PARAPSİKOLOJİ & GİZEM DOSYASI /// Osmanlı’da Cinlerden Sorumlu Mahalli Teşkilatı : Mayangalar Ocağı


Osmanlı’da Cinlerden Sorumlu Mahalli Teşkilatı : Mayangalar Ocağı

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Mayangalar Ocağı adı verilen bu topluluk, cin çıkarma gibi işlerden sorumluymuş.

osmanlı padişahı orhan gazi döneminden itibaren padişah ve hanedan üyelerinin sarayda yaşaması geleneği başlayınca, kölelerin de sarayda sürekli hizmetli olarak bulunması ihtiyacı doğdu ve böylece esir ticareti osmanlı topraklarında da kendisine yer buldu.

birinci murad döneminden sonra ise daha da yaygınlaşan esir ticareti hususunda osmanlı imparatorluğu için mısır, bu ticaretin merkezi hâline gelmiştir. esirciler kethüdası, harem ağası, bostancıbaşı ve yeniçeri ağası tarafından yürütülen "devlet için alınacak esirler" mevzusunda bizi ilgilendiren kısım şu anda habeşistanlı kadın esirlerdir.

esirlerin müslüman olmaması şartı bulunduğundan bu kadınların neredeyse tamamı doğu afrika yerel inançlarına mensuplardır. zamanla gerek yaşlılıktan gerekse başka sebeplerden ötürü azledilen bu siyahî kadınlar üsküdar taraflarında bir mahalle oluşturmuşlar ve burada yaşamaya başlamışlardır. nitekim afrika yerel inançlarında büyücülük, tütsüleme, cin çıkarma gibi âyinler çok fazladır malûmunuz. bu kadınlar da ne yapsınlar? hem bu âyinlerinin ahâlî tarafından ilgi görüyor oluşu hem de maddî sıkıntı çekiyor olmaları sebebiyle mayangalar ocağı’nı kurmuşlardır.

yazının bu kısmında mayanga kelimesi hakkında bilgi vermek ve bir teori ortaya atmak istiyorum:

bu ocak çeşitli kaynaklarda anlatılsa da hiçbir yerde ismin etimolojisinden bahsedilmemektedir. ben ise araştırdığım zaman "mayanga" kelimesinin "gölde yaşayanlar" anlamına geldiğini öğrendim ve dünya üzerinde hâlâ var olan bu isimde bir topluluk bulunduğunu gördüm. lâkin işin ilginç kısmı bu kabilelerin orta amerika bölgesinde yaşıyor olmaları ve dillerinin bir kızılderili dili olarak kabul görüyor olması. afrika’daki kabileler ile orta amerika’daki kabileler arasındaki ilk iletişim ispanyol ve portekiz sömürgeciliği vasıtasıyla 16. yüzyılda gerçekleşiyor. benim teorim; nikaragua, kosta rika, honduras gibi yerlerde avrupalıların "mayanga" ismiyle karşılaşmaları üzerine bu tabirin afrikalı esirler için de kullanılmaya başlandığı yönündedir.

hatta daha da ileri ve gayet mantıklı bir teori de şöyle olabilir:

tüm kıtalardan getirilen binlerce esirin bulunduğu esir pazarlarında mayangalar ve afrikalı esirler birbirlerine karışmış belki de osmanlı imparatorluğu daha amerika kıtasına ayak basmamışken amerikalı esirler osmanlı topraklarına ayak basmışlardır.

evet, devam edelim.

mayangalar, payitaht’ın en ilgi çekici topluluklarından biri olunca gerek saray ahâlîsi gerekse istanbul sosyetesi tarafından sürekli olarak ziyaret edilir olmuşlardır. tütsülerin yandığı bir ortamda bize göre tuhaf gelen çeşitli danslar ve dualar eşliğinde bir cin çıkarma âyini izlediğimizi düşünelim. bu gayet ilgi çekicidir ki günümüzde bile sosyete cincileri gayet güzel paralar kazanmaktadırlar bu işlerden!

ayrıca işin sosyolojik kısmına da değinmek isterim.

mayangalar ocağı’nın gayr-i resmî olarak da olsa varlığını devam ettirip şeyhülislamdan ya da herhangi bir devlet kademesinden tepki görmemiş olması osmanlı sarayı’nda ve payitaht’ta kadınların ne derece söz sahibi olmaya başladıklarını da göstermektedir bize. zaten özellikle servet-i fünûn dönemi edebî eserlerinde de bunu fark ediyoruz.

