PENTAGON DOSYASI /// TUNCA BENGİN : Pentagon’dan PKK/YPG itirafları


TUNCA BENGİN : Pentagon’dan PKK/YPG itirafları

18 Mayıs 2020

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon)’un son raporundaki sdg ismini kullanan YPG/PKK terör örgütüyle ilgili yaptığı tespitler tam anlamıyla itiraf niteliğinde. Hem Silahlı Kuvvetlerin Suriye’de yaptığı Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla ağır darbe alan terör örgütü PKK/YPG’nın belini doğrultamadığı hem de terör örgütünün, kontrol ettiği bölgelerde, kendisi gibi düşünmeyen Araplara yaşama hakkı tanımadığını kabullenmesi açısından. Çünkü her iki harekâtta PKK/YPG’nin işgali altında bulunan bölgelerin özgürleştirilmesi bakımından, hayati önem taşıyordu. Terör örgütü baskı ve tehditle kendinden olmayanların evlerini ve yurtlarını terk etmelerine sebep olmuştu. Çocuklarını ellerinden zorla alarak terör örgütüne katılmaya zorlamış, kabul etmeyenleri öldürmüştü. Yani etnik ayrımcılık yapıyordu ama ABD bunu pek görmek istemiyordu şimdilerde ise bunu resmen kabullenmiş durumda. Hatta rapordaki Arap aşiretleriyle PKK/YPG’nin ilişkisine dair ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı(CENTCOM) ile Savunma İstihbarat Ajansı’nın (DIA) birbiriyle çelişen tespitlerine bakıldığında bir panik havası da var gibi. Niyesini Genelkurmay İstihbarat eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin anlatıyor:

“CENTCOM YPG/PKK’yı kullanmak suretiyle Kürtlerden oluşan bir yapı kurmaya çalışıyor, Arap aşiretlerini geri planda istiyor. DIA ise bunun yanlış olduğunu, Arap aşiretlerinin dikkate alınması gerektiğini söylüyor. ABD açısından oldukça sıkıntılı bir durum söz konusu. Çünkü böyle devam ederse bölgede bir Kürt-Arap çatışması çıkar, Araplar özellikle askere alınmaktan rahatsızlar, aşiret yapısı içinde kalmak istiyorlar. Dolayısıyla ABD’nin yaptığı bir çok yatırım ortadan kalkabilir. Zaten şu anda Rusya Arap aşiretleriyle temas halinde. İranlılar da görüşüyor. Şam da onlara silah verecekti ama alamadılar. Yani Arap aşiretlerini CENTCOM’a karşı dizayn etmeye çalışıyorlar.”

Peki ya, Pentagon’un terör örgütü YPG/PKK’nın, Türkiye’nin operasyonlarında uğradığı kayıpları kapatamadığına dönük tespitleri? Pekin devam ediyor:

“Evet hem Zeytin Dalı, Barış Pınarı harekâtları hem Kuzey Irak’taki Pençe harekâtları ve İHA’lar, uçaklarla yapılan operasyonlar bir de yurt içindeki harekâtları da düşünürsek bütün bunlarda Türkiye’nin verdirdiği zayiat nedeniyle PKK toparlanamadı. Bu çok önemli bir şey. Biliyorsunuz ABD’liler Haseke’nin güneyinde veya o civarda YPG’lilerden oluşan 9 bin kişilik yeni bir birlik, alay kuruyorlar. DIA’nın raporu da o birliği kurma zafiyetinin devam ettiğini gösteriyor, tarif ediyor. Bu önemli bir gelişme Türkiye açısından. Türkiye’nin bu zafiyetin üzerine gitmesi lazım… Yani PKK’yı daha da zayıflatacak onun ikmal yollarını kesecek, Türkiye’ye girmesini engelleyecek, yapıyor da zaten…”

PKK/YPG’de ciddi kriz var o halde?

“Evet, bence ABD’nin korkusu Araplarla Kürtler arasında çatışmanın çıkması ya da Arap aşiretlerinin bir şekilde Rusya’ya, Suriye’ye, İran’a ya da Türkiye’ye yanaşması. Yani Kürtlerle bu işi yapamayacakları açık. Çünkü Kürtler de bölünmüş durumda orada PKK/PYD var ama bir de Barzani taraflı Kürt konseyi var, onlar bu işe girmiyorlar.”

Son dönemdeki sivillere saldırıları bunun paniği mi?

“Tabii… Sıkıntılı oldukları için eylem yapıyorlar. Çünkü terör örgütü eylem yapmazsa onu dinleyen olmaz. Evet bazı Kürtler gidebilirler ama çok az. Adam rahatını niye bozsun Türkiye’den gidecek orada savaşacak ölecek falan… Onun için örgüt eylem yaparak, güçlü olduğunu oralarda sözünün geçtiğini anlatmak isteyecektir. Yaptığı eylemlerin sebebi bu. Var olduğunu göstermek istiyor. Zaman zaman Afrin’de, Resulayn’da da sızmalar oluyor ama Silahlı Kuvvetler süratle müdahale edip, engelliyor. Çünkü elimizde yeteri kadar İHA, SİHA, genel ve mahalli istihbarat imkanları var. Ne zaman güçlenebilirler? Bu Türkiye’nin yumuşamasına, geri adım atmasına bağlı, yani Türkiye taviz verirse o takdirde bir kaç sene ses çıkarmazlar ama sonrasında güçlenip Türkiye’ye yönelik faaliyetlerde bulunacaklarını beklemek lazım. Çünkü zemindaş değil ama zamanında da ateşkese benzer bir şeyler yapıldı ondan sonra başımıza nelerin geldiğini gördük. Bingöl’deki 33 şehit, açılımın getirdiği hendek savaşları falan gibi… Şu anda Türkiye; TSK, güvenlik güçleriyle beraber, politikacılarıyla beraber iyi bir durumda. Bu işi iyi yürütüyorlar diye değerlendiriyorum.”

PKK başını kaldıramıyor yani?

“Kaldıramıyor tabii. Kaldırmaması için de başlarından çekici hiç eksik etmeyecekler. O devam edecek. Çünkü taviz verdiğimiz anda ya da bu işlerden bir geri adım attığımız anda bilelim ki o kazandıkları sürede onlar güçlenirler ve tekrar saldırırlar. Pentagon’un bu konudaki raporu da itiraf zaten…”

PENTAGON DOSYASI : ABD SAVUNMA BAKANLIĞI Pentagon NEDİR ? NE İŞ YAPAR ?


ABD SAVUNMA BAKANLIĞI Pentagon NEDİR ? NE İŞ YAPAR ?

Adı geçen kurum veya askeri bina ABD’nin kalbi olarak tabir etmek yanlış olmasa gerek. Devletin bütün askeri faaliyetlerinin planlandığı ve yürütüldüğü bu bina, Virginia (Arlington) ve Washington D.C şehirleri sınırları içerisindedir. 1941 ve 1943 yılları arasında yapılan bina beş adet beşgenden oluştuğu için “Pentagon (Yunanca Beşgen)” adını almıştır. Kullanılan alanı 344.000 metrekare olan bina toplamda 17 hektarlık alanıyla dünyanın en büyük resmi binalarından biridir. İsmi hakkında birtakım muhalif söylemlere de rastlanmaktadır. Yunanca olarak belirlenen beşgen kavramında aslında aynı dönem devletin başkanı olan George Washington’un izleri aranmaktadır. Bazı düşüncelere göre kurum Pentagon ismini başkanın 1791 yılında üye olduğu “Hür Masonlar” grubundan almıştır. Daha sonra binanın beş kenarı Ordu, Donanma, Deniz Piyadeleri, Hava Kuvvetleri ve Sahil Güvenlik Kuvvetlerini (Army, Navy, Marine Corps, Air Force and Coast Guard) simgelendiği belirtilmiştir. Fakat birçok teorisyene göre kurum masonik simgelerle donatılmıştır. (1) (2) (4)

· Pentagon kavramı Masonik bir yapı mı?

