SAĞLIK DOSYASI /// Prof. Dr. Erbuğ Keskin : ÇAPA BATIYOR


Prof. Dr. Erbuğ Keskin : ÇAPA BATIYOR

Bu yazı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Cerrahisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erbuğ Keskin’in Facebook sayfasından alınmıştır.

Prof Dr. Erbuğ Keskin’in yazısı. maalesef olduğu gibi gerçek…

ÇAPANIN SON AKŞAMLARI

Çapa’da güneş batıyor bir akşam daha..

Hüzünlüdür akşamları hastanelerin..

Hekim olmaya ilk adım atıığım yuvam burası benim.

İlk hastam.. ilk sondam.. ilk dikişim..

190 yıl önce kurulan ülkenin ilk Tıp Fakültesi..

Babamın okulu..

Hocalarımızın hocalarını yetiştiren akademi..

Her nesille giderek gelişen, modernleşen, ülkemizin ışıldayan bilim ocağı..

Yurdun her köşesinde.. komşu ülkelerde… derdine çare bulunamayan insanların şifa kapısı..

Burası Çapa..

Bugünlere gelmesinde o kadar çok kişinin emeği var ki..

Ama son yıllarda bu yuva gözlerimizin önünde eriyor..

Avuçlarımızn arasından kayıp gidiyor sanki..

Çapa zor durumda..

Çapa çok zor durumda..

Borç batağında..

Borçlarını 36 ay geriden zar zor ödeyebiliyor..

İşin en acısı ne biliyor musunuz?

Çalışmadığımız için değil.. Çalıştığımız için batıyoruz.

Bir safra kesesi ameliyatı yaptığımızda devletin hastaneye ödediği para 1100 Tl.. Ama o ameliyat bize en iyimser şartlarda 1800 Tl ye mal oluyor.. Yani derdinden kurtardığımız her hasta da 700Tl zarar ediyoruz.

Devletin her hizmet için hastaneye ödediği bir fiyat var ve bu fiyatlar yıllardır değişmedi. Oysa kullandığımız malzemelerin fiyatı defalarca katladı..

Yani devlet bize diyor ki;

Pahalı tedavileri sakın uygulama..

Sakın ameliyat yapma..

yapmak zorunda kalırsan ilçe devlet hastanelerinde bile yapılabilen basit ameliyatları kabul et..

Sadece muayene yap.. hızlı hızlı.. fazla tetkik isteme.. fakültenin ayakta kalabilmesinin belki de tek yolu muayene yapmak..

Hastaya bir faydasi yok ama zarar ettirmiyor..

Ne kadar çok muayene yaparsan, ne kadar az tetkik istersen o kadar kazanırsın diyor devlet..

Ama burası Çapa, biz her türlü baskıya rağmen, halkımızın en modern tedavi yöntemlerinden faydalanmaya devam etmesi için elimizden geleni yapıyoruz Bu nedenle her yıl giderek daha zor duruma düşüyoruz.

Sonunda şelale olan bir ırmakta sürüklenen bir sandalda gidiyor gibiyiz.

Hepimiz kaçınılmaz sonu görüyoruz.

Bakın, şimdiye kadar hep eleştiregeldiğimiz, çatısı akan servislerden, su basan ameliyathanelerden, çökmek üzere olduğu için son anda terkettiğimiz binalardan, sırf kamuoyu mutlu olsun diye kapasitesinin 4-5 katına çıkarılan öğrenci sayısından filan söz etmiyorum..

Türk ve dünya tıbbına sayısız katkıları olmuş.. kaç nesil hocalarımızn emeğiyle bugüne gelmiş bir mabedin çöküşünden bahsediyorum..

Çapa çöküyor diyorum…

Artık başka yerde çare bulamadığınız dertlerinize çare olan Çapa olmayacak..

Cerrahpaşa, Ege, Dokuz Eylül, Akdeniz, Çukurova, Ondokuz Mayıs da olmayacak.

O berbat hastane şartlarında bulunmaya yarım saat dayanamayan insanlar sağlık çalışanlarının orada bir ömür tükettiğini göremiyorlar.

Halkın sağlığını geri dönülmez bir şekilde tehlikeye atan bu çarpık sağlık sisteminin tek sorumlusunun onlar olduğunu düşünüyorlar.

Her gün her kanalı kullanarak sağlık çalışanlarını şikayet ediyorlar..

Bunları size niye anlatıyorum biliyor musunuz?

Bu insanlara söyleyin lütfen..

Bizi yine şikayet etmeye devam etsinler..

