RUSYA DOSYASI /// Yakın Tarihimize Dair Pek Bilinmeyen Bir Olay : Stalin’in Kars ve Ardahan Şehirlerini İstemesi


Yakın Tarihimize Dair Pek Bilinmeyen Bir Olay : Stalin’in Kars ve Ardahan Şehirlerini İstemesi

Açalım: II. Dünya Savaşı sırasında Nazilerin karşısında duran ABD, İngiltere ve Sovyetler arasında Aralık 1945’te Moskova’da düzenlenen dışişleri bakanları konferansının tutanaklarında o dönemki Rus lideri Stalin’in Türkiye’den Kars ve Ardahan’ı talep ettiği ve Boğazlar’da üs istediği bir süredir bilinen bir gerçek.

Bu şehirlerin o dönemki durumu

93 harbinde (1878) ruslara yaklaşık 40 yıl kadar verdiğimiz yerlerdir kars ile ardahan. 2. abdülhamid dönemine denk gelir. bolşevik devriminden sonra osmanlı’ya hediye edilmiştir. kurtuluş savaşı’nda ermenilerden geri alınmıştır.

kısaca 2. abdülhamid’in 40 yıl boyunca verdiği verler kurtuluş savaşı’nda (bolşeviklerin de katkısı ile) geri alınmıştır. bizim elimizde tutmamız biraz şanstır. atatürk ve inönü’nün askeri ve diplomatik başarısıdır.

Josef Stalin

beehorf

Neye yol açtı?

stalin’in kars ve ardahan’ı istemesi, bir ülkenin belasını vermiştir.

stalin, ikinci dünya savaşı’nda avrupa’da tampon bölgesini kurduktan sonra, ermenistan ssc için türkiye’den kars, ardahan ve olası bir savaş durumu için boğazlar’da üs istedikten sonra, türkiye amerika’dan yardım istiyor. amerika ise bunun karşılığında ‘demokratik seçimler’ ve çok partili hayata geçiş talep ediyor. o dönem tabii yönetimin eli mahkum ve başta vizyoner bir adam yok, kabul ediyor. ve türkiye cumhuriyeti, prematüre bir şekilde çok partili hayata geçiş yapıyor.

stalin’in bu hareketi, o dönemki iç politikaları sosyalizme yakın, dış politikası ise tarafsızlık olan bir ülkeyi, bugün islamcıların esir aldığı bir ülkeye dönüştürüyor. bu bile stalin’in politika okuma kabiliyetinin olmadığının bir göstergesi. zira dediğim gibi, o dönemki özellikle ekonomik ve eğitimsel politikalarda beş yıllık kalkınma planları ve köy enstitüleri gibi sosyalizm esintileri sunan şeyler var. amına koyayım stalin senin.

elrondanc

21 ocak 2017’de, sevil atasoy ve ilber ortaylı’nın programında ilber hoca stalin’in boğazlardan üs istemesi ile kars ve ardahan’ı istemesi ile ilgili diyor ki; rusların kendi tarihinde de vardır ve kabul etmişlerdir bu olayın ne kadar büyük bir ahmaklık olduğunu. bu ahmaklık sonuca ulaşacak kadar ciddi değildi ama sonuçları çok ciddi oldu. türkiye gibi bir ülkeyi abd’ye sundu ruslar.

şahsen ben de o dönemki sovyet rusya’nın türkiye’yle iyi ilişkiler kurduğu durumu düşünüyorum da, sovyet rusya avrupa’nın ve asya’nın sik sok ülkelerine yayılmaktansa türkiye’de daha başarılı olurdu, türkiye’yi çok iyi kullanırdı. tabi bunu tamamen sovyet rusya bakış açısıyla söylüyorum, türk insanının devlet bağlılığını esas alarak. kapitalist propagandaların türkiye’de, avrupa’ya nazaran daha başarısız olacağını düşünüyorum.

Stalin ve diğer II. Dünya Savaşı devletlerinden kurmaylar.

patapatataptap

Alternatif bir yorum

stalin’in bu isteği, o dönemde türkiye’nin kafkas ülkelerine yönelik olarak yürüttüğü pantürkizm siyasetine karşı hamle olarak ortaya atılmış bir öneridir. sscb gerçekten isteseydi kars ve ardahan’ı alırdı. sscb’nin meselesi, türkiye’nin kafkaslarda yürüttüğü politikadan vazgeçmesi için gözdağı vermek istemesi ile ilgiliydi.

öte yandan bunun ermenistan milliyetçilerinin emelleriyle de ilgisi yoktur. zira, taşnak partisi’nin büyük ermenistan hayalleri, ermenistan ssc’nin kurulması ve türkiye ile sovyet rusya arasında yapılan anlaşmalar çerçevesinde olanak dışı hale gelmiştir. eğer bolşeviklerin, gerçekten böyle bir amaçları olsaydı, ekim sosyalist devrimi’ni takip eden süreçte, söz konusu olan topraklardan çekilirken buraları ermenilere bırakırlardı ve gümrü anlaşması ile sonuçlanan görüşmelerde türkiye’den yana tavır almazlardı.

krasnoya

Toparlarsak

ikinci dünya savaşı sonrasında yapılan konferanslar sonucu galip devletler pastayı bölüşmeye başlamıştı. stalin de boğazlarda hak talep edip doğudaki 6 ili işgal etmek istedi. ingilizler rusların boğazlardaki taleplerine karşı çıktı fakat türkiye’nin doğusundaki iller meselesine karışmadı. doğuda bir rus işgali tehlikesi gören türkiye çareyi kore’ye asker gönderip nato’ya girmekte gördü. bence o zamanlar yapılabilecek tek seçenek buydu.

1951: Türkiye ve Yunanistan, NATO’ya katılıyor.

sanyu mete

Bu talep nasıl nihayete erdi?

a calendar of soviet treaties, 1917-1957 sf. 298

exchanges of notes between the ussr and turkey concerning soviet claims on turkish territory and the regulation of black sea straits on may 30, 1953 the ussr sent turkey a declaration renouncing claims made by the armenian and georgian ssr’s in 1945 to turkish territory and stating that the ussr considered it possible to reach a settlement on the problem of the straits which would be acceptable to both states.

1953 tarihli sscb’nin türkiye’ye gönderdiği notada 1945’de türkiye’ye yapmış olduğu toprak talebinden vazgeçtiğini ilan ediyor. yani khrusçev stalin’in ölümünden sonra onun yaptığı toprak talebinden resmen vazgeçtiğini duyurmuştur.

RUSYA DOSYASI /// Abdulsamet Dalkıran : Drujinalıktan Knezliğe Vareg-Rusları ve Rus Milletinin Teşekkülü


Drujinalıktan Knezliğe Vareg-Rusları ve Rus Milletinin Teşekkülü

ÖZET

Bu makalede Vareg- Norman- Slav uruğlarının nasıl birleşerek Rus Milleti’ni oluşturdukları ve komşularıyla olan ilişkileri anlatılacak. Slavların, Almancadaki “konung” kelimesinden esinlenerek Slavcada knez (Knyaz)1 denilen prenslikleri oluşturmaları ve bu Knezler içinde Kiyef Knezi’nin özellikle 988 senesinde Hristiyanlığa geçmesiyle üst- kültür unsuru oluşturması, bu sebeple de Rusların Hristiyanlık öncesi dinleri ve kültür özellikleri irdelenerek bir sonuca ulaşmaya çalışılacaktır. Sırasıyla Slavların menşei, ayrıldığı kolları, yaşadıkları coğrafyanın özellikleri ve Rusların millet olma sürecindeki ana etmenler incelenerek genel bir Rus Milletinin oluşum süreci anlatılmaya çalışılacaktır.

