ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER DOSYASI /// Ulusal güvenlikte bir kapalı kutu : SADAT


Ulusal güvenlikte bir kapalı kutu : SADAT

Türkiye’deki özel güvenlik şirketi SADAT’la ilgili iddialar artıyor. Cumhurbaşkanı’nın "paramiliter gücü" olduğu iddialarından Suriye’deki rolüne kadar Almanya’da da soru önergelerine giren şirketi mercek altına aldık.

Kendisini "Uluslararası savunma alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirket" olarak tanımlayan SADAT A. Ş. hakkında kurulduğu 2012 yılından bu yana farklı iddialar ortaya atılıyor. Şirket bugüne kadar 15 Temmuz darbe girişimi sırasında askerle çatıştığı ve SADAT kurucusu Adnan Tanrıverdi’nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içinde Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler’den daha nüfuzlu olduğu gibi suçlamalarla karşı karşıya kaldı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener de, iki yıl önce SADAT’ın Tokat ve Konya’da silahlı eğitim kampları olduğu iddiasını ortaya attı. Son olarak Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mehmet AliGüller, 6 Şubat’ta yayınlanan köşe yazısında, "İdlib’deki gözlem noktalarının kurulmasını SADAT istedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da TSK’nın karşı çıkmasına rağmen kabul etti" iddiasını öne sürdü.

SADAT’ın kurucusu olan ve yakın döneme kadar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın güvenlik danışmanı olan Adnan Tanrıverdi, tüm iddiaları kesin bir dille reddediyor. Dönem dönem şirketin resmi internet sitesi üzerinden ya da medyaya verdiği röportajlarda SADAT’ın Türkiye’de ve yurt dışında hiçbir sivile veya gruba silahlı eğitim vermediğini belirten Tanrıverdi, "Hizmetlerimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin dost ve müttefik ülkelerinin orduları ve polis teşkilatlarına yönelik programlar içermektedir. Bunun dışında bir çalışmamız olmamıştır" diyor.

Bugüne kadar söz konusu iddialara yönelik herhangi bir hukuki soruşturma açılmadı. Şirket hakkında son yedi yılda meclise verilen soru önergelerine ise hükümet tarafından yanıt verilmedi. Son dönemde Suriye’deki faaliyetleri de merak konusu olan SADAT hakkındaki iddiaları ve bilinenleri altı soruda derledik.

SADAT ne zaman, kimler tarafından kuruldu? Faaliyet amacı ne?

Tam adıyla "SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi", 28 Şubat dönemindeirtica suçlamasıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) atılan 23 subay ve astsubay tarafından 28 Şubat 2012 tarihinde kuruldu. SADAT’ı kuran ekibin başında emekli tuğgeneral Adnan Tanrıverdi bulunuyor. Arapça "Seyitler" anlamına gelen SADAT’ın askeri alanda eğitim, donatım ve danışmanlık faaliyeti göstereceği ülkeler, Türkiye’nin dış politikasına uygun şekilde seçiliyor. Şirketin son yıllarda savunma sanayisinde önemli adımlar atan Türkiye’nin silah ihracatı konusunda da ‘pazarlamacı’ olarak görev yaptığı öne sürülüyor. İnternet sitesinde şirket merkezi olarak İstanbul-Beylikdüzü gösteriliyor. SADAT bünyesinde kaç kişinin çalıştığı, bu kişilerden kaçının asker kökenli olduğu ise bilinmiyor.

SADAT’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi kimdir?

SADAT’ın kurucusu Adnan Tanrıverdi, 30 yıl boyunca Genelkurmay Özel Harp Dairesi ve KKTC Sivil Savunma Teşkilat Başkanlığı’nda görev yapmış eski bir asker. Kara Harp Akademisi’nde dersler de veren Tanrıverdi’nin öğrencisi olan isimler arasında 15 Temmuz’da Genelkurmay Başkanı olan şimdiki Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar da var.

1992 yılında tuğgeneralliğe yükseltilen Tanrıverdi, 28 Şubat döneminde "kadrosuzluk" gerekçesiyle emekli edildi. Emekliye ayrıldıktan sonra kendisi gibi ordudan uzaklaştırılan bin 632 asker tarafından kurulan Adaleti Savunanlar Derneği’ne (ASDER) girdi ve 2004-2009 yılları arasında Adaleti Savunanlar Derneği’nin (ASDER) genel başkanlığını yürüttü. ASDER, bünyesindeki Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) aracılığıyla TSK’nın yeniden yapılandırılmasına yönelik fikirler ortaya koyarak adını duyurdu. ABD’deki benzer şirketlerden etkilenen Tanrıverdi, aynı şekilde faaliyet gösterecek bir Türk şirketi kurma kararı aldı.

DW Türkçe’ye konuşan İYİ Parti Milli Güvenlik Politikaları Başkanı ve İzmir milletvekili Aytun Çıray, bugüne kadar SADAT’ın hangi faaliyetlerde bulunduğu hakkında üç soru önergesi verdiğini, ancak hiçbirine yanıt alamadığını belirtti.

SADAT’ın yaptığı işlere dair Türkiye kamuoyunun bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Çıray, "Büyük devletlerin de resmi olmayan orduları olduğunu biliyoruz. Ama bu şirketler dışarıdan devlet yönetir şekilde davranamaz. SADAT hakkındaki vahim iddiaların doyurucu biçimde yanıtlanması gerekiyor" diyor.

Tanrıverdi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında nasıl bir ilişki var?

Adnan Tanrıverdi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tanışıklığı 1994 yılına dayanıyor. Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday olduğu dönemde, Tanrıverdi de İstanbul Maltepe’de Tugay Komutanı olarak görev yapıyordu. Bu sırada, ortak bir tanıdıkları vasıtasıyla tanışan Erdoğan ve Tanrıverdi’nin ilişkisi zamanla dostluğa dönüştü. İkili, 28 Şubat döneminden sonra giderek yakınlaştı. 15 Temmuz 2016’daki darbe girişimi sonrasında ise Erdoğan ve Tanrıverdi’nin ilişkisi yeni bir boyut kazandı.