Ama fakültelere geldiklerinde işlerin aslında neden yürüyemediğini de görmeye çalışsınlar.

Mesela Bilgi edinme hattına;

”Benim 2000 liraya malolan ameliyatım için fakülteye neden 1000 lira ödüyorsunuz?” diye sorsunlar..

”Modern tıbbın keşfettiği çok daha etkili tedavi yöntemleri ve Tıp Fakültelerimizde yılların emeğiyle bunları kullanmayı öğrenmiş doktorlar varken, neden sırf sizin politikalarınız yüzünden ben çağdışı yöntemlerle tedavi olmak zorunda kalıyorum diye sorsunlar”

”Başka yerlerde gösteriş için trilyonlar harcanırken neden Tıp Fakültelerini parasızlık içinde yok olmaya itiyorsunuz? diye sorsunlar”

”Çapa çökerse, devasa Şehir Hastaneleriniz onun yerini tutar mı sanıyorsunuz? diye sorsunlar”

En çok da..

” Başınıza bişey geldiğinde kendinizin de koşarak bu ölüme terkettiğiniz kuruma geldiğinizi unuttunuz mu? ” diye sorsunlar..

Çapa da akşam oluyor..

Zaten hüzünlüdür hastane akşamları..

Ama artık bir farklı..

Çapa çok badireler atlattı..

İki Meşrutiyet,

iki dünya savaşı,

sayısız darbe gördü..

Hepsinden etkilendi ..

Ama bu sefer farklı..

Eğer halkımız kendi fakültesine sahip çıkmazsa ..

Çapa’nın üzerine güneş batacak akşamların sayıları zannettiğinizden çok daha az kaldı..

➡➡ Sizler de paylaşın lütfen. Biraz duyarlılık

SAĞLIK DOSYASI /// YUSUF KAYIŞOĞLU : DOKTORLARIN GÖZÜNDEN ŞEHİR HASTANELERİ


YUSUF KAYIŞOĞLU : DOKTORLARIN GÖZÜNDEN ŞEHİR HASTANELERİ

28 Temmuz 2019 Pazar

E-POSTA : ykayisoglu

Eskiden mürekkep kokulu bir dergiydi Hekimce Bakış.

Belli periyodlarla gelirdi.

Sonradan dijitale döndü.

Artık internet üzerinden yine dergi tadında yayınlanıyor.

Bursa’nın sağlık sorunlarına doktorların gözünden mercek tutan derginin bu ayki sayısının konusu üzerinde çokça konuşulan Şehir Hastaneleri oldu.

Elbette…

Kapak konusu 16 Temmuz’da açılan Bursa Şehir Hastanesi’ydi.

Açılışından önce çıkan Hekimce Bakışı Dergisi’nin konuya ilişkin yazısı şöyle başlıyor:

"Bursalılar 16 Temmuz sabahına uyandıklarında ‘kamu sağlık’ hizmetleriyle ilgili ‘zorlu sancılı’ bir sabaha uyanmış olacak.

‘Uyanma’ sözcüğünü teknik olarak düşünebilirsiniz ‘gerçekten’ uyanmaları ve gerçekleri yaşayarak daha iyi görmeleri için biraz zamana ihtiyaçları olacak.

Ama bu ‘acı’ bir uyanma olacak.

Açıkçası bu uyanma konusu Türkiye halkı için hepimiz için biraz sancılı acı bir deneyime dönüşmüş durumda…

Şöyle geriye dönüp örneğin son 20 yıla baktığınızda milyonları toplumun tümünü yakından ilgilendiren kamu hizmet alanlarının nasıl çökertildiğini acı bir deneyime dönüştüğünü görebilirsiniz…"

Bu girişin ardından ulaştırma eğitim enerji tarım alanlarına tutulan aynanın ardından sağlıkla ilgili gelişmelere mercek tutuluyor.

Çok çarpıcı değerlendirmeler var.

Tam anlamıyla büyük bir özet söz konusu…

Sağlık mı?

Şöyle anlatılıyor:

"Bu kamu alanlarından herhalde en müstesna olanı insan yaşamındaki kıymetinin vazgeçilmez önceliği nedeniyle sağlık alanı…

Türkiye halkının sağlığı da diğer kamu alanlarında olduğu gibi özellikle son 17 yılda adım adım özel sektöre ve ranta teslim edildi.

