorsanız, bulaşmanın %26’sının hiçbir hastalık belirtisi görülmeden gerçekleştiğini anlayın.

İş Dünyası Lideri misiniz?

Bu hesaplamalar çıkar maksatlı olabilir. Her şirketin riskleri kendisi değerlendirme ve virüsün kaçınılması mümkün olmayan çekici kafasına inip işyerini kapatana kadar istediği kadar risk alma özgürlüğü vardır.

Fakat eğer bir iş dünyası lideri veya politikacı iseniz yapacağınız hesaplar sadece tek bir şirket için değil, bütün içindir. Hesaplarınız artık şirketlerinizden bir tanesinin virüsten etkilenme olasılığı üzerinedir. Ortalama çalışan sayısı 250 olan 50 şirkete sahipseniz, şirketlerinizden en az bir tanesinin virüsten etkilenme şansı %35 ve bunun bir sonraki hafta gerçekleşme olasılığı da %97’dir.

Sonuç; Beklemenin Acı Maliyeti

Bugün bir karar vermek ürkütücü olabilir, fakat bu şekilde düşünmemelisiniz.

Bu teorik model farklı toplumları göstermektedir: bu toplumlardan bir tanesinde sosyal mesafe tedbirleri uygulanmamakta, bir tanesinde patlamanın yaşandığı ‘‘n’’ gününde, bir diğerinde ise ‘‘n+1’’ günü sosyal mesafe tedbirleri uygulanmaya başlanmaktadır. Bütün sayılar tamamen hayalidir (Günde yaklaşık 6,000 yeni vakanın görüldüğü Hubei’de olanlara benzetmek için sayıları ben seçtim).

Bu sayıların maksadı; katlanarak çoğalan bir şeyin artmasında sadece tek bir günün ne kadar önemli olduğunu göstermektir. Gördüğünüz gibi sadece tek bir günlük gecikme vaka sayısında artmaya neden olmakta ve zirve noktasına daha geç ulaşmaya neden olmakta ve sonrasında da vaka sayıları sıfıra dönüşmektedir.

Peki, toplam vaka sayılarındaki durum nedir?

Birazcık Hubei’de yaşananları andıran bu teorik modelde, sadece bir gün daha beklemek vaka sayısını %40 oranında artırmaktadır. Bu nedenle belki de Hubei yetkilileri 23 Ocak 2020 günü yerine, 22 Ocak 2020 günü karantina ve ev hapsi tedbirlerini uygulamaya koysalardı vaka sayısını şaşırtıcı bir şekilde 20 bin kadar azaltabilirlerdi.

Ve unutmayınız ki bunlar sadece vakalar. Ölü sayısı çok daha fazla olabilir, bunun nedeni ise sadece direkt olarak %40 daha fazla ölüm olmasının yanı sıra sağlık sisteminin de çökmesidir.

Geçmişte yaşadığımız gibi sağlık sisteminin çökmesi durumunda ölü sayısı 10 kat daha artabilir. Bu nedenle; sosyal mesafe tedbirlerinin uygulanmasında bir gün dahi gecikme, vaka sayısının artması ve daha yüksek ölüm oranlarıyla, içinde yaşadığınız toplumdaki ölü sayılarında büyük patlamalara neden olabilir.

Bu gerçekten katlanarak büyüyen bir tehdittir. Her bir günün çok büyük önemi vardır. Karar vermekte bir gün dahi gecikmekle yeni birkaç vakalara neden oluyor olabilirsiniz. İçinde yaşadığınız toplumda belki de yüzlerce hatta binlerce virüsün bulaştığı insan olabilir. Sosyal mesafe tedbirlerinin uygulanmadığı her gün vaka sayısının katlanarak artmasına neden olmaktadır.

Lütfen Paylaşın

Bu durum, muhtemelen son on yılda görülen ve bir makaleyi paylaşmanın insanların hayatlarını kurtarabileceği tek olaydır. İnsanların bu felaketle başa çıkabilmeleri için gerçekte neler olup bittiğini çok iyi anlamaları gerekmektedir. Şimdi harekete geçmenin tam zamanıdır.

Çevirenin Notları: Tomas Pueyo tarafından kaleme alınan bu inceleme yazısı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir. Yazıda ifade edilen ve ileri sürülen iddialar tamamen Sayın Tomas Pueyo’ya aittir. Yazının çevrilerek paylaşılması, Sun Savunma Net sitesi ve çevirenin yazıda ifade edilenleri paylaştığı anlamına gelmemektedir. Dünyada 28 milyon insan tarafından okunan bu yazının okunması ve paylaşılması dileklerimle…

Yazının orijinal metnine aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

[1] Şiddetli Akut Solunum Yolu Sendromu (İngilizce: Severe Acute Respiratory Syndrome, kısaca SARS), insanları etkileyen, koronavirüsünün (SARS-CoV) neden olduğu solunum yolu sendromudur. Kasım 2002 ve Temmuz 2003 tarihleri ​​arasında Hong Kong’da başlayan SARS salgını neredeyse pandemik hale gelmiş ve dünya çapında 8422 vaka ve 916 ölüm görülmüştür. Dünya Sağlık Örgütü ölüm oranını %10,9 olarak açıklamıştır.

SAĞLIK DOSYASI /// Ercan Caner : Kırmızı ve Mavi Amerika Aynı Pandemiyi Yaşamıyor


Ercan Caner : Kırmızı ve Mavi Amerika Aynı Pandemiyi Yaşamıyor

E-POSTA : ercancaner

Elektrik ve Elektronik Mühendisliğinin yanı sıra, uçak ve helikopter lisanslarına sahiptir. Türkiye Hava Sahası Yönetimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdüren Caner’in İnsansız Hava Araçları (2014) ve Taarruz Helikopterleri (2015) konulu makaleleri yayımlanmıştır. 36 yılı kapsayan TSK, BM ve NATO deneyimlerine sahiptir.

28 Mart 2020

Virüs Salgını Amerika’yı İkiye Böldü!

Bilim ve aklın gereklerini yerine getirmediğimiz ve çeşitli nedenlerle ortak bir tepki ortaya koyamadığımız sürece, katil virüsün neden olduğu tehdit bizim alacağımız tedbirlerden çok daha büyüktür ve bizi öldürmeye devam edecektir.

RONALD BROWNSTEIN, The Atlantic, 20 Mart 2020

Çeviren: Ercan Caner, Sun Savunma Net, 28 Mart 2020

Korona virüs gibi binlerce insanı etkileyen bir hastalık dahi kırmızı ve mavi Amerika arasındaki uçurumun tamamen kapanmasını sağlayamadı.

Virüs salgının ilk aşamaları birkaç temel açıdan, ülkenin Cumhuriyetçi ve Demokrat parti eğilimli kesimleri arasında çok farklı bir şekilde algılanmaktadır. Ülkenin bugüne kadar benzeri görülmeyen, böylesine devasa bir soruna gösterdiği tepkiyi şekillendiren, hatta aksatan iki parti taraftarları arasındaki bu kopukluk, salgının gelecekte nihai politik sonuçlarının belirlenmesinde de rol oynayabilir.

Hafta içinde açıklanan yeni ulusal anket dalgasının sonuçları; partizan bölünmenin her iki tarafında da endişelerin giderek arttığını gösterirken, Demokratların Cumhuriyetçilere nazaran çok daha fazla endişe duyduklarını ve bunun sonucunda da kişisel davranışlarını değiştirdiklerini daha fazla ifade etme eğiliminde olduklarını gözler önüne sermiştir. Benzer bir uçurum, Demokrat parti seçim koalisyonunun temeli haline gelen büyük metropol merkezlerinde yaşayan insanlar ile Cumhuriyetçilerin modern tabanının yaşadığı küçük kasabalar ve kırsal alanlardaki insanlar arasında da mevcuttur.

Eyalet yönetimlerinin virüs salgınına karşı gösterdiği tepkiler de partileriyle aynı yönde olmuştur. Özellikle Ohio gibi birkaç önemli istisna dışında Cumhuriyetçi valiler, salgın tehdidine karşı tepki göstermekte ağır davranmış veya Demokrat valiler tarafından yönetilen eyaletlere nazaran sakinlerine kısıtlamalar getirmeleri çok daha az olmuştur. Muhafazakâr ‘‘The Bulvark’’ yayın organı tarafından geçenlerde kanıtlandığı gibi Donald Trump, bu hafta başına kadar hastalık tehlikesini hafife almış ve Birleşik Devletlerin salgını kontrol etme becerisini de abartmıştır. Rush Limbaugh ve Sean Hannity dâhil muhafazakâr medya figürleri de aynı yönde hareket ederek, haftalarca medya ve Demokratların, Trump’ı zayıflatmak maksadıyla tehlikeyi abarttığı yönünde ısrarlarını sürdürmüştür. Federal halk sağlığı yetkilileri tam aksini söylerken, Cumhuriyetçi partiden seçilmiş birkaç yetkili seçmenlerini bar ve restoranlara gitmeleri yönünde teşvik dahi edebilmiştir.

Partiler arasındaki ayrılık, Perşembe günü her ikisi de Demokrat olan Los Angeles Belediye Başkanı Eric Garcetti ve California Valisi Gavin Newsom tarafından, önce Los Angeles kentinde sonra da 39,5 milyon insanın yaşadığı eyalette gerekli olmayan bütün işyerlerinin kapatılması yönünde verdikleri acil uygulama talimatlarıyla iyice ortaya çıkmıştır.

Bu bölünme, ideolojik olanların yanı sıra coğrafik gerçekleri de yansıtmaktadır. Bugüne kadar hastalığın yayıldığı en geniş yerler ve gösterilen en şiddetli tepkiler; sadece Seattle, New York, San Francisco ve Boston gibi birkaç Demokrat eğilimli büyük anakent alanlarında yoğunlaşmıştır. Perşembe günü düzenlenen Beyaz Ev basın bilgilendirme toplantısında, yönetimin korona virüs salgınından sorumlu koordinatörü Deborah Birx, bugüne kadar halkta görülen vakaların yarısının sadece 10 yerleşim biriminde görüldüğünü ifade etmiştir. Salgının nihai politik etkileri, virüsün tutunmayı başardığı bu ilk yerleşim birimlerinin ötesine ne kadar yoğun yayılmasına bağlı olarak önemli ölçüde değişkenlikler gösterebilir.

