PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : Centcom’un Çabalarına Rağmen YPG Terörist Tabiatını Sürdürüyor


Centcom’un Çabalarına Rağmen YPG Terörist Tabiatını Sürdürüyor

Yazan Mete Han Kutlusan

16 Mayıs 2020

Şarkul Awsat’ın haberine göre[1]ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Başmüfettişliği, Irak ve Suriye’de IŞİD’e yönelik gerçekleştirilen operasyonlara ilişkin geçtiğimiz günlerde yayınladığı raporda, PKK’nın Suriye yapılanması YPG’nin Demokratik Suriye Güçleri (DSG) yönetimine Arapları dahil etmemekte ısrar ettiği belirtildi.

Son aylarda DSG’nin çatı bir kuruluş haline getirilerek YPG terör örgütünün kontrolü altında bulunan birtakım diğer Arap aşiretler ve YPG’ye dahil olmayan Kürt grupların da buna eklemlenmesine yönelik bir ajanda güdülüyor.

Raporda göze çarpan hususlardan birisi de ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ile Savunma İstihbarat Ajansı’nın (DIA) arasındaki görüş ayrılığı.

CENTCOM, Arap nüfusun büyük çoğunluğunun YPG ve bu yapıyla ilişkili DSG gibi yapıları desteklediğine ilişkin bir kanaat sürerken; DIAise YPG’nin Arapları SDG yönetimine dahil etmek istemediğini vurguladığı raporda belirtiliyor. Bunun temel sebebi hali hazırda ABD ve Rusya tarafından desteklenen YPG terör örgütünün DSG çatısı altındaki özgül ağırlığını ve pastadaki payını kaybetmek istememesi.

"DIA, PENTAGON’aDSG içindeki YPG’nin, Arapların yoğun yaşadığı ve Arap milislerin çoğunlukta olduğu bölgeler söz konusu olduğunda bile Araplarla güç paylaşımına girme konusunda isteksiz davrandığını bildirdi. DIA’ya göre bu emareler, YPG’ninDSG bünyesinde halihazırda oldukça az seviyede olan Arap otonomisini de yok etme girişimini gösteriyor."

Raporda vurgulanan durum, haliyle YPG terör örgütününDSG içindeki gücünü elinde tutup karar verici konumda olması. CENTCOM’un, Arap aşiretleri DSG çatısına eklemlemeye yönelik son dönemlerdeki çabaları ve görüşmeleri de rapora bu anlamda yansıyor.

Şarkul Awsat’ın değerlendirmelerine göre raporda yer alan birtakım önemli tespitler şu şekilde:

  • YPG’nin kontrol ettiği bölgelerde yaşanan etnik rekabet, yoksulluk ve güvenlik sıkıntıları Arap toplumunun DSG’ye yönelik desteğini olumsuz etkiliyor.
  • YPG’nin gençleri zorla silah altına alma uygulaması Araplar tarafından büyük bir tepkiye yol açıyor. Bu uygulamaya karşı zaman zaman protestolar da düzenleniyor.
  • Arap sivil toplum aktivistlerinin siyasi muhalefetten dolayı YPG militanları tarafından esir alınıyor.
  • YPG, Türkiye’nin askeri harekatları sonucunda uğradığı kayıpları kapatmakta güçlük çekiyor.

Sonuç olarak YPG kontrolündeki bölgelerde yaşanan rahatsızlıklar insan hakları ihlallerine kadar varmış durumda. Her ne kadar CENTCOM bunu saklamaya çalışsa da DIA bu sorunları dile getiriyor. En nihayetinde YPG, her ne kadar sivil bir yapı kimliği kazandırılmaya çalışılsa da terörist tabiatını sergilemeye devam ediyor. CENTCOM, YPG’ye legal bir meşruiyet ve halk desteği kazandırmak için bazı girişimlerde bulunsa da, uzun vadede bu bölgede her an patlamaya hazır siyasal, ekonomik, toplumsal ve güvenlik boyutlarında birçok sorun bulunuyor.

LİNK : [1]

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK’ya MOSSAD görevi


PKK’ya MOSSAD görevi

MOSSAD, PKK/PYD terör örgütüne Filistin liderlerini vurma görevi verdi. Kamışlı’da eğitilen 20 terörist Erbil üzerinden Tel-Aviv’e gönderildi.

İsmail Zelvi / Milat Gazetesi

İsrail-ABD’nin yıllardır Türkiye’ye saldırttığı PKK’ya Filistinlileri vurma görevi verildi. PKK/YPG’li teröristler ‘Yüzyılın ihaneti’ anlaşmasına karşı gelen Filistinlileri öldürmek için kullanılacak. Al-Haber Ajansı’nın haberine göre, Suriye’de İsrail için çalışan PKK’lılardan seçilen 20 kişilik terör ekibi Filistin topraklarına taşınarak Filistinlilere suikast ve öldürme olaylarında Mossad ajanı olarak kullanılacak.

ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’in yardımcısı William Roebuck, Suudi Arabistan Körfez İşleri Bakanı Semir el Sabhan ile birlikte, PKK’lı teröristlerle pazarlık yaptılar.

İsrail Mossad’ının, PKK/YPG Mossad’ının nüvesini attığı programda başarılı olan 20 terörist Kamışlı’dan Erbil’e, oradan da hava yoluyla Tel Aviv’e götürdü. Teröristlerden üçünün ismi ise deşifre oldu. Ali Muhammed Hasan, Ribar Abdulrezzak Ahmed, Berkhudan Aziz Murad. Teröristler İsrail’e gitmeden önce Kamışlı’da eğitime tabii tutuldular. Eğitime giren 150 terörist arasından seçilen 20 tanesi Tel Aviv’e gönderildi.

Körfez sabotajını PKK mı yaptı?

Öte yandan ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’in yardımcısı William Roebuck, Suudi Arabistan Körfez İşleri Bakanı Semir el Sabhan ile birlikte DeirEzzor’da bulunan el-Omar petrol kuyusu bölgesinde YPG karargahında bölücü örgüt yetkilileri ile toplantı yaptı. Toplantının Umman Körfezi’nde Japonya’ya yük taşıyan iki gemiye sabotaj öncesi yapılması dikkat çekti. Yerel kaynaklar. Japon gemilerini vurma görevini, ABD ve Suudlar tarafından PKK’lı teröristlere ihale edildiği konusunu gündeme getirdi.

İsrail’in tehditlerinden korkmuyoruz

Hareketin sözcüsü Hazim Kasım, Gazze’den İsrail’e yönelik roket saldırısının akabinde bazı İsrailli siyasetçilerin yaptığı çağrılarla ilgili açıklamada bulundu.

"İsrailli bazı parti liderlerinin, yapılacak seçimde daha fazla oy almak için savurduğu tehditler, Filistin halkını ve direniş gruplarını korkutamaz." diyen Kasım, Filistin halkının ablukayı kırmak ve onurlu bir yaşam sürme hakkını elde edebilmek için mücadelesine devam edeceğini vurguladı.

Kasım ayrıca hareketin, İsrail-Gazze arasında ateşkesin kalıcı hale getirilmesi ve ablukanın kırılması için ortam hazırlanması konusundaki çalışmalarını ara bulucularla sürdürdüğünü belirtti.