Herhalde bu adımların zirvesi ‘şehir hastaneleri’ projesi oldu…

Çıplak bakışla bir ‘kamu projesi’ ama ayrıntılarıyla baktığınızda tam bir ‘özel sektör projesi’ olan ‘şehir hastaneleri’ eğer kısa sürede müdahale edilmediği takdirde muhtevası gereği önümüzdeki 20-25 yıl boyunca sağlık alanında milyonlarca insan için yine kabusa dönüşecek.

‘Ticari sır’ gerekçeleriyle ‘şartnameleri ve sözleşmeleri’ halktan gizlenen ‘şehir hastaneleri’ projesinin gerçekleri ortaya çıkarıldıkça halk için "sağlık üretme mekanizmasından" ziyade yerli ve uluslararası şirketler için bir ‘rant üretme makinesi’ olarak tasarlandığı görülüyor.

Bu konuyla ilgili bireysel olarak da Prof. Dr. Kayıhan Pala deyim yerindeyse yıllardır çırpınıyor.

Hatta "Şehir Hastaneleri – Türkiye’de Sağlıkta Kamu Özel Sektör Ortaklığı" ismiyle çok değerli bir kitap da yazdı.

Ne yazık ki şehir hastaneleri konusu gündemde yeterince yer bulamadı…

Şehir Hastanesi ile birlikte Bursa merkezdeki bazı hastaneler de kapısına kilit vurularak binlerce hasta şehrin kilometrelerce dışındaki bir hastaneye mahkûm ediliyor. Kapatılacak hastanelerin şunlar olacağı kaydediliyor:

Muradiye Devlet Hastanesi Ali Osman Sönmez Onkoloji Devlet Hastanesi Prof. Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Zübeyde Hanım Doğumevi Hastanesi.

Bu satırlardan sonra Bursa’nın üniversite içine sıkışmayan kendi kariyeri yerine halkın gerçekleriyle dertlenen Kayıhan Hoca’nın daha önce birçok kez paylaştığı şu sözler alıntılanıyor:

"Hastane açıldıktan sonra Sağlık Bakanlığı ihaleyi alan şirketlere 2 ana başlıkta ödeme yapıyor. Birincisi kira ve bakım onarımı içeren kullanım bedeli. Bu ihalede belirlenmiş sabit tutar ve 25 yıl ödenecek. Bu tutar dolar bazında belirlendiği için dövizdeki kur farkından etkilenecek ayrıca paranın değeri analizi adını verdikleri analize göre kur farkı dışında enflasyondan da etkilenecek. Ankara Bilkent Şehir Hastanesi bu yöntemle değil klasik ihale yöntemiyle yapılsa 2 milyar TL’ye mal olacaktı. Şimdi 25 yıl boyunca ödenecek kirayı topladığımızda yaklaşık 25 milyar TL ödenecek.

Hesaplarımıza göre 3 buçuk 4 yıllık kiralarla bu hastanelerin tamamı klasik ihale yöntemiyle yapılabilir. Temel itirazımız modelin çok yüksek maliyet içermesine. Kalkınma Bakanlığı 2016 yılı raporunda da 18 şehir hastanesi yatırım bedelinin 10.3 milyar dolar ödeyeceğimiz kira bedelinin 30 milyar dolar olduğunu ortaya koyarak bizi doğruladı. Bu sağlıkta özelleştirmenin yeni yöntemi. Tamamen uluslararası sermaye için yeni sermaye birikim aracı ve yeni kar maksimizasyonu modeli.

Bir hesap yaptık. Sağlık Bakanlığı 2018 bütçesine açılmış olan 4 şehir hastanesi ve bu yıl açılacak hastaneler için 2.6 milyar TL kira ödeme bedeli koydu. Bu 2.6 milyarla hastane yapsak arsalar hazineden 150 yataklı tam teşekküllü 64 hastane yapardık. Bir yıllık kira ile 150 yataklı 64 hastane yapabiliyorsak neden 25 yıl boyunca kira ödeyelim. "

Yazı aslında çok daha ayrıntılı.

Şu iki notla birlikte özetini aldık buraya.

Şehir Hastanesi’nin yapımını üstlenen şirketlere yüzde 70 yatak ve diğer hizmetlerde doluluk garantisi veriliyor.

Kira bedel ve artışları enflasyon ve döviz kurlarındaki artışa bağlı olacak.

Burada devlet yaptığı hatayı anladı ve önlem almaya çalışıyor.

Ve en önemli noktalardan biri daha…

‘Ticari sır’ gerekçesiyle şartnameler ve sözleşmeler kamuya açıklanmıyor. Bazı bilgilere davalar aracılığıyla ulaşılabiliyor.

