SAĞLIK DOSYASI /// Tevfik ERDEM : Neden Çin Virüsü ???


Tevfik ERDEM : Neden Çin Virüsü ???

21 Mayıs 2020

11 Eylül 2001 saldırıları gerçekleştiğinde dönemin Amerikan başkanı George W. Bush, dünyayı, barbar ve medeni olarak ikiye ayırdığı bir söylemle savaşı başlattığını ilan etmişti. Bu savaş medeni beyaz dünyanın barbarlara açtığı savaştı. 11 Eylül sonrası Amerika SSCB’ye karşı desteklediği eski dost Taliban’a karşı, Ek-Kaideyi desteklediği gerekçesiyle savaşı başlatmıştı.

Amerika daha sonra da Irak’a karşı bir savaş başlattı buradaki gerçekçisi, Irak lideri Saddam Hüseyin’in El Kaide ile sözde bağlantısı idi. Ancak savaşı ABD’nin gözünde meşru kılan başka gerekçeler de vardı, örneğin Irak liderinin petrol satışlarını Euro üzerinden yaparak uluslararası piyasalardaki dolar hâkimiyetini kıracak bir girişimde bulunmasıydı. Ayrıca Saddam Hüseyin’in adeta “Ortadoğu’nun serseri devleti” nitelemesini ABD’nin gözünde meşru kılacak biçimde Kuveyt’i işgal girişimi de her ne kadar bu işgale göz kırpmış olsa da önemli bir gerekçeydi. İsrail’in bölgedeki güvenliğini tehdit edebilecek düzeye gelmesini hiç saymıyorum. Hülasa Amerika daha baştan pusuya yatmış ve Ortadoğu’nun enerji kaynaklarını kontrol altına almanın yollarını gözlüyordu demek çok da yanlış değil. Amerikan çıkarları için bu kadar hayati olan kaynakların, bu kaynakları kontrol edebilecek insani düzeyin evrimsel olgunluğa erişmediği bir topluma bırakılması çok da rasyonel görünmüyordu. Üstelik bu savaş, kazanması kolay ve maliyeti karşılanabilecek bir savaştı. Bu savaş aracılığı ile de tüm dünyaya yeni bir düzen verilmiş olacaktı.

11 Eylül sadece Amerika’ya değil özgürlük, demokrasi, insan hakları gibi Batılı değerlere karşı açılmış bir savaş olarak algılandığı için tüm Batılı devletler çok ani bir refleksle bu savaşta Amerika’nın yanında olduklarını açıkladılar.

Siyasi tarih bundan sonra adeta 11 Eylül’den önce ve 11 Eylül’den sonra olmak üzere ikiye ayrıldı. Herkes dünyanın artık eskisi gibi olmayacağını, artık günlük hayatımızdan dünyanın işleyişine kadar her şeyin değişeceğini söyledi.

Yeni bir dünya düzeni, küreselleşme ve şimdi de küreselleşmenin artık sonunun geldiğinin işareti olarak korumacı politikalar uygulayan Amerikan yönetimi post küresel bir dünyanın geldiğini duyurdu. Böylece kapitalizmin istediği (ya da işine geldiği) zaman serbest piyasacı, istediği zaman da korumacı bir politika izleyebileceği gerçeği bir kez daha tekrarlanmış oldu. Bu yeni dönemde de Amerika’nın uygulayacağı olağanüstü politikaları meşru kılacak bir düşmana ihtiyacı vardı. Kullanım süreleri dolan kızıl ve yeşil şeytanların yerini Kanada’daki Huawei tutuklamasıyla sarı şeytan almış oldu. Giderek ekonomik bir güç olarak tüm dünya üzerinde etkisini hissettiren, fason üretim ve bilgi hırsızlığıyla suçlanan bir ülke kendi markalarını yaratarak, disipline edilmiş bir toplumun ürettiği caydırıcı ekonomisi ve popülasyonuyla adeta özgür dünyaya meydan okuyordu. Amerika’nın bu yeni tehdidi dizginlemesi ve karşı harekete geçmesi için bir Pearl Harbour veya 11 Eylül tarzı saldırıya ihtiyacı vardı. Ancak ne Hong Kong krizi ne de Huawei tutuklaması uyuyan devi agresif bir yol izlemeye itmedi, zaten buna ihtiyacı olduğunu da düşünmeyen bir tarz sunuyor Çin. Ta ki wuhan’da patlayan virüs vakasına kadar.

ABD böylece Wuhan eyaletinde üreyen virüs aracılığıyla rakibini köşeye sıkıştıracak bir koza sahip oldu. Çünkü virüsün kaynağı Çin’di ve 11 Eylül kadar doğrudan bir saldırı olmasa da verdiği zarar (ölü sayısı) çok daha fazlaydı. Bu sayının giderek artması da dolaylı olarak Çin’in verdiği zararın büyümesi anlamına geliyordu. Bu yüzden doktorlara yapılan ölüm vakalarında, sebebin covid 19 olarak gösterilmesi baskısı, Çin’e karşı yapılacak herhangi bir girişimin meşruiyetini (hem halkın hem de tüm dünyanın gözünde) meşrulaştıracaktı. Peşi sıra Çin’e karşı açılacak tazminat davalarında vaka sayısı tazminat talep miktarını etkileyecekti.