İsrail uçakları Gazze’nin doğusu ile güneyindeki noktalara hava saldırısı düzenlemişti. Saldırı, İsrail yerel basınının, Gazze’den İsrail’in güneyindeki Sderot kentine atılan roketin bir binaya isabet ettiğini duyurmasından birkaç saat sonra gerçekleşmişti.

Roket saldırısının ardından İsrailli siyasetçiler, Hamas liderlerine suikast düzenlenmesi ve Gazze’ye şiddetli karşılık verilmesi çağrısında bulunmuştu.

Mısır, Katar ve BM, bir süredir Filistinli gruplar ile İsrail arasında "Gazze’deki gösterilerin durdurulması karşılığında bölgeye uygulanan ablukanın hafifletilmesine dayanan bir ateşkes sağlanması" için görüşmeler yürütüyordu.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// ELVAN ALKAYA : Rusya’nın 22 yıllık PKK destek tarihi


Rusya’nın 22 yıllık PKK destek tarihi

1993 Rusya, Türkiye Çeçenistan’ı desteklerse PKK’yı destekleyeceğini bildirdi.
1994 Rusya’nın PKK’yı destekleme çalışmaları başladı. Rusya Bakanlığı’nın yer aldığı bir konferansta Türkiye, devlet terörü uygulamakla suçlandı . Rus resmi şahıslarının katıldığı bir başka etkinliğe Öcalan, tebrik mesajı gönderdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Karaşin, “Moskova, PKK’yı bir terör örgütü olarak görmüyor mu?" sorusuna net cevap veremedi. Aynı yıl Moskova’da PKK sempatizanı Kürt Evi açıldı.
1995 Türkiye Kürt Evi’nin kapatılmasını istediğinde; Rusya isteği Uluslararası Kürt Toplumu Örgütleri Birliği’ni Adalet Bakanlığı kayıtlarına alarak cevap verdi. PKK’lılar Duma Meclisi’nde görüşmelere başladı. Duma Meclisi’nde ‘Kürdistan Sorunları Çalışma Grubu’ kurarak PKK desteği yasallaştırıldı. Hazırlanan bir raporda; Rusya’nın Kürt devleti kurulması çabalarına destek vermesi ve Türkiye’deki iç istikrarı bozarak, uzun dönemde parçalanmasının sağlanması çağrısı yapıldı
1997 Duma Jeopolitik Konular Komitesi’nde, 10 PKK’lı Kürt grubu çalışma yapmaya başladı. Rusya’nın Ankara eski Büyükelçisi Albert Çernişev “kendileri camdan evde oturanların etrafa taş atmamaları gerekir" diyerek Çeçenistan’a karşı PKK kartını bir kez daha yineledi.
1998 Mahir Velat PKK’nın siyasi kanadı ERNK’nin Moskova temsilcisi oldu. Velat, PKK’nın Bakü-Ceyhan projesini engelleyebileceğini iddia etti . Öcalan Suriye’den Moskova’ya geçti. Liberal Demokrat Parti’nin milletvekili Mitrapano’nun ayarladığı evde 33 gün kaldı. Duma, Öcalan’a siyasi sığınma hakkı verilmesi isteğini kabul etti. Karar Rus Dışişleri Bakanı ile Demirel’in kulağına fısıldandı.
1999 İtalya’da saklanan Öcalan yeniden Moskova’nın yolunu tuttu . Rusya Öcalan’ın Rusya’da bulunduğunu kabul etti. Türkiye Öcalan’ın iade talebiyle birlikte iktisadi kolaylıklar teklif etti. Öcalan’ın her iade talebi oyalamalarla yanıtlandı. Öcalan yakalandıktan sonra Rusya’da bulunuş süreleri hakkında bülbül gibi ötünce Rusya’nın PKK desteği ifşa olmuş oldu.
2006 Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a " Siz de PKK’yı terör örgütü listesine alın " denildiğinde, sadece " Biz de terör konusunda hassasız " diyebildi.
2007 Genelkurmay Başkanlığı, PKK’ya ait silahların menşeini belirledi. Kalaşnikof silahların % 71,6’sı, kannasların %45,2’si, roketlerin %85’i, el bombalarının %72’si, mayınların %28’i Rusya’ya aitti.
2010 Wikileaks belgelerinde Rusya’nın mafya aracılığı ile PKK’ya silah sattığı yer aldı. İspanyol savcı Jose Grinda Gonzales, Amerikalı diplomatlara Moskova’nın Rus mafya lideri Zahary Kalaşov ile PKK’ya silah sevkiyatı yaptığını anlatmıştı.
2013 G20 Zirvesi’nde Putin, Rusya’nın Esed’e silah sattığını büyük bir rahatlıkla söyledi. ( 2005-2011 yılları arasında Rusya Suriye’ye 25 milyar dolarlık silah sattı ) Genel Kurmay Başkanlığı PKK’nın elindeki silahlar hakkında yeniden bilgi paylaştı. Buna göre örgütün elindeki roketlerin %85’i, , kanasların %60’ı, el bombalarının ve kalaşnikofların çoğu Rus menşeiliydi…
2014 HDP’li milletvekili Burcu Özkan : "Buradan defolup gideceksiniz. Bize uzattığınız keleşi size çevirmesini iyi biliyoruz" dedi. ( Yazımın sonuna gelince neden söylendiğini daha iyi algılamışsınızdır…)
Ekim 2015 Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, PKK’yı terör örgütü olarak tanımadıklarını söyledi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya’nın Iraklı Kürtlere askeri destek verdiklerini ilan etti. Şırnak’ın Beytüşşebap İlçesi’nin Kaymakamı Kadir Güntepe, terörist sığınaklarında Rus üretimi ‘Metis M’ füze kartuşlarını bulduklarını açıkladı.
Aralık 2015 Rus ordusuna ait askeri kargo uçağı PYD’ye 5 ton hafif silahı paraşütlerle indirdi. Rusya Savunma Bakanlığı tarafından İran’a teslim edilen 40 bin kalaşnikof Türkmen Dağı cephesindeki Türkmenleri katletmeye hazır grupların eline geçti.
Bugünden sonra Türkiye’de gerçekleştirilecek her türlü PKK saldırısı Putin’in PKK’ya, İran’a ve Suriye’ye sattığı silahlar üzerinden olacak.
2017’den itibaren Ukrayna’daki Sevastopol üssünü kullanamayacak olan Rusya’nın, açık denizlere inme hayali için tek nokta Suriye’deki Tartus şehri. Ve Rusya bu şehir için Esed’in borçlarını sıfırlayıp, Suriye’deki halkı katletmeye başladı bile.
DAEŞ falan bahane…

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI : PKK’LILARA KUCAK AÇAN MISIR TEN TV TÜRKİYE’YE AÇIK DÜŞMANLIK GÖSTERMEKTEN ÇEKİNMİYOR /// İŞTE O HABER !!!!


O isimden çarpıcı sözler !!!!!

KAYNAK : http://www.samanyoluhaber.com/o-isimden-carpici-sozler-haberi/1343721/ (TÜRKİYE’DEN YASAKLI. TR’DEN GİRECEKLER VPN KULLANABİLİRLER)

"Türkiye, sınırlarını rahatça kullanabilmesi ve kendisine verdiği maddi destek karşılığında IŞİD’den ses getirecek intihar eylemlerini gerçekleştirmesini istiyordu. Yakaladığımız IŞİD üyelerini sorguladığımızda Türk istihbaratı ile aralarında doğrudan iletişimde olduklarını fark ettik. Buna dair delillerimiz de var. Bunu itiraf eden adamları elimizde." Bu çarpıcı sözler Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Kobani’ye ait.

Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) lideri Mazlum Kobani, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın terör örgüte IŞİD’e destek verdiğini söyledi.

IŞİD’e katılmak için bölgeye açılan tek kapının Türkiye sınırları olduğuna işaret eden Kobani, Erdoğan rejiminin himayesinde farklı ülkelerden gelen binlerce IŞİD elemanının Suriye ve Irak’ta örgüt saflarında katliam yaptığının altını çizdi.

MAZLUM KOBANİ: MİT İLE IŞİD ARASINDA İRTİBAT VAR

Türkiye’nin Amerika Birleşik Devletleri’nden hakkında kırmızı bülten çıkarmasını talep ettiği SDG’nin lideri Mazlum Kobani, Mısır’da TEN TV’den Neşet el-Dihi’ye mülakat verdi.

Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ile IŞİD arasındaki irtibata dikkati çeken Kobani, Erdoğan’ın IŞİD’den ses getirecek intihar saldırıları gerçekleştirmesini istediğini iddia etti.

Kobani’nin sorulara verdiği cevaplar:

IŞİD’den size kendilerine katılmanız ile alakalı bir talep geldi mi?

Bunu basında ilk defa burada sizinle paylaşıyorum.

IŞİD bize aracılarlarla (orada bulunan tanıdıklar var) mektup gönderdi. Başkalarına da gönderdikleri mektubun aynısı.

Bize dediler ki: Biz Kobani’ye girmek istiyoruz. Siz halifeye biat edin. Kara bayrağı dikin Kobani’ye. Kürtler olarak tüm haklarınız mahfuz olacak. Biz, Kürdistanı işgal eden hükümete benzemeyiz.

Kültürel haklarınız, siyasi haklarınız olacak. Sizden tek isteğimiz İslam hilafetine biat etmeniz, bayrağımızı dikip Ebu Bekir Bağdadi’ye biat etmeniz. Tüm haklarınızdan istifade edeceksiniz.

Tabi biz bunu düşünmeksizin reddettik.

Başka önemli bir konu da şu.

Türkiye, IŞİD’i destekliyordu. Türk güvenlik kuvvetleri IŞİD ile karşı karşıya gelmeyi kabul etmedi, savaşmak istemedi. Amerikan askerleri Kuveyt üzerinden gelerek Suriye ordusuna IŞİD’e karşı yardımcı oldu.

Türkiye, IŞİD ile savaşmak için "NATO üyesi" olmasına rağmen uluslararası koalisyon güçlerine destek vermeyi reddetti ve Kuveyt üzerinden destek sağlandı. Bu iddia doğru mu?

Aynen dediğiniz gibi oldu. Türk istihbarat kaynakları bize şu an IŞİD’e karşı bir mücadele içinde olmak istemediklerini ve kendileri ile olan savaşta bir destek sağlayamayacaklarını iletti.

Yani Türkiye, IŞİD ile savaşmak istemedi ve size IŞİD’e karşı bir şey yapamayacağını iletti. O zaman Türkiye, YPG’yi mi ortadan kaldırmak istedi?

Zaten asıl hedefi de o Türkiye’nin. IŞİD’in Kobani’ye saldırmasını destekleyen de Türkiye oldu.

Türkiye, IŞİD’e maddi ve manevi desteklemek ve sınırlarını kullanmasına izin vermek şartıyla Kobani’ye, Fırat bölgesine saldırmasına teşvikte bulundu.

Bütün yabancı IŞİD mensupları Türkiye üzerinden bölgeye geçiş sağlıyordu. Gelen yabancı IŞİD militanları gerek İstanbul havalimanına gerekse Türkiye’nin diğer havalimanlarına inip oradan da sınır kapılarından bölgeye geçişleri sağlanıyor.

Erdoğan’ın Amerika’dan iadesini istediği SDG’nin lideri Mazlum Kobani, Mısır’da TEN TV’den Neşet el-Dihi’ye mülakat verdi.

Tarihi açıdan önemine binaen bir daha sormak istiyorum. Yani IŞİD içinde savaşan yabancı bütün örgüt elemanları bölgeye geçişlerinin Türkiye üzerinden mi sağlıyorlar?

İstisnasız olarak hepsi bu şekilde geçişlerini sağlıyorlar. Türk topraklarını bu bölgeye geçiş için kullanıyorlar. Binlerce yabancı örgüt elemanı var savaşan.

Bölgeye geçmek için bu yolu kullanıyorlar. Aklınıza hangi ülke gelirse gelsin hatta Amerikalılar bile Türkiye üzerinden bölgeye geçiyorlar.

O zaman Türkiye’nin, bölgede IŞİD’in yerleşmesine ve büyümesine katkı sağladığını söyleyebilir miyiz?

Aynı dediğiniz şekilde oldu. Kimsenin, hatta Türkiye’nin bile bunu inkâr edeceğini de sanmıyorum. Bizim IŞİD’e karşı çok mücadelemiz oldu. Suriye ordusu da IŞİD ile ciddi mücadelede bulundu.

Birçok ülke IŞİD ile savaştı. Ancak Türkiye, IŞİD’in hep ayakta kalmasını sağladı ve bu yönde destekledi. 2016 yılında bölgedeki IŞİD ile mücadelemiz arttıkça sınırlar da IŞİD’den temizlendi.

"TÜRKİYE İKİ ŞEKİLDE IŞİD’İ KULLANDI"

Ras el ayn gibi, Münbiç’te de başarılı olduğumuz ve bu konuda ısrarımızı gören Türkiye’nin sınırlarının IŞİD ile alakası kesildi. Türkiye, IŞİD’in askeri olarak da zayıfladığının farkına vardı.

2016 yılının yaz aylarında Suriye’ye saldırma kararı aldı. Sebep olarak da IŞİD ile mücadeleyi bahane etti.

Türkiye iki şekilde IŞİD’i kullanmış oldu. Birincisinde YPG’yi ortadan kaldırmak isterken IŞİD’i kullandı. İkincisinde ise Suriye topraklarına saldırmak için IŞİD’i bahane etti.

Birçok Suriye toprağını bu şekilde ele geçirdi.

O zaman Türkiye kendi çıkarları için yani YPG’yi ortadan kaldırmak ve Suriye topraklarına saldırmak için IŞİD’i kullanmış oldu. IŞİD, Türkiye’nin hedeflerine ulaşması için kullandığı başka argümanlardan biri.

Gerçekten de öyle oldu. DAEŞ’in gelişmesinde Türkiye’nin desteği oldu.

Türkiye ve Bağdadi yönetimi arasında veya IŞİD ve Türk istihbaratı arasında direkt bir bağ var mıydı? Yoksa aralarındaki alaka sadece bilgi paylaşımından mı ibaretti?

Elimizde yakalamış olduğumuz IŞİD üyelerini sorguladığımızda Türk istihbaratı ile aralarında doğrudan iletişimde olduklarını fark ettik. Sınırdaki Türk görevlileriyle IŞİD’liler anlaşma yapmışlardı.

Örgüte katılmak isteyen herkes sınırdaki Türk görevliler tarafından sınırı geçmelerine izin veriliyordu.