Hukuksal uyuşmazlıklarda Türk mahkemeleri geçerli olmayacak. Olası uyuşmazlıklarda davalar Londra’daki mahkemelerde görülecek.

Şehir Hastaneleri’nin şehir merkezlerine uzaklıkları kadar bu yönleri de önemli olsa gerek.

LİNK : http://www.yenidonem.com.tr/yazarlar/yusuf-kayisoglu-74/doktorlarin-gozunden-sehir-hastaneleri-11360.html

SAĞLIK DOSYASI /// VİDEO : “Kenevir rahibeleri” – DW Türkçe


ÖZEL BÜRO NOTU : ÇOK ENTERESANDIR. TOPLUM İÇİN ZARARLI TABİR EDİLEN VE UYUŞTURUCU MADDE OLARAK KULLANILAN BAZI BİTKİLER VAR Kİ BUNLARIN BAŞINDA ESRARIN HAMMADDESİ KENEVİR TOHUMU GELİYOR. EĞER İŞLEYİP ESRAR OLARAK KULLANIRSANIZ SAĞLIĞA ZARARLI AMA FARKLI BİR İŞLEMDEN GEÇİRİRSENİZ SAĞLIK İÇİN SON DERECE FAYDALI BİR MADDE OLUYOR. ANCAK ÜLKEMİZDE ESRAR’IN UYUŞTURUCU MADDE OLARAK YASAK OLMASI NEDENİYLE EKMİ DE YASAL DEĞİL. ANCAK İLERİDE BU KONUDA ÖELLİKLE SAĞLIK SEKTÖRÜNDE YOĞUN OLARAK KULLANILACAĞI BELİRTİLİYOR. BEKLEYİP GÖRELİM.

VİDEO LİNK :

https://www.youtube.com/watch?v=DlWBjIDEypk&feature=youtu.be

MEDİKAL ESRAR HK. BİLMEDİKLERİNİZ.pdf ADLI DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

SAĞLIK DOSYASI : HASTANE DEĞİL RANTHANE !!!!


HASTANE DEĞİL RANTHANE !!!!

Adana Şehir Hastanesi’ndeki sorunlar her geçen gür artıyor. SES Adana Şube Başkanı Muzaffer Yüksel hastaların randevuya yetişemediğine dikkat çekti “Bin 550 yatak açarken bin 436 yatağı kapattılar. Yani ne oldu? Şehir hastanesiyle Adana’da 14 yatağımız arttı. Hastanenin kirası daha iki senede üç misli arttı. Hasta ilk bakışta ‘bina güzel’ diyor sonra bir bloktan bir bloğa gitmenin zorluğunu görüyor” diye konuştu

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘hayalim’ dediği hastanelerden olan Adana Şehir Hastanesi 2017 yılında açıldı. 680 milyon TL ile başlandı 1 2 milyar TL ile teslim edildi.

Ancak hastane; hem çalışanalar için hem de hastalar için kullanışlı değil. Her serviste gündüz iki geceleri ise 1 hemşire bulunuyor. Bu sayı oldukça yetersiz. Çalışanlar diyalog dahi kuramıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Adana Şubesi Başkanı Muzaffer Yüksel’in aktardığı bilgilere göre; bin 550’li yataklı Şehir Hastanesi açılırken il genelinde bin 436 yataklı hastaneler kapatıldı. Üstelik kurdaki dalgalanma nedeniyle hastanenin kirası iki senede üç misli artış gösterdi.

Yüksel’in anlatımına göre şehir hastanesinde yaşananlar özetle şöyle:

• Hastanedeki malzemeleri götürdüler: Burada Numune ile Eğitim ve Araştırma Hastanesi vardı. İki tane binada ayrı ayrı çalışıyorlardı. 950 personelleri vardı bunların ancak tam manasıyla kapattılar bu 2 hastaneyi. Şehir hastanesine taşıdılar. İşin garibi hakları olmamasına rağmen o hastanedeki malzemeleri de şehir hastanesi taşıdılar.

• Sadece 14 yatak arttı: Bin 550 yatak açarken bin 436 yatağı kapattılar. Yani ne oldu? Şehir hastanesiyle Adana’da 14 yatağımız arttı. Bizim karşı çıktığımız olayın biri de ulaşım çok zor. Bölgede üniversite var arkasına stadyum açıldı. Yanı başına adliye yapıldı. Dolayısıyla günde 150 bin kişilik çekim yaratıldı ve ulaşım zorluğu ortaya çıktı.