Eğer virüs bu büyük kentlerin dışına yayılmaz ise bu durum Cumhuriyet parti taraftarı birçok seçmen ve devlet memurları arasında tehdidin abartıldığı hissine neden olabilir. Fakat bunun yanı sıra Trump ve Arkansas Senatörü Tom Cotton gibi diğer Cumhuriyetçi liderlerin, hastalığı Çin Virüsü veya ‘‘Wuhan Virüsü’’ olarak etiketleyerek teşvik ettikleri bir tür yabancı düşmanlığını da körükleyebilir.

Hillybilly Enerjisi

Niskanen Center politik çalışmalar direktörü ve modern Cumhuriyetçi partinin tarihini anlatan ‘‘Rule and Ruin’’ adlı kitabın yazarı olan Geoffrey Kabaservice; muhafazakârlar arasında kentleri, saf ve temiz anayurdu tehdit eden hastalıkların kaynağı olarak kötülemenin uzun bir tarihsel geçmişi olduğunu ifade etmektedir. Bu oldukça eski bir hikâyedir. Ve nasıl ortadan kalkmış ise Cumhuriyetçiler arasındaki bu yaklaşım da benzer şekilde ortadan kalkabilir.

Diğer taraftan, Trump’ın yeterince hızlı hareket etmediği yönündeki suçlamalar; hastalığın yükü Trump’ın en çok destek aldığı daha küçük toplumlarda daha ağır bir şekilde hissedilirse, Trump bu durumdan daha fazla zarar görebilir. Birçok tıbbi uzman, salgının önünde sonunda, hâlihazırda daha az etkilenmiş durumdaki Cumhuriyetçi eğilimli küçük kasabalar ve kırsal kesimler dâhil ülkenin her köşesine yayılacağını düşünmektedir.

Johns Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezinden üst düzey akademisyen Eric Toner, daha küçük toplulukların virüsün yayılmasından korunacaklarını düşünmek için hiçbir neden olmadığını, salgının bu kesimlere ulaşmasının biraz zaman alabileceğini, fakat insanlar bir yerden bir yere hareket ettiği sürece virüsün sonunda kırsal kesimlere de ulaşacağını ifade etmektedir.

Yine de bazı uzmanlar salgın boyunca en büyük ve olumsuz etkilerin büyük anakent merkezlerinde sınırlı kalacağını düşünmektedir. UCLA David Geffen Tıp Fakültesinden tıp ve halk sağlığı profesörü Jeffrey D. Klausner; asıl önemli olanın her salgının yerel olduğu ve belirli bir coğrafik alandaki sosyal ağlar ile fiziki altyapının salgının o alanda yayılma seviyesini belirleyeceğini ifade etmektedir. Klausner’e göre; özellikle solunum yolu virüsleri, yakın sosyal ağlara bağlıdır ve kalabalık ve nüfusun yoğun olduğu kent merkezlerinde çok daha etkin bir şekilde yayılabilirler.

Dünyanın en kalabalık kentlerinden olan New York’tan bir görünüm. Foto: Neo_II / Flickr

Salgının etkisinin ilk olarak Demokratik partiye yatkın yerlerde fark edilme ve hissedilme eğilimi, iki parti arasındaki büyük ekonomik ayrımı yansıtmaktadır. Demokratlar halen ülkenin küresel ekonomiye en çok entegre olmuş kesimlerinde hâkim durumdadır, bu da daha fazla uluslararası ziyaretçi alacakları veya buralarda yaşayanların daha çok yurt dışına seyahat edecekleri anlamına gelmektedir.

John Hopkins Üniversitesi Sistemler Bilim ve Mühendislik Merkezi tarafından açılan ve virüs vakalarının takip edildiği web sitesine göre; en fazla korona virüs vakası Demokrat eğilimli kıyı bölgelerinde yer alan New York, Washington, California ve New Jersey eyaletlerinde görülmüştür. Beşinci sırada, yine kıyı bölgesinde bulunan uluslararası ekonomiye entegre olmuş az bir farkla daha Cumhuriyetçi eğilimli olan Florida eyaleti yer almaktadır. Bu eyaletlerin arkasından; her birinde, ticaret ve turizm için giriş kapısı vazifesi gören en az bir tane büyük kent merkezi olan Illinois, Lousiana, Massachusetts ve Texas eyaletleri gelmektedir. Ve her ne kadar John Hopkins Üniversitesinin projesi, salgının yayıldığı yerleşim birimi ve belediyeler bazında hassas bilgiler içermiyor olsa da en büyük salgın demetleri birkaç büyük anakent alanlarında patlak vermiştir.

Sadece 21 kişinin yaşadığı Montana Eyaletinde yer alan Ismay kasabasının havadan görüntüsü. Kaynak: 103,7 The Hawk

Johns Hopkins Sağlık Güvenliği Merkezinden üst düzey akademisyen Eric Toner, her ne kadar genel olmasa da salgınların en çok uluslararası seyahatlere açık olan yerlerde yayılma eğiliminde olduğunu ve genel bir kural olarak bu salgının da aynı şekilde ilerleyeceğini ifade etmektedir. Toner, virüsün insanlarla birlikte seyahat ettiğini, bu nedenle insanların seyahat ettikleri yerlerin virüsün de ilk olarak gittiği yerler olduğunu ve girdikleri bu yerlerden başka bölgelere yayıldıklarını ifade etmektedir.

Buna karşılık, sadece birkaç istisna dışında en az sayıda vakanın doğrulandığı eyaletler, ülkenin iç kesimlerinde bulunan ve farklı popülasyon ve küresel ekonomiyle en az bağlantısı olan Cumhuriyetçi eğilimli olanlardır. Bu listede; Wyoming, Idaho, Missouri, Montana, South Dakota, Oklahoma ve Kansas eyaletleri bulunmaktadır.

Burada önemli bir ayrıntıya dikkat çekmek gerekmektedir. Birleşik Devletlerde yapılan virüs test sayısı hâlâ çok yetersizdir, bu nedenle de birçok vaka halen radar ekranlarında görünmemektedir. Toner’e göre bu durum, ülkenin diğer yerlerinde virüs vakalarının olmadığı anlamına gelmemektedir, sadece vakalar henüz tespit edilmemiş durumdadır.

Bugün geldiğimiz noktada; Cumhuriyetçi eğilimli eyaletler virüs salgını hakkında dikkati çekecek kadar daha az acil durum tedbirleri uygulamaktadır. Eyalet sağlık girişimlerini inceleyen bir programı yönettiği Amerika İlerleme Merkezinde, sağlık politikası başkan yardımcılığı görevini yürüten Topher Spiro’nun araştırmasına göre; Eyaletin genelinde insanların bir araya gelmeleri veya restoran hizmetlerini sınırlandırma gibi birkaç en düşük seviyedeki tedbirleri uygulamaya koyan Texas, Missouri ve Alabama gibi eyaletlerin hepsinin yönetiminde Cumhuriyetçi valiler görev yapmaktadır.

Bu durum, Houston, Tucson, Nashville ve Atlanta gibi Demokratlar tarafından yönetilmekte olan kentleri, halkın bir araya geldiği toplantılar konusunda kendi kurallarını koymaya itmiştir. Yine de koyulan bütün yerel kısıtlamalar, eyaletin diğer yerlerinden insanların bu bölgelere seyahat edebilmesi gibi belirgin bir problemle karşı karşıyadır. Houston’u da içine alan Texas eyaletinin Harris County baş yöneticisi Lina Hidalgo, Pazartesi günü ilan ettiği eyalet çapındaki sokağa çıkma yasaklarını duyurduğunda, sınırların kapatılmasının mümkün olmadığı bilgisini vermiştir.

Eyalet çapında kuralların uygulanmasına yönelik isteklilik parti görüşleriyle tam olarak bağdaşmamaktadır. Örneğin, California Valisi Demokrat partiden Gavin Newsom, Perşembe günü eyalette yaptığı duyurudan önce, restoranlar, okullar ve diğer tesislerin kapatılmasını zorunluluk olarak değil de tavsiye niteliğinde yaparak, yerel karmaşıklara neden olmuştur. Fakat genel olarak bakıldığında, Spiro tarafından yapılan araştırma; New York, New Jersey, Connecticut, Rhode Island ve Illinois gibi eyalet genelinde en erken ve dramatik eylemleri uygulamaya koyanların neredeyse tamamının yönetiminde Demokrat valiler olduğunu göstermiştir.

Halkın salgın karşısındaki tutumu da aynı şekilde ayrılıklar göstermektedir. Cumhuriyetçi ve Demokratlar arasındaki büyük farklılıklar sadece Trump’ın salgına gösterdiği tepkiyle sınırlı kalmamakta ve tehdide verilen önem ile kişisel davranışlarda da belirgin bir şekilde görülmektedir. Ortada olan bir gerçek varsa, o da bu boşluğun giderek genişlediğidir.

Örneğin, Pazartesi günü açıklanan, ülke genelinde yapılan Gallup anketinin sonucuna göre; Demokratların %73’ü ve bağımsızların %64’ü kendileri veya ailelerinden birisinin korona virüsünden etkilenmiş olabileceğinden korktuklarını söylerken, Cumhuriyetçilerin sadece %42’si bu korkuyu hissetmektedir. İki parti taraftarları arasındaki %31 oranındaki büyük fark, Şubat ayında Cumhuriyetçilerde %30 ve Demokratlarda %26 seviyelerinde olan endişe oranlarını çoktan gölgede bırakmıştır.

Diğer anket ve araştırmalar nispeten şaşırtıcı farklılıkları ortaya çıkarmıştır. Pazar günü açıklanan NBC/Wall Street Journal anket sonucuna göre; büyük toplantılara katılmayı durdurduklarını söyleyen Cumhuriyetçilerin sayısı Demokratların yarısı kadardır, restoranlarda yemeyi bırakacaklarını açıklayanlarda ise bu oran sadece üçte bir kadardır.