Virüsün ilk kez Çin’de ortaya çıkmış olması Çin’e yönelik küresel bir yeniden değerlendirmeyi gerekli kılıyor. En azından şimdilik tüm veriler virüsün ilk kez Wuhan eyaletinde ortaya çıktığını gösteriyor. En azından diyorum çünkü virüsün Amerika’da Kasım (2019) ayında görüldüğü söylentileri de var. Çin küresel ekonomide giderek artan gücünü siyasete de tahvil etmek istiyor, bu zaten ekonomik gücün doğasında içkin. Hiçbir ekonomik güç sadece ekonomik bir güç olarak kendini sınırlandırmak istemiyor, istemez de. Çin tam da Amerikan hegemonyasını sona erdirecek başlangıcı yapacak ekonomik, askeri ve siyasi güce ulaştığını düşündüğü bir anda hiç hesapta olmayan bir sorunun kaynağı olarak görülmeye başlandığında belki de bin yıllık planlarının gerçekleşme hayallerinin bir karabasana dönüştüğü dönemle tanıştı. Virüsle birkaç aylık mücadele sonrası başarı elde etmesi onun hanesine bir kazanç olarak yazılsa da kayıplarını karşılayabilecek bir kazanç değil gibi görünüyor. Çünkü başta Amerika ve Avrupalı ülkeler (tonlaması Amerika kadar olmasa da) Çin’e karşı virüsten dolayı ortak bir tavır alınması gerektiği konusunda fikir birliği içindeler. Çin’in virüsü ve virüsün etkilerini tüm dünyaya geç haber vermek ve virüsün yayılmasını engellemek için yeterince tedbir almamaktan soruşturulması için AB tarafından hazırlanan karar tasarısına, Rusya dâhil 119 ülkenin destek vermesi, Çin’in küresel düzeyde yalnızlaştığının önemli bir göstergesi olarak okunabilir.

Çin bir yandan kendi ülkesiyle ilgili virüs sonrası görüntülerle ülkesinin normalleştiği algısını yerleştirmeye çalışırken bir yandan da Afrikalıların virüsü yaydığı gerekçesiyle onlara yönelik yaptırımları gündeme getirip kendi olumsuz algısını silmeye çalışıyor. Ancak ne yaparsa yapsın bu virüs Çin’in üzerine bir stigma (damga) gibi yapıştı.

Virüsün (covid 19), Çin virüsü olarak tanımlanmasının arkasında bir yandan Amerika’nın Çin’i çeşitli yönlerden sıkıştırmak istemesi diğer yandan virüsün Çin’de çıktığı andan itibaren Çin’in Dünya Sağlık Teşkilatını ve onun aracılığıyla da tüm dünyayı virüs hakkında doğru bilgilendirmemesi yatıyor. Sadece bu değil, virüsün ortaya çıkmasından sonra sağlık malzemeleri konusunda ihracatı yasaklayıp, ihtiyaç duyulacak ürünlerin ithalatını yaparak virüse karşı oldukça avantajlı pozisyon elde etmesi, başta Amerika olmak üzere bu virüsle uğraşan ve yüksek kayıplar veren ülkelerin tepkisini çekiyor. Bu yüzden de Trump virüse Çin virüsü diyor.

ABD’de virüsten kaynaklanan ekonomik kriz, büyüyen Çin ekonomisi ve tehdidi, işsiz sayısının 40 milyon civarında olacağı beklentisi Trump için sonun başlangıcı gibi, karşısındaki ülke kolayca işgal edilecek ya da gözdağı verilecek bir ülke değil ama 3 Kasım 2020’de de başkanlık seçimleri var. Bu gidişle virüs öncesi pozisyonunu elde etmesi mümkün görünmeyen Trump, Avrupa ülkelerinden 11 Eylül’deki gibi bir desteği bulamıyor, Johnson hiç de Blair gibi değil, biraz sürü bağışıklıkçısı ve avami tarzı var, yarenlik genlerinden geldiğini düşünüyor insan. İtalya ve İspanya gibi virüsten çok fazla etkilenen diğer ülkelerde de Çin’e yönelik eleştiriler var ama 11 Eylül refleksi onlarda yok. Tüm bu sebeplerden dolayı seçim baskısı Trump’ı daha saldırgan bir politika izlemeye itecek gibi görünüyor, Dünya Sağlık Örgütüne abanmasının arkasında bu var.

Tüm bu gelişmeler olurken 11 Eylül sonrası adeta cehenneme çevrilen İslam dünyası kısmi bir durulma ve kendini toplama aşamasına girecek gibi. Ama şimdilik görünen o ki, virüs belki de Ortadoğu üzerinden İslam dünyasının savaşlardan nefes almasını sağlayacak bir sessizliği ve huzuru sağlayacak gibi. Bu arada İnsanın aklına, acaba bu virüs Müslüman bir ülkede ortaya çıkmış olsaydı Amerika, BM kararı almadan bu ülkeye karşı da bir medeniyet savaşı verir miydi, sorusu gelmiyor değil.

SAĞLIK DOSYASI : Koronavirüste Örnek Ülke Tayvan Ne Yaptı ???


Koronavirüste Örnek Ülke Tayvan Ne Yaptı ???

4 Mayıs 2020

Son yaşanan olaylar ve gelişmeler göstermiştir ki Tayvan, yayılmakta ve etkisini henüz yitirmemiş olan bir virüsün kontrolünün bilim, teknoloji ve demokratik yönetişim yoluyla sağlanabileceğinin canlı kanıtıdır. Bütün dünya halen korona virüs pandemisine karşı savaşmaktadır. Yeni bir virüsle karşılaşan bulaşıcı hastalık uzmanları ve hükümet yetkilileri, virüsün ortaya çıkardığı hasarları kontrol etmek ve bu hasarların etkilerimi hafifletmek için yeni önlemler uygulamaya hazırlanmaktadır. Singapur, Güney Kore ve Hong Kong gibi birkaç Asya hükümeti, salgının ilk dalgasını nispeten başarılı bir şekilde kontrol ettikleri için dünya genelinde yankı uyandırdı.

Pasifik Okyanusu’nda yer alan küçük bir adada COVID-19 ile mücadelede eşine az rastlanır bir başarı elde edilmesine rağmen tartışmaların gerisinde kalmıştır. Neden mi? Çünkü bu küçük ada ülkesi olan Formosa Adası veya Tayvan, DSÖ üyesi olmadığı için DSÖ günlük bilgi akışında Tayvan’dan hiçbir açık veri gösterilmemiştir. 73 Tayvanlı ’nın hayatını kaybettiği ve 346 kişinin etkilendiği 2003 SARS salgınından sert bir şekilde hasar alan Tayvan, gelecekteki bir salgın için ciddi hazırlıklar yapmıştır. Böylece Tayvan, Çin’in Wuhan bölgesinden ilk vaka rapor edilir edilmez virüse karşı teyakkuz halinde olmuştur. 20 Ocak’ta Tayvan, tıp ve halk sağlığı uzmanlarından oluşan ve saygın bir epidemiyolog olan Başkan Yardımcısı Dr. Chen Chien-jen ve Dr. Shi-Chung Chen liderliğinde yönetilen bir Merkezi Salgın Komuta Merkezi (CECC) kurmuştur. Ardından gözetim, temas takibi ve izolasyon / karantina hemen uygulanmış ve bunun sonucunda Tayvan, yoğun halk sağlığı önlemleri ile düşük vaka sayısını korumayı başarmıştır. Geni kitlelerin cesaretlerinin kırılmasına rağmen hiçbir tiyatro salonu, alışveriş merkezleri ve en önemlisi okullar kapatılmamıştır.