• Kira iki senede üç misli arttı: Bu hastanelere yıllık kira ödeniyor. 2013 yılında projeyi yaparken buranın kirasını yıllık 110 5 milyon TL olarak belirliyorlar. Ama o günün şartlarında dolar 2 TL. Şimdiler kabataslak dolara altı lira desek daha iki senede kira üç misli arttı. Çünkü burada; ‘3 ayda bir dolar ve enflasyona göre güncelleştirilir’ deniliyor.

• Tazminat ödememek için yapıyorlar: Bir de destek sağlık hizmetini onlardan satın alıyorsunuz. Nedir bunlar; röntgen laboratuvar sterizayon gibi şeyler… Burada kurnazlık yapmışlar iki tane şeye karışmıyorlar. Birincisi kan nakillerine karışmıyorlar. Çünkü burası Rönesans’a ait şirket yurtdışında olduğu için tazminat ödemeye mahkûm oluruz diye düşünüyorlar. Bir kan uyuşmazlığında insan ölebilir diyerek buna yanaşmıyorlar. Bir de polikliniklerde doktorun yanına sekreter vermiyorlar. Bunun nedeni de tazminat ödememek. Reçete yazdıysa doktor diyecek ki; ‘bunu ben yazmadım. Söylememiştim sekreter yazdı’. Bu yüzden vermiyorlar.

• Aldatmaca söz konusu: Hastaneyi çok büyük yapmışlar. Şehir merkezine çok da uzak sayılmaz. Ama şöyle bir şey var: Adana’nın çeşitli mahalleri var; mesela Şakirpaşa’ya 10 kilometre uzak. Doğankent’e uzak. Diğer hastanelerin belli uzmanlıklarını; çocuk kadın doğum kardiyolojiyi orada topladılar. Ambulans eski hastanenin yanı başından hasta alıyor şehir hastanesine götürüyor. Bir taraftan yüzde 79’luk oran vermedik diyorlar ama o zaman onlar niye şehir hastanesine götürülüyor? Doluluğu ‘kaç tane tahlil yapılacak kaç tane film çekilecek şeklinde verdik’ diyorlar. Zaten hasta gelmezse bunları isteyemezsin burada bir aldatmaca söz konusu.

• Çalışanlar hep taşeron: Hükümet taşeronu kadroya geçirdi güya. Ancak şehir hastanelerinde çalışanlar kadrolu çalışmıyor. Diyor ki ben kadrolu işçi çalıştırmam taşeron getiririm. Bu maddelerde de var. Hemşireydi teknisyendi doktordu taşınırken orada kadroya geçen eski işçileri diğer hastanelere dağıttılar. Kendisi de dışarıdan taşeron alıyor. İşçi Bulma Kurumu’nun eğitim programı var ya oralardan alıyor. Altı ay çalıştırılıyor ‘işimize yaramadınız’ diyor. 600 kişiden yüzde 20’sini işe alıyor. Kadroyu da böyle dolduruyor.

• Hemşireler tayin istiyor: Geceleyin tek hemşire nöbet tutuyor. Bunların hepsi de tayin istiyor. Eleman eksikliğinden ve çok çalışmaktan rahatsızlar. Mesela siz bevliye doktorsunuz servisiniz dolu. Hasta yatırmanız lazım ancak serviste boş yatak yok. Boş servis aranıyor diyelim ki dahiliyede boş yatak var. Hasta oraya yatırılıyor ama hemşirenin bevliye üzerine bilgisi yok. Ne olmuş oluyor? Hizmet yetersiz verilmiş oluyor.

• Yetki kimde belirsiz: Asistanın kütüphanesi bile yok. Eğitim eksikliğinden de şikayetçiler. Bir diğer konu ise yetki kimde belirsiz. Devletin koyduğu bir başhekim var bir de şirketin müdürü var. Kan alınan laboratuvarda taşeron çalışıyor. Laboratuvar eğitimi almış mı bilmiyoruz. Bunları ileride tayin edecekler ama şimdi bunu yapamıyorlar.

• Bir uçtan bir uca yetişilemiyor: Hasta ilk bakışta bina güzel diyor. Tenkit etsem bana karşı çıkıyor ama sonra binanın içine girdiğinde bir bloktan bir bloğa gitmenin zorluğunu görüyor. Bölümler arası çok uzak serviste de hemşireler kendisine bakamıyor. Çünkü bir uçtan bir uca yetişemiyor. Ulaşım zorluğunu söylüyor hasta yetişemediğini randevuya.