NPR/PBS NewsHour/Marist tarafından Salı günü sonucu açıklanan ankete göre de Cumhuriyetçilerin yarıdan biraz fazlası virüs tehdidinin abartıldığına inanmaktadır, Demokratlarda bu oran beşte bir, bağımsızlarda ise beşte iki oranındadır.

Kaiser Family Foundation tarafından ülke genelinde yapılan bir ankette, Demokratların ve Demokrat eğilimli bağımsızların yaklaşık yarısı virüs salgınının bir şekilde hayatlarını olumsuz yönde etkilediğini düşünmektedir. Fakat Cumhuriyetçiler ve Cumhuriyetçi eğilimlilerde bu oran sadece üçte birdir. Demokratların yaklaşık yarısı seyahat planlarını değiştirdiklerini ve büyük toplantılara katılmamaya karar verdiklerini söylerken, Cumhuriyetçilerde bu oran üçte bir seviyesindedir.

Hawaii Sağlık Bakanlığı tarafından yiyecek ve ihtiyaçlarını depolamaları konusunda yapılan uyarı sonrasında Honolulu’da Costco mağazası önünde oluşan uzun kuyruk. Kaynak: Reuters/Duane Tanouye

Kabaservice, Cumhuriyetçi seçmen ve yetkililerin riski önemsiz gibi gösterme eğiliminin, kısmen de olsa Başkan Trump’ın kriz hakkında başlangıçta topluma verdiği önemsemeyen mesajı yansıttığını ifade etmektedir. Fakat bu durum, federal hükümet bünyesindeki bilim adamları, medya ve alan uzmanlarının çok daha derin ideolojik kuşkularıyla da ilgili olabilir.

Kabaservice, bunun bir süredir Cumhuriyetçiler arasında gözlemlenen bir durum olduğunu ve Cumhuriyetçilerin giderek artan bir oranda uzmanlar ve medyanın, sadece kendi çıkarlarını düşünen ve daha az eğitimli ve fakir insanları hor gören ve de gerçekleri söyleme konusunda güvenilmeyecek elit sınıfın bir parçası olduğunu düşündüklerini ifade etmektedir. Kabaservice ayrıca bu dinamiğin, seçkinleri bir tehdit olarak lanse eden muhafazakâr medya ekosisteminin ortaya çıkmasıyla iyice pekiştiğinin de altını çizmektedir.

Partilerin birbiri ile çelişen coğrafi destek merkezlerinin de etkisi olabilir. Son kamuoyu anketleri, kentsel ve banliyö bir tarafta küçük kasabalar ve kırsal alanlar öbür tarafta olmak üzere, halk arasında çok büyük bir uçurum oluştuğunu net bir şekilde ortaya koymuştur.

Washington merkezli Gallup şirketi tarafından yapılan ayrıntılı bir araştırmanın sonuçlarına göre; kentsel alanlarda yaşayanların üçte ikisi ve banliyölerde yaşayanların beşte üçü, etraflarındaki insanlardan bazılarının virüse yakalandığı yönünde kaygı duyarken, kırsal alanlarda yaşayan insanların sadece yarısı aynı kaygıyı taşımaktadır.

Kaiser anketinde; kırsal alanlarda yaşayanların üçte ikisinden fazlası virüs salgınının hayatlarını çok az veya hiç etkilemediğini söylerken, kentlerde yaşayan insanların neredeyse yarısı, hayatlarında meydana gelen aksamaları hissettiklerini ifade etmiştir. Bunlara ilave olarak, Trump’ın virüs krizini ele alış biçimine güven duyduklarını söyleyen kırsal alanlarda yaşayan insanların sayısı, kentlerde yaşayan insanlara oranla iki kat daha fazladır.

Michigan Eyalet Üniversitesinden küresel – kentsel çalışmalar alanından Profesör Eva Kassens-Noor, 1918 yılında Hindistan’da meydana gelen grip salgınında kentsel/kırsal patern çalışmalarını üzerinde çalışmıştır. Profesör Kassens-Noor araştırmasında, belirli bir yoğunluk üzerindeki kentlerdeki ölüm oranının, kırsal alanlara nazaran çok daha fazla olduğunu ortaya koymuştur.

Profesör Kassens-Noor, ABD topluluklarının korona virüs salgınını aksi yönde, fakat karmaşık bir şekilde yaşayacağını düşünmektedir. Salgın muhtemelen kentsel alanlarda daha hızlı yayılacaktır, fakat kentsel alanlarda yaşayan insanlar, kırsal alanlarda yaşayanlara oranla daha genç ve sağlıklıdır. Kentsel alanlar kadar olmasa da kırsal Amerika’da salgının yayılması, buralarda yaşayanların yaşlı ve kaliteli sağlık hizmetlerine daha az erişimleri olması nedeniyle çok daha kötü sonuçlara neden olabilir.

Profesör Kassens-Noor, ölüm oranlarının sonuçta toplumların sosyal mesafe tedbirlerini uygulayarak diğer insanlarla etkileşimi ne kadar titizlikle asgariye indirmesine bağlı olacağını ifade etmektedir. Kassens-Noor’a göre her şey, bireylerin sosyal ağlarının tamamını kapatmasına bağlıdır.

Virüsün Cumhuriyetçi kırsal bölgelere daha fazla yayılması da tehlikenin algılanmasındaki partizanca uçurumu muhtemelen ortadan kaldırmayacaktır. Firması Public Opinion Strategies, NBC/WSJ araştırmasının katılımcılarından olan Cumhuriyetçi anketör Bill McInturff, büyük kentler içinde ve çevresinde yaşayan Cumhuriyetçilerin dahi virüs tehdidi hakkında Demokrat komşularına nazaran çok daha fazla kararsız ve şüpheci olduklarını ifade etmektedir.

Ancak salgının zaman içinde daha fazla yayılması durumunda, en muhafazakâr valiler için dahi harekete geçmeye direnmek veya Trump’ın başlangıçta sergilediği önemsemez tepki ve tavrının sonuçlarından kaçması çok daha zor olabilir.

Eric Toner; Seattle, San Francisco, New York ve Boston eyaletlerinin ülkenin diğer kesimlerinden sadece birkaç hafta ileride olduğunu ve çok şaşırtıcı yerlerin de virüs salgınından etkileneceğine inandığını ifade etmektedir.

Çevirenin Notları: Yazı aslına sadık kalınarak çevrilmiştir, orijinal metne aşağıdaki link üzerinden erişebilirsiniz.

İnsanların hayatlarını tehdit eden böylesine büyük bir tehdit karşısında dahi, eğitim seviyeleri ve inançları ne olursa olsun bir araya gelmeleri ve görünmeyen katil virüse karşı birlikte hareket etmeleri gerekirken, sadece farklı iki partinin taraftarı olmaktan kaynaklanan nedenlerle bu kadar derin bir şekilde ayrılması gerçekten inanılmaz bir durumdur.

Unutmayalım, bu katil virüs ülke, milliyet, ırki din, dil ve cinsiyet ayrımı yapmadan hepimizi öldürmektedir. Şimdi, doğamızda olan savunma mekanizmalarını harekete geçirmenin tam zamanıdır.

Bilim ve aklın gereklerini yerine getirmediğimiz ve çeşitli nedenlerle ortak bir tepki ortaya koyamadığımız sürece, katil virüsün neden olduğu tehdit, bizim alacağımız tedbirlerden çok daha büyüktür ve bizi acımasızca öldürmeye devam edecektir.

LİNK : https://amp.theatlantic.com/amp/article/608395/

SAĞLIK DOSYASI /// Suçüstü Yakalanmak; Gerçekler Değil Korku Üzerine Kurulu 11 COVID Varsayımı


SA8826/TG304 : Suçüstü Yakalanmak; Gerçekler Değil Korku Üzerine Kurulu 11 COVID Varsayımı

Sonsuz Ark/ Evrensel Çerçeveye Yolculuk


Sonsuz Ark’ın Notu:
Çevirisini yayınladığımız analiz Coronavirus-Covid-19 salgını ile ilgili hemen her şeyi nitelikli bir sorgulama bilinci ile ele alan, alternatif medya / bağımsız haber sitesi The Freedom Articles’ın editörü Makia Freeman’a aittir ve Covid-19 salgınına karşı bilinçli tutum alınmasına odaklanmıştır… Analistin, "Yakından baktığınızda, COVID ile ilgili tüm resmi anlatının, kum üzerine inşa edilmiş bir kart evi olduğunu fark edeceksiniz. Resmi anlatı detaylı incelemeye karşı dayanıksızdır. Bu bilgi, COVID çılgınlığına yakalanmış ve beyni yıkanmış bir dünyada aklı başında ve özgür kalmanın anahtarıdır. Herkese duyurun. Kanıt, enformasyon ve bilgi varsayımları ve cehaleti ortadan kaldıracaktır." cümlesi ile ulaştığı sonuç önemlidir. Okurlarımız ve ülkemiz yöneticileri için ciddî bir zihinsel arka plan oluşturacağına inandığımız Covid-19 ile ilgili bu tür metinleri yayınlamaya devam edeceğiz.
Seçkin Deniz, 02.09.2020

Busted: 11 COVID Assumptions Based on Fear not Fact


İnsanların COVID hakkında yaptığı varsayımlar, ne kadar tehlikeli olduğu, nasıl yayıldığı ve onu durdurmak için ne yapmamız gerektiği; sözüm ona SARS-CoV2 virüsünden çok daha fazla kontrolden çıkmış durumda. Bu "pandemi"yi çevreleyen soğukkanlılıkla hesaplanmış propaganda kampanyası amacına ulaştı.

Her açıdan gelen bir dizi çelişkili bilgiyle kuşatılmış olan insanlar, genel olarak kafa karışıklığına yenik düştüler. Bazıları durumu anlamaya çalışmaktan vazgeçerek uzun süreden beri sahip oldukları haklardan vazgeçmek anlamına gelse bile resmi direktiflere uymanın daha kolay olduğunu gördü.