Türklerin yönetimde olan sınır boyu bütün kapılardan IŞİD’e katılmak isteyenlere kolaylık sağlanmaktaydı.

ÇARPICI İDDİA: TÜRKİYE, IŞİD’DEN SES GETİRECEK İNTİHAR EYLEMLERİ İSTEDİ

Örnek verecek olursak Suriye’nin doğusunda IŞİD yenilgiye uğradıktan sonra bize istihbarat kaynaklarımızdan bilgi ulaştı. Bunu ikisi arasındaki alakanın ve irtibatın ne kadar ileri seviyede olduğunu göstermek için anlatıyorum.

Burada Bağuz’da IŞİD’in yenilgiye uğramadan iki ay öncesiydi ve daha sonra da bu şekilde devam etti.

Türkiye, sınırlarını rahatça kullanabilmesi ve kendisine verdiği maddi destek karşılığında IŞİD’den bölgede ses getirecek intihar eylemlerini gerçekleştirmesini istiyordu.

Burada çok önemli ve tehlikeli bir nokta söz konusu. Siz bu bölgeye girerek Türkiye ve IŞİD arasındaki bağı da kesmiş oldunuz. Aralarındaki ilişkiyi ortaya çıkardınız. Yani Türk istihbaratı IŞİD’den belli yerlerde ve belli bölgelerde intihar saldırıları düzenlemesini mi istiyordu?

Evet, buna dair delillerimiz de var. Bunu itiraf eden adamları elimizde. Biz bunu uluslararası arenada da paylaştık. Ancak her ülkenin kendine göre çıkarları olduğu için istenilen şekilde ses çıkaran olmadı.

Yani dünyanın kendisine savaş açtığı IŞİD’den Türk istihbaratı intihar saldırıları düzenlemesini istiyor! Bu aynı zamanda da savaş suçu sayılır!

IŞİD zaman zaman ufak da olsa az ses getirecek intihar saldırıları gerçekleştiriyordu. Ancak Türkiye bundan memnun kalmıyor, aksine daha çok ses getirecek devasa saldırılar istiyordu.

2015’te onlarca kişinin öldüğü Kamışlı saldırısında Türk istihbaratı IŞİD’den bu tür saldırıların sayısını artırmasını istedi.

"SALDIRIYA YARDIMCI OLANLAR İTİRAF ETTİ, DÜNYA ORALI OLMADI"

Türk yetkililerle örgüt arasındaki irtibat Bağuz düştükten sonra da devam etti. Örnek olarak yaklaşık bundan bir sene önce 2018’in sonuna doğru Münbiç’te intihar saldırı meydana gelmişti.

Bu olayı gerçekleştirenleri yakaladık. Bizzat yardımcı olanları ele geçirdik. Bunu herkes biliyor normalde. Soruşturma esnasında bir çok ülkeden Amerika’dan yetkililer vardı.

Şunu gördük ki patlamanın hazırlığı Türkiye’nin elindeki El Bab’da gerçekleşmiş. Patlamayı gerçekleştiren teörist ve IŞİD’den sorumlu kişi oradan Münbiç’e gelmiş.

Terörist patlamayı gerçekleştirdikten sonra IŞİD üyesi aynı geldiği yerden dönüş yapmış. Yani tekrar El Bab’a dönmüş. Operasyona katılan herkes de bunu itiraf etti. Bu anlattığımı da çoğu devlet bilmekte.

Herkesin kendi çıkarı olduğu için gerektiği şekilde tepki verilmiyor.

Maalesef!

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Recep Tayyip Erdoğan ne istiyor?

Erdoğan, İhvan’ın resmi olmasa da fiili temsilcisi. Resmi temsilcileri başka tabi ki. Pratikte bu işi kendi üstlenmiş durumda. Kendini İhvan’ın bütün yapılanmasından sorumlu kişi olarak görüyor.

Sadece fikri olarak da değil. Bunu bölgeyi kendi kontrolü altına alarak yapmak istiyor. Bunu Mısır’da denedi başarısız oldu, Suriye’de denedi ve başaramadı. Şimdi de Libya’da deniyor. Dini kullanarak bunu gerçekleştirmeye çalışıyor.

"ERDOĞAN KENDİ PROJESİ ADINA HER ÖRGÜTÜ KULLANIYOR"

Bunun içinde IŞİD gibi Nusra gibi bir çok argümanları kullanıyor. Kendi projesini gerçekleştirme adına bu bölgede her şeyi kullanıyor.

Maalesef uluslararası arenanın Erdoğan’ın bu girişimlerine, saldırılarına sessiz kalması kendisinin daha rahat hareket etmesini sağlıyor.

İhvanı da kullanarak tekrar Osmanlı’yı geri getirmeye çalışıyor. Bu amaçla bazen Kürtleri kullanıyor, bazen de Libya’da olduğu gibi kendi çıkarına ne uygunsa onu kullanıyor.

Malesef eğer Erdoğan’ın Libya’yı işgaline ses çıkartılmazsa bu sefer de kendine başka hedefler koyup başka ülkelerin içişlerine karışacaktır.

Bundan dolayı Erdoğan’ın düşünce ve fikirleri bölge adına tehlike oluşturmakta.

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// V. MURAT TULGA : YENİ ÇÖZÜM SÜRECİMİ GELİYOR ???


V. MURAT TULGA : YENİ ÇÖZÜM SÜRECİ Mİ GELİYOR ???

01.07.2019

Bu yazıda bir zamanlar sahte bir darbe girişimiyle yargılanan bir subay ile Türkiye’nin yakın tarihinde katliamları ile damga vurmuş bebek katili bir terörist başının mahpusluk hikâyelerini ve hikâye süre gelirken ülkenin nereden nereye savrulduğunu okuyacaksınız. Bu hikâye esasında yeni Türkiye’nin de kısa bir analizi olacak. Türkiye’de ahlaki ayarlar ile oynanmasının da kısa bir muhasebesidir aslında. Başlayalım o halde…

Kumpas ve subay:

Kahramanlarımızdan birisi Muhabere Kurmay albaydı. Balyoz Davası kapsamında Hasdal Cezaevinde tutukluydu. Tutuklu Kurmay Albay en son Diyarbakır Lice’de Komutan Yardımcısıydı. Lice PKK Terör Örgütü için sembolik bir yerdi. Çünkü örgüt Lice’de FİS Ovasında terörist başı Abdullah Öcalan ve arkadaşları tarafından yıkık dökük bir ev içerisinde yapılan toplantı sonrası kurulmuş sonra Türkiye’yi kan gölüne çevirmişlerdi. Bu yüzden Lice’nin terör örgütü için ayrı bir önemi vardı. Kurmay Albay Lice’ye NATO Brüksel’deki daimi görevi sonrası atanmıştı askerdi her görevi kutsal sayıyordu "Brüksel- Lice" fark etmez yurt dışında yurt içinde her görevini layıkıyla yerine getirme gayreti içerisinde oradan oraya koşuyordu. Lice-Hani-Kulp üçgeninde operasyondan operasyona katılıyor terör örgütüne nefes aldırmamak için var gücünle mücadele ediyordu. Tüm bu yoğunluk içerisinde bir gün Diyarbakır’dan Kolordu Kurmay Başkanı kendisini telefonla aradı. Balyoz Davası kapsamında ifadesi alınacağını ivedi Diyarbakır’a gelmesini emrediyordu. Terörle mücadele falan ikinci plana atılmıştı ifade vermesi daha önemliydi şimdi. Özel Yetkili Savcı Beşiktaş’tan talimatla istemişti bu ifadeyi.