Slavların Menşei

Slavların Hind-Avrupai (ari) kavime mensup oldukları son araştırmalarca saptanmış bu konuda hiçbir şüpheye yer bırakılmamıştır. IX-X yüzyıla mezar kazılarında Slavların kumral, orta boylu, yassı başlı insanlar olduğu ve Şimal ırkına benzedikleri saptandı. Bu cihetle Arap ve Bizans kaynaklarında aynı zamanda Slavlar “Sarışın” olarak da tanımlanmaktaydı.2

Doğu Slavları

Rus Milleti’nin oluşumunda etkili olan Vareg-Norman ve Slav Uruğları unsurlarından biri olan Doğu Slavları diğer Slav Uruğlarına nazaran daha iyi asker ve daha çok disiplinlidir. Bunun en önemli sebebi Antların (Doğu Slavlarının) uzun yıllar önce Avarlar sonra Hazarlar olmak üzere iki büyük Türk devletinin etkisi altında kalmasıdır. Bu süreçte Slavlar, Türklerden esinlenerek siyasi teşkilatlarını ve kültürlerini kurmuş bu sebeple de diğer Slav uruğlarına galip gelmeyi bilmişlerdir. Hatta öyle ki Hazarlar zamanında Doğu Slavlarından toplanan vergi sistemi sonraki yıllarda Vareg-Ruslarına örnek olmuştur.)3. Doğu Slavları askerliği biliyorlardı fakat devlet teşkilatını yani teşkilatlanmayı bilmiyorlardı. Bu sebeple Vareg’lerin onların içinde yer almasıyla devlet olarak teşkilatlanmaya başlandılar. Bunun ana sebebi Normanlar (Varegler) uzun yıllar Bizans ordusunda ücretli asker olarak görev yapmaları. Rus Milletinin bel kemiğini oluşturan bu Slav unsurları zamanla üç ana kola ayrılır. Batıda Çekler ve Lehler, Güneyde Balkan Slavları ve Rusların bel kemiğini oluşturan Doğu Slavları.

Slav Halkının Eski İnançları

Eski Slav inancı “Yazıçestvo” olarak adlandırılmış ve hayır ve şer kavramları oluşmuştur. “Beliy Bog” (Beyaz İlah) hayır için ve “Çerniy Bog” (Siyah İlah) şer için adlandırılmıştır. Bu ilahlar için birçok put yapmışlar ve onlara tapmışlardır. Başlıca ilah isimleri şunlardır; Perun4, Hors5, Dajbog, Stribog, Simurgl ve Mokoş. Bu ilahlar, tarımla uğraşan Doğu Slavlarının yaşamlarında önemli bir yer işgal etmekte olup onların ihtiyaçlarına göre şekillenmişlerdir. Gök (Baba) Yer (Ana) olarak adlandırılmış ve kış geldiğinde bu Yer ve Gök ayrılır yaz geldiğinde ise Yer ve Gök birleşirdi. Doğu Slavları ölüyü gömmeyi ona saygısızlık olarak atfetmiş ve ölüleri yakmayı seçmişlerdir. Böylece onun günahlarından arındığına inanılırdı. Bu inanış onlarda ölümden sonraki yaşamın olduğuna da inanıldığını gösterir. Öyle ki kişi yaşamında hangi konumdaysa öldükten sonra da o konumda yer alacaktı. Bu yüzden düşmana esir düşmeyi onun kölesi olması zelil bir durum olarak görürler, özgürlüklerine çok düşkün idiler. Pagan Rus inancındaki ayinlerle ilgili detaylı bilgiyi kaleme alan ünlü seyyah İbn-i Fadlan Er-Rihle isimli eserinde ölen varlıklı bir kişinin yanında kölesinin de öldürüldüğünü söylemiştir. Rusların bu inancı yani ölü yakma inancı zamanla kaybolmuş ve bizdeki gibi ölü gömme inancı başlamıştır. Burada benim temel düşüncem o ki Doğu Slavları, Avarlar ve Hazarlar gibi Türk unsurlarıyla karşılaştıktan sonra bu adeti benimsediler. Çünkü bizde yer alan Atalar Kültü, Ruslarda da yer almış ve Cedler Kültü ismiyle anılmıştır. Artık onlar da ölüleri yakma yerine gömmeyi tercih ederek ölen kişinin ruhunun o evi koruduğuna inanmaya başladılar.

Slav- Pagan İnancında Bazı Kavramlar ve Anlamları

“Did-Lado” (Bolluk İlahı) “Kupolo” (Bol mahsul getiren ilah) “Svarog” (Sema yani Gökyüzü) “Svaragoviç” (Semanın oğlu)6. Ayrıca bunların yanında “Stribog, Dajbog ve Mokoş”7 gibi önemli putlar da yer alır. Bu putların isimleri Eza Kroniğinde detyalı şekilde anlatılmakta olup ayrıca yukarıda da bahsettiğimiz gibi İbn-i Fadlan’ın Er-Rihle isimli eserinde de bu inanca ait dini ritüeller ayrıntılı şekilde anlatılmaktadır. Hristiyanlık öncesinde Slavlar, herhangi bir durum esanasında bu putlara giderek (yüksek yerlerde yer alırlar) onlara dua ederler ve onlara birtakım kurbanlar sunarak, yardımlarını isterler. Bu ilahların oluşumunda şüphesiz Slavların yaşam şartları birinci etken olmuştur. Çiftçilikle uğraşan Slavlar, doğadaki her şeyi ilahlaştırmış ve onlara birtakım isimler vererek onların putlarını yapmışlardır. Bu sebeple Eski Slav İnancı “Yazıçestvo” (Tabiat güçlerine kutsal atfederek ilahlaştırma- Naturizm) olarak isimlendirilmektedir.8 Bu isimlere ek olarak “Russalka, Liechen, Domvoy, Moroz ve Morena”9 isimli ilahlar da eklenebilir.

SLAVLARIN NORMAN-VAREGLERLE KARŞILAŞMASI VE RUS ADININ ORTAYA ÇIKIŞI

Ruslaın kökeni konusunda XVIII. Yüzyılda yoğun tartışmalar baş göstermiş ve bu konuda çeşitlifikirler ortaya atılmıştır. Bu fikirler bağlamında ilk bilimsel çalışma Gotlieb Bayer, August Ludwig von Schlözer10 başta olmak üzere birçok kişi tarafından Rusların kökeni İskandinav Vikinglere veya Arap ve Bizans tarihçilerinin deyimiyle Vareglere11 veya Rus tarih yazımındaki kullanımıyla Normanlara bağlanıldı. Bu görüşün ana sebebi XII. Yüzyılda yazılan İlk Tarih isimli kronik olmuştur. İlk Tarih isimli kronikte Finli Kavimlerin zengin olduğu fakat düzenlerinin olmadığı vurgulanarak onların bu sebeple Vareg-Ruslarına gittikleri ve onları yurtlarına davet ettikleri yazılır. Davet üzerine giden Vareg-Ruslarının başında Rurik isimli biri vardır ve onun yerleştiği şehir Novgorod (YeniŞehir) olarak isimlendirilir. Fakat bu görüşün aksine özellikle SSSCB döenminde yapılan Rus Tarihi, Rusların Kökeni gibi çalışmalar yukarıda bahsettiğimiz Norman görüşünü kesin suretle rededer. O yıllarda yazılan bir kitapta şöyle ibareler geçer;