evet, istanbul’da böyle garip bir topluluk da var olmuştur. belki de torunları yani afro-türkler, hâlâ daha yaşamaya devam ediyorlardır memleketemizde. sonuçta saltanat kaldırıldıktan sonra topkapı sarayı’ndaki siyahî harem hizmetlileri yine aynı yerde bu sefer "devlet memuru" olarak türkiye cumhuriyeti’ne hizmet etmeye devam etmişlerdir ve bugün o kişilerin torunları hâlâ daha istanbul’da yaşamaktadırlar.

mayangalar’a selam olsun…

DEVLET KURUMLARI DOSYASI : 33 SENELİK 2. ABDÜLHAMİD DEVRİNİN OSMANLI DEVLET ERKANI…??? BU EKİBE İYİ BAKIN…!!!


33 SENELİK 2. ABDÜLHAMİD DEVRİNİN OSMANLI DEVLET ERKANI…??? BU EKİBE İYİ BAKIN…!!!

Bu ekibi Ermenistan Kabinesi sanmayın

Sonra da devlet batınca; "vay efendim Türkçülük başlamış da devlet çökmüşmüş…"

Peki bu Ekonomik ve Siyasi iflas tablosunda Türkler nerede…?

Halife-i Müslümin 2. Abdülhamit’in nazırlarına (bakanlarına) ve bürokratlarına bakalım:

  • Hariciye Nazırları; Aleksandros Karateodori Paşa (1878-1879)
  • Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)
  • Hazine-i Hassa Nazırları: Agop Ohanes Kazazyan (1876-1891)
  • Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897)
  • Ohanes Sakız Efendi (1897-1908)
  • Maliye Nazırı: Agop Ohanes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885) (Aralık 1886 – Mart 1887) (1888-1891)
  • Nafia Nazırları: Ohanes Çamiç Efendi (1877-1878)
  • Aleksandr Karateodori Paşa (1878)
  • Sava Paşa (1878-1879)
  • Orman ve Maadin Nazırları; Mavrokordato Efendi (1908-1909)
  • Aristidi Paşa ( 1909)
  • Ticaret ve Ziraat Nazırları: Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)
  • Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)
  • Ayan Üyeleri(1876); Antopolos Efendi Aristarki Bey
  • Daviçon Karmona Efendi
  • Musurus Paşa
  • Serviçen Efendi
  • Stoyanoviç Efendi
  • Dr. De Kastro Bey
  • Mavroyeni Paşa Karatodri Paşa
  • Abraham Karakahya Paşa
  • Ayan Üyeleri(1908) Azaryan Efendi
  • Basarya Efendi
  • Bohor Efendi
  • Fethi Franko Bey
  • Gabriyel Noradonkyan Efendi
  • Mavrokordato Efendi
  • Mavroyeni Bey Oksanti Efendi
  • Yorgiyadis Efendi
  • Aram Efendi
  • Popoviç Temko Efendi
  • Babıali Hukuk Müşaviri Gabriel Efendi;

Abdülhamit zamanında sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansında Ermeniler için toprak talep etmiş Lozan Konferansına da Ermeniler adına katılmıştır…

Elçilere göz attığımızda;

Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina

Azaryan Efendi’nin Belgrad

E. Karatodri Efendi’nin Brüksel

Blak Bey’in Bükreş

Yanko Karaca Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey

K. Musurus Paşa Alfred Rüstem Paşa ve Antopulo Paşa’nın Londra

Naum Paşa’nın Paris S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma

Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya

A. Vogorides Paşa’nın Viyana

L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.

Konsolos ve kâtipliklerde de Türk unsurundan ziyade Ermeni ve bilhassa Rum memurlar kullanılmakta idi.

Valilik koltuklarının çoğunda da gayrimüslimler oturuyordu.