Shi-Chung Chen ve Chen Chien-jen.

Tayvan, çoğunlukla Avrupa ve Kuzey Amerika’dan dönen öğrenciler veya göçmenler nedeniyle Mart ayı vakalarının artığını tespit etmiştir. Sisteme ilave bir yükler getirilirken, sıkı bir karantina uygulaması takip edilmiştir. Bugün toplam 80.000 kişi tecrit altında ve telefonla takip edilen günlük sıcaklık ve belirti kontrolleri ile bu kişiler izlenmektedir. Karantinaya alınan bir kişinin telefonundan alınan GPS verileri belirli bir aralığın dışındaki bir hareketi gösteriyorsa, kişinin yerini doğrulamak için bir takip telefon görüşmesi yapılmaktadır[1].

Tayvan koronavirüs vaka grafiği [15 Şubat – 29 Nisan] – Kaynak: worldometers

Tayvan Ocak ayında COVID-19 RT-PCR testlerine başlamıştır[2]. Başlangıçta salgın bölgesinden dönen kişilere veya ilgili seyahat öyküsü olan semptomatik hastalara testler uygulanmıştır. Komşu Asya ülkelerinde vaka sayısında artış olduğunda, sağlık yetkilileri şiddetli grip olduğu bildirilen hastaların geriye dönük taramalarını yapmıştır. Bu, herhangi bir seyahat öyküsü olmayan ilk vakayı belirlemiştir ki hastanın, başka bir salgın bölgesi olan Zhejiang, Çin’den bir yolcuyla temas eden bir taksi şoförü olduğu ortaya çıkmıştır. CECC, salgının gelişimine bağlı olarak gözetim ve test kriterlerini hızla ayarlamıştır. Son zamanlarda, koku veya tat alma duyusunda bir kayıp olduğunu bildiren hastaların test edilmesi zorunluluk haline getirilmiştir. Günümüz itibariyle 0 vaka bulunmaktadır[3]. Çin’den gelen önceki raporların aksine, kadın hastaların ( ortalama yaş 32) erkek hastalardan (yüzde 57–43) daha fazla olduğu Tayvan’daki hasta demografisi daha genç bir nüfuzu içermektedir[4].

Dikkat çeken nokta ise, hastaların sadece yüzde 49’unda ateş ve yüzde 37’sinde genellikle burun akıntısı olarak adlandırılan rinore belirtisi vardı. Hastaların sadece yüzde 7’si son aşamada olan akciğer iltihaplanması sıkıntısı nedeniyle başvurmuştur. Eklemek gerekirse halka açık alanlarda 1 metreden fazla fiziksel mesafeye dikkat edilmesinin yanı sıra 1 Nisan itibariyle de yüz maskelerinin ulaşımda da kullanılması zorunlu olmuştur. Ocak ayının başlarında Tayvan hükümeti yüz maskeleri ve diğer kişisel koruyucu ekipmanların (PPE) yanı sıra kritik tıbbi malzeme üretimini hızlandırmıştır. Toplumdan ayrı tutulmuş ve aciliyetine göre sıralaması yapılan hastaların herhangi bir negatif artışına karşı basınç odalarının daha iyi kullanılması gibi sofistike planlar planlanmıştır. Ulaşım Bakanlığı tarafından salgın bölgelerinden dönen yolcuları almak için oluşturulan salgın mücadele filosu temas takibini kolaylaştırmak için toplanmıştır. Tayvan’da tedavi bilimi ve aşıların geliştirildiği biyomedikal endüstrisi, Silmitasertib (CX-4945) adlı aşının şu anda araştırılmakta olan umut verici bir aday olduğunu söylemektedir[5]. Tayvan sadece demokrasinin feneri değil aynı zamanda yayılmakta olan bir virüsün kontrolünün bilim, teknoloji ve demokratik yönetişim yoluyla sağlanabileceğinin canlı kanıtıdır. Ve görülmüştür ki acımasız otokratik önlemlere gerek yoktur.

Ali Demir

Stratejik Ortak Misafir Yazar

SAĞLIK DOSYASI /// ARSLAN BULUT : AŞI HABERLERİNİN HEMEN HEPSİ YALAN !!!


ARSLAN BULUT : AŞI HABERLERİNİN HEMEN HEPSİ YALAN !!!

12 Mayıs 2020

Dünya medyası, aşı ile ilgili haberlerle dolu. Bu haberlerin hemen kemen hepsi yalan! İnsanlık kandırılıyor! Çünkü aşı değil, haberleşme yeteneği bulunan moleküler parçacıklar üretiliyor.

Öyle ki, "İki şirket, Kovid-19 salgını için geliştirdikleri aşı adayını insanlar üzerinde denemeye başladı. Testler başarılı olursa, aşı eylül ayında acil kullanıma hazır olacak." deniliyor.

Hatta, "İki firmanın ortak olarak geliştirdiği bu aday aşı, hücrelere protein üretme talimatı taşıyan ulak (messenger) RNA diye bilinen genetik maddeye dayanıyor. Özel tasarlanmış ulak RNA’nın, vücuda enjekte edilmesiyle, aşının hücrelere korona virüs proteinini hastalık oluşturmadan üretmeyi anlatması amaçlanıyor." bilgisi veriliyor.

***

Başka bir haberde, ABD’de bir Türk profesörün aşı ürettiğinden bahsediliyor. Türk profesör, akciğerlere gönderilecek akıllı moleküller geliştirdiklerini söylüyor.