“Norman kelimeler, Rusçada altı yada yedi tanedir. Denizcilikle ilgili terimler Yunanca, ticaretle ilgili kelimeler ise Asya dillerinden veya yerli Slav dillerindendir ancak İskandinav dilinden değildir. Kiev ve Doğu Slav paganizminden de İskandinavların, Normanların hiçbir katkısı yoktur. Kiev hukuku Norman hukuku ile ilişkilendirilemez.”12

Böyle Norman teorisini kesin surette rededen eserlerin yanı sıra bu teoriyi bilimsel bir temele oturtarak eleştirenlerin (Widukind- Res Gestae Saxonicae) temel düşüncesi İlk Tarihe yazılanların kiasik Anglo-Sakson hikayesini andırdğı ve orada bahsedilen Rurik’in oğlunun İgor vurgusu ile kronolojinin uyuşmadığıdır. Bu iki düşüncenin ortasında kalan tarihçi Omeljan Pritsak, Baltık, Akdeniz, Doğu Avrupa ve çok etnikli çok dilli youmunu13 Rus’un kökeni olarak vurgular. Şu anda birçok Rus Tarihiçisi başta olmak üzere diğer ülkelerdeki tarihçinlerin ana düşüncesi Rusların, Slavlarla ile Normanların karşılaşması sonucu ortaya çıktığıdır. Yani Rusların oluşumunda Normanların (İskandinavların) etkisinin olduğunun yazılı olduğu İlk Tarih ve Bertinian Kroniği dünya ilim aleminde daha büyük önem görür. Normanlar ticaretle uğraşıyor ve VIII. Yüzyıldan itibaren Doğu Slavlarını hakimiyet altına almaya başlamışlardır. Zaman geçtikçe Bizans ile de münasebet kuran Normanlar, Bizansta ücretli askerlik yapmışlar ve sürekli yerli slav halkı ile beraber Bizans ile ticaret yapmışlardır. İşte bu ücretli kıtalara “Vareg”14 adı verilmiş, kıtaların içindeki her bir askere ise “Drujina” ismi verilmiştir. Ücretli kıtaların başında bulunan Norman beylerine ise “Knez” denmiştir. Zaman içerisinde bu Norman kütlesi Varegler, kalabalık Slav halkı arasında erimiş ve böylece Vareg-Rus tabiri ortaya çıkmıştır. Bir süre sonra sadece Rus adı kalmış oldu. Rus adının ne manaya geldiği veya nereden geldği tartışma konusu olmakla birlikte burada bahsedilen görüşlerden sadece ikisini anlatacağız. Bunlardan birincisi Rus Tarihçisi Vernadsky’nin söylediği “Rus ismi bir Alan Klanı olan “Ruk”lardan gelmekte olup zaman içinde zaman içinde Ros- Rus adını almıştır ve “ışık saçan” manasına gelir.15 Akdes Nimet Kurat ise Norman Akademisinin görüşünü doğru kabul eder. Bu akademinin görüşüne göre Rus adının eski ismi eğer “Rusi” ise bu Fincedeki “Ruotsi”den gelir. “Ruotsi” ise “kayıkçı,kürekçi” anlamlarına gelir. Slavlar, İsveçten gelenlere Rusi demiş daha sonra bu isim siyasi bir isim olarak günümüzdeki “Rus” adını almıştır.16

İLK RUS DEVLETİNİN OLUŞUMU

İlk Rus Devleti’nin nasıl oluştuğuna dair birçok rivayetler mevcuttur. Bu sebeptendir ki hangi tarihte ortaya çıktığı tam olarak tespit edilemese de Nestor Kroniğinde yer alan rivayete Rurik’in Novgorod’a gelişi 862 yılıdır . Şöyle bahseder;

6370 yılı (862) onlar (fin ve slav uruğları kasdediyor) Varegleri denizin otesine koğdular, vergi odemez oldular ve kendi kendilerini idareye başladılar. Fakat aralarında kanun ve nizam yoktu, soy soya karşı ayaklandı ve ihtilaf baş gosterdi, birbirleriyle mucadeleye giriştiler. (Bunun uzerine) birbirlerine dediler ki: " Üzerimizde hakimiyet surecek ve nizam kuracak bir bey arayalım.,, (Böyle konuştuktan sonra) denizi aşarak Vareg’lere, Rus’lara, gittiler; cunku bu Varegler boylece Rus tesmiye edilirlerdi, nasıl ki bazıları İsvec, diğerleri Norvec ve başkaları da Got tesmiye edilirler; boylece onlar (Vareglar) da (Rus adlanırlardı). Cud’ler, Slovenler, Krivicler ve Ves’ler Ruslara dediler ki: "Memleketimiz büyük ve zengindir, fakat (orada) nizam yoktur, geliniz, hakimiyet surunuz ve bizi idare ediniz,,. "Uc birader (Slavlar ve Finler uzerinde hakimiyet surmek icin) secildiler ve butun Rusları alarak geldiler. En buyuğu olan Rurik, Novgorod’da yerleşti; ikinci birader Sineus, Beloozero’da, ucuncu kardeş Truvor da İzborsk’a gitti. İşte bu Vareglere nisbetle Rus yurdu Novgorod adını aldı; Novgorodlular Vareg soyundandırlar, halbuki onlar onceleri Sloven idiler. İki yıl sonra Sineus ve biraderi Truvor olduler. Rurik te hakimiyeti ele aldı ve şehirleri kendi adamları arasında boldu; birine Polotsk, oburune Rostov, ucuncu birine de Beloozero’yu verdi’.17

Burada yazılan olay Rus tarihinin başlangıcı olarak kabul edilse de bazı kaynaklar bu olayın 862 değil de 858 yılında gerçekleştiğini yazar ve Rurik’in 860 senesinde Konstantinopole saldırması 867 senesinde de bazı piskoposların Rus şehrine geldiğini söyler. Durum böyleyken Nestor Kroniği’nin 150 yıl sonra yazılmış olması, İlk Tarih isimli kroniğin 200 sene sonra yazılmış olması tarihleri şüpheci kılar. Rurik’in, Konstaninopole saldırması o dönem için belki büyük bir olay olabilir. Çünkü yeni kurulan bir devlet güçlü bir geçmişe sahip olan bir yere saldırı düzenliyor. Bu seferin başarısız olması ve Bizan patriği Photius’un Rusların arkasından misyonerleri yollaması,18 867 yılında da Rusların bir kısmının vaftiz edilmesi demek Hristiyanlığın Rusya’ya Bizans ile ticareti sonucunda değil de Rurik’in Bizansa saldırması sonucunda ilk olarak geldiği savını ortaya çıkarır. Durum böyleyken burada esas düşünmemiz gereken olay ve akabinde gelişen olgu “Rurik’in Konstantinopole saldırması ve bu saldırının başarısız olması sonucu arkasından yollan hristiyan misyonerlerdir.” 873 senesinde Rurik’in ölümüyle beraber Rus Tarihi’nde yeni bir dönem başlayacak ve Kiyef Rusyası’nın temelleri atılacaktı. Kiyef Knezliği (Prensliği), diğer Rus Knezliklere göre daha üstün daha merkezi bir konumdaydı. Taht mücadeleleri tarih boyu hep bu knezliği ele geçirmek üzere gerçekleşmiş ve Kiyef Knezliğine sahip olanın diğer bütün knezliklere üstün olacağı düşünülmüştür. İşte bu Knezliğin ve gerçek manada bir Rus Devleti’nin temellerinin atıldığı bu yer aile dışından biri tarafından inşa edilecekti. Bu kişi Rurik’in oğlu İgor’un küçük olması hasebiyle ülkeyi yöneten Oleg idi.

