RUSYA DOSYASI /// Anton Mardaso : Rusya Türkiye’yle gerilirken BAE ve Suudi Arabistan’ı yanına çekmeye çalışıyor


Rusya Türkiye’yle gerilirken BAE ve Suudi Arabistan’ı yanına çekmeye çalışıyor

Rusya ile Türkiye arasında İdlib görüşmeleri devam ederken, Ankara’yla epeydir işbirliği hâlinde olan Moskova, Türkiye’ye hasım Körfez devletlerine yönelerek Suriye’de oyunun kurallarını değiştirmeye çalışıyor olabilir.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov 26 Şubat’ta Türkiye’yi Libya’ya yabancı savaşçı taşımakla suçlamıştı. Bogdanov aynı gün Suudi Arabistan’ın Moskova Büyükelçisi Raid Bin Halid Krimli ile görüştü ve Moskova’daki görev süresini tamamlayarak ayrılmak üzere olan büyükelçiye “Suudi-Rus ilişkilerine yaptığı kişisel katkılar” nedeniyle ödül verdi.

Yine şubat ayında Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) Suriye’deki diplomatik misyonu ile Şam Valisi Alâ İbrahim arasında bir görüşme oldu. Taraflar Suriye’deki yabancı yatırımların ve ikili işbirliğinin her alanda artırılmasına odaklandılar. Uzun süre kavgalı kalan BAE ve Suriye arasındaki diplomatik temaslar yavaş yavaş farklı bir istikamet alıyor. BAE heyeti ile İbrahim arasındaki görüşmenin zamanlaması dikkat çekiciydi. Görüşmeden bir süre önce 12 Şubat’ta Rusya Dış İstihbarat Servisi Başkanı Sergey Narişkin BAE’ye gitmişti. İstihbaratçı muhataplarıyla görüşen Narişkin, “terörle mücadelede işbirliği imkânlarının ve iki ülkenin ulusal menfaatlerine yönelen yeni meydan okumalar ile tehditlerin ele alınmasından” söz etti. Rusya Dış İstihbarat Servisi’nin basın bürosundan yapılan açıklamaya göre taraflar, bölgesel krizler ve bunların çözümü konusunda “benzer veya yakın yaklaşımları” olduğunu tespit ettiler.

Suudi Arabistan ve BAE, Türkiye’nin başlıca bölgesel rakipleri arasında görülüyor. Dolayısıyla Narişkin’in İdlib’de gerilimin yükseldiği bir ortamda Dubai’ye gitmesi, Moskova’nın Ankara’yı dengeleme arayışında olduğunu düşündürüyor.

Bazı haberlere göre BAE tarafı Suriye’de Türkiye’nin ayağını kaydırmak için savaş ve yaptırımların felç ettiği Suriye ekonomisini canlandırma konusunda Ruslara bazı önerilerde bulundu. Rusya’nın beklentisi, ABD’de 2019 sonunda kabul edilen Caesar Yasası’nın bazı hükümlerini etkisiz kılmakta BAE’nin yardım edebileceği yönünde. Yasa, Şam yönetimi ve temsilcileriyle ticari ilişki yürütenlere yaptırım getirmekle kalmıyor, Suriye’ye bazı hizmet ve ürünlerin ulaştırılmasını da engelliyor.

Rusya ve BAE arasında görüşülen bir diğer konunun da Lazkiye ve Tartus limanları ile Suriye-Ürdün sınırında stratejik önemdeki Nasib kapısının kullanımına ilişkin kuralların gevşetilmesi olduğu bildiriliyor.

Son olarak BAE’nin, Anayasa Komitesi’nde yer alan Suriyeli muhalifleri Şam’a karşı yumuşatmak için baskı yapmaya söz verdiği söyleniyor. Bu, akla yatkın bir iddia. Zira Suudi Arabistan 2019 sonlarında muhalefeti BM himayesindeki görüşmelerde temsil eden Yüksek Müzakere Komitesi’nin yapısında Türkiye aleyhinde bazı değişiklikler yapmıştı.

Bu arada, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da 19 Şubat’ta Ürdünlü mevkidaşı Eymen Es Safedi ile görüştü. Lavrov görüşmenin ardından “Ürdün’ün güney Suriye’de sivil altyapının onarılmasına yönelik somut projelerini ve Ürdün’deki mültecilerin dönüş koşullarını sağlayacak diğer girişimlerini” ele aldıklarını belirtti.