Çözümsüzlük süreci!

Kumpas davalar süreci yaşanırken bu arada Türkiye’de ilginç şeyler oluyordu. Terörist başına da Sayın Öcalan falan denmeye başlanmıştı. Çok önem veriliyordu kendisine. Yine kendilerine "Akil İnsanlar" denen bazı kişiler il il dolaşıp uzlaşmanın ne kadar erdemli bir şey olduğunu anlatıyorlar sanki daha önce terör yaşanmamış gibi yapıyorlardı. Bazı teröristler Kandil’den Habur’a geliyorlar savcılar ayaklarına kadar giderek bu teröristlerin ifadelerini almak için Habur’da çadır mahkemeleri kuruyorlardı. "Çözüm Süreci" deniyordu bu sürece.

Bu süreç asker arasında şaşkınlıkla karşılanmıştı. Televizyonda teröristlerin halkı otobüs üstünde selamlamaları izlenmiş her gün operasyona çıkan canlarının pahasına görev yapan arkadaşlarını şehit gazi veren askerler arasında muazzam bir moral bozukluğu olmuştu. Son zamanlarda operasyonlar da seyrekleşmişti zaten emirler gereği karakol güvenliğini takviye ediyorlar operasyona çıkmayıp sadece savunma durumunda kalıyorlardı. Valiler operasyonlara izin vermiyor deniyordu yol kontrol ve denetimleri de azalmış çoğu yerde kontrol noktaları kaldırılmıştı. Kurmay Albay denetlemelerinde bu moral bozukluğunu görüyor astlarına moral vermeye onlara olanları dilinin yettiğince anlatmaya çalışıyordu.

Bir de araya bu Balyoz Davası ifade işi girmişti işini gücünü bıraktı Diyarbakır’a gitti ifadesini verdi daha sonra mahkeme tarafından Balyoz Davası İddianamesinin kabul edildiğini ve kendisinin de sanıklar içerisinde olduğunu öğrendi. Hükümete darbe yapmak ile suçlanıyordu. Kısacası cuntacı olarak yargılanacaktı. Dağda terörist kovalarken birden yargıya hesap veren bir terörist olmuştu.

Duruşmalar başlamıştı sıklıkla ardı ardına yapılan duruşmalara gidip gelirken bir gün duruşma salonunda mahkemenin talimatıyla etrafı jandarmalar tarafından sarılarak diğer silah arkadaşları ile tutuklanmıştı. Aylarca tutuklu kaldı kurmay albay. Bu süre zarfında suçsuz günahsız olmalarına rağmen bir gizli el onlarla uğraşmaya devam ediyor cezaevinden haftada iki kez on dakika ile sınırlı telefon görüşmeleri dinleniyor ve yandaş medyaya servis ediliyordu. Hâlbuki cezaevinde devletin koruması altında ve devletin gözetiminde bulunuyorlardı. Nasıl bu konuşmalar dinleniyor ve medyaya servis ediliyor akıl sır ermiyordu bu duruma. Cezaevinde tutuklu olmalarına rağmen "Cezaevinde havuzları var her türlü konforları var yan gelip yatıyorlar…" diye haberler yapılıyordu haklarında. Hâlbuki ne havuz vardı ne de güvenceleri. Sadece tel örgüler vardı vefasızlık vardı hasret vardı bir de mahpusluk. Gel zaman git zaman bin bir sahte belge bin bir iftira ve buna çanak tutanlarla mücadele sonrası bu Albay ve arkadaşları tahliye oldular yeniden yargılandılar ve beraat ettiler. Çoğu şimdi emekli ve köşelerinde oturuyorlar yaşadıklarına ve memleketin acınası haline bakarak.

Subayı öldürmek:

Peki neydi bu yaşananlar. Yaşananlar aslında Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 31 Temmuz Afyon’da subaylara hitabında saklıydı: "Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an

olsa bile subaylık yapmış subaylık izzeti nefsini şerefini duymuş ölümü küçümsemiş bir insan hayatta iken düşmanının tasarladığı ve reva gördüğü bu muameleye katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; şerefini korumak! Hâlbuki düşmanlarımızın da kastettiği o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için ya istiklal ya ölüm vardır…"

Kısaca subaylar öldürülüyordu ama kimin tarafından? Devlet çanak tutuyor Millet susuyor komutanlar seyrediyor FETÖ’cüler öldürüyorlardı…

İmralı’da bir piyon:

Terörist başı Öcalan İmralı’daydı ve yaptıklarının cezasını çekiyordu. Çekmeliydi de. Binlerce vatandaşımızın kanı bulaşmıştı üstüne. Daha ilk ele geçtiğinde devlete verdiği mesajı netti uçakta. "Her türlü göreve hazırım. " diyor kendi bekam için yapamayacağım hiçbir şey yok mesajı veriyordu.

Çözüm Süreci başlamış verilen sözlerin diyeti istenir olmuştu kendisinden. Terörist başı olmaktan Sayın Öcalan’a evrilmişti bu süreçte. Teröristlikten birden akil adam olmuştu!!!! Birçok da iyileştirme yapılmıştı İmralı’da.

32 metrekarelik spor odası 20 metrekarelik bir hobi odası aynı büyüklükte bir derslikten yararlanıyordu.

Canı sıkılmasın diye başka mahkûmlar (5 mahkûm) getirilmişti yanına. Bu arkadaşları ile haftada bir saat görüşme hakkı vardı.

Ayda bir rutin doktor kontrolünden geçiriliyor sağlığına çok özen gösteriliyordu. 11 81 metrekarelik koğuşundan şikâyet edince bir dizi iyileştirme yapıldı.

"Hava alamıyorum" dedi havalandırma süresi bir saatten iki saate çıkarıldı kapısı değiştirildi yerine gri renk sürgülü bir kapı takıldı. Koğuş penceresindeki sineklik kaldırıldı kapının üstüne yetmedi bir pencere daha takıldı. Rutubetten şikâyetçi oldu duvarları ithal kâğıtla kaplandı. Devlete günlük maliyeti 125 bin TL yılda 45 milyon liraydı.

Bu süreçte İmralı’ya kimler gidip gelmiyordu ki. İlginç şekilde terörist başı kamuoyuna cezaevinden mesajlar veriyor bu mesajlar İmralı dönüşü

milletvekillerince okunuyor mesajlar medyada yer alıyor öyle ki devletin resmi haber ajansı boy boy haber yapıyordu bunları. El yazısıyla yazmış olduğu notları tüm medyada yer alıyordu.

İmralı ziyaret resimleri tekmili birden yayınlanıyordu sosyal medyada görsel basında. "Biraz zayıflamış mı yoksa biraz ihtiyarlamış mı?" bunlar konuşuluyordu ciddi ciddi. Nevruz’da mesajları siyasiler tarafından halka Türkçe ve Kürtçe okunuyor görsel medya bu mesajın satır aralarını ilmik ilmik aynı anda birçok yorumcu ile yorumluyordu.