Oleg Dönemi (873-913)

Oleg, aslen Norveçli olup Rurik’in oğlu İgor’un daha bebek olması sebebiyle ölümüne kadar Rus milletine liderlik etmiştir. Rurik’in ölümünden yaklaşık 5-6 sene sonra bu da takriben 878-879 yıllarına rastlar. Tüm gücünü toplayıp Novgorod’dan çıkarak Kiyef şehrine saldırır. Böylece Kiyef Rusyası kurulmuş oldu. Kiyef şehri konumu itibariyle hem askeri hem ekonomik öem taşır ve şehir Dinyeper su yoluna bağlıdır. Bu gibi etmenler bu şehir’in önemini ileride daha da artıracaktır. Oleg, Kiyef şehrini aldıktan sonra yönünü diğer Slav kavimlerine çevirecek ve onları hakimiyeti altına almak için mücadele edecektir. Nitekim de bu doğrultuda ‘drujina”’larının da desteği ile birçok Slav kavmini hakimiyeti altına almaya başarır. Hayatının sonlarına doğru 907 senesinde Bizans’a karşı büyük bir askeri sefere çıkar. Ruslar’ın kayıklarının İstanbul’a kadar gelmesi ve karaya çıkan askerlerin etrafı yağma etmesi üzerine Bizans dehşete düşer. Bizans, Oleg’e bir ticaret anlaşması talebini iletir ve Oleg de etrafı yağma edeceğine gayet son derece kendi lehine olan bu anlaşması kabul eder (911) Bu olaydan sonra yerli Slav halkı tarafından Oleg’e “veşçi” (hakim) lakabı verilir.19 Oleg’in 913 yılında ölümünden sonra yerine Rurik’in oğlu İgor geçer.

İgor Dönemi (lngvar) 913-945

İgor hakkında bilgilerimiz fazla olmasa da Rurik ailesinin devamını sağladığı için önemli olduğunu düşünüyorum. İgor, Kiyef Devletini diğer Slav topraklarına yaymak ve Drevliyanlar’ı hakimiyet altına almak istiyordu. Bu sebepledir ki tüm dikkatini bu yöne çekti. Kiyef Devletini doğu-batı ekseninde geniş bir alana yayan ve Drevliyanları da vergiye bağlayan İgor bu sefer de selefi Oleg gibi 641 senesinde Konstantinopole saldıracaktı. Bu çarpışma sırasında “Rum ateşini” kullanan Bizans, Rusları geri püskürtmeyi başarmış ve onlarla yeni bir ticaret anlaşması yapacaktı. Bu anlaşma 911 senesindeki anlaşmaya göre daha katı bir anlaşma olup Rusların aleyhine bir sonuç oldu. Sefer dönüşünde İgor 944 senesinde Drevliyanlar tarafından öldürülmüştür. İgor’un bu ölümü karısı Olga’yı, küçük yaşta olan oğullları yerine Kiyef’in başına getirmiştir.

Olga, kocasının intikamını almak için Drevliyanlar üzerine bir sefere çıkar onlara bunun bedelini ağır bir şekilde ödetir.20 Olga’yı Rus Tarihinde önemli kılan esas etmen 957 senesinde Konstantinopol’e giderek vaftiz olması ve Hristiyanlığı kabul etmesidiir. Bu vaftiz ile birlikte “Helene” ismini alan prenses Olga, Kiev’e döndüğünde, Kiev halkını da Hristiyan yapmak için çaba gösterse de başarılı olamaz. İlk olarak oğlu Svyatoslav’ı Hristiyan yapmaya çalışır ve oğlundan meşhur o cevabı alır: “Drujinalarıma sormadan nasıl din değiştereyim onlar sonra bana ne der”21. 965 senesinde Svyatoslav Kiev’in başına geçmiş ve artık Kievde gerçek anlamda genişlemeci bir siyaset başlıyordu.

Svyatoslav (Святослав Ігорович) Donemi (965-973)

Rurik hanedanlığından Knez İgor’un oğludur ve hanedanlıkta ilk Slavca isim almış Vareg’tir. Svyatoslav döneminde knezlik doğu-batı olarak geniş sınırlara hakim oldu. Karakteri, savaşçılığı ve sefer sırasındaki tavırlarıyka bir Türk’ü andıran Svyatoslav, haşlanmış et yemez, orduları ağırlık taşımaz, çadır taşımaz, at eti veya av eti pişirirdi. Atının eyerini yastık yapar öyle uyurdu. Atılgan ve cesaretli bir kişiliği vardı. Ordusunu ve halkına her zaman yeniliklere uydurmasıyla da fütuhatçı bir karakterinin olduğu da söylenir. İlk Tarih’te Svyatoslavın kişiliğinde şöyle bahsedilir; “Seferlerinde ne yük arabası ne tencere taşıdı,etini kaynatmadı ama at eti, av eti ya da sığır etini bıçağı ince şerit halinde kesti, kmürde kızartarak yedi. Çadırı da yoktu ama eyer bezinin üstüne yatar, başının altına eyeri koyardı.”22 Svyatoslav’ın ilk seferi Hazarlara vergi vermekte olan başta Vyatiçler olmak üzere diğer Slav zümrelerini Hazar egemenliğinden kurtarıp kendi egemenliğine almak için başlattığı 964 senesindeki Doğu Seferi olmuştur. Üç yıl süren bu sefer sırasında Hazar ordusu mağlup edilmiş, birçok Hazar şehri (başkent dahil olmak üzere) yağmaya maruz bırakılmıştır. Svyatoslav, stratejik konumda bulunan “Bela Veja” (Akhisar) Kalesini 965 senesinde zaptettikten sonra bir diğer önemli Hazar kalesi olan Tamatarhan’ı da zapt etmeyi başaramıştır. Svyatoslavın bu faaliyetleri siyasi olup, stratejik konumda bulunan yerleri ele geçirerek ticarete hakim olmak istemesidir.