Mesela;

Şarkî Rumeli Valileri; Sava Paşa Aleko Vogorides Paşa Gavril Paşa Hristoiç Alexandre de Battenberg Ferdinand de Saxe-Cobourg et Gotha

Sisam Beyleri; Mişel Gregoriyadis Bey Aleksander Mavroyeni Bey Yanko Vitinos Bey Kostaki Karateodori Paşa Yorgi Yorgiadis Efendi Andrea Kopasis Efendi

Cebelilübnan Sancağı Mutasarrıfları; Vasa Paşa Naum Paşa Yusuf Franko Paşa

Maliyesini hariciyesini tarımını madenlerini ve de mülkiyesini gayrimüslimlere bırakmış devletin başında bir İslam Halifesi (!) vardır…

Türk dil Kurumuna bir ermeni dilbilgisi uzmaninı oda sadece Genel sekreter olarak atadı diye ki adam osmanlı memuru zaten 100 senedir Atatürk’e demediğini bırakmayanlara soralım insafinız varmı ?

ŞİMDİ ANLADINIMIZMI MAREŞAL GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKÜN KİMLERİN TEKERİNE ÇOMAK SOKTUĞUNU VE KENDİSİNE KİMLERİN VE NE MAKSATLA SALDIRDIKLARINI…?

Kaynak kitap: KUNERALP Sinan Son Dönem Osmanlı Erkan ve Ricali. Prosopografik Rehber İstanbul: İsis Yayınları 1999.

DİN & DİYANET DOSYASI : Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın göç hikayesi


Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın göç hikayesi

25 Nisan 2019

TCA, tarihçi Prof. Justin McCarthy ile Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın göç hikayesini, harita olarak yayımladı.

WASHINGTON – Turkish Coalition of America (TCA), tarihçi Prof. Justin McCarthy ile tarih kitaplarında pek yer verilmeyen Osmanlı topraklarındaki 5 milyon Müslümanın acı göç hikayesini, harita olarak yayımladı.

TCA, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılış döneminde yaşanan ama Batılı tarihçiler tarafından genellikle sadece Osmanlı’daki Hıristiyanlara odaklanılarak tek taraflı anlatılan göç konusunda madalyonun öteki yüzüne de dikkati çeken bir çalışmayı ortaya koydu.

Louisville Üniversitesi’nde tarih profesörü olan ve Osmanlı İmparatorluğu hakkında ayrıntılı demografik çalışmalarda bulunan Prof. McCarthy tarafından hazırlanan “Osmanlı İmparatorluğu’nda Zorunlu Göç ve Ölümler-Açıklamalı Harita”da, Osmanlı topraklarında, 1770-1923 yıllarında göç eden 5 milyon Müslüman tebanın yaşadığı göç gösteriliyor. Böylece, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılma sürecinin Ermeniler gibi sadece Hıristiyan nüfusu etkilemediğine, milyonlarca insanın acı ve zorluklar yaşadığına vurgu yapılıyor.

Ayrıca, Osmanlı topraklarında göçe zorlananların 5 milyonunun Müslüman, 1.9 milyonunun Hıristiyan olduğuna işaret eden harita, böylece savaş ve iç çatışmaların acılarını, düşünüldüğünün aksine, daha çok Müslümanların yaşadığını gözler önüne seriyor.

Hristiyanların 4 katı Müslüman öldü

Harita, 1864-1922 yıllarında yaşanan savaş ve iç çatışmalar sırasında hayatlarını kaybeden Müslümanların sayısının, Hıristiyanlarınkine oranla 4 katı fazla olduğunu da gösteriyor.

Harita, aynı zamanda, 1864-1922 yılları arasında, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanması sürecinde ölen 5 milyon Osmanlı Müslüman’a yönelik bir kayıt anlamına da geliyor.

Prof. McCarthy, konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, Osmanlı topraklarında yaşayan değişik kimliklere mensup tüm grupların acı çektiğini ifade etti. Ancak, Müslümanların, özellikle de Türklerin en büyük acılara maruz kalan kesim olduğuna dikkati çeken McCarthy, “Haritanın, tüm bu insanların felaketlerle dolu kaderlerini göz önüne sereceğini umuyorum” dedi.

“Nesilden nesile aktarılan düşmanlık”

TCA Başkanı Lincoln McCurdy de kurum olarak bu yayını desteklemiş olmaktan gurur duyduklarını belirtti.