Siyasi iktidar "Devletin İstihbarat Teşkilatı yapar böyle görüşmeleri ne olacak?" diyordu. "Sayın Öcalan" lafına çok da alışılmıştı. Adalet Bakanlığı veriyordu izinleri ardı ardına. İmralı’ya sefer sefer üstüne konuluyordu. Motorbotların biri gidiyor diğeri geliyordu. Tak bakıyorsunuz avukatlar İmralı’da tak HDP eş başkaları tak ailesi. İmralı denizde bir ada falan değil çift şeritli otoban gibi olmuştu.

Gel zaman git zaman bu görüşmelerde bir şeyler oldu. Sayın Öcalan tekrar terörist başı oldu. İzinler azaldı seferler olmaz oldu. Mesajlar da kesildi…

Yeniden çözümsüzlük süreci mi?

Sonra yerel idareler seçimleri İstanbul Ankara ve İzmir’in AKP tarafından kaybedilişi. İstanbul’da mızıkçılık seçimlerin yenilenmesi kararı. 23 Haziran’da yenilenecek bir Belediye Başkanlığı seçimi vardı. Seçimden iki gün önce bir "Son Dakika" haberi aynı anda tüm medya da yer alıyor Anadolu Ajansı kaynaklı bir haber tüm görsel medyada alt yazı olarak geçmeye başlıyordu.

Seçim öncesinde Ali Kemal Özcan isimli bir akademisyen İmralı’ya elini kolunu sallayarak gidiyor (Daha sonra hem de bir kere değil birkaç kere gittiği anlaşılıyor. ) terörist başı ile saatlerce konuşuyor ondan haber getiriyor talimatını da kamuoyu ile paylaşıyordu. Daha öncesinde terörist başı ile görüşme yapmak üzere uzun bir süre sonra avukatlarına da izin verilmişti. Bir şeyler yeniden başlıyor kokusu vardı havada. Kamuoyunun aniden tanıştığı bu akademisyen daha sonra bir haber kanalına çıkıyor "Öcalan Kürt isyanı lideridir yerli ve milli bir şahsiyettir. " diyordu. Yeni bir Çözüm Sürecinden ve terörist başının yeni bir inisiyatifinden bahsediyordu. İmralı’dan gelen talimat devletin resmi haber kanalı tarafından kamuoyuna duyuruluyor bu esnada canlı yayında olan partili Cumhurbaşkanı konuya ilişkin görüşlerini belirtiyordu.

Ertesi gün terörist başının kardeşi terörist Osman Öcalan TRT Kürdi’ye çıkarak İstanbul seçimlerine ilişkin görüşlerini paylaşıyordu. TRT Kürdi’nin reyting kaygısından olacak ki arananlar listesinde olan bir terörist Irak’ta bulunarak TRT’ye çıkarılıyordu. Hâlbuki kendisini MİT bir türlü bulamıyordu. Partili Cumhurbaşkanı bu konu hakkında da G20 Zirvesi için Japonya’ya giderken "Osman Öcalan’ın kırmızı bültenle aranıp aranmadığından bilgisi olmadığını TRT yetkililerinin arkasında durduğunu söylüyordu. İmralı ziyaretleri ile ilgili olarak da; "Adalet Bakanlığımız izini dâhilinde olmuştur İstihbarat Teşkilatımızın bilgisi dâhilindedir" diyordu. Her şey çok normaldi yani. Türkiye yeni bir Çözüm Sürecine yelken mi açıyordu acaba? Evet açıyordu. AKP ile yakınlığıyla tanınan bir bürokrat; "Temmuz 2019’da çözüm sürecinin yol haritasının Eylül ayında ise barış bildirgesinin açıklanacağını…" söyleyiveriyordu.

Tarih tekerrür mü ediyor? Yoksa…

Evet. Şimdi tekrar başa dönelim. Bu iki hikâye yakın bir Türkiye hikâyesidir demiştik. Son 20 yılda Türkiye’nin tüm etik ve sosyolojik ayarlarıyla oynanmıştır. Aklımızla dalga geçilmektedir.

Bugün yanlış siyasi uygulamalardan kaynaklı bir beka sorunu vardır. Tüm değerler alaşağı edilmiştir.

Yaşananlar ve yaşananlardan çıkarılan dersler ülkenin geleceğine yön verecektir. Artık hata yapılmamalı ve kanılmamalıdır

Gelinen noktada alınan dersler:

Düne kadar terörist peşinde koşan TSK mensuplarına düşman hukuku uygulanmış askerler kumpas davalarla hapishanelerde mahpus edilmiş görev yerlerinden koparılmışlardır. TSK’DE MUAZZAM BİR LİDER KIYIMI YAŞANMIŞ BOŞLUĞU FETÖ’CÜLER DOLDURMUŞ BU HAİNLERDE SONRA 15 TEMMUZ HAİN DARBE GİRİŞİMİNDE BULUNMUŞLARDIR.

En son askerlik kanunuyla ordu terhis edilmekte ve vatan savunması korunaksız bırakılmaktadır. TSK’de Sevr Antlaşması sonrası tarihin en büyük asker terhisi yaşanmaktadır. TSK’DE LİDER KIYIMI SONRASI EN AST SEVİYEDE ER/ERBAŞ TERHİSİ YAPILARAK İKİNCİ NEŞTER VURULMUŞ ASKERİ GÜÇ ZAYIFLATILMIŞ VE SAVUNMA SİSTEMİ ÇÖKERTİLMİŞTİR.

TSK kumpas davalar arkasından gelen 15 Temmuz hain darbe girişimi müteakiben TSK’nin emir komuta yapısı teşkilat kadro ve terfi sisteminde yapılan düzenlemeler askeri okulların hastanelerin kapatılması Askeri yargı sisteminin kaldırılması lojistik sistem ve fabrikalarının dış güçlere peşkeş çekilmesi ile zayıf ve alt yapısız bırakılmış en son askerlik kanunuyla da personel gücü yok edilmiştir. TSK’DE YAPILAN BU DÜZENLEMELER YÜZYILLARDIR VAROLAN SİSTEMİNİ YOK ETMİŞ TSK’NİN FABRİKA AYARLARINI BOZMUŞTUR.

Hal böyleyken Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı ciddi beka sorunları katlanarak devam etmektedir. TSK 15 Temmuz Darbe girişimi travmasını daha atlatamamıştır. Halen tutuklamalar devam etmekte temizlik ve nekahet süreci sürmektedir. FETÖ tehdidi sivil kanada taşınamamış siyaseten ve birçok alanda varlığını sürdürmektedir. Suriye ve Irak’da yaşananlar ülkenin güvenliğine ciddi tehdittir. Türkiye Suriye bataklığına adım adım çekilmektedir. Suriye’den şehitler gelmektedir. Suriye’de rejim güçleriyle de karşı karşıya gelinmiş sıcak çatışmaya ramak kalmıştır. Doğu Akdeniz ve Ege’de yaşananlar Türkiye’nin ciddi beka sorudur. Gerek Doğu Akdeniz’de gerek Ege’de oldubittiler yaşanmakta net karşılık verilememektedir. Aidiyeti Belirlenmemiş Kayacık ve Adacıklara Yunanistan tarafından el konulmakta Yunanlı siyasetçiler ve askerler Türkiye’yi üst perdeden tehdit etmektedirler. AB bu sorun da karşımızda yer almaktadır. Yunanistan yetmedi AB’de karşımızda taraf tutmaktadır. Güncel sorunlar kapsamında S-400 sorunu ve F-35’ler ABD ile ilişkileri gerginlikte son noktaya çıkarmış sadece güvenlik sorunu olarak değil bir ekonomik tehdit olarak da ülkenin önüne konulmuştur. Gerek PKK Terör Örgütü gerek FETÖ Terör Örgütleri ile mücadele ağır aksak sürdürülebilmektedir. TÜRKİYE İÇ VE DIŞ TEHDİT SORUNLARIYLA KARŞI KARŞIYADIR. EMPERYAL GÜÇLERİN TALEPLERİ VE TEHDİDİ ARTMAKTADIR.

Son tahlil de çözüm:

Türkiye çok cepheli bir tehdit ile karşı karşıya iç ve dış cepheden bir saldırı altındadır. Bu sorunlar stratejik bir öngörü ile çözülebilir. Çözüm yine Ulu önderin şu hitabında saklıdır:

"Şimdi Efendiler düşmana taarruz için verilmiş olan kesin kararımızı uygulamaya başlamadan önce hazırlamak ve tamamlamak zorunda bulunduğumuz savaş vasıtalarının ne olduğunu arz edeyim: Tam üç vasıtanın hazırlığının yeterli olduğunu görmek gereğini duyuyorum. Birincisi en önemlisi ve asıl olanı doğrudan doğruya milletin kendisidir.

Milletin varlığı ve istiklâli için gönlünde vicdanında belirmiş gelişmiş olan istek ve emellerin sağlamlığıdır. Millet içindeki bu isteği ne kadar güçlü bir şekilde ortaya koyarsa bu istek ve emelinin gerçekleşmesi için ne kadar çok azim ve iman gösterirse düşmanlara karşı başarı sağlamak için o kadar güçlü bir vasıtaya sahip olduğumuza inanırım.

İkinci vasıta milleti temsil eden Meclis’in millî isteği ortaya koymakta ve bunun gereklerini inanarak uygulamakta göstereceği kararlılık ve yiğitliktir. Meclis millî isteği ne kadar büyük bir dayanışma ve birlik içinde aksettirebilirse düşmana karşı o kadar güçlü bir üstünlük vasıtasına sahip oluruz:

Üçüncü vasıta milletin silâhlı evlâtlarından ibaret olup düşman karşısında toplanmış bulunan ordumuzdur.

Efendiler dedim bu üç vasıta veya gücün düşmana karşı oluşturduğu cepheler iki şekilde düşünülebilir. Kolay anlaşılması için şöyle diyeyim: İç ve görünürdeki cephe… Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin bütün milletin meydana getirdiği bir cephedir. Görünürdeki cephe doğrudan doğruya ordunun düşman karşısındaki silâhlı cephesidir. Bu cephe sarsılabilir değişebilir yenilebilir.

Fakat bu durum hiçbir zaman bir memleketi bir milleti yok edemez. Önemli olan memleketi temelinden yıkan milleti esir ettiren iç cephenin çöküşüdür. Bu gerçeği bizden çok daha iyi bilen düşmanlar bu cephemizi yıkmak için yüzyıllarca çalışmışlar ve çalışmaktadırlar. Bugüne kadar başarı da sağlamışlardır.

Gerçekten «kaleyi içinden almak» dışından zorlamaktan çok kolaydır. Bu maksadı gerçekleştirmek için içimize kadar sokulabilen bozguncu mikropların ve ajanların varlığını iddia etmek yerindedir…"

Sonuç:

Son tahlilde; iç cephe önem arz etmektedir. Fakat iç cephe yanlış siyasa ile zayıflatıldığı ve gün geçtikçe daha da zayıflatılacağı emareleriyle doludur. Başkanlık Sistemi denerek Meclis yetkileri azaltılmış kararlar tek adamın dudağı arasına bırakılmıştır. Tek adamın denetimi sağlanamamaktadır. Tek adam kolaylıkla aldatılabilmekte ve stratejik öngörüden uzaklaşabilmektedir. Türkiye yönetim sistemi yeni sistemin noksanlık ve aksaklıklarına kurban edilmektedir. Türk Ekonomisi ABD’li kovboyun iki dudağı arasındadır. Dolar ve avro bir sözle yükselmekte bir sözle düşmektedir. Millet ve Meclis yeterince bilgilendirilmemekte günlük kısır tartışmaların gölgesinde oyalanmaktadır. Son tekrar edilen seçim ve yaşanan kısır tartışmalar milletin vaktinden galebe çalmaktan başka bir şey değildir.

Oysa çözüm tehlikeleri ve milli menfaatleri hedefe koyarak öncelikle iç kaleyi sağlamlaştırmak Milleti doğru bilgilendirmek milli öncelikleri belirlemek dolayısıyla siyasanın kalbi Meclisi ve Türk birliğinin Türk kudret ve yeteneğinin Türk vatanseverliğinin çelikleşmiş bir ifadesi olan TSK’yi güçlendirmek ve sağlam tutmaktır.

Başarı sivil ve askerin milli menfaatler kapsamında ortak davranması ve Milletin aynı hedefe kilitlenmesinden geçer. Bu kapsamda devletin TSK’nin her kurumu her tesisi her bireyi ile kuvvetlendirilmeli sistemi sağlam kurulmalıdır.

Haysiyet ve bağımsızlığın temel alındığı dış siyasa iç cepheyi desteklemelidir. Haysiyetli ve bağımsız dış siyasa diyoruz çünkü G-20 zirvesinde ABD Başkanı Trump’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da olduğu Türk Heyetini "Hollywood Kahramanlarına" benzetmesine heyetimizin tepki vermek yerine gülücüklerle karşılaması Türk ulusunun beklediği haysiyetli karşılık değildir.

Öncelik İç Cephede olmalıdır. Bunun en önemli bileşeni milleti ve siyasi iradeyi tam olarak arkasına almış güçlü ordudan geçer. Bunu ordunuzu terhis ederek terörist başından medet umarak yapamazsınız. Yeni çözüm süreçleri bu ülkeye daha da kaybettirir. Geçmişten ders çıkarmak gerekir. Ne yazık ki çıkarılmadığı görülmektedir. "Subayınızı öldürmeyiniz teröristi yüceltmeyiniz…" Yoksa ülkenin vay haline.

LİNK : https://www.yenicaggazetesi.com.tr/v-murat-tulga-yeni-cozum-sureci-mi-geliyor-240242h.htm

PKK ÖRGÜTÜ DOSYASI /// Aytunç ERKİN : PKK/YPG, Suriye’de Barzani modeli istiyor Esad ise kabul etmiyor


Aytunç ERKİN : PKK/YPG, Suriye’de Barzani modeli istiyor Esad ise kabul etmiyor

✔ PKK/YPG: Suriye ordusunun parçası oluruz ancak kendi bölgelerimizi koruruz ve özerklik istiyoruz

✔ Esad: Suriye ordusunun parçası olun ancak üniformalarınızı çıkaracaksınız, size özerklik vermeyiz

✔ Oğul Barzani, 1970’ten bu yana istediği özerkliğe ve orduya 2003’te ABD ile ittifak kurarak kavuştu

✔ AKP iktidarı da 2003’ten bu yana Irak’ın kuzeyinden Kuzey Irak çizgisine geçti… Bugün öyle değil…

1 – Tarih 11 Mart 1970… Irak lideri Saddam Hüseyin ve Molla Mustafa Barzani arasında yapılan anlaşma sonucunda Kürtler özerklik kazandı. Anlaşma, Irak’ın kuzeyindeki üç ili kapsıyordu ve Erbil’de kurulacak bir yerel parlamento tarafından yönetilmesi karara bağlanmıştı. Barzani ayaklanınca anlaşma bozuldu.

1991… Kuveyt ile yaşanan Körfez Savaşı’ndan sonra ABD ve Batı’nın müdahalesiyle Kürtler fiili bir özerklik elde etti. 1992 yılında Iraklı Kürtler bir parlamento seçti ve bir hükümet kurdu.

1994… Kürdistan Demokrat Partisi (Barzani) ve Kürdistan Yurtseverler Birliği (Celal Talabani) partileri arasında bir iç savaş çıktı. Barzani, Talabani güçlerini püskürtmek için Saddam Hüseyin’le anlaştı. Ancak…

2003 yılında iki rakip parti aralarındaki savaşı bir kenara bırakarak Saddam Hüseyin’i deviren ABD güçleri ile ittifak kurdu. Kürtler güçlerini birleştirdi ve Kuzey Irak’ta başkentin Erbil seçildiği bir özerk yönetim oluşturuldu.

Mesud Barzani 16 Kasım 2013 tarihinde Diyarbakır’a davet edilmişti.

ECEVİT KARŞI ÇIKTI AKP İSE DESTEKLEDİ

Bu noktada hatırlatmam gereken tarihi bir not var: 2002 Ekim ayında Irak’a yönelik ABD müdahalesine dönemin Başbakanı Bülent Ecevit şu sözlerle karşı çıkmıştı: “… Irak’ın kuzeyinde fiili devlet belirgin biçimde ortaya çıkarsa, Türkiye bunu önlemek için gereken olanaklara sahiptir.”

Süreç, ABD’nin desteklediği sözde devlet için hızlıca devam etti. 2005’te yeni bir Irak Anayasası hazırlandı. Barzani ve Talabani, hukuki olarak anayasayla güvence altına alındı.

İşte tam bu noktada…

KÜRT DEVLETİNE GEÇİŞİN MİMARLARI KİMLERDİ?

Bülent Ecevit’ten sonra 2002’de iktidara gelen AKP, Irak’ın kuzeyindeki yönetimle sıcak ilişkiler kurdu.

11 Mart 2010 tarihinde Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğu faaliyete geçti.

16 Kasım 2013’te Tayyip Erdoğan, Diyarbakır’daki programına Mesud Barzani’yi davet etti. Barzani çok mutluydu ve “Başbakan Erdoğan bana Kürtçe, ‘bı xer hatin’ (hoş geldiniz) dedi. Bu ziyaret Kürtler için bir milattı. Kurtuluş kapısını kapatmamak gerekiyor” dedi.

Yani… ABD ve Türkiye, Irak’ın kuzeyinden “Irak Kürt Bölgesel Yömetimi’ne geçişin mimarları oldu!

Peki bugün Suriye’de ne yaşanıyor?

İktidar partisi neden farklı bir pozisyon almak zorunda kaldı?

2 – Kobani, 3 ay önce Esad’ı küçümsüyordu Ancak… Suriye devleti ana aktör oldu

Tarih 19 Temmuz 2019… Gazeteci Fehim Taştekin, PKK’lı Mazlum Kobani’yle röportaj yaptı. Kobani, Suriye’yle ilgili Barzani modelinin uygulanmasını şu cümlelerle istedi:

Suriye lideri Esad 22 Ekim’de, İdlib’te askerleri ziyaret etti.

‘BÖLGEMİZİ BİZ KORURUZ’

“… Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız, ayrı bir projemiz yok. İki talebimiz var: Şam’ın özerk yönetimi kabul etmesi ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kendi özerkliğini koruması. SDG’nin Suriye ordusuna entegre edilmesini kabul etmiyoruz. Suriye ordusunun bir parçası olmasını kabul ediyoruz ama SDG’nin kendi bölgelerini koruması ve özerk olmasında ısrarlıyız.” Kobani yıllardır savunduklarını açıkça ilan etti…

PKK/YPG HEP YANILDI

Ancak o röportajda kurduğu cümleler Esad’ın tavrının ne olduğunu anlatıyordu:

“… Şam’ı iyi tanıyoruz. Şam çözüme hazır değil. Şam’ın anladığı uzlaşma devletin tekrar hakimiyetinin olduğu gibi kabul edilmesidir. Teslimiyet istiyorlar. Rejimin artık bu durumu değiştirme gücünün olmadığını görmesi gerekir. Bizi ne askeri olarak ne de ekonomik olarak zorlayabilirler. Buraya giremeyeceğini anlaması lazım…”

PKK/YPG’li Mazlum Kobani yanılıyordu! Esad savaşın başladığı günden bu yana daha da güçlendi ve bölgedeki denklemde Rusya ile Türkiye arasında yapılan anlaşmadaki aktörlerden biri oldu. Ve… Son gelişme… Suriye devleti, PKK/YPG’ye rejim ordusuna katılma çağrısı yaptığını duyurdu.…

Terör örgütü ise ‘katılın’ çağrısına olumsuz yanıt verdi. Örgütün ayrı yapısının tanınmasıyla sürecin başlayabileceği belirtildi.

3 – Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı… sonrasında ‘Büyük Kürdistan’ hayal oldu

Bugün iktidar partisi AKP, Irak’ta ve Suriye savaşının başladığı 2012’den farklı bir noktada! Çünkü…

Tarihsel zorunluluklar ve emperyalizm gerçeği, “Suriye’nin bölünmesi Türkiye’nin bölünmesi” tezinin kabulüne neden oldu…Hem iktidar hem de Suriye devleti, toprak bütünlüğü konusunda netti!

Org. Kıvrıkoğlu ve Ecevit, ABD’nin planlarını bozmuştu.

TERÖR KORİDORU ARTIK YOK

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekatlarıyla ‘terör koridoru’ parçalandı ve ABD’yle ters düşüldü! Bunlara bir de FETÖ darbe girişimini eklemekte fayda var!

Artık, Türkiye’nin Irak’tan sonra Suriye’de bir devletçiği kabul etmesi düşünülemez! Önemli bir röportajı tekrar hatırlatmakta yarar var… Genelkurmay eski Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, TESUD’un Birlik Dergisi’ne geçen temmuz ayında röportaj verdi……

ABD’nin 2002’de başlattığı Irak harekatına ilişkin ‘şahin’ komutan Kıvrıkoğlu şöyle konuştu:

SEVR’DEN BU YANA PLAN BELLİ

“… O sırada Çin, petrol ihtiyacının büyük bir kısmını Irak’tan sağlıyordu. Çin ekonomisi ABD ekonomisini tehdit etmeye başlamıştı. Bu harekat zamanlama olarak biraz da bu konuyla alakalıydı bence. ABD’nin oradaki ikinci önemli hedefi de Kürt devleti kurmaktı. ABD’nin bu bölgede bir Kürt devleti kurma arzusu Sevr Antlaşmasında var olan bir plandır. Irak’a müdahaleden sonra ilan edilen ‘36. Paralel’ de tamamen bu konuyla alakalıdır. Şimdi aynı şeyler Suriye’de olmaktadır.”