967 senesinde Svyatoslav, Kieve döndüğü zaman artık yönünü batıya yani Bulgarlara çevirecekti. Bu yıllarda Bizans İmparatoru II. Phokas zamanında Bizans ile Bulgarşar arasında bir mücadele başgösterir. Bizans İmparatoru, Kiev Knezi Svyatoslavdan yardım talebinde bulunur ve Svyatoslan Bulgar ülkesine giderek orayı yağma etti. Bu sefer sırasında Tuna üzerindeki Pereyaslavets şehrini ele geçirmiş ve artık bu şehirde yaşamak istemiştir. Bu şehir hakkında Svyatoslav şunları söylemiştir; “Tuna boyundaki bu yerde yaşamak arzusundayım, burası topraklarımın merkezi ve bütün güzel şeyleri barındırıyor; Greklerden altın, kumaş, şarap ve meyve, Çekler ve Macarlardan at ve gümüş, Rusya’dan kürkler, bal mumu, bal ve köleler gelir, Kiev umurumda değil”.23 969 senesinde Peçenekler, Svyatoslav’ın Kievde olmamasını fırsat bilerek Kiev şehrini saldırır. Bunun üzerine Svyatoslav seferini yarıda keserek başkente geldi ve onun gelmesiyle Peçenekler geri çekilmek zorunda kaldı. Svyatoslav’ın Balkanlarda hakimiyet kurmasını istemeyen Bizans İmparatoru John Tzimisces güçlü bir ordu ile Svyatoslav’ın üzerine gider onu Silistre Kalesinde kuşatır (971). Kiev Knezi sulh istemek zorunda kaldı ve bu sulh gereği serbest bırakıldı. Bizans, ona bir sürpriz hazırlamıştı. El altından ajanları vasıtasıyla Peçenek başbuğu Küre’ye haber gönderir. Küre, Kiev’e dönmekte olan Rus ordusuna Dnepr nehri kıyısında pusu hazırlamıştı. Peçenek başbuğu Küre’nin Svytatoslav’ın kafatasına şarap koyup içtiği söylenir. Svyatoslav, sağlığında macera arayan ,ganimet peşinde koşan, ülkesini doğu-batı yönünde geniş sınırlara ulaştıran kişi olmuştur. Rusların Doğu ile Balkanlar arasındaki yayılışının ilk adımını aynı zamanda bu knez zamanında atıkdı. Svyatoslav, Balkanlara indiğinde ülkeyi üç oğlu arasında paylaştırdı. Büyük oğlu Yarapolk’a Kiev’i, Drevlyanların olduğu bölgeyi Oleg’e ve Novgorod’u ise Vladimir’e vermişti. Svyatoslavın ölümü üzerine üç kardeş Kiev şehri için savaştılar. Önce Oleg ile Yarapolk savaştı ve bu savaş Oleg’in ölümüyle sonuçlandı. Vladimir ise Normanların desteği ile büyük bir askeri kuvvet sahibi olunca Yarapolk’u mağlup ederek 980 yılında Kiev şehrinin sahibi olmayı başardı. Vladimir dönemi, onun zamanında Rusların esas itibariyle Hristiyanlığa geçilmesi ve pagan ibadet yerlerinin yıkılması sebebiyle tarihi bir öneme sahiptir.

Vladimir (владимир святославич) Dönemi (980-1015)

Svyatoslav’ın üçoğlundan biri olan Vladimir, gerek iç gerek ise dış siyaseti sebebiyle ve Hristiyanlığı Kiev’e getirmesiyle Kiev Knezliğinin en tanınmış knezlerinden biri olmuştur. Bu sebepledir ki Vladimir, Rus tarihinde “Aziz” diye anılmaktadır. Vladimir zamanında 981 senesinde, Ruslar ilk kez Lehistan üzerine gitmeye başlar ve başarılı olur. Sürekli sefer yapmayı arzulayan Vladimir, sırasıyla Lehlilere, Bulgarlara ve Peçeneklere saldırmıştır. Vladimir, dışta fetih politaski içte de “din” politikası gütmüştür. İç siyasetinde kendisinin iyi bir pagan inancına sahip olduğuna göstemek çeşitli yeniliklere girişmiş fakat bunlarda bir başarı elde edememişolduğundan yeni bir din arayışında bulmuştur kendini. Hristiyanlığın etksini azaltıp, Slav paganizmini devlet dini seviyesine çıkarmayı hedewfleyen Vladimir, bunun için Hristiyanlığa alternatif olacak bazı yenilikler yaptı. Hristiyanlıktaki Baba figürünün yerine göğün tanrısı Stribog’u, Oğula karşılık ise ışık tanrısının oğlu Dajbog’u koydu. Hrıstiyanlık teslisinde yer almayan Bakire Meryem yerine ise bereket tanrıçası Makoş’u koyarak kendince yeni bir teslis oluşturdu.24 983 yılından sonra putlar karşısında insan kurban edilmeye bile başlandı. Vladimir’in, Hristiyanlığın etkisini azaltmak için verdiği bu mücadele sonuçsuz kalınca Vladimir de yeni din arayışına yönelmek mecuriyetinde kaldı. Rivayete göre Yahudi, Hristiyan ve Müslümandan oluşan 3 ayrı elçilik heyeti Knez Vladimir’i dinlerine davet ederler. İlk önce Müslüman Bulgarlar gelir Vladimire;

“Ey Knez sen akıllı ve cesursun, ancak hiçbir kanun tanımazsın, Gel sen Muhammed’e iman et ve bizim kanunlarımıza itaat et”. Bunun üzerine Vladimir sorar? “Bahsettiğiniz nasıl bir inançtır”? “Allaha ve onun elçisine iman ederiz, Muhammet bizlere böyle öğretti; sünnet oluruz, domuz eti yemeyiz, içki içmeyiz, ancak ölümden sonra Muhammed biaze 70’er tane kadın verecek orası her türlü zinaya serbest bir yer”25

Knez bir düşüneceğim der fakat içki ve domuz Rusların en sevdiği şeyler olduğundan pek sıcak bakmaz.

Hazar Yahudileri de kendi dinlerine davet eder. Fakat knez onların Tanrı tarafından kendi yurtları olan Kudüsten kovulduklarını öğrenince bu dini kesinlikle kabul etmez. En son da Grek filozof olan bir Bizans elçisi gelir. Bu elçi islamı aşağılayarak söze başlar. Vladimir’in önüne kıyamet gününü tasvir eden bir tablo açar ve sağdakilerin kurtulduğunu soldakilerin ise cehenneme gittiğini söyler. Vladimire de “Sen de sağdakilerden olmak istiyorsan vaftiz olmalısın” der. Vladimir bu dini de düşüneceğini söyleyerek elçiyi gönderir. Bizans İmparatoru II. Basileus (967-1017) zamanında Bardas ve Fokas imparatora karşı isyan eder (987). Asker sıkıntısı çeken İmparator, zor durumdan kurtulmak ümidiyle Vladimirden yardım ister. Vladimir isyanı bastırmadan Basileus’un kızı Anna’yı almak koşuluyla yardım edeceğini iletir ve Basileus da mecburen kabul etmek zorunda kalır. Fakat isyan bastırıldıktan sonra Basileus, Annayı vermekten vazgeçer. Bunun üzerine Vladimir, drujinalarıyla birlikte Bizans’ın Khersones şehrini işgal etti. İşgal üzerine Basileus, kardeşi Anna’yı, Vladimir’in Hristiyanlığı kabul etmesi koşuluyla vereceğini söyler. Böylece 989 yılında Vladimir vaftiz edilir. Vladimir, Kiev’e döndüğünde pagan inancına ait ne varsa yıktırır, yerlerine kiliseler inşa ettirmeye başlar. Halkını da Hristiyan olmaya zorlar.

Ortodoks Hristiyan İnancının Tesiri

Oleg zamanında başlayan Bizans ile ticari ilişkiler sonucunda Kiev şehrine gelen Hristiyan misyonerler aracılığıyla başlayan Kiev’in Hristiyanlaşması, Olga’nın 955 senesinde Konstantinopolde vaftiz edilerek “Azize Helene” adını alması ve en son da 989 senesinde Knez Vladimir’in din arayışı içinde bulunup ve Khersonesde vaftiz edilmesi, Rus Dini Tarihinin dönüm noktaları olmuştur. Vladimir, Hristiyan olduktan sonra Kievde kiliseler inşa ettirniş ve bu kilise Bizans metropolitliğine bağlanmıştır. Pagan inancının etksi azaltılarak insanlar yeni din’i kabul’e sevk edilmiştir. Vladimir hristiyan olmadan 150 sene kadar önce, Bizans’ın Balkan Slavları için hazırladığı Kiril alfabesi, Kiev’de bulunan kiliseler içinde de öğretilmeye başlanmış ve kiliseler zaman içinde bir eğitim yeri haline gelmiş oldu. Kiliselerin eğitim yeri haline gelmesiyle bir başta bir Kilise Rus Edebiyatı oluşturulmuş, oluşturulan bu edebiyat Klasik Rus Edebiyatının temeli niteliktedir. Bu aynı zamanda Bizans’ın müttefikliğini kazanmak için de güzel bir sebep oldu. Fakat zaman içinde Rus kilisesi ve devleti gücünü artırarak 1453 senesinde Bizansın da yıkılmasıyla Ortodoksluğun hamisi konumuna gelecekti.

SONUÇ

Rus milleti gibi tarihi eski olan milletlerin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığı her zaman bir tartışma konusu olmuştur. XVIII. Yüzyıldan başlayan Rusların kökeni tartışması günümüze değin sürmuşür. Bu tartışma SSCB döneminde devlet politikası haline gelmiş, araştırmalar devletin izin verdiği ölçüde devam etmiştir. Neticede Rusların kökenini oluşturan Doğu Slavların önce Avarların sonra ise Hazarların etkisi altına girerek onlardan etkilenmeleri, istihbaratı ve askerliği Türklerden öğrenmeleri sayesinde diğer Slav zümrelerine üstün gelmelerine sebep oldu. Doğu Slavlarının, Normanların ya da bilinen tabirle Vareglerin etkisine girmesi fakat nüfuslarının çoğunluğu sebebiyle onları asimile etmesi, Vareglerin, Slavları teşkilatlandırarak devlet haline getirmesi sonucu Vareg-Rus milleti oluştu. Zaman içerisinde Vareg-Rusları sadece “Rus” ismiyle anıılmaya başlandı. Rus isminin nereden geldiği hangi manaya geldiği kesin bilinmemekle birlikte “Ruotsi” isimli bir topluluğun Vareglere giderek onları yönetmesi sonucu olabileceği kabul edilen bir olgu olmuştur. Vareg-Rusları’nın dini algılayış biçimi de gündelik yaşamlarında onlara yarar-zarar sağlayan doğa nesnelerini ilahlaştırma biçimiyle gerçekleşmiştir. Nitekim bu sebeptendir ki Bizans İmparatoru II. Basileus, Vladimirle yaptığı anlaşmayı onların bir dini yok ve onlar barbar diye yerine getirmemiştir. Rus tarihinin dönüm noktası olan Vladimir’in Hristiyan olmasının bir diğer sebebi ise Bizansın müttekfikliğini kazanmaktır. Rusların, Knez diye tanımladığı kelime esas itibariyle Germen kökenli olup, onlara askerliği ve istihbaratı öğreten Türkler olup ve onları teşkilatlandıran ise İskandinavlardır. İşte bu sebeple Ruslar, farklı unsurların bir araya geldiği bir millettir. Pagan inançlarında tasvir edilen Tanrılar, Yunan Tanrılarına benzer, sonradan oluşturdukları Cedler Kültü ve Boy Nizamı Türklerden alınmadır. Bu kadar farklı unsurların bir araya gelmesi şüphesiz Rus milleti’nin dooğu-batı yönünde geniş topraklarda yer alıp, farklı milletlerle etkileşiminin sonucudur.

Bazı Kavramların Anlamları

Norman: İsveçlilerin ve İskandinavların ataları

Vareg: Bizans’ta ücretli askerlik yapan Norman kıtaları

Drujina: Vareglerin birbirine verdiği isim Rusça “drug (arkadaş, yoldaş)” kelimesinden gelir.

Knezlik: Şehir devletleri (Prenslik) hepsi aynı aileye mensup

Veçe: Şehir ileri gelenlerinin toplandıkları mahkeme, yer

Rurik; 858-862 yıllarında Novgorod’a gelerek Rus tarihinin başlamasına sebep olan topluluğun lideridir.

Olga: 955 senesinde Konstantinopole giderek vaftiz olan ve Helene ismini alan Rus Azizesidir.

Svyatoslav: Balkanlara ilk kez inen Knezdir

Vladimir: 988-989 yıllarında vaftiz olan ve Kiev’in hristiyanlaşmasında en büyük etken sahibi olarak Aziz Vladimir adını almıştır.

Oleg: Devleti doğu-batı yönünde ilk kez genişleten ve Bizans ile karlı bir ticaret anlaşması yaparak halk tarafından akıllı, hakim anlamına gelen “veşçi” lakabı verilen kişidir.

RUSYA DOSYASI /// Anton Mardaso : Rusya Türkiye’yle gerilirken BAE ve Suudi Arabistan’ı yanına çekmeye çalışıyor


Rusya Türkiye’yle gerilirken BAE ve Suudi Arabistan’ı yanına çekmeye çalışıyor

Rusya ile Türkiye arasında İdlib görüşmeleri devam ederken, Ankara’yla epeydir işbirliği hâlinde olan Moskova, Türkiye’ye hasım Körfez devletlerine yönelerek Suriye’de oyunun kurallarını değiştirmeye çalışıyor olabilir.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov 26 Şubat’ta Türkiye’yi Libya’ya yabancı savaşçı taşımakla suçlamıştı. Bogdanov aynı gün Suudi Arabistan’ın Moskova Büyükelçisi Raid Bin Halid Krimli ile görüştü ve Moskova’daki görev süresini tamamlayarak ayrılmak üzere olan büyükelçiye “Suudi-Rus ilişkilerine yaptığı kişisel katkılar” nedeniyle ödül verdi.

Yine şubat ayında Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Suriye’deki diplomatik misyonu ile Şam Valisi Alâ İbrahim arasında bir görüşme oldu. Taraflar Suriye’deki yabancı yatırımların ve ikili işbirliğinin her alanda artırılmasına odaklandılar. Uzun süre kavgalı kalan BAE ve Suriye arasındaki diplomatik temaslar yavaş yavaş farklı bir istikamet alıyor. BAE heyeti ile İbrahim arasındaki görüşmenin zamanlaması dikkat çekiciydi. Görüşmeden bir süre önce 12 Şubat’ta Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narişkin BAE’ye gitmişti. İstihbaratçı muhataplarıyla görüşen Narişkin, “terörle mücadelede işbirliği imkânlarının ve iki ülkenin ulusal menfaatlerine yönelen yeni meydan okumalar ile tehditlerin ele alınmasından” söz etti. Rusya Dış İstihbarat Servisi’nin basın bürosundan yapılan açıklamaya göre taraflar, bölgesel krizler ve bunların çözümü konusunda “benzer veya yakın yaklaşımları” olduğunu tespit ettiler.

Suudi Arabistan ve BAE, Türkiye’nin başlıca bölgesel rakipleri arasında görülüyor. Dolayısıyla Narişkin’in İdlib’de gerilimin yükseldiği bir ortamda Dubai’ye gitmesi, Moskova’nın Ankara’yı dengeleme arayışında olduğunu düşündürüyor.