Bu tür haberler nedense, hep "Türk profesör etiketi" ile kullanılıyor. Oysa önemli olan, sözde aşıyı üretecek olan ekiplerde Türk olup olmadığı değil bu çalışmaların kime ve neye kime hizmet ettiğidir. Türkiye’de bir Türk profesörün, başka hastalıklar için üretilmiş ve halen piyasada olan bir ilacı, korona virüs tedavisi için önermesi ne kadar yanlışsa, ABD’de üretildiği söylenen aşıların şimdiden reklâmını yapmak da o derece tehlikelidir. Çünkü bu haberler şartlandırıcıdır.

Bütün bu çalışmalar, Bill Gates’in söylediği türden parçacıklar üretilmesi içindir. Hiçbiri biyolojik değildir. Korona virüs biyolojik ama üretilen parçacıklar biyolojik değil…

Bu durumda, üretilen ürünlere aşı denilemez. Bunlar adı üzerinde parçacıktır.

***

Bütün insanlara moleküler parçacıklar yerleştirmek istediğini ve bu çerçevede 7×2=14 milyar doz "aşı" üretilmesi gerektiğini söyleyen, bizzat Bill Gates’tir. Yine atmosfere 42 bin uydu yerleştireceğini söyleyen de Elon Musk’tır; komplo teorisyenleri değil. Uygulamaya da başlamıştır.

İnsanlığın kaderi, biyosferdeki değişimlere bağlıdır. Biyosferi insan müdahalesi ile değiştirmek kolay iş değildir. Fakat yağmur bombası gibi yıllardan beri uygulanan müdahaleler var. Atmosfer içinde, 2 bin kilometre yükseklikte, diğerleriyle beraber 52 bin uydu, sadece haberleşme hızını 5G, 6G 7G diye artırmak için mi dolaştırılacak? Bunların elektromanyetik dalga ve lazer ışını kullanması da mümkün olduğuna göre istedikleri ülkeyi, atom bombası örneğinde olduğu gibi bir iki uygulamayla birkaç saniye içinde teslim alamazlar mı? Atom bombası, Japonya’ya atılmadan önce neydi? Dünyada kaç kişinin haberi vardı? Kaldı ki hidrojen bombası ve nötron bombası de geliştirildi ama kullanılmadı.

***

Bir ara Obama’nın Nobel fizik ödülü sahibi Enerji Bakanı Dr. Steven Chu, "Evlerinizi, çatılarınızı beyaza boyayın" diyerek Amerikalıları uyarmış ve küresel ısınmayı bu şekilde durdurmanın mümkün olduğunu söylemişti. Böylece güneş ışınlarının geri dönmesinin sağlanabileceğini belirtmişti. Bill Gates ise on bin uçak ile 2 bin metre yükseklikte tebeşir tozu püskürterek aynı sonucun elde edilebileceğini söylüyor. Bunlar, kendi açıklamalarıdır. Tabii ne sonuç verir bilmiyoruz ama adam bunu söylüyor ve yapabilme kabiliyeti de var.

Biyolojik bir varlık olan virüse karşı üretilecek aşı, insanların vücuduna moleküler parçacık yani verici yerleştirmek midir, yoksa aşının da biyolojik olması mı gerekir? Türkiye’de aşı üretimi yapan Hıfzısıhha’nın kapatılmış olması ve şimdi de Bill Gates’in yönettiği küresel aşı projesine katılmaktan söz edilmesi, yeterince endişe verici bir durum değil midir?

SAĞLIK DOSYASI : CORONA VE 30 SORUDA BİLMEDİKLERİNİZ !!!


CORONA VE 30 SORUDA BİLMEDİKLERİNİZ !!!

Corona hakkında şimdiye kadar belki yüzlerce yazı okudunuz, ama gerçekliğinden hep şüphe duydunuz.. Aşağıda kaynaksız hiçbir soru ve cevabı yoktur.. Grafiklerin tamamı kendime aittir. Her yerde okuduğunuz ve bildiğiniz bilgilerden özellikle kaçındım.. Umarım beğenirsiniz..

Yorumlarınızı mail adresime atmanızı rica ederim.. Her hafta en az 1 konu ve bilimsel açıklamalarını yapacağım. Bir sonraki haftanın konusu ne olsun?

Not: Daha detaylı bilgiler için Corona Güncesi sitemi ziyaret etmenizi öneririm…

https://turkiyecoronahaberleri.com/

1.Korona Virüs nedir?

Korona virüsler büyük bir virüs grubudur, çekirdeğinde genetik meteryaller, zarında ise protein uçları bulunur.

  • Bu durum da, virüse kral tacı gibi bir görünüm kazandırıyor. Latincede ise taç, CORONA demek. Bu nedenle virüs, CORONA ismini aldı.

2. Korona Virüs tipleri nelerdir?

SARS-CoV : İlk defa 2003’te Çin’de görüldü.

MERS-CoV: İlk defa 2012’de Suudi Arabistan’da görüldü.

2019 n CoV: İlk defa 2019’da Çin’de görüldü. Wuhan’da, deniz canlıları ve canlı hayvan pazarları ile ilişkisi olan zatürreli bir grup insanda ortaya çıktı. Bu insanlardan, aile üyelerine ve sağlık çalışanlarına yayıldı. Çin’de yayıldıktan sonra dünyaya sıçradı.

korona-virus-dunyaya-yayildi

3)Korona virüs nereden geldi?

corona-virus-hayvan-iliskisi

Çıkışının yarasa olduğu belirtiliyor,. Yarasalar zaten virüs haznesi..Son çalışmalar yarasada yeterli mutasyonu geçirdikten sonra bir ara konak canlıya sıçradığını, ara konak canlıda da yeterli mutasyonu geçirdikten sonra insana sıçradığını belirtiyor. Kim bu ara konak canlı??!! Her türlü canlı olabilir…

MERS-COV’un ara konak canlısı deve iken, SARS-COV’unki misk kedisi idi..

4. Türkiye’de yaşayıp enfekte olma oranı nedir?

Türkiye’de her 10.000 kişiden 15’i enfekte..

5.DÜNYADA Korona virüse yakalanan insanların ölme olasılığı nedir?

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünya genelinde bu oran güncel durumda %7..