Kurumun beş köşeli olması nedeniyle “beş” sayısına atıfta bulunarak Yahudi ilişkilerine atıfta bulunulmuştur. Kullanılan beş sayısından yola çıkılarak Tevratın beş kitap olmasıdır. Ayrıca kurum ve CIA’nın üst düzey yetkililerinin çoğunun Yahudi olması komplo teorisi için uygun zemin hazırlamıştır. Ayrıca dünya üzerindeki hiçbir idari veya askeri kurum Pentagon’a benzemez. Bu komplo teorisini en çok güçlendiren nokta ise binanın proje mühendisi olan General Leslie Groves aynı zamanda Masondur. Ayrıca Leslie Groves büyük ses getiren “Manhattan Projesi”nin başında bulunması da şüpheleri güçlendirmiştir. (1) (2)

Bu denli sağlam ve CIA ajanları tarafından korunan bir kurumun 11 Eylül ve diğer terör saldırılarını haber almaması acaba mantıksız değil midir? Üst düzey bir koruma ve teknolojik imkanlarla donatılmış binanın yanı başında patlayan bombalardan haberi olmaması hatta saldırıya maruz kalması güvenlik zafiyeti midir? Adeta kıtada uçan kuştan haberleri olduğu iddia edilen kurum aynı zamanda diğer ülkelerde terör adı altında patlatılan bombalarında faili olabilir mi? Bütün bu soruların cevabı sadece varsayımlarla cevaplanabilir. Çünkü hiçbir şekilde kanıtlamayan saldırıların hangi projelerin kırılma noktalarını oluşturdukları soru işaretlerini güçlendirmektedir. Örneğin Amerika 11 Eylül saldırılarının planyacısı olduktan sonra bu saldırıyı Afganistan’a savaş açmak için kullanmış olabilir mi? Özellikle aynı bölgede konuşlandıkları Pakistan’a komşu olan ülkenin ele geçirilmesi bölgedeki Amerika varlığını pekiştirecektir. Kurumda 17.000’i üniformalı olmak üzere toplam 23.000 personel bulunmaktadır. (1) (4)

· Pentagon’un İnşası ve Protesto Gösterileri…

Binanın yapılması fikri ilk olarak Başkan Franklin D. Roosewelt’in fikriyle 1930 yılında Savunma Bakanlığının merkezi olarak tasarlamıştır. Fakat çalışanlar binaya sığmayınca “Pentagon” tasarlanmaya başlanmıştır. İlk olarak Savunma Bakanlığı olarak kullanılan bina şuan Dışişleri binası olarak kullanılmaktadır. 19 asansörü olan bina II. Dünya Savaşında yatay olarak labirent şeklinde yapıldığı için çelik sarfiyatından kaçınılmıştır. Kurumun inşası 15 bin işçi ile gece-gündüz tam iki yılda bitirilmiştir. Dış cephesi kireç ile kaplanan kurumun duvarları tamamen saf betondur. Kurumun toplam maliyeti 83 milyar dolardır. Binada merdiven ve yürüyen merdiven kullanılmıştır. Ayrıca 8.770 binlik kapalı otoparkın yanı sıra 10 bin otomobillik açık otopark alanı vardır. Pentagon’da üst düzey görevliler için bir yemekhane, büfe ve çok sayıda kafeterya kurulmuştur. Hatta kurumun içinde KFC, Mc Donalds, Dunkin Donuts, Panda Exspress, Starbucks, Sbarro, Pizza Hut ve Taco Bell gibi büyük fast food firmalarının şubeleri açılmıştır. Günlük kurumun çalışanları 4.500 fincan kahve, 6.800 kutu içecek tüketmektedirler. Beş katlı olan binada toplam 284 tuvalet bulunmaktadır. Pentagon yönetimi binanın ilginç yönlerini merak eden ziyaretçiler için 45 dakikalık turlar düzenlenmektedir. Tura eşlik eden asker sadece kendi bölümünün şifresini bildiği için güvenlik zafiyeti oluşmaz. Ayrıca binada yapılan güçlendirme çalışmaları nedeniyle telefon ancak pencere kenarlarında çekmektedir. (2) (3) (4) (5)

Pentagon Amerika’nın askeri ve saldırı mekanizmalarının merkezi olduğu için barışçıl gruplarında odağı olmuştur. 1967 Vietnam Savaşı sırasında kendilerini Barış İçin Kadınlar Vuruşu olarak adlandıran 2500 kadın protestocu savaşa karşı dönemin Savunma Bakanı olan Robert McNamara’nın Pentagondaki ofisinde basın açıklaması yapmışlardır. 21 Ekim 1967 tarihinde Ulusal Seferberlik Komitesi tarafından 35.000 kişinin katıldığı bir savaş karşıtı protesto düzenlenmiştir. Savaş bitene kadar Pentagon’u terk etmeyen grubun genel güvenliğini toplam 2.500 asker sağlamıştır. Protesto katılım sayısı nedeniyle tarihe geçmiştir. Protestoların yanı sıra kurum 19 Mayıs 1972 tarihinde bombalı saldırıya da uğramıştır. Kendilerini “Weather Underground Organization” olarak adlandıran bir sol örgüt Pentagon’un zemin katında bulunan kadınlar banyosunda bomba patlatmıştır. Daha sonra örgütten yapılan açıklamada bombalama olayının Vietnam Savaşı sırasında Hanoi bombardımanına misilleme olarak yapıldığı bildirilmiştir. 2007 yılında Amerika’nın Irak’ı işgali üzerine 15.000 gösterici Pentagon’un önünde işgali protesto etmişlerdir. Pentagon ülkenin kalbi konumunda olduğu için 11 Eylül saldırılarından sonra saldırı ile ilgili çelişkili açıklamalar yapılmıştır. Açıklamalarda çarpan cismin uçak olduğu ilk başlarda yalanlanmıştır; fakat daha sonra gerçek bilanço bütün dünyaya açıklanmıştır. (3)

· 11 Eylül saldırıları esnasında ilginç tesadüf…

11 Eylül 1943 yılında yapımı tamamlanan binanın 40. yıldönümünde El Kaide (11 Eylül 2001) tarafından yapılan saldırıda Pentagon Savunma Bakanlığı 125 çalışanını teröre kurban vermiştir. Saldırıyı düzenleyen saldırganlarla birlikte toplam 184 kişi hayatını kaybetmiştir. Binanın onarımı 17 yıl sürmüş ve bu tadilat 4.5 milyar dolar maliyetle tamamlanmıştır. Verilen bilgilere göre saldırıdan önce güçlendirme çalışmaları yapılan binada can kayıpları en aza indirilmiştir. Binanın dışı halka açıkken içine sadece çalışanlar ve ziyaretçiler girebilir. 11 Eylül 2001 saldırılarına maruz kalan bölüm kapatılarak hayatını kaybeden insanların anısına anıt yaptırılmıştır. Binanın camları özel yapımdır. Binaya girişler yüksek güvenlik önlemleri ile sağlanmaktadır. Ziyaretçiler önceden Pentagon’a sosyal güvenlik numaraları ile başvuru yapmak zorundadırlar. Araştırma safhasından sonra kabul edilen ziyaretçiler belirlenen tarihte Pentagon’a alınmaya hak kazanır. Pentagon’a dışardan gelen yabancı ziyaretçiler ise bulundukları ülkenin büyükelçilikleri aracılığıyla başvuru yapabilirler. Bahsedilen kabul işlemleri ve araştırmalar ortalama bir ay sürmektedir. İki ayrı kimlikten kontrolü yapılan ziyaretçilere iki asker rehberlik yapmaktadır. Güvenlik önlemleri çok üst düzeyde. Şöyle belirtmek gerekirse ziyaret esnasında resim çekmek, belirlenen alanın dışına çıkmak ve içeri yiyecek veya içecek sokmak yasaktır. Tura rehberlik eden iki askerden biri önde biri ise grubun en arkasından yürür. Kurallara uymayanlar güvenlik görevlileri tarafından uyarılıp caydırılmaktadır. (4) (5)