Bazı haberlere göre BAE tarafı Suriye’de Türkiye’nin ayağını kaydırmak için savaş ve yaptırımların felç ettiği Suriye ekonomisini canlandırma konusunda Ruslara bazı önerilerde bulundu. Rusya’nın beklentisi, ABD’de 2019 sonunda kabul edilen Caesar Yasası’nın bazı hükümlerini etkisiz kılmakta BAE’nin yardım edebileceği yönünde. Yasa, Şam yönetimi ve temsilcileriyle ticari ilişki yürütenlere yaptırım getirmekle kalmıyor, Suriye’ye bazı hizmet ve ürünlerin ulaştırılmasını da engelliyor.

Rusya ve BAE arasında görüşülen bir diğer konunun da Lazkiye ve Tartus limanları ile Suriye-Ürdün sınırında stratejik önemdeki Nasib kapısının kullanımına ilişkin kuralların gevşetilmesi olduğu bildiriliyor.

Son olarak BAE’nin, Anayasa Komitesi’nde yer alan Suriyeli muhalifleri Şam’a karşı yumuşatmak için baskı yapmaya söz verdiği söyleniyor. Bu, akla yatkın bir iddia. Zira Suudi Arabistan 2019 sonlarında muhalefeti BM himayesindeki görüşmelerde temsil eden Yüksek Müzakere Komitesi’nin yapısında Türkiye aleyhinde bazı değişiklikler yapmıştı.

Bu arada, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 19 Şubat’ta Ürdünlü mevkidaşı Eymen Es Safedi ile görüştü. Lavrov görüşmenin ardından “Ürdün’ün güney Suriye’de sivil altyapının onarılmasına yönelik somut projelerini ve Ürdün’deki mültecilerin dönüş koşullarını sağlayacak diğer girişimlerini” ele aldıklarını belirtti.

Buna benzer projeler bir süredir görüşülüyor. Şam Valisi İbrahim 2019’un sonlarında Şam’ın batısındaki Derayya bölgesinde planlanan bazı projeler için BAE ve Ürdün şirketlerinden teklifler geldiğini açıklamıştı. Bu projeler, Suriye’de taşınmaz mallarla ilgili 2018’de çıkarılan ve büyük tartışmalar yaratan 10 numaralı kanunla da bağdaşıyor.

Olası ki Moskova artık Türkiye’nin siyasi çözüme yapabileceği katkıları önemsiz buluyor ve Ankara’ya dayatmalarda bulunabileceğini düşünüyor. Moskova Türkiye’nin pazarlıklar kapsamında sadece İdlib’in kontrolünü değil, Suriye’deki Kürt gruplarını uzak tutmak için güvenlik gerekçesiyle oluşturduğu tampon bölgeleri birbirine bağlamayı da istediğini düşünüyor. Bu aslında Rus güçlerinin bulunduğu Kobani’nin de Türk kontrolüne bırakılması anlamına geliyor.

Erdoğan’la Putin arasında kuzeydoğu Suriye’de sağlanan anlaşma da çıkmaza girmiş durumda. Fırat’ın doğusundaki durum ve Moskova ile Ankara’nın burada ortak bazı çıkarlara sahip olması, Astana sürecinin ayakta kalmasını sağlıyordu. Ancak Anayasa Komitesi’nin kuruluşundan sonra Rusya Astana formatına artık “kutsal inek” muamelesi yapmıyor. Rusya şimdi Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile Kürtler için bir “yol haritası” hazırlamakla meşgul. En önemlisi de Kürtleri asgari olarak ABD ve Arap monarşilerinin de olumlu baktığı Kahire Platformu üzerinden Anayasa Komitesi’ne dâhil etmeye çalışıyor. Yol haritası Esad ve Kürtlerden onay alırsa Esad’ın Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’den de destek alarak Türkiye’yi iyice oyun dışına itmeye çalışacağı muhakkak.

Rusya’nın mantığı açık: İsyancıların elindeki İdlib vilayetini olabildiğince zayıflatmak ya da bastırmak ve Suriye’de Şam’ın kontrolü dışında sadece doğrudan Türkiye tarafından yönetilen bölgeler (tampon bölgeler) ile ABD kontrolündeki bölgelerin (Fırat’ın doğusunda Kürtlerin ve Arap aşiretlerin bölgeleri) kaldığını göstermek. Bu bağlamda Moskova Washington üzerindeki baskıyı da sürekli artırıyor. ABD’li yetkililere göre Rus ordusu doğu Suriye’de çatışmayı önlemek için daha önce sağlanan anlaşmalardan kaytarmaya çalışıyor ve bölgede Rus özel askeri şirketlerin faaliyetleri giderek artıyor.

Rus güçlerinin Suriye’deki faaliyetlerini yakından bilen bir kaynağa göre Suriye istihbarat birimleri de doğuda yabancı güçleri sıkıntıya sokmaya çalışıyorlar. Al-Monitor’a konuşan kaynak, Suriyeli istihbaratçıların bir taraftan sabotaj eylemleri düzenlediklerini bir taraftan da yerel aşiretlerin desteğini almaya çalıştıklarını söyledi. Aşiretlerin bazıları rejime sadık kaldı, hükümet yanlısı Ulusal Savunma Güçleri’nde yer aldılar.

Rusya şimdilik BAE ve Suudi Arabistan’ın tavrından memnun. Suriye konusunda daha dikkatli davranmaya başlayan iki Arap ülkesinin doğu Suriye’de Rusya lehine etkili olabileceği, mültecilerin dönüşünü sağlamak için Suriye’de altyapının onarılmasında Moskova’ya destek verebileceği düşünülüyor.

Türkiye’nin ekimde gerçekleştirdiği harekâttan önce güçlü bir ABD varlığının olduğu Fırat’ın doğu yakasına BAE ve Suudi temsilcileri sık sık gidiyordu. Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin denetimindeki bölgelere giden BAE’li ve Suudi temsilciler, bazı aşiretlerle de yakın temaslar kurdular. Bu bağlamda Rusya Fırat’ın doğusunda BAE ve Suudi Arabistan’la bir anlaşmaya varabileceğini umuyor. Şam yönetimi ülkenin güneybatısında kontrolü yeniden sağladığında BAE ve Suudi Arabistan muhaliflerle yürütülen “uzlaşı sürecinde” yer almış ve bölgedeki bazı muhalif gruplar Rusya güdümündeki 5’nci Taarruz Kıtası’na katılmıştı.

www.al-monitor.com

By Anton Mardaso

RUSYA DOSYASI : KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam


KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam

Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Rus liderlerin iktidara giden yolu yüzyıllar boyunca hep farklılık gösterdi.

Çarlar doğuştan iktidar hakkına sahip oluyordu; Vladimir Lenin devrimle iktidara gelmişti; Sovyet Komünist Partisi’nin genel sekreterleri politbüroya parti kademelerinde tırmanarak geliyor, ülkenin başına geçme sırasını bekliyorlardı.

Ancak yirmi yıl önce Vladimir Putin‘e Kremlin’in anahtarı altın bir tepside sunuldu. Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Peki ama neden Vladimir Putin?