(Hesaplama: 238.730/ 3.356.205)

17 nisanda: %6.87

15 martta: %3.74

6.TÜRKİYE’de ve diğer ülkelerde Korona virüse yakalanan(enfekte) insanların ölme olasılığı nedir?

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de bu oran %2.6..

(Hesaplama: 3.397/ 126.045)

Diğer ülkeler ise şöyle..

İlave olarak,

Amerika: %5.75

7. Enfekte olmamış sağlıklı bir insansanız koronadan ölme olasılığınız nedir? ( Yaş, alt hastalık, cinsiyet vs verileri henüz tam olarak paylaşılmadığı için bu bilgi ortalama olarak verilmektedir.)

Sağlık Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de bu oran 100.000’de 4.

Belçika’da bu oran 100.00’de 61,İspanya’da 100.000’de 50, İtalya’da 100.000’de 44, Fransa’da 100.000’de 34, Hollanda’da 100.000’de 26, İsveç’te 100.000’de 22.

her-yuz-bin-kiside-korona-olum-sayilari

8.Hangi ülkeler günlük vaka sayısında düşüşte?

İtalya, 21 Marttan beri..

Fransa,12 Nisandan beri..

Almanya, 2 Nisandan beri…

Türkiye, 21 Nisandan beri…

İran, 30 Marttan beri.. oldukça istikrarlı bir düşüşte..

Çin, 18 Şubattan beri.. uzun süredir kontrol altına alınmış gibi görünüyor…

Ülkelerin detaylı grafikleri için corona güncesi blogumdan “COVİD 19 DÜNYA VERİLERİ” yazıma bakabilirsiniz. (https://turkiyecoronahaberleri.com/covid-19-dunya/)

9. Hangi ülkelerde vaka sayısı gözle görülür şekilde düşüşte değil?

Amerika, İngiltere, Rusya, Belçika, Hollanda

10. Covid -19 yayılma hızı nedir? Bilimsel olarak nelere bağlıdır?

Yayılım hızı= Çoğalma Sayısı(R0) VE Seri Aralığı (SI)

Rate of transmission= Reproductive Ratio ve Series Interval

Çoğalma Sayısı(R0): Enfekte olan bir insanın kaç tane insana bu virüsü bulaştırdığını belirten sayıdır. Korona virüsün üreme hızı 2-4 kişi arasında seyrediyor.

Seri aralığı(SI): Enfekte olan insanın diğer bir insana virüsü ne kadar zamanda geçirdiğidir. Korona virüste, bazı insanlar enfekte olduğunda belirti göstermediği için bu değeri ölçmek biraz zor oluyor. Bu durumda test yapılması gerekiyor. Ortalama 4 gün olduğu belirtilmektedir.

corona-virus-yayilim-hizi

Örnekte R0=3, SI=4 olarak alınmıştır. Sonuçta virüsün 12 günde toplam 40 kişiye yayıldığı görülmektedir.

11) RO diğer hastalıklarda nedir?

KIZAMIK:11-18, HIV: 3.6-3.7, EBOLA:2, SU ÇİÇEĞİ: 10-11.5

12) Korona Virüs Yayılım Hızı Grafiği Nasıl?

Exponential

corona-virus-yayilim-grafigi

13) Virüsün nereden geldiğinde dair hangi tahminler üzerinde duruluyor?

  1. Ara Konak Canlının Varlığı
  2. Wuhan Laboratuvarı
  3. S Tipi L Tipi

14) S Tipi- L Tipi nedir?

Son araştırmalarda ortaya çıkan bir ihtimal, korona virüsün 2 alt tipinin olduğu. Bunlar: S-Tipi ve L-Tipi.

15) Corona mı daha tehlikeli kanser mi?

Dünya verilerine göre hesaplanmıştır:

-Vaka Kıyaslaması:

Dünyada her 10.000 kişiden 4’üne korona tanısı konuyor.

Dünyada her 100 kişiden 38’ine kanser tanısı konuyor.

Yani kanser tanısı konma olasılığı, korona tanısı konma olasılığının 950 katı!

-Ölüm Kıyaslaması

Dünyada korona tanısı konan 100 kişiden 7’si ölüyor.

Dünyada kanser tanısı konan 100 kişiden 30’u ölüyor.

Yani tanı konup da kanserden ölme olasılığı, tanı konup da koronadan ölme olasılığımızın 4.3 katı..

16) Sağlıklı bir insanken kanserden ölme olasılığı ne, koronadan ölme olasılığı ne? (Dikkat, bu cevap çok çarpıcı!!)

Dünya verilerine göre,

Sağlıklı bir insan olarak vaka tanısı konup da ölme olasılığımız BİR MİLYONDA 24..

Sağlıklı bir insan olarak vaka tanısı konup da ölme olasılığımız BİNDE 114

Hesaplamalar:

  • Sağlıklı insanken corona vakası tanısı konma oranı(4/10.000)
  • Corona tanısı konup ölme oranı(6/100)
  • Bu iki oranın çarpımı bize corona tanısı konup da ölme olasılığımızı veriyor.. (24/1.000.000)
  • Sağlıklı insanken kanser tanısı konma oranı(38/100)
  • Kanser tanısı konup ölme oranı(30/100)
  • Bu iki oranın çarpımı bize corona tanısı konup da ölme olasılığımızı veriyor.. (114/1.000)

17) Kendi hayvanımdan virüs kapar mıyım?

Hong Kong’ta enfekte olan bir köpek görülmüştür, sahibine sıçramadığı belirtilmiştir. Şimdiye kadar kedi, köpek ve evcil hayvanların COVID-19 bulaştırdığına dair bir KANIT/VERİ YOKTUR. COVID-19 en çok enfekte olan insanın öksürmesi, hapşırması ve konuşmasıyla çıkan damlacıklar aracılığıyla yayılır.

DÜNYA SAĞLIK ÖRGÜTÜ’NE DAYANAN BU VERİYİ DİKKATE ALALIM, HAYVANLARIMIZI SOKAĞA ATMAYALIM! DETAYLI ARAŞTIRMASINI WHO.INT ADRESİNDEN BULABİLİRSİNİZ!

18) Hani hayvan kaynaklı idi virüs?