Prof. McCarthy’ye, “tarihin sayfalarında neredeyse hiç yer almayan Müslüman Osmanlı halkları hakkında bıkmadan ve yılmadan yaptığı kapsamlı araştırmaları dolayısıyla” teşekkür eden McCurdy, şunları kaydetti:

“Çok az Türk aile vardır ki büyükannesi veya büyükbabası, Yunanistan, Bulgaristan, Makedonya, Kırım veya Kafkasya’dan gelmiş olmasın. Ya da Anadolu’da yaşanan savaslardan dolayı yaşadığı iç göçe dair acı bir hikayesi bulunmasın. Ancak, modern Türkiye’nin kurucuları, genç Cumhuriyetin, bir varoluş mücadelesinden çıkmış halkını, geçmiş yerine geleceğe bakmaya yönlendirmiş ve eski düşmanlarıyla barış felsefesini benimsemistir. Ne yazık ki, başka toplumlar, yaşadıkları trajedileri Türklere karşı nesilden nesile aktarılan düşmanlığa dönüştürdü.

Bu harita çalışması, Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılışı sürecinde Müslüman halkların kayıplarını göz ardı ya da inkar eden, geçmiş çağların ırkçı ve bağnaz yaklaşımlarının izlerini taşıyan zihniyete bilimsel bir cevaptır.”

McCurdy, TCA olarak, bu ve benzeri bilimsel çalışmalarla, halklar arasında doğru tarihsel söylemlere, karşılıklı acıları ve yasları paylaşmaya dayalı bir uzlaşma zemininin oluşturulmasına ve gelecek nesiller için daha barışçıl bir ortam yaratılmasına katkıda bulunmayı amaçladıklarını kaydetti. (11 Ocak 2011)

E-KİTAP : Osmanlı’dan Günümüze Değişmeyen Maceramız /// YAZAR : Mehmet Emin MAKSUDOĞLU


Osmanlı’dan Günümüze Değişme Maceramız

Dosya Boyutu : 5.66 MB

Yazar : Mehmet Emin MAKSUDOĞLU

Tarih : 11 Ocak 2020

İndir : 24 x

Mehmet Emin MAKSUDOĞLU

ISBN:-978‐605‐68183‐5‐6-

KIRMIZILAR YAYINCILIK® Sanayi ve Ticaret A.Ş

Özellikler

Yayını Numarası:-6- e ‐ Yayın Numarası:-1- Fikir Eserleri :-2-

Yayın Tarihi: Ağustos 2019

ISBN:-978‐605‐68183‐5‐6-

KIRMIZILAR YAYINCILIK® Sanayi ve Ticaret A.Ş

T.C. KÜLTÜR ve TURİZM BAKANLIĞI SERTİFİKA NUMARASI : 40243

Yayın Editörülüğü: Kırmızılar Yayıncılık

Kapak ve Sayfa Tasarım: Kırmızılar Yayıncılık

E-KİTABI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.

TARİH /// Burak GÖRE : İçki İçen Osmanlı Padişahları


ÖZEL BÜRO NOTU : ŞU ANA KADAR TARİH KONUSUNDA ÇOK PAYLAŞIM YAPTIK. BU PAYLAŞIMI DA 2 NEDENDEN ÖTÜRÜ YAPIYORUZ. BİRİNCİ NEDENİ TARİHİMİZE IŞIK TUTUYOR OLMASI, İKİNCİ NEDENİ İSE BAZI OSMANLI HAYRANLARI VE AYNI ZAMANDA ATATÜRK DÜŞMANI ŞAHISLARIN HER FIRSATTA OSMANLIYI GÖKLERE ÇIKARIYOR, ATATÜRK’Ü DE RAKI İÇTİĞİ İÇİN DİNSİZ, GAVUR, KAFİR GİBİ SIFATLARLA YAFTALIYOR OLMASI. BU PAYLAŞIMI OKURLARSA O ÇOK BEĞENDİKLERİ PADİŞAHLARIN DA ZAMANINDA ÇOK KADEH DEVİRDİĞİNİ GÖRÜRLER DİYE UMUYORUZ. ASLINDA İÇKİ İÇMEK TE MESELE DEĞİL. ADABI İLE İÇEN, ÇEVRESİNE AİLESİNE ZARAR VERMEDEN SOFRADAN KALKAN BİRİNE HİÇ KİMSE BİR ŞEY DEMEZ. ATATÜRK DE ÖYLE İÇERDİ. NEREDE BIRAKACAĞINI DA ÇOK İYİ BİLİRDİ. BU KADAR YIL İÇMESİNE RAĞMEN SARHOŞ GÖRÜLDÜĞÜ OLMADI, BİR TERBİYESİZLİĞİ OLMADI. AĞZI İLE İÇER ADABINDA BIRAKIRDI. DEMEK Kİ NEYMİŞ. İÇKİ İÇMEK KİMSEYİ TU KAKA YAPMAZ. HERKESİN KİŞİSEL TERCİHİDİR. O İÇKİ İÇEN PADİŞAHLAR NE KADAR KAFİRSE ATATÜRK TE O KADAR KAFİRDİR. EĞER İLLAKİ BÖYLE BAKILMAK İSTENİYORSA TABİ.