Tanrıverdi, Erdoğan’ın isteği ile güvenlik konularında Cumhurbaşkanı Başdanışmanı olarak görev yapmaya başladı. Devletin en tepesindeki güvenlik zirvelerine katılmaya başladı. Aralık 2019’da İstanbul’da düzenlenen 3. Uluslararası İslam BirliğiKongresi’ne katılan Tanrıverdi’nin burada yaptığı "Mehdi’nin gelişine hazırlanmamız gerekiyor" şeklindeki açıklaması, kamuoyunda büyük tepki uyandırdı. Tanrıverdi, tepkiler üzerine 8 Ocak 2020’de hem başdanışmanlık hem de Güvenlik ve Dış Politika Kurul Üyeliği görevlerinden istifa etti.

SADAT ekipleri hangi ülkelerde faaliyet gösteriyor?

Şirketin faaliyet alanı başta Türkiye’nin yakın coğrafyası olmak üzere, tüm İslam ülkeleri ve Müslüman nüfusun yüksek olduğu ülkeler olarak gösteriliyor. SADAT’ın bugüne kadar Yemen, Libya ve Suriye’de bazı görüşmeler yürüttüğü iddia ediliyor. Ancak bu görüşmelerin içeriği ve operasyonel faaliyetlere dönüşüp dönüşmediği bilinmiyor. Şirket 2013 yılında Libya ordusu ile askeri spor tesisi ve zırhlı araç bakım-onarım merkezi kurmak için iki adet İyi Niyet Protokolü imzalamıştı. Ancak Ağustos 2013’de eski Tümgeneral Halife Hafter’in başlattığı isyan sonrasında, bu anlaşmalar hayata geçirilemedi. O tarihten beri SADAT’ın Libya’da Hafter’e karşı savaşan güçlere destek verdiği iddiaları öne sürülüyor. Son olarak TSK güçlerinin Libya’ya gitmesini sağlayacak tezkerenin Meclis’ten geçmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Muhalif güç olarak bizim orada farklı ekiplerimiz olacak" açıklamasını yapmıştı.

SADAT, şu anda Suriye’de nasıl bir rol üstleniyor?

Şirket, bugüne kadar Suriye’nin içerisinde veya dışarısında herhangi bir eğitim veya örgütlenme faaliyetinde bulunduğuna dair iddiaları yalanlıyor. Ancak son olarak kısa süre önce Putin yönetimine yakınlığıyla bilinen Federal Haber Ajansı, Özgür Suriye Ordusu militanlarının SADAT ekipleri tarafından Libya’ya götürüldüğü iddia edilmişti.

DW Türkçe olarak şirketin Suriye’deki faaliyetlerine yönelik iddiaları sormak için SADAT’ın merkezinetelefonla ulaştık. Ancak Adnan Tanrıverdi ile görüşme talebimiz kabul edilmedi. DW Türkçe’nin ulaştığı güvenlik kaynaklarına göre, SADAT’ın Suriye politikasında belirleyici olması pek mümkün değil. Kaynaklara göre bunun en önemli nedeni ise Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ordu içindeki etkinliği. Özellikle Türkiye’nin askeri varlığının yoğun olduğu Irak ve Suriye’de, SADAT’ın TSK’dan bağımsız hareket edemeyeceği dile getirildi.

SADAT Almanya’da nasıl gündeme geldi?

Alman Sol Parti’den Ulla Jelpke, Andre Hahn, Gökay Akbulut başta olmak üzere bazı vekiller, hükümete SADAT’a dair bir soru önergesi yöneltti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 30 Eylül 2018’de Köln’deki cami açılışını yapmak üzere yaptığı Almanya ziyareti sırasında koruma olarak görev alan kişilere yönelik soru önergesinde, SADAT da soruldu.

Erdoğan’ın ziyaret sırasında Türkiye resmi heyeti içinde ya da koruma olarak görev alan kişiler arasında SADAT A.Ş.’den kişilerin olup olmadığı sorusuna hükümetten verilen yanıtta, "Bu konuda bilgi sahibi" olunmadığı belirtildi. Yine SADAT kurucusu Tanrıverdi’nin de yine aynı şekilde söz konusu heyet ya da koruma ekibinde olup olmadığı ve Alman hükümeti ile yürütülen görüşmelere katılıp katılmadığı soruldu. Hükümetin yanıtında, "SADAT kurucusu Tanrıverdi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resmi ziyareti kapsamında gelen heyet içinde bulunmadı" denildi.

Soru önergesinde, Alman hükümetinin bugüne kadar ne SADAT ne de Tanrıverdi ile herhangi bir iletişimdebulunduğu ifade edildi. Yine soru önergesinde yöneltilen, "Alman hükümetinin SADAT’ın Almanya’daki olası faaliyetlerine ilişkin bilgisi var mı?" ve "SADAT’ın Kuzey Suriye, Irak ve doğu vilayetlerindeki faaliyetlerine ilişkin bilgisi var mı? sorularına "Alman hükümetinin bu yönde bilgi sahibi olmadığı" yanıtları verildi.

Aram Ekin Duran

© Deutsche Welle Türkçe

MİLLİ SAVUNMA DOSYASI /// OSMAN BAŞIBÜYÜK : Jet pilotlarımıza ne oldu ???


OSMAN BAŞIBÜYÜK : Jet pilotlarımıza ne oldu ???

KAYNAK :

Osman Başıbüyük, Sun Savunma Net, 08 Haziran 2019

Milli Savunma Üniversitesi

Altı ay kadar önce iş sebebiyle İstanbul’a gitmiştim. Tesadüfen yetiştiğim ocak, kartallar yuvası Hava Harp Okulu’nun önünden geçerken nizamiyenin üstüne asılmış tabela dikkatimi çekti. Tabelada M.S.Ü. yazıyordu. Koskoca Harp Okulu artık Milli Savunma Üniversitesi olmuştu. Osmanlı’dan bize kalan yüzlerce yıllık geleneği bir kalemde silmiştik. Askeri okulların rektör ve dekanları artık sivildi. İçim burkuldu, tarifi mümkün olmayan bir acı hissettim, gözlerim doldu…

İçinde yetiştiğim kuruma zarar vermemek adına susmanın iyi bir çare olduğunu düşünmüştüm. Ta ki ODATV’nin 01 Temmuz tarihinde yayınladığı, eski askerlere gönderilen bir mektubu okuyana kadar. Mektup, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın eski pilotlarına gönderdiği bir çağrıydı. Aynı gün İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Ergenekon davasında kararını açıkladı. Tüm sanıklar Ergenekon silahlı terör örgütü ile ilgili, “silahlı örgüt kurmak, yönetmek, üyelik, yardım ve yataklık” suçlarından beraat etmişti. Eş zamanlı yaşanan bu iki olayın sebep sonuç ilişkisi açısından birbiriyle bağlantısı var. Başımıza tekrar benzer felaketler gelmemesi için gelin hikâyeyi bir de benden dinleyin.