• Alışveriş merkezi gibi: Hastanenin tam göbeği alışveriş merkezi gibi. Orada kuaförden pastacısına kadar her şey var. Kozan’dan tut çevreden gelenler var. Sabah tahlil istenmiş öğlen çıkacak. Neticesinde mecbur orada yemek yiyecek. Üstelik her şey de çok pahalı.

• Doktorlar otoparka girmeye korkuyor: Otopark bodrum katta kadın doktorlar gece otoparka gitmeye korkuyor. Gerçi arabayı bile bulamıyorsun. Yatırım inşaata yatırılmış zaten. Aylık 40 milyona yakın gelir sağlanıyor ama personele yeterli döner verilmiyor.

• Randevuya yetişilemiyor: Doktorların ve sağlık personelinin şikâyeti iş yoğunluğu… Bir de 2 bin sağlık personeli çalışıyor bunun 5 bine çıkması lazım. Ulaşım zorlukları da var. Hastalar randevuya yetişemiyor. Acilde pratisyen hekimler var. Bir uzman çağırması gerekiyor adı üstünde acil. O binanın büyüklüğünden 20 dakikadan önce gelemiyor.

***

KUPON ARAZİYE NE YAPILACAK?

SES Adana Şube Başkanı Muzaffer Yüksel Adana Numune Hastanesi’nin Şehir Hastanesi’ne taşındığını hatırlattı hastane alanın ‘kupon arazi’ diye nitelendirildiğine dikkat çekti: “Eskiden Numune Hastanesi olan çok değerli bir yeri var. O hastaneyi tam manasıyla boşalttılar. Burası 56 bin metrekarelik bir arazi. Şu anda Adana’nın en kıymetli arazisi… Şimdi bu arazi boş… Bu dair bizim sorduğumuz şu: Bu arazi şirkete mi verilecek? AVM’ler mi yapılacak? Bunu bilemiyoruz bekliyoruz. ”

***

HERKES BAŞKA HASTANELERE TAYİN OLMAK İSTİYOR

Adana Şehir Hastanesi’nde çalışan SES’ten Mustafa Bucak’ın aktardıklarına göre; hastanedeki sektereler de işten çıkmak istiyor. Bucak şu çarpıcı aktarımda bulundu: “Geçen sekreterleri toplantıya çağırmışlar. Şimdi sekterlerin kıyafetleri var aynen hostesler gibi. Yaz diye beyaz gömlek mavi yelek ve bir de fularları var. Bir toplantı yapmışlar ve çalışanlara ‘tüm düğmeler kapalı olacak’ demişler. Çalışanlar da demiş ki; ‘üst düğmemizi açık bırakalım ama fuları yukarı kadar çevirelim. Çünkü boynumuzu çeviriyoruz bu bizi yorar ’ Bunun üzerine ‘toplantı bitmiştir çıkabilirsiniz’ demişler. Kadını da işten çıkarmışlar. İşte böyle bir yönetim var. ”

Bucak hastanedeki diğer sorunları şöyle özetledi:

• Eleman eksikliğinden servis kapatıldı: Tecrübe kazanmış teknisyenler aşağıya kan almaya çekiliyor; daha yeni taşeronlar tahlillerini yapıyor röntgen çektiriliyor fizik tedavide kullanıyor. Bir de müthiş bir hemşire eksikliği var. Bir örnek vereyim: Dört gün önce eleman eksikliği nedeninden kadın doğum servisinin biri kapatılıyor. Ama doktorların Valiliğe başvurmasından kaynaklı saat 4’te servis apar topar taşıma hemşireyle açılıyor. Yani yabancı hemşireyle açılıyor. Çok acil hemşire takviyesi lazım. Bu böyle 100-200 de değil 500 ila bin civarında olması lazım.

• Herkes başka hastanelere geçmek istiyor: Son zamanlarda çalışanlar nöbet parasını dahil alamaz hale geldiler. Döner sermaye payları çalışanlar açısından çok düştü. Herkes başka hastanelere geçmek için dilekçe vermiş durumda. Bıraksalar hepsi gidecek.

• Sekreterlerin olmaması işi uzatıyor: Her yatağa 285 metrekarelik bir alan düşüyor. Bunlar da hem enerji israfına neden oluyor hem de hastanın ulaşılabilirliğini zorluyor. Örneğin eskiden hastaneden doktorun yanında sekreter olurdu. Şimdi sekreterleri aldılar doktor hem kendini işini yapıyor hem de bürokratik işleri yapıyor. Böylelikle iş uzuyor.