Aşağıda, eğer inanıyorsanız, sizin ‘Yeni Normal’in robotik, çılgın ve anormal koşullarına – tarama, test etme, temas takibi, izleme, gözetim, maske takma, sosyal mesafe, karantina ve izolasyon ve sıradaki zorunlu aşılama ve mikroçip yerleştirme gibi – boyun eğme olasılığınızı artıracak yaygın olarak kabul edilen COVID varsayımlarının bir listesi bulunmaktadır.

Varsayım 1: COVID Ölümlerini Sayma Yöntemi Mantıklı ve Doğrudur

COVID salgını konusundaki büyük varsayımlardan bir tanesi de, sayıların özellikle de ölü sayılarının doğru olduğudur. Yine de hiçbir şey gerçeğin ötesinde olamaz. Dünyanın her tarafındaki birçok ülkeden, yetkililerin ölümleri hiçbir anlam ifade etmeyecek şekilde saydığına dair, teyit üstüne, teyit üstüne, teyit aldık.

Eğer mantıklı ve doğru olmak istiyorsanız bu durumun hiçbir anlamı yok; ancak sayıları yapay olarak şişirmeye ve olmadığı halde bir pandemi izlenimi yaratılmaya çalışılıyorsa bu mükemmel bir anlam ifade ediyor. El çabukluğu, virüsle ölen insanların virüsten dolayı ölenlerle birlikte sayılmasıyla sağlanıyor. Tek başına bu numara, sayıları büyük ölçüde çarpıtmaktan ve ‘resmi’ ölüm sayımını herhangi bir pratik değeri olmayan anlamsız bir saçmalığa dönüştürmekten sorumludur.

Varsayım 2: COVID için Yapılan PCR Testi Doğrudur

Önceki makalelerde ele aldığım gibi, DNA dizilerini milyonlarca ve milyarlarca kez kopyalayabilen PCR testi (Polimeraz Zincir Reaksiyonu) bilim adamı Kary Mullis tarafından bir üretim tekniği olarak icat edildi, teşhis aracı olarak değil. Ancak COVID veya SARS-CoV2, Koch’un postulatlarını karşılamıyor. Dünyayı bloke eden virüs, bugüne kadar hiçbir zaman izole edilmedi, saflaştırılmadı ve yeniden enjekte edilmedi; başka bir deyişle, hiçbir zaman varlığı ve hastalığın nedeni olduğu %100 kanıtlanamadı. Bir hastalığın nedenini belirlemek için kullanıldığında, PCR testinin birçok kusuru vardır:

  1. Sonuçlarının karşılaştırılacağı altın standart yoktur (COVID, Koch’un varsayımlarında başarısızdır);
  2. Test, genetik kodu (RNA dizileri) algılar ve büyütür, ancak bu RNA dizilerinin viral kaynaklı olduklarına dair hiçbir kanıt sunmaz;
  3. PCR, kendi başına bir virüsü değil, viral genomun küçük parçalanmış bir parçasını tespit eder. Virüsten geriye çok küçük parçalanmış kısımlar kaldığı sürece test pozitif çıkacaktır çünkü PCR yöntemi viral genetik materyalin en küçük kısmını bile çoğaltır. Virüs devre dışı bırakılmış veya ölmüş olabilir, ancak PCR testi size bunu göstermeyecektir;
  4. Çok sayıda yanlış pozitif sonuç üretir;
  5. PCR testi, kullanılan döngü veya amplifikasyonların sonuçta keyfi olarak seçilen sayılarına bağlı olarak, tamamen zıt bir sonuç (pozitif veya negatif) verebilir. Bazı hastalıklar için, döngü sayısını 35’e düşürürseniz, herkesi negatif gösterebilirken, bunları 35’in üzerine çıkarırsanız, herkesin pozitif görünmesine neden olabilirsiniz;
  6. Pek çok hasta sonraki günlerde PCR testi yaptırdığında pozitiften negatife gidip gelir; ve
  7. Olumlu bir sonuç bile, keşfedilen "virüsün" hastalığın nedeni olduğunu garanti etmez!

Özetle PCR testi virüsleri belirlemez veya izole etmez; patajonlere ait RNA dizilerini sağlamaz; hasta örneklerini karşılaştırmada bir dayanak oluşturmaz ve enfekte olmuş bir örnekle enfekte olmamışı ayırt edemez. Bu nedenlerle PCR testi inanılmaz derecede kullanışsızdır. Aşağıda "COVID19 PCR Testleri Bilimsel Açıdan Anlamsızdır" başlığını taşıyan makaleden bir alıntı yer alıyor:

Testlerin, tam olarak hassasiyet ve özgünlük anlamında kesinliklerinin belirlenebilmesi için uygun olan en kesin metot anlamına gelen Altın Standart’a göre değerlendirilmesi gereklidir. Örnek olarak hamilelik testinde altın standart hamileliğin bizzat kendisidir.

Ancak Avustralyalı enfeksiyon hastalıkları uzmanı Sanjaya Senanayake, ABCTV’deki bir mülakatta kendisine sorulan "COVID-19 testi ne kadar doğrudur?" sorusuna şu cevabı vermiştir;

"Kandaki [bakteri] altın stafilini almak için yeni bir testimiz olsaydı, bunun için zaten kan kültürlerine sahibiz ve bunlar onlarca yıldır kullandığımız altın standardımızdır, bu yeni testi bununla karşılaştırabiliriz. Ancak COVID-19 için altın standart bir testimiz yok. "

Bristol Üniversitesi’nden Jessica C. Watson bunu doğruluyor. Watson, kısa süre önce The British Medical Journal’da yayınlanan "Bir COVID-19 test sonucunun yorumlanması" başlıklı makalesinde, "COVID-19 testi için bu kadar net bir "altın standart"ın bulunmadığını" ifade ediyor.

İşte CDC ve FDA tarafından PCR testi ile ilgili itiraf:

"Viral RNA tespiti, bulaşıcı virüsün varlığını veya 2019-nCoV’nin klinik semptomlara neden olan ajan olduğunu göstermeyebilir … bu test diğer bakteriyel veya viral patojenlerin neden olduğu hastalıkları ekarte etmemizi sağlamaz."

Doğruluk, COVID PCR testini tanımlamak için kullanacağım son kelime olurdu, ancak şu anda COVID için dünya çapında kullanılmakta olan standart bir testtir. Birçok COVID varsayımının bir başka muhteşem örneği. Çıkın bakalım bu işin içinden…

Varsayım 3: COVID için Antikor Testi Doğrudur

COVID PCR testlerinin kusurlu ve anlamsız olduğunu son bölümü okuyarak fark ettiyseniz, COVID antikor testleri ile daha fazla saçmalığa hazır olun. Antikor testleri, ayrıca seroloji veya serolojik testler olarak da bilinirler. "COVID Antikor Testleri: Karşınızda Daha Fazla Düzenbazlık ve Dolandırıcılık" başlığını taşıyan makalemde ele aldığım gibi, antikor testlerinin gerçekten işe yaramamasının ve istediğiniz şekilde yorumlanabilmelerinin birçok nedeni vardır:

  1. Eski kan numuneleri COVID antikorları içerir, bu nedenle bir test antikor bulursa, bunlar yıllardır veya on yıllardır orada olabilir. Yakın zamanda elde edilip edilmediklerini anlamanın bir yolu yoktur;
  2. COVID PCR testi gibi, birçok yanlış pozitif sonuç üretirler;
  3. COVID için spesifik bile olmayan antikorları test ederler;
  4. Antikorlar aslında bağışıklığı kanıtlamaz, çünkü çok az antikorla veya hiç antikor olmadan hastalıkla savaşan insanlar vardır ve tersine, yüksek antikor titreleri veya sayıları olan ama yine de hastalananlar vardır; ve
  5. Sonuçlar istediğiniz şekilde yorumlanabilir. Antikorların varlığı, güvende olduğunuz ve gelecekteki COVID dalgalarına karşı bağışık olduğunuz anlamına gelebilir veya tersine, tehlikeli olduğunuz (şu anda hasta ve enfekte olduğunuz) anlamına gelebilir. Her şey yorumlamayla ilgili.

Hımmm… tüm bu COVID varsayımları tam olarak güven verici değil, değil mi?

Varsayım 4: COVID Vaka Sayısı Artıyor

Burada resmettiğim alternatif görüşe kuşkuyla bakan biri bu noktada sorabilir: Peki, COVID o kadar tehlikeli değilse, vakalar neden artmaya devam ediyor? Cevap basit: çünkü daha fazla test var. Ne kadar çok test yaparsak, o kadar çok vak’a bulacağız, çünkü bu ‘virüs’ (gerçekte bir RNA dizisi) bize anlatıldığından çok daha yaygın ve bize söylenenden çok daha fazla asemptomatik insan var (bu da o kadar tehlikeli olmadığını gösteriyor). Önceki makalelerde tartışıldığı gibi, insanların yapılan testten yıllar veya on yıllar önce bu belirli RNA dizisine sahip olmadıklarına dair hiçbir kanıt yoktur, bu nedenle test sonuçları oldukça anlamsızdır.

Bunun yanı sıra, genel bir kural, güç elde etmeye çalışan insanların olduğu her yerde dolandırıcılık olacağı ve COVID testinin bir istisna olmadığıdır. Birleşik Krallıkta, on binlerce koronavirüs testinin iki kez sayıldığı ortaya çıktı, muhtemelen birçok yerde bu olay gerçekleşiyor. Burada bulunan makalede, "tutarsızlığın büyük ölçüde aynı kişi için iki kez tükürük ve burun örneklerini sayma uygulamasından kaynaklandığı" ifade ediliyor.

Ek olarak, COVID testleri, yukarıda COVID Varsayım 3’te tartışıldığı gibi birçok kusuru olan PCR yöntemini kullanıyor. Bu kusurların arasında, alıntılanan makalede belirtildiği gibi, döngü sayısına bağlı olarak sürekli değişen sonuçlar da bulunuyor:

”… İrrasyonel test sonuçlarını gösteren makalelerin olması hiç de şaşırtıcı değil. Örneğin, Şubat ayında Çin’in Guangdong eyaletindeki sağlık otoritesi, insanların COVID-19 sebebiyle yakalandıkları hastalıktan tamamen kurtularak, "negatif" sonuç vermeye başladıklarını ve ardından testlerin yeniden "pozitif" çıktığını bildirdi.