Burak GÖRE : İçki İçen Osmanlı Padişahları

Öncelikle niye bu konuyu seçtim, çünkü Atatürk dönemi gibi Osmanlı dönemiyle de alakalı bilmediğimiz veyahut yanlış bildiğimiz bir sürü konu var.

Örneğin bu tarz konularda insanlarımız genelde okumayıp dizilerden veya şarlatanlardan tarihini öğrendiği için osmanlı padişahlarını insani şeylerin dışında görmeye çalışıp adeta onlar içki içmez evliya gibidirler noktasına geliyor.

Mesela II. Abdülhamit Han için yere gusülsüz basmazdı gibi saçma sapan bir iddia var ama insanların inanıyor ve sosyal medya mecralarında dolaşıma sokuyorlar.

Şimdi bu yazım için muhtemelen bir sürü küfür ve hakaret işiteceğim ve hakaret edecekler muhtemelen yazıyı da okumayacaklar yazının en altına gelip yazıyı kim yazmış diye bakıp sövecekler ama bu konuda bir makale yazmam gerektiğini düşünüyordum ve şimdi yazıyorum.

Gerçekten osmanlı padişahları içki içmiş midir ?

El cevap evet bu konuda ki kaynağım osmanlı hanedanının son halifesi Abülmecid’tir.

Peki bu yazıma kaynak olarak aldığım abdülmecid efendiyi kısaca tanıtacak olursak;

Abdülmecid 1868 yılında İstanbul’da doğmuştur. Şehzadelik dönemini Sultan Abdülhamit döneminde geçirmiş ve o dönem şehzadelerin sancakta değil sarayda eğitim alması yönündeki kanun nedeniyle sarayda eğitim almış resim alanında başarılı olmuş Sultan Vahdettin dönemine veliaht ilan edilmiş ama saltanatın kaldırılışıyla meclis tarafından halife seçilmiş Osmanlı’nın son halifesidir.

Ne diyor peki son halife abdülmecid risalesinde bu konuyla alakalı diye bakacak olursak;

‘’Osmanlı Devleti’nin çöküşüne sebep olan dertlerin başında, içki gelir. İçki, dinen de yasaklanmıştır haramdır. Halife çocuğu olan şehzadeler bunu asla unutamazlar ve unuttukları taktirde hem ilahi emirlere karşı gelmiş, hem de millete ve Osmanlı Hanedanı’na verilmiş olan hilafet ile saltanata ihanet etmiş olurlar. İçki içenlerin hilafette ve saltanatta hiçbir hakları yoktur.’’ [1] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

Şimdi sırayla içki içen padişahları yazmaya ve onların hayatıyla alakalı kısa bilgiler vermeye başlayayım – yazımın ana unsurunu oluşturan konuya geçeyim – .

II. BAYEZİD

Fatih Sultan Mehmet’in oğlu. Fatih’ten sonra tahta geçmiştir. Fatih bilime ve bilgiye çok meraklı olduğu için oğlunu da iyi yetiştirmiştir dönemin en iyi hocalarından ders aldırmıştır. Bunun sonucunda Bayezıd bir çok dile hakim olmuş ve çok iyi şiirler yazmıştır. Babası gibi kudretli bir padişah değildi zira tahtı oğluna bırakmak zorunda kaldı. Halk arasında sofu olarak ta bilinirdi. Lakin Abdülmecid’in yazdıkları bize gösterdi ki gerçek tam olarak öyle değil.