Virüsün hayvan kaynaklı olduğu belirtiliyor ancak üzerinde durulan hayvanlar SADECE vahşi yaşamda boy gösteren hayvanlar.. Evdeki, sokaktaki dostlarımız değil..!

19) Sarımsak yemek enfekte olmayı engeller mi?

Sarımsak antibaktoriyel özellikleri olan sağlıklı bir yiyecektir. Fakat, sarımsak yemenin salgından korduğuna dair henüz bir kanıt yoktur.

20) Termal tarayıcılar enfekte hastaları tespit etmekte ne kadar etkili?

Hayır. Termal tarayıcılar, korona virüs sebebiyle artan ateşi tespit etmede etkilidir fakat enfekte olmuş ama ateşi olmayan hastaları tespit edemez. Çünkü, enfekte olmuş kişinin hasta olması ve ateşinin çıkması 2 ila 10 gün arasında olur.

21) Yeni Tip Korona Virüs Sivrisinek Isırığıyla Bulaşır Mı?

Hayır.

22) Korona virüs neden erkekleri daha çok etkiliyor?

SARS’ta da erkeklerin ölüm oranı daha yüksekti. Olası nedenler:

  • Kadınların bağışıklık sistemi, enfeksiyonlara karşı daha iyi savaşıyor.
  • Erkekler hastaneye gitme konusunda daha az istekli, bu nedenle tanı geç konuyor.
  • Erkeklerin, kadınlardan daha fazla sigara tüketmesi, yüksek diyabet ve kolestrolü olması.

23) Aşı ne durumda?

Şimdiye kadar en hızlı aşı 5 yılda üretildi. Dünya Sağlık Örgütü tahmini en geç 2 sene içinde üretileceği yönünde. Bir takım denemeler başladı ancak test süreci tamamlanmadı. Bir aşının piyasaya sürülmesi için şu adımlardan geçmesi gerekiyor:

  • Prototip üretmek
  • Hayvanlar üzerinde deneyler
  • Faz1-2-3 insanlı deneyler
  • Kanuni onay
  • Seri üretim
  • Genel erişim

24) Kimler koronaya daha yatkın?

Geçtiğimiz ay Çin’den bildirilen vakalar şöyle:

  • %2’si: 20 yaş altı
  • %8’i: 20-30 yaş
  • %75’i: 30-69 yaş
  • %12’si: 70+ yaş
  • %3’ü belirtilmemiş…

Geçtiğimiz ay Çin’den bildirilen ölümlerin aşağıda belirtilen yaş grupları içinde ölüm oranları ise şöyle:

  • %14.8 : 80+ yaş
  • %8: 70-79 yaş
  • %3.5: 60-69 yaş
  • %1.3: 50-59 yaş
  • %1’den az: 30-50 yaş
  • ‰ 1 : 30 yaş altı

Yaşlılar, diyabet, kalp, akciğer, tansiyon gibi kronik hastalıkları olanların daha çok etkilendiğini hepimiz biliyoruz.

25) Enfekte olan kişi iyileştikten sonra yeniden yakalanabilir mi?

Söylentiye göre Japonya’da bir kadına 2 kere tanı konmuş. Çok düşük bir ihtimal olduğu belirtiliyor.

26)Dışkıdan bulaşır mı?

Evet.

27) Dünya günlük veri gidişatı nasıl?

dunya-gunluk-corona-grafik

Dünyada günlük verileri küçük zikzaklarla sabitlenmiş görünüyor, bundan sonra ise tahminler azalacağı yönünde…

28) Türkiye’de mart nisan ayları günlük iyileşen ve günlük vaka yönünden nasıl ilerledi?

corona-gunluk-iyilesen-vaka-karsilastirmasi-grafik

İyi haber! Günlük vaka grafiği ciddi durumda azalışa geçti..

Kötü haber! Henüz belli olmamakla birlikte bu ay günlük iyileşen sayısı da azalacak gibi..

29) Dünyada iyileşme oranı nedir? %31.9

30) Türkiye’de iyileşme oranı nedir? %50

Nehir Günce Daşcı

Kaynaklar:

  • Worldometers
  • Amerika Ulusal Kanser Enstitüsü
  • Dünya Sağlık Örgütü
  • John Hopkins Üniversitesi
  • TC Sağlık Bakanlığı
  • Verdict Medical
  • Populer Science
  • Ninja Nerd
  • Corona Güncesi

BİR SONRAKİ BİLİM KONUSU NE OLSUN?

SAĞLIK DOSYASI /// MUSTAFA ÖNSEL : Kovid19’un hatırlattığı tarihteki büyük salgınlar ve sonuçları.


MUSTAFA ÖNSEL : Kovid19’un hatırlattığı tarihteki büyük salgınlar ve sonuçları…

01 Mayıs 2020

Yazan: Mustafa Önsel, VeryansınTv

Dünya, toplu ölümlere sebep olan yeni bir salgınla boğuşuyor. Adı Kovid19.

İnsanoğlu epey zamandır unutmuştu bu tür salgınları. Ama 21. yüzyılda küresel ölçekli böylesi bir felaketle yüz yüze geldi. Hâlbuki daha düne kadar bizzat kendi ürettiği kitle imha silahlarıyla toplu ölümlere sebep oluyordu.

Güçlüler, zenginler, ezenler rahat ve mutlu hayatlarına devam ederken; zayıflar, yoksullar, ezilenler, ama konvansiyonel ama kitle imha silahlarıyla ama açlıktan can veriyordu.

Kovid19 en azından can almada güçlü, zayıf; zengin, yoksul tanımıyor. Görülen bu anlamda adil davranıyor olduğudur. Asıl konuya gelelim…

Bu salgın yakın tarihte gerçekleşen, tüm dünyaya yayılımı kısıtlı salgınlara (SARS vb) benzemiyor. Yayılma hızı tam çağımıza uygun biçimde inanılmaz süratli.

Şu anda dünyada kutuplar hariç, girmediği, tehdit etmediği bir coğrafya yok!

Ülkelerin halkları perişan. Devletler çaresiz. Özellikle gelişmişliğin kibrini yaşayan batılı ülkelerin hiç de öyle organize olmadıkları görüldü. On binlerce insan hayatını kaybetti. Bu bela, bu satırlar kaleme alınırken can almaya devam ediyordu. Belli ki daha da devam edecek.