Bir ay sonra, Journal of Medical Virology’de yayınlanan bir makale, Wuhan’daki bir hastanedeki 610 hastadan 29’unun "negatif", "pozitif" ve "şüpheli" arasında değişen 3 ila 6 test sonucuna sahip olduğunu gösterdi.


Singapur’dan üçüncü bir örnek ise, neredeyse her gün 18 hasta üzerinde yapılan testlerin çoğunun "pozitif" ten "negatif" e sonra yeniden "pozitife" en az bir kez değişim gösterdiği; bir hastada ise bu değişimin beş kez gerçekleştiğini gösteren bir çalışmadır.


Çin Tıp Bilimleri Akademisi başkanı Wang Chen bile Şubat ayında PCR testlerinin "sadece yüzde 30 ila 50 oranları arasında doğru" olduğunu kabul etti; Milford Moleküler Teşhis Laboratuvarı’ndan Sin Hang Lee, 22 Mart 2020’de WHO’nun koronavirüs müdahale ekibine ve Anthony S. Fauci’ye bir mektup göndererek şunları söyledi:


"Sosyal medyada, insan örneklerinde SARSCoV-2 RNA’yı tespit etmek için kullanılan RT-qPCR [Ters Transkriptaz kantitatif PCR] test kitlerinin birçok yanlış pozitif sonuç ürettiği ve bazı gerçek pozitif vakaları tespit etmek için yeterince hassas olmadığı yaygın olarak bildirilmektedir. " "

Varsayım 5: COVID için Termal Görüntüleme / Tarama Etkilidir

İnsanların ateşini, başlarına silah doğrultarak ölçmek apaçık bir koşullandırmadır. Devletin tamamen gücü elinde bulundurduğuna, kafanıza silah benzeri bir cihazı hedefleyebileceği ve buna karşı boyun eğmekten başka bir şey yapma gücünüzün bulunmadığına yönelik bilinçaltı mesaj gönderir. Pratik düzeyde, insanların ateşini ölçmenin viral yayılmayı durdurmada hiçbir etkisi yoktur. Birinin ateşi yüksek olsa bile, bu ne anlama gelmektedir?

İnsan vücut sıcaklıklarında doğal bir değişim vardır; herkes birbirinden biraz farklı bir vücut sıcaklığına sahiptir. Ayrıca, ateşiniz yükselmiş olsa bile, bunun nedeni sadece egzersiz yapmanız, uçağa yetişmek için koşmanız, biriyle kızgın bir konuşma yapmanız, stresli bir telefon çağrısı almanız, itaatsiz bir çocuğu disipline etmek zorunda olmanız vb. olabilir. Sizi strese sokan ve rahatsız eden her şeyi düşünün veya tansiyonunuzu yükselten, bunlar da yüksek bir sıcaklığa neden olabilir.

Antikor testi için de benzer durum geçerlidir; test bir sonuç gösterebilir, ancak sonuç o kadar çok farklı şekilde yorumlanabilir ki, bu durum sonucu bilim açısından anlamsız kılar (kontrol açısından çok önemli bir nokta olmasına rağmen).

COVID-19 Testi: Ne Yapıyoruz? "Pozitif" Test Neyi Gerçekleştirir?

Varsayım 6: Asemptomatik İnsanlar Hastalığı Yayabilir

İnsanların beyinlerine zorla sokulmaya çalışılan ve hala büyük zararlar veren diğer bir propaganda malzemesi de, herhangi birinin taşıyıcı olabileceği ve bu nedenle başkalarına da hastalık bulaştırabileceği fikridir. Bu fikir, sadece günlük yaşamlarına devam etmeye çalışmakta olan insanlarda endişe, korku ve hatta paranoya yaratma etkisine sahiptir. Ancak asemptomatik kişilerin hastalığı yayabileceği fikri endişelenecek bir şey değildir.

Mayıs 2020’de yayınlanan asemptomatik SARS-CoV-2 taşıyıcılarının bulaştırıcılığı üzerine Çin kaynaklı bir çalışmada 455 denek, asemptomatik SARS-CoV2 taşıyıcılarına maruz bırakılmış, 455 deneğin hiçbiri de enfekte olmamıştır!

DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) yetkilisi Dr. Maria van Kerkhove geçen Haziran ayında MSN CNBC tarafından yapılan haberde şu şekilde yer almıştır (ancak Kerkhove daha sonra yorumlarını geri almıştır). :

Dünya Sağlık Örgütü’nün ‘yeni çıkan hastalıklar ve zoonoz’ birimi başkanı Dr. Maria Van Kerkhove, Cenevre BM merkezinde verdiği bir haber brifinginde: "Elimizdeki verilerden, asemptomatik bir kişinin aslında ikincil bir bireye hastalık bulaştırması hala nadir görünmektedir. Bu çok nadir bir durumdur" dedi.

Görselin çevirisi:

Okulların yeniden açılmasına yönelik yeni CDC talimatları;

  • İki yaşından büyükler maske takmalıdır.
  • Hiçbir eşya veya kaynak paylaşımı yapılmamalı, tüm eşyalar kişisel odalarda veya etiketli dolaplarda tutulmalı; elektronik cihaz, oyuncak, oyun, öğrenim materyali paylaşımı yapılmamalıdır.
  • Sıralar birbirinden 6 fit (Çev:182,927 cm) uzaklıkta bulunmalı ve hepsi aynı yöne bakmalıdır
  • Okul servislerinde mesafe korunmalı-her koltukta bir çocuk olmak üzere bir sıra atlanarak oturulmalıdır.
  • 6 fitlik mesafenin bırakılamadığı yerlerde çocuklar arasına paravanlar yerleştirilmelidir.
  • Koridorlar tek yönlü olmalı; kaldırım ve duvarlara şeritler çekilerek çocuklar arasında 6 fitlik mesafe olması sağlanmalıdır.
  • Toplumsal ortaklaşa alan, kafeterya ve çocuk parklarına izin verilmemelidir.
  • Tuvaletlerdeki lavabolar arasında fiziksel bariyerler veya siperlikler bulunmalıdır.
  • Kafeterya yiyecekleri yerine sadece ön ambalajı bulunan çanta veya kutulardaki yiyeceklere izin verilmeli; çocuklar yiyeceklerini sınıfta yemelidir.
  • Okul gezilerine, toplantılara veya okul dışı organizasyonlara izin verilmemelidir. Gönüllü ve ziyaretçilerin sayısı sınırlandırılmalıdır.
  • Gün boyunca aynı çocuklar aynı eğitim personeli ile birlikte bulunmalı, gruplar veya öğretmenler arasında değişim olmamalıdır.
  • Çocukların okullara giriş ve çıkış saatleri kalabalık oluşturmayacak şekilde düzenlenmelidir.
  • Gün içinde imkan dahilinde sağlık ve sıcaklık kontrolleri gerçekleştirilmelidir.
  • Gün boyunca temizlik ve dezenfekte kurallarına uyulmalı ve eller sık sık yıkanmalıdır.

Varsayım 7: Okulların Çok Katı Kısıtlayıcı Önlemleri Kabul Etmesini Sağlamak COVID’in Yayılmasını Durduracaktır

Etrafta dolaşan birçok COVID varsayımlarından bu ve sonraki, çocukların COVID yayılmasının önemli bir kaynağı olduğu fikrine dayanıyor. Hayır değiller! WorldOMeter‘den alınan rakamlar, 0-17 yaş arası çocukların dünyadaki COVID ölümlerinin 0,02-0,06 aralığında bir yüzdeye sahip olduğunu göstermektedir; bu da aslında sıfır demektir.

Bu arada, CDC tarafından elde edilen lobaratuvar teyitli 149.760 COVID-19 vakasına ait veriler; “hasta yaşı bilinen 149.082 (% 99.6) vaka arasında 2.572 (% 1.7) tanesinin 18 yaşından küçük çocuklar olduğunu” gösteriyor ki bu da aynı şekilde çok küçük bir orandır. Bunu akılda tutarak, CDC’nin niyeti çocukları koşullandırmak ve insanlıktan çıkarmak değilse, neden (yukarıda resmedilen ve bu bağlantıda tam olarak yer alan) bu acımasız yönergeleri Amerikan okul çocukları için yayınlamaktadır?

Varsayım 8: Devletin Çocukları COVID Pozitif Ebeveynlerden Kaçırması İyi Bir Fikirdir

COVID’i bahane olarak kullanan hükümet, çocukları (ailelerinden) kaçırmaya başladı. 17 Haziran 2020 tarihli bu makalede, “LA İdari Bölge Çocuk ve Aile Hizmetleri Departmanı’nın (DCFS) mahkemelere, COVID-19 testi pozitif çıkan ebeveynlerin elinden bir çocuğun fiziksel velayetinin alınmasını nasıl önerdiği açıklanıyor. Burada söz konusu olan, herhangi bir suç işlemeyen bir ebeveyndir. Yargıç DCFS lehine karar vererek çocuğu alıkoymuştur. "

Bunun içine sinmesini bekle biraz. Devlet, bir ebeveynin (son derece kusurlu) bir testte COVID pozitif sonuç alması üzerine ellerinden çocuğunu çalmıştır! Birisi Z-O-R-B-A-L-I-K kelimesinin harflerini tek tek söyleyebilir mi? Bu durum, DSÖ yetkilisi Michael Ryan tarafından Mart ayında, insanların ailelerinden "güvenli ve saygın" bir şekilde uzaklaştırılacağı yönünde verilen uğursuz ve oksimoronik uyarının bir sonucudur. Ryan şu ifadeleri kullanmıştır:

"Bazı açılardan hastalığın iletimi, sokaklardan aile birimlerine geri çekildi. Şimdi gidip ailelere bakarak hasta olabilecek kişileri bulmamız ve onları uzaklaştırarak güvenli ve saygın bir şekilde izole etmemiz gerekiyor."

Mercola.com ‘da yer alan habere göre CDC, yeni doğanların COVID testi için doğumda ebeveynlerinden ayrılmasını öneriyor. İnsanlar olan bitene uyanmadan önce durumun ne kadar kötüleşmesi gerekiyor?