Abdülmecid ‘’ Fatih Sultan Mehmet Han Hazretleri’nin oğlu olan İkinci Beyazid, pederinin heybetine ve büyüklüğüne sahip olmaktan mahrumdu. Ne babasından kendisine kalan büyük devleti idare edebildi, ne de İslam aleminin çöküşüne, mesela o zaman İspanya’da yıkılan Emevi Devleti’nin felaketine ve Avrupalıların Müslümanları işkencelerle katletmelerine çare bulup ses çıkartabildi. En nihayet millete karşı vazifelerini yerine getirememesi ve içkiye olan düşkünlüğü yüzünden devletin geleceğinin büyük bir felaket ile karşı karşıya bulunduğunu gören oğlu Yavuz Sultan Selim’in şiddetli müdahalesiyle ezilip bertaraf oldu. Felaketinin başlıca sebebi, içmesiydi.’’ [2] ( Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

II. SELİM

Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu. Kanuni ölmeden verdiği kararla büyük oğlu Mustafa ve Beyazıd’ı idam ettirip tahta tek namzet olarak onu bırakmıştır. Buna rağmen iyi eğitim almış bir şehzade olarak yetişmiştir. Halk arasında özellikle -Muhteşem Yüzyıl dizisiyle – ayyaş selim olarak bilinirdi. Onun dönemi için Sokullu Mehmet Paşa döneminin başlangıcı da diyebiliriz. Birçok yer fetih edilmiştir lakin Osmanlı donanması onun döneminde yakılmıştır. İki büyük projeyi hayata geçirmesi için Sokullu’ya çok destek olmuştur ve iyi bir şairdir.

Abdülmecid, ‘’ Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük bir padişahın yegane hatası, akıl evladı Şehzade Mustafa’yı feda ederek devletin idaresini İkinci Selim gibi sefih bir serhoşa bırakmasıydı ki bu işte yükselmenin sona ermesi böyle başlar. O zamana kadar mağlubiyet bilmeyen Osmanlılar’ın Haçlı donanmasına yenilmeleri üzerine bütün Avrupa’da ilk şenliklerin yapılması, İkinci Selim zamanındadır. İkinci Selim, Kıbrıs şarabı ile serhoş olan ve hiçbir işe yaramayan başını eski sarayda hamam mermerlerine çarparak parçalamış ve bu suretle layık olduğu manevi cezayı görerek vücudunu dünyadan kaldırmıştı. Artık bundan sonra sefahat, işret, şehvet ve israf devri başlamış; felaket yollarına doğru büyük adımlar atılmıştı. Uğranan her çeşit bela fedakar millete yüklenmiş, refah ve saadet uzaklaşmış ve arada bir yüzünü göstermiş ise de, akşam güneşi gibi hemen batıp gitmiştir.’’ [3] ( Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013 )

IV. MURAD

Babası I. Ahmettir. Abisi Genç Osman tahta geçtikten sonra yapmak istedikleri icraatler yüzünden öldürülünce çok sert mizaçlı bir şehzade olarak yetiştirmiştir kendini. Yine abisi ölünce çok küçük yaşta tahta o geçmiştir özellikle o dönemler Kösem Sultan devri olarak bilinir lakin büyüdükçe iktidarı eline alan ve iktidarına kimsenin gölgesini düşürmeyen IV. Murad döneminin en büyük mareşali olmuştur. Hem Anadolu’daki isyanları bastırmıştır hem de Bağdat’ı fethi etmiştir. Bağdat – Bağdat’ın fethi tabi bu durumdan çok daha ayrı ve önemlidir – ve diğer seferleri özellikle Padişah’ın askerin başında tekrar sefere çıkması açısından önemlidir. – Özellikle güç ve yasaklar dönemi olarak niteleyebiliriz onun dönemini- .

Abdülmecid, ‘’ Hakikaten en büyük padişahlarımız arasında sayılmak yeteneğine sahipti ve mertliği ile Osmanlılar’ı hayrette bırakmıştı. Fazilet sahibi idi, eski pehlivanların kaldıramadıkları demirlere ve gürzlere başka halkalar ilave ettirir ve bunları kaldırarak hünerini icra ederdi. Bağdat ve İran seferlerine çıkan iktidar sahibi bu padişah, geleceğin en büyük hükümdarı olmaya namzetken içtiği rakının kurbanı olmuş; devletin talihini ve geleceğini İbrahim gibi akıl noksanı ve anlayıştan mahrum bir şahsa terk ederek dünyadan çekilmişti. [4] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

II. MAHMUD

Babası I. Abdülhamittir. Osmanlı’nın düştüğü durumlardan kurtulmaya çalıştığı ilk dönem diyebiliriz. Osmanlı’nın en yenilikçi padişahıdır kendisi. Kendisinden sonra gelenler devleti eski gücüne döndürebilmek için eskiye yönelmiştir ama o tam tersini yapıp yeniye ve yeniliğe yönelmiştir. Şapkadan kılık kıyafete resimlere kadar birçok şeyi değiştirmiştir. Yeni bir ordu yaratmaya çalışmış ama başarılı olamamıştır. Kendisinin döneminde çok sayıda isyan olmuştur tarihçilerin genel olarak tenkit ettikleri tek nokta Ruslar bu kadar üzerine gelirken kendisine isyan eden Kavalalı Mehmed Ali Paşa’yı yanına çekememesidir.