Buna benzer projeler bir süredir görüşülüyor. Şam Valisi İbrahim 2019’un sonlarında Şam’ın batısındaki Derayya bölgesinde planlanan bazı projeler için BAE ve Ürdün şirketlerinden teklifler geldiğini açıklamıştı. Bu projeler, Suriye’de taşınmaz mallarla ilgili 2018’de çıkarılan ve büyük tartışmalar yaratan 10 numaralı kanunla da bağdaşıyor.

Olası ki Moskova artık Türkiye’nin siyasi çözüme yapabileceği katkıları önemsiz buluyor ve Ankara’ya dayatmalarda bulunabileceğini düşünüyor. Moskova Türkiye’nin pazarlıklar kapsamında sadece İdlib’in kontrolünü değil, Suriye’deki Kürt gruplarını uzak tutmak için güvenlik gerekçesiyle oluşturduğu tampon bölgeleri birbirine bağlamayı da istediğini düşünüyor. Bu aslında Rus güçlerinin bulunduğu Kobani’nin de Türk kontrolüne bırakılması anlamına geliyor.

Erdoğan’la Putin arasında kuzeydoğu Suriye’de sağlanan anlaşma da çıkmaza girmiş durumda. Fırat’ın doğusundaki durum ve Moskova ile Ankara’nın burada ortak bazı çıkarlara sahip olması, Astana sürecinin ayakta kalmasını sağlıyordu. Ancak Anayasa Komitesi’nin kuruluşundan sonra Rusya Astana formatına artık “kutsal inek” muamelesi yapmıyor. Rusya şimdi Cumhurbaşkanı Beşar Esad ile Kürtler için bir “yol haritası” hazırlamakla meşgul. En önemlisi de Kürtleri asgari olarak ABD ve Arap monarşilerinin de olumlu baktığı Kahire Platformu üzerinden Anayasa Komitesi’ne dâhil etmeye çalışıyor. Yol haritası Esad ve Kürtlerden onay alırsa Esad’ın Mısır, Suudi Arabistan ve BAE’den de destek alarak Türkiye’yi iyice oyun dışına itmeye çalışacağı muhakkak.

Rusya’nın mantığı açık: İsyancıların elindeki İdlib vilayetini olabildiğince zayıflatmak ya da bastırmak ve Suriye’de Şam’ın kontrolü dışında sadece doğrudan Türkiye tarafından yönetilen bölgeler (tampon bölgeler) ile ABD kontrolündeki bölgelerin (Fırat’ın doğusunda Kürtlerin ve Arap aşiretlerin bölgeleri) kaldığını göstermek. Bu bağlamda Moskova Washington üzerindeki baskıyı da sürekli artırıyor. ABD’li yetkililere göre Rus ordusu doğu Suriye’de çatışmayı önlemek için daha önce sağlanan anlaşmalardan kaytarmaya çalışıyor ve bölgede Rus özel askeri şirketlerin faaliyetleri giderek artıyor.

Rus güçlerinin Suriye’deki faaliyetlerini yakından bilen bir kaynağa göre Suriye istihbarat birimleri de doğuda yabancı güçleri sıkıntıya sokmaya çalışıyorlar. Al-Monitor’a konuşan kaynak, Suriyeli istihbaratçıların bir taraftan sabotaj eylemleri düzenlediklerini bir taraftan da yerel aşiretlerin desteğini almaya çalıştıklarını söyledi. Aşiretlerin bazıları rejime sadık kaldı, hükümet yanlısı Ulusal Savunma Güçleri’nde yer aldılar.

Rusya şimdilik BAE ve Suudi Arabistan’ın tavrından memnun. Suriye konusunda daha dikkatli davranmaya başlayan iki Arap ülkesinin doğu Suriye’de Rusya lehine etkili olabileceği, mültecilerin dönüşünü sağlamak için Suriye’de altyapının onarılmasında Moskova’ya destek verebileceği düşünülüyor.

Türkiye’nin ekimde gerçekleştirdiği harekâttan önce güçlü bir ABD varlığının olduğu Fırat’ın doğu yakasına BAE ve Suudi temsilcileri sık sık gidiyordu. Kürt ağırlıklı Suriye Demokratik Güçleri’nin denetimindeki bölgelere giden BAE’li ve Suudi temsilciler, bazı aşiretlerle de yakın temaslar kurdular. Bu bağlamda Rusya Fırat’ın doğusunda BAE ve Suudi Arabistan’la bir anlaşmaya varabileceğini umuyor. Şam yönetimi ülkenin güneybatısında kontrolü yeniden sağladığında BAE ve Suudi Arabistan muhaliflerle yürütülen “uzlaşı sürecinde” yer almış ve bölgedeki bazı muhalif gruplar Rusya güdümündeki 5’nci Taarruz Kıtası’na katılmıştı.

www.al-monitor.com

By Anton Mardaso

RUSYA DOSYASI : KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam


KGB ajanı Vladimir Putin’i devlet başkanı yapan adam

Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Rus liderlerin iktidara giden yolu yüzyıllar boyunca hep farklılık gösterdi.

Çarlar doğuştan iktidar hakkına sahip oluyordu; Vladimir Lenin devrimle iktidara gelmişti; Sovyet Komünist Partisi’nin genel sekreterleri politbüroya parti kademelerinde tırmanarak geliyor, ülkenin başına geçme sırasını bekliyorlardı.

Ancak yirmi yıl önce Vladimir Putin‘e Kremlin’in anahtarı altın bir tepside sunuldu. Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Putin, bizzat Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin ve onun yakın çevresi tarafından seçilmiş, Rusya’yı 21’inci yüzyıla taşıma görevi kendisine biçilmişti.

Peki ama neden Vladimir Putin?

‘Muhteşem bir yardımcı’

Valentin Yumaşev, Vladimir Putin’in Rusya Federasyonu başkanlığına getirilmesinde kilit bir rol oynayan bir isim. Eski bir gazeteci olan Yumaşev, bugün Kremlin’in önemli yetkililerinden biri ve basına çok nadir konuşmasıyla biliniyor. Ancak BBC’yle görüşmeyi ve hikayesini anlatmayı kabul etti.

Yumaşev, Boris Yeltsin’in en güvendiği danışmanlarından biriydi. Daha sonra Yeltsin’in kızı Tatyana’yla evlenerek önce damadı, ardından da özel kalem müdürü oldu. 1997’de Putin’e Kremlin’deki ilk görevini veren kişi de oydu.

"Yeltsin’in eski özel kalemi görevden ayrılırken bana yardımcılık yapacak çok güçlü bir isim tanıdığını söyledi," diye anlatıyor Yumaşev.

"Böylece beni Vladimir Putin’le tanıştırdı ve birlikte çalışmaya başladık. Putin’in muhteşem bir iş çıkaracağını hemen anladım. Yaratıcı fikirler geliştirmekte, analizlerde ve inandığı bir görüşü savunmakta üzerine yoktu."

Peki bu adamın günün birinde devlet başkanı olabileceği hiç aklından geçmiş miydi?

"Yeltsin’in aklında birkaç aday vardı: Boris Nemtsov, Sergey Stepaşin ve Nikolay Aksenenko gibi. Yeltsin’le birlikte halefinin kim olacağı konusunda birçok görüşme yaptık. Bu görüşmelerden birinde Putin’den de söz ettik.

"Yeltsin bana Putin hakkında ne düşündüğümü sordu. Bence muhteşem bir aday olur, diye yanıtladım. Bence kesinlikle onu göz önünde bulundurmalısınız, dedim. İşleri ele alış biçimine bakınca çok daha büyük görevlere hazır olduğunun anlaşıldığını söyledim."

Ama Putin’in KGB geçmişi kendisi için bir dezavantaj mıydı?

"Putin gibi birçok KGB ajanı, kurumun itibarını kaybettiğini fark edip istifalarını sunmuşlardı. Eski bir KGB ajanı olmasının bizim için hiçbir önemi yoktu. Putin bir liberal ve bir demokrat olduğunu defalarca kanıtlamış, piyasada reformlar yapmaya devam edeceğini göstermişti."

Gizli devir teslim

Ağustos 1999’da Boris Yeltsin, Vladimir Putin’i başbakan olarak atadı. Bu, Yeltsin’in Putin’i devlet başkanlığına hazırladığının açık bir işareti olarak yorumlandı.

Yeltsin’in bir yıl daha görevde kalması bekleniyordu, ancak Aralık 1999’da sürpriz bir şekilde görevi bırakmaya karar verdi.

"Yeni yıla üç gün kala, Yeltsin Putin’i konutuna çağırdı. Görüşmede benim ve yeni özel kalem müdürü Aleksandr Voloşin’in de bulunmasını istedi. Putin’e Temmuz’a kadar görevde kalmayı düşünmediğini, 31 Aralık’ta devlet başkanlığından istifa edeceğini açıkladı.

"Bu bilgiye çok az insan haizdi: Ben, Voloşin, Putin ve Yeltsin’in kızı Tatyana. Yeltsin karısına bile bir şey söylememişti."

Valentin Yumaşev, Yeltsin’in istifa konuşmasını kaleme almakla görevlendirildi.

"Yazması çok zor bir konuşmaydı. Tarihe geçeceği aşikar olan bir metindi. Verilecek mesaj çok önemliydi. O nedenle o meşhur ‘Beni affedin’ cümlesini de ekledim.

"Ruslar 1990’lı yıllarda büyük acılar çekmişlerdi. Yeltsin’in bu konuya kesinlikle değinmesi gerekiyordu."

1999 yılının yılbaşı gecesi, Boris Yeltsin Kremlin’deki son ulusa sesleniş konuşmasını kaydetti.

"Odada bulunan herkes şoka girmişti. Metni kaleme alan ben hariç. İnsanlar ağlamaya başlamışlardı. Çok duygusal bir andı.

"Ama haberin dışarı sızmaması çok önemliydi. Resmi açıklamaya daha hala dört saat vardı. Dolayısıyla kimsenin odadan ayrılmasına izin verilmedi. Kapı dışarıdan kilitlendi.

"Kaydı aldım ve televizyon kanalına gittim. Yeltsin’in konuşması öğlen saatinde yayımlandı."

Vladimir Putin geçici devlet başkanı ilan edildi. Üç ay sonra da başkanlık seçimlerini kazandı.

‘Ailenin bir üyesi mi?

Valentin Yumaşev, çoğu zaman ‘Aile’nin bir üyesi’ olarak anılır: Aile ile kast edilen 1990’lı yılların sonlarında Boris Yeltsin’in kararlarını etkilediği düşünülen yakın çevresidir.

Yumaşev, bu Aile iddiasının ‘bir mit, bir uydurma’ olduğunu savunuyor.

Ancak 1990’lı yılların sonlarında, Rusya Federasyonu Başkanı Yeltsin’in sağlığı kötüleşirken, ailesi, dostları ve bazı iş adamlarından oluşan yakın çevresine giderek daha fazla itimat ettiği biliniyor.

Siyaset bilimcisi Valery Solovey, "Putin’in çevresindekilerin böylesi bir etkisi yok," diyor.

"Putin’in fikirlerini aldığı iki grup insan var: Biri Rotenberg kardeşler gibi çocukluk arkadaşları, diğeri de Sovyet KGB’sinde hizmet etmiş kişiler.

"Ama Putin bu insanların sadakatini de gözünde çok büyütmüyor. Yeltsin aile üyelerine güvenirdi. Putin’in ise güvendiği hiç kimse yok."

‘Hiçbir pişmanlığım yok: Ruslar Putin’e güveniyor’

Putin, önce devlet başkanı sonra başbakan olarak yirmi yıldır Rusya’da iktidarı elinde tutuyor. Bu süre zarfında iktidarın kendisinin etrafında dönmesini sağlayacak bir sistem inşa etti. Onun yönetiminde Rusya, giderek otoriterleşen ve demokratik hak ve özgürlüklerden uzaklaşan bir ülkeye dönüştü.

Solovey, "Yeltsin bir misyonu olduğuna inanıyordu. Putin de öyle," diyor. "Yeltsin kendisini Musa olarak görüyordu. Ülkesini komünizmin köleliğinden kurtarmak istiyordu."

"Putin’in misyonu ise geçmişi geri getirmek. ’20’inci yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi’ olarak nitelendirdiği SSCB’nin çöküşünün intikamını almak istiyor. O ve çevresindeki eski KGB ajanları, Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının Batılı istihbarat servislerinin işi olduğunu düşünüyorlar."

Bugünün Vladimir Putin’i, Yumaşev’in hatırladığı liberal figürden epey uzak. Peki Putin’in eski patronu, ona Kremlin’in anahtarını sunduğu için pişmanlık duyuyor mu?

"Hiçbir pişmanlık duymuyorum," diyor Yumaşev. "Rusların Putin’e halen güvendikleri çok açık."

Ancak Yumaşev, Boris Yeltsin’in istifasının tüm Rus liderlere bir ders olması gerektiğini düşünüyor:

"Zamanı geldiğinde koltuğu bırakmak ve gençlere yer açmak, çok mühim bir ders. Yeltsin için bu çok önemliydi."