Varsayım 9: Sosyal Mesafe Sağlam Bilimsel Kanıtlarla Desteklenmektedir

Temelsiz COVID varsayımlarından bir diğeri, tüm bu sosyal mesafe veya fiziksel mesafenin sağlam bilimsel kanıtlarla desteklendiğidir. Bu doğru değil. Mesafe ister 6 fit, ister 1,5 metre veya 2 metre olsun; buna göre virüs, hangi ülkede bulunduğuna bağlı olarak farklı mesafelere sıçrayabiliyor gibi görünüyor. "Feci iki metre kuralını destekleyen hiçbir bilimsel kanıt yok" başlığını taşıyan makaleye göre:

“Dikkate değer Lancet incelemesi, bir metre veya daha fazla fiziksel mesafeyi destekleyen 172 çalışmadan kanıt sağladı. Bu etkileyici görünebilir, ancak tüm çalışmalar geriye dönüktü ve bulgularının güvenilirliğini zayıflatan önyargılardan muzdaripti. "

Bu arada İngiltere hükümet danışmanı Robert Dingwall şunları söyledi:

"Topluma, ekonomiye ve nüfusun fiziksel ve ruhsal sağlığına ciddi zarar vermeden [sosyal mesafe önlemlerini] sürdüremeyiz … Gerçekten bir kanıt temeline sahip olmayan bazı önlemlere uymanın çok daha zor olacağını düşünüyorum.. Demek istediğim, iki metre kuralı ansızın icat edildi… Bir metrelik mesafe için klinik ve deneysel ortamlarda yapılan iç mekan çalışmalarından elde edilen belli miktarda bilimsel kanıt var. İki metrelik mesafe için ise hiçbir zaman bilimsel bir temel var olmadı, bu bir tür pratik kural. Ancak üzerine kurulu olduğu bir tür titiz bilimsel literatür bulunmuyor. "

Elbette, sosyal mesafenin işe yaradığı varsayımı, bulaşıcı ve tüm hastalığın tek nedeni olan, farklı ve izole edilmiş bir SARS-CoV2 virüsünün var olduğu varsayımına dayanmaktadır ki bu da kanıtlanmamıştır.

Varsayım 10: Sağlıklı İnsanların Maske Takması Sağlam Bilimsel Kanıtlar Tarafından Desteklenmektedir

Bugün için sondan bir önceki varsayım, birçoklarının yüz bezleri ve yüz bebek pedleri demeye başladığı harika maskeler konusudur. Pek çok kişinin hala bağlı kaldığı COVID varsayımlarından biri, maske takmanın sağlıklı bireyleri virüsler nedeniyle hastalanmaktan koruduğu için "saygılı" bir eylem olduğudur. Bu düşünce açıkça yanlıştır.

"Gerçekleri Örten Maskeyi Çıkarmak: Çalışmalar, İnsanlığı Ortadan Kaldıran Maskelerin Sizi Güçten Düşürdüğünü ve Korumayacağını Gösteriyor" adını taşıyan bir önceki makalede de anlatıldığı gibi; maskeler sağlıklı insanlar için değil cerrahlar veya zaten hasta olan kişiler için tasarlanmıştır. Hasta insanların büyük solunum damlacıkları yoluyla bir hastalığı yaymasını durdururlar; iyi insanları korumak için hiçbir şey yapmazlar. Aslında, oksijen akışını kısıtlayarak yetersiz oksijenasyona (hipoksi) neden olurlar, bu da yorgunluğa, halsizliğe ve daha düşük bir bağışıklığa neden olur.

Daha düşük bir bağışıklığın sonucunda ise… hastalığa daha fazla yatkınlık oluşur. Daha önce yazdığım gibi, birçok kişinin kullandığı – kumaştan ev yapımı- maskelerin nanometre (nanometre = 10^-9 metre veya 0.000000001 metre) ile ölçülen bir virüsü durduracağını düşünmek bir şakadan ibarettir. Bunlar bir virüsü durdurmayacak, ancak sıcak ve nemli koşullar nedeniyle mikropların gelişmesini sağlayacak bir yuva haline gelecektir.

Bilimsel olarak düşünenler için, Dr. Russell Blaylock durumu şöyle açıklıyor:

“Bu bulguların önemi, oksijen seviyelerindeki düşüşün (hipoksi) bağışıklıkta meydana getirdiği bir bozulma ile ilişkili olmasıdır. Çalışmalar, hipoksinin, CD4 + T-lenfosit adı verilen viral enfeksiyonlarla savaşmak için kullanılan ana bağışıklık hücrelerinin türünü inhibe edebileceğini göstermiştir. Bunun nedeni, hipoksinin, T lenfositlerini inhibe eden ve Tregs adı verilen güçlü bir bağışıklık inhibitör hücresini uyaran ‘hipoksi indüklenebilir faktör-1 (HIF-1)’ adı verilen bir bileşiğin düzeyini artırmasıdır. Bu durum, COVID-19 dahil herhangi bir enfeksiyona yakalanma ve bu enfeksiyonun sonuçlarını çok daha ağır hale getirme aşamasını belirler. Esasen, maskeniz sizi çok daha yüksek bir enfeksiyon riskine sokabilir ve çok daha kötü bir sonuca neden olabilir. "

Varsayım 11: Ayrım Gözetmeyen Katil Virüslerin Bulunduğu Bir Dünyada Yaşıyoruz

Tüm bu sahte pandeminin en büyük varsayımı, virüslerin, türler arasında geçiş yapabilen ve insanları enfekte etmek için havadan insanların vücutlarına atlayabilen ayrım gözetmeyen katiller olduğu yönündedir. Aslında, sıradan bir virüsün doğası, sizi korkutmak ve toksik ürünlerine (Büyük ilaç şirketlerinin petrokimyasal ilaçları ve aşılar) olan talebi artırmak için mikrop teorisini ve bulaşma efsanesini destekleyen Tıp Endüstrisi tarafından körüklenen ana akım bilim tarafından tamamen yanlış anlaşıldı. Virüsler şeytanlaştırıldı.

"Virüs Muammasının Derinliklerinde – Her şeyi Sorgula" gibi daha önceki makalelerde tartışıldığı gibi, virolog Dr. Stefan Lanka virüslerin hastalığa neden olmadığı gerçeğini açığa çıkardı. Lanka 2017 senesinde, kızamığa bir virüsün neden olmadığını kanıtladığı Almanya Yüksek Mahkemesi’ndeki davayı kazanmasıyla ünlüdür. Lanka şöyle yazıyor:

“Haziran 1954’ten bu yana, bir test tüpünde doku ve hücrelerin ölümü, bir virüsün varlığının kanıtı olarak görülüyor… bilimsel mantık ve bilimsel davranış kurallarına göre, kontrol deneyleri yapılmalıydı… Bu kontrol deneyleri, bu güne kadar resmi bilim tarafından asla gerçekleştirilmedi. Kızamık virüsü davası sırasında, bu kontrol deneyini yapmak için bağımsız bir laboratuvarı görevlendirdim ve sonuç; dokuların ve hücrelerin, tıpkı "enfekte" olduğu iddia edilen materyalle temas ettiklerinde olduğu gibi, laboratuvar koşullarından dolayı öldüğü oldu."

Başka bir deyişle, hücreler bir virüs tarafından enfekte oldukları için değil, açlıktan ve zehirlenmeden (vücuttan aldıkları enerji ve besinlerden ayrıldıkları ve hücre kültürüne toksik antibiyotikler enjekte edildiği için) dolayı ölmektedir. "Virüslerle ilgili yanlış düşünceler: Virüslerin gerçek doğası" adlı bu harika video sunumu izlenmeye değer. Virüslerin doğasıyla ilgili birçok çarpıcı gerçeğin ana hatlarını çiziyor, örneğin:

  • Virüsler, hücrelerinizin içinden oluşturulur; vücudun dışından gelmez
  • Vücudun bir dış tehdit tarafından istila edilmesi nedeniyle değil, sistemik toksisitenin bir sonucu olarak ortaya çıkarlar.
  • Virüsler, vücut dokusu canlı bakteriler veya mikroplar için zehirlenmeden beslenemeyecek kadar toksik olduğunda toksik maddeyi çözer. Virüsler olmadan insan vücudu homeostazı sağlayamaz ve sistemik toksisite karşısında kendini ayakta tutamaz.
  • Virüsler çok özeldir. Vücuttaki belirli dokuları çözerler. Bunu antikorların yardımıyla yaparlar.
  • Vücudunuzda ne kadar fazla toksisite varsa, o kadar fazla viral aktiviteye sahip olursunuz.
  • Bir virüsün tek vektör aktarımı kan transfüzyonu veya aşılardır; aksi takdirde virüsler bir vücuttan diğerine atlayarak size bulaşamaz.
  • Virüsler doğaları gereği ayrımcıdır ve vücut tarafından belirli bir amaç için yapılmıştır. Ayrım gözetmeyen katiller değillerdir.
  • RT-PCR testi (kısaca PCR testi) virüsün kendisini değil, virüsten arta kalan genetik materyali gözlemler (Bkz. Varsayım 2)

Sonuç: Tüm COVID Varsayımlarınızı Sorgulama Zamanı

İyi haber şu ki, bunlar varsayımlar; gerçekler değil. Yakından baktığınızda, COVID ile ilgili tüm resmi anlatının, kum üzerine inşa edilmiş bir kart evi olduğunu fark edeceksiniz. Resmi anlatı detaylı incelemeye karşı dayanıksızdır. Bu bilgi, COVID çılgınlığına yakalanmış ve beyni yıkanmış bir dünyada aklı başında ve özgür kalmanın anahtarıdır. Herkese duyurun. Kanıt, enformasyon ve bilgi varsayımları ve cehaleti ortadan kaldıracaktır.

Makia Freeman, 2 Temmuz 2020, The Freedom Articles (Not; Analiz orijinal linkten açılmadığı taktirde lütfen bu linki tıklayınız)

(Makia Freeman, alternatif medya / bağımsız haber sitesi The Freedom Articles’ın editörü; Cancer: The Lies, the Truth and the Solutions’ın yazarıdır, http://ToolsForFreedom.com‘da kıdemli araştırmacıdır. Freeman’ın yazıları, Steemit ve Parler sitelerinde yer almaktadır.)