Abdülmecid, ’’ İkinci Mahmud dönemi tarihimizin incelemeye en fazla layık devirlerinden biri. Osmanlı devletini geçmişten alıp parlak bir şekilde geleceğe nakleden azimli bir padişah idi. Genç yaşında üzerine aldığı vazifeler o kadar önemli ve o kadar da zor idi ki , geçmişten gelen dertlerin altında eziliyordu. Böyle zor bir zamanda üstlendiği görevi yerine getirebilmesi için gereken azmin, ilmin ve irfanın yanında büyük bir cesarete de sahipti. Bu sayede bazı hatalarına rağmen devletin yeniden ayağa kaldırılması için yerine getirmeye muvaffak oldu ama ne çare ki eserini henüz tamamlayamadan henüz genç sayılabilecek bir yaşta vefat etti. Sultan mahmud’un yaptığı işleri yarım bırakmasının sebebi ne idi? İşte araştırdığımız mesele budur. Başlattığı inkılap, kuvvetten düşmüş olan devleti her türlü zorlukla karşı karşıya bırakmıştı. İç sıkıntılar, Rusya meselesi, devletin bir vilayeti olan Mısır’ın Mehmed Ali Paşa vasıtası ile bağımsızlığını kazanıp muazzam ve şevket sahibi Osmanlılar’ı mağlup etmesi, İkinci Mahmud Hazretlerini sıkıntıya sokmaya kafi idi. Mısır’da kendisine karşı isyan eden mehmed ali paşa’ya ‘’ Aradığım adam sen imişsin , gel burada benimle çalış, Osmanlı’yı ihya edelim’’ diyeceği yerde paşa’yı gıyabında idama mahkum etmekle başına büyük dert açmış, bu gibi dertler az imiş gibi çelik gibi vücudunu tahrip etmek için de bir de içkiye müptela olmuş, 55 yaşında tam tecrübeye sahip olmuş ve iş görüp eserini tamamlayacağı sırada üzüntüler içine gözlerini kapatmış idi. Son sözü ‘’Ah kahpe İngiliz, en nihayet eserimi tamamlayamadan benim de canıma kıydın’’ olmuştu.’’ [5] [Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

  1. ABDÜLMECİD

Babası II.Mahmud’tur. Kendisi çok iyi eğitim almış bir Sultandır. Tanzimat Fermanı olarakta bilinen Gülhane Hattu Hümayunu onun devrinde okundu. Gayrimüslimlere daha fazla haklar tanındı. Savaş ve başarı anlamında çok iyi bir dönem geçirdi. Babasını zorlayan Rusları bozguna uğrattı.

Abdülmecid, ‘’Saltanata, devletin en buhranlı zamanında gelmişti. Pederinin kendisine bıraktığı mühim ama tamamlanmamış vazifeyi üzerine alarak aynı siyaseti büyük bir iktidarla devam ettirdi. Tanzimat’ı cihana ilan ederek bütün devletlerin itimadını kazandı. Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa devletleri arasına kattı, Kırım savaşını da kazandı ve memleketine büyük hizmetler etti. Ama binlerce defa yazıklar olsun ki, babasından devraldığı işleri bitirebilmek için daha pek çok çalışması lazım iken o da içkiye müptela oldu ve bu yüzden vefat etti. [6] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

V. MURAD, II. ABDÜLHAMİT, I. REŞAD , VAHDETTİN

Bu 4 padişah içinse Abdülmecid, ‘’Bunların hepsi ard arda tahta geçerek Avusturya sınırından Basra Körfezine uzanan koskoca bir devletin çöküşünün sebebi oldular. Ben, bu dört hükümdarı, tarihin vereceği en şiddetli hükme bırakmak istiyorum. ‘’ [7] (Akt; Bardakçı, Osmanlıyı dedelerimin içkisi yıktı, 2013)