‘Muhteşem bir yardımcı’

Valentin Yumaşev, Vladimir Putin’in Rusya Federasyonu başkanlığına getirilmesinde kilit bir rol oynayan bir isim. Eski bir gazeteci olan Yumaşev, bugün Kremlin’in önemli yetkililerinden biri ve basına çok nadir konuşmasıyla biliniyor. Ancak BBC’yle görüşmeyi ve hikayesini anlatmayı kabul etti.

Yumaşev, Boris Yeltsin’in en güvendiği danışmanlarından biriydi. Daha sonra Yeltsin’in kızı Tatyana’yla evlenerek önce damadı, ardından da özel kalem müdürü oldu. 1997’de Putin’e Kremlin’deki ilk görevini veren kişi de oydu.

"Yeltsin’in eski özel kalemi görevden ayrılırken bana yardımcılık yapacak çok güçlü bir isim tanıdığını söyledi," diye anlatıyor Yumaşev.

"Böylece beni Vladimir Putin’le tanıştırdı ve birlikte çalışmaya başladık. Putin’in muhteşem bir iş çıkaracağını hemen anladım. Yaratıcı fikirler geliştirmekte, analizlerde ve inandığı bir görüşü savunmakta üzerine yoktu."

Peki bu adamın günün birinde devlet başkanı olabileceği hiç aklından geçmiş miydi?

"Yeltsin’in aklında birkaç aday vardı: Boris Nemtsov, Sergey Stepaşin ve Nikolay Aksenenko gibi. Yeltsin’le birlikte halefinin kim olacağı konusunda birçok görüşme yaptık. Bu görüşmelerden birinde Putin’den de söz ettik.

"Yeltsin bana Putin hakkında ne düşündüğümü sordu. Bence muhteşem bir aday olur, diye yanıtladım. Bence kesinlikle onu göz önünde bulundurmalısınız, dedim. İşleri ele alış biçimine bakınca çok daha büyük görevlere hazır olduğunun anlaşıldığını söyledim."

Ama Putin’in KGB geçmişi kendisi için bir dezavantaj mıydı?

"Putin gibi birçok KGB ajanı, kurumun itibarını kaybettiğini fark edip istifalarını sunmuşlardı. Eski bir KGB ajanı olmasının bizim için hiçbir önemi yoktu. Putin bir liberal ve bir demokrat olduğunu defalarca kanıtlamış, piyasada reformlar yapmaya devam edeceğini göstermişti."

Gizli devir teslim

Ağustos 1999’da Boris Yeltsin, Vladimir Putin’i başbakan olarak atadı. Bu, Yeltsin’in Putin’i devlet başkanlığına hazırladığının açık bir işareti olarak yorumlandı.

Yeltsin’in bir yıl daha görevde kalması bekleniyordu, ancak Aralık 1999’da sürpriz bir şekilde görevi bırakmaya karar verdi.

"Yeni yıla üç gün kala, Yeltsin Putin’i konutuna çağırdı. Görüşmede benim ve yeni özel kalem müdürü Aleksandr Voloşin’in de bulunmasını istedi. Putin’e Temmuz’a kadar görevde kalmayı düşünmediğini, 31 Aralık’ta devlet başkanlığından istifa edeceğini açıkladı.

"Bu bilgiye çok az insan haizdi: Ben, Voloşin, Putin ve Yeltsin’in kızı Tatyana. Yeltsin karısına bile bir şey söylememişti."

Valentin Yumaşev, Yeltsin’in istifa konuşmasını kaleme almakla görevlendirildi.

"Yazması çok zor bir konuşmaydı. Tarihe geçeceği aşikar olan bir metindi. Verilecek mesaj çok önemliydi. O nedenle o meşhur ‘Beni affedin’ cümlesini de ekledim.

"Ruslar 1990’lı yıllarda büyük acılar çekmişlerdi. Yeltsin’in bu konuya kesinlikle değinmesi gerekiyordu."

1999 yılının yılbaşı gecesi, Boris Yeltsin Kremlin’deki son ulusa sesleniş konuşmasını kaydetti.

"Odada bulunan herkes şoka girmişti. Metni kaleme alan ben hariç. İnsanlar ağlamaya başlamışlardı. Çok duygusal bir andı.

"Ama haberin dışarı sızmaması çok önemliydi. Resmi açıklamaya daha hala dört saat vardı. Dolayısıyla kimsenin odadan ayrılmasına izin verilmedi. Kapı dışarıdan kilitlendi.

"Kaydı aldım ve televizyon kanalına gittim. Yeltsin’in konuşması öğlen saatinde yayımlandı."

Vladimir Putin geçici devlet başkanı ilan edildi. Üç ay sonra da başkanlık seçimlerini kazandı.

‘Ailenin bir üyesi mi?

Valentin Yumaşev, çoğu zaman ‘Aile’nin bir üyesi’ olarak anılır: Aile ile kast edilen 1990’lı yılların sonlarında Boris Yeltsin’in kararlarını etkilediği düşünülen yakın çevresidir.

Yumaşev, bu Aile iddiasının ‘bir mit, bir uydurma’ olduğunu savunuyor.

Ancak 1990’lı yılların sonlarında, Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in sağlığı kötüleşirken, ailesi, dostları ve bazı iş adamlarından oluşan yakın çevresine giderek daha fazla itimat ettiği biliniyor.

Siyaset bilimcisi Valery Solovey, "Putin’in çevresindekilerin böylesi bir etkisi yok," diyor.

"Putin’in fikirlerini aldığı iki grup insan var: Biri Rotenberg kardeşler gibi çocukluk arkadaşları, diğeri de Sovyet KGB’sinde hizmet etmiş kişiler.

"Ama Putin bu insanların sadakatini de gözünde çok büyütmüyor. Yeltsin aile üyelerine güvenirdi. Putin’in ise güvendiği hiç kimse yok."

‘Hiçbir pişmanlığım yok: Ruslar Putin’e güveniyor’

Putin, önce devlet başkanı sonra başbakan olarak yirmi yıldır Rusya’da iktidarı elinde tutuyor. Bu süre zarfında iktidarın kendisinin etrafında dönmesini sağlayacak bir sistem inşa etti. Onun yönetiminde Rusya, giderek otoriterleşen ve demokratik hak ve özgürlüklerden uzaklaşan bir ülkeye dönüştü.

Solovey, "Yeltsin bir misyonu olduğuna inanıyordu. Putin de öyle," diyor. "Yeltsin kendisini Musa olarak görüyordu. Ülkesini komünizmin köleliğinden kurtarmak istiyordu."

"Putin’in misyonu ise geçmişi geri getirmek. ’20’inci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi’ olarak nitelendirdiği SSCB’nin çöküşünün intikamını almak istiyor. O ve çevresindeki eski KGB ajanları, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının Batılı istihbarat servislerinin işi olduğunu düşünüyorlar."

Bugünün Vladimir Putin’i, Yumaşev’in hatırladığı liberal figürden epey uzak. Peki Putin’in eski patronu, ona Kremlin’in anahtarını sunduğu için pişmanlık duyuyor mu?

"Hiçbir pişmanlık duymuyorum," diyor Yumaşev. "Rusların Putin’e halen güvendikleri çok açık."

Ancak Yumaşev, Boris Yeltsin’in istifasının tüm Rus liderlere bir ders olması gerektiğini düşünüyor:

"Zamanı geldiğinde koltuğu bırakmak ve gençlere yer açmak, çok mühim bir ders. Yeltsin için bu çok önemliydi."