Jet Uçaklarımızı Uçuracak Pilot Yok

Hava Kuvvetleri, gönderdiği mektup ile 21 yıl hizmet etmeden ayrılmış tüm eski pilotlarını göreve çağırıyordu. Eskiden Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)’da mecburi hizmet 15 yıldı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bu süre kanun hükmünde kararname ile 21 yıla çıkarıldı. Kanun hükmünde kararnameye göre, çağrılan pilotların Hava Kuvvetlerine geri dönmeleri isteğe bağlı değil, geri dönmeye mecburlar. Dönmeyenlerin lisansları iptal edilerek, sivil sektörde uçmaları engellenecek.

Çağrılanlar arasında müstafi subaylar da var. Örneğin 1995 yılında yabancı uyruklu bir bayanla evlendiği için o günün kanunlarına göre ordudan ilişiği kesilmiş pilotlar dahi göreve çağrılıyor. En son 24 yıl önce bir askeri uçakta uçmuş pilotlar yeniden vatan savunmasına çağrılıyor. Durumun vahametini siz düşünün. Hava Kuvvetlerinde savaş uçaklarımızı uçuracak pilot kalmamış.

Peki, bu noktaya nasıl geldik? Bu vahim tablodan kim sorumlu?

Kumpasın Mimarları

Ergenekon mahkemesi Temmuz 2008’de başlamıştı. Bugün Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi sıfatını taşıyan, maaşının 13 bin TL’den 18 bin TL’ye çıkarılmasını eleştirenlere “edepsizler”, “seni ne ilgilendiriyor” diyen Bülent Arınç, aynı tarihlerde Ülke TV’de yaptığı bir konuşmada Ergenekon operasyonları için, “Türkiye bağırsaklarını temizliyor” demişti.

‘‘Türkiye bağırsaklarını temizliyor’’ sözlerinin mimarı Bülent Arınç

AKP Hükümetinin niyeti belliydi; “b.k”lardan kurtulacaktı. 25 Haziran 2009 gece yarısı saat 01.30 da askerin sivil mahkemelerde yargılanmasının önünü açan yasal düzenleme alelacele Meclisten geçirildi. 8 Temmuz Çarşamba günü de Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yasayı onayladı. Bu yasa değişikliği neticesinde artık askerler, anayasal düzene karşı işlenen suçlar kapsamında sivil mahkemelerde yargılanacaktı. Böylece TSK’yı tasfiye etmek için tasarlanan toplu davaların önü açılmış oldu. Arkasından Balyoz, İnternet Andıcı, Askeri Casusluk ve Şantaj gibi bir sürü kumpas davası geldi. Peki, bu mahkemelerdeki hâkim ve savcıların hepsi bu kumpaslara alet olacak mıydı? Ona da çözüm bulundu. 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan anayasa değişikliği referandumu ile Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üye sayıları artırılarak yeni atanan üyelerle yüksek yargının dokusu değiştirildi. Askeri yargıda da eksik kalan düzenlemeler tamamlandı.

Bu kanun değişiklikleriyle yüksek yargı, tamamen FETÖ’nün kontrolüne verildi. Böylece FETÖ, operasyon mahkemelerine kendi adamlarını atayabildi. Dikkatinizi çekerim, bu kanun değişikliklerini FETÖ yapmadı, AKP ne istedilerse verdi. TSK’nın içindeki istemedikleri asker tipini temizlemek her ikisinin de ortak planıydı.

FETÖ’nün TSK’da tasfiye ile kadrolaşma operasyonu tüm hızıyla devam ederken, Uluslararası Savunma ve Danışmanlık Şirketi (SADAT)’ın kurucusu, şimdilerde Cumhurbaşkanı başdanışmanı emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, 2011 yılında Adaleti Savunanlar Derneği (ASDER)’ne verdiği bir röportajda darbe tehlikesini önleme konusundaki düşüncelerini söyle açıklıyordu:

“…Ergenekon davalarının açılması, 2010 Askeri Şurası ve bu sene (2011) Genelkurmay Başkanı’nın istifa etmesi gibi gelişmeler birer dönüm noktasıdır…

…Askerin tam olarak sindiremediği meseleler var. Yani silahlı kuvvetlerdeki kadrolaşmayı birkaç yıl içerisinde temizlemek mümkün değil. Silahlı kuvvetlerde, İslami inancı yaşayanların devlet kadrolarında yer almasını bir tehdit olarak algılayan bir zihniyet iş başında. Bu, zaman içerisinde düzelecek…

…(Darbe tehlikesi) Tabii ki var. İstikrarı devam ettirmek için tedbirleri almak lazım. Darbelerin dayandığı yasal mevzuatı değiştirmek lazım. Askeri kadrolaşmayı milletin dokusunu yansıtacak şekle döndürmek lazım. Bugün ancak belli bir ideolojinin sahipleri subay astsubay kadrolarına geçebiliyor. Yetenekli olan aranıp seçilebilmeli. Diğer ideolojik meseleler subay astsubay seçimini etkilememeli. Kadrolaşma ne kadar sürede olmuşsa, normalleşme de o süre içerisinde olacak. Bu darbe geleneğinden tamamen kurtulmamız lazım…”

E.Tuğg. Adnan Tanrıverdi, yukarıdaki açıklamalarıyla TSK’nin mevcut komuta kademesindeki Atatürkçü, laik, ulusalcı/milliyetçi general ve amirallerin tasfiye edilmelerinin yeterli olmayacağını, dindar bir kadrolaşma yaratılması için albay ve altındaki rütbedeki subayların da iyi seçilmesi gerektiğini söylüyordu.

Tanrıverdi’nin tarif ettiği adamlar, 15 Temmuz 2016’da gerçekleşen aşağılık darbe girişiminin baş mimarlarıydı.

Pilotlar TSK’dan Nasıl Uzaklaştırıldı?

2010 Haziran ayında Balyoz davası başladı. Komutanlarının, ağabeylerinin Balyoz davasında yargılandığını gören 15 yıllık mecburi hizmet süresini doldurmuş 1995 mezunu pilotlar “aman bizim de başımıza bir iş gelmeden gidelim” düşüncesiyle Hava Kuvvetlerinden ayrıldı. Balyoz davası kapsamında, 2011 Haziran ayında ilk havacı personel tutuklamaları başladı, tutuklananların %90’ı pilottu. Bu gelişme üzerine, 15 yılını tamamlayan 1996 mezunu pilotlar da istifa ederek sistemi terk etti. Hükümet asıl büyük darbeyi 2012 yılında indirdi. Mecburi hizmeti 10 yıla indirerek 1997-2002 yılı arasında mezun olan pilotlara da kapıyı gösterdi.

Kullanıldıktan sonra eğitim yardımcı malzemesi olarak kullanılan M72 LAW

Ergenekon davasında aralarında Genelkurmay eski başkanı E.Org. İlker Başbuğ’un da bulunduğu 275 sanığa müebbet cezaları verildiği günün ertesinde, 06 Ağustos 2013’te AKP Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan, Twitter hesabından yaptığı açıklamada; “Ergenekon davası, Cumhuriyet tarihinin en büyük hukuki hesaplaşmasının adıdır. Bu dava 27 Mayıs’tan, 12 Mart’tan, 12 Eylül’den, 28 Şubat’tan, 27 Nisan’dan süzülüp gelen bir müdahale ruhundan hesap sorulmasıdır. Ergenekon davası Türk demokrasisinin geleceği açısından önemli bir dönüm noktasıdır.” diyordu. Bu zavallı adam, CIA’nın tezgâhladığı bütün eski darbeleri, sahte darbe davalarıyla vatanseverlerin üzerine yıkıp bu işten ilelebet sıyrılmak istediğinin farkında değildi. Kim bilir belki de farkındaydı!

09 Ekim 2013 tarihine gelindiğinde de FETÖ’nün Yargıtay 9. Dairesi, Balyoz Davası’nda 237 vatansever askerin mahkûmiyet kararını onadı. Bu arada 2010 ve 2011 Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) kararlarında adı kumpas davalarda geçen askerler terfi ettirilmeyip emekliye sevk edildi. Necdet Özel beyefendinin Genelkurmay Başkanı olmasıyla birlikte askerlerin direnci kırıldı, 2012 ve 2013 YAŞ kararlarıyla kumpas davalarda yargılanan bütün general ve amiraller emekli edilirken yerlerine FETÖ’cüler general ve amiral yapıldı.

Bütün bu olanlar, TSK üzerinde dehşet etkisi yaratmıştı. FETÖ’nün yarattığı dehşetten korkan subay, astsubay ve uzman erbaşlar akın akın TSK’dan istifa ve emeklilik yoluyla ayrılmaya başladı. FETÖ, bu süreci TSK’nın istihbarata karşı koyma (İKK) birimlerine yerleştirdiği elemanlarıyla daha da hızlandırıyordu. Bu birimlerin özel hayatlara, etnik ve mezhep kökenlere göre yaptığı fişlemeler ve akıl almaz sorgulamalar, hedef seçilen askerleri istifa etmeye mecbur ediyordu. Netice itibariyle bu dönemde FETÖ ve onu destekleyen Hükümet, 30 bine yakın masum askerin tasfiye olmasını sağladı.

Bu askerlerden yaklaşık 900 kadarı jet pilotuydu. Bu rakama; 2002 yılından kumpas davaların başladığı 2008 yılına kadar geçen sürede, FETÖ’nün internet ve imzasız mektuplar yoluyla tasfiye ettiği pilotları da eklerseniz sayının binli rakamların çok üstüne çıktığını görürsünüz.

Uyardık, Dinleyen Olmadı!

Bütün bunlar olurken hükümeti uyarmaya çalıştık. 24 Aralık 2012 tarihli “Cemaat mi Gladyo mu?” başlıklı makalemizde, FETÖ’nün bir gladyo örgütü olduğunu; 17 Ocak 2013 tarihinde “Başbakan R.T.Erdoğan’a Açık Mektup” başlıklı makalemizde, Türkiye için en büyük tehlikenin ordu içindeki Cemaat cuntası olduğunu, bu gidişle ileride komutan yapacak Cemaatçi olmayan subay bulamayacağını; 24 Ocak 2014 tarihinde kaleme aldığımız “Her Tasfiye Bir Kadrolaşma Operasyonudur” başlıklı makalemizde 2010 yılından itibaren generalliğe terfi eden subayların en az yarısının Cemaatçi olduğunu, en önemli tehlikenin darbe tehlikesi olduğunu; 06 Mart 2015 tarihinde kaleme aldığımız “Son Yaşanan Uçak Kazalarının Sorumlularını Açıklıyorum” başlıklı makalemizde Cemaatin Hava Kuvvetlerinde nasıl kadrolaştığını; 8 Mart 2016 tarihli “Cemaat’in Tek Kurtuluşu: Darbe” başlıklı makalemizde, darbeden 5 ay önce, YAŞ kararları öncesinde FETÖ’nün darbe yapacağını anlattık. Daha bunlar gibi onlarca makale kaleme aldık. İsteyen Galeati Yayıncılık’tan çıkan “Nereden Nereye” isimli kitabımıza bakabilir.

Maalesef bizi dinleyen, sesimizi duyan olmadı. FETÖ, Hava Kuvvetlerinin neredeyse bütün savaş pilotu kadrosunu ele geçirdi ve neticeyi hepiniz biliyorsunuz. Bu üniforma giymiş teröristler Meclisimizi bombaladı. O gece uçaktan atılan bombalarla 118 insanımız yaralandı, 68 canımız şehit oldu.

Sonuç: FETÖ’cü pilotlar da tasfiye edilince Hava Kuvvetlerinde pilotumuz kalmadı. İşte size peygamber ocağını dağıtan hikâyenin özeti. Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “bir savcı bulun bu iddiaları delillendirin” demesiyle başlayan Ergenekon süreci işte böyle sonuçlandı. Şimdi mektupla pilot arıyoruz. AKP Hükümeti, askeri vesayeti bitiriyoruz maskesiyle kendi ordusuyla savaştı ve onu yendi. Savaşsak belki düşen uçak sayısı kadar pilot kaybeder bu kadar zayiat vermezdik.

Benzer Hataları Tekrar Ediyoruz

Bazı okurlar bütün bunları niçin tekrarladın, zaten biliyoruz, niyetin iktidarı yıpratmak mı diyebilir. Asıl söyleyeceklerime şimdi sıra geldi. Aynı hataya tekrar düşüyoruz. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 15 Temmuz sonrası darmadağın olan TSK’yı tekrar toparlama görevini, FETÖ operasyonları esnasında burnunun ucunu göremeyen veya görüp de birlikte hareket etmeyi tercih eden SADAT kurucusu (!) E.Tuğg. Adnan Tarıverdi’ye verdi. TSK’nın komuta bağlantılarının nasıl değiştirildiği, Harp Okullarının nasıl üniversiteye çevrildiği konularına burada girmiyorum. Önemli konu, askeri okullara nasıl öğrenci alındığı ve bu durumun jet pilotu eğitimini nasıl etkileyeceğidir.

Yavuz Selim Demirağ defalarca Yeniçağ Gazetesi’nde yazdı. Harp Okullarına öğrenci alım komisyonlarında görev yapanların cemaatlerle iltisaklı ve irticai faaliyetlerle daha önceden ordudan ilişiği kesilmiş SADAT elemanları olduğunu iddia etti. Biz de o dönem, TSK’da bulunan arkadaşlarımızdan durumu teyit eden yönde bilgiler almıştık. Gelen bilgilere göre, komisyonlardaki kim tarafından seçildiği belli olmayan (!) bazı sivil ve bazı asker üyelerin telefonlarında çeşitli listeler vardı. Bu üyeler pırlanta gibi çocuklara 30-35 puan verirken işe yaramaz gözüken tiplere 100 verip okullara girmesini sağlıyordu.

Birkaç sene içerisinde Harp Okullarına tarikat bağlantılı adam yerleştirmenin etkisi ortaya çıktı. İyi Parti Milletvekili Ümit Özdağ, 2018 Ağustos ayında Cem TV’de katıldığı bir programda, Kara Harp Okulu’nda cuma namazını hangi tarikatın imamı kıldıracak diye kavga çıktığını, konunun Genelkurmay’a kadar gittiğini söyledi.

Bu konunun jet pilotlarıyla ne ilgisi var diyeceksiniz. Konuyu hiç dolaştırmadan direkt söyleyeyim. Şeyhinin dizinin dibinde, kafasında takkesi, boynunu 30 derece sola bükmüş şekilde oturan adamdan jet pilotu olmaz. Kimse yanlış anlamasın, bunu muhafazakâr bir aileden gelen ve çok uzun yıllar F-16 uçağında öğretmenlik yapmış tecrübeli bir pilot olarak tüm samimiyetimle söylüyorum. Burada mevzu kesinlikle kişinin dindar olup olmamasıyla ilgili değil. Kendisini Allah’a ulaşma yolunda bir aracıya, bir şeyhe teslim etme ihtiyacı duyan kişide özgüven eksikliği vardır. Birine teslim olmak, aslında bir çeşit sorumluluktan kaçış yoludur, mesuliyeti başkasına havale etmektir. Jet pilotunun ölürken dua edecek vakti olmaz. Hava muharebesi başladıktan sonra en geç 30 saniye içerisinde ya ölür ya öldürürsünüz.

Örneğin bir savaş gemisinde yüzlerce kişi vardır, jet pilotu gökyüzünde tek başınadır, danışacak soracak kimsesi yoktur; her şeyi tek başına yapar. Savaş gemisinin Gölcük’ten Rodos Adası civarına gitmesi en iyi ihtimalle 15-16 saat alırken, bu süre zarfında bir jet pilotu düşman derinliklerine üç defa bombalarını atıp gelmiş, 4’üncü sortisine hazırlanıyordur. Jet pilotları, Osmanlı döneminde deliler adı verilen en önde savaşan askerlere benzerler. Ancak arada önemli bir fark vardır; jet pilotlarınız ölürse, koskoca bir ülke diz çökebilir. Çünkü bugün tehdit havadan gelmektedir.

35-40 milyon dolarlık bir uçağı sıradan birine teslim edemezsiniz. Hele ki önümüzdeki yıllarda kaybettiklerinizin yerine yenisini koymanız pek mümkün olmayacakken. Devletin bekasını etkileyecek pozisyondaki pilotları seçerken hiç kimseye iltimas tanınamaz, karakter özelliği, liyakat ve yetenek esas olmalıdır.

Neden Müritten Jet Pilotu Olmaz?

Tarikat müritlerinden jet pilotu yapmaya çalışmanın üç önemli sakıncası vardır. Bu sakıncaları sırayla inceleyelim:

1) Müritler, yukarıda tarif etmeye çalıştığımız sebeplerden dolayı uçuş eğitiminde ciddi oranda başarısız olabilirler. Savaş pilotu yetiştirmek çok meşakkatli, çok pahalı ve çok zaman alan bir iştir. Bakın darbe girişimi üzerinden üç sene geçti. Bu süre zarfında yetiştirebildiğimiz F-16 pilotu sayısı 10-15’ten fazla değildir. Çok ciddi savaş pilotu açığımızın olduğu bu dönemde seçilen adayların eğitimde başarısız olmaları bırakın harcanan para ve emeği, ciddi anlamda zaman kaybına neden olur.

Arizona’da düşen ABD Hava Kuvvetlerine ait bir savaş uçağı

2) FETÖ örneğini hatırlayalım. FETÖ zaman içerisinde uçuş okulunun dahi kontrolünü ele geçirmişti. Başkalarını sebepsiz yere elerken, kendi yeteneksiz müritlerini zorlamayla pilot yaptı. FETÖ’cü pilotların gelecekte komuta kademesine gelmesi planlandığı için kariyer yapmaları amacıyla yeni mezun pilotlar ilk fırsatta ABD’ye yüksek lisans eğitimine gönderildi. Oradan döner dönmez ellerine sorular verilerek Harp Akademilerine sokulup kurmay yapıldılar. Kariyerlerini tamamlamak için bir de yurtdışı görevi yapmaları gerekiyordu, onu da yaptılar. Bu süre zarfında doğru düzgün uçamadıkları için doğal olarak uçuş tecrübeleri çok azdı. Bu handikapa bir de uçuş okulundan zorlama ile mezun edilmeleri eklenince, FETÖ’nün Hava Kuvvetlerine hâkim olduğu dönemde pilot hatalarından kaynaklanan çok sayıda kaza oldu, bir sürü uçak kaybettik. Tarikatların tamamında, kendi adamını koruma içgüdüsü vardır, hatta bu bir mecburiyettir. Bugün Harp Okulu’na öğrenci alırken komisyonda torpil geçen, yarın yukarıda anlattığımız FETÖ’nün hatalarının aynısı tekrarlayacaktır. Türkiye’nin uçak kaybetmeye tahammülü yoktur.

3) Tarikat odakları, TSK içerisinde kaçınılmaz olarak paralel emir komuta zincirleri yaratacaktır. Bugün tarikat ve cemaatlerin davranışlarına bakın, hepsi her seçim dönemimde değişik siyasi partilerle pazarlığa girer.

Tarikatlara pazarlık gücünü sağlayan, ellerindeki mürit sayısı ve siyaseti etkileme yetenekleridir. Bugün TSK’ya yerleştirdikleriniz sizi destekliyor olabilir. Ama yarın ne olacağını bilemezsiniz. FETÖ örneği ortadadır. Milletin teveccühü değişip yarın iktidara başkasını getirdiğinde asker ile girişilecek güç mücadelesi, ülkeyi yeni bir darbeye daha sürükleyebilir. Bu kötü senaryo olmasa bile, bugün nasıl FETÖ’cü pilotları tasfiye etmek zorunda kaldıysak, gün gelir geleceğin METÖ’cü pilotlarını da tasfiye etmek zorunda kalabiliriz. O zaman savaş uçaklarımızı kim uçuracak? Bugün 50 yaşındaki adamları uçurmak için geri çağırıyorsunuz, 10 sene sonra başınıza gelecek benzer bir olayda geri çağıracak adam da bulamazsınız.

Yine biz yetkilileri önceden uyaralım, tedbir alıp almamak onlara kalsın.

Çözüm Bulunmalı

Şu an kaşı karşıya olduğumuz pilot sıkıntısını çözmek için daha yaratıcı tedbirlere ihtiyaç var. Yapılması gereken; gençlerin eğitimini hızlandırırken, pilotların çok daha erken yaşlarda harbe hazır olarak kıtalara çıkmasını sağlamaktır. Örneğin, Hava Harp Okulu eğitimi ile uçuş okulu eğitimi birleştirilebilir. Günümüzde M.S.Ü. Hava Harp Okulu, 4 sene eğitim sonrasında mühendis diplomasıyla mezuniyet vermektedir. Okulu bitiren bir teğmenin kıtaya harbe hazır bir pilot olarak çıkması için ilave alması gereken eğitimlerin toplam süresi yaklaşık 2,5 yıldır. Harp okulunda öğrenciler ilk 2 sene akademik eğitimi tamamladıktan sonra uçuş eğitimine başlatılabilir. Geri kalan 2 sene zarfında da pilotaj eğitimi, harbe hazırlığa geçiş ve harbe hazırlık eğitimleri tamamlanarak mezun olan teğmenler doğrudan kıtalara harbe hazır olarak gönderilebilir. Böylece Hava Kuvvetleri bir pilottan 2 sene daha fazla yararlanacaktır. Ayrıca genç pilotların performansı çok daha yüksektir, aynı sporcularda olduğu gibi 40’lı yaşlardan sora jet pilotlarının da performansı düşer. Bu konular, üzerinde düşünülmeye değerdir.

Son Söz

Şimdi gelelim sonuca; şu an karşı karşıya olduğumuz pilot açığını, 15 sene mecburi hizmetini tamamladıktan sonra ayrılıp, 10 senedir sivilde uçan, 50 yaşına dayanmış eski pilotlarla kapatmaya çalışmak etili bir çözüm yöntemi değildir. Ama yine de hiç kimse merak etmesin, zamanında FETÖ ile el ele “b.k” benzetmesiyle sistemden uzaklaştırılan bizler geri döner, bu millet için gözümüzü kırpmadan savaşırız. Bu arada; oğluna, damadına askerlik yaptırmayanlar, askerliği kısaltıp kışlaları boşaltanlar, paralı askerliği daimî hale getirerek ordu-millet kavramını bitirenler, sizler evinizde rahat oturun, lüks teknelerinizde oynaşın, 18 bin liralarınızı güle güle harcayın, biz Mustafa Kemal’in askerleri geri gelir, kanımızın son damlasına kadar bu vatanı bekleriz.

ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER DOSYASI : SADAT MİLİSLERİ VE ABD’Lİ YAZAR MICHAEL RUBİN’İN İDDİALARI


MICHAEL RUBİN KİMDİR ??? BURAYA TIKLAYIN.

SADAT var, Osmanlı Ocakları örgütlenmesi var.

Osmanlı Ocakları, tamamen AKP’nin silahlanmış milis güçleri… Gezi eylemlerindeki o barışçıl eylemler sonrasında, herhangi bir sivil eyleme karşı müdahale amacı ile kuruldular.

Erdoğan’ın, Gezi Parkı eylemlerinden sonra kurdurduğu iddia edilen özel ordusu SADAT… (Uluslararası Savunma Danışmanlığı). Gezi Parkı direnişinden sonra kurulan son örgüt ise Osmanlı Ocakları…

“ÖZEL ORDU VE SİLAHLI MİLİSLER”

CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, referandum gecesi, CHP’nin sokağa çıkmama nedenine ilişkin eleştirileri yanıtladı. ozguruz.org haber portalından Hayko Bağdat’a konuşan Ağbaba, “AKP’nin birçok sivili silahlandırdığı o akşam belki bir olay olabileceğini düşündük” dedi.

Ağbaba’nın konuya ilişkin sözleri şöyle:

“SADAT var, Osmanlı Ocakları örgütlenmesi var. Osmanlı Ocakları, tamamen AKP’nin silahlanmış milis güçleri… Gezi eylemlerindeki o barışçıl eylemler sonrasında, herhangi bir sivil eyleme karşı müdahale amacı ile kuruldular.

15 Temmuz sonrası görüntülere bakıldığı zaman onların silahlı olduğunu tahmin edebiliriz. Ayrıca bu silahlı örgütlenmelerle işbirliği yapan birkaç mafya grubunun olduğuna dair duyumların da Genel Başkanımıza bilgi olarak geldiğini söylemek isterim.

AKP’nin birçok sivili silahlandırdığı o akşam belki bir olay olabileceğini düşündük. Belki ortamı terörize ederek, eylemcilerin arasına provokatörler sokarak %50 üzerindeki pırıl pırıl, meşru birleşmeyi provake edecek olaylar olabilir duygusuyla bu çağrıyı yapmadık.”

Peki nedir bu SADAT?

Türkiye’de uluslararası savunma alanında danışmanlık ve askeri eğitim veren ilk ve tek şirket olduğu belirtilen ve eski TSK mensuplarının görev aldığı Sadat, askeri ve “iç güvenlik” yani “terörle mücadele” alanında danışmanlık ve eğitim hizmeti veriyor. Askeri ve güvenlik alanında pek çok eğitimi veren şirketin, kursları arasında “Gayri Nizamı Harp” ve “Keskin Nişancılık” gibi başlıklar da dikkat çekiyor. “Kara Harekatı”, “Keskin Nişancılık”, “Koruma”, “Tahrip”, “Gayri Nizami Harp”, “İleri Tek Er Muharebe”, “Topçu ve Havan İleri Gözetleyicilik”, “Tank / Zırhlı Araç Avcılığı” gibi kurs eğitim paketleri bulunuyor

İÇGÜVENLİK HİZMETLERİ

SADAT’ın resmi internet sitesinde belirtilen “Hizmetleri”nin yarısı “İç güvenliğe” ayrılmış durumda.

İç Güvenlik-Danışmanlığı başlığı altında şunlar sıralanıyor:

SADAT A.Ş.; T.C. Emniyet Teşkilatından emekli 1. Sınıf emniyet müdürlerinden ve emekli Jandarma personelinden teşkil edilen ehil ekiplerle, yapılan tespit ve hazırlanan rapor doğrultusunda, Emniyet gücünün teşkilatlanmasını ve kuruluşunu yaparak;

Mesleğe Giriş,

Temel Eğitim,

Meslekte Yükselme,

Atama ve yer değiştirme esasları ile birlikte, görev, yetki, sorumluluklarını ve malzeme kadrolarını belirleyebilir.

İç güvenlik alanında Eğitim hizmetleri ise daha dikkat çekici:

2) Polis Yetiştirme

SADAT A.Ş.; T.C. Emniyet Teşkilatının her türlü eğitim müesseselerinde eğitici ve idareci olarak görev yaptıktan sonra emekli olmuş, 1. Sınıf Emniyet Müdürlerinden oluşan ehil ekipler vasıtası ile Emniyet Teşkilatının reorganizasyonunu gerçekleştirebilir. Yine ehil eğitici, idareci ve danışmanlar eliyle, Emniyet Teşkilatı için;

Polis Akademileri,

Polis Meslek Yüksek Okulları,

Polis Kolejleri,

Polis Eğitim Merkezleri,kurarak, bu eğitim müesseselerinin eğitim ve idarecilik hizmetlerini bizzat veya danışman olarak yürütebilir.

KİM BU ADNAN TANRIVERDİ?

Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığı görevlerinde bulunduktan sonra 30 Ağustos 1996 yılında kadrosuzluktan emekliye sevk edilen Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi, Erdoğan’ın yeni başdanışmanı oldu.

1964 yılında Kara Harp Okulu’na giren Tanrıverdi, 1976-1978 yıllarında Kara Harp Akademisi’nde öğrenim görerek 1978 yılında kurmay subay statüsünü kazandı. Aynı zamanda eski Akit yazarlarından biri olan Tanrıverdi 30 Ağustos 1992 tarihinde ise tuğgeneralliğe yükseltildi.

1944 Konya Akşehir doğumlu olan Adnan Tanrıverdi, 1963-1964’te İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Zooloji Bölümündeki öğreniminin ardından 1964 yılında girdiği Kara Harp Okulun’dan 1966’da topçu subayı olarak mezun oldu ve 1996 yılındaki emekliliğine kadar 30 yıl TSK’da görev yaptı.

1980’de kurmay subay olan ve “Gayrinizami Harp Kursu” de gören Tanrıverdi’nin görev yaptığı birlikler arasında Genelkurmay Özel Harp Daire Başkanlığı ile KKTC Sivil savunma Teşkilat Başkanlığı da bulunuyor.

MÜRTECİ

1992’de tuğgeneralliğe yükseltilen Tanrıverdi, İstanbul’daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı’nın ardından Kara Kuvvetleri Sağlık Daire Başkanlığı yaptı ve 1996’da kadrosuzluk gerekçesiyle emekli edildi. Tanrıverdi’nin geçmişte ve atamasının ardından “TSK içinde irticai faaliyetler yürüttüğü için” emekli edildiği iddiaları sıkça gündeme getirildi.

Emeklilikten sonra da Üsküdar FM Radyosunun Genel Koordinatörlüğünü, İhlâs Marmara Evleri Camii Yaptırma ve Yardım Derneği Yönetim Kurulu üyeliğini yapan Tanrıverdi’nin genel başkanlığını yaptığı, 2000 yılında kurulan Adaleti Savunanlar Derneği’nin (ASDER) TSK’dan ihraç edilen ve emekli askerlerden oluştuğu sıkça eleştiri konusu oldu.

Kuruluş, bünyesindeki Adaleti Savunanlar Stratejik Araştırmalar Merkezi Derneği (ASSAM) aracılığıyla TSK’nın yeniden yapılandırılmasına yönelik eleştiriler geliştirdi. Atama sonrasında basında yer alan iddialar arasında 15 Temmuz sonrasındaki kararnamelerle TSK’ya getirilen yeni düzenlemelerin bu önerilerle paralellik taşıdığı da var.

EMEKLİYE AYRILDIKTAN SONRA…

Adnan Tanrıverdi, emekliye ayrıldıktan sonra, 5 yıl Adaleti Savunanlar Derneği’nin Genel Başkanlığı görevini üstlendi. Tanrıverdi, ASDER Onursal Başkanı olarak, Müslüman ülke silahlı kuvvetlerinin organizasyonu ve stratejik kullanımına danışmanlık, son kullanıcıdan eğitici seviyesi kadar özel konularda eğitim ve harp, silah ve araçlarının temini, bakım ve onarımı hizmetlerinde görev yapmak üzere SADAT Uluslararası Savunma Danışmanlık Şirketi’ni kurdu.

Parlamentohaber’in yorumu: SADAT tanımı itibariyle, Osmanlı’da Erkan’ı Harp başkanlığına bağlı olan bilindiğinin aksine bir istihbarat örgütü değil, Müslüman sömürge ülkelerde ihtilal ve direniş örgütleyen Teşkilat’ı Mahsusa’ya benzemektedir. Teşkilat, tamamıyla Genelkurmay’a bağlıdır, personeli, devletin maaşlı elemanlarıdır.

TSK DOSYASI /// YAVUZ SELİM DEMİRAĞ : BOMBA İDDİA… ‘HARP OKULLARI’NDA ÖĞRENCİ ALIMLARINI SADAT YAPIYOR’


YAVUZ SELİM DEMİRAĞ : BOMBA İDDİA… ‘HARP OKULLARI’NDA ÖĞRENCİ ALIMLARINI SADAT YAPIYOR’

Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirbağ SADAT’ın Harb Okulları ve diğer askeri okullara öğrenci alımını organize ettiği iddiasını kaleme aldı.

Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirbağ FETÖ’nün yıllarca askeri okullarına elemanlarını sızdırıp daha sonrasında darbeye kalkıştığını hatırlatarak şimdi de SADAT’ın aynı yoldan mesafe aldığını söyledi. Demirbağ "Erdoğan’ın "askeri konulardaki Başdanışmanı Adnan Tanrıverdi" ve ekibi bu defa Harb Okulları ve diğer askeri okullara öğrenci alımını organize ediyor" dedi.

Yavuz Selim Demirbağ’ın yazısındaki ilgili kısım şöyle:

"Geçtiğimiz gün kaleme aldığım "Harb Okullarına alım mülakatı" başlıklı yazımız çok ses getirmiş. Nasıl e-posta yağmuruna tutuldum anlatamam. Bana ulaşan 40-50 vaka vardı. Meğerse binlercesinin sesi ulaşamamış.

Yazıda mülakat kurulunun Havada 4 Kara Harb Okulunda 5 kişiden oluştuğunu ve 4 sivile karşı bir subayın bulunduğunu belirtmiştik. Uzaktan öyle görünüyormuş. Canı yananlar haksız elenmelerin izini sürerken kazın ayağının böyle olmadığını 4 sivilden ikisinin SADAT’çı -daha önce ordudan atılan askerler- olduğunu tespit etmiş. Ben de teyit ettim. SADAT’ın şimdi sarayda "Başdanışman" olan emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi olduğunu hatırlatalım. Tanrıverdi ile ilgili bu sütundan neler yazdığımı okuyucularımız bilir.

Peki şimdi Harb Okullarına öğrenci alımı komisyonunda görev yapan daha önce atılmış personel kim? 1985’ten 2002’ye kadar olan süreçte "cemaat iltisaklı-irticai faaliyet ve disiplinsizlik" suçları ile YAŞ kararı ile TSK’dan uzaklaştırılanlardan oluşuyor. Bunların "28 Şubat mağduru pozlarını" defalarca yazdık. 12 Eylül 2010 referandumundan sonra bunlardan bazılarının hakları iade edildi. Elbette seçilmişlerin aralarında bol miktarda FETÖ’cü de vardı. Emekli maaşı bağlanıp kimlik verildi. Bazı bakanlıklarda "Danışman" statüsü ile çalıştılar çalışmaya devam edenler de var. Söz konusu atılanların önemli bölümü önce RP ve devamı olan AKP belediyelerinde istihdam edildiğini de vurgulamakta fayda var.

Recep Tayyip Erdoğan’ın "askeri konulardaki Başdanışmanı Adnan Tanrıverdi" ve ekibi bu defa Harb Okulları ve diğer askeri okullara öğrenci alımını organize ediyor. Yöntem hiç de yabancı değil. FETÖ yıllarca askeri okullara müritlerini nasıl sızdırıp yıllar sonra darbeye kalkıştıysa bugün de SADAT aynı yoldan mesafe alıyor.

Malumunuz Harb Okulları ve Astsubay Okulları Kuvvet Komutanlıklarından alınıp MSB Üniversitesi’ne bağlanmıştı. Bu okullarda komutan ve idari asker yönetimlerinin inisiyatifi yok. Öğretmen öğretim görevlisi ve öğrenci alımlarını Erhan Afyoncu’nun başkanlığındaki rektörlük belirliyor.

Başbaşkan Erdoğan’ın bütün bunlardan haberi var mı? Bizden duyurması!"

LİNK : http://www.yurtgazetesi.com.tr/turkiye/bomba-iddia-harp-okullari-nda-ogrenci-alimlarini-h111221.html