• Görüntüleme ayrı yerde diyaliz ayrı yerde: Hasta gidiyor kan aldırmaya ayrı bir yerde görüntüleme ayrı yerde diyaliz ayrı yerde kemoterapi ayrı yerde. Düşünün ki 285 metrekarelik alan 5+1 bir eve tekabül ediyor. Hastalar bu açıdan mağdur.

• Şov bitti yönlendirmecileri işten çıkardılar: İlk geldiklerinde lüks bir yer gibi geldi. Yönlendirmeciler vardı. Şimdi bunların hepsini çıkarttılar. 500 adımlık yerde artık tek bir yönlendirmeci var. Önceden 10 tane bulunuyordu.

• Güvenlik bir şey olsa yetişemiyor: İdareci doktor diğerine baskı yapıyor. Çalışanların iç barışı yok. Binada güvenlikler bile çok az. 9 katlı binada bir olsa güvenlik yetişemiyor.

• Rönesans izin verirse ihtiyaçlar gideriliyor: 5555 diye çağrı merkezi açmışlar idaresi Rönesans’a ait. Bir ihtiyacımız olsa devlet karşılamıyor. Onlar izin verirse ihtiyacımız karşılanıyor.

• Kumanda nedeniyle tartışma çıkıyor: Odalar iki kişilik 2 hasta yatırıyor 2 tane de televizyon koymuşlar ama bir kumanda var. O kumanda iki televizyonu değiştirebildiği için hastalar kavga ediyor.

***

TALEP AÇIYORUZ ŞİRKET KARŞILAMIYOR

Bir başka hastane çalışanı ise ismini vermek istemedi. Ama anlattıkları oldukça dikkat çekici: “Bizim sorunlarımız performans yüzünden doktorların her hastayı vakitli vakitsiz getirip ameliyata alması… Mesela nöbetlerde sürekli acil veya değil bu hiç önemli değil sürekli nöbet sayısını artırmaya gidiyorlar. Talep açıyoruz şirkete ama her şeye açıldığında karşılanmıyor. Mesela teknik arazılar doğru düzgün giderilmiyor. Hastaya pike istiyorsunuz giderilmiyor. ”

LİNK : https://www.birgun.net/haber-detay/hastane-degil-ranthane.html

TIP DOSYASI /// Ülkemizde Modern Tıbbın Kurucularından Olan Bilim İnsanı : Charles Ambroise Bernard


Ülkemizde Modern Tıbbın Kurucularından Olan Bilim İnsanı : Charles Ambroise Bernard

Ceren Demir

KAYNAK : https://www.matematiksel.org/ulkemizde-modern-tibbin-kurucularindan-olan-bilim-insani-charles-ambroise-bernard/

Osmanlı’da III. Selim’den sonra tahta geçen II. Mahmut, III. Selim gibi yeniliğe, yenileşmeye önem veren bir padişahtı ve dünyayı takip etmeye çalışıyordu. Zaten kendisinin ölümüyle beraber de devam eden bir modernleşme süreci vardı. 1839 yılında ölen padişahın akabinde Tanzimat Dönemi başlamıştı. II.Mahmut yaşadığı dönemde bilime oldukça önem vermişti.

Osmanlı Devleti’nin 19. yy padişahı II. Mahmut yaptığı yeniliklerle beraber bilimi geliştirmek için Mühendishaneler dışında Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’nin kurulmasını sağlayan adımları atmıştı. O dönem bu tıp okulunun geliştirilmesi için Viyana’da tıp eğitimini tamamlayan Charles Bernard ülkemize davet edilmiş ve böylece, Charles Bernard’ın ülkemizle ilk ilişkisi kurulmuştu.

Charles Ambroise Bernard (1808-1844). Bernard Avusturyalı bir hekim. Ülkemizde, tıp alanında verdiği hizmetlerle beraber, adli otopsiyi ilk yapan ilk kişi olarak bilinir. Kendisinin mezarı, İstanbul Beyoğlu’ndaki Santa Maria Draperis Kilisesi’ndedir.

***

1806 yılında Osmanlı’da “Tersane Tıbbiyesi” adlı bir tıp mektebi kurulmuştur. Tıp alanındaki eğitimi yaygınlaştırmaya çalışan bu mektep sonrası birçok mektep açılmaya başlanmıştır bu alanda..

1827 Mustafa Behçet Efendi önderliğinde İstanbul’da “Tıbhâne-i Amire”, 1832’de Cerrâhhane-i Amire açılmıştır. 1838 yılında bu iki bina birleştirilerek Mekteb-i Tıbbiye adını almış ve 1839’da Galatasaray’a taşınmıştır.

Mektebin başına Avusturyalı hekim Charles Ambroise Bernard getirilmiş ve mektebin ismi Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane olmuştur. Dr. Bernard ile birlikte tıp eğitimi açısından pek çok yenilik meydana gelmiştir. Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane tıp alanında modern anlamdaki ilk önemli okullardandır..

***

Avusturyalı hekim 23 Şubat 1808’de, Bohemya’nın merkezi Prag’da doğup büyüdü. Almanca kaynaklarda Karl Ambros olarak da tanıtılan Charles Ambroise Bernard Prag’da başladığı tıp öğrenimini Viyana’da ta­mamlamış ve Czernowitz’deki bir piyade alayında yardımcı hekim olarak göreve başlamıştı. Daha sonra II. Mahmud tarafından yeni kurulan Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’yi planlaması için İstan­bul’a çağrılmıştı.

Charles Ambroise Bernard, burada araştırmaya ve laboratuvar çalışmasına dayalı çağdaş tıp öğretimini uygulamaya başlamasının yanı sıra ilk defa adli otopsi çalışmaları yapmıştır. Resmi izinle ilk kez başlattığı kadavra çalışması sayesinde, patoloji ve anato­mi alanında ilerleme kaydedildi.

Aynı zamanda saray hekimliği yapan Charles, ilaç kılavuzu hazırladı. Laboratuvar ve kütüphaneler kuran bilim insanı, bunların yanında ülkemizdeki kaplıcalara ayrı bir ilgi duyuyordu.

Galatasaray’daki Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’nin ilk müdürü Charles Bernard, Kaplıca Risalesi adlı eserini 1842’de Fransızca olarak yazmıştır. Daha sonra, çevirisi yapılan kitap herkese okutulmak üzere Tıbbiye Okulunun Matbaası’nda taş basması olarak çoğaltılmış ve 12 kuruşa satılmıştır.

Üç kısımdan oluşan eser, ılıcaların nasıl kullanılacağına, ne kadar süre banyoda kalınacağına, ne zaman ve ne sıklıkla banyo yapılacağına ve beslenmeye değinir.

***

Yaptığı çalışmalar sonrası yerli ve yabancı pek çok öğrenci ve bilim insanını Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane’ye çeken Charles Bernard, ülkemizde yaptığı çalışmalardan ötürü daha sonra gelen padişah Abdülmecid tarafından ödüllendirilmiştir.

Dr. Bernard, 2 Kasım 1844’de sadece 36 yaşında iken İstanbul’da vefat ederek Santa Maria Draperis kilisesine gömülmüştür.

Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine göre bilimden epey uzaklaştığımız mevcut süreçte böyle örnek insanları hatırlamamız gerekir.

Kendisinin mezarı Beyoğlu İstiklal Caddesi’ndedir.

Kaynaklar

LİNK : http://docs.neu.edu.tr/library/nadir_eserler_el_yazmalari/TEZLER_YOK_GOV_TR/239410%20mekteb-i%20tibbiye%20bernard.pdf

LİNK : https://www.researchgate.net/figure/Karl-Ambros-Bernard-1808-1844-Professor-and-Director-of-the-Imperial-Medical-School_fig3_262976861

Matematiksel

Yazıyı Hazırlayan: Ceren Demir

Kendini, insanları, dünyayı tanıma ve anlama çabasında, belki de kaosta olan , filmin oyuncularından, dünya üzerindeki küçücük noktalardan biriyim. Pamukkale Üniversitesi ve AGH University of Science and Technology’ de Uluslararası Ticaret ve Finans alanında kendimi eğitmeye çalıştım. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Ekonomi bölümünde yüksek lisansa devam ediyorum. Voleybol sporunda antrenör yardımcılığı yaptım ve lisanslı oynadım. Spora ve sanata düşkünüm. Resim yapmayı çok seviyorum. Klasik müziğe, doğaya, doğa sporlarına, felsefeye, psikolojiye, kitaplara ilgi duyuyorum. Okumayı, yazmayı, öğrenmeye çabalamayı çok seviyorum. Sanıyorum 7. günlüğüme başlayacağım. Satranç ve Rusça’ya merak saldım. Bahsettiğim tüm ‘bencil’ bilgilerimi önemsiz sayıyorum. Sadece denizdeki kum tanelerinden biri olduğumun farkındayım. Ancak okyanusları merak etmekten vazgeçemiyorum.