Şu an ölümlerin vahim boyutlara ulaştığı ülkelerden biri de dünyanın bir numaralı süper gücü ABD.

Bu salgın mutlaka bir süre sonra bitecek. Ancak yüz binlerce insanı hayattan koparttıktan sonra. Bunun ötesinde, insanlık olarak yeni bir dünyaya uyanacağımız da kesin.

Hem küresel, hem yerel, hem bireysel ölçekte çok şeyin değişeceği çok açık.

Kovid-19 kâbusundan uyandığımızda bireyler ve toplumlar ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel alanlarda pek çok şeyi sorgulayacaklar. Ve görülen o ki mevcut düzenler derinden sarsılacak…

Salgınlar geçmişte de insanlığa çok acılar yaşatmış. İnsanlar savaşlarda kaybettiği canlardan çok daha fazlasını kaybetmişler bu salgınlarda.

Örnek vermek gerekirse 1853-1856 Kırım Savaşında çatışmada ölenlerin sayısı 20 bin, salgın hastalıktan ölenlerin sayısı ise 75 bindir. 1. Dünya Savaşında 8,5 milyon insan can verirken, aynı yıllara denk gelen İspanyol gribinden 50 milyondan fazla insan öldü.

Çok büyük acılar yaşanmış. Bu acılar sonrası da büyük değişimler gerçekleşmiş.

***

Bu anlamda Kovid-19 sonrası ne gibi değişimlerin olabileceği şimdiden tartışılmaya başlandı bile… Söz konusu salgın her geçen gün etkisini artırsa da insanlar, salgın geçtikten sonra bizi nasıl bir dünyanın beklediğini düşünmeye başladı.

Şu an tartışılan ezber, Kovid-19 sonrası şekillenecek dünyada küreselcilerin mi yoksa içine kapanmacıların mı borusu ötecek sorusudur.

Olay böylesine basit mi seyredecek? Sadece bu iki seçenek dışında başka yol yok mu? İrdelemek gerekir. Hemen ifade edeyim olayın böylesine siyah ve beyaz olarak seyretmesi doğal değil.

İrdeleyeceğiz ama önce geçmişteki salgınlardan sonra yaşananlara bakalım. Tarihteki salgınlar ve sonrasında neler olmuş kısaca değinmeye çalışalım.

***

MÖ. 430’da Atina’da görülen, Atina Vebası olarak tarihe geçen salgında Atina halkının %30’u,

1161’de, Roma merkezli olup Afrika, Batı Asya ve Avrupa’da etkisini gösteren ve 20 yıl süren veba salgınında o zamanki nüfusun %30’u,

541’de Avrupa’da ortaya çıkan ve 1 yıl süren veba salgınında nüfusun %40’ı,

1347’de yine Avrupa’da ortaya çıkan, yaklaşık 10 yıl devam eden, bugüne kadar ki salgınların en ürkütücüsü ve ağır sonuçları olan veba salgınında Avrupa kıtasında yaşayanların %50’si yani 100 milyon civarında insan,

15.yüzyılda Amerika’da başta çiçek hastalığı olmak üzere çıkan çeşitli salgınlar sonucu Amerika yerli nüfusunun çok büyük bir kısmı,

1852-1860 yılları arasında Rusya’daki kolera salgınında 1 milyon,

1889’da tüm dünyada ortaya çıkan ve 1 yıl süren grip salgını yüzünden toplam 1 milyon,

1918-1920 yılları arasında ortaya çıkan ve tüm dünyada etkin olan İspanyol gribi 50 milyonu aşkın,

1957-1958 yılları arasında ortaya çıkan ve tüm dünyada etkili olan Asya gribi 2 milyon,

1968-1969 yılları arasında ortaya çıkan ve tüm dünyada etkili olan Hong Kong gribi 1 milyon,

1970 yılı sonrası ortaya çıkan günümüze kadar gelen, bulaşması özel şartlara bağlı AİDS sonucu 32 milyon civarında insan hayatını kaybetmiştir.

2000’li yıllarda zaman zaman görülen kuş gribi, domuz gribi vb daha çok hayvanlarda görülen, ancak insanları da etkileyen ve kısmen ölümlere sebebiyet veren salgınlar görülmüştür.

Bu salgınlar insanları göreceli etkilemiş, ancak salgının yayıldığı bölgelerde milyonlarca hayvanın ölümüne ve bulaşıklığın önüne geçmek maksatlı, itlafına sebep olmuştur.

Gelelim sonuçları itibarıyla önem arz eden salgınlara…

***

MS.161’de Roma’da başlayan ve MS.180 yılına kadar devam eden veba salgını, yaklaşık 20 yıl içinde nüfusun üçte birinin ölmesine sebep olmuştur.

Böylesi büyük bir can kaybı Roma’nın çöküşünü tetiklemiştir.

***

MS 164 yılında Çin’de ortaya çıkan salgın, çok büyük kayıplara sebep oldu.

Bazı bölgelerde nüfusun yarısı can verdi. Kıtlık baş gösterdi. Ülkede büyük bir karmaşa ortaya çıktı.

Çin’in başında bulunan hanedanlık tepkileri göğüsleyemedi. Yaklaşık 300 yıldır yönettiği Çin’de iktidarı kaybetti.

Yerine Ging Hanedanlığı geçti.

***

1347 yılında Avrupa’yı vuran ve 10 yıl devam eden, nüfusun %50’si yani 100 milyon gibi çok büyük sayıda insanın ölümüne sebep olan, tarihin en yıkıcı salgını olarak bilinen veba sonrası, Avrupa’da bilindik sistemlerde büyük değişiklikler oldu.

Bu veba salgını sonrası Kilise hâkimiyetini kaybetti.

Kilisenin yanı sıra Avrupa’da bir başka güç odağı büyük toprak sahipleriydi. Bunlar geniş arazilerinde çok sayıda insandan ucuz iş gücü olarak yararlanıyor ve elde ettikleri gelirle büyük güç oluşturuyorlardı.