Burada Bardakçı yer vermiyor ama II.Abdülhamit’in ve Vahdettin’in İçki kullandıklarını biliyoruz yine bu kaynak bardakçı’nın yaptığı bir televizyon programıdır. Ertuğrul Osmanoğlu Abdülhamit için ‘’İçki yani, içkici değildi, akşamcı değildi arada sırada bir rom içerdi, babama söylerdi Kuran’a bak orada bahsi geçen şarap diyor şekerli sudan hiçbir bahis geçmiyor derdi.’’[8]

Yine Bardakçı’nın yaptığı bir diğer programda Orhan OSMANOĞLU’nun ona anlattığını şu şekilde aktarmış ‘’ Biz çocukluğumuzda işimiz gücümüz yoktu doğru düzgün tahsilimiz de yoktu Enver Paşa bizim bu halimizi gördü ve bir şehzade mektebi kurdu 7 – 14 yaşları arasındaki şehzadeleri oraya gönderdi bize öğretilen burada üç dedenize benzemeyindi ; 4. Murad, Yavuz Selim , 2. Murad dediniz.’’ demişti ama kayıt edilmeyi çok sevmezdi kayıt altına alamadım.[9]

Makalemde kullandığım kaynaklardan da anlayacağınız üzere – tetkikte yapabilirsiniz- ismi geçen osmanlı padişahları içki içerdi bahsedildiği gibi onlar evliya değildi. Fatihle alakalıda İlber ORTAYLI’nın ve birçok tarihçinin şehzadeyken içerdi iddiası var ama ben net olarak bilmediğim için o konuya hiç girmedim.

KAYNAKÇA

İlber ORTAYLI, (2016), ‘’PADİŞAHLARIN BİR GÜNÜ’’, KAFA DERGİSİ

İnternet Kaynakları;

Murat BARDAKÇI, (2013), (1-7), ‘’OSMANLIYI DEDELERİMİN İÇKİSİ YIKTI’’, https://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/841641-osmanliyi-dedelerimin-ickisi-yikti,

Ertuğrul OSMANOĞLU, (8), ‘’ABDÜLHAMİT ROM İÇERDİ’’ https://www.youtube.com/watch?v=-qrHw1M1gKA

Orhan OSMANOĞLU, (9), ‘’ÜÇ DEDENİZE BENZEMEYİN’’ https://www.youtube.com/watch?v=DqHOD8ttCRE

Burak GÖRE

TARİH /// Mehmet KORKMAZ : Denizin Saraylıları : Bahriye’de Osmanlı Şehzadeleri


Mehmet KORKMAZ : Denizin Saraylıları : Bahriye’de Osmanlı Şehzadeleri

1839’da Tanzimat Fermanı’nın ilanından sonra devlet idaresinde başlayan köklü değişim süreci Osmanlı hanedan üyelerini de etkiledi. Şehzadeler, hususi hocalardan dersler almakla birlikte devlet okullarına da gitmeye başladılar. Hatta Avrupa’daki hanedan mensupları gibi zamanla çeşitli görevler üstlendiler. Böylelikle devlet protokolünde yer alan şehzadeler kamuoyunda tanınan kimseler hâline geldiler. Bu tanınmada bahriyenin de önemli katkısı oldu. Nitekim Tanzimat’tan itibaren ve bilhassa 1908’de II. Meşrutiyet’in ilanından sonraki dönemde orduda fahrî veya muvazzaf olarak görevlendirilen şehzadelerden bahriyeye kaydedilenler dikkati çekmektedir. Bu makalenin esas konusunu çok bilinmeyen bir husus olan bahriyeli şehzadeler teşkil etmektedir. İlk eğitimlerini sarayda özel hocalar vasıtasıyla alan şehzadelerden bazıları kendi tercihleriyle veya hanedanın kararıyla Harbiye Mektebi ile Bahriye Mektebi’ni tercih ettiler. Bu çalışmada Bahriye Mektebi’ne giren veya padişahın emriyle çocukluk çağında fahrî rütbe verilerek bahriyeye kaydedilen şehzadelerin hayat hikâyeleri ve faaliyetleri arşiv belgeleriyle ortaya konulacaktır. Böylelikle son dönem Osmanlı şehzadelerinden bazılarının toplumsal hayattaki rolleri üzerinde durulacaktır.

DOKUMANI BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ.