VATAN PARTİSİNDEN DUYURU : FETÖ ve PKK Çalıyor, Ahmet Nesin Oynuyor !!!!!


DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

4 Temmuz 2020

BASIN BÜLTENİ

FETÖ ve PKK Çalıyor, Ahmet Nesin Oynuyor

Fransa’da kaçak yaşayan Ahmet Nesin’in Sivas davasıyla ilgili Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek hakkındaki tezviratlarını ve iftiralarını Akit ve Milli Gazete sayfalarına taşıdı. Doğu Perinçek’e saldırması için sürekli FETÖ kanallarına çıkarılan, HDP-PKK’nın ortaklık yaptığı Nesin’in yalanlarına, 13 Haziran 2020 tarihinde yanıt vermiştik. Tekrarlanan iftiralara karşı, Sivas davası avukatlarından Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nusret Senem tarafından verilen yanıtı aşağıda tekrar bilginize sunuyoruz.

“Partimize ve Genel Başkanımıza hakaret ve iftiraları nedeniyle suç duyurusunda bulunduğumuz ve bu nedenle hakkında yakalama kararı olan Ahmet Nesin isimli Fransa’ya kaçan kişi, her gün FETÖ’cülerin sosyal medya kanallarında baş konuktur. Bu kişinin iftiraları, son günlerde bazı kesimlerce sık sık gündeme getirilmektedir. Gündeme getiren kişilerin HDP’li veya HDP ile bağlantılı olması dikkat çekicidir.

HDP-PKK’LILAR İFTİRALARIN SÖZCÜSÜ

"Avukatı Coşkun Özgür Piroğlu aracılığıyla Hüseyin Karababa, Ahmet Nesin’in Genel Başkanımız Sayın Doğu Perinçek’in “Sivas katliamının sorumlularından” olduğu iddiasını Sivas Cumhuriyet Başsavcılığı’na taşımıştır. Bölücü örgüt PKK’nın siyasi kolu HDP’nin İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise 10 Haziran günü Ahmet Nesin ve Hüseyin Karababa’nın iftiralarını TBMM kürsüsünden dile getirmiştir."

ERGENEKON İDDİANAMESİNDEKİ YALANLAR

"HDP’nin kapatılmasına ilişkin mücadelesi nedeniyle yoğun bir psikolojik savaş yürütülüyor. Bu iftira ve psikolojik savaş kampanyası yeni değildir. Ergenekon tertibinde 1 numaralı hedef olan Doğu Perinçek ile Partimize karşı FETÖ’cü savcılar Zekeriya Öz ve diğerleri de iddianamelerinde benzer iftiraları resmi devlet belgesine geçirme cüretinde bulunmuşlardı. Tertiplerini yüzlerine çarptık, yerle bir ettik."

YARGITAY’IN KESİNLEŞEN KARARI

"Yargıtay’ın Sivas katliamı ve failleriyle ilgili kararları kapı gibi ortadadır; tarihi nitelikte değerlendirmeler içermektedir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 30.09.1996 tarihli ilamında; Sivas olayının adi bir öldürme suçu değil, Cumhuriyetin temel niteliklerini ortadan kaldırmaya yönelik bir eylem olduğu gerekçesiyle sanıkların mülga TCK 146/1 maddesinden cezalandırılması gerektiğini belirterek mahkemenin hükmünü bozmuş, daha sonra Yargıtay Ceza Genel Kurulu da 28.11.1997 tarihli kararında 9. Ceza Dairesi kararının yerinde olduğuna hükmetmiştir. Failler, bu hükümler kapsamında değişik ağır hapis cezalarına çarptırılarak haklarındaki hükümler infaz edilmiştir."

ABD SAHAYA SÜRÜYOR

"Ahmet Nesin, babası Aziz Nesin’e de ihanet ve iftira etmektedir. Gerçekler yargı kararlarıyla, görüntülerle apaçık ortadayken, Ahmet Nesin ve PKK/HDP’li bölücüler Amerikancı kontrgerillanın hizmetine girmişlerdir. FETÖ’cülerin Ergenekon tertibindeki iftiralarını 12 yıl sonra yeniden gündeme taşımışlardır. HDP’liler Ergenekon tertibinde de FETÖ ile ittifak halindeydiler. ABD’nin piyonlarının her kritik anda müttefik oldukları bir kez daha ortaya çıktı. Müttefikleri FETÖ’cü savcılar ve hakimlerle birliktedirler. Failleri, olayın planlayıcısı Amerikancı kontrgerilla örgütünü aklama telaşındadırlar. Bu davranışlarını anlıyoruz. Bugün PKK/HDP de FETÖ gibi ABD’nin silahlandırdığı, Türkiye’nin üzerine sürdüğü güçlerden biridir."

TERTİPÇİLERİN ÇABASI BOŞUNA

"Bunlar, Doğu Perinçek ve vatanseverlere karşı düşmanca faaliyetlerin odağında olan kişi ve örgütlerdir. Milli güçler arasına fitne sokmak derdine düşmüşlerdir. Onların sahaya sürülmelerini, arkalarındaki gücü ve hezeyanlarını anlıyoruz. Çabaları boşunadır. Biz, bu gibi tertipçilerin hakkından gelmesini biliriz. Bunlarla yasal ve anayasal yollarla sonuna kadar mücadele edeceğimizi kamuoyumuzun bilgisine sunarız.”

VATAN PARTİSİ

KÜRT SORUNU DOSYASI /// Tunca Bengin : Barzani’nin PKK oyunları


Tunca Bengin : Barzani’nin PKK oyunları

29 Haziran 2020

Pençe-Kartal operasyonu kapsamında Irak’ın kuzeyinde PKK’lı terörist temizliği sürerken Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), kendi coğrafyasında PKK’nın varlığından rahatsız olduklarını çok açık dile getirdi. Yani Barzani bölgelerinde PKK’yı istemiyor. Hatta bu konuda Türkiye’ye istihbarat desteği verdiği iddiaları da var. Ama aynı Barzani Suriye topraklarında ise o PKK’lıların kolu PYD/YPG’yle “kanka” konumunda ve onları meşrulaştırma çabasında. Dolayısıyla da iki farklı Barzani görüntüsü var ve samimiyet açısından ciddi soru işaretleri söz konusu. Benzer örneklerini geçmişte de gördüğümüz gibi. Şöyle ki; terörün zirve yaptığı 1992-93’lü yıllarda PKK’ya karşı çeşitli tarihlerde “girdi-çıktı” halinde kısa süreli sınır ötesi operasyonların ardından Irak topraklarındaki en büyük harekâtlardan biri Ekim 1992’de düzenlendi. Mart 1995’de gerçekleştirilen “Çelik” adlı operasyonda da 4 koldan kuzey Irak’a girilerek, PKK kampları hedef alındı. O yıllarda Türkiye’ye sızarak eylem yapan teröristlere karşı geliştirilen bir başka hamle de Barzani’nin desteğiyle Irak topraklarında konuşlandırılan karakollardı. Çünkü Barzani o zamanlar da Türkiye’nin yanında havasındaydı, hatta PKK’ya karşı saf tutuyordu. o nedenle de, beklenti yüksekti. Neler yaşandığını o dönemde bölgede kurmay subay olarak görev yapan emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu’nun ağzından 5 Ekim 2017 tarihli yazımızda şöyle aktarmıştık:

“1992’de terör zirvedeyken Barzani çağrıldı. O zaman tabii böyle havası falan yoktu. Görüşüldü. Dedi ki: ‘Bizim bölgede karakollar kuralım, teröristlerin geçiş çıkış yerlerini tutalım.’ Bunun üzerine, Irak topraklarında kritik yerler tespit edildi. Türkiye tarafından 40 tane karakol inşa edildi ve her birinde 65 peşmerge görevlendirildi. Her peşmergeye de ayda 100 dolar verildi. Yani aylık 260 bin dolar para ödendi. Bu 1992’den 2004 yılına kadar sürdü. 2004 yılında Silahlı Kuvvetler baktı ki bütçesinden o kadar para çıkmasına rağmen terörist giriş çıkışları etkilenmedi. Bunun üzerine de bu ödemeyi kaldırdı.”

Yani Barzani samimi davranmadı, daha doğrusu sözünde durmadı. Peki ya şimdi? Bugün dünden farklı mı? Soruyu yine İstanbul Aydın Üniversitesi öğretim üyesi, emekli Tuğgeneral Dr. Naim Babüroğlu yanıtlıyor:

“Barzani eskiden PKK’dan rahatsız değildi, şimdi rahatsız. Bu rahatsızlığı da Barzani’yi Türkiye ile işbirliğine zorluyor. O nedenle Barzani, yani Kuzey Irak yönetimi istihbarat desteği de sağlıyor Türkiye’ye. Çünkü kendi coğrafyasında yer alan PKK bölücü terör örgütü artık ona zarar veriyor, onun için buradan gitsin diyor. Yani Haftanin’e operasyon yaparken Barzani istihbarat desteği sağlıyor işbirliği yapıyor eskiden yapmazdı bunu gösteriş olarak yapardı sonra tuzak kurardı. Şimdi onu yapmıyor çünkü PKK’dan rahatsız. Ama 2017’de yaptığı referandumda cebinde ve fırsat kolluyor. Bir yandan da Barzani’nin desteklediği Suriye Ulusal Kürt Konseyi (ENKS) ile PYD/PKK ABD ve Fransa’nın zorlamasıyla ya da ikna etmesiyle masada siyasi olarak anlaştı. Dolayısıyla PYD/PKK’yı Kürt gruplarıyla birleştirerek ilerde bütünleşme yönünde önemli bir adım attı. Yani Barzani PKK’dan kendi coğrafyasında rahatsız ama fırsatını bulup bağımsızlığını ilan etmesiyle birlikte Suriye’nin kuzeyi ya da Fırat’ın doğusuyla bütünleşecek ilk etapta. Ondan sonraki etapta ise İran ve Türkiye’de onun hayal ettiği coğrafi parça geliyor. Zaten onların televizyonu bir zaman hava durumunu verirken Kürdistan diye söz ederken bizim doğu illerini de içine alıyordu…”

Bu durumda Barzani’ye ne kadar güvenilir?

“Barzani’ye hiçbir zaman güvenilmez. ABD’ye ne kadar güvenilirse Barzani’ye o kadar güvenilir. Barzani ABD’nin sözünden dışarı çıkmaz. Yani Barzani ‘biz Suriye’nin kuzeyiyle birleşmeyeceğiz’ diyorsa buna Türkiye güvenemez. Barzani geçmişinde çizdiği rotayla, izlediği politikayla, bağımsız bir Kürdistan kurma hayaliyle yaşayan güvenilmez bir aktör şu anda. Türkiye referanduma şiddetle karşı çıkmıştı biliyorsunuz. Barzani bu projeyi unutmadı, iptal etmedi sadece cebine koydu. ABD’de iptal etmedi. Yani hedeflerinin hiçbirinden vazgeçmedi Barzani.”

Şu andaki işbirliği görüntüsü de onun için mi?

“Kesinlikle. Orada kendisine zararlı olan bir terör örgütü var. Türkiye terör örgütünü yok ederken onların da işine geliyor ama öte yanda da PYD/PKK’nın Kürt gruplarıyla beraber oluşturduğu bir yapıyla da bütünleşme adımları atıyor. Çünkü o Suriye’de kendi coğrafyasında değil.”

Türkiye’ye bir dostluk anlamında değil yani?

“Değil, tamamen kendi çıkarlarına dayalı bir işbirliği. Türkiye’nin menfaatine, yararına olduğu için bu adımı atmıyor. Bir bağımsız devlet kurma hedefinde PKK şu anda ona orada bir engel. O engelin ortadan kalkması için Türkiye’ye yardım ediyor.”

Özetle; Barzani, eskinin aksine şimdilerde gerçek işbirliği yapıyor görünüyor ama bu Türkiye’nin yararına hareket ettiği anlamına gelmiyor. Tam tersine ülkenin coğrafi bütünlüğüne kasteden bir oluşumun hayata geçirilmesinde ABD’ye destek sağlıyor, yardımcı aktörlük yapıyor…

ERGENEKON DAVASI DOSYASI /// Aytunç ERKİN : “PKK, Ergenekon’un silahlı örgütü” yalanı bu itirafla İFŞA oldu


Aytunç ERKİN : “PKK, Ergenekon’un silahlı örgütü” yalanı bu itirafla İFŞA oldu

29 Mayıs 2019

Sedat Selim Ay, 2012 yılında İstanbul Terörle Mücadele’nin başına getirildi

Taraf Gazetesi 15 gün boyunca polis şefi hakkında ‘İşkenceci’ manşetleri attı

Herkes, cemaatçi Ay’ın ‘cemaatçi olmadığı’ için hedefe konduğunu düşündü

Ancak… PKK’yı Ergenekon’a bağlamak isteyen oyunu bozduğu için manşet oldu

1 – Tarih 22 Temmuz 2012… Taraf Gazetesi’nin manşeti “İşkenceci polis teröre bakacak”tı… Haberin spotunda şöyle yazıyordu: “Türkiye’yi iki işkence vakasında mahkum ettiren Sedat Selim Ay, İstanbul’da Terörle Mücadele’den Sorumlu yeni Emniyet Müdür Yardımcısı olarak atandı.” Ay, 1996 yılında sekiz kişinin işkence görmesinden ötürü hüküm giymiş ancak cezası ertelenmişti.

Taraf Gazetesi, 15 gün boyunca Ay’ı ya manşetine ya da sürmanşetine taşıdı. Herkes polis şefinin ‘Fetullahçı’ olmadığı için hedefte olduğunu düşünüyordu. Hürriyet muhabiri Toygun Atilla’nın Kırmızı Kedi Yayınevi’nden çıkan “İfşa” kitabıyla gerçek ortaya çıktı. Nasıl mı? Roman gibi okuyalım:

BARANSU SAHNEDE

“Herkes ‘işkenceci’ müdürün Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nden sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı’na atandığını konuşuyordu. Taraf Gazetesi haberinin arkasında durdu. Neredeyse 15 gün boyunca her gün Sedat Selim Ay’la ilgili haberler manşetteydi. Bu öyle bir noktaya ulaştı ki, toplumsal tepkiyi de tetikledi. İnsan Hakları Örgütleri, barolar, sivil toplum kuruluşları protesto gösterileri yaptı, suç duyurusunda bulundu, imza kampanyaları başlatıldı. Sedat Selim Ay aleyhinde yapılan haberlerin birinin altında da gazetenin ‘bavulcu’ muhabiri Mehmet Baransu’nun imzası vardı. Ergenekon ve Balyoz operasyonlarının haberleri ile gündem belirleyen Taraf’ın hedefinde bu kez bir emniyet müdürü vardı.”

Şimdi o günler gözlerinizin önünden şerit gibi geçsin! Neden mi? 12 Haziran 2007’de Ümraniye’de başlayan Ergenekon ve sonrasında emniyet ve yargıda Fetullahçılardan başka kimse var mıydı? Yoktu… “İfşa”ya bakalım:

ATATÜRKÇÜ GÖRÜNÜMLÜ

“…Gazetenin yazarları arasında Emre (Emrullah) Uslu, Önder Aytaç gibi hem Fetullahçı hem de polis kökenli yazarlar vardı. Mehmet Baransu’nun cemaat geçmişi de herkesin malumuydu. İstanbul Emniyet Müdürlüğü ise cemaatçi emniyet müdürlerinin kuşatması altındaydı. Bu yapıdan olmayan bir polis şefinin Vatan Caddesi’nde görev yapması imkansızdı. Sedat Selim Ay da sıkı bir Fetullah Gülen cemaati mensubuydu.”

Şimdi geliyoruz klasik FETÖ’cü oyununa: “… Ancak, Sedat Selim Ay’ın bu özelliğini dışardan anlamak mümkün değildi. Laik, Atatürkçü, Cumhuriyet değerlerine bağlı bir imaj sergilerdi. Ancak onun cemaatçi olduğunu bilenler bilirdi. Peki neden cemaatin hedefi oldu?” 2012’den geriye dönelim…

2 – Samanyolu, Zaman ve Bugün’ün yalanı: ÇYDD ile PKK ilişkili

Hatırlayın… Fetullahçıların hedefinde Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin olduğu yıllar… Yani 2006-2009 arası. Örgütün gazetelerinden Bugün, “PKK’ya burs vermişler” manşetiyle algı operasyonuna başlamış, Zaman Gazetesi 3 Ağustos 2006’da, “Çağdaş Yaşam’ın burs verdiği PKK’lıların listesinden çıktı” haberini yayınlamış, Samanyolu TV’de de “Ergenekon-PKK ağı” şemalarla anlatılmıştı.

Gelelim, Sedat Selim Ay’ın, 2008-2012’de 4 yıl boyunca Diyarbakır Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü dönemine. Söz, “İfşa”nın: “… Devletin, ‘işkenceci’ bir müdürü Diyarbakır’da görevlendirdiği 4 yıl boyunca bu konuda tek bir haber çıkmamış, İstanbul’a atandığında ise ortalık adeta yıkılmıştı. Bunda bir gariplik yok muydu? Bu basit sorunun cevabını o gün kimse aramadı. Bir kişi hariç: Yunus Dolar.”…

ERDOĞAN’A SUİKAST YALANI

Yunus Dolar’a hemen parantez açalım… Uzun yıllar İstanbul Emniyeti’nde Güvenlik Şube Müdürü olarak çalıştı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından itirafçı oldu, FETÖ’den koptu. Dolar, olan bitene anlam veremiyordu. Sessizce bu sorunun cevabını sorguluyordu. Yunus Dolar, Sedat Selim Ay’ın iyi bir cemaatçi olduğunu bilirdi. Onunla, hem akademi yıllarından hem de İstanbul’da görev yaptığı dönemden beri arkadaştı. Söz yine “İfşa”da: “… Tesadüf eseri Sultanahmet’te karşılaştılar. Dolar, dayanamayıp sordu: ‘Neler oluyor? Taraf’ın seninle ilgili yayınlarının arkasında ne var? Bilmediğimiz şeyler mi oluyor?’ Ay, olan biteni anlatmaya başladı. Sedat Selim Ay, PKK’nın şehir yapılanması KCK’ya operasyon yapılmasını planlıyordu. Diyarbakır İstihbarat Şube Müdürlüğü ise operasyona sıcak bakmıyordu.” Çünkü…

Örgüt, kendi koydukları silah ve krokinin bulunmasından sonra Tayyip Erdoğan’a, PKK ve Ergenekon’un suikast yapma hazırlığı içinde olduğu yalanı pompalayacaktı. Sonrası film gibi…

3 – ‘Sadakat yemini’ toplantısı

Toygun Atilla

PKK’nın şehir yapılanması KCK operasyonunun ardından Ergenekon bağlantısı sözde deşifre olacaktı. Merkez medyadan haber yapacak isimler bile belirlenmişti. Perde arkasında cemaatin istihbaratçıları tezgahı kurmuş, yeni bir kumpas hazırlığındaydı. Okumaya devam edelim: “… Sedat Selim Ay, Diyarbakır İstihbarat Şubesi’nin operasyona neden destek vermediğini şimdi anlamıştı. Kendisi gibi cemaatçi olan İstihbarat Müdürü Mehmet Yılmaz’dan gelen bu kumpas operasyon teklifine ‘Hayır’ dedi. İstihbarat Daire Başkanlığı’nda KCK operasyonunun son aşamasına gelinmişti. İstihbarat Daire Başkanlığı’nın devreye girmesinin zamanı gelmişti.

Ay, Ankara’ya, İstihbarat Daire Başkanlığı’na çağrıldı. Önce kendisine sakince ve iyi niyetle plan anlatılacak, en nihayetinde kendi hareketlerine, yani onların değişi ile ‘hizmet hareketine’ karşı ‘sadakat’ yeminleri hatırlatılacaktı. Davet edildiği makama, İstihbarat Daire Başkan Yardımcısı Recep Güven’in (daha sonra Diyarbakır Emniyet Müdürü oldu) odasına girdi. Kendisine hararetle anlatan meslektaşlarını dinliyor, bir yandan da kendi iç sesini sorguluyordu. Suçsuz insanlara kumpas kurmuş, hayatlarını karartmak üzereydiler.”

Ve… Kitabı okuyun…

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK’ya MOSSAD görevi


PKK’ya MOSSAD görevi

MOSSAD, PKK/PYD terör örgütüne Filistin liderlerini vurma görevi verdi. Kamışlı’da eğitilen 20 terörist Erbil üzerinden Tel-Aviv’e gönderildi.

İsmail Zelvi / Milat Gazetesi

İsrail-ABD’nin yıllardır Türkiye’ye saldırttığı PKK’ya Filistinlileri vurma görevi verildi. PKK/YPG’li teröristler ‘Yüzyılın ihaneti’ anlaşmasına karşı gelen Filistinlileri öldürmek için kullanılacak. Al-Haber Ajansı’nın haberine göre, Suriye’de İsrail için çalışan PKK’lılardan seçilen 20 kişilik terör ekibi Filistin topraklarına taşınarak Filistinlilere suikast ve öldürme olaylarında Mossad ajanı olarak kullanılacak.

ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’in yardımcısı William Roebuck, Suudi Arabistan Körfez İşleri Bakanı Semir el Sabhan ile birlikte, PKK’lı teröristlerle pazarlık yaptılar.

İsrail Mossad’ının, PKK/YPG Mossad’ının nüvesini attığı programda başarılı olan 20 terörist Kamışlı’dan Erbil’e, oradan da hava yoluyla Tel Aviv’e götürdü. Teröristlerden üçünün ismi ise deşifre oldu. Ali Muhammed Hasan, Ribar Abdulrezzak Ahmed, Berkhudan Aziz Murad. Teröristler İsrail’e gitmeden önce Kamışlı’da eğitime tabii tutuldular. Eğitime giren 150 terörist arasından seçilen 20 tanesi Tel Aviv’e gönderildi.

Körfez sabotajını PKK mı yaptı?

Öte yandan ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’in yardımcısı William Roebuck, Suudi Arabistan Körfez İşleri Bakanı Semir el Sabhan ile birlikte DeirEzzor’da bulunan el-Omar petrol kuyusu bölgesinde YPG karargahında bölücü örgüt yetkilileri ile toplantı yaptı. Toplantının Umman Körfezi’nde Japonya’ya yük taşıyan iki gemiye sabotaj öncesi yapılması dikkat çekti. Yerel kaynaklar. Japon gemilerini vurma görevini, ABD ve Suudlar tarafından PKK’lı teröristlere ihale edildiği konusunu gündeme getirdi.

İsrail’in tehditlerinden korkmuyoruz

Hareketin sözcüsü Hazim Kasım, Gazze’den İsrail’e yönelik roket saldırısının akabinde bazı İsrailli siyasetçilerin yaptığı çağrılarla ilgili açıklamada bulundu.

"İsrailli bazı parti liderlerinin, yapılacak seçimde daha fazla oy almak için savurduğu tehditler, Filistin halkını ve direniş gruplarını korkutamaz." diyen Kasım, Filistin halkının ablukayı kırmak ve onurlu bir yaşam sürme hakkını elde edebilmek için mücadelesine devam edeceğini vurguladı.

Kasım ayrıca hareketin, İsrail-Gazze arasında ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve ablukanın kırılması için ortam hazırlanması konusundaki çalışmalarını ara bulucularla sürdürdüğünü belirtti.

İsrail uçakları Gazze’nin doğusu ile güneyindeki noktalara hava saldırısı düzenlemişti. Saldırı, İsrail yerel basınının, Gazze’den İsrail’in güneyindeki Sderot kentine atılan roketin bir binaya isabet ettiğini duyurmasından birkaç saat sonra gerçekleşmişti.

Roket saldırısının ardından İsrailli siyasetçiler, Hamas liderlerine suikast düzenlenmesi ve Gazze’ye şiddetli karşılık verilmesi çağrısında bulunmuştu.

Mısır, Katar ve BM, bir süredir Filistinli gruplar ile İsrail arasında "Gazze’deki gösterilerin durdurulması karşılığında bölgeye uygulanan ablukanın hafifletilmesine dayanan bir ateşkes sağlanması" için görüşmeler yürütüyordu.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// ELVAN ALKAYA : Rusya’nın 22 yıllık PKK destek tarihi


Rusya’nın 22 yıllık PKK destek tarihi

1993 Rusya, Türkiye Çeçenistan’ı desteklerse PKK’yı destekleyeceğini bildirdi.
1994 Rusya’nın PKK’yı destekleme çalışmaları başladı. Rusya Bakanlığı’nın yer aldığı bir konferansta Türkiye, devlet terörü uygulamakla suçlandı . Rus resmi şahıslarının katıldığı bir başka etkinliğe Öcalan, tebrik mesajı gönderdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Karaşin, “Moskova, PKK’yı bir terör örgütü olarak görmüyor mu?" sorusuna net cevap veremedi. Aynı yıl Moskova’da PKK sempatizanı Kürt Evi açıldı.
1995 Türkiye Kürt Evi’nin kapatılmasını istediğinde; Rusya isteği Uluslararası Kürt Toplumu Örgütleri Birliği’ni Adalet Bakanlığı kayıtlarına alarak cevap verdi. PKK’lılar Duma Meclisi’nde görüşmelere başladı. Duma Meclisi’nde ‘Kürdistan Sorunları Çalışma Grubu’ kurarak PKK desteği yasallaştırıldı. Hazırlanan bir raporda; Rusya’nın Kürt devleti kurulması çabalarına destek vermesi ve Türkiye’deki iç istikrarı bozarak, uzun dönemde parçalanmasının sağlanması çağrısı yapıldı
1997 Duma Jeopolitik Konular Komitesi’nde, 10 PKK’lı Kürt grubu çalışma yapmaya başladı. Rusya’nın Ankara eski Büyükelçisi Albert Çernişev “kendileri camdan evde oturanların etrafa taş atmamaları gerekir" diyerek Çeçenistan’a karşı PKK kartını bir kez daha yineledi.
1998 Mahir Velat PKK’nın siyasi kanadı ERNK’nin Moskova temsilcisi oldu. Velat, PKK’nın Bakü-Ceyhan projesini engelleyebileceğini iddia etti . Öcalan Suriye’den Moskova’ya geçti. Liberal Demokrat Parti’nin milletvekili Mitrapano’nun ayarladığı evde 33 gün kaldı. Duma, Öcalan’a siyasi sığınma hakkı verilmesi isteğini kabul etti. Karar Rus Dışişleri Bakanı ile Demirel’in kulağına fısıldandı.
1999 İtalya’da saklanan Öcalan yeniden Moskova’nın yolunu tuttu . Rusya Öcalan’ın Rusya’da bulunduğunu kabul etti. Türkiye Öcalan’ın iade talebiyle birlikte iktisadi kolaylıklar teklif etti. Öcalan’ın her iade talebi oyalamalarla yanıtlandı. Öcalan yakalandıktan sonra Rusya’da bulunuş süreleri hakkında bülbül gibi ötünce Rusya’nın PKK desteği ifşa olmuş oldu.
2006 Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a " Siz de PKK’yı terör örgütü listesine alın " denildiğinde, sadece " Biz de terör konusunda hassasız " diyebildi.
2007 Genelkurmay Başkanlığı, PKK’ya ait silahların menşeini belirledi. Kalaşnikof silahların % 71,6’sı, kannasların %45,2’si, roketlerin %85’i, el bombalarının %72’si, mayınların %28’i Rusya’ya aitti.
2010 Wikileaks belgelerinde Rusya’nın mafya aracılığı ile PKK’ya silah sattığı yer aldı. İspanyol savcı Jose Grinda Gonzales, Amerikalı diplomatlara Moskova’nın Rus mafya lideri Zahary Kalaşov ile PKK’ya silah sevkiyatı yaptığını anlatmıştı.
2013 G20 Zirvesi’nde Putin, Rusya’nın Esed’e silah sattığını büyük bir rahatlıkla söyledi. ( 2005-2011 yılları arasında Rusya Suriye’ye 25 milyar dolarlık silah sattı ) Genel Kurmay Başkanlığı PKK’nın elindeki silahlar hakkında yeniden bilgi paylaştı. Buna göre örgütün elindeki roketlerin %85’i, , kanasların %60’ı, el bombalarının ve kalaşnikofların çoğu Rus menşeiliydi…
2014 HDP’li milletvekili Burcu Özkan : "Buradan defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız keleşi size çevirmesini iyi biliyoruz" dedi. ( Yazımın sonuna gelince neden söylendiğini daha iyi algılamışsınızdır…)
Ekim 2015 Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, PKK’yı terör örgütü olarak tanımadıklarını söyledi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın Iraklı Kürtlere askeri destek verdiklerini ilan etti. Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nin Kaymakamı Kadir Güntepe, terörist sığınaklarında Rus üretimi ‘Metis M’ füze kartuşlarını bulduklarını açıkladı.
Aralık 2015 Rus ordusuna ait askeri kargo uçağı PYD’ye 5 ton hafif silahı paraşütlerle indirdi. Rusya Savunma Bakanlığı tarafından İran’a teslim edilen 40 bin kalaşnikof Türkmen Dağı cephesindeki Türkmenleri katletmeye hazır grupların eline geçti.
Bugünden sonra Türkiye’de gerçekleştirilecek her türlü PKK saldırısı Putin’in PKK’ya, İran’a ve Suriye’ye sattığı silahlar üzerinden olacak.
2017’den itibaren Ukrayna’daki Sevastopol üssünü kullanamayacak olan Rusya’nın, açık denizlere inme hayali için tek nokta Suriye’deki Tartus şehri. Ve Rusya bu şehir için Esed’in borçlarını sıfırlayıp, Suriye’deki halkı katletmeye başladı bile.
DAEŞ falan bahane…

KÜRT SORUNU DOSYASI /// Doç. Dr. İlyas Kemaloğlu (Kamalov) : Rusya, Kürt Sorunu ve PKK


Doç. Dr. İlyas Kemaloğlu (Kamalov)

ORSAM Avrasya Danışmanı,

Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölümü

Rusya Federasyonu, son dönemde terörden en fazla zarar gören ülkelerin başında gelmektedir. Hatta uluslararası terörizm ile mücadele konusu, Rusya ile başta ABD olmak üzere Batı arasında kısa süreli de olsa romantik ilişkilerin yaşanmasına neden olmuştu. Nitekim, 11 Eylül olayları ile birlikte Rusya, terörizm ile mücadele konusunda Batı’nın yanında yer almış ve bu konudaki tutumunu sürdürmüştür. Her ne kadar Rusya’nın Batı’yı desteklemesinin arkasında farklı nedenler yatsa da, bu konudaki işbirliği, gerek taraflar için gerekse dünya barışı için olumlu neticeler getirmektedir. Ancak Moskova, aynı hassasiyeti ABD ve AB’nin terör örgütü olarak gördüğü PKK terör örgütü konusunda göstermemektedir. Bu yazıda Rusya’nın “terör” anlayışı, PKK’ya karşı tutumu, bu tutumun Türkiye ile ilişkileri ve Rusya’nın Orta Doğu politikasına etkileri gibi konular ele alınacaktır.

Rusya’daki Kürt Nüfusu

Aynen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) gibi varisi Rusya Federasyonu da çok karmaşık etnik yapıya sahiptir. SSCB’nin dağılışından sonra Rusya’da ilk kez 2002 yılında yapılan nüfus sayımının sonuçlarına göre, Rusya’da yüzden fazla etnik grup yaşamaktadır.(1) Bu halkların bir kısmı, eskiden beri bugün Rusya’nın kapladığı coğrafyada yaşadıkları gibi, bir kısmı da daha sonraki tarihlerde göç edip buralara yerleşmiş ya da yerleştirilmişlerdir. Daha önce Rus topraklarına yerleştirilen ve bugün bu topraklarda yaşayan halklar arasında Kürtler de yer almaktadır.

SSCB’nin son nüfus sayım sonuçlarına göre, SSCB’deki Kürt nüfusu 152,7 bindi. Bunların 56,1 bini Ermenistan’da, 33,3 bini Gürcistan’da, 25,4 bini Kazakistan’da, 12,2 bini Azerbaycan’da, 14,3 bini Kırgızistan’da, 1,8 bini Özbekistan’da yaşamaktaydılar. SSCB döneminde Rusya Federasyonu içerisinde yaşayan Kürtlerin sayısı ise ancak 4,7 bindi.(2) Rusya’daki Halklar Ansiklopedisi’nde de yazıldığı gibi, tarih boyunca kendi devletleri olmayan ve Osmanlı İmparatorluğu, Safeviler ve diğer devletlerin idaresinde yaşayan Kürtler, Kafkaslara özellikle XIX. yüzyılın sonlarına doğru yerleşmeye başlamışlardır. Yapılan göçler Osmanlı ve İran’dan olduğu için, Kürtler genellikle komşu Kafkasya bölgesine yerleşmeye başlamışlardır. Osmanlı idaresindeki Kürtler, daha çok Ermenistan’a yerleşirken, İran Kürtleri, Azerbaycan’a göç etmiştir.

Ancak çok geçmeden SSCB’deki Kürtler bir kez daha göç etmek zorunda kalmıştır. 1937’de Ermenistan ve Azerbaycan’daki Kürtler, 1944 yılında ise Gürcistan’daki Kürtler Stalin’in siyaseti ve “milliyetler politikasına” kurban gitmişlerdir. Sovyet hükümeti, düşman gördüğü Türkiye ile sınır coğrafyadaki Müslüman nüfusu başta Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürmüştür. SSCB’nin yıkılışından sonra ise aynen diğer yerli etnik gruplar gibi Kürtler de özellikle ekonomik nedenlerden dolayı eski Sovyet cumhuriyetlerinden Rus topraklarına göç etmek zorunda kalmışlardır.(3) Rus topraklarına göç eden Kürtler daha çok Rusya’nın Krasnodar, Stavropol ve Rostov illeri ile Adıgey cumhuriyetine yerleşmişlerdir. Nitekim 2002 yılındaki sayıma göre, Rusya Federasyonu’ndaki Kürt nüfusu SSCB dönemi ile kıyaslandığında beş kat artmış ve 20 bine ulaşmıştır.

2010 nüfus sayımı rakamlarına göre ise Rusya’da 23.232 Kürt yaşamaktadır (Bunlardan 12.339’u erkek, 10.893’ü kadın). Kürtlerin çoğu Rusya’da köylerde ikamet etmektedir (köylerde 19.137; şehirlerde 4.095).(4) Rusya’daki Kürtler, ondan fazla farklı kuruluş çerçevesinde örgütlenmiş ve aynen diğer halklara gibi kendilerine azınlık hakları tanınmıştır. Aynen diğer azınlıklar gibi zaman zaman bazı sorunlarla karşılaşsalar da, Rusya’daki Kürtler, günümüzde herhangi bir baskıyla karşı karşıya değillerdir. Dolayısıyla Kürt örgütlerinin ileri gelenleri, özellikle Moskova gibi büyük şehirlerde Rusya vatandaşı olan veya Rusya’ya çalışmak amacıyla gelen diğer Kürtlere yönelik saldırıları, Kürtlere karşı bir davranış olarak algılasalar da, bu açıklamalar gerçekçi değildir. Zira Rusya’da son dönemde artan milliyetçilik havasına paralel bir şekilde özellikle Kafkasya ve Doğu kökenli vatandaşlara saldırılar artmış bulunmaktadır.

Rusya ve Kürt Sorunu

Rusya’nın tarihten beri Kürtlere ve Kürt sorununa olan ilgisi jeopolitik çıkarlarla açıklanmaktadır. Devamlı Osmanlı İmparatorluğu ve İran ile savaşan ve bölgede hâkimiyeti elinde bulundurmak için üçüncü ülkelerle mücadele veren Ruslar, bu ülkelerdeki halklarla yakından ilgilenmiştir. Kürtlerin, Rusları “düşmanımın düşmanı” olarak görmesi ise bir taraftan Rusların Kürtlere olan ilgisini artırmış, diğer taraftan da Rusların bölgedeki konumunu güçlendirmiştir. Söz konusu durum, Osmanlı döneminde olduğu gibi, bugün de geçerliliğini korumaktadır. Ruslar Kürtleri, Rus-Osmanlı, Rus-İran savaşlarında müttefik olarak görürken, Kürtler de her konuda Rusların desteğine güvenmiş, hatta bu desteği elde etmek için Komünist görüşleri benimsemeye çalışmışlardır. Nitekim II. Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar Yakın Doğu’da SSCB’nin tek müttefiki Kürtlerdi.(5) Soğuk Savaş’ın son yıllarında ise Moskova, Irak, İran ve Türkiye ile de ilişkiler geliştirmeye başlayınca, Kürtlerin Rusların müttefiki olarak önemi azalmıştır. Moskova’nın Saddam Hüseyin ile yakın ilişkiler içerisinde olması ve Rusya’nın Orta Doğu’da başka dayanaklar bulması da, bu önemin azalmasında etkili olmuştur.

Günümüz Rusyası’nda Rusya’nın Kürt sorununa ve ayrı devlet kurma taleplerine bakışı çok fazla değişmemiştir. Özellikle Rusya’nın ilk devlet başkanı Boris Yeltsin döneminde Moskova, iç sorunlarla uğraşırken ve bu sorunları Batı’nın yardımıyla çözmeyi düşünürken, Rusya Kürt sorunu da dâhil olmak üzere Yakın Doğu ve genel olarak dış politikayı ihmal etmiştir. Ancak, Vladimir Putin’in devlet başkanı olduktan sonra Rusya’nın kendisini toparlaması ile birlikte Rusya hem çok yönlü hem de çok aktif dış politika izlemeye başlamıştır. Bu bağlamda Kürt sorunu da Rusya’nın dış politikasında yeni bir boyut kazanmıştır.

Aslında uluslararası arenadaki gelişmelere karşı Rusya’nın resmî tutumu, BM çerçevesinde şekillenmiştir. Rusya bütün sorunların barışçıl yollarla çözülmesinden yanadır. Rus yetkililer, İran ve Suriye de dâhil olmak üzere bütün sorunların taraflar arasında dışarıdan bir dayatma olmadan çözülmesi gerektiğini savunmaktadır. Ayrıca Rusya, ülkelerin mevcut statülerinin korunmasını, bağımsızlık talebinde bulunanlara ise hukukî anlaşmalar çerçevesinde sınırlı özerkliğin verilmesini savunmaktadır. Rusya’nın bu görüşü, Kosova için olduğu gibi, Irak’daki Kürtler için de geçerlidir. Bu husus ise Rusya’nın kendi konumu ile yakından ilgilidir. Zira Kosova ve diğer bölgeler emsal teşkil edebileceğinden ve Rusya Federasyonu içindeki cumhuriyetlerin de bu bölgeleri örnek alarak bağımsızlıklarını ilan edebilecekleri korkusundan dolayı Moskova, günümüzdeki bütün devletlerin toprak bütünlüğünü desteklemektedir. Bununla birlikte Moskova bir taraftan söz konusu politikasını sürdürürken, diğer taraftan bu politikasıyla hayal kırıklığına uğratan halkları da dış politikasının farklı yönlerinde “pazarlık aracı” olarak kullanmaktan çekinmemektedir. Kürtler de bu bağlamda istisna teşkil etmemektedir.

Moskova ile Kürtler arasında ortak çıkarlar da mevcut olup, bunların başında “Pantürkizm” korkusu gelmektedir. Gerek, Ruslar ve Rus hükümeti gerekse Kürtler, Türkiye’nin Orta Asya, Kafkaslar ve Orta Doğu’da etkisini artırmaktan rahatsız olmakta ve Türkiye’nin bu coğrafyada güçlenmesini, kendileri için “tehlike” olarak algılamaktadırlar. Nitekim Rusya Pantürkizm’e karşı Kürtleri bir nevi “koruma seti” olarak görürken, Kürtler de Rusların desteğini elde etmek için kendilerinin Türklerin yayılmasının önündeki en büyük engel olduğunu ileri sürmektedirler.(6) Hatta Kürtler, son dönemde gerçekleşen Rus-Türk yaklaşımından da rahatsız olmaktadırlar. Nitekim, kurt.ru internet sitesinde yayınlanan anonim bir makalede, Türkiye’nin aynen I. Dünya Savaşı sonrasında olduğu gibi Rusya’yı kullandığını ve Rusya sayesinde güçlenmek istediğini belirterek, önümüzdeki yıllarda da Türkiye’nin güçlendiğini hissetmeye başladığı bir dönemde sırtını yine Rusya’ya dönebileceği yazılmaktadır.(7) Böylece Rusya ile Kürtler arasındaki ilişkileri, “çıkar” ilişkisi olarak nitelendirmek mümkündür. Bu ilişkilerin çıkarlara dayanması, aslında çıkarların sona erdiği anda dengelerin değişebileceğini ve Türkiye’nin bu dengeleri kendi lehine değiştirebileceğini de göstermektedir. Son dönemde gelişmeye başlayan Türk-Rus ilişkileri bunun bir göstergesidir.

Türk-Rus İlişkilerinde Terör ve PKK Faktörü

Soğuk Savaş döneminde farklı taraflarda yer alan Türkiye ile Rusya Federasyonu 21. yüzyılın başında diplomatik ilişkileri artırmış ve iki ülke arasındaki ilişkiler ivme kazanmıştır. Bunun en büyük göstergesi ise iki ülke arasındaki ticaret hacmidir. 2012 yılında iki ülke arasındaki ticaret hacmi 40 milyar Dolar’a ulaşmış bulunmaktadır. Taraflar 2015’te bu rakamı 100 milyar Dolar’a çıkarmak istemektedirler. İki ülke arasındaki ticaret hacmin büyümesinde hiç şüphesiz her geçen gün gelişen diplomatik ilişkilerin de etkisi büyüktür. Ticaretin, yanı sıra tarafların enerji alanında işbirliği içerisinde olmaları, iki ülkenin de bölgedeki birçok sorunun barışçıl yollarla çözmekten yana olmaları gibi faktörler de Rus-Türk ilişkilerinin gelişmesini sağlamaktadır.(8) Bununla birlikte taraflar arasındaki ilişkilerin daha fazla gelişmesini sağlayacak ve aynı zamanda acil çözüm bekleyen sorunlar da mevcuttur. Bu sorunların başında hiç şüphesiz Rusya’nın PKK ile ilgili tutumu gelmektedir.

Rus-Türk ilişkilerinde PKK konusu, tek başına neredeyse hiç ele alınmamış ve hep Çeçenistan konusu ile kıyaslanarak gündeme getirilmişti. Bu iki konunun üzün süre boyunca ilişkilere gölge düşürdüğünü de söylemek mümkündür. Aslında terörden en fazla zarar gören ülkelerin başında Türkiye ile Rusya gelmektedir. Bununla birlikte taraflar, uzun süre boyunca karşılıklı suçlamalarda bulunarak ilişkilerin ara sıra gerginleşmesine neden olmuşlardır. Ancak özellikle 11 Eylül’den sonra bütün ülkelerin uluslararası terörizm ile mücadelede işbirliğine gittiği zaman, Rusya ile Türkiye birbirlerinin konuyla ilgili hassasiyetini daha iyi anlamış ve diplomatik ilişkilerin de gelişmesiyle, söz konusu konular, ilişkilerdeki sorun olmaktan çıkmıştır. Ayrıca bunda 24 Ocak 2002 yılında Moskova’da uluslararası terörizm ile mücadele konusunda Rus ve Türk diplomatlarının yaptıkları görüşmelerin ve bu konuda işbirliği yapacaklarına dair imzaladıkları anlaşmaların da etkisi büyüktür.(9) İki ülkenin bu alanda işbirliğine gitmesinde terörizm ile mücadele konusundaki yaklaşımları da etkili olmuştur. Nitekim Türkiye ile Rusya, ABD’den farklı olarak terör ile mücadeleyi kendi topraklarında vermekte ve bu tehlike her iki ülkenin de toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir. Diğer taraftan Türkiye ile Rusya, ABD’nin terör ile mücadele çerçevesinde Orta Doğu ve Asya coğrafyasında izlediği “yayılmacılık” politikasından da rahatsız olmaktadırlar.

Başlangıçta PKK konusu ilişkilerde Çeçenistan sorunu ile birlikte gündeme geldiyse, son dönemde gerek Rusya’nın Çeçenistan meselesini çözmesi gerekse de Türkiye’nin meseleyle ilgili Rusya’yı memnun eden tavır içerisinde olması dolayısıyla ikili münasebetlerin gündeminde yalnızca PKK konusu kalmıştır.

Putin’in Aralık 2004’te gerçekleştirdiği Türkiye ziyaretinden(10) sonra Rusya’da PKK’yı terörist listesine dâhil etmesi gerektiğine dair sesler artmıştı. Moskova’da faaliyet gösteren Kürt örgütleri, Rusya Federasyonu kanunlarına uygun bir şekilde kurulmuş olsa da, Rus uzmanlar söz konusu örgütlerin bir kısmının PKK ile ilişkileri olduğunu belirtmektedir. Ancak, Yakın Doğu politikasının önemli bir unsuru hâline gelen Kürt etkenini göz önünde bulunduran Kremlin, bu örgütleri yasaklayarak, Kürtlerle ilişkilerini bozmaktan çekinmektedir. Diğer taraftan, en önemli ticari ortaklardan biri olan Türkiye’nin bu konudaki baskısı, Rusya’yı bir seçim yapmaya zorlamaktadır. Bununla birlikte Rusya yayınladığı terörist örgütler listesinde PKK’ya yer vermemektedir. Rus yetkililer sadece Rusya’da faaliyet gösteren ve Rusya’nın çıkarlarına zarar veren terör örgütlerini listeye dâhil ettiklerini ileri sürmektedirler. Netice itibarıyla taraflar birbirlerinin terörizm ile mücadele konusundaki kaygılarını anlamalarına rağmen, somut işbirliğinden uzaktırlar. Ancak, tarafların bu yönde yaptıkları karşılıklı adımlarla bu konu artık ilişkileri olumsuz etkilememektedir.

TERÖRLE MÜCADELE DOSYASI /// “TAMBURALI PAŞA” KUNDAKÇI : SURİYE İLE İŞ BİRLİĞİ PKK’YI BİTİRİR


"TAMBURALI PAŞA" KUNDAKÇI : SURİYE İLE İŞ BİRLİĞİ PKK’YI BİTİRİR

“Tamburalı Paşa” olarak tanınan emekli Korgeneral Hasan Kondakçı Suriye’de yaşanan gelişmeleri ve Fırat’ın doğusuna yapılan Barış Pınarı Harekatını Aydınlık’a değerlendirdi.

Fırat’ın doğusunda hedefinPKK/PYD’nin temizlenmesi olması gerektiğinivurgulayan Kondakçı “30 km güvenlik hattıTürkiye’nin güvenlik sorununu çözmez. 30 km uzun vadede çözüm değil. Sen kovalarsın o 30 km geriye kaçar. 30 km sonrası teröristler için cephe gerisi olur. Yarın yeniden başına bela olarak karşına çıkar. Türkiye PKK/PYD’nin bitirilmesi hedefiyle hareket etmelidir. Bunun koşulları vardır” dedi.

Fırat Kalkanı Zaytin Dalı ve Barış Pınarı Harekatları ile “terör koridoru”nun kesildiğini ABD’nin ve terör örgütünün “Akdeniz’e ulaşma” hayallerinin bittiğini kaydeden Kundakçı teröre karşı da önemli mesafe alındığını belirtti. Türkiye’nin hamleleri sonrasında Fırat’ın

doğusunda dengelerin değiştiğini belirten Kondakçışunları söyledi: “Şimdi yapılması gereken hamleŞam yönetimi ile işbirliği. Türkiye ile Suriye’nin çıkarı ortak. Türkiye’nin teröristdediğine Suriye de terörist diyor. Hedef bir. Yapılması gereken de teröre karşı birlikte hareket etmek. Birlikte hareket etmek zorundayız.

Suriye’nin toprak bütünlüğü siyasi birliği Türkiye’nin güvenliği için gerekli. İki ülke birlikte hareket ederse ABD oynayacak elemanbulamaz. Bölgede kalmak için de fazla şansı kalmaz. Amerika’nın bölgeden tamamen çıkışıiçin de Türkiye-Suriye işbirliği gerekli. Türkiye

Suriye ile işbirliği yaparsa terör örgütünü bitirme hedefine kısa sürede ulaşır. ”

Suriye askerinin sınırımıza kadar gelmesini isteyen Kondakçı “Suriye askerinin sınırımıza gelmesi Türkiye’nin güvenliğini de sağlar. Sınırımızın tamamında Suriye askeri dışındaki güçler tasfiye edilmelidir” diye konuştu. Kondakçı bölge ülkelerinin işbirliği yapmasının önemine de dikkat çekerek “Bölge ülkeleri birlikte hareket ederse sorun çok hızlı çözülür. Şu andaki birliktelik bozulmamalı” ifadelerini kullandı.

LİNK : http://www.ulusal.com.tr/baris-pinari-harekati/tamburali-pasa-kondakci-suriye-ile-is-birligi-pkk-yi-bitirir-h242013.html

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK’LILARA KUCAK AÇAN MISIR TEN TV TÜRKİYE’YE AÇIK DÜŞMANLIK GÖSTERMEKTEN ÇEKİNMİYOR /// İŞTE O HABER !!!!


O isimden çarpıcı sözler !!!!!

KAYNAK : http://www.samanyoluhaber.com/o-isimden-carpici-sozler-haberi/1343721/ (TÜRKİYE’DEN YASAKLI. TR’DEN GİRECEKLER VPN KULLANABİLİRLER)

"Türkiye, sınırlarını rahatça kullanabilmesi ve kendisine verdiği maddi destek karşılığında IŞİD’den ses getirecek intihar eylemlerini gerçekleştirmesini istiyordu. Yakaladığımız IŞİD üyelerini sorguladığımızda Türk istihbaratı ile aralarında doğrudan iletişimde olduklarını fark ettik. Buna dair delillerimiz de var. Bunu itiraf eden adamları elimizde." Bu çarpıcı sözler Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Kobani’ye ait.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Kobani, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın terör örgüte IŞİD’e destek verdiğini söyledi.

IŞİD’e katılmak için bölgeye açılan tek kapının Türkiye sınırları olduğuna işaret eden Kobani, Erdoğan rejiminin himayesinde farklı ülkelerden gelen binlerce IŞİD elemanının Suriye ve Irak’ta örgüt saflarında katliam yaptığının altını çizdi.

MAZLUM KOBANİ: MİT İLE IŞİD ARASINDA İRTİBAT VAR

Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri’nden hakkında kırmızı bülten çıkarmasını talep ettiği SDG’nin lideri Mazlum Kobani, Mısır’da TEN TV’den Neşet el-Dihi’ye mülakat verdi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile IŞİD arasındaki irtibata dikkati çeken Kobani, Erdoğan’ın IŞİD’den ses getirecek intihar saldırıları gerçekleştirmesini istediğini iddia etti.

Kobani’nin sorulara verdiği cevaplar:

IŞİD’den size kendilerine katılmanız ile alakalı bir talep geldi mi?

Bunu basında ilk defa burada sizinle paylaşıyorum.

IŞİD bize aracılarlarla (orada bulunan tanıdıklar var) mektup gönderdi. Başkalarına da gönderdikleri mektubun aynısı.

Bize dediler ki: Biz Kobani’ye girmek istiyoruz. Siz halifeye biat edin. Kara bayrağı dikin Kobani’ye. Kürtler olarak tüm haklarınız mahfuz olacak. Biz, Kürdistanı işgal eden hükümete benzemeyiz.

Kültürel haklarınız, siyasi haklarınız olacak. Sizden tek isteğimiz İslam hilafetine biat etmeniz, bayrağımızı dikip Ebu Bekir Bağdadi’ye biat etmeniz. Tüm haklarınızdan istifade edeceksiniz.

Tabi biz bunu düşünmeksizin reddettik.

Başka önemli bir konu da şu.

Türkiye, IŞİD’i destekliyordu. Türk güvenlik kuvvetleri IŞİD ile karşı karşıya gelmeyi kabul etmedi, savaşmak istemedi. Amerikan askerleri Kuveyt üzerinden gelerek Suriye ordusuna IŞİD’e karşı yardımcı oldu.

Türkiye, IŞİD ile savaşmak için "NATO üyesi" olmasına rağmen uluslararası koalisyon güçlerine destek vermeyi reddetti ve Kuveyt üzerinden destek sağlandı. Bu iddia doğru mu?

Aynen dediğiniz gibi oldu. Türk istihbarat kaynakları bize şu an IŞİD’e karşı bir mücadele içinde olmak istemediklerini ve kendileri ile olan savaşta bir destek sağlayamayacaklarını iletti.

Yani Türkiye, IŞİD ile savaşmak istemedi ve size IŞİD’e karşı bir şey yapamayacağını iletti. O zaman Türkiye, YPG’yi mi ortadan kaldırmak istedi?

Zaten asıl hedefi de o Türkiye’nin. IŞİD’in Kobani’ye saldırmasını destekleyen de Türkiye oldu.

Türkiye, IŞİD’e maddi ve manevi desteklemek ve sınırlarını kullanmasına izin vermek şartıyla Kobani’ye, Fırat bölgesine saldırmasına teşvikte bulundu.

Bütün yabancı IŞİD mensupları Türkiye üzerinden bölgeye geçiş sağlıyordu. Gelen yabancı IŞİD militanları gerek İstanbul havalimanına gerekse Türkiye’nin diğer havalimanlarına inip oradan da sınır kapılarından bölgeye geçişleri sağlanıyor.

Erdoğan’ın Amerika’dan iadesini istediği SDG’nin lideri Mazlum Kobani, Mısır’da TEN TV’den Neşet el-Dihi’ye mülakat verdi.

Tarihi açıdan önemine binaen bir daha sormak istiyorum. Yani IŞİD içinde savaşan yabancı bütün örgüt elemanları bölgeye geçişlerinin Türkiye üzerinden mi sağlıyorlar?

İstisnasız olarak hepsi bu şekilde geçişlerini sağlıyorlar. Türk topraklarını bu bölgeye geçiş için kullanıyorlar. Binlerce yabancı örgüt elemanı var savaşan.

Bölgeye geçmek için bu yolu kullanıyorlar. Aklınıza hangi ülke gelirse gelsin hatta Amerikalılar bile Türkiye üzerinden bölgeye geçiyorlar.

O zaman Türkiye’nin, bölgede IŞİD’in yerleşmesine ve büyümesine katkı sağladığını söyleyebilir miyiz?

Aynı dediğiniz şekilde oldu. Kimsenin, hatta Türkiye’nin bile bunu inkâr edeceğini de sanmıyorum. Bizim IŞİD’e karşı çok mücadelemiz oldu. Suriye ordusu da IŞİD ile ciddi mücadelede bulundu.

Birçok ülke IŞİD ile savaştı. Ancak Türkiye, IŞİD’in hep ayakta kalmasını sağladı ve bu yönde destekledi. 2016 yılında bölgedeki IŞİD ile mücadelemiz arttıkça sınırlar da IŞİD’den temizlendi.

"TÜRKİYE İKİ ŞEKİLDE IŞİD’İ KULLANDI"

Ras el ayn gibi, Münbiç’te de başarılı olduğumuz ve bu konuda ısrarımızı gören Türkiye’nin sınırlarının IŞİD ile alakası kesildi. Türkiye, IŞİD’in askeri olarak da zayıfladığının farkına vardı.

2016 yılının yaz aylarında Suriye’ye saldırma kararı aldı. Sebep olarak da IŞİD ile mücadeleyi bahane etti.

Türkiye iki şekilde IŞİD’i kullanmış oldu. Birincisinde YPG’yi ortadan kaldırmak isterken IŞİD’i kullandı. İkincisinde ise Suriye topraklarına saldırmak için IŞİD’i bahane etti.

Birçok Suriye toprağını bu şekilde ele geçirdi.

O zaman Türkiye kendi çıkarları için yani YPG’yi ortadan kaldırmak ve Suriye topraklarına saldırmak için IŞİD’i kullanmış oldu. IŞİD, Türkiye’nin hedeflerine ulaşması için kullandığı başka argümanlardan biri.

Gerçekten de öyle oldu. DAEŞ’in gelişmesinde Türkiye’nin desteği oldu.

Türkiye ve Bağdadi yönetimi arasında veya IŞİD ve Türk istihbaratı arasında direkt bir bağ var mıydı? Yoksa aralarındaki alaka sadece bilgi paylaşımından mı ibaretti?

Elimizde yakalamış olduğumuz IŞİD üyelerini sorguladığımızda Türk istihbaratı ile aralarında doğrudan iletişimde olduklarını fark ettik. Sınırdaki Türk görevlileriyle IŞİD’liler anlaşma yapmışlardı.

Örgüte katılmak isteyen herkes sınırdaki Türk görevliler tarafından sınırı geçmelerine izin veriliyordu.

Türklerin yönetimde olan sınır boyu bütün kapılardan IŞİD’e katılmak isteyenlere kolaylık sağlanmaktaydı.

ÇARPICI İDDİA: TÜRKİYE, IŞİD’DEN SES GETİRECEK İNTİHAR EYLEMLERİ İSTEDİ

Örnek verecek olursak Suriye’nin doğusunda IŞİD yenilgiye uğradıktan sonra bize istihbarat kaynaklarımızdan bilgi ulaştı. Bunu ikisi arasındaki alakanın ve irtibatın ne kadar ileri seviyede olduğunu göstermek için anlatıyorum.

Burada Bağuz’da IŞİD’in yenilgiye uğramadan iki ay öncesiydi ve daha sonra da bu şekilde devam etti.

Türkiye, sınırlarını rahatça kullanabilmesi ve kendisine verdiği maddi destek karşılığında IŞİD’den bölgede ses getirecek intihar eylemlerini gerçekleştirmesini istiyordu.

Burada çok önemli ve tehlikeli bir nokta söz konusu. Siz bu bölgeye girerek Türkiye ve IŞİD arasındaki bağı da kesmiş oldunuz. Aralarındaki ilişkiyi ortaya çıkardınız. Yani Türk istihbaratı IŞİD’den belli yerlerde ve belli bölgelerde intihar saldırıları düzenlemesini mi istiyordu?

Evet, buna dair delillerimiz de var. Bunu itiraf eden adamları elimizde. Biz bunu uluslararası arenada da paylaştık. Ancak her ülkenin kendine göre çıkarları olduğu için istenilen şekilde ses çıkaran olmadı.

Yani dünyanın kendisine savaş açtığı IŞİD’den Türk istihbaratı intihar saldırıları düzenlemesini istiyor! Bu aynı zamanda da savaş suçu sayılır!

IŞİD zaman zaman ufak da olsa az ses getirecek intihar saldırıları gerçekleştiriyordu. Ancak Türkiye bundan memnun kalmıyor, aksine daha çok ses getirecek devasa saldırılar istiyordu.

2015’te onlarca kişinin öldüğü Kamışlı saldırısında Türk istihbaratı IŞİD’den bu tür saldırıların sayısını artırmasını istedi.

"SALDIRIYA YARDIMCI OLANLAR İTİRAF ETTİ, DÜNYA ORALI OLMADI"

Türk yetkililerle örgüt arasındaki irtibat Bağuz düştükten sonra da devam etti. Örnek olarak yaklaşık bundan bir sene önce 2018’in sonuna doğru Münbiç’te intihar saldırı meydana gelmişti.

Bu olayı gerçekleştirenleri yakaladık. Bizzat yardımcı olanları ele geçirdik. Bunu herkes biliyor normalde. Soruşturma esnasında bir çok ülkeden Amerika’dan yetkililer vardı.

Şunu gördük ki patlamanın hazırlığı Türkiye’nin elindeki El Bab’da gerçekleşmiş. Patlamayı gerçekleştiren teörist ve IŞİD’den sorumlu kişi oradan Münbiç’e gelmiş.

Terörist patlamayı gerçekleştirdikten sonra IŞİD üyesi aynı geldiği yerden dönüş yapmış. Yani tekrar El Bab’a dönmüş. Operasyona katılan herkes de bunu itiraf etti. Bu anlattığımı da çoğu devlet bilmekte.

Herkesin kendi çıkarı olduğu için gerektiği şekilde tepki verilmiyor.

Maalesef!

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Recep Tayyip Erdoğan ne istiyor?

Erdoğan, İhvan’ın resmi olmasa da fiili temsilcisi. Resmi temsilcileri başka tabi ki. Pratikte bu işi kendi üstlenmiş durumda. Kendini İhvan’ın bütün yapılanmasından sorumlu kişi olarak görüyor.

Sadece fikri olarak da değil. Bunu bölgeyi kendi kontrolü altına alarak yapmak istiyor. Bunu Mısır’da denedi başarısız oldu, Suriye’de denedi ve başaramadı. Şimdi de Libya’da deniyor. Dini kullanarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor.

"ERDOĞAN KENDİ PROJESİ ADINA HER ÖRGÜTÜ KULLANIYOR"

Bunun içinde IŞİD gibi Nusra gibi bir çok argümanları kullanıyor. Kendi projesini gerçekleştirme adına bu bölgede her şeyi kullanıyor.

Maalesef uluslararası arenanın Erdoğan’ın bu girişimlerine, saldırılarına sessiz kalması kendisinin daha rahat hareket etmesini sağlıyor.

İhvanı da kullanarak tekrar Osmanlı’yı geri getirmeye çalışıyor. Bu amaçla bazen Kürtleri kullanıyor, bazen de Libya’da olduğu gibi kendi çıkarına ne uygunsa onu kullanıyor.

Malesef eğer Erdoğan’ın Libya’yı işgaline ses çıkartılmazsa bu sefer de kendine başka hedefler koyup başka ülkelerin içişlerine karışacaktır.

Bundan dolayı Erdoğan’ın düşünce ve fikirleri bölge adına tehlike oluşturmakta.