Tamer Güner, 02.09.2020, Sonsuz Ark, Stratejik Araştırma, Çeviri

Tamer Güner Yazıları

Kaynaklar:

  1. https://www.bitchute.com/video/9GWhQ4v9H53E/
  2. https://www.youtube.com/watch?v=g5f_6ltv7oI
  3. https://www.youtube.com/watch?v=3Fic2dlKlhw
  4. https: //thefreedomarticles.com/covid-19-umbrella-term-fake-pandemic …
  5. https: //off-guardian.org/2020/06/27/covid19-pcr-tests-are-scientifi …
  6. https://www.fda.gov/media/134922/download
  7. https: //thefreedomarticles.com/covid-antibody-tests-here-comes-more …
  8. https: //www.telegraph.co.uk/global-health/science-and-disease/tens -…
  9. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC7219423/
  10. https: //www.cnbc.com/2020/06/08/asymptomatic-coronavirus-patients-a …
  11. https: //www.worldometers.info/coronavirus/coronavirus-age-sex-demog …
  12. https://www.cdc.gov/mmwr/volumes/69/wr/mm6914e4.htm
  13. https: //www.cdc.gov/coronavirus/2019-ncov/community/schools-childca …
  14. https: //parentalrights.org/it-finally-happened-child-taken-due-to-c …
  15. https://www.bitchute.com/video/CMPsWxDDTwMo/
  16. https: //articles.mercola.com/sites/articles/archive/2020/06/09/newb …
  17. https: //www.telegraph.co.uk/news/2020/06/15/no-scientific-evidence -…
  18. https: //metro.co.uk/2020/04/25/two-metre-social-distancing-rule-con …
  19. https: //thefreedomarticles.com/unmasking-the-truth-masks-weaken-don …
  20. https: //thefreedomarticles.com/deep-down-virus-rabbit-hole-question …
  21. https: //davidicke.com/wp-content/uploads/2020/07/Paper-Virus-Lanka -…
  22. https://www.youtube.com/watch?v=MtWYQS3LFlE

SAĞLIK DOSYASI : Pandemi Sonrası Dünya Nasıl Şekillenebilir ???


Pandemi Sonrası Dünya Nasıl Şekillenebilir ???

Yazan Yavuz Selim Yıldız

17 Temmuz 2020

Pandemi sonrası oluşacak yeni yapı, mevcut küresel düzende bir değişime bu yüzden de devletler arasında çıkar çatışmalarının tavan yapabileceği bir potansiyele de ev sahipliği yapacaktır.

COVID-19 salgınına karşı uluslararası sistem tarafından koordine edilememiş tepki, küresel tedarik zincirinin kırılganlığını ortaya çıkarırken, ulus-devlet bilincinin ve milli üretimin önemini gözler önüne sermiştir. Salgın nedeniyle ülkelerde oluşan ekonomik resesyon ve bu bağlamda hükümetlerin izlediği otoriterleşme eğilimleri de daha belirgin hale gelmiştir. Dahası mevcut uluslararası sistemin en önemli aktörü hatta oluşturucusu ABD’nin mevcut Başkanı Donald Trump’ın “önce Amerika” politikalarından ve yakın zamanda söylediği ‘’Dünyanın polisi biz değiliz’’1 sözünden de anlaşılacağı üzere ABD içe dönük bir politika izlemek istemektedir. Amerikan seçmenleri Trump ile devam etmeye karar verirse, postpandemi sürecinde oluşacak yeni düzende Birleşik Devletler’in daha pasif bir rol alacağı düşünülebilir. Makale pandemi öncesinde ve sürecinde tek kutuplu düzeni ve postpandemi döneminde dünyanın nasıl şekil alabileceğini değerlendirecektir.

Aslında Trump, mevcut uluslararası sistemdeki Amerikan rolünden şikayetçi olduğunu salgın öncesi yaptığı mitinglerde dile getirmişti. Hatta sadece kendi rollerini değil, müttefiklerinin NATO’daki rollerini ve AB’nin güvenliğinden neden NATO’nun sorumlu olduğunu da sorgulamaktaydı. Pandemi sürecinde ise bu eleştirilerin sadece popülist söylemlerden ibaret olmadığını ABD’nin Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilmesiyle görmüş olduk. Mevcut süreçte Trump’ın sıfır izole politika tercihi, Amerika Birleşik Devletleri’nin liberal bir uluslararası düzeni desteklemekten vazgeçtiği fikrini destekler niteliktedir. Dolayısıyla ister istemez Birleşik Devletler tekrar izolasyon politikalarına geri mi dönüyor ya da Amerikalı bazı bürokratların iddia ettiği üzere Başkan Trump Amerikan seçimlerine Rus müdahalesi yüzünden mi bu tür söylemleri dillendiriyor sorularını akıllara getirmektedir. Soğuk Savaş’ın sonrasında ABD tarafından inşa edilen uluslararası sistem ve bu sistemin devam etmesi için sürdürülen stratejilerin akıbeti seçim sonrasında belli olacaktır. Bu durumda Biden’ın seçilmesiyle yeni başkanının uluslararası liberal sistemi tekrar ele almaya çalışacağından ya da tekrar seçilen Donald Trump’ın ABD’yi dünyadan izole etmeye devam edeceğinden söz edilebilir.

Tek kutuplu dünya düzeninin gelişimi ve doğuşuna tarihsel olarak bakacak olursak; Woods sisteminin çöküşü, Batı Almanya ve Japonya ekonomileri ile artan rekabet ve Sovyetler Birliği’nin varlığı, ABD’nin oluşturmak istediği küresel sistem için sorunlar yumağıydı. Ancak 1991’in sonunda SSCB’nin resmen dağılması, Japonya’nın ekonomik durgunluğa uğraması ve Berlin duvarının yıkılmasıyla birleşen Almanya’nın da ekonomik olarak küçülmesi Amerika Birleşik Devletleri’ni küresel lider konumuna getirmiştir. Amerikan hegemonyasının kurulmasında ABD’nin komünizmin bitmesiyle rekabet edebilecek hiçbir büyük küresel ideolojik proje ile karşılaşmaması, Sovyetler Birliği’nin dağılması ile SSCB’nin hegemonyası altındaki devletlerin askeri, ekonomik ve politik desteği sağlama konusunda alternatiflerden yoksunluğu ve liberal değerleri yayan ulus ötesi hareketler etkili olmuştur.

Son yıllarda ve özellikle pandemi döneminde ülkelerin alternatif bulabildiği, toplumsal hareketlerin içerisinde aşırı sağcı eylemliliğin artışı ve uluslararası kurumların varlığının tartışıldığına şahitlik ediyor, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu gibi büyük güçlerin yükselişine paralel olarak otokratik yönetimlerin hem ülke içinde hem de dışında stratejik avantaj peşinde koşarak ABD liderliğindeki liberal uluslararası sistemle rekabetini izliyoruz. Bu doğrultuda bu iki devlet sadece BM Güvenlik Konseyinde ortak hareket etmekle kalmamakta, ABD’yi ve Batı ülkelerini içine almayan yeni uluslararası kurumlar ve bölgesel forumlar da oluşturmaktadır;

  • Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ile kurulan BRICS grubu2 ve aynı grubun gelişmekte olan ülkelerdeki altyapı projelerinin finansmanı için kurulan Yeni Kalkınma Bankası,
  • Güvenlik alanında Şanghay İşbirliği Örgütü,
  • Ekonomik alanda Asya Altyapı Yatırım Bankası3 ve Avrasya Ekonomi Birliği.

Kısacası Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti öncülüğünde alternatif arayan bölgesel devletlerin ve dahası otoriter eğilimli ya da o eğilimi taşıma potansiyali olan ülkeleri kabul edecek alternatif uluslararası yapıların yeni dönem için hazır olduğunu söylenebilir.

Pandemi döneminde küresel hareketlerin ne doğrultuda şekillendiğine bakılacak olursa artan ulus-devlet bilincinin de etkisiyle toplumsal hareketlerin aşırı sağ eğilimli hale geldiği görülmektedir. Ayrıca özellikle Avrupa Birliği üye ülkelerinde görülmek üzere aşırı sağcı enternasyonel kolektif siyasi oluşumlar, AB üyesi ülkelerin başta mülteci politikası olmak üzere liberal uluslararası düzenin normlarına ters politikaları Avrupa demokrasilerine dayatmaktadırlar. Bu noktada Avrupa’daki AB karşıtı aşırı sağ partilerin özellikle İtalya, Avusturya ve Macaristan olmak üzere Rusya ile yakın işbirlikleri dikkat çekmektedir. Bu işbirliği, Kırım’ın Rusya Federasyonu tarafından ilhak edilişinde daha fazla gözler önüne serilmiştir. Putin tarafından Rusya’nın dostları diye adlandırılan bu siyasi partiler sadece Kırım’a gitmekle kalmamış, Kırım işgalinden dolayı AB’nin Rusya’ya karşı aldığı ambargo kararlarını da protesto etmişlerdir.4 Hatta İtalya’daki aşırı sağcı Lig Partisi ve Avusturya’nın aşırı sağ partisi FPÖ Kırım’ın Rusya’nın parçası olarak tanınması gerektiği görüşünü dile getirmiş, daha da ileri giderek Putin’in partisi ile işbirliği anlaşmaları imzalamışlardır.5 Ayrıca Avusturya’daki aşırı sağ parti Avusturya Özgürlük Partisi(FPÖ)‘nin hakkında Sırbistan-Rusya siyasi bağlantısı hakkında onlarca iddia bulunmaktadır.6 Fakat hiçbiri İbiza’daki kadar ispatlanamamıştı ya da dikkat çekmemişti.7 İbiza skandalı olarak basına sızan Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) Genel Başkanı’nın Rus iş insanına Avusturya’nın yüksek tirajlı gazetelerinden birini satın alarak iktidara gelmesini sağlamaları karşılığında ihale vaad etmesine dair videosu bu bağları ispatlar niteliktedir. İbiza skandalı ve işbirliği anlaşmaları, Rusya Federasyonu’nun Avrupa seçimlerine desteklediği partiler aracılığıyla karıştığını ve AB üzerinde nüfuz elde etmeye çalıştığını göstermektedir. Dolayısıyla Avrupa’daki aşırı sağcı zenofobik eylemliliği Rusya’dan bağımsız değerlendirmek hatalı bir yaklaşımdır.

Yukarıda bahsedilen alternatif uluslararası yapılar ve oluşan ulus ötesi aşırı sağcı eylemliliğin yanısıra Amerikan tek kutupluluğunun oluşturulması ve korunmasında önemli bir etken olan Amerikan askeri gücü de caydırıcı özelliğini kaybetmiş durumdadır. Özellikle 1990’larda ve bu yüzyılın ilk yıllarında önemli bir rol oynayan Amerikan askeri gücü, ayrılan bütçe ile ulaştığı teknolojik avantaj ve olası Rus yayılmacılığına karşı oluşturduğu güven hissi ile tek kutupluluğun sonraki on yıl boyunca devam etmesini sağlayan faktörlerden biri olmuştur. Güven bağlamında örnek olarak Balkanlarda ABD’nin insiyatif üslenmesiyle çatışmaların daha fazla büyümeden son bulması ilk akla gelendir. Fakat 11 Eylül Saldırıları sonrası Amerikan dış politikalarının ve ordusunun çatışma sonlandırmadan ziyade sahada çatışan taraflardan biri haline gelmesi sadece ülkenin askeri imajını değil savunduğu değerleri de sorgulatmıştır. Tüm bu olumsuz havaya rağmen, Amerikan askeri gücünün sürmesinde Soğuk Savaş yıllarında kurulan müttefiklikler aracılığıyla elde edilen üslerin ve Rus agresifliğinin karşısında önemli bir güç olarak görülmesinin rolü büyüktür.

Tek kutupluluğun ne kadar sürebileceğine değinecek olursak; arzulanan ve küresel norm olarak ülkelere dayatılan küresel neoliberalizmin sonunun geldiği birçok akademisyen tarafından dillendirilmekte, yeni döneme dair üretimin ve milliyetçiliğin öne çıktığı sosyal bir devlet anlayışının ortaya çıkabileceğine salık verilmektedir. Neoliberal ekonomik düzenin aslında her 10 senede bir çöktüğünü ve bankaların kurtarılarak yola devam edildiğini ve bu döngünün periyodik olarak devam ettiğine dikkatinizi çekmek isterim. Mevcut küresel neoliberal ekonomik düzen, ülkeleri kriz zamanlarında Uluslararası Para Fonuna (IMF) borçlandırarak dolaylı da olsa liberal uluslararası sisteme bağımlı hale getirmektedir. Bu gerçeği gören ve alternatif oluşturmak isteyen bir kaç ülke olsa da, bu ülkelerin arasından bir tek Çin bunu başarabilmiştir. Çin, 2008 mali krizinin ardından alternatif arayışı içinde olan ya da IMF kredilerine erişemeyen ya da bu kredilerin dışında bırakılan ülkeler için önemli bir kredi ve acil durum kaynağı merkezi olmuştur. Çin hükümeti ve bankaları, Afrika ülkelerine 2000-2017 yıllarında yaklaşık 143 milyar dolar kredi vermiş, hatta dünyadaki 150’yi aşkın ülkeye bugüne kadar 1,5 trilyon ABD doları ile kredi vererek Dünya Bankası, IMF ve OECD gibi uluslararası kuruluşların borç verdiği toplam kredi miktarını da geride bırakmıştır.8 Dolayısıyla Çin Halk Cumhuriyeti’nin soyunduğu uluslararası siyasi liderlik rolünü ekonomik açıdan da desteklenir hale getirmeye çalıştığı aşikardır.

Her ne kadar Covid-19 pandemisi ve Trump’ın izolasyon politikası varolmaya devam etse de postpandemi döneminde bir veya birkaç ülkenin uluslararası sistemi biranda domine ederek yeniden oluşturacağına dair fikirlere katılmıyor, tam tersine oluşması ümit edilen daha adil ve çok kutuplu bir düzenin kurulmasının önündeki en büyük engelin başta Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya Federasyonu gibi otoriter ve otoriterleşme eğilimdeki devletlerin farklı ulusal çıkarları olacağını düşünüyorum. Pandemi sürecinde devletlerin ulus-devlet algısının güçlenmesi ve milli üretime yönelmesine dair ortaya çıkan gerçekliğin yanısıra otoriter yapıların içeride ve dışarıda stratejik avantaj sağlamaya yönelik politikalarını da göz ardı etmemek gerekmektedir. Bu doğrultuda varolan liberal uluslararası sistemin, devletlerin otoriterleşmesini engelleyebilecek yegane güç olduğu düşünülebilir. Fakat uluslararası düzeni oluşturan kurum ve kuruluşların epey bir süredir fonksiyonsuzluğu tartışılırken, bu kuruluşların pandemi sürecinde varlıkları da sorgulanır hale gelmiştir. Dolayısıyla belirsizliği çözecek olan sadece Amerikan seçimleri değil, tüm devletlerin pragmatist yaklaşımları ile oluşturacağı alternatif oluşumlar için harcadıkları efor ve bunun karşılığında aldıkları geri dönüş olacaktır.

Kaynak

1 ‘Trump, ABD ordusuna seslendi: Dünyanın polisi değiliz, bütün sorunları çözmek gibi bir görevimiz yok‘, Euronews, 13.06.2020. https://tr.euronews.com/2020/06/13/trump-abd-ordusuna-seslendi-dunyanin-polisi- degiliz
2 BRICS Resmi Bilgi Portalı Web Sitesi, https://infobrics.org/, https://infobrics.org/news/bankbrics/,

3 Asya Altyapı Yatırım Bankası Resmi Web Sitesi, https://www.aiib.org/en/index.html

4 ‘Putins Freunde in Europa’. ZDF. https://webstory.zdf.de/putins-geheimes-netzwerk/putins-freunde-in- europa/

5 ‘FPÖ und Putin-Partei: Kooperationsvertrag unterzeichnet’, Niederösterreichische Nachrichten, 19.12.2016, https://www.noen.at/in-ausland/blaue-freunde-fpoe-und-putin-partei-kooperationsvertrag-unterzeichnet-int-

beziehungen-politische-bewegungen-russland-wien-32628715

‘Putin’s party signs deal with Italy’s far-right Lega Nord’, The Financial Times, 06.03.2017, https://www.ft.com/content/0d33d22c-0280-11e7-ace0-1ce02ef0def9

6 ‘Zeig mir deine Freunde’, Herwig G. Höller, Zeit, 26.02.2018, https://www.zeit.de/2018/09/fpoe-oesterreich-

serbien-russland-beziehungen-wladimir-putin/

‘Wie die FPÖ Russland lieben lernte’, Leila Al-Serori, Oliver Das Gupta, Peter Münch, Frederik Obermaier, Bastian Obermayer, Süddeutsche Zeitung, 20.05.2019, https://www.sueddeutsche.de/politik/fpoe-russland- strache-gudenus-putin-1.4452906

7 ‘Das Strache-Video’, Süddeutsche Zeitung, https://projekte.sueddeutsche.de/artikel/politik/das-strache-

video-e335766/,

‘Strache’nin ‘İbiza skandalı’.Yardıma karşı ihale teklif etmiş!’, Hürriyet, 18.05.2019, https://www.hurriyet.com.tr/avrupa/strachenin-ibiza-skandali-yardima-karsi-ihale-teklif-etmis-41218049 8 ‘Antikapitalist Çin, IMF’den fazla kredi dağıtmış!’, İlke Haber Ajansı, 20.06.2020, https://ilkha.com/analiz/antikapitalist-cin-imf-den-fazla-kredi-dagitmis-129106

‘Antikapitalist Çin, IMF’den fazla kredi dağıtmış!’, İlke Haber Ajansı, 20.06.2020, https://ilkha.com/analiz/antikapitalist-cin-imf-den-fazla-kredi-dagitmis-129106

Asya Altyapı Yatırım Bankası Resmi Web Sitesi, https://www.aiib.org/en/index.html BRICS Resmi Bilgi Portalı Web Sitesi, https://infobrics.org/

‘Das Strache-Video’, Süddeutsche Zeitung, https://projekte.sueddeutsche.de/artikel/politik/das-strache-video- e335766/

‘FPÖ und Putin-Partei: Kooperationsvertrag unterzeichnet’, Niederösterreichische Nachrichten, 19.12.2016, https://www.noen.at/in-ausland/blaue-freunde-fpoe-und-putin-partei-kooperationsvertrag-unterzeichnet-int- beziehungen-politische-bewegungen-russland-wien-32628715

‘Putins Freunde in Europa’. ZDF. https://webstory.zdf.de/putins-geheimes-netzwerk/putins-freunde-in- europa/

‘Putin’s party signs deal with Italy’s far-right Lega Nord’, The Financial Times, 06.03.2017, https://www.ft.com/content/0d33d22c-0280-11e7-ace0-1ce02ef0def9

‘Strache’nin ‘İbiza skandalı’.Yardıma karşı ihale teklif etmiş!’, Hürriyet, 18.05.2019, https://www.hurriyet.com.tr/avrupa/strachenin-ibiza-skandali-yardima-karsi-ihale-teklif-etmis-41218049

‘Trump, ABD ordusuna seslendi: Dünyanın polisi değiliz, bütün sorunları çözmek gibi bir görevimiz yok‘, Euronews, 13.06.2020. https://tr.euronews.com/2020/06/13/trump-abd-ordusuna-seslendi-dunyanin-polisi- degiliz

‘Zeig mir deine Freunde’, Herwig G. Höller, Zeit, 26.02.2018, https://www.zeit.de/2018/09/fpoe-oesterreich- serbien-russland-beziehungen-wladimir-putin/

‘Wie die FPÖ Russland lieben lernte’, Leila Al-Serori, Oliver Das Gupta, Peter Münch, Frederik Obermaier, Bastian Obermayer, Süddeutsche Zeitung, 20.05.2019, https://www.sueddeutsche.de/politik/fpoe-russland- strache-gudenus-putin-1.4452906