· Kaynaklar

1)- http://www.bilgiustam.com/pentagon-nedir-masonik-bir-yapi-oldugu-ne-derece-dogrudur/

2)- http://siyasetimilliye.blogspot.com.tr/2013/03/masonik-bir-sembol-olarak-pentagon-binas.html

3)- http://www.nedirler.com/yakin-tarih/pentagon-nedir-ne-demektir-tanimi-tarihi-kurulusu-hakkinda-konusu-amaci-gayesi-11-eylul-pentagon-saldirisi-.html

4)- http://www.hurriyet.com.tr/pentagon-dunyanin-yonetildigi-yer-12749889

5)- http://www.karsigazete.com.tr/iste-pentagon-hakkinda-bilinmeyenler-p3-aid,715.html

PENTAGON DOSYASI : Pentagon’un İran raporunda ne yazıyor ??


Pentagon’un İran raporunda ne yazıyor ??

ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı Savunma İstihbarat Ajansı, ilk kez yayımladığı "İran’ın Askeri Gücü Raporu"nda, Tahran’ın, füze ve insansız hava araçlarına yatırımını artıracağını öngörürken, kara kuvvetlerini ise acil müdahale tugaylarına dönüştürecek şekilde yeniden dizayn etmeye çalıştığı belirtildi.

ABD Savunma Bakanlığı’na (Pentagon) bağlı Savunma İstihbarat Ajansı (SIA), ilk kez yayımladığı "İran’ın Askeri Gücü Raporu"nda, Tahran’ın, füze ve insansız hava araçlarına (İHA) yatırımını artıracağını öngörürken, kara kuvvetlerini ise acil müdahale tugaylarına dönüştürecek şekilde yeniden dizayn etmeye çalıştığı belirtildi.

İlk kez 2019 yılının kasım ayında yayımlanan raporda İran’ın kara, hava ve deniz gücünün yanı sıra envanterinde bulunan balistik füzeler, insansız hava araçları ve nükleer programına ilişkin birçok bilgi yer aldı.

"MUHTEMEL BİR SALDIRIYI…"

ABD’nin İran’ın dini lider Ali Hamaney’in ardından ülkenin en güçlü ikinci ismi olarak görülen Kasım Süleymani’yi öldürmesi bölgedeki tansiyonu yükseltti. Uzmanlar İran’ın bu saldırıya karşılık vereceği görüşünde.

İran Devrim Muhafızları Ordusunun bölgedeki faaliyetlerine de yer verilen raporda, İran ulusal güvenlik stratejisinin Şii ruhani rejiminin devamını sağlama, rejime yönelik iç ve dış tehditleri bertaraf etme ve bölgede baskın bir güç olma hedefleri üzerine kurulu olduğu savunuldu.

Euronews’ten Kamuran Samar’ın haberine göre, İran’ın askeri doktrinini zaman içinde yeniden şekillendirdiği belirtilen raporda, "İran, askeri doktrinini, teknolojik olarak gelişmiş Batılı ordulara karşı durmak, muhtemel bir saldırıyı insani ve finansal bedelini ağırlaştıracak şekilde caydırma üzerine geliştirmiş" denildi.

FÜZE KABİLİYETİNİ ARTIRACAK

Tahran’ın ana ulusal güvenlik hedeflerinin yakın zamanda değişim göstermesinin beklenmediği raporda, şu ifadelere yer verildi:

"ABD gibi gelişmiş Batılı güçleri yenemeyeceğinin farkında olan İran, şu üç ana kabiliyete ağırlık vermeye çalışacaktır; Bölgede hedeflerini vurabilecek balistik füzeler, Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazında deniz nakliyatını tehdit edecek sahil güvenlik gücü, ülke dışında konvansiyonel olmayan operasyonlar yapma kabiliyetine sahip ortak ve vekil güçler."

İran’ın kıtalararası balistik füze kapasitesi elde etme çalışmalarına devam ettiği kaydedilen raporda, "İran daha hassas ve daha yıkıcı etkiye sahip balistik füzelerini konuşlandırmaya devam edecek, füze envanterini geliştirecek ve yeni seyir füzelerini konuşlandıracaktır" ifadeleri kullanıldı.

Tahran’ın aynı zamanda, hava savunma füzeleri ve radar sistemlerini modernize etmeye devam ettiği vurgulanan raporda, BM ambargoları kalkar kalkmaz İran’ın yeni savaş uçakları almaya başlayacağı değerlendirmesi yapıldı.

GELECEK 10 YILDA İRAN BÖLGEDE DAHABÜYÜK OPERASYONLARA GİREBİLİR

Raporda ayrıca, "İran, silahlı platformlar (İHA’lar) dahil daha kabiliyetli İHA’lar geliştirmeye devam edecek" bilgisi paylaşılırken, ülkenin kara kuvvetlerinde de yapısal değişimlere gidildiği belirtildi.

BM’nin İran’a yönelik silah ambargosunun 2020’de kalkması ile İran’ın modern tank alacağı kaydedilen raporda, şunlar kaydedildi:

"Yeni acil müdahale tugaylarının kurulması dahil, kara gücünde daha hızlı manevra yapmak üzere uygulanan yapısal değişiklikler devam edecek. Önümüzdeki 10 yılda kabiliyetleri ve bölgeye yaklaşımı geliştikçe İran, bölgede, çok taraflı barışı koruma operasyonları, başka ülkelere müdahale veya müttefik ülkelerde kalıcı üsler kurmak gibi bölgede daha geniş çaplı operasyonlar yapabilecek."

Odatv.com

PENTAGON DOSYASI : Terör bumerang gibi dönüyor !!! ABD istihbaratında YPG paniği


Terör bumerang gibi dönüyor !!! ABD istihbaratında YPG paniği

ABD istihbaratı, Suriye’de Esed rejimiyle anlaşan terör örgütü YPG’nin; CENTCOM, Özel Kuvvetler ve CIA hakkındaki bilgileri Rusya ile paylaşmasından korkmaya başladı. Pentagon, sözkonusu durumu, "süper sorun" olarak niteledi.

ABD istihbarat kaynaklarına yakınlığıyla bilinen Military Times sitesi, ABD istihbaratının, Suriye’de bugüne kadar Pentagon’un CENTCOM, Özel Kuvvetler ve CIA ile çalışan terör örgütü YPG/SDG’nin Şam rejimi ve Rusya ile anlaşmasının, "Sırları paylaşma tehlikesi" oluşturduğunu yazdı.

Haberde, YPG/SDG’nin Moskova destekli Suriye hükümeti ile anlaşmasına işaret edilerek; ABD’nin 7 yıl boyunca örgütü eğittiği, silah ve finansman sağlayarak paramiliter bir ordu haline getirdiği; militanların da bu süreçte ABD hakkında önemli bilgiler edindiğine işaret edildi. Türkiye’nin Barış Pınarı Harekatı sonrasında YPG/SDG’nin Rusya destekli Esed ile anlaşma yaptığına dikkat çekilen haberde, "ABD hakkında edindikleri bütün bilgileri Şam ve Rusya ile paylaşmaları" tehlikesi vurgulandı.

"Süper sorun"

Haberde, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon), "SDG’nin ABD Özel Harekat Kuvvetleri’nin taktikleri, teknikleri, prosedürleri, teçhizatı, istihbarat toplanması ve hatta sahadaki "yetkililerin" isimlerinden oluşan uzun bir "sır" listesini teslim edebileceğinden" endişeli olduğu belirtildi. Emekli Binbaşı Fred Galvin de, bu tür grupların edindiği bilgileri, savaş taktik, teknik ve prosedürleri korumasının ‘kritik önemde’ olduğunu belirterek, "Bu bilgilerin paylaşılması büyük bir risk" ifadesini kullandı. Bir başka kaynağı da, bu senaryoyu "süper sorun" olarak niteledi.

Sızmasından korktukları bilgiler

YPG’lilerin edinmiş olmasından endişe edilen bilgiler arasında; her birimden ABD’li yetkililerin isim, unvan ve görevleri, silah ve mühimmat nakliyelerine dair miktar, konum ve yol güzergahları; YPG’ye gelen paranın miktarı ve para ödenen veya harcama yetkisi verilen kişilerin listesi, aldıkları maaşlar/kullandıkları bütçeler; DEAŞ’e yönelik operasyonlarda kullanılan silah ve mühimmatlar ile savaş suçu anlamına gelebilecek olaylar; YPG’nin sahaya yayılması ve SDG’ye dönüşümünde işbirliği yapılan aşiret, grup ve kişilerin bilgileri; uluslararası alanda işbirliği yapılan güvenlik, istihbarat, akademi ve medyadan isimler de bulunuyor.

PENTAGON DOSYASI /// EMEKLİ BİR SUBAYIMIZ İFŞA EDİYOR : PENTAGON – MÜŞTEREK HIYANET MERKEZİ VE PKK


EMEKLİ BİR SUBAYIMIZ İFŞA EDİYOR : PENTAGON – MÜŞTEREK HIYANET MERKEZİ VE PKK

ABD özellikle Türkiye ile olan ilişkileri kapsamında arzu etmediği bir süreci doğrudan engellemek yerine o sürece bir şekilde müdahil olup süreci kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirme konusunda pek marifetlidir. Kurulacak Müşterek Harekat Merkezinin de Türkiye’nin Frat’ın batısında icra ettiği başarılı harekatların benzerinin Fırat’ın doğusunda yapılmasını önlemek içini boşaltmak için bir tuzak olduğu bilinmelidir. Hele hele işe önce İHA ile başlanması çok daha manidar. Tarih tekerrürden ibarettir derler ders alınsaydı hiç tekerrür eder miydi. Alın size bir ders….

Yıl 2009 güney doğudaki uzun süreli İHA görevlerinin ardından adını daha önce duymadığım bir göreve atandım; Combined Intelligence Fusion Center(CIFC) Director (Birleşik İstihbarat Füzyon Merkezi Direktörü). Ankara’da teşkil edilen bu birim Türkiye-ABD arasında istihbarat paylaşımı amacıyla teşkil edilmiş. ABD PKK terör örgütünün Irak’ın kuzeyindeki faaliyetlerine ilişkin Türkiye’nin istihbarat ihtiyaçlarını ben karşılarım demiş. Kâğıt üstünde her şey muhteşem ABD 10-15 civarında personelini Ankara’ya yollamış O dönemde Katar’da konuşlu Global Hawk İHA’larını EP-3 Sinyal İstihbarat Uçaklarını hatta uydularını bile Türkiye’nin emrine amade etmiş.

Büyük bir heyecanla göreve başladım. Hemen her gün üst düzey ABD’li yetkililerle muhatap oluyordum. NATO Avrupa Müttefik Kuvvetler Komutanı(ABD’li) ABD Büyük Elçisi James Jeffrey(şimdiki ABD Suriye Özel Temsilcisi) vs.vs. Adamlara brifing vermekten bıkkınlık gelmişti. Gariptir bizim taraftan üst düzey kimse pek uğramazdı. Belki de onlar da bunun bir oyun olduğunun farkındaydılar kim bilir.

Daha önce yapılan Mutabakat Muhtırasına göre Irak’ın kuzeyindeki muhtemel terörist hedeflerinin bulunduğu liste bir gün önceden ABD tarafına veriliyor bu hedeflere İHA ve Uydularla bir gün sonra bakılıyordu. Bir hafta geçti tek bir görüntü yok ikinci hafta yine aynı. Adamların filesi takılı voleybol sahaları eğitim alanları var kendileri yok. Tam bir hayal kırıklığı…Bu durumun İHA’ların gündüz saatlerinde bize tahsis edilmesinden kaynaklı olabileceğini değerlendirdim keza önceki tecrübelerim kapsamında gündüz 40-50 derece sıcaklıkta teröristin mağara dışına pek çıkmadığını biliyordum. İHA operasyonlarının geceye alınması gerektiğini Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı’ndaki makamlara bildirdim. Onlar da ABD’lilerle görüş razı edebilirsen öyle yapalım dediler. ABD’li üst düzey yetkililere konuyu ilettim cevap HAYIR oldu. İHA’lar gece başka görevler için kullanılıyormuş. Ben de bu durumda sizden bir talebimiz olmayacak dedim. 2 gün sonra ABD’li bir yarbay koşarak mutlu haberi getirdi. Talebimiz kabul edilmişti. Büyük bir heyecanla tekrar hedef listeleri hazırlıyor gece sabaha kadar bizzat İHA uçuşlarını takip ediyordum. Değişen bir şey yok. Ortada bir gariplik olduğu kesin. O dönemde var olduğu değerlendirilen 6.000 civarındaki teröristin büyük çoğunluğu Irak kuzeyinde olmak üzere 4.000’i yurt dışında 2.000 ‘i yurt içindeydi. Yurt içinde kendi İHA’larımızla neredeyse her gün terörist görüntüsü alırken Irak Kuzeyinde görüntü alınamaması mantık dışıydı. Aslında mantık dışı olan bir şey yoktu. Tarafımızca bir gün önceden ABD’lilere verilen listeler kuvvetle muhtemel el altından teröriste ulaştırılıyordu. ABD hem bölgeye yönelik neler bildiğimizi ve neyin peşinde olduğumuzu öğreniyor hem de bölgedeki teröristleri bilgilendiriyordu. Bir taşla iki kuş…Bu konudaki görüşlerimi üst makamlara ilettiğimde boyumdan büyük değerlendirmeler yapmamam gerektiği söylendi. Yapacak tek şey vardı oturup iki satır emeklilik dilekçesi yazmak…

PENTAGON DOSYASI : ABD SAVUNMA BAKANI VEKİLİ SHANAHAN’IN AKAR’A YAZDIĞI MEKTUP


ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M.Shanahan Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a Rusya’dan alınacak olan S – 400 Füze Savunma Sistemi ile ilgili 06.06.2019 tarihli bir mektup yazdı. Bu mektup ister istemez eski ABD Başkanı Lyndon Baines Jonhson’un İsmet İnönü’ye yazmış olduğu mektubu anımsattı.

***

Sayın Bakan,

Sizi Nisan ayında Pentagon’da ağırlamak ve 28 Mayıs 2019’da telefonunuzu almak bir zevkti. Tartışmalarımızı takdir ediyorum ve 6 Nisan 2019 mektubunuz için teşekkür ederim.

ABD, ABD-Türkiye diyaloğuna ve stratejik ortaklığımıza büyük değer veriyor. Ancak, Türkiye’nin S-400 sistemi eğitimi için Rusya’ya personel gönderdiğini öğrenmek bizi hayal kırıklığına uğrattı.

Türkiye, S-400’ü 28 Mayıs 2019’da yaptığımız çağrı sırasında tartıştığımız gibi tedarik ederse, iki ülkemizin Türkiye’nin F-35 programına katılımını durdurmak için bir plan geliştirmesi gerekiyor.

Biz değerli ilişkimizi sürdürmeye çalışırken Türkiye S-400’ü teslim alırsa, F-35’i alamaz. Hala S-400 rotasını değiştirme seçeneğiniz var.

Haziran 2019’da Brüksel’deki toplantımızdan önce, ABD’nin 31 Temmuz 2019’a kadar Türkiye’nin F-35 programına katılımını askıya almak için gerçekleştireceği eylemlerin bir özetini ekledim.

Bu zaman çizelgesi, şu anda eğitim görmekte olan F-35 öğrencilerinin hepsinin değil ama çoğunun 31 Temmuz 2019’a kadar ABD’den ayrılmadan önce eğitimlerini tamamlamalarına olanak tanıyacaktır.

Ayrıca Milli Savunma Bakanlığına ABD’deki Türk personel için yeni bir F-35 eğitim programı başlatılmasını tavsiye etmediğimizi de bildirdik. (as we anticipate they would be recalled in the near future)

F-35 programının programatik yönetim faaliyetlerine Türk katılımının düzenli bir şekilde durdurulmasını kolaylaştırmak için 12 Haziran 2019 tarihinde yapılacak olan yıllık F-35 İcra Kurulu Başkanı Yuvarlak Masa Toplantısı’na Türkiye’nin katılmasını planlamıyoruz. Programın yönetim belgelerinde yapılması planlanan güncellemeler Türkiye’nin katılımı olmadan yapılacaktır. F-35 meselesinde gerçekleştirilen bütün eylemler, Türkiye’deki S-400 varlığının taşıyacağı risklere dayanmaktadır ve Rusya ile mücadele eden Amerika’nın CAATSA yaptırımlarından ayrıdır. Türkiye’nin S-400’leri teslim alması halinde ABD Kongresinin iki tarafı da CAATSA’nın Türkiye’ye yaptırım uygulamasında kararlıdır.

Türkiye’nin S-400’leri satın alması, F-35 gibi platformların güvenliğini tehdit etmesinin yanı sıra, ülkenizin ABD ve NATO ile iş birliğini geliştirme ve sürdürme kabiliyetine engel olacak, Türkiye’nin Rusya’ya stratejik ve ekonomik açıda aşırı bağımlılığına yol açacak ve Türkiye’nin çok yetenekli ve iddialı ekonomik hedeflerini baltalayacaktır. Bu yolu takip etmek, işlerde, gayri safi yurtiçi hasılada ve uluslararası ticarette kayba neden olacaktır. Başkan Trump, ikili ticareti 20 milyar dolardan 75 milyar dolara çıkarmayı taahhüt etti, ancak Birleşik Devletler CAATSA yatırımlarını uygularsa bu zor olabilir.

Sizi temin ederim ki derin güvenlik iş birliğimizin diğer yönlerini korumak için bu meseleyi saygılı bir biçimde yönetiyoruz. F-35 eğitimimizi sürdürürken cevabınızı ve devam eden tartışmalarımızı sabırsızlıkla bekliyorum.

Patrick M. Shanahan

***

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar yazılan mektup ile ilgili şu açıklamayı yaptı.

"Bilindiği gibi ABD Savunma Bakan Vekili’nden bir mektup aldım. Üslubuyla ilgili kamuoyunun da hassasiyetle durduğu gibi biz de hassasiyetle durmaktayız. Mektupta, mevcut sorunlara stratejik ortaklık çerçevesinde ve kapsamlı güvenlik iş birliğini muhafaza edecek şekilde bir çözüm bulunması yönünde beklenti dile getirilmekte ve görüşmelere devam edilmesinin önemi ifade edilmekte ise de üslubun müttefiklik ruhuna uygun olmadığını ilk andan itibaren gördük. Buna göre gerekli çalışmaları yapıyor, gerekli cevabı hazırlıyoruz. Önümüzdeki günlerde bu cevabı kendilerine vereceğiz. Bu konuda ilgili kurum ve kuruluşlarla gerekli koordinasyonlarımız sürmektedir. Ayrıca bu ayın sonunda Brüksel’de NATO Savunma Bakanları Toplantısı var. Orada da ABD Savunma Bakan Vekili ile bir araya geleceğiz."

Doğrusunu söylemek gerekirse ben Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın yaptığı açıklamadan ABD’ye verilecek olan yanıtın bir hayli daha gecikebileceğini anladım. Hatta verilecek yanıt Brüksel’de yapılacak olan NATO Savunma Bakanları Toplantısı sonrasına da kalabilir. Belki de böyle bir mektup hiç yazılmayabilir. Çünkü Akar yapmış olduğu açıklamada bu konu ile ilgili ‘’NATO Toplantısında bir araya geliyoruz’’ diyerek konuyu orada da görüşebileceğini ima ediyor.

Burada öncelikle önemli olan bir konu var. O da ABD’den gelen bir mektubun karşılığının muhakkak suretle en kısa zamanda cevabının yazılmasıdır. ABD Savunma Bakanı Vekiline yazılacak olan mektup elbette ilgili kurumlar tarafından detaylı olarak incelenmeli ve buna göre gerekli yanıt verilmelidir. Ancak bu yanıt sürünceme de kalmamalıdır. İkili görüşme ile geçiştirilmemelidir. Nihayetinde yazılan mektup ABD Savunma Bakanlığı’nın yaptığı gibi basına da sızdırılmalıdır. Yani mektubun yanıtı her şart ve koşullarda yerine getirilmelidir.

ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M. Shanahan’ın yazıdığı mektup basında da dillendirildiği gibi dönemin ABD Başkanı Lyndon Baines Jonhson’un yine dönemin Başbakanı İsmet İnönü’ye yazmış olduğu mektubu akıllara getiriyor. Yine bu mektup 1974 yılında Kıbrıs Barış harekâtı sırasında ABD’nin silah ambargosunu hatırlatıyor. İsmet İnönü ABD Başkanı’nın yazmış olduğu mektuba aynı üslup ile yanıt vermişti. Keza Bülent Ecevit’de silah ambargosu uygulayan ABD’nin yaptırımını dinlememiş ve Kıbrıs Barış Harekâtını başarılı bir şekilde sonuçlandırmıştı. Bu sayede Rumların zulmüne uğrayan Kıbrıs Türkleri özgürlüklerini kazanmışlardı.

ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M. Shanahan’ın Milli Savunma Bakanlığı’na yazdığı mektup bu nedenlerden dolayı önemlidir. ABD’ye yazılacak olan mektup aynı üslup ile yazılmalı ve Brüksel’de düzenlenen NATO Savunma Bakanları Toplantısı öncesinde gönderilmeli ve basına da sızdırılmalıdır. ABD’ye bu süreç içinde gerekli yanıt verilemez ise hem ülkenin itibarı zedelenir, hem de yeni yaptırımlarla karşılaşırız.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ileriki günlerde ABD Savunma Bakanı Vekili Patrick M.Shanahan’a bir yanıt verip veremeyeceğini göreceğiz. Daha da önemlisi Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir İnönü veya bir Ecevit kadar olup olamayacağını göreceğiz.

17.06.2019 – SAİT BALCI

CIA DOSYASI /// BEKİR HAZAR : Geleceği kaybedenler


BEKİR HAZAR : Geleceği kaybedenler

ALİ işlediği bir suçtan dolayı cezaevine giriyor. Koğuşta siyasi mahkumlarla tanışınca hayatı değişiyor.
Kendini bir anda Cezayir Ulusal Kurtuluş ordusunun içinde buluyor. Örgüt, Cezayir’in bağımsızlığı için Fransızlar’a karşı savaşıyor. Ve her türlü soykırım ve işkenceye rağmen kazanıyorlar da. İşte Cezayir’deki Fransızlar’a karşı yapılan direnişin hikayesini anlatan bu film Venedik’te ödül kazanıyor.
Bağımsızlığın kazanılmasından üç yıl sonra çekilen filmde rol alan kişilerden biri de Cezayir’de herkesin çok yakından tanıdığı bir isim… Yacef Saad… O gerçek hayatta Fransızlar’a karşı savaşmış bir gerilla lideri… Filmde kendini oynuyor.
Pentagon okullarda yetiştirdiği askerlere ders olarak bu filmi de sürekli izletiyor.
Amerikalı generaller, Müslüman bir ülkede işgalci Hristiyanlar’ın nelerle karşılaşabileceklerine dair öğrenci subay adaylarının çıkarımlar yapmasını istediği için filmi izletiyor. Yani adamlar bir filmden bile faydalanacak kadar ülkelerin kodlarına iniyor, veriler alıp, analizler yapıyorlar. 11 Eylül ikiz kule saldırılarından sonra ABD Irak’ı işgal etmişti. İşgalin ilk günleriydi… Cezayir başkentinin güneyindeki tepelerde bir villa bulunuyordu. İki CIA ajanı o villaya tırmandı. Kapıyı çaldı. Ev sahibi yukarıda bahsettiğimiz filmde oynayan gerilla lideri Yacef Saad’dı… Gelenleri tanımıyordu.
CIA ajanları sadece sohbet amacıyla geldiklerini söylediler. "Şu günlerde Irak’a yeni girmiş durumdayız.
Fikrini almak istiyoruz. Ne dersin başarılı olabilir miyiz? Bizi orada neler bekliyor. Sonuçta dinlerimiz farklı" diyorlardı. Ne de olsa farklı dinden olan Fransızlar’a karşı savaşmış ve kazanmış bir isimdi Yacef… Adamlar dünyanın bir ucundan gelip onu bile evinde buluyor, bilgiye ulaşıyorlardı.
Müslüman bir bağımsızlık savaşçısı olan Yacef Saad, Hıristiyan işgalci ülkenin ajanlarına "Irak’a adımı attığınız gün kaybettiğiniz gündür" diyordu. Bugün baktığımızda İslam dünyasındaki işgaller ve akan kandan kazanmış gibi görünen bir Amerika var. Evet petrol ve yeraltı zenginliklerini sömürme anlamında belki kazanıyor gibi gözükebilirler. Ancak tüm dünyada öfke duyulan, nefret edilen bir toplum olma yolunda hızla ilerleyip, geleceği kaybettiklerini göremiyorlar.
Bugün Irak’tan Afganistan’a kadar tüm işgallerde milyonlarca insan öldürüldü, milyonlarcası evsiz, yurtsuz, anasız, babasız kaldı. Aynı şekilde Suriye’yi CIA merkezinde kurdukları DEAŞ ile işgal ettiler. Bir ülkeyi parçalara ayırdılar.
Şimdi azınlık PKK ile çoğunlukta olan Araplar’ın bulunduğu bölgelerde devlet kurmaya çalışıyorlar. Böyle bir girişim matematiğe bile aykırı olduğu halde hem de… Ve kazandıklarını zannederken, kalplerde öfke duyulan bir ülke haline geliyorlar… Bu öfke yeryüzüne dalga dalga yayılıyor. Washington, CIA ve Pentagon’un göremediği asıl önemli konu budur. Ülkemizde de bilgi almak için kimlerin villalarına gidiyorlarsa, kimlerle ittifaklar kuruyorlarsa hep yaş tahtaya bastırılıyorlar. Evet azınlıklarla, çoğunluğu yönetmeye kalkıyorlar. Bir Gezi’den, Taksim’deki meydandan bile darbe çıkarmaya kalktılar, seçilmişleri indirmek için. Yetmedi, azınlığın dibi FETÖ ile uçaklar kaldırdılar, çoğunluğun, milyonların üzerine bombalar yağdırdılar.
Bu ülkede yüzlerce yıl silinmeyecek ABD nefretinin tohumlarını kendileri attılar. Şimdi de kirli ittifaklarla Ankara’yı ele geçirmek için bastırıyorlar.
Komutanlık yaptıkları PKK aracılığı ile HDP’yi CHP’ye yamıyorlar. Her seçimde her yolu denediler iktidara kaybettirmek için. Yetmedi darbelere daldılar.
Yenildiler de yenildiler.
Kazandıkları tek şey öfke…
Ve kirli ittifakları ile de bir kez daha kaybedecekler.

PENTAGON DOSYASI : Pentagon çalışanına casusluk suçlaması


ABD’de, Çin adına casusluk yaptığı suçlamasını kabul eden savunma istihbaratçısı Ron Rockwell Hansen savcılarla vardığı anlaşma sonucu 15 yıl hapis cezası aldı.

ABD Adalet Bakanlığı’nın yazılı açıklamasına göre, 58 yaşındaki Hansen, ulusal savunmayla ilgili bilgileri Çin’e satmaya çalışmaktan suçlu bulundu. 2006’dan beri, Pentagon’un istihbarat faaliyetlerini yürüten Savunma İstihbarat Ajansı’nda (DIA) çalışan Hansen’in, gizlilik seviyesi çok yüksek belgelere erişim yetkisi bulunuyordu. 2014’te Çinli istihbaratçılarla görüşmeye başladı.

​Çin’e sürekli görüşmelere giden Hansen, Çinli istihbaratçılardan onlardan yüz binlerce dolar aldı. Hansen 2018’de, adı verilmeyen bir ülkede savaş çıkmasına ABD’nin ne kadar hazırlıklı olduğu hakkında gizli bilgilere erişmek için bir meslektaşından yardım isteyince yakayı ele verdi. Hansen’den şüphelenen meslektaşı Pentagon’a başvurdu.

Bir süre izlenen Hansen’e başka bir hükümet adına casusluk yapma suçlaması yöneltildi. Hansen başka bir hükümet adına casusluk yapmaya kalkıltığını kabul etti. Soruşturmalarla vardığı anlaşma sonucunda 15 yıl hapis cezası aldı.

PENTAGON DOSYASI : ABD ASKERİ MERKEZİ PENTAGON’UN KÜTÜPHANESİNDE ASKERLERE OKUTULAN KİTAPLARDAN BİR BÖLÜMÜNÜ SUNARIZ. (İNGİLİZCE)


Fiction Belongs on Military Reading Lists

By Joe Byerly

Joe Byerly is an armor officer in the U.S. Army, co-founder of the Military Writers Guild, and Social Media Director for the Defense Entrepreneurs Forum. He frequently writes about leadership and leader development on his blog, From the Green Notebook. Follow him on Twitter @JByerly81. This article represents his own opinions, which are not necessarily those of the Army, the Department of Defense, or the federal government.

Ever since my developmental switch “flipped” a few years ago and the pursuit of knowledge became a critical aspect of my professional identity as a U.S. Army officer, I’ve devoured the books on the various reading lists I’ve come across. Unfortunately, I didn’t realize I was doing myself a disservice. My reading was akin to an unbalanced diet too rich in protein. I was consuming a lot of nonfiction, while fiction was absent from my plate – a very valuable source of professional growth.

I believe that my unbalanced approach to self-development is reflective of a larger institutional bias toward non-fiction, which typically includes biographies, military history or leadership books. With the exception of the Marine Corps, you will find only two books in the fiction column on the remaining Service Chiefs’ reading lists: A Message to Garcia and Once an Eagle. The absence of this genre could be the result of an organizational barrier that views fiction as entertainment. If folks are taking the time to read, a common sentiment is that it should be spent on the standard nonfiction canon that exists on almost every reading list.

During a decade of service, I had only read two fiction books for development: Gates of Fireand Once an Eagle. Things changed late last year, when Colonel (ret) Jim Greer, a mentor, recommended that I start reading fiction for professional growth. He wrote, “You’ll find as you go forward that the problems you confront and the things you are asked to do require an education and understanding that is more broad than deep.”

He’s not the only one who has adopted this outlook on fiction’s importance in professional development. As General Martin Dempsey, former Chairman of the Joint Chiefs of Staff, writes in his forward to War Stories from the Future, a science-fiction anthology published by the Atlantic Council’s Art of Future Warfare project:

By provoking us to free our minds of constraint and convention, worthy science fiction allows us to create a mental laboratory of sorts. In this place, we can consider new problems we might soon face or contemplate novel ways to address old problems. It sparks the imagination, engenders flexible thinking, and invites us to explore challenges and opportunities we might otherwise overlook.

Admiral (ret) Jim Stavridis, another senior leader worth emulating, said that reading fiction helped him throughout his career to better understand the human condition. In fact, his literary intake is 80% fiction and 20% nonfiction. His June 2015 article in Foreign Policy argues that we can learn more about Putin’s mindset from Russian fiction more so than intel reports or other non-fiction sources. It was his presentation at the Naval War College that introduced me to Ghost Fleet: A Novel of the Next World War and The Circle, two of the best books I’ve read this year.

Picking up a piece of classic literature, historical fiction, or science fiction is an exciting way to introduce ourselves to new and abstract concepts. My friend Diane Maye even suggests that reading fiction can help us better understand decision-making from multiple perspectives in chaotic situations. Reading George R.R. Martin’s Game of Thrones may help generate a different perspective on geopolitics in Europe or the Middle East. Robert Heinlein’s Starship Troopers might shape our thoughts on national service. James Webb’s Fields of Fire can teach us about small-unit leadership. And John Hershey’s A Bell for Adano gives us insight into the problems of soldiers taking on governance in post-

conflict operations.

Reading fiction helps us better retain what we learn. A good story causes our brains to produce imagery and emotion that aide in the “stickiness” of the lessons. In their book, Made to Stick, the Heath Brothers, argue that stories are like flight simulators for the brain. When we read stories, are minds simulate the events that unfold on the pages of the book. We empathize with the characters; we feel anger, sadness, and joy-emotions, which attach themselves to the lessons we glean, helping us to recall them later. I can still vividly remember one of the key battles in Steven Pressfield’s Gates of Fire, and the speech Leonidas gave to his Spartans when the dust settled. It was an emotional scene and the lessons I pulled from it remain with me a decade later. His words shaped how I make the transition from husband and father to Soldier and back again during deployments and homecomings.

Even if our officially published professional military reading lists continue to exclude fiction, I encourage leaders to expand their professional libraries to encompass not just books on Pericles, George Patton, or Hal Moore, but also Achilles (Illiad), Robert Jordan (For Whom the Bell Tolls), and Ivy Xiao (Seveneves).

In the end, war is a human problem and there is no better reflection of the human condition than the stories we tell.

Below is a list of fiction that should be considered for professional reading:

NOT : AŞAĞIDA ABD PENTAGON KÜTÜPHANESİNDE BULUNAN VE ABD ASKERLERİNİN OKUMA LİSTESİNDE BULUNAN KİTAPLARIN LİSTESİ VAR. KİTAPLAR İNGİLİZCEDİR. LİSTEDEKİ KİTAPLARI GÖRMEK İÇİN MAVİ RENKTE OLAN YAZIYA BİR KEZ TIKLAYINIZ. İLGİLİ SAYFA GÖRÜNTÜLENECEKTİR.

The Classics:

  1. The Iliad and the Odyssey by Homer
  2. War and Peace by Leo Tolstoy
  3. 1984 by George Orwell
  4. Animal Farm by George Orwell
  5. Red Badge of Courage by Stephen Crane
  6. For Whom the Bell Tolls by Ernest Hemingway
  7. All Quiet on the Western Front by Erich Maria Remarque
  8. Catch-22 by Joseph Heller

Modern Fiction:

  1. A Bell for Adano by John Hersey
  2. Fields of Fire by James Webb
  3. Matterhorn by Karl Marlantes (with What it is Like to Go to War, non-fiction)
  4. Song of Ice and Fire (series) by George R.R. Martin
  5. The Circle by Dave Eggers
  6. I’d Walk with My Friends If I Could Find Them by Jesse Goolsby
  7. Green on Blue by Elliot Ackerman

Science Fiction:

  1. Ender’s Game by Orson Scott Card
  2. Starship Troopers by Robert Heinlein
  3. The Peripheral by William Gibson
  4. Seveneves by Neal Stephenson
  5. Ghost Fleet: A Novel of the Next World War by Singer and Cole
  6. War Stories from the Future by the Atlantic Council Art of Future Warfare Project
  7. The Profession by Steven Pressfield
  8. Three-body Problem by Liu Cixin
  9. The Player of Games by Ian M. Banks
  10. Dune by Frank Herbert

Historic Fiction:

  1. Killer Angels by Michael Shaara
  2. Gates of Fire by Steven Pressfield
  3. The Afghan Campaign by Steven Pressfield
  4. The Story of the Malakand Field Force by Winston Churchill

PENTAGON DOSYASI /// ERGÜN DİLER : Papaz’ı buldular !


ERGÜN DİLER : Papaz’ı buldular !

DAHA önce çok kez yazdım.
Gözaltına alındıktan ve tutuklandıktan sonra paylaştım.
Sonra olay oldu. Beyaz Saray’da Başkan Trump, Başkan Erdoğan’a RAHİP BRUNSON’u sordu. Ve "BIRAKIN" ricasında bulundu.
Uzun süre Türkiye, konuyu mahkemelerin çözeceğini duyurdu. Onlar Gülen’i iade etmiyorlar Ankara da BRUNSON’u vermiyordu.
Onlar "Biz adalete karışamayız" savunması yapıyor, bizimkiler de aynı tonla cevap veriyorlardı.
Brunson özel biriydi! Ve TÜRKLERLE hiç kopmuyordu!
Açalım biraz… İlginç noktalara doğru gidelim…
MUOS diye bir teknoloji var. Yazdım önceden. Parayı Rockefeller Ailesi veriyor, teknolojiyi Lockheed Martin getiriyor ve yapıyor! UZAYDAN DÜNYANIN HER NOKTASINI İZLEME VE TAKİP ETME İMKANI VEREN BU SİSTEM, BÜYÜK BİR TAARRUZ MEKANİZMASI AYNI ZAMANDA! Sistemin hayata sağlıklı geçmesi için de Hawaii, Virginia, Kojarena (Avustralya) ve Niscemi’deki (İtalya) dört kara istasyonuyla bağlantısının kusursuz olması gerekmekte.
İtalya Savunma Bakanlığı yapan Roberta Pinotti bunu görüyor.
ROTHSCHILD Ailesi’yle paylaşıyor ve sistemin önüne geçiyor. BAKAN YAPILARAK HEM DE! MUOS’un İtalya Niscemi’deki üssünün etkisiz hale getirilmesi, Roberta Pinotti tarafından gerçekleştirildi.
Göreve geliş nedeni de buydu aslında. Yani bunun için uğraşan STEVE BANNON’u yeniyordu!
Pentagon’un dahi çocuğunu yani…
Pentagon, dört kara istasyonunun alternatiflerini de hazırlamıştı. İtalya Niscemi’deki üssün alternatifleri Yunanistan Pyrgos veya İzmir’di! Pentagon bu iki ülkeden birini seçmek zorundaydı. Yunanistan’ın tamamının Rothschild Ailesi’nin olduğunu düşünürsek, tek alternatif İzmir’di. Başka çareleri yoktu!
İzmir, NATO üsleri nedeniyle Pentagon için de çok önemli bir kentti! MUOS için de bugün vazgeçilmez bir nokta. Türkiye, Pastör Brunson’la ilgili örgüt bağlantılarıyla 2 yıl zaman geçirdi.
Aslında Brunson’ın öncelikli görevlerinden biri, İzmir’deki NATO üssünü MUOS (Mobil kullanıcı amaçlı sistem) üssü haline getirebilecek alt yapıyı sağlamaktı, ki bunu da büyük ölçüde sağladı. Zaten ondan sonra alındı, bırakıldı ülkesine gitti. Başkan Trump tarafından karşılandı. Beyaz Saray’da ağırlandı!
Sıradan bir PAPAZ görüntüsü vermek için özel çaba harcayan BRUNSON, ABD’de krallar gibi karşılandı. DEVLETİ onu bağrına bastı. Ancak o yine herkesi şaşırttı… Karısı ile birlikte gitti MACARİSTAN VATANDAŞI OLDU! ORADA DİNİ AKSİYONLARINA DEVAM EDECEĞİNİ AÇIKLADI… ABD vatandaşı gidiyor, Macaristan vatandaşı oluyordu! SOROS’la başından beri mücadele eden "GÖÇLERİ SOROS DÜZENLİYOR! AVRUPA’YI YIKACAK…
Bütün kurumları ele geçirecek" diyerek dünyayı uyaran VİKTOR ORBAN’ın ülkesine… ORBAN, göç dalgalarından şikayet ediyor göçmenleri telle çeviriyor, ancak BRUNSON da ülkesine geliyordu.
İzmir’de 1990’ların ortasından beri yaşayan BRUNSON, şimdi GÖÇMENLER İÇİN MACARİSTAN’daydı. Hem de vatandaşlık alarak… Karısı ile birlikte. Birlikte gözaltına alınmışlar eşi 2 hafta sonra serbest kalmış kendisi hapse yollanmıştı…
"Ne var bunda? Adam ülke değiştirmiş papazlığa devam edecekmiş" dediğinizi duyar gibiyim… Yazıyı okurken aklınızdan şunu geçireceksiniz…
Tahmin edebiliyorum… MACAR VATANDAŞLIĞI BİLGİSİ çok önce geldi. Dostlarım bunu iletti! Yazmadım! Arka planda ne vardı bilmiyordum… Bekledim!
İlgimi çeken de burası oldu…
Bizim BRUNSON neden MACARİSTAN’a gidiyordu.
Karısı çocukları neden orayı tercih ediyorlardı. ABD’de kahraman olan biri bunu niye yapar ki? ACABA YENİ GÖREV YERİ BURASI MI?
Galiba evet!
Bizi ilgilendiren bölüme geçelim.
Görevlerini ileride yazarız yine…
Papaz BRUNSON’U, MACARİSTAN’A İNER İNMEZ TÜRK İŞADAMLARI KARŞILIYOR. ETRAFINI SARIYOR. RAHAT ETTİRİYOR. HER TÜRLÜ
DESTEĞİN VERİLECEĞİNİ AÇIK VE NET OLARAK SÖYLÜYORLAR. BU İŞADAMLARI ARASINDA ÇOK AMA ÇOK YAKINDAN TANIDIĞINIZ
İSİMLER VAR. ÖYLE BÖYLE DEĞİL. PAPAZ İLE BURADA YAN YANA GELMEK İSTEMEYENLER, MACARİSTAN’DA KENETLENDİ…
BİRLİKTE OPERASYON İÇİN YEMİN ETTİLER ADETA… GÖÇMENLER ÜZERİNDEN, TÜRKLER ÜZERİNDEN ORADA BİR ADIM ATILACAK.
HAZIRLIK YAPILMIŞ. PAPAZ YOLLANMIŞ. PARAYI VERECEK OLAN TÜRKLER EMİRLERİ ALMIŞ…

Derin ABD’nin rol dağılımı yapmasından sonra çok TÜRK orada sırada! İzmir’i PENTAGON’a veren MUOS alt yapısını kuran PAPAZ ve TÜRK EKİBİ şimdi MACARİSTAN’da! Acaba 20 yıl İzmir’de BRUNSON’a destek verenler, bu listede var mıydı?
Hangi ünlü aileler BRUNSON’un arkasından korkamadan gidiyordu?
Macaristan’da toplanma yerleri neresiydi? Ve daha önemlisi TÜRKİYE’den bunu bilen ve takip eden var mıydı?
Yazının size ulaştığı saatlerde konu ile ilgili tüm ayrıntılar bende olacak… Bu önden yazılmış bir not sadece. Listenin tamamı geldiğinde sizlerle paylaşacağım…
Birkaç isim beni resmen şoke etti.
Bakalım tamamını yazınca ne olacak! Göreceğiz…
Papazı bırakıp şimdi SUUDİ ARABİSTAN’A GEÇELİM…
Düğüm orada çözülecek çünkü!
Orada işler iyice karıştı.
CIA Başkanı Gina Haspel’in doğrudan HANEDANI tehdit etmesi, bardağı taşırdı. Taşırdı ama taşanları kim toplayacak bilen yok. Prens Selman, babasına meydan okuyor.
Babasını zehirlemeye çalıştığı iddiası SARAYDA BOMBA GİBİ PATLADI. Sızdırılmıyor.
Prens, Rothschildler’in baskısıyla DENGECİ olan babasından kurtulmaya mı çalışıyor! İddia çok! Prens, babası yani KRAL SELMAN MISIR’dayken pek çok atama yaptı. VEKİL KRAL İMZASIYLA… Onlarca yıldır görülmeyen bir şekilde öne çıktı.
Vekalet kendisinde diye gaza bastı gitti. BABA yani KRAL SELMAN da PRENS’İN atadığı 30 KORUMADAN KURTULDU! Hepsinin görevine son verdi. Hiç birine güvenmiyordu! CIA, aralıksız bilgi veriyor diğer istihbarat örgütleri de aksini iletiyordu!
Beyaz Saray nasıl aile içinde iki parça ise Suud Hanedanı da iki parça. Her yer ikiye bölünmüş durumda… Cemal Kaşıkçı olayı ve ‘reform’ hamleleriyle gündemden düşmeyen Suudi Arabistan’da Kral Selman bin Abdülaziz ile oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Selman arasındaki KRİZ artık aydan bile görülmekte!
Nerede ne olur bilemem ama sanki yakında önemli isimler zarar görecek gibi… Garip şeyler olacak. Garip ölümler yaşanacak gibi… Kim mi? Bilemem! Ama gidişat iyi değil. Çok gaz sıkıştı…
Tahliye, galiba büyük olaylarla olacak… Öyle görünmekte.
Bakalım ne yaşayacağız… Herkes sahada… CIA, TÜRKÇE bilen çok kişiyi işe aldı! Acaba ne yapacak, nerede kullanacak!
Yakında anlayacağız…