Veba salgını en fazla, bu geniş arazilerde çok zor şartlarda çalışan köylüleri vurdu. Bu da yaşama tutunanların, geniş toprak sahiplerinin karşısında pazarlık yapabilme olanağını elde etmelerini sağladı. İnsanları çalıştırmak çok pahalıya gelmeye başladı. Böylece feodal sistem de eski gücünü kaybetti.

Bu, Avrupa’yı başka sistem arayışına itti. Çalışan sayısını azaltan, iş gücü tasarrufu sağlayan arayışlar başladı. Bu anlamda teknoloji öne çıktı. İnsan gücünün kullanılmasını minimize eden makinaların ortaya çıkışı bu süreçten sonradır.

Dolayısıyla sanayileşmenin önü bu salgının tetiklemesiyle açılmıştır.

Makineleşmenin artması ve gelişmesi, denizlerde uzun süre kalabilecek gemilerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Böylece deniz aşırı coğrafyalara gitme olanağı yakalanmış, bu da keşifleri beraberinde getirmiştir.

Yeni keşfedilen yerlerde bulunan yerli halka, sahip olunan teknolojinin ürünü ateşli silahlarla kolaylıkla üstünlük sağlanmış ve yeni coğrafyalardaki el değmemiş zenginliklere sahip olunarak sömürgecilik evrensel boyut kazanmıştır.

Sömürgeciliğin yayılmasıyla Avrupa kıtası, bugünlere kadar yansıyan bir zenginliğin sahibi olmuştur…

***

Amerika kıtası Avrupalılar tarafından 15. yüzyılda keşfedilerek sömürgeleştirilmiştir.

Kıt’a keşfedildiğinde o zaman için azımsanmayacak yerli bir nüfus barındırıyordu. Çeşitli kaynaklar bu nüfusun 60 milyon civarında olduğunu ifade ediyorlar.

Avrupalıların Kıta’ya ayak basar basmaz kendileriyle birlikte getirdikleri, o zamana kadar söz konusu Kıta’da bilinmeyen, görülmeyen salgınlar yüzünden yerliler kitleler halinde ölmeye başladı. Çünkü bu tür virüslere karşı bağışıklık sistemleri güçlü değildi.

Veba, sıtma, koleranın yanı sıra özellikle çiçek hastalığı kitlesel ölümleri artırdı. Bazı bulaşıcı hastalıkları Avrupalıların bilinçli yaydıklarıyla ilgili de ciddi iddialar bulunmaktadır.

Bu salgınların sonucu yerli nüfusun %90’a yakın can vermiştir ki Kıta’da yerli nüfus toplamı 10 milyonun çok altına düşmüştür.

Koskoca Kıta’da nüfusun böylesine azalması sonucu araziler boş kaldı. İnsan elinin değmediği bölgeler çoğaldı. İşlenemeyen arazilerde bitki örtüsü inanılmaz ölçülere ulaştı. Bu da karbondioksit seviyesinde düşmeye sebep oldu. Dolayısıyla ısı miktarında ciddi kayıplar yaşanmaya başladı. Isı düşüşleri sadece Amerika değil bütün dünyada hissedildi. En çok da bütün bunlara sebep olan Avrupalıların Kıta’sında.

Avrupa’da buna bağlı yaşanan ısı düşüşleri tarımı olumsuz etkiledi. Bu nedenle Avrupa’da kıtlıklar yaşandı.

Görüldüğü gibi yeryüzünde garip bir döngü var. Doğal ve doğru olmayan şeyler yaptığınızda sağladığınız avantajlar, bazen sizin aleyhinize durumlara sebep olabiliyor.

***

19. yüzyılın hemen başında Fransa, Haiti’yi işgal etti. 60 bin civarında askeri Haiti’ye çıkardı. Ancak askerler bağışıklık sistemlerinin henüz tanımadığı sarıhumma hastalığına yakalandı. Fransa, 50 bine yakın askerini kaybetti.

Sarıhumma Fransız ordusunu yerle yeksan etmiş, bozguna uğratmıştı. Fransızlar geri kalan askerlerini apar topar geri çektiler. Dönebilen sayı, gidenlerin %20’si bile değildi.

Sonra ne oldu? O zaman imparator olan Napolyon, sadece Haiti’den değil Kuzey Amerika’daki hedeflerinden de vazgeçmek zorunda kalmış, burada elinde tuttuğu büyük arazileri ABD yönetimine satarak o coğrafyadan tamamen çıkmıştır.

Bu olay sonucu, topraklarını yaklaşık 2 milyon kilometrekare büyüten ABD, daha da güçlenmiş oldu.

***

19. yüzyılının sonuna doğru Afrika Kıta’sında sığır vebası ortaya çıktı. Hastalık bulaşıp insanları direkt etkilemese de dolaylı olarak çok etkiledi. Bu salgında Afrika halkı, büyükbaş hayvanlarının küçük bir kısmı hariç hepsini kaybetti. Bu Kıt’a halkı için çok büyük bir yıkımdı.

Bölgede bu kadar hayvanın ölümü et açısından büyük sorun yaşanmasına sebep olmasının yanı sıra tarımı da vurdu. Çünkü büyükbaş hayvanlar toprakların sürülmesinde kullanıldığı için bu alanda da büyük kayıplar ortaya çıktı.

Kıtlık başladı. Bunun sonucu bölgeden yoğun göçler başladı. Bölge insansızlaştı.

Bu da Avrupalıların 19. yüzyılın sonlarında bölgeyi rahatlıkla sömürgeleştirmelerini kolaylaştırdı.

Evet, salgınların dünyanın gidişatını direkt etkilediği iddia edilen salgınlar bunlar.

Peki, bu zamana kadar görülen salgınlar arasında sürat açısından ilk sıraya yerleşen, kısa sürede dünyanın tamamına yayılan, öldürücülüğü geçmişteki bir kısım salgından daha az olsa da bulaşıcılığı açısından da bir numara olan, şu an için dünyanın tamamının tek derdi haline gelen ve dünyayı kocaman bir cezaevine çeviren Koronavirüs diğer adıyla Kovid19 sonrasında neler olabilir, gelin onu irdelemeyi de başka yazılara bırakalım…

Devam edecek…